Etiket: mesajı

  • KESK: Kamu emekçileri büyük bir risk ile karşı karşıya

    KESK: Kamu emekçileri büyük bir risk ile karşı karşıya

    PİRHA-KESK 30 Ekim 2020 tarihinde Ege Denizi’nde merkez üssü İzmir’in Seferihisar ilçesi açıklarında meydana gelen depremle ilgili dayanışma mesajı yayınlayarak, Adliye, PTT, tapu kadastro ve belediye binaları olmak üzere çok sayıda kamu binası da deprem esnasında ve sonrasındaki artçı şoklardan etkilendiğine dikkat çekip, kamu emekçilerinin izinli sayılmasını talep etti.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Ege Denizi’nde merkez üssü İzmir’in Seferihisar ilçesinde 6.9 şiddetinde meydana gelen depremle ilgili yayınladığı başsağlığı mesajı yayınladı.

    “Tüm insanlarımızın yakınlarına baş sağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Daha fazla insanımızı kaybetmemeyi dilerken depremden etkilenen vatandaşlarımızla dayanışma içinde olacağımızı ifade ediyoruz” denilen açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:

    “30 Ekim 2020 tarihinde Ege Denizi’nde merkez üssü İzmir’in Seferihisar ilçesi açıkları olan 6,9 büyüklüğünde meydana gelen depremde şu ana kadar aralarında sendika üyelerimiz ve yakınlarının da olduğu en az 73 insanımız yaşamını yitirmiş, 950 vatandaşımız yaralanmıştır. Bir kez daha depremde hayatını kaybeden tüm insanlarımızın yakınlarına baş sağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Daha fazla insanımızı kaybetmemeyi dilerken depremden etkilenen vatandaşlarımızla dayanışma içinde olacağımızı ifade ediyoruz. Yetkililerin verdiği bilgilere göre deprem sonrası 40’nın büyüklüğü 4’ün üzerinde olmak üzere en az 812 artçı deprem meydana gelmiştir. Gerek deprem esnasında ve gerekse de artçı depremler nedeniyle depremden zarar gören binalar hayati risk taşımaya devam etmektedir.”

    “KAMU EMEKÇİLERİ BÜYÜK BİR RİSK İLE KARŞI KARŞIYA”

    Adliye, PTT, tapu kadastro ve belediye binaları olmak üzere çok sayıda kamu binası da deprem esnasında ve sonrasındaki artçı şoklardan etkilendiğine dikkat çekilen açıklamada, şunlara yer verildi:

    “Binalarda oluşan hasar tespit çalışmaları oldukça yavaş yürümekte olup şu ana kadar deprem bölgesinde çalışan kamu emekçilerini olası bina yıkımlarına karşı koruyacak bir önlem alınmamış, açıklanmamıştır. İktidara ve yerel idarecilere acil çağrıda bulunuyoruz; binalarda hasar tespiti çalışmaları hızlandırılmalı, bu çalışmalara ve raporlama sürecine İnşaat Mühendisleri Odası gibi meslek odaları ve bilim insanları dâhil edilmelidir. Bu çerçevede bir mekanizma tarafından güvenli çalışma ortamı sağlandığına dair raporlar açıklanıncaya kadar deprem bölgesinde çalışan tüm kamu emekçileri derhal idari izinli sayılmalıdır. Aksi halde 6331 sayılı yasanın “Çalışmaktan kaçınma hakkı” başlıklı 13. Maddesi uyarınca deprem bölgesinde “ciddi ve yakın tehlike ile karşı karşıya kalan” kamu emekçileri iş sağlığı ve güvenliği kuruluna, kurulun bulunmadığı işyerlerinde ise idareye başvurarak durumun tespit edilmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasına karar verilmesini talep edecek, güvenli çalışma ortamı sağlanıncaya kadar çalışmaktan kaçınma hakkını kullanma dahil tüm demokratik, meşru haklarını kullanacaklardır.”

    PİRHA/ANKARA

  • DAD Ankara Şube: Ortaca’da yaşanan katliamı lanetliyoruz

    DAD Ankara Şube: Ortaca’da yaşanan katliamı lanetliyoruz

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, 5 -16 Haziran 1966 yılında yaşanan Ortaca Katliamı’nı gerçekleştirenleri lanetledi. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, 5 -16 Haziran 1966 yılında yaşanan Ortaca Katliamı’na ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

    “Alevi katliamlarından birisi de Muğla/ Ortaca katliamıdır” denilen açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Bu katliamların bir kısmı geniş kitlelerce biliniyor, anılıyor, hesap verilmesi isteniyor; bir kısmı ise bilinmiyor. Bu bilinmeyen katliamlardan biri de 05 Haziran başlayıp 16 Haziran’a kadar devam eden 1966 yılında Tahtacı Alevilere yönelik gerçekleştirilen Ortaca Katliamı’dır. 12 gün süren katliam ve direnişte ne kadar insan öldüğü, yaralandığı tam olarak bilinmiyor.
    Bu bölge yerleşik durumda olan Tahtacıların (Türkmen Alevi) elinde bulunmaktaydı. Bataklığı yaşanır hale getiren Tahtacı Alevilerin elinden verimli toprakları almak için devlet selefi grupları oraya taşımış ve onların örgütlü bir şekilde köylülere saldırmasına ve katliama göz yummuştur. Kendi imkanları ile çatışan direnen Ortaca köylüleri sonrasında çoğu topraklarını terk etmiştir.
    Olayların ilk günü 7 kişi yaralanmış, yaralananlardan bir can 13 Haziran günü hakka yürümüştür. Yakın tarihimizde yaşanan fakat halen gerçekleri gün yüzüne çıkmayan Ortaca Katliamı’nda devlet hesap vermelidir. Katliamın 54’ncü yılında Hakk’a yürüyen, yaralanan zarar gören canlara karşı özümüz dardadır.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘Gezi, geleceğine, düşlerine sahip çıkanların dünyaya bıraktığı mirastır’

    ‘Gezi, geleceğine, düşlerine sahip çıkanların dünyaya bıraktığı mirastır’

    PİRHA-Eğitim Sen Genel Merkezi, Gezi direnişinin 7’nci yılında basın açıklaması yaparak, “Gezi, yaşamına, doğasına, geleceğine ve düşlerine sahip çıkmak için bir adım öne atanların dünyaya bıraktığı mirastır” denildi.

    Eğitim Sen Genel Merkezi, Gezi direnişinin 7’nci yılında yazılı bir açıklama yaptı.

    “Gezi sadece birkaç ağaç değil, bir arada barış içerisinde yaşamaktır diyenlerin, farklılıkları zenginlik olarak görenlerin çoğul düşleridir. Gezi’de yaşamını yitirenleri saygıyla anıyoruz. Unutmayın, karanlık gider Gezi kalır” denilen açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Salgınla ilgili alınan bazı önlemlerin kaldırıldığı bir dönemdeyiz. Önlemlerin kaldırılmasında mutlaka bilim insanlarının düşünce ve önerileri belirleyici olmalıdır. Sağlıkla ilgili risk oluşturabilecek sonuçlar üretmeyecek adımların atılması gerekmektedir. Halkın sağlığı dışında gerekçelerle önlemlerin kaldırılmasının doğru olamayacağı açıktır. 1 Haziran tarihi itibarı ile kimi önlemlerin daha kaldırılacak olması salgının yeniden yayılmasına dönük kaygıları artırmaktadır. Halkın sağlığı ile ilgili risk varsa gerekli önlemlerin alınması konusunda özenli davranılmalıdır. Bu konu ile ilgili düşünce, eleştiri ve önerilerimizi ifade etmeye devam edeceğiz.”

    Eğitim-Sen taleplerini de şöyle sıraladı:

    1. MEB idari izinle ilgili genelgeyi yayınladı. Genelgeye göre kamu hakem heyeti kararına göre öğretmenlere ek ders ücreti ödenmesine 19 Haziran tarihine kadar devam edileceği; ücretli öğretmenlere de bu tarihe kadar ücret ödenmesi gerektiği belirtiliyor. Telafi eğitimi olmayacağı için ücretli öğretmenlerin görevlerinin de bu tarihte sonlandırılması isteniyor. 3 Nisan tarihinde yayınlanan değişikliklerden dolayı ücretli öğretmenlerin mağdur olmayacağı, ücret iadesi istenmeyeceğine dair MEB’in bir açıklama yapmasına ihtiyaç vardır. Öğretmenlerin sözleşmeli veya ücretli şekilde güvencesiz istihdamına son verilmeli, tüm öğretmenler kadrolu istihdam edilmelidir.
    2. Üniversitelerde final sınavlarının uzaktan erişimle yapılıyor olmasına karar verilmesinin ardından, YÖK sınavlarla ilgili genel ilkeleri belirledi. Üniversitelerin söz konusu sınavlarda öğrencilerin doğru ve dürüst davranacaklarına dair bir onur sözleşmesini imzalamalarını istemesini tarihe not düşmek gerekiyor. Öğrencilerin doğrulukları ve dürüstlüklerinden kuşku duymak anlamına gelen bu sözleşme uygulamasından acil vazgeçmek gerekmektedir. Geleceğin sahibi olan gençlere bu gözle bakılıyor olması oldukça düşündürücüdür. Üniversiteler öğrencilere bu tür belgeler imzalatmak yerine kimsenin mağdur olmayacağı ve potansiyel suçlu muamelesi görmeyeceği yollar bulmalıdır.
    3. MEB Hayat Boyu Öğrenme Kurumları Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikler 28 Mayıs 2020 günü Resmi Gazete’de yayınlandı. Yapılan değişiklikle öğretmenlere tatillerde de verilecek görevlerin önü açılmaktadır. Telafi eğitimi ile ilgili yapılmış bir değişiklik izlenimi verilmiş olsa da bu değişiklikle öğretmenlerin dinlenme hakkının istendiğinde sınırlandırılmasına olanak sağlanmaktadır. Bu değişikliğin dayanağı ise TBMM’de öğretmenlerin tatilleri ile ilgili kabul edilen yasadır. Söz konusu yasa ile hem uluslararası hukukta, Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmelerde ve Anayasa başta olmak üzere iç hukukla da güvence altına alınmış olan dinlenme hakkı ortadan kalkmaktadır. Söz konusu yasa ve ona bağlı olarak değiştirilen yönetmelik hükümleri yeniden düzenlenmelidir. Haklarımız için mücadeleyi sürdüreceğiz.
    4. MEB çevrimiçi YKS deneme sınavları yapma kararı aldı. İlki 30 Mayıs tarihinde yapılacak olan sınavlar iki oturum olarak gerçekleştirilecek. MEB’in bu uygulamayı yapma nedenini anlamak oldukça güç. MEB adeta bir dershane gibi öğrencileri daha fazla rekabet etmeleri ve yarışmaları için hazırlamaya çalışıyor. Öncelikle MEB’in görevinin tüm öğrencilere eşit, ücretsiz ve nitelikli eğitim hizmeti vermek olduğunu hatırlatırız. Adım adım her okulun dershane, MEB’in de dershane yönetim kuruluna dönüştüğü bir süreci yaşıyoruz. Ayrıca, internet erişimi olmayan öğrencilerin faydalanamayacağı bu hizmet eşitsizliği derinleştirmekten öte bir işe yaramayacaktır. MEB bu uygulamadan vazgeçmeli, kaynaklarını ve zamanını tüm öğrencilerin kamusal eğitim hizmetinden eşit ve ücretsiz, anadilinde ve nitelikli yararlanması için kullanmalıdır.
    5. Atandıkları sınav merkezinden farklı bir ilde ikamet eden öğrencilerin yaşadığı mağduriyeti ve sınav yeri değişikliği ile ilgili taleplerini 27 Mayıs 2020 tarihinde yayınlanan Eğitim Günlüğü-45’te ifade etmiştik. ÖSYM tarafından yapılan açıklamada, sınav yeri değişiklik taleplerinin 29 Mayıs tarihinde saat 09.00-23.59 saatleri arasında https://ais.osym.gov.tr adresinden iletilebileceği belirtilmiştir. Tüm uyarılarımıza rağmen yapılmasında ısrar edilen sınavlarda öğrencilerin mağdur olmaması ve sağlıkları ile ilgili tüm önlemlerin titizlikle alınması gerekmektedir.

    PİRHA/ANKARA