Etiket: Mersin Emek ve Demokrasi Platformu

  • Mersin Emek ve Demokrasi Platformu: Gezi’nin dayanışma ruhu yaşıyor -VİDEO

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu: Gezi’nin dayanışma ruhu yaşıyor -VİDEO

    PİRHA- Emek ve Demokrasi Platformu, Gezi Direnişi’nin 13. yılında yaptığı açıklamada Gezi’nin demokrasi, özgürlük ve dayanışma mirasının sürdüğünü vurguladı. 

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Gezi Direnişi’nin 13. yılı dolayısıyla düzenlediği basın açıklamasında demokrasi, adalet ve halk iradesi vurgusu yaptı. Platform adına açıklamayı İsmail Oğuz okudu.

    Açıklamada, Gezi Direnişi sırasında yaşamını yitiren yurttaşlar anılırken, Gezi’nin yalnızca bir parkı savunma mücadelesi olmadığı belirtilerek, halkın özgürlük, demokrasi ve adalet taleplerinin güçlü bir ifadesi olduğu vurgulandı.

    “GEZİ DİRENİŞİ YALNIZCA BİR PARKI SAVUNMAK DEĞİL”

    Açıklamada, “Gezi, gençlerin umutla kurduğu gelecekti, kadınların yaşam mücadelesiydi, emekçilerin adalet arayışıydı, bilimden, laiklikten ve demokrasiden yana olan milyonların ortak itirazıydı” denilerek, direnişin farklı toplumsal kesimleri ortak demokratik talepler etrafında buluşturduğu belirtildi.

    Platform açıklamasında, ülkede hukuk devleti ilkelerinin zayıflatıldığı savunularak, ifade özgürlüğünün baskı altına alındığı, seçilmişlerin görevden uzaklaştırıldığı ve gençler, gazeteciler ile hak arayan yurttaşların susturulmak istendiği ifade edildi.

    Gezi Davası’na da değinilen açıklamada, “Aradan geçen 13 yılda siyasi iktidar, Gezi’nin meşru ve demokratik taleplerini bastırmak amacıyla baskı ve sindirme politikalarını derinleştirmiş; Gezi Davası ise hukukun değil siyasal hesaplaşmanın aracı haline getirilmiştir” denildi.

    Açıklamada, Gezi’nin ortaya çıkardığı dayanışma ruhunun demokrasi mücadelesi içinde yaşamaya devam ettiği belirtilerek, gençlerin, işçilerin, kadınların ve yaşam alanlarını savunan yurttaşların mücadelesinde Gezi’nin izlerinin sürdüğü ifade edildi.

    Platform, Gezi’nin eşitlik, özgürlük ve dayanışma taleplerinin toplumsal mücadelelerde yaşamaya devam ettiğini vurguladı.

    “YAŞANANLAR HERHANGİ BİR PARTİ İÇİ MESELE DEĞİL”

    Açıklamada, son dönemde CHP’ye yönelik yargı süreçleri ve müdahalelere dikkat çekildi. Halkın seçme ve seçilme hakkına yönelik saldırılar yaşandığı belirtilerek, bunun herhangi bir parti içi mesele olarak değerlendirilemeyeceği ifade edildi.

    Açıklamada, yerel seçimlerde ortaya çıkan halk iradesini kabul etmeyen anlayışın önce seçilmiş belediye başkanlarını, siyasetçileri ve muhalif toplumsal kesimleri hedef aldığı kaydedilerek,  “Cumhuriyet Halk Partisi’ne dönük mutlak butlan davası ve bugün parti binasına emniyet güçleri eliyle zorla girilmesi, Türkiye’de demokratik siyaset alanını bütünüyle tasfiye etmeye dönük daha büyük bir kuşatmanın parçasıdır” ifadelerine yer verildi.

    PİRHA/MERSİN

  • Mersin’de “Epstein” tepkisi: İddialar araştırılsın!-VİDEO

    Mersin’de “Epstein” tepkisi: İddialar araştırılsın!-VİDEO

    PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Jeffrey Epstein davasına ait belgelerde Türkiye’nin adının geçtiğine dair iddialar üzerine yetkililere çağrıda bulundu. Platform, söz konusu iddiaların Meclis ve yargı organlarınca şeffaf ve kapsamlı biçimde araştırılmasını talep etti.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, kamuoyunda “Epstein Dosyaları” olarak bilinen ve ABD’de görülen Jeffrey Epstein ile Ghislaine Maxwell davasına ilişkin belgelerde Türkiye’nin adının geçtiği iddialar üzerine Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması yaptı.

    “İDDİALAR ‘DEDİKODU’ OLAMAYACAK KADAR SOMUT”

    Basın metnini okuyan platform dönem sözcüsü İsmail Oğuz, iddiaların ciddiyetle ele alınması gerektiğini vurgulayarak; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde araştırma komisyonu kurulması, savcılıkların resen soruşturma başlatması ve geçmişteki kayıp çocuk dosyalarının yeniden incelenmesi çağrısında bulundu.

    Oğuz, “Dosyalarda yer alan tanık ifadelerinde ve uçuş kayıtlarında; Türkiye’den kaçırılan, yurt dışına götürülen veya bu ağın bir parçası haline getirilen çocuklardan ve genç kadınlardan bahsedilmektedir. İddialar arasında, 1999 Marmara Depremi sonrası kaybolan çocuklarımızla ilişkilendirilebilecek süreçlerden, Türkiye kökenli isimlerin bu ağdaki rollerine kadar son derece ciddi ve mutlaka aydınlatılması gereken hususlar bulunmaktadır. Bir pilotun ifadesinde ‘Türkiye’den çocukların alındığına’ dair beyanlar, bu konunun bir komplo teorisi olmaktan çıkıp, somut bir adli soruşturma konusu olması gerektiğini haykırmaktadır. Bu iddialar, birkaç dedikodu olarak geçiştirilemeyecek kadar somut, görmezden gelinemeyecek kadar ağırdır” diye konuştu.

    “SESSİZLİK SUÇA ORTAKLIKTIR”

    Söz konusu olanın çocukların, gençlerin, uluslararası bir suç örgütü tarafından birer “meta” gibi alınıp satılması, cinsel köleliğe zorlanması olduğunu vurgulayan Oğuz, “Eğer Epstein dosyalarında geçen Türkiye iddiaları doğruysa; bu çocuklar ülkemizden nasıl çıkarılmıştır, hangi gümrük kapıları, hangi havaalanları kullanılmıştır, bu transferlere içeriden kimler, hangi yetkililer veya hangi nüfuzlu kişiler göz yummuş ya da yardım etmiştir” sorularını sordu.

    Çocuk kaçırmaları ve çocuk ticaretinin insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunun altını çizen Oğuz, “Bu suçta zaman aşımı, ‘bizden değil’ ayrımı veya siyasi koruma kalkanı olamaz. Bu iddiaların araştırılmaması, sadece mağdurlara değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğine ve hukuk devleti ilkesine de yapılmış bir saldırıdır. Çocuklarımızın güvenliği, hiçbir diplomatik dengenin, hiçbir ticari ilişkinin veya hiçbir şahsın itibarının arkasına saklanamaz” dedi.

    ŞEFFAF VE TAVİZSİZ SORUŞTURMA TALEBİ

    Türkiye ile ilgili geçen her ismin ve her iddianın devletin en üst organlarınca ciddiyetle ele alınmasını talep eden Oğuz, yetkililere şu çağrıda bulundu:

    “-Meclis Araştırma Komisyonu Kurulmalıdır: Türkiye Büyük Millet Meclisi, derhal partiler üstü bir anlayışla hareket ederek, Epstein dosyalarındaki Türkiye bağlantılarını araştırmak üzere özel yetkili bir komisyon kurmalıdır. Bu komisyonun çalışmaları halka açık ve şeffaf yürütülmelidir.
    -Cumhuriyet Savcıları Harekete Geçmelidir: Adalet Bakanlığı ve Cumhuriyet Savcıları, ABD makamları ile ivedilikle temasa geçmeli, dosyanın Türkiye’yi ilgilendiren kısımlarının onaylı örneklerini talep etmeli ve resen soruşturma başlatmalıdır. İddialarda adı geçen kişi veya kurumlar kim olursa olsun, yargı önünde hesap vermelidir.
    -Kayıp Çocuklar Dosyaları Yeniden Açılmalıdır: Özellikle deprem bölgeleri başta olmak üzere, geçmişten günümüze “kayıp” olarak kayıtlara geçen çocuk dosyaları, Epstein davasındaki tarihler ve yöntemler ışığında yeniden incelenmelidir.
    -Bu küresel ağın Türkiye ayağındaki finansörleri, toplayıcıları ve lojistik sağlayıcıları deşifre edilmelidir.”

    PİRHA/ MERSİN

  • Mersin Emek ve Demokrasi Platformu: Baran Abdi’nin katili ırkçılıktır!- VİDEO

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu: Baran Abdi’nin katili ırkçılıktır!- VİDEO

    PİRHA- Tarsusta’ki Rojava protestosunda Hüseyin Kanlıbıçak isimli kişinin silahlı saldırısı sonucunda yaşamını yitiren Baran Abdi için eylem yapan Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, “Baran Abdi’nin ölümü, yükselen ırkçılığın ulaştığı korkunç boyutu simgeliyor” dedi.

    Mersin’in Tarsus ilçesinde, Rojava’ya yönelik saldırılarının protesto edildiği eylemde açılan ateş sonucu yaşamını yitiren Baran Abdi için Mersin Emek ve Demokrasi Platformu basın açıklaması yaptı. Özgür Çocuk Parkında bir araya gelen platform bileşenleri “Rojava halkı yalnız değildir”, “Katil IŞİD Rojava’dan defol”, “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganları attı. Basın metnini platform dönem sözcüsü İsmail Oğuz okudu.

    “BU CİNAYET NEFRET SÖYLEMLERİNİN SONUCUDUR”

    Baran Abdi’nin başından vurularak katledilmesinin tesadüfi bir öfke olmadığını belirten İsmail Oğuz, yıllardır körüklenen ırkçı nefretin sokaktaki kanlı yansıması olduğunu söyledi. Meydanlarda, ekranlarda ve siyaset dilinde üretilen nefret söyleminin bugün Tarsus’ta bir gencin yaşamını sonlandırdığını dile getiren Oğuz, “Bizler çok iyi biliyoruz ki; ırkçı saldırıların failleri, arkalarındaki karanlık odaklardan ve hüküm süren cezasızlık kültüründen güç alıyor. Baran Abdi’nin ölümü, yükselen ırkçılığın ulaştığı korkunç boyutu simgeliyor. Kürt halkının demokratik taleplerini ve barış arayışını şiddetle bastırmaya çalışmak, bu toprakların kadim kardeşliğine ihanettir” diye konuştu.

    “OLAYIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Platform olarak olayın takipçisi olacaklarını duyuran Oğuz, “Failin ve varsa arkasındaki azmettiricilerin en ağır şekilde cezalandırılması için sürecin takipçisi olacağız. Irkçılığa, halkların birbirine düşman edilmesine ve bu karanlık gidişata asla teslim olmayacağız. Barışın sesini bastırmak isteyenlere inat; eşitliği, özgürlüğü ve kardeşliği savunmaya devam edecek; ırkçılığa geçit vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ MERSİN

  • Mersin Emek ve Demokrasi Platformu’ndan ABD’ye Venezuela tepkisi- VİDEO

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu’ndan ABD’ye Venezuela tepkisi- VİDEO

    PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, ABD’nin Venezuela’ya yönelik askerî müdahalesinin uluslararası hukuku ve Birleşmiş Milletler Şartı’nı açıkça ihlal ettiğini belirterek, saldırıların derhal durdurulması ve yaptırımların kaldırılması çağrısı yaptı.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, ABD’nin Venezuela topraklarına yönelik saldırısını ve Latin Amerika halklarını hedef alan girişimlerine tepki göstermek amacıyla Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması yaptı. “Amerikan emperyalizmine hayır, Venezuela halkı yalnız değildir” pankartının açıldığı eylemde “Katil ABD Venezuela’dan defol” ve “Emperyalist ABD işbirlikçi AKP” sloganları atıldı.

    Platform, özellikle sivil yerleşim yerlerine yapılan saldırıların ve Cumhurbaşkanı Nicolás Maduro’nun esir alındığına dair açıklamaların uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın açık ihlali olduğunu belirtti.

    “ABD’NİN SALDIRILARI ULUSLARARASI HUKUKU İHLAL EDİYOR”

    Platform adına basın açıklamasını okuna dönem sözcüsü Kemal Göksoy, bu saldırıların ABD emperyalizminin bir ürünü olduğuna dikkat çekerek, Latin Amerika’daki ilerici hükümetlere ve halkların bağımsızlık iradesine yönelik müdahalelerin tehlikelerini vurguladı. Venezuela’ya yönelik yapılan saldırıların sadece bir ülkenin egemenliğine değil, tüm uluslararası topluma yönelik tehlikeli bir tehdit oluşturduğunu beliren Göksoy, şunları dile getirdi:

    “Bu saldırı, ABD emperyalizminin ürünüdür. Latin Amerika’daki ilerici, kamucu hükümetlere ve halkların bağımsızlık iradesine dönük bir müdahaledir. ABD, uzun süredir Venezuela’nın kaynaklarını, özellikle kamulaştırılmış petrol sektörünü hedef almakta; bölgede yürüttüğü askerî faaliyetler, baskı ve abluka politikalarıyla Venezuela’da ve Karayipler’de on binlerce emekçiyi yoksulluğa sürüklemektedir. Venezuela topraklarına yönelik saldırılar Venezuela’nın egemenliğine yönelik ağır bir saldırı olduğu kadar, tüm uluslararası toplum için son derece tehlikeli bir emsal oluşturmaktadır. Uluslararası hukuku açıkça ihlal ederek ülkelere saldırmak, çok taraflılığın yerini en güçlünün hukukunun aldığı, şiddet, kaos ve istikrarsızlıkla dolu bir dünyaya doğru atılmış bir adımdır.”

    Son olarak uluslararası dayanışma çağrısı yapan Göksoy, Venezuela halkının ve Latin Amerika’daki emekçilerin mücadelesini desteklemeye devam edeceklerini belirtti. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, tüm uluslararası toplumun bu saldırılara karşı güçlü ve kararlı bir tutum sergilemesi gerektiğinin altını çizdi.

    PİRHA/ MERSİN

  • Roboski Katliamı’nın 14. yılında Mersin’de açıklama: İnkâr değil yüzleşme!-VİDEO

    Roboski Katliamı’nın 14. yılında Mersin’de açıklama: İnkâr değil yüzleşme!-VİDEO

    PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi Platformu’nun Roboski Katliamı’na ilişkin yaptığı basın açıklamasında devletin katliamla yüzleşmesi gerekliliğine vurgu yapılarak, “Roboski, devletin ve iktidarın sınavıdır. Bu topraklarda barış ve adaletin yolu Roboski’den geçmelidir” denildi.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Roboski Katliamı’na ilişkin Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması yaptı. “İnkar değil yüzleşme, savaş değil barış” pankartının açıldığı açıklamada “Roboski’yi unutma, unutturma sloganları atıldı.
    Basın metnini platform adına İHD Mersin Şube yöneticisi Şükran Aktaş okudu.

    “FAİLLER KORUNDU”

    Şükran Aktaş, 28 Aralık 2011 günü Şırnak’ın Uludere ilçesi, Roboski köyü sınır hattında Türk Silahlı Kuvvetlerine ait savaş uçakları tarafından yapılan bombardıman sonucunda, çoğu çocuk 34 sivil Kürt yurttaşın katledildiğini hatırlattı. Katliam ile ilgili etkin bir soruşturma yürütülmediğine vurgu yapan Aktaş, “Tüm hukuki süreç ‘cezasızlık’ ile sonuçlandı.  Anayasa Mahkemesi ‘eksik evrak’ dedi, AİHM ise ‘İç hukuk yolları tüketilmedi’ gerekçesiyle davayı kabul etmedi. Bugüne kadar yaratılan sis perdesi ve müesses bürokrasi ile hakikatin ortaya çıkması engellendi. Failler cezasızlık politikası ile korundu” diye konuştu.

    Aktaş, Roboski’de yaşamını yitirenlerin ailelerin ve yakınlarının haklarında hak arama mücadelesi verdikleri için onlarca dava açıldığına ve hapishanelere konulduğuna da dikkat çekti.

    “GERÇEK BİR BARIŞ İÇİN KATLİAMLARLA YÜZLEŞİLSİN”

    Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Devam eden barış sürecinin gerçek anlamda barışa evrilmesinin ve kalıcı hale gelmesinin yolu, devletin bizatihi faili olduğu ya da ihmali sonucu yaşanan katliamlarla yüzleşmesinden geçmektedir.
    Roboski Katliamı’na dair hukuki süreç tarafsız ve bağımsız bir şekilde yeniden başlatılmalı, failler tespit edilerek, kasıt kusur veya ihmali olan tüm kamu görevlileri yargı önünde hesap vermelidir.
    ⁠Devlet, yaşanan bu trajedi için ailelerden resmi olarak özür dilemeli; ailelerin maddi ve manevi tüm hak kayıpları tazmin etmelidir. Roboski katliamının 14. yılında katliamda hayatını kaybeden yurttaşları saygı ile anıyoruz. Ve bir kez daha devleti yönetenlere sesleniyoruz; Roboski, devletin ve iktidarın sınavıdır, bu topraklarda ‘Barış ve Adalet’in yolu, mutlaka ve öncelikle Roboski’den geçmelidir.”

    Açıklamanın ardından söz alan DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, katliamın devletin bilgisi dahilinde yapıldığını belirterek, gerçek bir toplumsal barışın tesisi için başta Roboski olmak üzere tüm katliamlarla yüzleşilmesi gerektiğini ifade etti.

    Açıklama, sloganların ardından sona erdi.

    PİRHA/ MERSİN

     

  • Mersin’de Suriye’deki Alevi katliamları protesto edildi- VİDEO

    Mersin’de Suriye’deki Alevi katliamları protesto edildi- VİDEO

    PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye’deki Alevi katliamlarını protesto etmek için yürüyüş yaptı. Platform, “Suriye’de başta Alevilere olmak üzere, Hristiyanlara, Dürzilere ve diğer tüm azınlıklara yönelik katliam, etnik temizlik ve soykırım riski taşıyan saldırılar derhal durdurulmalıdır” çağrısı yaptı.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye’deki Alevi katliamlarına karşı tepkilerini dile getirmek için yürüyüş yaptı. “Suriye’de Alevi soykırımına son”pankartının açıldığı yürüyüşte sık sık “Katil HTŞ Suriye’den defol”, “Alevi halkı yalnız değildir”, “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganları atıldı. Çok sayıda Alevi yurttaşın katıldığı yürüyüş, sahilden başlayarak Özgecan Aslan Barış Meydanında son buldu. Burada yapılan basın açıklamasını DAD Mersin Şube Eş Başkanı Hüsniye Çelik okudu.

    Suriye’deki Alevi ve diğer inanç, etnik azınlıklara yönelik sistematik katliamının kınandığı açıklamada; Alevi soykırımına sessiz kalanların, zorla göç ettirme, yağma, işkence ve infazlara göz yumanların tüm bu suçların ortağı olduğuna dikkat çekildi.

    “SESSİZLİK KATİLLERİ CESARETLENDİRİYOR”

    Hüsniye Çelik, 2025 başından itibaren HTŞ ve bağlı grupların, özellikle Lazkiye ve Tartus gibi kıyı bölgelerinde Alevi topluluklara karşı toplu katliam, zorla yerinden etme, infaz ve sistematik şiddet eylemlerini artırdığına dikkat çekti. Mart ayındaki saldırılarda çoğu kadın ve çocuk binlerce sivilin hayatını kaybettiğini belirten Çelik, “Kadınlar kaçırılıp köle pazarlarında satıldı. Bağımsız insan hakları kuruluşları, bu durumu etnik-mezhepsel temelli sistematik şiddet ve soykırım riski olarak tanımlamaktadır. Uluslararası toplumun sessizliği, baskı ve soykırımcı katilleri cesaretlendirmektedir.  Yaşananlar insanlığa karşı işlenen suçlardır. Sessiz kalmak veya tarafsızlık iddiası, suçun devamına katkı sunar. En temel insan hakkı olan yaşam hakkının bu denli çiğnendiği bir ortamda uluslararası kurum, devlet ve kuruluşları sorumluluk almaya çağırıyoruz” diye konuştu.

    AB, BM VE DEVLETLERE ÇAĞRI

    Avrupa Birliği’ne, Birleşmiş Milletlere ve tüm devletlere katliamların durdurulması için çağrıda bulunan Çelik, şunları söyledi:

    “Katil Colani hükümetine verdiğiniz tüm desteği derhal sonlandırın. Bu gayrimeşru yapıyı tanımayı durdurun. Halkların ortak iradesi ile kurulacak eşit yurttaşlığa dayalı, birleşik, laik ve demokratik Suriye Cumhuriyeti’nin önünü açın. Başta Meclis olmak üzere, sendikaları, sivil toplumu, siyasi partileri ve demokratik kamuoyunu; Suriye’deki soykırım riskini görünür kılmaya, kınamaya ve uluslararası sorumluluk almaya çağırıyoruz.

    -Suriye’de başta Alevilere, Hristiyanlara, Dürzilere ve diğer tüm azınlıklara yönelik katliam, etnik temizlik ve soykırım riski taşıyan saldırılar derhal durdurulmalıdır.

    -Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları kuruluşları acilen bağımsız soruşturma mekanizmalarını devreye sokmalı, suçlular tespit edilip yargılanmalıdır.

    -Baskı ve saldırı altındaki azınlıklar için insani yardım koridorları açılmalı, yerinden edilmiş siviller korunmalı, temel ihtiyaçları uluslararası denetim altında güvence altına alınmalıdır.

    -Etnik temizlik siyasetine hizmet eden iç ve dış aktörlerle kurulan her türlü meşruiyet ilişkisi reddedilmelidir.”

    Halkların kardeşliği, eşitliği ve barışı için mücadele çağrısını yineleyen Çelik, bu suçlardan ve soykırımcı politikalardan hesap sorulmasını talep etti.

    PİRHA/ MERSİN

  • Mersin’de ‘Orta Doğu’da Barışa Giden Yol’ panelinde barış vurgusu yapıldı- VİDEO

    PİRHA- Mersin’de düzenlenen ‘Orta Doğu’da Barışa Giden Yol’ panelinde konuşan Faik Bulut, bölgedeki dış dinamiklerin etkisini vurgularken, Dr. Metin Bakkalcı ise “Geçiş Dönemi Adaleti”nin önemine dikkat çekti. Konuşmalar, Kürt meselesi ve barışın toplumsal temelleri üzerine derinlemesine bir değerlendirme sundu.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Orta Doğu’daki güncel gelişmeleri ve barış sürecini tartışmak amacıyla “Orta Doğu’da Barışa Giden Yol” başlıklı bir panel düzenledi. Yenişehir Belediyesi Akademi Salonu’nda gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü Özge Göncü üstlendi. Panelde konuşmacı olarak yer alan araştırmacı gazeteci Faik Bulut ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Dr. Metin Bakkalcı, Orta Doğu’daki barış süreci üzerine önemli değerlendirmelerde bulundular.

    Faik Bulut, “Güncel Gelişmelerle Orta Doğu’da Barış” başlıklı konuşmasında, bölgedeki çatışmaların arka planındaki dengelerden ve barış sürecinin sebeplerine değindi. Dr. Metin Bakkalcı ise, “İnsan Hakları Perspektifinde Geçiş Dönemi Adaleti” başlıklı konuşmasında, barış süreçlerinde adaletin sağlanmasının ne denli önemli olduğuna dikkat çekti.

    “DEVLET, ÖCALAN’LA MASAYA OTURMAK ZORUNDA KALDI”

    Panelde ilk olarak konuşan Faik Bulut, İngiltere ve Amerika’nın Orta Doğu’daki bütün silahlı örgütlerin ortadan kaldırılma kararı aldığını ve buradan doğru Türkiye’de sürecin başlamasında dış dinamiklerin etkisi olduğuna dikkat çekti. Bulut, barış süreci denklemine dair şunları söyledi:

    “Türkiye’de sürecin başlamasında dış dinamiklerin etkisi oldu. ‘Kürt meselesini çözmezseniz ülke oldukça karışacak’ denmesi üzerine süreç başladı. Bölgedeki silahlı örgütlerin tamamını silahsızlandırmak istediler. Hizbullah’ta başarılı oldular. Gazze’de barış olsa da olmasa da Hamas’ı silahsızlandırıp devre dışı bırakacaklar. Kürtlere gelince ise; Kürtlerin kitlesi fazla olduğu için silahsızlandırıp devre dışı bırakamayacaklarını çok iyi biliyorlar. Türkiye’ye ‘bunun çaresine bakmanız lazım. Bu işi çözün bölgedeki Kürtlerin tamamının himayesini size veririz’ dedi Amerika. Bunu MİT Başkanı İbrahim Kalın 4 ay önce bir gazeteci ile sohbetinde ‘biz Kürtlerin hamiliğine soyunacağız’ diyerek destekledi. Dış şartlar ve iç şartlar mevcut iktidarı Öcalan’la oturmaya mecbur etti. Öcalan da öbür türlü olmayacağını bildiği için masaya oturdu.

    Burada Abdullah Öcalan ilginç bir şey yaptı; Türkiye’de başka bir devlet istemenin mümkün olmayacağını kavradı. ‘Özerklik, federalizm, kültüralizm de istemiyoruz, radikal demokrasi istiyoruz’ dedi. 2 sene önce Rojava’da toplumsal sözleşme hayata geçti. Bu sözleşme, toplumun renkleri olan insanların demokrasi, özgürlük, eşitlik temelinde yeni bir toplum inşa etmeyi savunuyor. Öcalan’ın da talebi bu yönde oldu aslında.”

    AKP’nin barışın toplumsallaşması adına hiçbir adım atmadığını ve bu sürece dair samimi olmadığını söyleyen Bulut, DEM Parti’nin ise bunu yapmaya çalıştığını ancak kendi çeperinde yapmasının eksiklik doğurduğunu kaydetti. Bulut, son olarak bu süreçte DEM Parti’nin daha aktif olması gerektiğinin altını çizdi.

    “GEÇMİŞ ACILARLA YÜZLEŞİLMELİ”

    Metin Bakkalcı ise, Barış ve Demokratik Toplum sürecinde ‘Geçiş Dönemi Adaleti’nin önemine vurgu yapan bir sunum yaptı. Bu kavramın geçmişle yüzleşmeyi ve travmatik belleğin onarılmasını odağına aldığını belirtti. Bakkalcı, Numan Kurtulmuş’un, komisyondaki “Amaç geçmişin tartışmalarını tekrar etmek değildir, ortak geleceği kurabilmek için kararlılığımızı artırmaktır. Bu iki hususun acılarımızı yarıştırmamak ve geçmişte olanları bugüne taşımamak lazım” sözlerini hatırlatan Bakkalcı, “Geçiş dönemi adaleti çatışma sırasında veya baskıcı bir rejim tarafından işlenen geçmiş suçlarla yüzleşilmesi ve adaletin tesis edilmesini kapsar. Geçiş dönemi adaleti insan hakları temelli bir sorun çözüm yöntemi olarak ele almalı. Bütün acıları, suçları ve travmatik belleği sıfırlamaya çalışıyorlar. Oysa ki travmanın yaralarının onarılması gerekiyor. Ve bu onarma da ötekiyle yapılacak empati ile başlar” dedi.

    PKK’nin silah bırakmasının kendi başına çok önemli olduğunun altını çizen Bakkalcı, “Silah bırakma kendi başına çok önemli. Buranın özgürleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun güvence altına alınması gerekiyor. Bu noktada hepimize görevler düşüyor. Kürt meselesinin diyalog ve müzakareye dayalı olarak şiddeti dışlayan yöntemlerle çözümü doğrultusunda ilerlemeli. Bu noktada Kürtlerin temel haklarının teminata alınması gereken programlar yapılması gerekiyor” diye konuştu.

    Panel, soru ve cevapların ardından sona erdi.

    PİRHA/ MERSİN

  • Mersin Emek ve Demokrasi Platformu: 12 Eylül rejimi hala sürüyor- VİDEO

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu: 12 Eylül rejimi hala sürüyor- VİDEO

    PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, 12 Eylül darbesinin yıl dönümünde yaptığı açıklamada, darbe rejiminin yasaları ve kurumlarıyla hala yürürlükte olduğunu vurguladı. Okunan metinde, 12 Eylül düzeninin reformlarla değil ancak kökten tasfiye ile sona erdirilebileceğine dikkat çekildi.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu ile 78’liler Girişimi Derneği, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nin 45. yıl dönümü sebebiyle Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması yaptı. Platform bileşenleri ve çok sayıda kitle örgütünün destek verdiği açıklamada “12 Eylül darbesini unutmadık” ve “12 Eylül faşist darbesi uygulamalarının etkisi devam ediyor” pankartları açıldı.

    Basın metnini 78’liler Girişimi Derneği’nden Nejdet Kılıç okudu.

    “12 EYLÜL DARBE ANAYASASI HALA YÜRÜRLÜKTE”

    Nejdet Kılıç, 12 Eylül 1980 darbesi sonrası hazırlanan ve bir halk oylamasıyla kabul ettirilen darbe anayasasının, temel unsurlarıyla bugün dahi geçerliliğini koruduğuna dikkat çekti. Kılıç, darbe sürecinin geçmişte kalmayıp, yasaları ve kurumlarıyla halen toplumsal yaşamı şekillendirmeye devam ettiğini belirterek, “Darbe sonrası kurulan düzen, beş generalin hazırladığı totaliter bir rejimdir. Bu rejimin kurumları ve yasaları, demokratik temsiliyeti yok sayan bir anlayışla hala yürürlükte” diye konuştu.

    12 Eylül darbecilerine yargı dokunulmazlığı kazandıran Anayasa’nın Geçici 15. Maddesi’nin, 78’lilerin öncülük ettiği uzun soluklu kampanya sonucunda kaldırıldığını hatırlatan Kılıç, bu önemli adımın ardından darbecilerin yargılanması konusunda kapsamlı bir hesaplaşmanın gerçekleştirilmediğini vurguladı. Sadece iki darbe şefinin yargılanabildiğini, diğer sorumluların ise hala yargı önüne çıkarılmadığını kaydeden Kılıç, “78’liler, sol, yurtsever ve demokratik güçlerin ortak iradesiyle önemli adımlar atılsa da, cunta döneminin suçluları için adalet sağlanamadı” ifadelerini kullandı.

    “12 EYLÜL REJİMİ TASFİYE EDİLMELİ”

    12 Eylül darbesinin yalnızca bir iktidar değişikliği değil, aynı zamanda toplumu ve devleti yukarıdan aşağıya doğru şekillendiren otoriter bir rejim inşası olduğunu dile getiren Kılıç, “12 Eylül rejimi, demokrasi ve özgürlüklerin geliştiği bir dönemi ortadan kaldırdı. Siyasal itirazı olan tüm kesimler ‘iç düşman’ ilan edildi. Bu düzenin en büyük başarısı, yurttaşları devlete karşı itaatkar bireyler haline getirmek oldu” dedi.

    Kılıç, “Darbecilerle hesaplaşmayı başaramayan bir toplum, yeni darbelere açık hale gelir. 12 Eylül rejimi reforme edilemez; tüm kurum ve yasalarıyla birlikte tasfiye edilmelidir” diyerek mücadele çağrısını yineledi.

    Açıklama, sloganlarla son buldu.

    PİRHA/ MERSİN

  • Mersin’de İsrail protestosu: Filistin halkı için kınama değil, yaptırım gerekli-VİDEO

    Mersin’de İsrail protestosu: Filistin halkı için kınama değil, yaptırım gerekli-VİDEO

    PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi Platformu ile Mersin Kadın Platformu, Filistin’deki saldırılara karşı yürüyüş düzenledi. Yapılan açıklamalarda İsrail’le tüm ilişkilerin kesilmesi ve ABD üslerinin kapatılması çağrısı yapılırken, Filistinli kadınların yaşadığı ağır koşullara dikkat çekildi.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu ile Mersin Kadın Platformu, Filistin’de yaşananlara dair eylem yaptı. “Katil İsrail Filistin’den defol”, “Filistinli kadınlar yalnız değildir” ve “Filistin özgürdür, özgür kalacak” sloganları eşliğinde yürüyüş yapan platform bileşenleri, Özgecan Aslan Barış meydanında basın açıklamaları gerçekleştirdi.

    “İSRAİL İLE İLİŞKİLERE DERHAL SON VERİLSİN”

    İlk açıklamayı yapan Mersin Emek ve Demokrasi Platformu Dönem Sözcüsü İzzet Çalış, İsrail’in saldırıları ve insani yardım girişini kısıtlayan abluka ile Gazze’de açlığın yayıldığını; su, ilaç, tıbbi gereçler ve hijyen malzemesinin bulunamadığını belirtti. Çalış, “Başta çocuklar olmak üzere, Gazze Şeridi’nde açlık nedeniyle ölümler artıyor. Yerel ve uluslararası çevreler, İsrail’in “açlığı ve susuzluğu silah olarak” kullandığını belirtiyor. Sivil altyapıyı da tahrip ederek Gazze’nin yüzde 88’ini yıkan İsrail ordusu, sürgün emirleriyle yerinden ettiği Filistinlileri sık sık barındıkları bölgelerde hedef alıyor” dedi.

    İsrail ile ticari ilişkerini sürdüren Türkiye hükümetini de eleştiren Çalış, “Bugün bir yandan İsrail’i tehdit ilan ederken, diğer yandan ticaret tüm hızıyla sürmekte; ekonomik ilişkiler yeni rekorlar kırmaktadır. En çok övündükleri silah sanayi için İsrail’e silah satan şirketlerle ortaklık kurmaktan çekinmemektedirler. İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere ülkemizdeki Amerikan üsleri, İsrail’in askeri gücünün doğrudan bir parçası olarak işlemektedir. Bizler İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere tüm ABD ve NATO üsleri derhal kapatılmasını ve İsrail’le tüm askeri, ekonomik ve ticari ilişkilerin kesilmesini talep ediyoruz” diye konuştu.

    FİLİSTİNLİ KADINLARIN SORUNLARINA DİKKAT ÇEKİLDİ

    Ardından Mersin Kadın Platformu’nun yaptığı açıklamada, saldırılar sebebiyle Filistinli kadınların yaşadığı sorunlara değinildi. Platform adına basın metnini okuyan Çiğdem Göksoy şu ifadeleri kullandı:

    “Filistin’e yönelik saldırılar sonucunda binlerce kadın ve kız çocuğu kalıcı olarak engelli hale geldi. İşgal ve soykırım koşullarında tacize, tecavüze, erkek şiddetine, çıplak aramaya maruz kalan Filistinli kadınların başvurabilecekleri bir mekanizma ya da sığınabilecekleri güvenli bir alan yok. Gıdaya, ilaca, hijyenik pede ve hiçbir temel ihtiyaca erişim mümkün olmadığı için birçok kadın sağlık sorunları yaşıyor. Hamile ve emziren kadınlar yetersiz beslenme nedeniyle kansızlık, gebelik zehirlenmesi, kanama ve hatta ölüm riskiyle yaşıyor. Doğumda durumu ağırlaşan kadınlar gerekli medikal destek sağlanmadığı için hayatını kaybediyor. Bombardıman altında defalarca göç etmek zorunda kalan kadınlar bir yandan enkaz yığınına dönen yerlerde açlıktan ölmemek için yaşam mücadelesi verirken diğer yandan çocukların, yaşlıların, yaralıların bakımını üstleniyor.

    Biz kadınlar, siyonist işgal devletinin iki yıldır Filistin halkını hedef alan soykırım saldırılarına karşı kadınlar olarak göstermelik kınama tezkereleri ve işlevsiz hamaset değil somut yaptırım uygulanmasını talep ediyoruz. İsrail’e tam ambargo ilan edilmeli ve derhal uygulanmalıdır! İsrail ile askeri, siyasi, ticari, akademik ve kültürel tüm ilişkiler kesilmeli, bütün anlaşmalar feshedilmelidir! Petrol sevkiyatı durdurulmalı ve limanlar İsrail’e giden gemilere kapatılmalıdır!”

    Açıklamaların ardından platform bileşenleri, Filistin’de yaşamını yitirenlerin anısında meydanda bulunan ağacın önüne çiçek bıraktı. Eylem, sloganlar eşliğinde son buldu.

    PİRHA/ MERSİN

  • Çevreciler Mersin’den seslendi: Geleceğimizi karartacak yasayı geri çekin!

    Çevreciler Mersin’den seslendi: Geleceğimizi karartacak yasayı geri çekin!

    PİRHA- Tarım Orkam-Sen ve Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, zeytinlik alanların maden faaliyetlerine açılmasına izin veren düzenlemenin geri çekilmesi için çağrıda bulunarak, “Bu yasa geçerse yalnızca zeytin değil gelecek de kararacak. Bu yüzden bu yasaya razı olmayacağız” dedi.

    Mersin’de Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orkam-Sen) öncülüğünde Mersin Emek ve Demokrasi Platformu’nun da katılımıyla zeytinlik alanların maden faaliyetlerine açılmasına izin veren düzenlemenin geri çekilmesi için Özgür Çocuk Parkı’nda açıklama yapıldı. Açıklamada “İhanet yasasına hayır. Ormanlarımızı, topraklarımızı, suyumuzu ve zeytinliklerimizi koruyacağız” pankartı açıldı. Kitle sık sık “Kurtuluş yok tek başına” ve “Zeytin bahçeleri torbaya sığmaz” sloganları attı.

    Tarım Orkam-Sen Mersin Şube Başkanı Yusuf Demirci, düzenlemenin halkı değil, sermaye çevrelerini önceleyen bir anlayışla kaleme alındığını belirtti. Demirci, ekolojik tahribata karşı verilen mücadeleye işaret ederek, şu talepleri sıraladı:

    “- Yasa teklifi derhal geri çekilmelidir.
    – Yasam alanları enerji yatırımlarına kapatılmalı, anayasal güvence güçlendirilmelidir.
    – ÇED süreçleri bağımsızlaştırılmalı, halkın katılımı sağlanmalıdır.
    – Kaçak yatırımlara getirilen aflar iptal edilmelidir.
    – Enerji politikalar kamusal, demokratik ve doğayla uyumlu şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.
    – Enerji, maden, tarım, su ve ekosistem yönetimi gibi alanlarda alınan kararlar; merkezi bilimsel kurulların rehberliğinde, yerel halkın, meslek örgütlerinin ve çevre hareketlerinin katılımıyla şekillenmelidir.”

    PİRHA/ MERSİN

  • Mersin Limanı’na yanaşan İsrail gemisi protesto edildi-VİDEO

    Mersin Limanı’na yanaşan İsrail gemisi protesto edildi-VİDEO

    PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, İsrail’e askeri malzeme taşıdığı öne sürülen Vela gemisinin Mersin Limanı’na yanaşmasını protesto ederek, “İsrail’in savaş makinelerine yakıt taşıyanlar, Filistinli çocukların kanına ortak oluyor. Bu gemi, Gazze’de her gün bombalanan evlerin, hastanelerin, okulların bir parçasını getiriyor” dedi.

    Gazze’ye insani yardım taşıyan ‘Madleen’ gemisine İsrail tarafından yapılan saldırının ardından, İsrail’e askeri malzeme taşıdığı iddia edilen ‘Vela’ adlı geminin Mersin Limanı’na yanaşması üzerine Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Mersin Limanı önünde bir basın açıklaması yaptı. “Madleen’i değil Vela’yı durdur” yazılı pankartın açıldığı açıklamada “Katil İsrail işbirlikçi AKP”, “Madleen’e selam direnişe devam”, “Vela’ya boykot İsrail’e boykot” sloganları atıldı. Açıklamayı platform dönem sözcüsü Mahmut Sümbül okudu.

    “MADLEEN’E SALDIRI SAVAŞ SUÇUDUR”

    Sümbül, İsrail’in uluslararası hukuku ve insan haklarını açıkça ihlal ettiğini vurgulayarak, Madleen gemisine yönelik saldırının bir savaş suçu olduğunu ifade etti. Gemide yalnızca gönüllü yardım çalışanlarının bulunduğuna dikkat çeken Sümbül, saldırının insanlık vicdanına yönelik bir darbe olduğunu belirtti.

    İsrail’e askeri malzeme taşıdığı öne sürülen Vela gemisinin Mersin Limanı’na yanaşmasını “kabul edilemez, affedilemez bir utanç” olarak nitelendiren Sümbül, Türkiye topraklarının İsrail’in savaş düzenine lojistik destek sağlamak için kullanılmasının halkın iradesine ve vicdanına ihanet olduğunu dile getirdi.

    TALEPLER SIRALANDI

    İsrail’in savaş makinelerine malzeme taşımanın, Filistinli çocukların kanına ortak olmak anlamına geldiğini söyleyen Sümbül, şu taleplerde bulundu:

    “Mersin Limanı’ndan yükselen her vicdanlı ses, yalnızca bir protesto değil; insanlığın, adaletin ve kardeşliğin haykırışıdır. Bizler, bu limanın halkıyız. Bu ülkenin onurlu yurttaşlarıyız. Hiçbir limanımızın, İsrail’in kanlı savaş düzenine hizmet etmesine izin vermeyeceğiz!

    Taleplerimiz nettir:

    – İsrail’e gidecek hiçbir askeri malzeme Türkiye limanlarından taşınmamalıdır.
    -Madleen gemisine saldırı uluslararası platformlara taşınmalı, İsrail hesap vermelidir.
    -Gemiye el koyan ve sivilleri tutuklayan İsrail hakkında suç duyurusunda bulunulmalı, yardım gönüllüleri derhal serbest bırakılmalıdır.
    -Hükümet, halkın vicdanını ve hukuku esas almalı; İsrail’le her türlü askeri ve ticari iş birliğini derhal kesmelidir.”

    Açıklamanın sonunda Sümbül, tüm sendikaları, demokratik kitle örgütlerini ve vicdan sahibi yurttaşları harekete geçmeye çağırdı.

    PİRHA/ MERSİN

  • Mersin Emek ve Demokrasi Platformu hasta mahpusların tahliyesini talep etti- VİDEO

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu hasta mahpusların tahliyesini talep etti- VİDEO

    PİRHA- Hasta mahpuslara ilişkin basın açıklaması yapan Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, “Türkiye’de barışın önünü açmak başta hapishaneler olmak üzere tüm devlet kurumlarında insan haklarına saygılı bir reform süreci kaçınılmaz bir ihtiyaçtır” diyerek, hapishanelerde uygulanan ayrımcı ve keyfi uygulamalara son verilmesi için yetkili mercilere çağrıda bulundu.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, hasta mahpusların güncel durumuna ilişkin Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması yaptı. “Hapishanelerde yaşam hakkı tehlikede. Hasta mahpuslara özgürlük. İnfaz yakmalara son” yazılı pankartın açıldığı eyleme çok sayıda STK temsilcisi ile hasta mahpusların aileleri katıldı.

    Basın açıklamasını platform adına İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube Sekreteri Fatoş Sarıkaya okudu.
    Sarıkaya, Türkiye’deki hapishanelerde uygulanan ağır tecrit, keyfi infaz uygulamaları, hasta mahpusların yaşam hakkının ihlali ve özellikle ağırlaştırılmış müebbet rejimiyle hapishanelerin bir ihlal merkezine döndüğünü dile getirdi.

    “EN AZ BİN 412 HASTA MAHPUS VAR”

    Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün istatistiklerinden referans veren Sarıkaya, Mayıs 2025 itibari ile hapishanelerde 409 bin 617 mahpus bulunduğunu, bu sayının Türkiye’deki tüm hapishanelerin kapasitesi olan 299 bin 924’ten yüzde 36 daha fazla olduğunu belirtti.

    İHD’nin hasta mahpuslara ilişkin verilerine de değinen Sarıkaya, şunları aktardı:

    “Tespit edilebildiği kadarıyla 161 kadın ve bin 251 erkek olmak üzere en az bin 412 hasta mahpus bulunuyor. Ağır hasta olarak tarif edebileceğimiz 335 mahpus bulunuyor. Bunlardan 230’u tek başına yaşamını devam ettiremiyor ve 105’inin de desteğe ihtiyacı bulunuyor. 188 mahpusun ise hastalıkları nedeniyle sürekli olarak kontrol edilmesi gerekiyor. 515 mahpusun hastalıkları belirtilmesine rağmen değerlendirme için gereken detaylar olmadığından ve 2 mahpusunda ne gibi hastalıkları olduğuna dair bilgi edinilemediğinden 517 mahpusun durumlarının ağır olup olmadığına dair değerlendirme yapılamıyor.”

    10. YARGI PAKETİ ELEŞTİRİSİ

    İnfazı dolmuş, tahliye edilmesi gereken birçok mahpusun, hapishane idarelerinin veya İdare ve Gözlem Kurullarının keyfi kararlarıyla tahliye edilmeyerek özgürlüklerinden alıkonulduğunu söyleyen Sarıkaya, “Özellikle hapishanelerdeki hak ihlallerinin giderilmesi adına gündeme gelen 10. Yargı paketi ile hasta mahpuslar tahliye edileceği ve infaz yakmaların son bulacağını beklerken Kanun teklifinde olumlu hiçbir değişikliğin olmadığını, özellikle birçok anayasal hakkı ihlal eden İdari Gözlem Kurulunun kaldırılmasına ilişkin bir düzenlemenin olmadığını, infaz hukukunu bürokrasiye boğan hükümler olduğunu görüyoruz. Hasta mahpusların tedaviye erişimlerinin önündeki engeller kaldırılmalı, hapishanede kalması yaşamı için ağır tehlike barındıran mahpuslar koşulsuz, derhal tahliye edilmeli. Ağır hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalı ve infaz erteleme kararları bağımsız sağlık kurulları tarafından verilmeli. Adli Tıp Kurumu’nun tek otorite olması uygulamasına son verilmeli, bilimsel ve tarafsız kurulların görüşleri esas alınmalı” dedi.

    “AYRIMCI VE KEYFİ UYGULAMALARA SON VERİLSİN”

    Son olarak Türkiye’de barışın önünün açılması için başta hapishaneler olmak üzere tüm devlet kurumlarında insan haklarına saygılı bir reform sürecinin kaçınılmaz bir ihtiyaç olduğunun altını çizen Fatoş Sarıkaya, “Hapishanelerde uygulanan ayrımcı ve keyfi uygulamalara derhal son verilmelidir. Tüm kamuoyunu ve yetkilileri hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine karşı duyarlılık göstermeye, demokratik hukuk devleti mücadelesine destek olmaya ve sorumluluk almaya çağırıyoruz.” diyerek sözlerini tamamladı.

    PİRHA/ MERSİN

  • Mersin’de İsrail’in saldırıları kınandı: Sistematik bir soykırım politikasıdır- VİDEO

    Mersin’de İsrail’in saldırıları kınandı: Sistematik bir soykırım politikasıdır- VİDEO

    PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, İsrail’in Gazze’ye dönük saldırılarına tepki göstererek, “Bu saldırılar, yalnızca askeri operasyonlar olarak değil, bir halkın sistematik olarak yok edilmesine yönelik bir politika olarak değerlendirilmelidir” dedi.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu (MEDP) İsrail’in Filistin’e dönük saldırılarına tepki göstermek için Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması yaptı. “Filistin’de katliam var, soykırıma varan saldırıları durdurun” pankartının açıldığı açıklamada “Katil İsrail Filistin’den defol”, “Nehirden denize özgür Filistin” sloganları atıldı. Açıklamaya çok sayıda paltform bileşeni ve demokratik kitle örgütleri temsilcisi katıldı.

    KAMUOYUNUN SESSİZLİĞİNE TEPKİ

    Basın açıklaması platformun dönem sözcüsü Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül okudu.

    Mahmut Sümbül, İsrail’in Filistin topraklarında gerçekleştirdiği saldırıların yalnızca bölgesel çatışma değil, küresel adalet ve insan hakları açısından büyük bir tehdit olduğuna dikkat çekti.

    Gazze’de gerçekleştirilen saldırıların yalnızca askeri operasyonlar değil, bir halkın sistematik olarak yok edilmesine yönelik bir politika olduğunu belirten Sümbül, “Filistin halkı, yıllardır süren işgal ve abluka nedeniyle büyük bir insani krizle karşı karşıya kalmıştır. Ancak uluslararası toplum, bu zulme karşı yeterli tepki göstermemekte ve İsrail’in saldırılarını durdurmak için somut adımlar atmaktan kaçınmaktadır. Bu sessizlik, Filistin halkının yaşadığı zulmü normalleştirmekte ve İsrail’in uluslararası hukuku ihlal etmesine göz yumulmasına neden olmaktadır” dedi.

    TALEPLER SIRALANDI

    Sümbül, Gazze’de yaşanan yıkımın son bulması çağrısında bulunarak, şu talepleri dile getirdi:

    “-İsrail’in Filistin’deki sivillere yönelik saldırıları derhal durdurulmalıdır.
    -Uluslararası toplum, İsrail’in işlediği savaş suçlarını bağımsız bir şekilde soruşturmalı ve sorumluları adalet önüne çıkarmalıdır.
    – Filistin halkının özgürlüğü ve bağımsızlığı için uluslararası destek artırılmalıdır.
    -Halkların kardeşliği ve eşitliği temelinde, tüm dünya devletleri Filistin halkının yanında durmalıdır.
    -Çocukların ve kadınların korunması için acil insani yardım sağlanmalı, savaş mağdurlarına psikolojik ve fiziksel destek verilmelidir.
    – İsrail’in savaş suçları Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tam kapsamlı bir şekilde soruşturulmalı ve uluslararası yaptırımlar uygulanmalıdır.
    – Okulların, ibadethanelerin ve hastanelerin hedef alınması uluslararası hukuk çerçevesinde savaş suçu olarak değerlendirilerek, İsrail’e karşı yaptırımlar uygulanmalıdır.
    -ABD’nin Gazze’yi boşaltma planı uluslararası hukuk çerçevesinde savaş suçu olarak değerlendirilerek, Filistin halkının zorla yerinden edilmesine karşı küresel bir duruş sergilenmelidir.
    -Uluslararası toplum, Filistin halkına yönelik saldırılar karşısındaki sessizliğini bozmalı ve İsrail’e karşı somut yaptırımlar uygulamalıdır.”

    PİRHA/ MERSİN

  • Mersin’de Deniz, Hüseyin, Yusuf anıldı- VİDEO

    Mersin’de Deniz, Hüseyin, Yusuf anıldı- VİDEO

    PİRHA- Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ı idam edilişlerinin 53. yılında Mersin’de anıldı. Anmada yapılan konuşmalarda mücadele vurgu yapıldı.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu; Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ı idam edilişlerinin 53. yılında andı. Özgür Çocuk Parkı’nda yapılan anmaya çok sayıda siyasi parti ile kurum temsilcileri katıldı. “Bugün günlerden Deniz, Yusuf, Hüseyin… Boyun eğmediler, anılarına saygıyla” pankartı açılan anmada “Yusuf, Hüseyin, Deniz sürüyor sürecek mücadelemiz”, “Yaşasın devrim ve sosyalizm” sloganları atıldı.

    Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan için saygı duruşu ile başlayan anmada basın açıklamasını platform dönem sözcüsü Kemal Göçmen okudu.

    “MÜCADELELERİNİ SÜRDÜRECEĞİZ”

    Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın mücadelesinin dönemin iktidarı tarafından tehdit olarak görüldüğüne dikkat çeken Kemal Göçmen, “Onlar, emperyalizme karşı bağımsız bir Türkiye hayaliyle hareket ettiler. Ancak bu mücadeleleri, dönemin iktidarı tarafından tehdit olarak görüldü. 1971’de yakalandılar ve sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanarak idama mahkûm edildiler. Hukukun üstünlüğü hiçe sayılarak, siyasi bir kararın kurbanı oldular. 6 Mayıs 1972’de, Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde idam edildiklerinde, son sözleri halkın bağımsızlığı ve özgürlüğü için mücadeleye devam çağrısıydı” dedi.

    Mücadeleyi sürdürme vurgusu yapan Göçmen, sözlerini şöyle sonlandırdı:

    “Onların mücadelesini hatırlamak, sadece geçmişi anmak değil, aynı zamanda adalet ve özgürlük için verilen mücadeleye sahip çıkmaktır. Onların idealleri, halkın bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinde yaşamaya devam ediyor. Üç fidanı saygıyla anıyor, onların uğruna savaştığı değerleri yaşatacağımıza söz veriyoruz. Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın devrimciler! Kahrolsun faşizm!”

    Basın açıklamasının ardından Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan anısına karanfiller bırakıldı.

    PİRHA/ MERSİN

  • İsrail’e silah taşıyan gemi Mersin’de protesto edildi- VİDEO

    İsrail’e silah taşıyan gemi Mersin’de protesto edildi- VİDEO

    PİRHA- İsrail’e savaş mühimmatı taşıyan geminin Mersin Limanı’na gelmesini protesto eden Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, “Nexoe Maersk isimli gemi, emperyalist ABD’nin savaş stratejisinin ve Siyonist İsrail’in katliam politikalarının bir parçasıdır. Mersin Limanı savaşın değil, barışın limanı olmalıdır” dedi.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Amerika’dan İsrail’e giden, F-35 parçaları ve savaş mühimmatı taşıyan Nexoe Maersk isimli geminin Mersin Liman’ına gelmesini protesto etti. Mersin International Port (MIP) kapısı önünde yapılan basın açıklamasında “Bizim denizler soykırıma izin vermeyecek, Filistin’deki soykırımı durdurun” yazılı pankart açıldı ve sık sık “Katil İsrail Mersin’den defol”, “Denizden nehire özgür Filistin” sloganları atıldı.

    Basın açıklamasını Platform Dönem Sözcüsü BES Şube Başkanı Kemal Göçmen okudu.

    “TÜRKİYE SİLAH TAŞIMACILIĞININ DURAĞI HALİNE GELMİŞ”

    Kemal Göçmen, geminin taşıdığı silahların Filistin halkını katleden silahlar olduğunu belirterek, “Bugün Mersin Limanı’na yanaşması beklenen Nexoe Maersk isimli gemi, emperyalist ABD’nin savaş stratejisinin ve Siyonist İsrail’in katliam politikalarının bir parçası olarak ülkemiz limanlarını kullanacağı haberini öğrendik. Bu geminin taşıdığı F-35 parçaları, Filistin halkına karşı yürütülen saldırıların bir parçası olduğunu biliyoruz. Geminin Haifa Limanı’ndan Mersin’e boş dönmesi, bu silahların teslim edildiğini ve Türkiye’nin bu taşımacılıkta lojistik bir ara durak haline getirildiğini gösteriyor” dedi.

    “Türkiye limanları, halkların katledildiği savaşların sevkiyat noktası olamaz, olmamalı! Mersin Limanı savaşın değil, barışın limanı olmalıdır” diyen Göçmen, tüm kamuoyunu bu sevkiyatın durdurulması için ses çıkarmaya çağırdı.

    “İSRAİL’LE TÜM ANLAŞMALARA SON VERİLSİN”

    DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, “Bu soykırım gemisi sadece 7 Ekim 2023’ten ekim 2024’e kadar 2 bin 500 kez soykırıma mühimmat taşımış durumda. Soykırım gemisinin taşıdığı silah, taşıdığı ölüm ortada. Saray rejimine sesleniyoruz; bize hamasi nutuklar çekmekten vazgeçin. Eğer bu söylemde samimiyseniz İsrail ile bütün anlaşmalara son verin. İş birliğinizi gizli anlaşmalarla bizlere yediremeyeceksiniz” sözlerini kullandı.

    EMEP İl Başkanı Sedat Başkavak, 2024’ün Kasım ayında Mersin Limanı’ndan İsrail’e savaş mühimmatları gönderildiğini hatırlatarak, “Aynı dönemde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan İsrail’e terör devleti diyordu. Terör devleti dediği bir ülkeye silah taşıyan gönderen bir siyasi iktidarın Filistin halkının yanında olması mümkün müdür? AKP iktidarı ve onun gibiler emperyalizme secde ediyor” diye konuştu.

    TİP İl Başkanı Ahmet Paket, silah parçaları taşıyan gemiye ambargo uygulanması gerektiğini ifade etti.

    Son olarak Devrimci Parti İl Yöneticisi İsmet Akdağ, “AKP ilk iktidara geldiğinde Irak’a savaş mühimmatlarının limandan gönderilmesine Meclis’te onay çıkmamıştı. Bu liman özelleştirildikten sonra silahların, savaş mühimmatlarının bu limanlardan çok rahat bir şekilde taşındığını görüyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/ MERSİN

  • Mersin’de 1 Mayıs barış talebiyle kutlandı- VİDEO

    Mersin’de 1 Mayıs barış talebiyle kutlandı- VİDEO

    PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi’nin düzenlediği 1 Mayıs İşçi Bayramı mitinginde emek, özgürlük, adalet ve barış vurgusu yapıldı. Burada yapılan konuşmada, “Barışın egemen olduğu, eşitlik ve özgürlük temelinde halkların ve emekçilerin bir arada yaşadığı bir ülkeyi hep birlikte inşa edeceğiz” denildi.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu’nun ‘Emek, barış, adalet, demokrasi’ şiarıyla düzenlediği 1 Mayıs İşçi Bayramı mitinginde on binlerce emekçi yoksulluğa, emek sömürüsüne ve eşitsizliğe karşı bir araya geldi.

    Eski Tevfik Sırrı Gür stadyumunda başlayan kortejde sendikalar, STK’lar, siyasi partiler ve örgütler yol boyu “Görünmeyen emek sesini yükselt”, “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek”, “Sermayeye değil emekçiye bütçe”, “Emekçiyiz, haklıyız, kazanacağız”, “Nefrete inat yaşasın hayat” sloganları atıldı.

    1 MAYIS’TA PROVOKASYON

    Yürüyüşün ardından alana DEM Parti’nin girdiği sırada bir grup ülkücü bozkurt işaretleri yaparak küfürlü sloganlar attı. Bunun üzerine DEM Parti grubun alandan çıkarılmasını istedi. Kitle arasında darp ve arbede yaşandı. Yaşanan olayın ardından ülkücü grup polis tarafından alandan çıkarıldı.

    “EMEKÇİLER YOKSULLUK KISKACINDA”

    Cumhuriyet alanında yapılan konuşmalarda kayyım politikaları, siyasi tutsaklar, çocuk işçileri, Kürt sorunu, eğitimdeki gericilik, emek sömürüsü, ekonomik yoksulluk, kadın ve LGBTİ+ düşmanı politikalara değinildi.

    Emek ve Demokrasi Platformu adına konuşma yapan KESK Kadın Meclisi’nden Nermin Karasu, “Savaşlar, yoksulluk ve baskılar nedeniyle yaşadıkları yerleri terk ederek ülkemize sığınmak zorunda kalan mülteciler, çoğu zaman kayıt dışı ve güvencesiz koşullarda, çok düşük ücretlerle çalıştırılıyor” dedi. Emekçilerin yoksulluk kıskacında borç batağına sürüklendiğini belirten Karasu, işsizliğin sermaye tarafından emekçilere karşı bir silah gibi kullanıldığını dile getirdi.

    Karasu, “Ülkemizin dört bir tarafında sadece biz işçiler, emekçiler değil; öğrencilerden gazetecilere, kadınlardan sendikacılara kadar her kesim, bu bozuk düzene karşı savaş veriyor. Ülkemizin tüm alanlarında eşitlik, özgürlük sloganları yükseliyor. Gençlik kendi geleceğini inşa etmek istiyor. Kadınlar eril tahakküm prangalarını yerle bir ediyor. Emekçiler ve halklarımız geleceklerine kendileri karar vermek, siyasetin ve ekonominin aktif öznesi olmak istiyor. Anayasal haklarını, temel hak ve özgürlüklerini kullanmak istiyor” diye konuştu.

    KADIN VE LGBTİ+’LARA DÖNÜK BASKILARA VURGU YAPILDI

    AKP’nin 2025 yılını ‘Aile yılı’ ilan etmesine de değinen Nermin Karasu, şunları söyledi:

    “Biz Ekonomik krizi işçilere, emekçilere, kadınlara, gençlere, LGBTİ+lara fıtrat görenlere karşı haklarımızı dayanışmamızla savunmaya devam edeceğiz. Yaşamın her alanında eril alanları dönüştürmeye “Aile Yılı” ilan edilen 2025 yılının kadın yılı yapmaya eşitlik ve özgürlük mücadelesini yükseltmeye, dayanışma ile birbirimize yurt olmaya devam edeceğiz.

    Erkek egemen iktidarların kadınların haklarına, yaşamlarına, bedenlerine, kimliklerine ve emeklerine yapılan saldırılarına karşı duracağız. Bugün, 1 Mayıs meydanlarında bir kez daha haykırıyoruz; Bilimden yana, aydınlık bir gelecek için umut yine bizleriz! Barışın egemen olduğu, eşitlik ve özgürlük temelinde halkların ve emekçilerin bir arada yaşadığı bir ülkeyi hep birlikte inşa edeceğiz.”

    Miting, sanatçı Hüseyin Turan’ın seslendirdiği şarkılar eşliğinde çekilen halaylarla sona erdi.

    PİRHA/ MERSİN

  • Mersin Emek ve Demokrasi Platformu: Öğrencilerin yanındayız!- VİDEO

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu: Öğrencilerin yanındayız!- VİDEO

    PİRHA- Ülke geneline yayılan protestolar sonucu tutuklanan 301 öğrenci için basın açıklaması yapan Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, “Anayasa’dan gelen haklarıyla barışçıl bir şekilde tepkilerini ortaya koyan ülkenin gençlerine şiddet, cop, kalkan, kimyasal gaz, işkence ve tacizi reva gören bu iktidarla mücadelemiz sürecektir” dedi.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan ve dalga dalga yayılan protestolar sonucu tutuklanan öğrencilere ilişkin Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması yaptı. Açıklamada polisin eylemcilere uyguladığı sert müdahalelere, işkencelere ve haksız tutuklamalara tepki gösterildi.

    “DEMOKRASİYE KELEPÇE VURULMUŞTUR”

    Basın açıklamasını okuyan Mersin Emek ve Demokrasi Platformu Dönem Sözcüsü ve Eğitim Sen Şube Başkanı Mahmut Sümbül, ülke genelinde 301 öğrencinin haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklandığını hatırlatarak, “Artık konu sadece İmamoğlu’nun tutuklanması değildir. Konu kayyımlarla yıllardır halk iradesini ve sandık demokrasisini bile tanımayan bu darbe girişimine karşı; sokaklarda halkın iradesine sahip çıkanların “bu gerici-faşist rejime” karşı gençliğin, emekçilerin bu karanlığa teslim olmayacağını göstererek, iradesini en meşru haklarıyla ortaya koymasıdır” dedi.

    Mahmut Sümbül, bu süreçte Eğitimsen MYK’nin “1 günlük iş üretmeme” kararı alması üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlattığını, MYK üyeleri hakkında 2 haftalık ev hapsi ile yurtdışı yasağı ve adli kontrol cezası verildiğine de değindi.

    Sümbül, “Eğitim Sen MYK’sine ev hapsi verilerek, bileklerine kelepçe vurularak; demokrasiye, sendikal özgürlüklere ve örgütlenmeye kelepçe vurulmuştur. Konfederasyonumuz KESK ve Sendikamız Eğitim Sen sokaklarda fiili ve meşru mücadele vererek kurulmuştur. Haklarını söke söke alan bir geleneğe sahip sendikamızın yöneticilerine ev hapsi uygulamak, ne örgütlenme ne de sendikal mücadeleye sekte vuramayacaktır” diye konuştu.

    “GENÇLERE İŞKENCEYİ REVA GÖRMELERİNE İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Eğitim ve öğretimin anayasal bir hak olduğunun altını çizen Sümbül, konuya dair şunları dile getirdi:

    “Tutuklu ve ev hapsinde tutulan öğrencilerimize sınav hakkı tanınmasını ve Eğitim Sen üyesi öğretim üyeleri ve öğretmenleri de öğrencilerimize sınav yapabilmesi için derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Öğrencilerimiz sabah ev baskınlarıyla ve meydanlarda Anayasa’dan gelen haklarıyla barışçıl bir şekilde tepkilerini ortaya koymalarına iktidarın, sermayenin ve onun kolluk güçleri olan polisler tarafından gözaltı sürecinde uygulanan “şiddet, cop, kalkan, kimyasal gaz, işkence ve taciz” in bu ülke gençliğine reva görülenin ne olduğunu bizlere göstermiştir.

    Mersin’de üniversite öğrencilerinin kampüslerinde bu hukuksuzluğa karşı sessiz kalmadığını görüyoruz ve yanlarındayız. Eylemlere katılanlardan ve sosyal medyada destek verenlerden bir kısmı gözaltına alınmış, ev hapsi ve adli takip gibi kısıtlayıcı önlemlerle eğitim ve barınma hakları gasp edilmeye çalışılmaktadır. Buradan yetkililere sesleniyoruz: Gençler demokratik bir ortamda özerk ve demokratik bir üniversite ortamında eğitim- öğretim faaliyetlerine devam etmek ve adil-özgür bir ortamda insanca yaşamak istiyorlar. Bu talepler bizlerin de talepleridir. Gerçekleştirene kadar mücadelemize devam edeceğiz.”

    PİRHA/ MERSİN

  • Mersin’de mart ayı katliamları anıldı- VİDEO

    Mersin’de mart ayı katliamları anıldı- VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi ile Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, mart ayındaki katliamlarda yaşamını yitirenleri anarak, benzer katliamların yaşanmaması için adaletin sağlanması gerektiğini vurguladı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi ile Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, mart ayında yaşanan katliamlarla ilgili Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması yaptı. “Katliamları unutmadık, unutturmayacağız, hesap soracağız” yazılı pankartın açıldığı açıklamada Halepçe, Gazi Mahallesi, Beyazıt katliamları ile newroz ve Gezi olaylarında yaşamını yitirenler anıldı.

    Ortak basın açıklamasını İHD Mersin Şube Eş Başkanı Gazi İnci okudu.

    “HALEPÇE’DE KÜRTLERE KARŞI SOYKIRIM YAPILDI”

    Irak’ta Saddam Hüseyin rejimi tarafından 26 Mart 1987 yılından 7 Haziran 1989 yılının sonuna kadar Kürtlere karşı Enfal Harekâtı yürütüldüğünü hatırlatan Gazi İnci, Kürtlere karşı asimilasyon ve imha politikalarının uygulandığını kaydetti. Katliamda iki yüz binden fazla Kürdün katledildiğini belirten İnci, “Enfal Harekâtı kapsamında Kürtlere yönelik kimyasal silah kullanma, toplu infaz, havadan bombalama ve yerinden göçertme gibi acımasız yöntemlere başvurulmuş ve bunun sonucunda 4 bin 500 köy yakılıp yıkılmış, 1 milyondan fazla kişi mülteci durumuna düşmüştür. Tarihe ‘Halepçe Katliamı’ olarak geçen bu saldırı sonucunda 5 binden fazla kişi katledildi ve 10 binden fazla kişi de yaralandı. Bunun yanında Halepçe ve çevresine kimyasal silahlarla saldırılmasından dolayı bugüne kadar 43 bin 753 kişinin öldüğü, 61 binden fazla kişinin de sakat kaldığı tahmin ediliyor” dedi.

    İnci, Türkiye’nin Halepçe Katliamı’nın anma günü olarak bilinen 16 Mart gününü “Halepçe Soykırımı Günü” olarak tanımasını talep etti.

    “BEYAZIT KATLİAMI İÇİN ÖNLEM ALINMADI”

    Türkiye’de de mart ayında birçok katliamın yapıldığına dikkat çeken İnci, bunlardan biri olan Beyazıt Katliamına ilişkin, “İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde bombalı ve silahlı saldırıda 7 öğrenci yaşamını yitirdi, 41 öğrenci yaralandı. Bombalı ve silahlı saldırıda olayla ilgili daha öncesinde İstanbul Emniyet Müdürlüğüne bilgi verilmesine rağmen herhangi bir önlem alınmadı. Yargılamalar sırasındaki itiraflarda bombayı Abdullah Çatlı’nın temin ettiği yer aldı. Hem Abdullah Çatlı hem de ihmal sebebi ile yargılana polisler, cezasızlık politikasının sonucu olarak beraat etti” sözlerini kullandı.

    “FAİLLER KORUNDU”

    12-15 Mart 1995 tarihinde ise gerçekleşen, toplam 23 kişinin yaşamını yitirdiği, Gazi Katliamının ardından çıkan olaylarda 17 kişinin daha öldürüldüğünü, yüzlerce kişinin yaralandığını söyleyen Gazi İnci, “Katliamın Ergenekon davası sanıkları ile bağlantıları ortaya çıktı, davadaki bir gizli tanık tarafından ‘katliam talimatının JİTEM kurucusu Veli Küçük tarafından verildiği, 10 kişilik bir kontrgerilla timi tarafından gerçekleştirildiği’ açıklandı ama failler korundu, göstermelik cezalarla katliamın üstü örtüldü, gerçek sorumlular yargılanmadı, cezalandırılmadı” diye konuştu.

    GEZİ’DE VE NEWROZDA KATLEDİLENLER ANILDI

    11 Mart 2014’te Gezi Parkında Berkin Elvin’in katline ve 21 Mart 2017’da Diyarbakır newrozunda Kemal Kurkut’un  polis tarafından öldürülmesine de değinen İnci, şu ifadeleri kullandı:

    “Gezi protestoları sırasında kafasına gaz kapsülü gelmesi sebebi ile uzun süre yoğun bakımda kalan 13 yaşındaki Berkin Elvan yaşamını yitirdi. Bu dosyada yargılanan polis ise her türlü ceza indirimden faydalanarak cezasızlık zırhı ile korundu. Maalesef bu coğrafyada çocuklar devlet koruması altında değil, devlet tehlikesi altında.

    21 Mart 2017’da Diyarbakır Newroz kutlamalarında polis tarafından üzerine ateş açılan Kemal Kurkut yaşamını yitirdi. Emniyetin Kemal hakkındaki ilk açıklamasında canlı bomba olduğu ile ilgili yalan bir algı yaratılmıştı. Daha sonra Dicle Haber Ajansı muhabiri Abdurrahman Gök’ün çektiği fotoğrafları paylaşmasıyla olayın gerçek yüzü ortaya çıktı, Kemal hiçbir neden yokken katledilmişti. Fail polis memuru cezasızlıkla korundu. Bu görüntüleri paylaşan muhabir Abdurrahman Gök hakkında ise örgüt üyeliği ve propaganda suçlarından kovuşturma başlatıldı, propaganda suçundan ceza verildi.”

    Bir daha benzer olayların yaşanmaması için adaletin tesis edilmesi gerektiğinin altını çizen İnci, mücadelenin büyütülmesi gerektiğine de vurgu yaptı.

    PİRHA/ MERSİN

     

  • Mersin’den Suriye’deki katliama tepki: Katliamcı politikalara derhal son verilmeli- VİDEO

    Mersin’den Suriye’deki katliama tepki: Katliamcı politikalara derhal son verilmeli- VİDEO

    PİRHA- Suriye’de Alevilere yönelik yapılan katliamlara Mersin’den ses yükselten Emek ve Demokrasi Platformu, bu katliamların bir an önce durdurulması çağrısı yaparak, “Suriye’yi ve bölgeyi çatışmalara sürükleyen, etnik ayrımları derinleştiren, katliamlara yol açan, sivil halkı tehdit eden katliamcı ve tehditkâr politikalara derhal son verilmelidir” dedi.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, HTŞ’nin Suriye’de Alevilere dönük yaptığı katliam ve işkencelere ilişkin Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamaya başta Alevi örgütleri olmak üzere siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda demokratik kitle örgütü katıldı.

    “Suriye’de yaşanan insanlık dışı katliamları lanetliyoruz” yazılı pankartın açıldığı eylemde sık sık “Katil HTŞ işbirlikçi AKP”, “Susma haykır katliama hayır”, “Kurtuluş yok tek başına, ye hep beraber ya hiçbirimiz” sloganları atıldı. Katliamda yaşamını yitirenler anısına bir dakikalık saygı duruşu yapıldı.

    “AMAÇ MEZHEPSEL YAPIYI DEĞİŞTİRMEK”

    Basın açıklamasını okuyan Mersin Emek Demokrasi Platformu Dönem Sözcüsü Kemal Göçmen, HTŞ ve ona bağlı radikal grupların Suriye’de etnik, mezhepsel yapıyı değiştirmeyi hedeflediğini belirtti. Bu nedenle yıllardır Alevilere, Hristiyanlara, Ezidilere, farklı kimlik ve inançlardan insanlara yönelik katliam politikalarını yürütüldüğünü söyleyen Göçmen, “Cihatçı çeteler farklı inanç gruplarına zorla din değiştirme, köleleştirme, infaz, kadınlara yönelik sistematik şiddet ve sürgün gibi insanlık suçları işlemekteler. Bu suçların en bilinen örnekleri, geçmişte İdlib ve çevresindeki Alevi köylerine yapılan saldırılar, Ezidi kadınların köleleştirilmesi ve Hristiyan nüfusun zorla yerlerinden edinmesi olmuştur. Son bir haftada yoğunlaşan yeni saldırılar HTŞ ve bağlı grupların cihat çağrıları eşliğinde katliamlarını sürdürmekte kararlı olduklarını göstermektedir” diye konuştu.

    “SOMUT ADIMLAR ATILMALI”

    Saldırılar karşısında uluslararası toplumun sessiz kalmasını eleştiren Göçmen, “Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve diğer uluslararası kuruluşlar, Suriye’deki azınlıklara yönelik bu zulmü durdurmak için acilen harekete geçmelidir. HTŞ’nin işlediği savaş suçları ve insan hakları ihlalleri uluslararası platformlarda gündeme getirilmeli, sorumlular hesap vermelidir. Son günlerde yaşanan ve sayıları on binleri bulan insanların öldürülmesine Bu insanlık dışı drama vahşete katliama artık bir son verilmesini ve bunun için tüm dünya ülkelerinin ve ülkemizin somut adımlar atmasını ısrarla talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    AKP’YE ORTAK ÇAĞRI: KATLİAMI DURDURUN!

    Açıklamanın ardından birçok kurum temsilcisi Suriye’de yaşananlara dair konuşmalar yaptı.

    EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak, AKP hükümetine seslenerek, “Suriye’de kadınları kaçırıp tecavüz eden, Alevi olduğu için insanlara zulmeden HTŞ’ye desteklerinizi geri çekin” dedi.

    Mersin Dersimliler Derneği Başkanı Nurşen Çığlık, katliamı kınayarak, katliamın durdurulması için ulusal ve uluslararası güçlere çağrı yaptı.

    HTŞ’nin terör örgütü olduğunu söyleyen Türkiye İşçi Partisi İl Başkanı Ahmet Paket, “Biz HTŞ’yi IŞİD’den, El Kaide’den tanıyoruz. Terörist bir örgüttür HTŞ. Türkiye Cumhuriyeti hala HTŞ’ye arka çıkmaya devam ediyor. Ülkemizin hükümetini de bölgedeki diğer devletleri de uyarıyoruz; teröristten devlet olmaz. Onları desteklemekten vazgeçsinler” şeklinde konuştu.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) MYK Üyesi Hakkı Demir, yaşanan katliamlara sessiz kalınmasının yeni saldırılara zemin hazırlamada payı olduğunu dile getirdi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin Eş Başkanı Hüsniye Çelik, HTŞ’nin varlığını tanıyan emperyal güçlerin tüm bu katliamlarda rolü olduğuna dikkat çekerek, “Başta Aleviler olmak üzere diğer kesimlere karşı yapılan katliamlara sessiz kalmayacağız. Bu zulüm karşısında hep beraber sesimizi yükseltememiz gerek” dedi.

    CHP’li Aytuğ Atıcı, Suriye’de yaşananların bir soykırım olduğunu vurgulayarak, “Arap Alevi kesimine karşı saldırılar adım adım ilerledi. Biz soykırımın ayak sesleri duyuluyor dedikçe bunlar münferit olaylardır denildi. Bugün gelinen nokta ise belli. Türkiye Cumhuriyeti devleti bu soykırımı durdurmak için bir an önce harekete geçmeli” diye kaydetti.

    SOL Parti’den Çağdaş Oğul Arı ise şunları söyledi:

    “Kıravat takmış katilleri, terörstleri Türkiye Cumhuriyeti devleti saraylarda kırmızı halılarla karşıladı. MİT Başkanı İbrahim Kalın’la beraber Dış İşleri Bakanı Hakan Fidan, bu teröristlerle Suriye’de cirit attı. Bu bile laikliği ne kadar savunmamız ve iktidardaki cihatçı katil sürülerinin ortaklarını devirmemiz gerektiğini bir kez daha ortaya koydu. Suriye’yi kan gölüne çevirenlere karşı sesimizi yükseltmek zorundayız.”

    PİRHA/ MERSİN

  • Mersin Emek ve Demokrasi Platformu: Kayyım darbelerine alışmayacağız-VİDEO

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu: Kayyım darbelerine alışmayacağız-VİDEO

    PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Van’a kayyım atanmasını protesto ederek, kayyım darbelerine alışmayacaklarının altını çizdi.

    Mersin’de Emek ve Demokrasi Platformu Van’a kayyım atanmasına ilişkin Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması yaptı. “Kayyım rejimi halk iradesine darbedir”, “Kayyım halk iradesine darbedir, kabul etmiyoruz” pankartlarının açıldığı açıklamada sık sık, “Kayyım darbedir, darbelere hayır” sloganları atıldı. Basın metnini platform dönem sözcüsü Kemal Göçmen okudu.

    “KAYYIM TOPLUMA VERİLMİŞ BİR GÖZDAĞIDIR”

    Göçmen, kayyım politikasının barıştan, emekten yana olanlara gözdağı olduğunu ifade ederek bu uygulamayı kabul etmeyeceklerini belirterek, “Kayyım politikası ülkede demokrasiden, barıştan, emekten yana olan herkese verilmiş bir gözdağıdır. Kimsenin kendini halkın iradesi ve yargının yerine koyma hakkı yoktur. Bu durum rejimin temel bir özelliği haline gelse de demokrasiye yapılan darbeleri kabul etmedik, etmeyeceğiz” dedi.

    Göçmen, halkın iradesine yönelik her türlü darbeci girişimin karşısında durmaya devam edeceklerini söyleyerek, “Halkın iradesine ve hukukun üstünlüğüne yönelik her türlü müdahaleye karşı, demokrasi ve adalet ilkelerinden vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha vurguluyoruz” ifadelerini kullandı.

    PERİHAN KOCA: KAYYIM TERÖRDÜR

    Ardından söz alan DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, kayyım uygulamalarını “Terör” olarak niteleyerek, “Van Belediyesi’ni tam bir çete gibi bastılar. Akdeniz Belediyesi’nde de bunu gördük. Kayyım darbe olduğu gibi, kayyım faşizmin kıyım pratiği olduğu gibi kayyım bir terördür. Eğer bugün barıştan bahsedecekseniz kayyımlar barış kapısı açılmaz” şeklinde konuştu.

    PİRHA/ MERSİN