Etiket: Meslek Örgütleri

  • Meslek örgütleri, Filistin’e destek açıklaması yaptı: İsrail yönetimi yargılanmalı-VİDEO

    Meslek örgütleri, Filistin’e destek açıklaması yaptı: İsrail yönetimi yargılanmalı-VİDEO

    PİRHA-Meslek Örgütleri, Filistin’e destek amacıyla Ankara’da basın yaptı. Açıklamada, “Dünya sustukça İsrail işgalini sistematik olarak derinleştirip bölgedeki katliamını arttırıyor. Bu katliamları gerçekleştiren İsrail yönetimi savaş ve soykırım suçlarıyla da yargılanmalıdır.” denildi.

    Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Ankara Tabip Odası (ATO), Ankara Dişhekimleri Odası (ADO) İsrail’in Filistin’e düzenlediği saldırılara ilişkin, “Direnen Filistin kazanacak. Ortadoğu savaşla değil, barışla değişecek” şiarıyla basın açıklaması yaptı.
    Açıklamada, “Yaşasın hakların kardeşliği, Filistin halkı yalnız değildir” sloganları atıldı.

    Açıklamayı kurumlar adına KESK Dönem Sözcüsü İbrahim Kara okudu.

    “SİVİL HALKA KARŞI SALDIRILARIN KARŞISINDAYIZ”

    İsrail’in savaş ve soykırım suçu işlemeye devam ettiğini vurgulayan Kara, “7 Ekim tarihinde Hamas’ın İsrail’e yönelik “aksa tufanı” hareketi ile İsrail ve Filistin arasındaki sivil halkı hedef alan saldırıların karşısında yer aldığımızı bir kez daha belirtmek isteriz. Dünya sustukça İsrail, işgalini sistematik olarak derinleştirip bölgedeki katliamlarını arttırıyor. Batı Şeria ve Kudüs’te Mescid-i Aksa vb birçok yerde provokasyonlarla, yerleşimci terörü ve Gazze’ye yönelik ablukayla savaş ve soykırım suçları işlemeye devam ediyor” dedi.

    “SAVAŞ VE İNSANLIK SUÇLARI İŞLENİYOR”

    İbrahim Kara, İsrail’in hastaneyi hedef alan saldırısını kınayarak, şunları kaydetti:

    “Ancak hatırlanmalıdır ki bu süreç bugün başlamamıştır. İsrail, 1940’ların sonundan itibaren Filistin halkının tarım arazilerine, evlerine, işyerlerine kanunsuzca el koyarak emeklerini gasp ederek ve buna karşı direniş gösteren Filistinlileri terörist ilan ederek her türlü katliamı meşrulaştırmaya çalışmaktan da geri durmuyor.
    Filistin topraklarını işgal eden, Filistin halkını katleden İsrail, her defasında emperyalist-kapitalist devletlerce mağdur olarak lanse edilmesinin yanı sıra para, silah ve her türlü manevi desteği alıyor.
    Önceki gün (17 Ekim’de) bir hastaneyi yerle bir eden İsrail’in, her türlü çatışma durumunda, savaşlarda dahi dokunulmayan hastaneye yapılan, uluslararası savaş kurallarını hiçe sayan saldırısını lanetliyoruz.
    Gazzelileri ilaç, gıda, su, elektrik, yakıt gibi temel ihtiyaçlardan mahrum bırakmak, acil insani yardımların Gazze’ye ulaşmasını engellemek; hastanelerin, konutların, ibadet yerlerinin, okulların, sivillerin canice bombalanması ağır bir savaş ve insanlık suçudur.”

    “İSRAİL YÖNETİMİ YARGILANMALIDIR”

    Açıklamada “Bizler bu ülkenin üreten elleri, Ortadoğu’da daha fazla kan akmaması, savaş politikalarının son bulması için ve yaşamı savunmak için Filistin halkının yanında olmaya, onlarla dayanışmaya devam edeceğiz” denildi.

    Açıklama şu ifadeler ile devam etti:

    “Bu saldırılarda görev yapan sağlık çalışanları, çocuklar, bebekler, anneler, hastalardan oluşan yüzlerce sivil, masum insan katledilmiştir. Bu katliamları gerçekleştiren İsrail yönetimi savaş ve soykırım suçlarıyla da yargılanmalıdır.
    Bölgeye insani yardım yerine savaş gemileri yollayanlar da İsrail yönetimi kadar suçludurlar ve katliamların ortaklarıdır. Amerikan emperyalizmi Filistin halkının ve tüm bölge halklarının ortak düşmanıdır, barışın ve huzurun baş düşmanıdır.
    Geçmişte başka gerekçelerle, bugün de şeriatçı Hamas’ın saldırılarını bahane ederek açılan bir savaş değil, yeni bir katliamla Filistin halkının yaşam hakkı elinden alınmakta ve topyekün işgal yapılmaktadır.

    Ülkemizin mimarları, mühendisleri, doktorları, dişhekimleri, kamu emekçileri, işçileri yani bu ülkenin emekçi halkı dün olduğu gibi bugün de katliamlara karşı barıştan, ölümlere karşı yaşamdan, kardeşlikten yana tavır almaktan çekinmeyecektir.
    Bizler Filistin’de yapılan katliama karşı çıkıp tüm dünyayı savaş sarmalına sokmaya hizmet eden politikalara karşı çıkıyoruz.”

    “İKTİDAR İKIYÜZLÜLÜĞÜ BIRAKMALI”

    Açıklamada söz alan KESK Eş Başkanı Şükran Kablan da şunları söyledi:

    “Keşke bugün buraya bu kadar insanlık dışı bir durun ile toplanmasaydık. Emperyalist güçlerin desteği ile İsrail insanlık suçu işlemektedir. Biran önce Uluslararası Savaş Mahkemesi’ni göreve çağırıyoruz. İktidarın savaş ile beslendiği ortadadır. Tezkere kararının meclisten bu tarihte geçmesi tesadüf değildir. İktidar ikiyüzlülüğü bırakmalıdır.”

    “İŞGALCİ TUTUMA KARŞI ÇIKACAĞIZ”

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı ise, insanlık suçları ile mücadele etmenin gerekliliğine vurgu yaparak,
    “Bu mücadelenin hepimizin mücadelesi olduğunu hatırlatıyorum. İsrail Başkanı ‘insansı hayvanlar’ diyerek Filistin halkını kastetti, bu bir soykırım itirafıdır. Bizim bütün işgalci tutuma, insanlığa karşı suçlara yüksek sesle karşı çıkmalıyız” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Mamak’ta okul önlerinde ‘Okulda imama hayır’ dilekçeleri dağıtılmaya başlandı- VİDEO

    Mamak’ta okul önlerinde ‘Okulda imama hayır’ dilekçeleri dağıtılmaya başlandı- VİDEO

    PİRHA-Alevi kurumları, demokratik kitle örgütleri ve meslek örgütleri, okullara imam atanması projesi olan ÇEDES’in iptali için ortak dilekçe kampanyasına başladı. Okullara imam atama projesine karşı ortak çatı altında birleşen kurumlar, ‘Mamak Bilimsel Eğitim Platformu’ adı altında Mamak’ta okul önlerinde dilekçe dağıtımına başladı.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Alevi örgütleri ve dernekler, sivil toplum örgütleri, siyasi parti ve sendikalar; Diyanet İşleri Başkanlığı, Milli Eğitim Müdürlüğü (MEB) ile Gençlik ve Spor Bakanlığı ortaklığında imzalanan, “Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında okullara imam atanmasının iptali için ortak dilekçe çalışması başlattı.

    Mamak Bilimsel Eğitim Platformu, Mamak’ta okul önlerinde stantlar açarak ÇEDES projesinin iptal edilmesine ilişkin bildiriler ve dilekçeleri velilere dağıtıyor. Platform açılan stantlarda ortak bildirilerini de okuyor.

    “ZENGİNE FEN DERSİ, YOKSULA DİN DERSİ”

    Ortak bildiride şu ifadeler yer alıyor:

    “AKP iktidarı, kindar nesil projesinin yeni bir ayağını örüyor. ÇEDES projesi ‘Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ gibi masum bir sloganla okullara ‘manevi danışman’ adı altında imam, vaiz, müezzzin, Kur’an Belletlerini atıyor. MEB’in yeni programıyla tüm ülkede ve Mamak’ta okullarda din dersleri, laik bilimsel, çağdaş eğitimin üstüne çıkarıldı.

    Bu program ve projedeki amaçları çocuklarımızı laik bilimsel eğitimden yoksun bırakmak, yeterli bir eğitim olmadan geleceğe hazırlıksız yetiştirmek bu sayede düşünmeyen, sorgulamayan, araştırmayan, kendilerine itaatkar, istedikleri makul dindar, kindar nesli yetiştirmektir. Matematik, fen bilgisi gibi derslerin sayısı 4 saate kadar düşerken, din ve ahlak dersi adı altındadaki ders grupları zorunlu seçmeli halde, haftada 6 saate kadar çıkartıldı. Çocuklarımızı ve geleceğimizi karanlığa bırakmamak için laik, bilimsel, eşit eğitim demekten vazgeçmeyeceğiz.”

    Mamak Bilimsel Eğitim Platformu, dilekçeleri teslim ederken evrak numarası ve tarih alınması gerektiğini belirterek, “ÇEDES projesine karşı çıkıyoruz. Bilimsel eğitim hakkımızı tekrar savunmak adına imamlar camiye, atanamayan öğretmenler okula gitsin istiyoruz. Velilerimize bir itiraz dilekçesi sunuyoruz. Velilerimiz bunu doldurduktan sonra okul aile birlikleri ile birlikte, müdür ya da müdür yardımcısına teslim edip resmi işlem olarak adlandırılması için evrak numarası ve tarih almaları gerekiyor” dedi.

    “ÇOCUKLARIMIZIN BÖYLE BİR PROJEYE ALET EDİLMEMESİ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ”

    ÇEDES projesinin iptaline ilişkin çalışmalarda yer alan öğrenci velisi Aslıhan Han, dilekçe ve bildiri çalışmaları hakkında şu bilgileri verdi:

    “Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve hükümetin bazı uygulamalarından velilerin haberi yok. Özellikle bu son yıllarda yapmaya çalıştığı eğitimin dinselleştirilmesinin bir parçası olarak ÇEDES projesini uygulamaya koydu ve biz bunun başka illerde uygulandığını biliyoruz. Bu illerde özellikle bizim bulunduğumuz okulda da bu çalışmaların başlayacağını, ÇEDES projesi kapsamında buraya din görevlilerinin atanacağını duymuştuk. Bu nedenle biz veliler olarak ve Mamak’taki demokratik kitle örgütleri olarak, burada hem velileri bilgilendirmek hem de buna karşı bir farkındalık yaratmak ve duyarlı olunması için bir çalışma başlattık. Bu çalışmanın bir kısmı ‘ÇEDES projesi nedir?’ bunu anlatan bildirileri dağıtmak. Diğeri de okul idarelerine dilekçe vererek böyle bir projeyi bu okulda kabul etmiyoruz, çocuklarımızın böyle bir projeye alet edilmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda da velilerin görüş ve önerilerini içeren bir dilekçe hazırlıyoruz. Velilere bunu sunuyoruz ve veliler idareye iletiyorlar.”

    “ÇOCUKLARIMIZIN BİLİMSEL EĞİTİM ALMASI KONUSUNDA AİLELER İLE ORTAKLAŞIYORUZ”

    Din görevlilerinin okullarda ‘manevi danışman’ olarak yer almaması konusunda ailelerin ortak bir noktada buluştuğunun altını çizen Han, “Bizim bugün yaptığımız çalışmada şunu fark ettik. Mamak gibi böyle daha demokrat, laikliği savunan bir bölgede bile ÇEDES projesinden birçok velinin haberi yok. Bu kapsamda velilerin bilgilendirilmesine ağırlık verilmesi gerektiğini anladık” diye konuştu.

    Aslıhan Han şöyle devam etti:

    “Şunu açıkça ifade etmek gerekirse, çocuğunu yazın Kur’an kursuna gönderen, bazı çocuklarını da imam hatip okullarına gönderen aileler bile bu okula Diyanet’in bir görevli atamasını ya da bir vakıftan bir görevli gelmesini, manevi danışman olarak atanmasını kabul etmiyorlar. Çünkü onlar da şöyle söylüyor: Her şeyin bir yeri var isteyen aileler zaten çocuğunu Kur’an kursuna gönderiyor. İsteyen çocuğunu imam hatibe gönderiyor. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarına böyle dini ifadelerle, dini argümanlarla din görevlisinin atanmasını ve görevlendirilmesini doğru bulmuyoruz.
    Bu sadece bizim için değil. Yani belki siyaseten farklı düşünebiliriz, belki görüşlerimiz farklı olabilir bu tür ailelerle ama kaybımız ortak, çocuklarımız. Çocuklarımızın bilimsel eğitim alması konusunda ailelerle ortaklaşıyoruz. Bence bu bizim hareket noktamız aynı zamanda.”

    Buse Nehir DEMİR/ Ankara

     

     

     

  • TTB Başkanı Adıyaman, toplumsal bağışıklık sisteminin sakıncalarını CAN TV’de açıkladı-VİDEO

    TTB Başkanı Adıyaman, toplumsal bağışıklık sisteminin sakıncalarını CAN TV’de açıkladı-VİDEO

    PİRHA – Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, CAN TV’de yayınlanan “Bu Sabah” programına konuk oldu. Adıyaman, “Bizim gündemimiz sağlıktır. Şu anda yakıcı bir sağlık krizi yaşanmaktadır. Ağır bedeller ödenerek sürdürülen büyük bir mücadelemiz var ve çalışmalarımız devam edecek” dedi. Adıyaman, “Toplumsal bağışıklık etik bir sistem değildir. Toplumsal bağışıklık adına toplumun %50 hatta %70’i kadarını virüsle temas ettireceksiniz” dedi ve bunun iki sakıncası olduğunu açıkladı. 

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklaması sonrasında gündeme gelen “Barolar ve Meslek Odaları’nın yönetim seçimlerinde bir düzenleme” tartışmaları sürüyor. Erdoğan’ın açıklamasından sonra TBMM’de bir çalışma planlandığını belirten TTB Başkanı Prof.Dr. Sinan Adıyaman, “Seçim sistemlerini değiştirmenin zamanı geldi açıklamasından, Meclis’e sunulmaya hazırlanan bir şey var. Baroların ve Odaların yönetimlerinden rahatsız olan bir hükümet var. Buradan bunu anlıyoruz” dedi.

    “GÜNDEMİMİZ, YAŞANAN SAĞLIK KRİZİ”

    Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof.Dr. Sinan Adıyaman, CAN TV’de Özge Erdoğan Yeşilırmak’ın sunduğu “Bu Sabah” programında son gelişmeler üzerine değerlendirmelerde bulundu.

    Prof. Dr. Sinan Adıyaman, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından dillendirilen, “Barolar ve Meslek Odalarının seçim sistemlerinde değişikliğe gidilmesi” konusu ile ilgili “Şu an Türkiye’de çok ciddi sağlık krizleri yaşanıyorken, çok ağır bedeller ödüyorken gündemimizin bunun dışında siyasi polemik olması beklenmemelidir. Bizim gündemimizde yaşanan bu sağlık krizinin önlenmesi adına çalışmalar vardır. Ancak bunu anlıyoruz ki barolar ve meslek odalarının mevcut idarelerinden ya da gelecekteki idarelerinden rahatsız olan bir hükümet var. Türkiye demokratik hukuk devletidir. Bizler anayasal kuruluşlarız. Kamu kurumu niteliğindeyiz. Bu konuyla ilgili bir çalışma planlanıyorsa bizlerle bilgi paylaşımı yapılmalıdır. İktidar barolar ve meslek odaları yürütmelerinde nispi temsil olmasını istiyor ancak bu mümkün değil. Bizim 81 ilde 65 tabip odamız var ve biz 2 yılda bir tabip odalarımızın her üyesinin verdiği oylarla seçimler yaparız. Seçimlerimize listeler girmez isimler girer. Bu kadar demokratik bir sistem uygulanmaktadır. Üye olan her hekim oy verir. Hekimler listelere değil isimlere verir. Hekim arkadaşlarımız kimi görmek istiyorsa ona oy verir ve Ankara Tabip Odası’ndan bilirim, karma yönetimler seçilir” dedi.

    “İKTİDAR HER UYGULAMASINA ALKIŞ TUTACAK BİRLİK, TMMOB, BAROLAR BİRLİĞİ İSTİYOR”

    İktidar tarafından dayatılan düzenleme üzerine konuşan Prof.Dr. Sinan Adıyaman, şöyle devam etti:

    “Hükümet eğer nispi temsilin yürütme içerisinde yetkilendirilmesini istiyorsa, aynı mantıkla hükümet içerisinde de dağılıma gidilmelidir. Azınlığın yönetimde olması isteniliyorsa bugün %50 oy alan iktidar diğer %50 içerisinde de bakanlar paylaştırmalıdır. Bu sistem bunu dayatır. Demokratik çoğunluğun kararı yönetimde temsil edilmeyecekse sistemin tamamen bir anlamı kalmaz. O zaman sizde bakanları paylaştırın. İktidar her uygulamasına alkış tutacak TTB istiyorsa, bir TMMOB istiyorsa, bir Barolar Birliği istiyorsa bunu anlayabiliyorum. Bizim kendi meslektaşlarımıza ve milyonlarca vatandaşa verdiğimiz bir sözümüz var. Hekimliği toplumdan yana ve hiçbir baskı altında kalmadan yapacağız, dedik. Hiçbir zaman birilerinin arka bahçesi olmadık, olmayacağız. Elimizden geldiğince de direneceğiz ve korumaya gayret edeceğiz.”

    AKLIN VE BİLİMİN GEREĞİ NEYSE ONU DEMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    TTB Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, meslek odalarına yönelik yapılan eleştirilere ilişkin “Sanırım iktidar eleştirmeyen, sessiz kalan bir yönetim istiyor. Doğru yaptıklarına her zaman doğru yaptılar dedik, yapmadıklarına yapılmadı diye eleştiri sunduk. Meslek birliklerinde sürekli alkış tutanları istiyorlar. Biz %70 ile geldik. Bakın %50 artı 1 ile değil %70 ile geldik. Biz doğru bildiğimizi söyleyeceğiz. Aklın ve bilimin gereği neyse biz onu demeye ve yapmaya devam edeceğiz. Toplumun, halkın bunu kabul edeceğine inanmıyorum. Meclis’ten geçirilebileceğini düşünmüyor. Geçirselerde bu karara mahkeme yolu açıktır. Anayasa Mahkemesi var, AİHM var. Herkes yüzünü dönmüş bize bakıyor. Objektif haber yapan, objektif bilgi veren kadrolarımızla bu pandemiyi iyi irdeleyen, nerede yanlış yapıldığını çok açıkça söyleyen bir anlayışımız var” dedi.

    “ANTİDEMOKRATİK MÜDAHALELERİN KARŞISINDA OLACAĞIZ”

    Düzenlemenin TBMM’de kabul edilmesi durumunda atacakları adımları belirten TTB Başkanı Prof.Dr. Sinan Adıyaman şunları kaydetti:

    “Diğer meslek birlikleri ile iletişim halindeyiz. Şu an için TTB için bir düzenleme yok ama TMMOB üzerine bir çalışmanın olduğu basına yansıdı. Barolar Birliği ile ilgili bir şeyler konuşuluyor, olsun biz TTB olarak anti demokratik müdahalelerin karşısında olacağız. Çünkü bu iktidarın attığı siyasi bir adımdır ve meslek birliklerinin kendisinin arkasında olmasını istediği için böyle bir düzenleme karşımıza çıkarttı. Şimdi elimizden geldiğince halka bunları anlatacağız. Elimizden geldiğince insanlara ulaşıp bu düzenlemenin gerçek maksatının ne olduğunu dillendireceğiz. Bu akşam diğer meslek birlikleri ile birlikte bir toplantı gerçekleştireceğiz. Durumu değerlendireceğiz ve ortak hareket etmek istediğimizi bildireceğiz.”

    “DEMOKRATİK ÜLKELERDE MESLEK ÖRGÜTLERİ BİLİM KURULU’NDA OLURDU”

    TTB Başkanı Prof.Dr. Sinan Adıyaman, yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını Türkiye’de başlamadan önce uyarılarda bulunduğunu belirterek, “Ocak ayında İran’da ölümlü vakalar başladığı zaman biz hemen bir açıklama yaparak, Sağlık Bakanlığı’nı göreve davet etmiştik.
    Nitekim hemen Bakanlık Bilim Kurulu oluşturma kararı aldı. Ancak oluşturulan kurulda herhangi bir meslek örgütüne yer vermedi. Demokratik ülkelerde meslek örgütleri böylesine önemli bir pandemi sürecinde oluşturulan Bilim Kurulu’nda olurdu. Sağlık Bakanlığı’na mektuplar yazdık ve çalışmaları beraber yürütmemiz gerektiğini belirttik ancak bu karşılık görmedi. Ancak gördük ki yaptığımız her açıklama, yaptığımız her öneri Sağlık Bakanlığı tarafından karşılık buldu. 1 gün de olsa, 2 hafta da olsa, 1 ay da olsa Sağlık Bakanlığı bizim önerimizi uygulamaya başlıyordu. Bu iyi bir gelişmedir. Sonrasında 5-6 hocamız da Bilim Kurulu’nda görevlendirildi” dedi.

    “KAPİTALİST KAYGILARLA OLAYA YAKLAŞIRSANIZ, İKİNCİ BİR DALGANIN GELMESİ ÇABUKLAŞIR”

    TTB Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, hükümetin salgın sürecini yönetme tarzı üzerinde de değerlendirmeler de bulundu. Adıyaman “Salgın yönetimi konusunda iktidar maalesef zayıf kalmıştır. Pandemi sürecinde işçiler çalıştırılarak salgının yayılımı teşvik edildi. Bilim insanlarının söylediği ve Dünya Sağlık Örgütü’nün de açıklamalarına göre sonbahar gibi ikinci büyük bir dalgananın geleceği uyarısı yapılıyor. Şu an yapmamız gereken şey maske kullanımından hijyen alışkanlıklarına kadar bunu öğretmek zorundayız. Çözülme olaylarında acele ederseniz birtakım kapitalist kaygılarla olaya yaklaşırsanız, ikinci bir dalganın gelmesini çabuklaştırabilirsiniz. Haziran’ın ortalarına doğru zayıflama görülebilir. Eğer siz hemen alışveriş merkezlerini ve futbol müsabakalarını başlatırsanız bu çözülme yazın ortasına kadar da kalabilir” dedi.

    “TOPLUMSAL BAĞIŞIKLIK ETİK BİR SİSTEM DEĞİLDİR”

    Başka ülkelerin uyguladığı ve sonrasında pişman olduğu toplumsal bağışıklığın güçlendirilmesi adımları ile ilgili konuşan Prof.Dr. Sinan Adıyaman şunlara dikkat çekti:

    “Toplumsal bağışıklık etik bir sistem değildir. Toplumsal bağışıklık adına toplumun %50 hatta %70’i kadarını virüsle temas ettireceksiniz. Bunun iki sakıncası vardır.

    Birincisi sağlık hizmetleri ve koşulları buna karşılık veremeyebilir. Halbuki bunun hızını azalttığınız zaman en iyi yöntemi bulacaksınız.

    İkinci sakıncası da şudur: Bir risk grubu vardır. 65 yaş üstü ve kronik rahatsızlığı olan insanları virüsün kucağına attığınız zaman kaybınız çok olacaktır. Hızlı bir şekilde toplum bağışıklığı sağlanabilir. Ancak bu etik değildir çünkü çok fazla kayıp verirsiniz.”

    Türkiye’nin uyguladığı çalışmalar ile ilgili konuşan Adıyaman, “Umarım Türkiye böylesine korkunç bir adımı atmaz hatta düşünmez bile, bu insani olarak etik değildir. İngiltere uyguladı ve hemen vazgeçti çünkü inanılmaz rakamlara erişebilir kayıp sayısı. Sağlık Bakanlığı’na çağrı yapıyorum bu tür kaygıların olmaması adına şeffaf olmaya ve aklın sağduyunun ve bilimin mutlak rehber seçilmesini tavsiye ediyorum” diye konuştu. 

    PİRHA/İSTANBUL