Etiket: mersin cemevi

  • Mersin Cemevi’nde aşure lokması paylaşıldı-VİDEO

    Mersin Cemevi’nde aşure lokması paylaşıldı-VİDEO

    PİRHA- Yası Kerbela Orucu’nun tamamlanmasının ardından Mersin Cemevi’nde düzenlenen aşure lokması binlerce yurttaşı aynı sofrada buluşturdu.

    Mersin Cemevi’nde binlerce yurttaşın katılımıyla aşure lokması paylaşıldı. Etkinlik İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin Dede’nin okuduğu gülbenkle başladı. Zakir Rıza Aydın’ın seslendirdiği deyişler eşliğinde semah dönüldü.

    “AŞURE LOKMALARI BARIŞA VE KARDEŞLİĞE VESİLE OLSUN”

    Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, konuşmasında Muharrem ayının ve aşure geleneğinin taşıdığı anlamı anlattı.

    Muharrem ayının, bütün peygamberlerin dara düştükten sonra kurtuluşa eriştiğine inanılan kutsal bir zaman dilimi olduğunu belirten Kılavuz, Anadolu Alevileri için ise Muharrem denildiğinde akla öncelikle Kerbela ve Hz. Hüseyin’in geldiğini ifade etti.

    Kerbela’nın yalnızca tarihsel bir olay olmadığını söyleyen Kılavuz, şöyle konuştu:

    “Kerbela, siyaset ve iktidar hırsının insanlığı nasıl felakete sürüklediğinin en acı örneklerinden biridir. Hz. Hüseyin, masumiyetin ve mazlumiyetin; Yezid ise zulmün ve zalimliğin simgesi olmuştur. Kerbela, iyi ile kötünün, hak ile haksızlığın, karanlık ile aydınlığın mücadelesidir. Aynı zamanda insan olmanın vicdanıdır.”

    “KERBELA GÜNÜMÜZDE DE YAŞANIYOR”

    Kılavuz, zulmün yalnızca geçmişte kalmadığını belirterek, bugün de dünyanın birçok yerinde benzer acıların yaşandığını söyledi.

    Gazze’de yaşanan insanlık dramına dikkat çeken Kılavuz, on binlerce masum insanın savaşın ve şiddetin mağduru olduğunu ifade ederek, yaşanan zulmü kınadı.

    Komşu Suriye’de Alevilere ve diğer sivil halklara yönelik saldırılara da değinen Kılavuz, inanç ve kimlik üzerinden yürütülen şiddetin kabul edilemeyeceğini belirterek, tüm insanlığı bu zulümlere karşı ortak vicdan oluşturmaya çağırdı.

    “Kerbela yalnızca 1345 yıl önce yaşanmış bir olay değildir. Bugün de dünyanın farklı coğrafyalarında yeni Kerbelalar yaşanmaktadır. Zulmün karşısında durmak, insanlık görevimizdir.” dedi.

    ALEVİLERİN TALEPLERİ DİLE GETİRİLDİ

    Konuşmasında Alevi toplumunun uzun yıllardır dile getirdiği talepleri de paylaşan Kılavuz, cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması gerektiğini ifade etti.

    “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde cemevlerinin ibadethane statüsü yasal güvence altına alınmalıdır. Devlet, milyonlarca Alevi yurttaşın inancını ve taleplerini görmeli, eşit yurttaşlık ilkesi hayata geçirilmelidir.”

    Sivas Madımak Katliamı’nın yaşandığı binanın bir utanç müzesine dönüştürülmesi gerektiğini de vurgulayan Kılavuz, toplumsal barışın ancak geçmişle yüzleşerek güçleneceğini belirtti.

    Konuşmasının sonunda birlik, barış ve kardeşlik mesajı veren Kılavuz, şu temennilerle sözlerini tamamladı:

    “Ülkemizde sevginin, hoşgörünün ve kardeşliğin egemen olmasını diliyorum. Muharrem oruçlarımız ve paylaştığımız aşure lokmaları; barışa, birliğe, dayanışmaya ve gönüllerin buluşmasına vesile olsun. Aşure lokmalarımız tüm canlara helal, kabul ve hak katında makbul olsun.”

    “AŞURE, BİRLİKTE YAŞAMANIN EN GÜZEL SİMGESİDİR”

    Etkinlikte konuşan Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, aşurenin yalnızca bir lokma paylaşımı olmadığını belirterek şunları söyledi:

    “Bugün burada yalnızca bir geleneği değil; birlikte yaşamanın, birlikte mücadele etmenin ve ortak geleceği paylaşmanın anlamını da yaşatıyoruz. Aşure, farklı tatların bir araya gelerek tek bir lezzete dönüşmesidir. Bu yönüyle, farklı inançların, kimliklerin ve yaşam biçimlerinin bir arada yaşadığı Mersin’in en güzel simgesidir.”

    Muharrem ayının yas ve matem ayı olduğuna dikkat çeken Seçer, Kerbela’nın insanlık tarihinin en büyük adalet sınavlarından biri olduğunu ifade ederek, Hz. Hüseyin ve yol arkadaşlarının zulme karşı sergilediği duruşun tüm insanlık için ortak bir vicdan mirası olduğunu vurguladı.

    “Kerbela’yı anmak yalnızca matem tutmak değildir. Aynı zamanda adaletsizliğe karşı çıkmak, haksızlığın karşısında susmamaktır. Bu anlayış, Hacı Bektaş Veli’nin öğretileriyle, Pir Sultan Abdal’ın dizeleriyle yüzyıllardır halkın vicdanında yaşamaktadır. Biz de bugün adaletten, eşitlikten ve hakkaniyetten yana durmaya devam ediyoruz” dedi.

    Sanatçı  Hüseyin Korkankorkmaz deyiş seslendirdi.

    PİRHA/MERSİN

  • Mersin Cemevi’nde Muharrem Muhabbetinde ‘Dört Kapı Kırk Makam’ anlatıldı-VİDEO

    Mersin Cemevi’nde Muharrem Muhabbetinde ‘Dört Kapı Kırk Makam’ anlatıldı-VİDEO

    PİRHA- Yası Kerbela Orucu nedeniyle Mersin Cemevi’nde bir araya gelen yurttaşlar oruçlarını açtı. Muharrem sohbetinde ‘Alevilikte Dört Kapı Kırk Makam’ anlatıldı. 

    Alevi toplumu Yası Kerbela Orucu tutmaya devam ediyor. Mersin Cemevi’nde bir araya gelen yurttaşlar oruçlarını açtı. Zakir Göksel Köse, deyiş ve nefesler okurken, semah dönüldü.

    Mersin Cemevi İnanç Kurulu Üyesi Mehmet Ali Akpınar, Muharrem sohbetinde ‘Alevilikte Dört Kapı Kırk Makam’ anlattı.

    ‘Dört Kapı Kırk Makam’ın insanın kendisini tanıma, nefsini terbiye etme, gönlünü temizleme, topluma faydalı olma ve en sonunda İnsan-ı Kâmil olma yolculuğu olduğunu vurgulayan Akpınar, “Yani olgun insan. Edepli insan. Adaletli insan. Merhametli insan. Kibirden uzak insan. Gönül kırmayan insan. Kendisi için istediğini başkası için de isteyen insan” dedi.

    Dört kapının, Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat Kapısı olduğunu dile getiren Akpınar, “Her kapının on makamı vardır. Dört kapı, kırk makam eder. Bu kırk makam insanın hamlıktan olgunluğa, benlikten birliğe, nefsinden Hakk’a doğru yürüyüşüdür” diye konuştu.

    “ADALET İÇİN, İNSANLIK ONURU İÇİN, HAKİKAT İÇİN AYAĞA KALKTI”

    “Alevi inancında yalnız insan değil, bütün varlık candır” diyen Akpınar, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ağaç candır. Su candır. Toprak candır. Hayvan candır. Doğa bize emanet edilmiştir. Bugün çevreyi kirletmek, suyu israf etmek, ağacı kesmek, hayvana eziyet etmek yalnızca çevre sorunu değildir. Bu aynı zamanda Yol sorunudur. Çünkü Hak, yarattığı her varlıkta tecelli eder.

    Tarikat, yol demektir. Yola girmek demektir. İkrar vermek demektir. Sadece bilmek yetmez. Bildiklerini hayatına geçirmek gerekir. Bir insan dürüstlükten söz edebilir. Ama zor durumda kaldığında yalan söylüyorsa henüz yolu içselleştirmemiştir. Bir insan adaletten söz edebilir. Ama menfaati bozulunca adaleti unutuyorsa henüz yolun tadını almamıştır. Tarikat Kapısı insanın kendi nefsini terbiye ettiği kapıdır.

    Yalnızca “ben kimseye karışmam” demek yetmez. Haksızlık karşısında susmamak gerekir. Mazlumun yanında durmak gerekir. Komşusu açken tok yatmamak gerekir. Bir can dara düştüğünde elinden tutmak gerekir. Hz. Hüseyin’in yolu budur. Hüseyin yalnızca kendi canı için değil, adalet için, insanlık onuru için, hakikat için ayağa kalktı.

    Marifet Kapısı insanın kendisini tanıma kapısıdır. Şeriat Kapısı’nda insan doğruyu öğrenir. Tarikat Kapısı’nda doğruyu yaşamaya başlar. Marifet Kapısı’nda ise kendini bilir. Kendini bilen insan haddini bilir. Haddini bilen insan kimseyi hor görmez. Marifet çok konuşmak değildir. Marifet çok bilmiş görünmek değildir. Marifet başkasına ders vermek değildir. Marifet insanın kendi eksikliğini görebilmesidir.

    Hakikat Kapısı yolun zirvesidir. Bu kapı sözün bittiği, hâlin konuştuğu kapıdır. Hakikat Kapısı’na ulaşan insan artık yalnız kendisini düşünmez. Yalnız ailesini, yalnız kendi toplumunu, yalnız kendi inancını düşünmez. Bütün insanlığı düşünür. Bütün canlıları düşünür. Bütün varlığı Hakk’ın emaneti olarak görür. Hakikat Kapısı’nda insan ayrımı aşar. Benlikten birliğe geçer. Kibirden tevazuya geçer. Dıştan içe geçer. Görüntüden öze geçer.

    Hakk’a ulaşmak, İnsan-ı Kâmil mertebesidir. Bu ulaşmak mekânsal bir varış değildir. İnsan ölmeden önce ölür. Benliğini öldürür. Kibrini öldürür. Hırsını öldürür. Kinini öldürür. Nefsini terbiye eder. Ve gönlünde Hakk’a yer açar. Hakikat Kapısı bize şunu öğretir: Hak uzaklarda değildir. Hak, adalette görünür. Hak, merhamette görünür. Hak, rızalıkta görünür. Hak, kırılmayan gönülde görünür.”

    Konuşmanın ardından çerağlar sırlandı.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Mersin Cemevi’nde Muharrem orucu açıldı, okullardaki asimilasyona dikkat çekildi-VİDEO

    Mersin Cemevi’nde Muharrem orucu açıldı, okullardaki asimilasyona dikkat çekildi-VİDEO

    PİRHA- Yası Kerbela Orucu nedeniyle Mersin Cemevi’nde bir araya gelen yurttaşlar, İnanç Kurulu Üyesi Gökhan Ataç Dede’nin okuduğu gülbenkle oruçlarını açtı. Muhabbet programında konuşan Haydar Karlı, dijital çağda öğrencilerin yaşadığı sorunlara ve okullarda Alevi çocuklarına uygulanan asimilasyon politikalarına değindi.

    Alevi toplumu Yası Kerbela Orucu tutmaya devam ediyor. Mersin Cemevi’nde bir araya gelen yurttaşlarlar, İnanç Kurulu Üyesi Gökhan Ataç Dede’nin okuduğu gülbenkle oruçlarını açtı. Rıza Aydın’ın deyişleri eşliğinde semah dönüldü.

    Daha sonra düzenlenen muhabbet programında Mersin Cemevi İnanç Kurulu Üyesi Haydar Karlı konuşma yaptı. Dijital çağda öğrencilerin yaşadığı sorunları örnekler vererek açıklayan Karlı, ekran bağımlılığının azaltılması için aile içindeki iletişimin arttılması gerektiğinin altını çizdi.

    Alevi öğrencilerin okullara ÇEDES, zorunlu din dersi gibi çeşitli program ve uygulamalarla asimile edilmeye çalışıldığını belirterek, velilerin bu tür projelere karşı duyarlı olmasını ve itirazlarını sürdürmesini istedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü üzerinden Alevilere yönelik 12 modül hazırladığına dikkat çeken Karlı, “Bu modülleri kim hazırladı? Alevi kurumlarının içinde olmadığı bir çalışmanın yapılması doğru değil. Bizler asimilasyon politikalarına karşı duyarlı olmalıyız” dedi.

    Konuşmanın ardından çerağlar sırlandı.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Mersin Cemevi’nde ‘Aleviliğin kentleşmesi’ konuşuldu-VİDEO

    Mersin Cemevi’nde ‘Aleviliğin kentleşmesi’ konuşuldu-VİDEO

    PİRHA- Yası Kerbela Orucu’nun açılmasının ardından yapılan sohbette “Kentleşme Sürecinin Alevi İnancı Üzerindeki Olumlu ve Olumsuz Yönleri” konuşuldu. 

    Yası Kerbela Orucu tutulmaya devam ediyor. Mersin Cemevi’nde bir araya gelen yurttaşlar oruç açtı. Rıza Aydın nefes ve deyişler okunup, semah dönüldü. Mersin Cemevi İnanç Kurulu Üyesi Baba Mansur Ocağı’ndan Hasan Kılıç, “Kentleşme Sürecinin Alevi İnancı Üzerindeki Olumlu ve Olumsuz Yönleri” başlıklı konuşma yaptı.

    Kır inancı olan Aleviliğin göçlerle birlikte kentlere taşındığını belirterek, “Kentlere yerleşen Alevilerin Sünni inancının dayatmalarına maruz kaldığını, bir çok yurttaşın Aleviliğini sakladı” dedi.

    Konuşmanın ardından çerağlar sırlanıp, sohbet sona erdi.

    PİRHA/MERSİN

  • Mersin Cemevi’nde Muharrem orucu açıldı: Ahilikten Anadolu Aleviliğine tarihsel yolculuk-VİDEO

    Mersin Cemevi’nde Muharrem orucu açıldı: Ahilikten Anadolu Aleviliğine tarihsel yolculuk-VİDEO

    PİRHA- Muharrem Orucu’nun üçüncü gününde Mersin Cemevi’nde bir araya gelen canlar, İnanç Kurulu Üyesi M. Ali Akpınar Dede’nin okuduğu gülbenkle oruçlarını açtı. Muhabbet programında konuşan Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz ise Ahilik geleneği ile Anadolu Aleviliğinin tarihsel gelişimine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Muharrem Orucu’nun üçüncü gününde Mersin Cemevi’nde bir araya gelen canlar, İnanç Kurulu Üyesi M. Ali Akpınar Dede’nin okuduğu gülbenkle oruçlarını açtı.

    Ayhan Danyeli’nin seslendirdiği deyişlerin ardından Rıza Aydın’ın deyişleri eşliğinde semah dönüldü. Daha sonra düzenlenen muhabbet programında Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz konuşma yaptı.

    “AHİLİK AHLAK, ADALET VE RIZALIK ÜZERİNE KURULDU”

    Ahilik geleneğinin temelinde ahlak, adalet, rızalık, birlik ve doğruluk ilkelerinin bulunduğunu belirten Kılavuz, Ahi Evran döneminde şekillenen bu anlayışın kısa sürede Anadolu’nun dört bir yanına yayıldığını söyledi.

    Yalanın ve hilenin reddedildiği, üretimin ve paylaşımın esas alındığı Ahilik anlayışının yaklaşık kırk yıl içerisinde önemli bir toplumsal örgütlenmeye dönüştüğünü ifade eden Kılavuz aynı dönemde Anadolu Selçuklu Devleti’nin Moğol saldırıları nedeniyle büyük bir yıkımla karşı karşıya kaldığını dile getirdi.

    “MOĞOL ZULMÜNE KARŞI AHİLER DİRENDİ”

    Ahi dervişlerinin Moğol saldırılarından doğrudan etkilendiğini belirten Kılavuz, birçok Ahi’nin Anadolu’da yaşanan işgal ve zulme karşı direniş gösterdiğini söyledi.

    Anadolu Selçuklu Hükümdarı Alaeddin Keykubat’ın Ahilere ve Anadolu Alevilerine destek veren önemli devlet adamlarından biri olduğunu ifade eden Kılavuz, Keykubat’ın ölümünden sonra Ahi dervişlerine, Ahi taliplerine ve Bacıyan-ı Rum mensuplarına yönelik baskıların arttığını dile getirdi.

    Kılavuz, Ahi Evran’ın Moğollara karşı mücadele yürüttüğünü, Mevlânâ’nın ise bu süreçte farklı bir çizgide yer aldığını belirtti.

    “KADINCIK ANA ÖNEMLİ BİR DİRENİŞ FİGÜRÜDÜR”

    Kadıncık Ana’nın Bacıyan-ı Rum teşkilatının kurucularından olduğunu ifade eden Kılavuz, onun üreten, örgütleyen ve mücadele eden önemli bir kadın şahsiyet olduğunu söyledi.

    Kayseri kuşatması sırasında kurduğu örgütlenme sayesinde Moğol ordusunun günlerce kaleye giremediğini belirten Kılavuz, daha sonra Moğolların hileyle kaleye girerek Kadıncık Ana’yı esir aldığını ve uzun yıllar zindanda tuttuğunu ifade etti.

    Pir Hünkâr Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Abdal Musa, Kaygusuz Abdal ve Geyikli Baba’nın Ahi dervişleri arasında yer aldığını belirten Kılavuz, bu erenlerin Ahi Evran ile birlikte Ahilik ekolünü yaşatarak toplumun yetişmesinde önemli roller üstlendiklerini söyledi.

    Ahi Evran’ın Kırşehir’de öldürüldüğünü ifade eden Kılavuz, geriye Anadolu ocak pirlerinin ve Ahi dervişlerinin bıraktığı güçlü bir manevi miras kaldığını belirtti.

    “AHİ EVRAN’IN ESERLERİ HALKA ULAŞTIRILAMADI”

    Ahi Evran’ın 21 eser kaleme aldığını ancak bu eserlerin çeşitli nedenlerle halkla buluşmasının engellendiğini söyleyen Kılavuz, Mevlânâ Türbesi’nin sürekli ziyaret edilirken Ahi Evran ve Abdal Musa türbelerinin uzun yıllar aynı ilgiyi görmediğini ifade etti.

    Yunus Emre’nin ise ancak 1950’li yıllardan sonra üniversitelerde ve akademik çevrelerde daha fazla tanınmaya başladığını belirten Kılavuz, Anadolu’nun inanç ve düşünce dünyasına yön veren erenlerin bıraktığı mirasın bugün de yaşatılması gerektiğini vurguladı.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Mersin Cemevi’nde Yası Kerbela Orucu’nun dayandığı temeller konuşuldu-VİDEO

    Mersin Cemevi’nde Yası Kerbela Orucu’nun dayandığı temeller konuşuldu-VİDEO

    PİRHA- Yası Kerbela Orucu’nun açılmasının ardından yapılan sohbette konuşan ersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin, Yası Kerbela Orucu’nun dayandığı temelleri anlattı.

    Yası Kerbela Orucu tutulmaya devam ediyor. Mersin’de Mersin Cemevi’nde bir araya gelen yurttaşlar oruç açtı. Rıza Aydın nefes ve deyişler okurken, Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin, “Yası Kerbela Orucu’nun dayandığı temeller” başlıklı konuşma yaptı.

    “KİN TUTULMAZ, KOMŞULAR İNCİTİLMEZ, İNSANLAR AĞLATILMAZ”

    12 İmam Muharrem Orucu, yalnızca aç kalmak değil; nefsi terbiye etmek, gönül kırmamak, can incitmemek, kin tutmamak, dedikodudan uzak durmak ve yaşamın her alanında Hakk’ın rızasını gözetmek olduğunu vurgulayan Erdoğan Sevin, “Muharrem günlerinde; hayvan kesilmez, et ve etli yemekler yenilmez. Kavga edilmez, gönül kırılmaz, hiçbir cana eziyet edilmez. Ağaçlara, dallara ve doğaya zarar vermemeye özen gösterilir. Düğün, nişan, doğum günü gibi kutlamalar ve eğlencelerden uzak durulur. Küfür edilmez, kin tutulmaz, komşular incitilmez, insanlar ağlatılmaz, dedikodu yapılmaz” dedi.

    “GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ALEVİLER NİCE KERBELALAR YAŞADI”

    Orucun, nerede olunursa olunsun güneşin batmasıyla açıldığını belirten Sevin, “Geçmişten günümüze Aleviler nice Kerbelalar yaşamalarına rağmen yollarını, erkânlarını ve inançlarını unutmamış; Muharrem matemini tutarak, lokmalar paylaşarak, aşureler kaynatarak ve cem erkânlarını yürüterek Hak-Muhammed-Ali yoluna bağlılıklarını sürdürmüşlerdir” diye konuştu.

    Erdoğan Sevin Dede’nin konuşmasının ardından semah dönüldü. Çerağlar sırlandı.

    PİRHA/MERSİN

  • Sinemilli Ocağı’ndan Hüseyin Soysüren Hakk’a yürüdü!

    Sinemilli Ocağı’ndan Hüseyin Soysüren Hakk’a yürüdü!

    PİRHA- Sinemilli Ocağı’ndan Hüseyin Soysüren geçirdiği kalp krizi sonrası Hakk’a yürüdü.

    Sinemilli Ocağı’ndan Hüseyin Soysüren ziyaret için gitti İngiltere’den dönerken havaalanında kalp krizi geçirdi. İlk müdahale havalanında yapılırken, yapılan müdahale Hüseyin Soysüren’in yaşama tutunmasına yetmedi.

    Hakk’a yürüyen Hüseyin Soysüren için Mersin Cemevi’nde 7 Haziran’da Hakk’a Uğurlama Erkanı yürütülecek. Daha sonra doğduğu Kantarma’ya uğurlanacak Hüseyin Soysüren burada toprağa sırlanacak.

    PİRHA/MERSİN

    Hüseyin Soysüre’in ajansımıza vermiş olduğu görüşler:

    >Mersin Cemevi İnanç Kurulu: 2026, eşitlikçi ve barışçıl bir toplumun inşa yılı olmalı

    >10 Aralık mitingine çağrı: Alevilerin mücadelesi karşılıksız bırakılmamalı

    >Hüseyin Soysüren Dede: Ser verip sır vermeyenler maaşı kabul etmez

    >Cevahir Soysüren Ana: Xızır’ın aşkıyla inancımızı sürdürüyoruz

     

     

  • Mersin Cemevi’ndeki kadınlardan Anneler Günü etkinliği- VİDEO

    Mersin Cemevi’ndeki kadınlardan Anneler Günü etkinliği- VİDEO

    PİRHA- Mersin Cemevi Kadın Komisyonu Anneler Günü dolayısıyla etkinlik düzenledi. Etkinlikte konuşan Yazar Yaşar Seyman, başta Cumartesi Anneleri ve Gezi Anneleri olmak üzere evlatları için adalet mücadelesi veren anneleri anarak, “Mücadele edeceğiz. Mücadeleden vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    Mersin Cemevi Kadın Komisyonu, Anneler Günü vesilesiyle etkinlik düzenledi. Etkinliğe Yazar Yaşar Seyman’ın yanı sıra komisyon üyeleri, sivil toplum kuruluşlarının kadın temsilcileri ve çok sayıda kadın katıldı.

    Etkinlik çerağın uyandırılmasıyla başlarken, etkinliğin açılış konuşmasını yapan Mersin Cemevi Kadın Komisyon Üyesi Aysel Kılavuz, “Yaşamda doğumdan ölüme kadar hiç karşılık beklemeden evlatlarını yalnız bırakmayacak yegâne insandır annelerimiz” diyerek, annelerin ve kadınların gücüne işaret etti.

    “MÜCADELEDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Yazar Yaşar Seyman ise, Cumartesi Anneleri, Roboski Anneleri, Gezi Annelerine dikkat çekerek, annelerin mücadele azimlerine ve kararlıklarına dair konuştu.

    Gülistan Doku’nun kaybettirildiğini belirterek, annesinin ve ablasının mücadelesinin sonucu olarak soruşturmanın ilerlediğini söyledi:

    “Munzur’un kızı Gülüstan Doku. Onu canından ettiler. 6 yıldır hala cesedi yok. Bir ana kendi dilinden feryat figan etti. 6 yıl susmadılar ve en sonunda Türkiye Cumhuriyeti’nin valisi bu cinayeti kapatan kişi oldu. Güven duymamız gereken, güvenliğimizi sağlaması gereken kurumlar bir genç kızı yok etmişler. Ama onun mücadelesini kız kardeşi ve annesi gün ışığına çıkardı.
    Yani mücadele edeceğiz. Mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Sizde kendinize güvenin. Mücadele edin.”

    Etkinlikte Ezgi Boz ve Elif Gazeloğlu deyişler okurken, çalınan ezgiler eşliğinde halaylar çekildi.

    PİRHA/ MERSİN

  • Mersin Cemevi’nde Dersim Katliamı’nda katledilenler anıldı!

    Mersin Cemevi’nde Dersim Katliamı’nda katledilenler anıldı!

    PİRHA- Mersin Cemevi’nde Dersim Katliamı’nda katledilenler anıldı. Anmada, adalet ve hakikatle yüzleşme vurgusu öne çıktı.

    Dersim’de 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla başlatılan Dersim Katliamı’nın 89. yıldönümünde,Mersin Cemevi’nde anma yapıldı.

    Mersin Cemevi’nde Kadın Komisyonu ve yönetimi tarafından yapılan anmada, katledilenler anısına çerağ uyandırıldı.

    Anmada, Dersim Katliamı’nın acısını yalnızca bir halkın değil, insanlığın ortak hafızası olarak görüldüğü belirtilerek, “Dersim Katliamı’nın 89. yılında hatırlamanın, yüzleşmenin ve vicdanı diri tutmak oldukça önemli.İnsan, unuttuğu yerde eksilir; hatırladığı yerde çoğalır. Bu yüzden anmak, geçmişe takılı kalmak değil; geleceği daha adil, daha merhametli kurabilmenin yoludur” denildi.

    Acıyı yarıştırmadan, insanlığı büyüten bir dilin kullalması gerektiğinin vurgulandığı anmada, “Asla ve kat’a unutmadan; hakikati, adaleti ve vicdanı yaşatmalıyız. Unutmadık, unutturmayacağız” diye belirtildi.

    PİRHA/MERSİN

  • Mersin Cemevi Kadın Komisyonu: Ayrımcılığı, dışlamayı ve nefret dilini reddediyoruz!

    Mersin Cemevi Kadın Komisyonu: Ayrımcılığı, dışlamayı ve nefret dilini reddediyoruz!

    PİRHA- Mersin Cemevi Kadın Komisyonu, Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat’ın, CHP’nin önceki dönem Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için kullandığı “kripto kılıç artığı” ifadesine tepki göstererek, “Geçmişin yaralarıyla yüzleşmek, onları küçültmek ya da aşağılayıcı bir dile hapsetmekle değil; aksine onları anlamak, onarmak ve tekrarını engellemekle mümkündür. Bu yüzden kimlikler üzerinden kurulan her incitici söz, yalnızca bugünü değil, geleceği de etkileyen bir sorumluluk alanıdır” dedi.

    Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat, CHP’nin önceki dönem Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında kullandığı “kripto kılıç artığı” ifadesine tepkiler gelmeye devam ediyor.

    “İTİRAZI BÜYÜTELİM!”

    Mersin Cemevi Kadın Komisyonu, Mine Kırıkkanat’ın “kılıç artığı” ifadesi, yalnızca bir kişiye yöneltilmiş bir söz olarak görülemeyeciğini ifade ederek, “Bu ifade; tarihsel hafızayı inciten, toplumsal yaraları yeniden açan ve birlikte yaşama iradesini zedeleyen bir dilin açık yansımasıdır. Biz Kadın Komisyonu olarak, bu tür söylemlerin sıradanlaştırılmasına karşı güçlü bir itirazı büyütmenin sorumluluğunu taşıyoruz” dedi.

    “NEFRET SÖYLEMİNE KARŞI SESSİZ KALMAYIN”

    Açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:

    “Kadınlar olarak bu dili tanıyoruz. Çünkü hayatın farklı alanlarında, farklı biçimlerde ama benzer bir dışlayıcılıkla sürekli karşılaşıyoruz. Bazen bir kimliğe, bazen bir inanca, bazen de yalnızca varoluşumuza yönelen bu dil; yalnızca bireyleri değil, toplumsal dokunun tamamını etkiliyor. Bu nedenle nefret söylemi bizim için soyut bir kavram değil; gündelik yaşamda karşılığı olan, sonuçları hissedilen bir gerçekliktir.

    Bu coğrafyada kadınlar, acının ve belleğin taşıyıcılarıdır. Kuşaklar boyunca aktarılan hikâyeler, yaşanmışlıklar ve kırılmalar bize şunu öğretmiştir: Geçmişin yaralarıyla yüzleşmek, onları küçültmek ya da aşağılayıcı bir dile hapsetmekle değil; aksine onları anlamak, onarmak ve tekrarını engellemekle mümkündür. Bu yüzden kimlikler üzerinden kurulan her incitici söz, yalnızca bugünü değil, geleceği de etkileyen bir sorumluluk alanıdır.

    Kadın Komisyonu olarak altını çizmek isteriz ki; dil yalnızca iletişim aracı değil, aynı zamanda bir kurucu güçtür. Kurulan her cümle ya bir arada yaşamı güçlendirir ya da ayrışmayı derinleştirir. Bu nedenle nefret söylemine karşı sessiz kalmak, onun yeniden üretilmesine zemin hazırlamak anlamına gelir. Bizler bu sessizliği kabul etmiyoruz.

    Buradan açık bir çağrı yapıyoruz: Toplumsal sorumluluğu olan tüm kurumlar, özellikle de medya; kullandıkları dilin etkisini gözetmeli, ayrımcılığı besleyen söylemler karşısında açık ve net bir tutum almalıdır. Bu tür ifadelerin görmezden gelinmesi değil, aksine eleştirilmesi ve gerekli adımların atılması, toplumsal barışın korunması açısından önemlidir.

    Biz kadınlar; hayatı savunan, bir arada yaşamanın imkânlarını büyüten bir yerden söz kuruyoruz. Eşit yurttaşlık, adalet, laiklik ve barış ilkeleri etrafında ortak bir gelecek inşa etmenin mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu inancı korumak ve güçlendirmek için; kimden gelirse gelsin ayrımcılığı, dışlamayı ve nefret dilini reddetmeye devam edeceğiz.

    Sözümüz nettir: Yaraları derinleştiren değil, onları onaran bir dil mümkündür. Ve biz, o dili kurmakta ısrarcıyız.”

    PİRHA/MERSİN

  • Mersin’den Dersim’e otizmli çocuklar için köprü: Dayanışmanızı bekliyoruz-VİDEO

    Mersin’den Dersim’e otizmli çocuklar için köprü: Dayanışmanızı bekliyoruz-VİDEO

    PİRHA-Mersin’den Dersim’e otizmli çocuklar için dayanışma kampanyası yürütülüyor. 230 çocuğun ayakkabı ihtiyacını karşılamayı hedefleyen Gazeteci Erol Kamalak, “Dayanışmanızla bir çocuğu mutlu edebilirsiniz” dedi.

    Gazeteci Erol Kamalak, Dersim’de ihtiyaç sahibi otizmli çocuklar için ayakkabı kampanyası başlattı. Kampanyaya destek çağrısında bulunan Kamalak, “Dayanışmanızla bir çocuğu mutlu edebilirsiniz” dedi.

    230 çocuğun ayakkabı ihtiyacını karşılayacaklarını belirten Kamalak, Mersin’de yaşayan ve destek olmak isteyen yurttaşların ayakkabıları Mersin Cemevi’ne getirebileceğini ifade etti.  AKD Mersin Cemevi sosyal medya hesabında ayakkabı numaralarının yazdığını ifade eden Kamalak, il dışından katkı sunmak isteyenlerin ise Limonluk Mah. 100. Yıl Caddesi Yenişehir/Mersin adresinden  Mersin Cemevi’ne yardımlarını ulaştırabileceğini söyledi.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Mersin Cemevi’nde Newroz Bayramı kutlandı: Eşitlik ve barış istiyoruz!- VİDEO

    Mersin Cemevi’nde Newroz Bayramı kutlandı: Eşitlik ve barış istiyoruz!- VİDEO

    PİRHA- Mersin Cemevi’nde Newroz kutlandı. Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, eşitlik olmadan kalıcı barışın olmayacağını vurgulayarak, “Kimlikler yok sayılarak kardeşlik kurulmaz. Bizler bu Newroz’da şunu açıkça söylüyoruz: Kürtlerin, Alevilerin, Dürzülerin, Ermenilerin, Arapların, Süryanilerin ve bu topraklarda yaşayan tüm halkların eşit özne olduğu bir düzen olmadan kalıcı barış mümkün değildir” dedi.

    21 Mart baharın gelişini müjdeleyen Newroz Bayramı Mersin Cemevi’nde kutlandı. Kutlamaya kentteki emek ve demokrasi güçleri ile çok sayıda yurttaş katıldı.

    Newroz kutlamaları, Erdoğan Sevin dedenin okuduğu gülbeng ve bahçede Newroz ateşinin yakılmasıyla başladı. Zakir Rıza Aydın’ın okuduğu nefesler eşliğinde semah dönüldü.

    “NEWROZ, YENİDEN BAŞLAMANIN ZAMANIDIR”

    Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, konuşmasına Newroz’un barışa, kardeşliğe vesile olmasını diledi. Her büyük sancıdan sonra yeniden direnişi, dirilişi, var oluşu, doğayla dostluğu, dayanışmayı, aşkı, arkadaşlığı ölümsüz özgürlüğü anlatan gününün adı olduğunu belirten Kılavuz, şunları ifade etti:

    “Hiçbir toplumsal sarsıntı, Bin yıldan beri bu topraklarda Alevi Seyit’inin, Pir’inin, inanç disiplinini ve yönünü değiştirememiştir. Nevruz geleneği ne Sünnilikle, ne Alevilikle, ne Bektaşilikle doğrudan doğuş bağlantısı olmayan, İslamiyet’ten çok öncelere giden bir gelenektir.

    Ortadoğu ve doğu geleneği olan Newroz, barışı istemeye de halkların kardeşliğini savunmaya da insan olmanın erdemini konuşmaya da fazlasıyla uygundur. Biz buradayız ve birlikte yaşamak istiyoruz. Bu dil Newroz’un şiddetsiz direnişin sembolüne dönüştürür. Bu yüzden Newroz, özünde, intikamın değil, yok etmenin değil, yeniden başlamanın zamanıdır.”

    “BARIŞ, ANCAK HERKES ÖZNE OLURSA MÜMKÜNDÜR”

    MEB’in dini içerikli eğitim politikasına tepki gösteren Kılavuz, “Kamusal eğitim alanı, dini propaganda alanı değildir. Siyasal iktidarların ideolojik arka bahçesi değildir. Tek bir inancın topluma dayatılacağı bir alan hiç değildir. Barış, ancak herkes özne olursa mümkündür. Bu dil ne teslimiyettir ne kışkırtmadır. Bu, ahlaki üstünlüktür” dedi.

    “BOYUN EĞMEDEN, BARIŞI SAVUNMAYI ESAS ALIRIZ”

    Newroz’un karanlıktan aydınlığa, darlıktan ferahlığa, umutsuzluktan yeniden başlamaya açılan bir eşik olduğunu vurgulayan Kılavuz, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Eşitlik olmadan barış olmaz, kimlikler yok sayılarak kardeşlik kurulmaz. Bugün çevremizde ve komşu coğrafyalarda yaşananlar bize şunu bir kez daha göstermektedir: Tek merkezli, tek kimlikli, tek inançlı düzenler; Halkları ayrıştırır, acıyı büyütür, geleceği karartır. Bir halkın güvenliği, diğerinin inkarı üzerine kurulamaz. Bir inancın varlığı, diğerinin yokluğu pahasına sürdürülemez.

    Bizler bu Nevroz da şunu açıkça söylüyoruz: Kürtlerin, Alevilerin, Dürzülerin, Ermenilerin, Arapların, Süryanilerin ve bu topraklarda yaşayan tüm halkların eşit özne  olduğu bir düzen olmadan kalıcı barış mümkün değildir. Hiçbir halkın adı, inancı ve varlığı pazarlık konusu yapılamaz. Bizim çağrımız intikam çağrısı değildir. Bizim yolumuz şiddetin değil, vicdanın yoludur. Zalime benzemeden, zalime karşı durmayı, Boyun eğmeden, barışı savunmayı esas alırız, Newroz, ateşi yakmak için değil, aydınlanmak içindir. Bu ateş düşmanlıkları değil; Kardeşliği, dayanışmayı ve birlikte  yaşam iradesini  görünür kılmak içindir.

    Bizler bu nevroz ’da bir kez daha ilan ediyoruz: Kimliklerin yok sayılmadığı, inançların eşit olduğu, halkların birbirini tehdit değil, komşu bildiği, doğayla ve insanla barışık bir gelecek mümkündür, Hakk’tan yana, mazlumdan yana, barıştan yana durmaya devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki: kış ne kadar uzun sürerse sürsün, bahar mutlaka gelir.”

    Konuşmaların ardından sahneye çıkan Taylan Özgür Ölmez şarkıları seslendirdi. Konser, halaylarla son buldu.

    PİRHA/MERSİN

  • Kılavuz: Ne Mollalar ne de Amerika İran’a demokrasi getirmez! -VİDEO

    Kılavuz: Ne Mollalar ne de Amerika İran’a demokrasi getirmez! -VİDEO

    PİRHA- Suriye’de Alevilere dönük süren soykırımın devam ettiğini belirten Pir Hasan Kılavuz, Alevi toplumunun sesinin duyulmadığına dikkat çekti. İran’da süren savaşta halkların zarar gördüğünü ifade eden Kılavuz, “Mollaların rejimini hiçbir zaman tasvip etmedik. Ancak dışarıdan müdahaleler de İran’a demokrasi getirmez” dedi.

    Mersin Cemevi Başkanı ve Seyit Sabun Ocağı’ndan Pir Hasan Kılavuz, Suriye’de Alevilere dönük soykırıma ve Ortadoğu’da süren savaşa dair konuştu.

    “COLANİ’NİN GELİŞİYLE ALEVİLER DAHA FAZLA KATLİAMA UĞRADI”

    Suriye’de Alevilerin yaşadıklarının bugünle sınırlı olmadığını, geçmiişte de acılar yaşadıklarını belirten Kılavuz, “Suriye söz konusu olduğu zaman belli gerçeklikler var ki hiçbir zaman onlar net dile getirilmedi. Esad, Suriye’deki Alevilere hiçbir zaman olanak ve imkanlar tanımadı. Esad’tan sonra ise bu git gide katmerleşti, daha da zorlaştı. Hele hele Colani’nin gelişi ise apayrı bir felakete yol açtı. Hakim oldukları bütün alanlarda Aleviler varsa onları dışladılar, öldürdüler, kovdular, arazilerine, mülklerine, bahçelerine el konuldu, kadınları pazarlarda satıldı. Böyle bir katliam ile karşı karşıya kaldılar” dedi.

    “BOSNA-HERSEK’TE YAPILANLARIN AYNISI SURİYE’DE ALEVİLERE YAPILDI”

    Alevi toplumunun sesinin duyulmadığına dikkat çeken Kılavuz, “Sahiplenen olmadı mı istediğin kadar bağır, istediğin kadar çırpın. Dünya gözünü kapadı. Avrupa’sı, Birleşmiş Milletler’i Suriye’deki olaylara gözünü kapadı. Çünkü Suriye’deki Colani’yi  sarayda oturtan o güçlerdi. Tabii ki onu sahiplendiler. Onun yaptığı her şeyi meşru görmeye başladılar. Oysa ki tamamen meşru olmayan katliamları yaşadı. Yani Bosna-Hersek’te yapılanların aynısı Suriye’de Alevilere yapıldı, halen de yapılmaktadır” şeklinde ifade etti.

    “ZULME KARŞI DURMAK LAZIM”

    Hasan Kılavuz, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Katliama dikkat çeken Türkiye’deki ve diasporadaki Alevilerdi. Alevi yazarları, aydınları, gazetecileri, basın mensupları cılız da görünse ses çıkarmayai yazmaya başladılar. Yani bu meseleyi çok ciddiye almak lazım. Böyle tribünde maç izler gibi orayı izlemek olmaz. Ciddi bir şekilde bu konuya eğilmek lazım. Bunu belli yerlere taşımak lazım. İnsan hakları mahkemeleri mi olur, Birleşmiş Milletler mi olur, neresi olursa olsun buralara dikkati çekecek şekilde bir eyleme dönüştürmek lazım. Zalimlerin yaptığı yanlarına kalmamalı. Bunu deşifre edilmesi, anlatılması lazım.

    Türkiye’deki iktidar mensupları da aynı zamanda bu suçun ortağıdırlar. Çünkü Colani’ye açık açık destek veriyorlar. Kırmızı halılarla ağırlayıp uğurluyorlar. Peki oradaki yoksul Alevi toplumunun, demokratların, aydınların suçu ne? Suriye’de bütün inanç mensupları ve halklar aynı zulümle karşı karşıyadır. Bunu durdurmak lazım.”

    “SAVAŞA DUR DEMELİYİZ”

    İran’a yönelik ABD ve İsrail’in saldırıları sürerken can kayıpları da artmaya devam ediyor. Hasan Kılavuz, İran Suriye ilişkisinin Colani’nin gelmesiyle bozulduğunu belirterek, “Amerika, İsrail İran’ı açık hedef haline getirdiler. Bu İsrail’in ilk yaptığı değil. Yıllardan beri çatışma halindedir. İran evet bir mücadele ediyor, bir karşı koymaya çalışıyor ama ne yaparsa yapsın Amerika, İsrail’i  diğer işbirlikçi Arap devletlerini de yanına alarak İran’ın üzerinde ciddi bir baskı uygulamaya çalışıyor. Bir ciddi bir savaş var. Bu savaşta binlerce insan hayatını kaybedecektir. O ülke darmadağın olacaktır. Burada sevinçli çıkan emperyalistler olacaktır” ifaderine yer verdi.

    Savaşa dur diyecek bir gücünü ortaya çıkmadığına işaret eden Kılavuz, bu durumun kabul edilemez olduğunu söyledi.

    “BARIŞ OLSUN, BİRLİKTELİK, KARDEŞLİK OLSUN”

    Mollaların rejimini hiçbir zaman tasvip etmediklerini vurgulayan Kılavuz, şunları dile getirdi:

    “Çünkü onlar da kendi içinde birtakım devrimcilere, demokratlara, ilericilere baskı uyguladı. Ama onu bir tarafa bırakıp kendi iş sorumluluğunu kendileri halletmesi gerekirken dışarıdaki bir müdahale ile idare edilmesine asla ve asla hiç kimsenin gönlü razı olmaması lazım.

    Hakk daima mazlumdan yanadır. Bunun sonu Amerika için de iyi olmaz. Trump gibi bir deliğin elinde bu dünyanın ve halkların çok çekeceği vardır. Umarım Türkiye’ye yansımaz. Çünkü Türkiye’nin de politikası öyle net bir politika değildi. Bir yandan hem Amerika’ya şirin görünmek hem de İran’a mesaj vermek şartıyla iki taraftan iyi bir not almaya çalışıyor ama gerçek öyle değildir. Çünkü Amerika’nın üstleri burada da var. Burada da Amerika’ya destek veriyor. Net tavır koymuyor.

    Düne kadar mazlum Gazze halkına sahip çıkarım diyen bu ülkenin yöneticileri her nedense suskun kaldılar. Peki ‘One Minute!’ diyen sayın Cumhurbaşkanımız niye net tavır koymuyorlar? Netlik lazım. Şimdi bu net tavır olmadığı sürece bu ülkede güvende olmaz. Bizim temennimiz barıştan yanadır. Barış olsun, birliktelik, kardeşlik olsun ve en azından müzakere olsun. İşleri ve sorunları günümüzde müzakere masalarında halletmek lazım.

    Ne olursa olsun elini vicdanına koyan her halk burada yapılan bu haksızlığa, bu zulme, bu mezalimliğe dur demeli ve kınamalıdır. Eğer komşumuzun acı ve ızdırabı varsa o acı ve ızdırab bizim de acı ve ızdırabımızdır. Onun için acının, ızdırabın, savaşın, kavganın ortadan silinmesi tek dileğimizdir. Bozaltı Hızır, Hazreti Pir cemi cümlemizin yar ve yardımcısı olsun.”.

    Diren KESER/MERSİN

  • Mersin Cemevi Kadın Komisyonu üyelerinden 7 Mart Mitingine çağrı: Birlik olursak başaracağız!-VİDEO

    Mersin Cemevi Kadın Komisyonu üyelerinden 7 Mart Mitingine çağrı: Birlik olursak başaracağız!-VİDEO

    PİRHA- Suriye’de Alevilere dönük süren soykırıma karşı 7 Mart’ta Samandağ’da yapılacak mitinge katılım çağrısında bulunan Mersin Cemevi Kadın Komisyonu üyeleri, “Suriye’de yapılan zulme hayır demek, IŞİD’in Alevilere yaptığı katliama dur demek, 8 Mart arifesinde Suriye’de kadınların direnişine ortak olmak, seslerine ses katmak için Samandağ’da buluşalım. Birlik olursak başaracağız” dedi.

    Suriye’de Alevilere dönük süren soykırımın birinci yılı geride kalıyor. 7 Mart’ta başlayan saldırılarda onbinlerce Alevinin katledildi, yerinden edildi, kadınlar kaçırılıp tecavüze uğradı, satıldı, çocukların ailelerinden koparıldı, topraklarına ve mallarına el konuldu, işlerinden atılarak açlığa mahkum edildi.

    Ssaldırıların yıl dönümünde bir çok coğrafyadan Alevi ve dostları soykırımın durması için çağrıda bulunmaya devam ediyor. 7 Mart’ta bir çok merkezde alanlara çıkılacak. Bu merkezlerden biri de Samandağ olacak. 7 Mart’ta Samandağ’da büyün bir miting yapılacak. Alevi kurumları, kadınlar, sanatçılar, yazarlar ve aydınlar mitinge katılım çağrısında bulundu.

    7 Mart’ta Samandağ’da yapılacak mitinge duyarlılık çağrısında bulunan Mersin Cemevi Kadın Komisyonu üyeleri, “Katliama uğrayanlar için sesimizi duyurmak istiyoruz. Suriye’de yapılan zulme hayır demek, IŞİD’in Alevilere yaptığı katliama dur demek, 8 Mart arifesinde Suriye’de kadınların direnişine ortak olmak, seslerine ses katmak için Samandağ’da buluşalım. Birlik olursak başaracağız” dediler.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Mersin Cemevi’nde Xızır Cemi: Suriye’de soykırıma dur diyelim! -VİDEO

    Mersin Cemevi’nde Xızır Cemi: Suriye’de soykırıma dur diyelim! -VİDEO

    PİRHA- Mersin’de Xızır Cemi için Alevi yurttaşlar cemevini doldurdu. Yürütülen cemde, semahlar barış için dönülürken, Suriye’de süren soykırıma karşı durma çağrısı yapıldı.

    Aleviler için kutsal kabul edilen Xızır ayında Xızır cemleri tutulmaya ve lokmalar pay edilmeye devam ediyor. Mersin’de yaşayan Aleviler, tuttukları Xızır Orucunun ardından Xızır Cemi yürüttü.

    Mersin Cemevi’nde yürütlen Xızır Cemini; Seyit Sabun Ocağı’ndan Hasan Kılavuz, Baba Mansur Ocağı’ndan Erdoğan Sevin, yürütürken, Zakir Rıza Aydın nefes ve deyişler okudu.

    Kadınların ve gençlerin yoğun katılım gösterdiği cemde Pir Hasan Kılavuz, “Alevi İnancının en büyük bayram günleri Xızır günleridir. Xızır Ayında, talipler pirinin yolunu gözler. Pir gelince cem yapar, görgüden geçer. Pir, inançsal hizmeti yürütür. Her Alevi, imkân ve olanaklar doğrultusunda kurban tığlar. Alevi inanç ve ibadetleri Xızır ayında doruk noktasına ulaşır. Uyandırdığımız deliller barışa, huzura vesile olsun” dedi.

    Kılavuz, Suriye’de süren soykırıma da dikkat çekerek, “Aleviler yüzyıllar boyunca katliamlarla karşı karşıya kalmıştır. İki yıldırda Suriye’de Alevi toplumuna soykırım uygulanıyor. Mallarına el konulup, sürgün edilirken, kadınlara zulüm uygulanıyor. Buna karşı olmak seslerine ses olmak zorundayız. Xızır cümle canın yardımcısı olsun, darlarına yetişsin” diye belirtti.

    Ekonomik koşulların toplumsal dayanışmayı zorlaştırdığına dikkat çeken Kılavuz, buna rağmen birlik ve dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara da değinerek uluslararası alanda farkındalık oluşturmanın önemine işaret etti; geçmişte Maraş ve Çorum’da yaşanan acıların Alevi toplumunun hafızasında derin izler bıraktığını hatırlattı.

    Alevi inancının hoşgörü, eşitlik ve tüm inançlara saygı temelinde şekillendiğini vurgulayan Kılavuz, herkesin kendi diliyle ibadet edebilmesinin hak olduğunu, Hak katında tüm dillerin bir olduğunu ifade etti. Yoksul canlara yardım etmenin ibadetin özü olduğunu söyleyen Kılavuz, çocukların iyi eğitim almasının toplumsal sorumluluk olduğunu belirterek sözlerini birlik, dayanışma ve umut mesajıyla tamamladı.

    Zakir Rıza Aydın’ın seslendirdiği deyiş, duaz ve nefeslerle birlikte on iki hizmet yerine getirildi, semah dönüldü.

    PİRHA/MERSİN

  • Cemevlerinin kültürel tesis sayılmasına tepki: Bu bir yok saymadır!- VİDEO

    Cemevlerinin kültürel tesis sayılmasına tepki: Bu bir yok saymadır!- VİDEO

    PİRHA- Cemevlerinin imar planlarında “kültürel tesis” olarak tanımlanmasına Alevi toplumundan tepki yükseldi. Mersin Cemevi yöneticileri ve İnanç Kurulu üyeleri, bu yaklaşımın Alevi inancını yok sayan ırkçı bir dayatma olduğunu belirterek, cemevlerinin ibadethane olarak tanınmasını istedi.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yeni bir yönetmelik hazırlayarak, imar planlarında cemevi yapılarının statüsünü kültürel tesis olarak belirledi. Resmi Gazete’de yayımlanan “Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”te cemevinin “kültürel tesis” olarak belirlenmesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan da etkisi olduğunu belirtildi.

    Mersin Cemevi İnanç Kurulu ve yöneticileri konuya dair PİRHA’ya konuştu.

    “IRKÇI BİR DAYATMA”

    Devletin yıllarca sürdürdüğü ‘Cemevlerinde ibadet yapamazsınız, burası ibadet yeri değildir’ politikasının ırkçı bir dayatma olduğunu söyleyen Mersin Cemevi İnanç Kurulu Üyesi Kazım Ataç Dede, “Bizim ibadet yerlerimiz cemevleridir, ibadet yerlerimizi kimse tayin edemez. Bir ülkede demokrasi olabilmesi için herkesin kendi inancını serbestçe yaşayabilmesi gerekir. Bu baskı sadece Alevilere özgüdür. ‘Cemevlerinde ibadet yapamazsınız, burası ibadet yeri değildir’ deniliyor. Böyle bir baskı başka ülkelerde yok, Türkiye’de var. Bunun ne zamana kadar süreceği belli değil. İsterlerse söylesinler, bu yolu değiştiremezler. Bu Allah yoludur, Hak Allah yoludur. Bu konuda kimse bizi zorlayamaz” diye konuştu.
    Tüm baskılara karşın bütün Alevilerin birlik olması gerektiğinin altını çizen Ataç, “İbadetimizi yapabilmemiz için birlik olmamız gerekiyor. Bu ırkçı bir dayatmadır. Buna karşı durmamız, kendimizi savunmamız gerekir. Kendi yolumuzu bilip buna karşı durmamız lazım. Bize karşı kurulan bu hegemonyayı kırmamız gerekiyor” dedi.

    “ALEVİLERİN BİRLİK OLMASI GEREKİYOR”

    Mersin Cemevi yöneticisi Halil Doğan, cemevlerinin diğer ibadethaneler gibi tanınması gerektiğine vurgu yaparak, “Herkesin bir ibadethanesi varsa, bizim de ibadethanemiz cemevimizdir. Cemevleri ibadethane olarak kabul edilsin, resmi kurumlarda da ibadethane olarak geçsin. Bana göre bunu istemeyerek kabul etmiyorlar. Ülkede ‘20 milyon Alevi var’ deniliyor. 20 milyon Alevi demek bu ülkenin kaderini değiştirmek demektir. Hepsinin bir araya gelip buna kesinlikle bir çare getirmesi gerekiyor. Biz bunu birlik olursak kesinlikle yeneriz ama öncelikle beraber olmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİ

    Bir diğer cemevi yöneticisi ve Mersin Cemevi İnanç Kurulu Üyesi Mehmet Ali Akpınar ise, Aleviliğin kültürel bir faaliyet olarak görülmesinden vazgeçilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:

    “Yıllardır mücadele vermekteyiz. Bu mücadele, cemevlerimizin cem tutulan, ikrar verilen, lokma paylaşılan, gülbeng okunan Alevilerin inanç merkezleri olduğunu içindir. Alevilik bir kültür faaliyeti değildir. Alevilik, Hak-Muhammed-Ali yoludur. Bu nedenle cemevlerimizin yalnızca kültür geleneği olarak tanınmasını kabul etmiyoruz. Cemevlerinin Alevi toplumunun yasal ve resmi inanç merkezi olarak kabul edilmesi için yıllardır mücadele ediyoruz. Biz ayrıca bir ayrıcalık istemiyoruz. Sadece eşit yurttaşlık, eşit paydaş haklarına sahip olmak istiyoruz. İnancımızın tarif edilmesini istemiyoruz. Bu yol bizim yolumuzdur. Bu meydan bizim meydanımızdır. Cemevlerimiz inanç merkezlerimizdir. Devletten talebimiz, bize eşit yurttaşlık haklarımızın verilmesidir.”

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER

    >AKP bunu da yaptı: Cemevi, kreş ve yaşlı bakımevi ile aynı statüde sayıldı!
    >Alevi kurumlarından tepki: Aleviler için Cemevi bir “Kültür Merkezi” değil, ibadethanedir!

     

     

  • Mersin Cemevi’nde dayanışma kahvaltısı:Bir olmanın önemi vurgulandı!-VİDEO

    Mersin Cemevi’nde dayanışma kahvaltısı:Bir olmanın önemi vurgulandı!-VİDEO

    PİRHA- Mersin Cemevi Kadın Komisyonu’nun düzenlediği dayanışma kahvaltısında dayanışmaya vurgu yapılarak, bir olmanın önemine dikkat çekildi.

    Mersin Cemevi Kadın Komisyonu, cemevinde dayanışma kahvaltısı düzenledi. Kahvaltıya kurum temsilcileri ve çok sayıda kadın katıldı. Burada konuşma yapan Mersin Cemevi Kadın Komisyonu üyesi Aysel Kılavuz, dayanışmanın önemine dikkat çekerek, “Bu karanlık günlerde bizim birleşmemiz, ortak lokmamızı paylaşmak çok kıymetli. Herkesin farklı dünya görüşü, inancı olabilir, önemli olan birbirimize saygılı olmamız. Bu karanlık günlerden dayanışma ve mücadele ile kurtulabiliriz” dedi.

    Kahvaltının ardından Reyhan Kurtulmaz, Özcan Barut, Fatih Demirelli, Kenan Yön, Rıza Aydın deyiş seslendirdi.

    PİRHA/ MERSİN

  • Alevilikte dede nikahı: Evliliğin manevi teminatıdır!-VİDEO

    Alevilikte dede nikahı: Evliliğin manevi teminatıdır!-VİDEO

    PİRHA- Alevi inancında evliliğin, kadın ve erkeğin cemaat huzurunda birbirine ikrar vermesiyle anlam kazandığını belirten Pir Hasan Kılavuz, “Nikah, bir ikrar alma ve ikrar verme işlemidir. İki kişi birbirini Hakk’ın ve cemaatin huzurunda kabul eder. Dede nikahı, evliliğin manevi teminatıdır ve toplumun huzurunda yapılan bir sözleşmedir” dedi.

    Alevi inancında nikah, yalnızca iki kişinin birlikteliği değil; cemaatin huzurunda verilen bir ikrar, Hakk’a ve topluma karşı üstlenilen bir sorumluluk olarak kabul ediliyor. Dede huzurunda kıyılan nikah, evliliğin manevi boyutunu oluştururken, eşlerin birbirine bağlılığını ve toplum içindeki yerini de belirliyor.

    Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz dede, Alevilikte dede nikahının anlamına ve tarihsel önemine ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “ALEVİLİKTE NİKAH, İKRAR ALIP VERMEKTİR”

    Alevi inancında nikahın “ikrar” kavramı üzerinden ele alındığını belirten Pir Hasan Kılavuz, evlilikte en önemli unsurun kadın ve erkeğin birbirini Hakk’ın ve cemaatin huzurunda kabul etmesi olduğunu ifade etti. Kılavuz, Alevilikte ikrarın yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sözleşme anlamı taşıdığını vurgulayarak, bu sözün kanaat önderlerinin öncülüğünde alındığını söyledi.
    Pir Hasan Kılavuz, “Alevi inanç ve ibadetinde nikah, aslında ikrar alma ve ikrar verme olarak tanımlanır. Şimdi ikrar alma ve ikrar verme, bireyler arasında olduğu gibi, cemaatler arasında da gerçekleşir. Fakat evliliklerdeki ikrar, en mühim olanıdır ve en yaygın olanıdır. Yani bir kadın ve erkek birbirine ikrar verir, bu ikrar ancak bir kanaat önderinin huzurunda geçerlidir. Dede veya seyit gibi dini liderlerin öncülüğünde bu ikrarlar kabul edilir. İkrar verme, birbirini kabul etme anlamına gelir. Bir kanaat önderi, yani bir dede, şahitlik yapar, ‘evet’ der. O zaman ‘bu ikrarı kabul ettik, birbirinizi eş olarak kabul ettiniz’ anlamına gelir” dedi.

    TOPLUMSAL BAĞLAYICILIK

    Hasan Kılavuz, Alevi inancında dede nikahının önemine dair şunları dile getirdi:

    “Dede nikahı, evliliğin bir tür teminatıdır. İkrar verdikleri zaman, kadın ve erkek, birbirini kabul ettiklerini ilan etmiş olurlar. Bu ikrar, yalnızca dedenin huzurunda yapılmaz, aynı zamanda cemaatin huzurunda da verilmelidir. Cemaatin huzurunda verilen bu ikrar, evliliği güçlendirir, güvence altına alır. Dede, bu ikrarı alırken, hazır cemaatin şehadetini de talep eder. Bu durum, evliliğin manevi olarak sağlıklı bir şekilde devam etmesi için gereklidir. Yani her iki taraf da birbirine, ‘ben seni kabul ediyorum’ demelidir. Eğer bu ikrar, cemaat huzurunda verilmezse, o evliliğin geçerliliği sorgulanabilir.”

    Kılavuz, Alevilikte toplumsal sorumluluğun önemli olduğunu vurgularken, geçmişte dedenin verdiği kararların toplumsal bağlayıcılığı olduğunun altını çizerek, “Geçmişte, dedenin verdiği karar çok önemliydi. O karar köyde, yerleşim biriminde geçerliydi. Eğer bir çift, dedenin huzurunda ikrar verip evliliğini ilan etmiyor, toplumsal sözleşmeye uymuyorsa, dışlanırlardı. O zaman dedenin hükmü geçerliydi ve bu konuda kimse karşı çıkamazdı. O evlilik, cemaatin şehadetiyle onaylanırdı. Eğer evlilikte bir yanlışlık, bir hata olmuşsa, yine dede ya da pir toplumsal sorumluluk alır, o evliliği devam ettirir ya da sorunu çözmek için barıştırma yoluna giderdi” diye konuştu.

    “BUGÜN MANEVİ NİKAH, RESMİ NİKAHIN ARDINDAN YAPILIYOR”

    Bugün, hukuki zorunlulukların ve medeni kanunların etkisiyle değişen koşulları anlatan Kılavuz, “Bugün, resmi nikah kıyılmadan önce dede nikahı yapılmaz. Bunun için önce resmi nikahınızı kıydırmalısınız. Resmi nikah, hukuki bir gereklilik olduğu için bunun yapılması şarttır. Fakat biz Aleviler, resmi nikahın ardından dini bir rahatlama için manevi olarak huzura gelerek dedemizden nikah almak isteriz. Yani, ‘Önce resmi nikahınızı kıyın, ardından gelin, biz de burada manevi olarak nikahınızı kıyalım’ deriz. Bu, evliliğin hem toplumsal hem de manevi yönünü güvence altına almak içindir. Çünkü bir evlilik yalnızca hukuki bir bağ değil aynı zamanda toplumsal ve manevi bir bağdır. Bu bağın da cemaat huzurunda, dede huzurunda onaylanması gerekir” şeklinde konuştu.

    “ALEVİLİKTE KADININ SÖZÜ VE ANALARIN HİZMETİ ESASTIR”

    Alevilikte kadının yeri ve sözü hakkına da değinen Hasan Kılavuz, Alevi inancının kadına verdiği değere dair şunları söyledi:
    “Alevilikte kadının yeri başkadır. Kadın sadece evde değil toplumda da eşit ve söz sahibi olmalıdır. Nikah sırasında da kadının mağdur edilmemesi gerekir. Alevi inancında kadın, sadece sofrada değil toplumsal alanda da eşit bir hakka sahip olmalıdır. Bu yüzden dede nikahlarında kadının rızası ve sözü çok önemlidir. Her iki taraf da birbirini kabul etmelidir, ancak kadının sözünün geçerliliği ve saygınlığı çok büyüktür. O yüzden dede, evlilik ikrarını alırken kadının rızasına ve eşitliğine büyük bir özen gösterir.”

    Nikahın yalnızca dedeler tarafından değil, yetkin Alevi anaları tarafından da kıyılabileceğini vurgulayan Kılavuz, “Alevi inancında bir kadın da dede gibi nikah kıyabilir. Bunun önünde hiçbir engel yoktur. Yeter ki o kadın, cemaat huzurunda ikrarı alacak yetkinliğe sahip olsun. Bu konuda herhangi bir engel yoktur. Tarihte de kadınların bu tür görevleri yerine getirdiğini biliyoruz. Baba İshak’ın müritleri zamanında, ilk nikahları dergah anaları yapmıştır. Yani kadının bu tür görevleri yerine getirmesi Alevilikte eskiden beri süregelen bir gelenektir” dedi.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

     

  • Aysel Kılavuz Ana: Rojava’da insanlık suçu işleniyor!- VİDEO

    Aysel Kılavuz Ana: Rojava’da insanlık suçu işleniyor!- VİDEO

    PİRHA- Mersin Cemevi Kadın Komisyonu üyesi Aysel Kılavuz Ana, Rojava’da Alevilere, Kürtlere ve ötekileştirilen halklara yönelik saldırıların bir insanlık suçu olduğunu belirterek, emperyalist güçlerin ve bölgesel aktörlerin bu katliamlarda belirleyici rol oynadığını söyledi.

    Suriye’de yaşanan katliamlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Mersin Cemevi Kadın Komisyonu üyesi Aysel Kılavuz Ana; Alevilerden Kürtlere, kadınlardan çocuklara kadar geniş bir kesimin hedef alındığını belirterek, “Ortada bir halkın değil, insanlığın yok edilmesi var” dedi.

    “ROJAVA’DA YAŞANANLAR EMPERYALİST BİR PLANIN SONUCUDUR”

    Ana Aysel Kılavuz, Suriye’de özellikle Alevilere, Ezidilere ve Kürtlere yönelik saldırıların bilinçli ve sistematik olduğunu ifade ederek, bu sürecin emperyalist güçlerin çıkarları doğrultusunda şekillendiğini dile getirdi. ABD ve İngiltere başta olmak üzere küresel güçlerin samimi olmadığını söyleyen Kılavuz, bu aktörlerin bölgede barış değil kaos ürettiğini belirtti.

    “Suriye’de bir buçuk senedir Alevilere yönelik bir katliam var. Ezidilere, Kürtlere ve ötekileştirilen herkese karşı aynı zihniyet sürüyor. Bugün Rojava’da yaşananlar tesadüf değil, emperyalistlerin oyunudur. Colani gibi bir katili getirip meşrulaştırırsanız, el sıkışırsanız, sonuç katliam olur. Buna rağmen kimsenin sesi çıkmıyor. Bu sessizlik de suça ortaklıktır” diyen Kılavuz, Türkiye’nin de bu süreçte Kürt varlığını kabul etmeyen bir tutum sergilediğini ifade etti.

    Kürt halkının bölgede Alevileri ve diğer halkları koruduğunu vurgulayan Kılavuz, Kürt hareketinin hiçbir halka karşı katliam gerçekleştirmediğini, buna rağmen hedef haline getirildiğini söyledi.

    “BİRLİK OLMAZSAK BU KATLİAMLAR DURMAZ”

    Aleviler ve Kürtler başta olmak üzere ezilen halkların yeterince ortak bir duruş sergileyemediğine dikkat çeken Kılavuz, bunun büyük bir eksiklik olduğunu vurguladı. Özellikle Arap Alevilerin örgütlü bir tepki ortaya koyamamasının sonuçlarının ağır olduğunu dile getirerek, “Bu topraklarda Kürtler, Aleviler, kadınlar ulusal mücadelede yer aldı, emek verdi. Ama buna rağmen köyler boşaltıldı, insanlar tarımdan, hayvancılıktan koparıldı, açlığa mahkûm edildi. Aç bırakmak da bir savaş yöntemidir. Bugün çocuklar tankların altında kaldı, kadınlara tecavüz edildi, insanlar sürgün yollarında denizlerde boğuldu. Bu bir Kürt sorunu değil, bir Alevi sorunu değil, bu açıkça bir insanlık sorunudur” diye konuştu.

    Kadınların direnişte önemli bir rol üstlendiğini ancak bunun tek başına yeterli olmadığını dile getiren Aysel Kılavuz, halkların ve kurumların birlikte hareket etmesi gerektiğini belirterek, barışın ancak örgütlü halk iradesiyle mümkün olacağını söyledi.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Maraş Katliamı’nın 47. yılında Mersin Cemevi’nde anma!

    Maraş Katliamı’nın 47. yılında Mersin Cemevi’nde anma!

    PİRHA- Maraş Katliamı’nın 47. yılında, katliamda yaşamını yitirenler Mersin Cemevi’nde düzenlenen ortak bir etkinlikle anıldı. Anmada geçen onca yıla rağmen faillerin cezalandırılmadığını belirtilere, “Bu katliamın unutulması yönündeki tüm girişimleri reddediyoruz. Yeni katliamlar yaşanmaması için Maraş’ı unutturmayacağız” denildi.

    Maraş Katliamı’nın üzerinden 47 yıl geçti ancak failler hala ortaya çıkarılmadı. 19 Aralık 1978’de başlayıp, bir hafta süren faşist saldırılarda 111 kişi Alevi oldukları için öldürüldü. 100’ün üzerinde kişinin yaralandığı katliamda, 200’ün üzerinde ev, 70’e yakın iş yeri yakıldı, yağmalandı.

    Maraş Katliamı’nın 47. yılında Mersin Cemevi’nde; Mersin Cemevi, Maraşlılar Derneği, Pazarcıklılar Derneği ve Kaşanlılar Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği anma yapıldı.

    Saygı duruşu, gülbeng okunması ve çerağların uyandırılmasıyla başlayan anmada, Maraş Katliamı’na ilişkin görüntülerin yer aldığı sinevizyon gösterimi sunuldu.

    Anmada konuşan Mersin Cemevi Şube Sekreteri Dursun Koç, Maraş Katliamı’nın Türkiye’nin karanlık tarihinin unutulmayan sayfalarından biri olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Maraş, özellikle Alevilerin hafızasında dinmeyen bir acı olarak yaşamaya devam etmektedir. Aradan 47 yıl geçmesine rağmen bu katliam bugün hâlâ hafızalarımızdan silinmemiştir. 12 Eylül 1980 faşist darbesi öncesinde Türkiye’de peş peşe yaşanan katliamların en ağırlarından biri Maraş’tır.”

    Koç, 19–26 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş’ta Alevi, Kürt ve solcu kimlikleri nedeniyle insanların hedef alındığını vurgulayarak, katliamın tek taraflı olduğunu ve sıkıyönetim mahkemelerinin gerekçeli kararlarının da bunu doğruladığını ifade etti. Resmi rakamlara göre 120 kişinin, araştırmacılara göre ise çok daha fazla insanın işkenceyle katledildiğini belirten Koç, öldürülenler arasında çocukların, yaşlıların, engellilerin, hamile kadınların ve bebeklerin de bulunduğunu hatırlattı.

    Koç, Maraş Katliamı’nın gerçek sorumlularının hiçbir zaman yargı önüne çıkarılmadığını vurgulayarak, “Bu katliamın unutulması yönündeki tüm girişimleri reddediyoruz. Yeni katliamlar yaşanmaması için Maraş’ı unutturmayacağız” dedi.

    “MEZAR YERLERİ SIR GİBİ SAKLANIYOR”

    Anmada, Maraş Katliamı’nın yaşandığı dönemde İçişleri Bakanı olan Hasan Fehmi Güneş’in açıklamalarına da yer verildi. Güneş, katliamı “faşist bir plan” olarak nitelendirerek yaşanan vahşetin detaylarını kamuoyuyla paylaşmıştı. Güneş, Yörükselim Mahallesi’nde 10 yaşındaki bir çocuğun saldırganlardan kaçarak komşularına sığındığını ancak kapıların yüzüne kapatıldığını, bir başka olayda bir kişinin ağaca çivilenerek öldürüldüğünü ve en vahşi olaylardan birinin ise bir çocuğun kaynar su dolu kazana atılarak katledilmesi olduğunu anlatmıştı. Katliamın göz göre göre geldiğini belirten Güneş, istihbaratın sürece engel olmadığını, aksine katkı sunduğunu düşündüğünü ifade etmişti.

    “UNUTURSAK KALBİMİZ KURUSUN”

    Etkinlikte konuşan Dr. Hüseyin Çamak ise aradan geçen onca yıla rağmen faillerin cezalandırılmadığını belirterek şunları söyledi:

    “Bugün hâlâ Maraş’ta katliamda yaşamını yitirenlerin anılmasına izin verilmiyor. Bazı canlarımızın mezar yerleri sır gibi saklanıyor. Yakınlarının yas tutmasına dahi tahammül edilmiyor. Bu insanların yaraları hâlâ kanıyor. Yaşamını yitiren canlarımızı saygıyla anıyor, unutursak kalbimiz kurusun.”

    Konuşmaların ardından Zakir Rıza Aydın’ın seslendirdiği deyiş eşliğinde semah dönüldü.

    PİRHA/MERSİN