Etiket: mersin nükleer karşıtı platform

  • Avukat Atal: Enerji Bakanı Akkuyu konusunda açıkça yalan söylüyor-VİDEO

    Avukat Atal: Enerji Bakanı Akkuyu konusunda açıkça yalan söylüyor-VİDEO

    PİRHA- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın “Akkuyu bir Türk şirketidir” sözlerini yalanlayan DAÇE gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal, “Akkuyu Rusya mülkiyetinde olan bir santral. Enerji Bakanı bu konuda açıkça yalan söyleyerek, halkı manipüle etmeye çalışıyor” dedi.

    Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) şirketinin CEO’su ve Yönetim Kurulu Başkanı Anastasia Zoteeva’nın “Bu nükleer santral tamamen Rusya’ya aittir” sözlerini yalanladı.

    Bakan Bayraktar, “Akkuyu Nükleer A.Ş., Türkiye Cumhuriyeti‘nin vergi mevzuatına, hukuk kurallarına göre çalışan bir şirket, bir Türk şirketidir. Hükümetler arası anlaşma kapsamında da bizlere her konuda, hem iktisadi hem de güvenlik konularında fevkalade önemli haklarımızın olduğu ve tamamen Türkiye’nin kontrolünde yürüyen bir proje” dedi.

    Ancak Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri (DAÇE) gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal da Enerji Bakanı Bayraktar’ı yalanladı. Atal, nükleere ilişkin yapılan milletlerarası sözleşmenin maddelerine işaret ederek Enerji Bakanı’nın açıkça yalan söylediğini belirtti.

    “ZOTEEVA İTİRAF ETTİ, BAKAN İSE YALAN SÖYLEDİ”

    Anastasia Zoteeva’nın NGS’nin tamamen bir Rus şirketi olduğu yönündeki açıklamalarını daha önce Mersin Nükleer Karşıtı Platform bileşenleri doğrulamıştı.

    Birçok çevre davasının avukatı olan İsmail Hakkı Atal da son olarak Zoteeva’nın sözlerini doğrulayarak, “Zoteeva, Akkuyu Nükleer Santral’in yüzde yüz bir Rus şirketi olduğunu, Rusya mülkiyetinde olduğunu itiraf etti. Buna karşı Enerji Bakanı açıkça yalan söyleyerek halkı manipüle etmeye çalışıyor” dedi.

    Türkiye’nin Rusya devletine bağlı şirketler ile yap-işlet-sahip ol modeline göre yaptığı anlaşmanın maddelerine değinen Atal, şunları aktardı:

    “Rusya ile Türkiye arasında imzalanan ikili uluslararası anlaşmanın 5. maddesine göre; Akkuyu Nükleer yüzde yüz Rusya hissesiyle, Rusya mülkiyetinde kurulacaktır. Yine aynı maddenin 4. fıkrasına göre Rusya’nın hissesi hiçbir zaman yüzde 51’in altına düşmeyecektir, geri kalan yüzde 49 hisseyi de Türkiye’ye veya başka birine verip vermemesi tamamen kendi inisiyatifinde olacaktır. Yine daha sonra çıkarttıkları Nükleer Düzenleme Kurumu kanununun 4. maddesinin 2. fıkrasına göre yabancıların Türkiye’de kurdukları şirketler vasıtasıyla nükleer santral sahibi olmasının önü açılmıştır.

    Anlaşmanın 6. Maddesine göre 3. taraf sorumluluğu tamamen Türkiye’ye aittir. Yani burası patlarsa, kaza olursa Rusya hiçbir sorumluluk üstlenmeyecek. Akdeniz’deki bütün ülkelere karşı maddi tazminat sorumluluğu Türkiye’ye ait olacak. 15. maddenin 1. fıkrasına göre Ruslar hiçbir şekilde Türkiye’ye nükleer enerjisi teknoloji transferi yapmayacak. Kamuoyuna söylenenlerin aksine Türkiye bu konuda hiçbir zaman nükleer sahibi olmayacak.”

    “AKKUYU BÜYÜK BİR ULUSAL GÜVENLİK TEHDİDİDİR”

    Yapılan anlaşmalarda Rusya’ya büyük imtiyazlar verilmesinin ileride tehlikeli boyutlara ulaşabileceğini dile getiren Atal, Akkuyu’nun büyük bir ulusal güvenlik tehdidi olduğu görüşünde.

    Atal, “Türkiye topraklarında yönetimi, mülkiyeti, sermayesi, santrali, her şeyi Rusya’nın olan bu nükleer santral, Türkiye tarihindeki en büyük ulusal güvenlik tehdididir. Nitekim Ukrayna’daki Zaporijya Nükleer Santrali’ne birden fazla füze atarak bütün dünyayı nükleer bir facianın eşiğine getirdi” diyerek, bir an önce Rusya’nın Türkiye topraklarından çıkarılması gerektiğinin altını çizdi.

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER:

    >‘Nükleer santral ekosisteme yapılan bir darbe, vazgeçilmeli’
    > Nükleer santrale ilişkin kaygılar artıyor: Akkuyu, nükleer atık alanı haline getirilebilir

     

  • Nükleer santrale ilişkin kaygılar artıyor: Akkuyu, nükleer atık alanı haline getirilebilir- VİDEO

    Nükleer santrale ilişkin kaygılar artıyor: Akkuyu, nükleer atık alanı haline getirilebilir- VİDEO

    PİRHA- Nükleer Karşıtı Platform’undan Çevre Mühendisi Cihan Ersoy, nükleer santralin bir nükleer atık alanı haline getirilmesine ilişkin kaygıları olduğunu dile getirdi. Ersoy, “Rusya, yurt dışından almış olduğu radyoaktif atıkları, kullanılmış yakıt çubuklarını burada depolayıp geri dönüştürerek tekrar nükleer çubuklar haline getirerek dünyaya satmayı planlıyor olabilir. Bu dünyada yaşanılabilecek en büyük felaket olur” dedi.

    Mersin’in Gülnar ilçesinde yapımı devam eden Akkuyu Nükleer Güç Santrali çevreye vereceği zararlar, işçi ölümleri ve siyasi boyutuyla tartışmalara neden olmaya devam ediyor.

    Son günlerde işçilerin zehirlenmesi ve Akkuyu Nükleer A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Anastasia Zoteeva’nın nükleer santrale ilişkin açıklamalarının ardından, 2 gün önce inşaat sahasında çalışan bir işçinin iskeleden düşerek hayatını kaybetmesi nükleer santrale karşı tepkileri alevlendirdi.

    Nükleer Karşıtı Platform’undan Çevre Mühendisi Cihan Ersoy, Akkuyu Nükleer Santrali’ne ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunarak, santralin bütünlüklü olarak bir felaket olduğunu vurguladı.

    “TOPRAKLARIMIZ PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR”

    Cihan Ersoy, nükleer santral projesini ‘batak’ olarak tanımlayıp, siyasi iktidarın bekasını buna bağladığını söyleyerek, “Zoteeva’nın açıklamalarından da anlaşılacağı üzere bu santralin kime ait olduğu artık net olarak ortaya çıktı. Topraklarımızın gerçekten peşkeş çekileceğine inandığımız bir çalışma bu. Üstüne üstlük bir de Sinop’ta, İğneada’da yapmaya çalışıyorlar” dedi.

    SANTRAL ÇALIŞIRKEN DE BÜYÜK ZARAR VERİYOR!

    Akkuyu Nükleer Santrali’nin sadece bir felaket anında değil çalışırken de ekosisteme büyük zararlar verdiğine dikkat çeken Ersoy, “Denizden çekecekleri soğutma suyu yirmi milyon metreküp. Bu suyu soğutabilmek için mutlaka dezenfekte etmeleri gerekiyor. Bunun için de toz klor kullanacaklar. Evdeki çamaşır suyunun toz halini düşünün ve bundan günde yirmi ton kullanacaklar. Dezenfekte ettikten sonra oluşan klorlu bileşikler denize tekrar aktarılacak. Yani çok kısa bir zaman içerisinde patlamasa bile, herhangi bir kaza dahi olmasa tezgahlarımızda çift başlı balık görmek oldukça mümkün” şeklinde konuştu.

    Ersoy, soğutma suyu olarak kullanacak olan Akdeniz’in hesapların ötesinde ısınmaya başladığına da değinerek, “Küresel iklim değişikliği düşünülenden çok daha hızlı ilerliyor. Ve soğutma suyu pompaları da o reaktörün olmazsa olmazıdır. Yeni bir soğutma suyu pompası koyacakları yerleri de yok. Pompaların debilerini de artıramazlar. Bunun anlamı reaktörde ısı birikimi olacak ve ısı birikiminden kaynaklı olarak Çernobil’de olduğu gibi büyük bir patlamayla da sonuçlanabilir” sözlerini kullandı.

    ÇEVRESEL ETKİLERİ VE SİYASİ TEHLİKELERİ

    Cihan Ersoy, Rusya ile NATO arasında yaşanacak herhangi bir gerginlikte Akkuyu’nun hedef haline getirilmesine ilişkin kaygılarını da paylaşarak şunları söyledi:

    “Burası nükleer santral olarak işletilmeyecek gibi kaygılarımız var. Rusya, yurt dışından almış olduğu radyoaktif atıkları, kullanılmış yakıt çubuklarını burada depolayıp geri dönüştürerek tekrar nükleer çubuklar haline getirerek dünyaya satmayı planlıyor olabilir. Bu dünyada yaşanılabilecek en büyük felaket olur. Bütün Akdeniz bu işten çok hızlı ve çok şiddetli biçimde etkilenir.

    Öte yandan Rusya’yla NATO arasında çıkabilecek herhangi bir gerginlik, Akkuyu Nükleer Santrali’ni doğrudan hedef haline getirebilir. Ki bu da en ufak bir şeyde buranın çok ciddi, onarılamaz hasarlarla patlayacağını bize çağrıştırıyor. Bu konuda çok tedirginiz.”

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

  • ‘Nükleer santral ekosisteme yapılan bir darbe, vazgeçilmeli’ -VİDEO

    ‘Nükleer santral ekosisteme yapılan bir darbe, vazgeçilmeli’ -VİDEO

    PİRHA- Mersin Nükleer Karşıtı Platform Sözcüsü Osman Koçak, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin insan, doğa ve ekonomik yönden sorun teşkil ettiğini belirtti. Koçak, nükleer santralin ekosisteme yapılan bir darbe olduğunu ve inşaatın durdurulması gerektiğini ifade etti.

    Mersin’in Gülnar ilçesinde yapımına başlandığı günden bu yana birçok skandalla gündeme gelen, toplumun büyük bir kesiminin ekolojik facia olarak tanımladığı Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde vukuatlar son bulmuyor.

    2018 yılında temelleri atılan Akkuyu NGS inşaat sahasında iş kazaları, patlamalar, temelde çatlak ve zeminde su sızıntısı meydana gelmişti. Son olarak inşaatta çalışan en az bin 500 işçi verilen yemeklerden dolayı zehirlendi.

    Mersin Nükleer Karşıtı Platform (NKP) Sözcüsü Osman Koçak, 20 milyar dolarlık dev bir yatırımda sermaye sahiplerinin maliyetleri düşürmek için insan sağlığını hiçe saydıklarını belirtti.

    “1500 KİŞİNİN ZEHİRLENMESİ BÜYÜK BİR OLAY”

    Yaşanan zehirlenme olayında ölümlerin olduğu ileri sürülse de bunun üzerinin kapatıldığı iddia ediliyor.

    Osman Koçak; yemek sorununun ilk olmadığını, bin 500 işçinin zehirlenmesinin bu konuda herhangi bir iyileştirmenin veya denetimin yapılmadığına kanıt olduğunu söyledi.

    Yemeklerde sınıf ayrımının da olduğuna dikkat çeken Koçak, “20 milyar dolarlık büyük bir yatırımda bin 500 işçinin gıda zehirlenmesi yaşaması büyük bir olay. Her ne kadar üstü örtülmeye çalışılsa da iş cinayetlerinin, ölümlerin olduğunu da biliyoruz. İşçiler yedikleri yemeklerde sınıf ayrımı yaşıyor. Mavi yakalılarla beyaz yakalıların yemek yerleri ayrı. Onların mekanı daha geniş yemek kalitesi farklı. Yemek, barınma, temizlik, banyo, duş sorunları var. Maliyetlerden kısmak adına halkın sağlığı hiçe sayılıyor” dedi.

    “SANTRAL TAMAMEN RUSYA’NIN, HALK YANLIŞ BİLGİLENDİRİLİYOR”

    Geçtiğimiz günlerde Akkuyu Nükleer A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Anastasia Zoteeva’nın Rus devlet televizyonuna nükleer santral ile ilgili yaptığı açıklamalar dikkat çekti. Zoteeva, “Sovyet dönemi dâhil Rusya’nın nükleer enerji tarihinde ilk kez başka bir ülkede, ancak kendimiz için bir santral inşa ediyoruz. Bu nükleer santral Rusya’ya ait. Bu başka ülkenin topraklarında inşa edilen bize ait santraldir” ifadelerini kullandı.

    Rusya Atom Enerjisi Kurumu’nun (ROSATOM) Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin inşaatını ‘Yap-İşlet-Devret’ modeliyle değil ‘Yap-İşlet-Sahip Ol’ sistemiyle üstlenmesi bilinen bir gerçek.

    Ancak hükümetin bu konuda farklı bir algı yarattığını dile getiren Osman Koçak, “Bu santral halkımıza empoze edildiği gibi Türkiye’ye ait bir santral değil, Zoteeva bu gerçeği açıkladı. Rusya ürettiği elektriğin yarısını 15 yıl müddetle kullan kullanma Türkiye’ye ödetecek. Yaklaşık 50 milyar dolar civarında bir tutar ediyor. Aslında Türkiye Rusya’nın sahip olduğu bu inşaatın maliyetini kendi halkına ödetmiş olacak” sözlerini kullandı.

    “MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Siyasi rant uğruna ekosistemin talan edildiğini ve insan yaşamının göz ardı edildiğini ifade eden Koçak, mücadele vurgusu yaparak sözlerini şöyle tamamladı:

    “Nükleer, Türkiye açısından siyasi iktidar meselesi, yapanlar sermaye çevreleri fakat iktidarlar anlaşarak yaptılar. Bütün bunlar insan sağlığı ve çevre için oldukça sorunlu. Ekosisteme yapılmış bir darbe nükleer. Halkı ve doğayı düşünen yok. Yalan ve sahte bir şekilde halkla ilişkiler çalışmaları yapıyorlar ama halka bunu iletmek lazım. Biz Nükleer Karşıtı Platformlar olarak Türkiye genelinde bu bilgileri halka yansıtmaya çalışıyoruz ancak burada siyasi yapılara ve demokratik kitle örgütlerine büyük bir görev düşüyor. Kendi kitlelerine ve halkın tamamına nükleer ile ilgili gerçeklerin anlatılması gerekiyor.”

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

  • Mersin Nükleer Karşıtı Platform: Hiroşima’yı, Nagazaki’yi, Çernobil’i, Fukuşima’yı unutmayalım

    Mersin Nükleer Karşıtı Platform: Hiroşima’yı, Nagazaki’yi, Çernobil’i, Fukuşima’yı unutmayalım

    PİRHA-Mersin Nükleer Karşıtı Platform, Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 76. Yıldönümünde basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Ülkemiz ve dünya hükümetlerine sorumluluklarını hatırlatıyor, Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması`nı samimiyetle destekleyerek onaylamalarını talep ediyor sadece Akkuyu’da değil tüm dünyada nükleer santrallerin kapatılmasını istiyoruz” denildi.

    Mersin Nükleer Karşıtı Platform, Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 76. Yıldönümünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, ‘Nükleer santral istemiyoruz’ pankartı açıldı.

    Mersin Nükleer Karşıtı Platform adına basın açıklamasını Ünal Şahin okudu. 76 yıl önce insanlık o zamana değin görülmemiş bir kitle kırım silahının hedefi olduğunu dile getiren Şahin, “2. Dünya Savaşı`nın sonuna doğru, Birleşik Krallığın onayını alan Amerika Birleşik Devletleri emperyalist hegemonyası için, 6 Ağustos 1945 günü Hiroşima`ya atılan 4 ton ağırlığında ve 15 kiloton etkisindeki taktik atom bombası ile 70.000 kişiyi öldürmüş, bir o kadarını da yaralamıştır. Üç gün sonra Nagazaki`ye atılan 20 kilotonluk taktik atom bombasıyla da 74.000 kişi ölmüş ve 75.000 kişi yaralanmıştır. Daha etkili olması amacıyla havada patlatılan bombalarla her iki şehir tamamen tahrip edilmiş, doğal çevrede yaşam olanaksız hale gelirken, radyoaktivite yıllar boyu yaşamı tehdit etmiş, hayatta kalabilen insanlardan yüz binlercesi sakatlıklar, yanıklar, sistemik hastalıklar ve kanserlerle yaşamlarını sonlandırmıştır. Olumsuz etkileri günümüzde hâlâ devam etmektedir” dedi.

    “FUKUŞİMA BENZERİ BİR FELAKETİN YAŞANMAYACAĞINA HİÇ KİMSE GARANTİ VEREMEZ”

    O tarihten bu yana dünyada irili ufaklı yüzlerce nükleer felaket yaşandığını belirten Ünal Şahin, “Basit bir insan hatasından kaynaklanan Çernobil Nükleer Santral kazası ile  deprem gibi bir doğal afet sonrasında meydana gelen  Fukişima Nükleer Santral kazasında da gördüğümüz gibi bu tesisler böylesi durumlarda kendileri adeta nükleer bombalara dönüşüverdi. Daha dün akşam Muğla Kemerköy Termik Santralı’na sıçrayan alevler hepimize “ söz konusu bir nükleer santral olsaydı başımıza gelecek felaket ne olurdu “ sorusunu sordurdu. Fukuşima benzeri bir felaketin yaşanmayacağına hiç kimse garanti vermez. Çoğu büyük felaketin, çok küçük ihmaller ya da dikkatsizlikler sonucu ortaya çıktığı unutulmamalıdır. Hiroşima’da, Nagazaki’de Çernobil`de, Fukuşima`da yakılan ağıtlarla dökülen gözyaşına, Akkuyu için dökülecek gözyaşları eklenmesin… Nükleer enerji santrallerinin gereksizliği, yanlışlığı konusunda konuşmaktan, anlatmaktan, sesimizi duymayan iki adım ötemizdeki “karar vericilerin”, etkili ve yetkili insanların aymazlığını deşifre etmekten asla yorulmayacağız. Nükleer güce sahip olmayı ulusal bir itibar meselesine dönüştüren siyasi iktidar, milli güvenlik ve enerji ihtiyacı bahanesiyle, yarattığı çok yönlü tehlikelere rağmen, nükleer silahlara geçiş birikimi oluşturduğu kabul edilen; Mersin Akkuyu`da, Sinop İnceburun`da kurulması planlanan santrallar ile olası nükleer silah üretimine kapı aralamıştır” dedi.

    “NÜKLEER ENERJİ SANTRALLERİNDEN VAZGEÇİLMELİ”

    Planlanan nükleer enerji santrallerinden ivedilikle vazgeçilmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, “Ülkemizin bu kirli ve geri kalmış teknoloji ile zaman kaybetmemesi, enerji planlamasını yapması, mevcut alt yapısını çevresel sorunları gözeterek yapılandırması ve hiç kuşkusuz enerjinin kim için ne için sorusuna kamu yararı gözetir bir biçimde cevaplayarak enerji politikasını bu kapsamda belirlemesi gerekmektedir. Ülkemizde yaşanan derin krize rağmen, yoksulluğun önlenemez bir hızla büyüdüğü bir ortamda; insanlar ve diğer canlılarla birlikte doğayı yok etme pahasına, etkileri yüzyıllar süren nükleer teknolojilerin hayatlarımıza sokulmasını kabul etmiyoruz. Salgın, işsizlik, ekonomik kriz, temel insani ihtiyaçlara ulaşma güçlükleri gibi ciddi toplumsal sorunlarla yüz yüze olduğumuz bu günlerde, halkın acil sorunlarına çözüm üretmek yerine nükleer santral çalışmalarına hız verilmesini, kaynakların silahlara yatırılmasını kınıyoruz. Aksi takdirde, ülkemizin ve bölgemizin geleceği, halkımızın ve doğamızın sağlığı ipotek altına alınmış olacaktır! Ülkemiz ve dünya hükümetlerine sorumluluklarını hatırlatıyor, Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması`nı samimiyetle destekleyerek onaylamalarını talep ediyor sadece Akkuyu’da değil tüm dünyada nükleer santrallerin kapatılmasını istiyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/MERSİN

  • ‘Ne erkek şiddetinden ne de nükleer santrallerden ölmek istemiyoruz’-VİDEO

    ‘Ne erkek şiddetinden ne de nükleer santrallerden ölmek istemiyoruz’-VİDEO

    PİRHA- Fukuşima nükleer felaketinin yıldönümünde  yapımına devam edilen Akkuyu Nükleer Santrali önünde seslenen Nükleer Karşıtı Platform üyeleri “Dünyanın hiçbir yerinde Nükleer Santral istemiyoruz” dedi.

    Fukuşima nükleer felaketinin 10. yıldönümünde Akkuyu Nükleer Santralinin yapımına devam ediliyor.

    Fukuşima Nükleer Felaketi nükleer santrallerin gerçek yüzünü dünya çapında herkese göstermiş olmasına rağmen hükümetin nükleer santral kurma ısrarını kınayan NKP üyeleri, bu projelerden vazgeçilmesi çağrısında bulundu.

    Akkuyu Nükleer Santrali’nin durdurulmasını isteyen NKP (Nükleer Karşıtı Platform) üyeleri PİRHA’ ya konuştu.

    ‘ECELİNİ GETİRMİŞLER BU GÜZEL COĞRAFYANIN’

    NKP üyesi Ful Uğurhan nükleer santrallerin gerek normal çalışma koşullarında etrafa yaydıkları radyoaktivite ile gerek dünyada çokta az olmayacak sayıda felaket boyutunda kazalara yol açmasından dolayı yarattığı felaketler nedeniyle insan sağlığına büyük zararlar verdiğine dikkat çekti.

    Uğurhan, ” Bugün Fukuşima’nın üzerinden 10 yıl geçti. On yıldır hala çevreye verdiği zararla, etrafa yayılan radyasyonla baş edemiyorlar. Nükleer santrallerin en büyük riski, riskin bir türlü azaltılamaması ve yıllar içerisinde artmasıdır, öngörülememesidir, ne kadar insanı etkileyeceği, ne tip hastalıklara yol açacağı, bunların öngörülememesidir. Biz diyoruz ki sırf enerji üretmek için böyle bir riske girmenin ne gereği var? Sadece Akkuyu’da değil, dünyanın hiç bir yerinde nükleer santral istemiyoruz. İnsan aklı gelişti eskisinden daha az enerji kullanarak daha verimli işler yapabiliyoruz. Kesinlikle mahkum değiliz. Yeter ki  nükleer santrallerden, nükleer silah elde edebilme emelllerinden vazgeçsinler. Yıllar önce bir gün Akkuyu’ya bir eylem için geldiğimizde girişteki tabelada Büyükecel’inin sonundaki ‘i’ harfi nasıl olmuşsa düşmüş, ilk gören Büyükecel diye okuyordu. Çok manidardı. Yani ecelini getirmişler bu coğrafyanın. Ama bu bölgenin insanları olarak  hiçbir şey bitmiş değil, mücadeleye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

    “İNSAN SAĞLIĞI VE DOĞA KAPİTALİST TALANA FEDA EDİLİYOR”

    Geçmiş iktidarlar ile birlikte AKP iktidarının da doğayı bir rant alanı olarak gördüklerini ifade eden Nükleer Karşıtı Platform üyesi Sedat Başkavak, deniz suyunun, balıkların radyasyondan payını aldığını dile getirdi.

    Kontrollü patlamalar adıyla çevredeki çevredeki evlerin hasar gördüğüne işaret eden Başkavak şöyle konuştu:

    “AKP iktidarı ve bugüne kadar gelmiş geçmiş iktidarlar, doğayı bir rant alanı olarak görüyorlar ve bu rantı da çevrelerine, uluslararası tekellerine pay etmekle meşguller. Burada inşaatı devam eden nükleer santral için AKP’nin propagandası şu ‘Güçlü Türkiye için temiz ve aynı zamanda da bağımsız enerji üretecek.’ Temiz olmadığını bütün dünya gördü. Fukuşima’da temiz olmadığını gördük, çünkü milyonlarca ton radyasyonlu su bugün denize şu veya bu şekilde deşarj edilir durumda. Denizin, suyun, balıkların kirlendiği, radyasyonla kirletildiği bir ortamı yaşıyoruz. Çernobil’de temiz olmadığını gördük, çünkü bugün 35’inci yılında Çernobil’in etrafına insan girişi hala yasak. Demek ki temiz değil, demek ki insan sağlığına zararlı, kurulumu da zararlı. Bu çevredeki bütün halk bu inşaattan ‘kontrollü patlatmalar’ diye yapılan patlatmalar nedeniyle evlerinin çatladığını, camlarının kırıldığını ifade ediyorlar. Yani doğa, insan sağlığı, çevre kapitalist talana feda ediliyor. AKP’de bu kapitalist talanı gerçekleştiren bir siyasi parti olarak buna yön veren, buna politika hazırlayan bir parti olarak, işçi ve emekçi halk kitlelerinin nazarında mahkum olacaktır.”

    “NÜKLEERE İNAT YAŞASIN HAYAT”

    “Biliyoruz ki aslında ekolojik yıkımın da pandeminin de, erkek şiddetinin de sorumlusu ataerkil kapitalist sistemdir” diyen bir diğer Nükleer Karşıtı Platform üyesi Çiğdem Serin ise ne erkek şiddetinden nede nükleer santralden ölmek istemediklerinin altını çizerek, “Yaşamı ve doğayı savunmak üzere Büyükeceli’ye geldik. Ama kadın katillerini, çocuk istismarcılarını serbest bırakan iktidarın yine doğa savunucuları karşısına coplarla, kalkanlarla, jandarmayla dikildi. Biz kadın savunma olarak Türkiye’nin her yerinde ekoloji mücadelesi veriyoruz. Ekolojik yıkıma karşı mücadele ediyoruz. Biliyoruz ki aslında ekolojik yıkımın da pandeminin de erkek şiddetinin de sorumlusu ataerkil kapitalist sistemdir. Ataerkil kapitalist sisteme karşı mücadele ediyoruz. Bizler ne pandemiden ne erkek şiddetinden ne de nükleer santrallerden ölmek istemiyoruz. Nükleer santrallerin doğaya, insanlara, canlılara verdiği zararlar ortadayken Mersin’de bu güzel koyda nükleer santral yapılmasını istemiyoruz ve nükleer santral felaketiyle karşı karşıya kalmak istemiyoruz. Dünyanın hiçbir yerinde nükleer santral yapılmasını istemiyoruz ve bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Nükleere inat yaşasın hayat. Yaşamı savunmaya, doğayı savunmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    “NÜKLEER SANTRALLER ÖLÜM DEMEKTİR”

    NKP Üyesi Aycan Özkan da nükleer enerji santralinin toplum yararına olmadığını kaydederek, “Bu inatla sürdürülen Nükleer Santral inşaatının bir avuç şantiyecinin, bir avuç sermayedarın dışında hiç kimseye yararı yoktur. Sorun enerjiyse, enerjisi daha pahalı fiyata alacağız. Devasa yatırıma rağmen ürettiği enerji yüzde yedi buçuktur. Bütün argümanlar yalan. Hiçbir konuda, hiçbir anlamda bu ülkenin ve dünyanın hiçbir yerinde bir yararı yoktur. Nükleer santralin doğa dostu olduğunu söyleyen her kim olursa olsun yalan söylüyor. Nükleer santraller ölüm demektir” şeklinde konuştu.

    MERSİN / PİRHA

  • “Dünya çevre günü, kapitalist yağmaya karşı mücadele günüdür”

    “Dünya çevre günü, kapitalist yağmaya karşı mücadele günüdür”

    PİRHA- Mersin Nükleer Karşıtı Platformu, insan zinciri oluşturarak, Akkuyu’da yapımı süren nükleer santrale tepki gösterdi, Sinop’ta, Kazdağları’nda, Salihli’de, Kirazlıyayla’da, Artvin’de, Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanında direnen yaşam savunucularını ve nükleer karşıtı mücadeleyi yürüten nükleer karşıtı platformları selamladı.

     

    Mersin Nükleer Karşıtı Platformu, 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla, Mersin Büyükşehir Belediyesi Taş Bina önünde bir araya gelerek, Atatürk Parkı’nda bulunan Saat Kulesi’ne doğru yürüdü.

    Ekolojik yıkıma dikkat çeken çevreciler, oluşturdukları insan zinciri ile Akkuyu’da yapımı süren nükleer santrale tepki gösterdi.

    Yürüyüş sonrası açıklama yapan Platform sözcüsü Aycan Özkan, Dünya çevre günlerinde çevreciler, ekolojistler, doğa dostları, nükleer karşıtları, demokratik kitle örgütlerinin çevreyi, doğayı ve yaşamı savunmak üzere sokaklarda olduklarını belirterek, şunları söyledi:

    “Genel ve yerel iktidarların resmi kurumları ile sermayenin kurum ve kuruluşları ise protokollü, törenli, nutuklu, parklı bahçeli “kutlamalar” yapıyorlar. Her 5 Haziran Dünya Çevre Gününde doğayı ve çevreyi nasıl mahvettiklerinin kutlamasını yapıyor olmalılar. Kapitalizmin her geçen gün ekolojiyi tahrip ettiği, yeryüzünde ve yer altında canlı cansız ne varsa metalaştırdığı gerçeği ile yüz yüzeyiz. Dolayısı ile Dünya Çevre gününü yaşanılabilir bir kent ve doğa talebi ile seslendiğimiz bir mücadele günü olarak görüyoruz ve bir gün değil her günün kapitalist yağmaya karşı mücadele günü olması gerektiğini buradan bir kez daha İlan ediyoruz.”

    “KAR İÇİN ORMANLAR YOK EDİLİYOR. TOPRAK VE SU BİLİNÇSİZCE TÜKETİLİYOR, HAVA KİRLETİLİYOR”

    Salgın bir halk sağlığı sorunu fakat dünyayı yönetenlerin salgını ele alış biçimi ekonomik ve politik çıkarlarının ötesine geçmediğini ifade eden Özkan, “koronavirüsün kaynağının doğaya ve yaban hayatına müdahale olduğu ve önlem alınması gerektiği bilim insanları tarafından sık sık dile getiriliyor olsa da doğanın ve yaşamın talanına devam ediliyor. Bilim ve halk ne derse desin rant için, kar için ormanlar yok ediliyor. Toprak ve su bilinçsizce tüketiliyor, hava kirletiliyor” dedi.

    “DOĞAYI VE YAŞAMI HALKIN DİRENİŞİ KURTARACAKTIR”

    Akkuyu Nükleer santralinin tüm yüklenici firmalarının manipülatif bilgileri dışında ellerinde bir şey kalmadığını vurgulayan Özkan, şunlara dikkat çekti:

    “Bizlerin de elinde direnmekten, gerçekleri söylemekten başka bir seçenek yok. Nükleer santralin sadece inşaatı dahi doğaya geri dönülmez zararlar vermekte ve bölge halkına yaşamsal ve ekonomik yıkımlar yaşatmaktadır. Gelecekte yaratacağı yıkımlar da halkımız tarafından çok iyi bilinmektedir. Mersin halkının % 90’ı nükleer santrale karşıdır. Halkımızın kitlesel direnişi nükleer kapitalistlerine inat  doğayı ve yaşamı yeniden filizlendirecektir. 5 Haziran Dünya Çevre Gününde bir kez daha doğayı ve yaşamı yok edecek nükleer Santrallere, Termik Santrallere, HES’lere, JES’lere, doğa katliamına HAYIR diyoruz. Yaşamı, doğayı savunanlar yan yana gelerek bu ekolojik yıkımı durduracaktır.

    Özkan, son olarak, “Mersin Nükleer Karşıtı Platform olarak, Sinop’ta, Kazdağları’nda, Salihli’de, Kirazlıyayla’da, Artvin’de, Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanında direnen yaşam savunucularını ve nükleer karşıtı mücadeleyi yürüten nükleer karşıtı platformları selamlıyoruz. Şu anda eş zamanlı olarak sokakta olduğumuz Sinop Nükleer Karşıtı Platformla birlikte bir kez daha söylüyoruz: ülkemizi nükleere teslim etmeyeceğiz!” dedi.

    Diren KESER/MERSİN

  • Türkiye’nin ilk nükleer kazası

    Türkiye’nin ilk nükleer kazası

    Nükleer Karşıtı Platform Sözcüsü Koçak: Türkiye’nin daha nükleer santrali olmadan, nükleer kazası oldu.

    Mersin Nükleer Karşıtı Platform Dönem Sözcüsü Osman Koçak, Akkuyu Nükleer Santrali’nin temelinde çatlak oluştuğu yönündeki iddialarla ilgili gerçeklerin kamuoyuna açıklanmasını istedi. Koçak, “Gerek Akkuyu NGS’ye, gerek Rosatom’a, gerekse Türkiye’nin karar vericilerine ve Nükleer Düzenleme Kuruluna düşen görev Türkiye kamuoyuna gerçekleri açıklamaktır” dedi. Santralin temelinin çöktüğüne ilişkin haberin bir nükleer kaza haberi olduğunu vurgulayan Koçak “Türkiye’nin daha nükleer santrali olmadan bir nükleer kazası var. Şimdi denetimsiz, hukuksuz, mühendisliğin de olmadığı bir proje var karşımızda. Bu projenin denetlenmeyeceği, hukukun da zaten işlemediği ortada. Projeye son verilmelidir” ifadelerini kullandı.

    Mersin Nükleer Karşıtı Platform, Akkuyu Nükleer Santrali’nin beton temelinde iki kez çatlama meydana geldiği haberleri üzerine bir açıklama yaptı.

    Platform sözcüsü Osman Koçak, “Bu temelin üstünde Akkuyu NGS Genel Müdürü Anastasia Zoteeva’nın övünerek lanse ettiği üzere açılıp kapanabilen ve ancak dört gemi ile taşınabilecek bir metal muhafaza kabının içinde 80 metre yüksekliğinde bir reaktörden, türbinlerden, jeneratörlerden oluşan ve içinde nükleer tepkimelerin gerçekleşeceği bir kütle düşünün. Beton zemin daha bu muazzam ağırlıkların ve nükleer reaksiyonların hiçbiri yokken çatlıyor” diye konuştu.

    “Üzerinde yük olmayan bir beton neden çatlar?” diye soran Koçak “Gerek Akkuyu NGS firmasının gerekse taşeronluğunu yapan yerli ve milli firmaların böylesine ciddi bir inşaatta maliyeti düşürmek için beton kalitesini düşüreceklerine ihtimal vermek istemiyoruz. Bir tasarım sorunu olabileceğine de. Eğer böyle ise durum çok çok daha vahimdir. Genel Müdür Anastasia Zoteeva zemin sorunları ile uğraştıklarını söyledi. Fakat sorunun niteliğini açıklamadı” ifadelerini kullandı.

    Koçak, gerek Akkuyu NGS’ye, gerek Rosatom’a, gerekse Türkiye’nin karar vericilerine ve Nükleer Düzenleme Kurulu’na düşen görevin Türkiye kamuoyuna gerçekleri açıklamak olduğunu vurguladı.