Etiket: Metin Altıok

  • Sivas Madımak Katliamı Davası 12 yıldır tozlu raflarda tutuluyor: AYM neyi bekliyor?

    Sivas Madımak Katliamı Davası 12 yıldır tozlu raflarda tutuluyor: AYM neyi bekliyor?

    PİRHA- 2 Temmuz 1993; tarihte kara bir gün ve utanç sayfası olarak insanlık tarihine kaldı. Sivas Madımak Oteli’ne saldıran 15 bin kişiden sadece 124 saldırgan yargılandı. Katliamın arkasındaki güçler ve dönemin sorumluları da dahil kimseye dokunulmadı. Türkiye’de süren davalar zamanaşımına uğrarken, AYM’ye yapılan başvuru ise 12 yıldır tozlu raflarda bekletiliyor; Peki neden?

     

    Sivas Madımak Oteli’nde Asım Bezirci, Asaf Koçak, Ahmet Özyurt, Asuman Sivri, Behçet Aysan, Belkıs Çakır, Carina Cuanna, Edibe Sulari, Erdal Ayrancı, Gülender Akça, Gülsüm Karababa, Handan Metin, Hasret Gültekin, Huriye Özkan, Koray Kaya, Mehmet Atay, Menekşe Kaya, Metin Altıok, Muhibe Akarsu, Muhlis Akarsu, Muammer Çiçek, Murat Gündüz, Nesimi Çimen, Nurcan Şahin, Uğur Kaynar, Yeşim Özkan, Yasemin Sivri, Serpil Canik, Sehergül Ateş, Serkan Doğan, Özlem Şahin, Sait Metin, İnci Türk bundan 33 yıl önce 2 Temmuz’da katledildi.

    30 Haziran’da başlayan Pir Sultan Abdal anma etkinliğine katılmak üzere Sivas’a gelmiş aydınlar, sanatçılar ile etkinlikleri izlemek üzere orada bulunanlar, Madımak Oteli’nde yakılarak, vahşice katledildiler. Devlet katliamı önleyebilirdi, önlemedi.  Orada, apaçık bir insanlık suçu işlendi ama gerçek sorumluları yargılanmadı, katiller korundu. 2 Temmuz 1993; tarihte kara bir gün ve utanç sayfası olarak insanlık tarihine kaldı.

    Sivas Madımak Katliamı, önceki pek çok katliamda yaşananlarla neredeyse aynıydı. Hazırlıklar çok öncesinde başlatılmış, saldırganlar örgütlenmiş, etkinlik sırasında Kuran’a , Kabe’ye, Peygambere ve Müslümanların maneviyatına saldırıldığına dair asılsız söylentiler yayılmış, bu içerikte bildiriler dağıtılarak, yerel gazetelerde haberler yapılarak belli bir kesim kışkırtılmış, tarih 2 Temmuz’u gösterdiğinde ise saldırının dozu artırılmış, önce etkinliğin yapıldığı Kültür Merkezi’ne saldırılmış, ardından bu saldırı kalabalık bir güruhla konukların kaldığı Madımak oteline yönelmiş, otel kuşatılmış, parke taşları sökülerek taşlanmış, ardından ateşe verilmiş, tüm çıkış kapıları kapatılmış, içindekiler ölüme teslim edilmişti. Madımakta alevlere karşı yaşam mücadelesi verildiği o dakikalarda;  dönemin Cumhurbaşkanı “Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyin” buyurmuş, hükümettekiler olayı izlemekle yetinmiş,  otel çevresinde bulunan askerler saldırganlara müdahale etmediği gibi yangını söndürme ve kurtarma faaliyeti yürütmemiş, hatta bölgeyi terk etmişti.

    YARGILANMADILAR

    2 Temmuz 1993 tarihinde iktidarda SHP-DYP hükümeti bulunuyordu. Tansu Çiller başbakan, Erdal İnönü başbakan yardımcısıydı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Sivas Emniyet Müdürü Doğukan Öner, Sivas Valisi ise Ahmet Karabilgin’di.

    2012 yılına kadar devam eden ve Sivas Madımak Katliamı Davası olarak bilinen katliam davasında diğer katliam davalarında olduğu gibi etkin bir süreç yürütülmedi.

    15 BİN SALDIRGAN

    15 bin saldırganın olduğu katliamda sadece 124’ ü hakkında dava açıldı. Dava sanıklarından Ali Kurt ve Mevlüt Atalay pişmanlık yasasından yararlanmak için mahkemeye yaptıkları başvurularında olayda Hizbullah, İslami Hareket Teşkilatı ve Kaplancılar gibi örgüt bağlantılarını anlattılar, ancak mahkeme “olayda örgüt yok” dedi. Olay sonrası tutuklanan 124 saldırgandan birçoğuna hafif cezalar verilerek, ağır tahrik indirimleri uygulandı.  33’ü hakkında idam cezası verildi ancak bu ceza, sonrasında müebbet hapse çevrildi. İdam cezası alan sanıklardan 8’i 1997 yılında tahliye edildi ve bir daha yakalanmadılar. Mahkeme 2012 yılında, yakalanmayan 7 saldırgan hakkında zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşürülmesine karar verdi ve dosyayı kapattı.

    Ceza almasına rağmen yakalanmayan katiller arasında Refah Parti yöneticileri de vardı. Katillerin savunmanlığını yapan sekiz avukat ise sonrasında AKP’den milletvekili seçildi.

    UTANÇ!

    Başta katliamda yakınları kaybedenlerin aileleri olmak üzere Alevi toplumu, 33 insanın yakılarak katledildiği Madımak Oteli’nin Utanç Müzesi yapılmasına izin vermezken, katliam sırasında ölen iki saldırganın adının da yer aldığı isimler listesi “Bilim ve Kültür Merkezi”ne yazıldı.

    KATİLLERE AF!

    Katliamın asli faillerinden olduğu gerekçesi ile hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmiş bulunan dava sanığı Ahmet Turan Kılıç, tartışmalı ve uzman hekimlerin itirazını içeren bir Adli Tıp Kurumu raporuna dayanılarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından affedildi ve 31 Ocak’ta tahliye edildi.

    1997 yılında tahliye edilen ve sonrasında hepsi firar eden sanıklardan Murat Karataş, Eren Ceylan ve Murat Sonkur hakkındaki dava 2023 yılında zamanaşımı nedeniyle düştü.

    Katledilenlerin aileleri 33 yıldır bu katliamın sorumlularının ceza alması için bir hukuk mücadelesi veriyor. Yıllarca süren ve cezasızlık politikasına karşı aileler, avukatları aracılığıyla 2014 yılında davayı AYM’ye taşıdı. 2024 yılında yapılan görüşmenin ardından ek bir rapor hazırlanması talep edildi ancak 12 yıldır henüz bir karara varılmadı.

    ANA DAVA SÜRECİ

    1993-2001 yılları arasında 8 yıl boyunca çeşitli mahkemelerde yargılamalar yapıldı. Bu yargılamalar sonucunda 2001 senesinde Yargıtay tarafından 33 sanığa idam, 4 sanığa 20 yıl ve 1 sanığa ise 15 yıl hapis cezası verildi. 13 Mart 2012 tarihinde firari olan 5 sanık hakkında dava, zamanaşımı nedeniyle kapatıldı. 2014 yılında 5 sanık için verilen zamanaşımı kararının kesinleşmesinin ardından ailelerin avukatı Şanal Sarıhan AYM’ye başvuruda bulundu. 14 Eylül 2023 tarihinde dava zamanaşımı nedeniyle düşürüldü.

    AYM’YE BAŞVURU VE BEKLEME SÜRECİ

    2014: Aileler AYM’ye bireysel başvuruda bulundu.
    29 Haziran 2021: Başvurunun 7.yılında AYM ilk olarak başvuruyu gündemine aldı.
    15 Şubat 2024: Başvurunun 10. yılında AYM Genel Kurulu başvuruyu görüştü.
    Şubat 2024: Ek rapor hazırlanmasına karar verildi.
    30 Haziran 2026: Başvurunun 12. yılında hala bir karar yok.

    AYM’NİN BENZER DAVALARDAKİ KARAR SÜRELERİ

    2012 Eylül – 2022 Ağustos tarihleri arasında 10 bin 397 davada AYM’nin ortalama karara süresi, 2 yıl 6 ay 27 gün. Delil sorunu/adil yargılanma ihlali kararlarındaki ortalama süre, 2 yıl 8 ay 19 gün. AYM’nin karara varmak için en uzun süre beklettiği dava için geçen süre ise 8 yıl 24 gün. Sivas Madımak Katliamı’nın üzerinden 33 yıl AYM’ye başvurunun üzerinden ise 12 yıl geçmesine karşın neden karar vermiyor? AYM neyi bekliyor?

    AİLELERİN BAŞVURU GEREKÇELERİ

    Aileler AYM’ye yapmış oldukları 2014 tarihli bireysel başvuruda şu ihlalleri iddia etmişlerdir:

    1.Yaşam Hakkının İhlali – 35 kişinin akıbetinin belirsizliğinin 30 yıldan fazla devam etmesi
    2.Adil Yargılanma Hakkının İhlali – Etkisiz ve oyalayıcı yargısal süreç
    3.Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali – 30 yılı aşan yargılama süresi
    4.Toplantı ve Gösteri Hakkının İhlali
    5.İnsanlığa Karşı Suç Statüsü – Zamanaşımına uğramaması gerekliliği

    AİLELER VE AVUKATLARIN İDDİALARI

    Metin Altıok’ın kızı Zeynep Altıok, Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan ve Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum Çimen adına avukatlar, dosyanın 33 yıldır derdest durumda olduğunu, otuz yılı aşan bu süre zarfında faillerin korunması, firari sanıkların yakalanmaması ve yargılamanın bilinçli bir şekilde sürüncemede bırakılması konularını gündeme getirdiler.

    SOMUT İHMAL ÖRNEKLERİ

    Davanın yeterince önemsenmediği ve ihmallerin çok fazla olduğu belirtilen başvuruda, 30 yıl içinde firari sanıkların ciddi şekilde aranmadığı, yurt dışında bulunanların iade talep işlemlerinde gecikmeler olduğu ve seçici bir arama stratejisi izlendiği (bazı sanıkların evlerinde dahi aranmadığı) belirtilmiştir.

    AYM’NİN YAKLAŞIMI VE “ART NİYET” İŞARETLERİ

    1.2014-2021 (7 yıl): Başvuru gündeme alınmadı.
    2.2021-2024 (3 yıl): İnceleme yapıldı ancak kararlaştırılmadı.
    3.2024 (Şubat): Ek rapor hazırlanmasına karar verildi – (bir erteleme şüphesi)

    Avukatlar, dosyanın 33 yıldır derdest (görülmeye devam eden) durumda olduğunu ve 2014’teki başvurunun AYM tarafından 12 yıldır karara bağlanmadığını, bu süreçte herhangi bir ara karar dahi verilmediğini belirterek bunun etkisiz bir hukuk yolu oluşturduğunu savundu.

    ULUSLARARASI YARGIYA GİDİŞ

    AYM’deki bu bekletilme nedeniyle Metin Altıok’ın kızı Zeynep Altıok, Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan, Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum Çimen adına avukatlar Av. Dr. Günal Kurşun, Av. Zahide Beydağ Tıraş Öneri ve Av. Deniz Özbilgin dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı.

    Başvuru gerekçeleri arasında ulusal yargı mekanizmalarının adaleti tesis etmekte tamamen yetersiz kalması, yargısal sürecin bir oyalama aracına dönüşmesi ve evrensel hukuk ilkelerine aykırılık nedenleri yer almıştır.

    Diren KESER-Fırat ALTINTAŞ/İSTANBUL

     

  • Zeynep Altıok: Sivas’ta gerçek sorumlular hiçbir zaman yargılanmadı-VİDEO

    Zeynep Altıok: Sivas’ta gerçek sorumlular hiçbir zaman yargılanmadı-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren şair Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok, katliamın 33. yılında PİRHA’ya konuştu. Sivas davasının başından itibaren gerçek sorumluların yargılanmadığını belirten Altıok, cezasızlık politikalarının sistemli şekilde işletildiğini söyledi. İç hukukta yaşanan usulsüzlükleri anlatan Altıok, Anayasa Mahkemesi’nin ailelerin başvurusunu yıllarca gündeme almadığını, buna karşın sanıkların başvurularını hızla değerlendirdiğini belirtti.

    2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli’nin yakılması sonucu çoğunluğu Alevi 33 aydın ve sanatçı ile 2 otel çalışanı yaşamını yitirdi. Katliamda babası şair Metin Altıok’u kaybeden Zeynep Altıok, katliamın 33. yılında dava sürecini, yaşanan ihmalleri ve adalet mücadelesini PİRHA’ya anlattı.

    “SİVAS KATLİAMI’NDA SUÇU OLANLAR GERÇEKTEN SORGULANMADI”

    Sivas Katliamı’nın 33 yıllık dava sürecini değerlendiren Zeynep Altıok, gerçek sorumluların hiçbir zaman yargılanmadığını belirterek şöyle konuştu:

    “Davanın da otuz üç yıllık bir geçmişi var. Ana dava yıllar sürdükten sonra firari sanıklar üzerinden iki ayrı davanın sürecini otuz üç yıl boyunca bugünlere kadar taşıdık. Ancak o sürecin içerisinde zaten tüm yargılama sürecinin en başından itibaren gerçek suçluların, sorumluların, örgütleyenlerin, planlayanların, dahil olanların, katliam sırasında müdahale etmeyen polisin, kolluk kuvvetinin, itfaiyenin, sağlıkçının, yöneticilerinin, sorumlularının, emir verenlerinin dahil olduğu gerçekten bu suçta payı olan hiç kimsenin sorgulanmadığı, sadece eylemciler arasından rastgele yakalanmış bir avuç insanın yargılandığı o ana davanın firarileri üzerinden sürdürmeye gayret ettiğimiz bir dava sürecimiz vardı.”

    “ANAYASA MAHKEMESİ, SİVAS AİLELERİNİN İTİRAZ DİLEKÇESİNİN KAPAĞINI BİLE AÇMADI”

    Firari sanıklar hakkındaki ilk davanın 2012 yılında zaman aşımına uğratıldığını, ikinci davanın da benzer şekilde sonuçlandığını söyleyen Altıok, ailelerin Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvurunun yıllarca bekletildiğini ifade etti.

    “Bu sonuçtan bir iki yıl evvelde de yine hatırlayacaksınız yaşı dolayısıyla aslında elinde benzin bidonuyla insanları tutuşturduğu delillerle, belgelerle sabit olan bir katilin vahşi bir barbarın Cumhurbaşkanı tarafından kişiye özel affıyla karşı karşıya kalmıştık. Ardından ertesi yıl bir kişinin daha salınmasıyla karşı karşıya kalmıştık. Ancak bu yıl ne yazık ki artık tüm hükümlülerin, insanlık suçu işlemiş olan tüm katillerin göstermelik bir hukuk kararıyla serbest bırakılmasıyla karşı karşıya kaldık.

    Burada şöyle çarpıcı bir mesele var. 2012’deki zaman aşımı kararının arkasından biz aileler olarak avukatlarımız aracılığıyla Anayasa Mahkemesi’ne itiraz dilekçemizi vermiştik ve bizim itiraz dilekçemiz bunca senedir hiçbir şekilde gündeme alınmamış, kapağı bile kaldırılmamışken geçtiğimiz yıl aynı Anayasa Mahkemesi’ne serbest bırakılan bu sanıklardan birinin dilekçesi ivedilikle derhal görüşmeye alınarak işte bu tümünün serbest kalmasını sağlayan kararla gündeme geldi. Bunlar iç hukukun son aşamadaki usulsüzlükleri ve hakikaten olmaz denilecek insanlık suçu, zaman aşımı, devlet sırrı gibi kavramların nasıl ideolojik erk lehine eğilip büküldüğünü bize gösteren somut veriler olarak karşımızda duruyor.”

    “AİHM BAŞVURUSUYLA TÜRKİYE’DEKİ ÇARPIKLIĞI DİLE GETİRDİK”

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru sürecini anlatan Zeynep Altıok, Türkiye’de iç hukuk yollarının fiilen tüketilmediğini belirterek şunları söyledi:

    “Bu nedenle bir süredir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi iç hukuk yolları tükenmeden Türkiye’den dosya almamaya başlamıştı. Bizim 2012 yılında verdiğimiz dilekçenin gündeme alınmamasının bir sebebi zaman aşımını ikinci dava lehine yineleyebilmek, o emsali değerlendirebilmek ama daha önemli bir sebebi de iç hukuk yolunu ila nihai tüketmemek ve dolayısıyla da AİHM yolunu bize kapalı tutmak. Ancak geldiğimiz son noktada yaptığımız değerlendirmeler ve çalışmalar, uluslararası emsaller, hatta Türkiye’deki benzer başvurular incelenerek biz de aslında buradaki yanlışlığı, çarpıklığı da dile getirebileceğimiz, iç hukuk yollarının da özellikle tüketilmediğinin, sonuçlandırılmadığının kanıtını gözler önüne sermek istediğimiz bir başvuru çalışması yürüttük ve dilekçemizi avukatımız Günal Kurşun aracılığıyla verdik.”

    “33 YILLIK YARGI SÜRECİNDE SANIKLAR KORUNDU”

    Sivas dosyasında yaşananları bilinçli bir cezasızlık politikası olarak değerlendiren Altıok, katliamın planlı ve örgütlü bir saldırı olduğunu belirterek, 33 yıllık yargı süreci boyunca sanıkların korunduğunu söyledi.

    “Otuz üç yıllık yargı sürecinde sanıkların, hüküm giymeden önce sanık olanların, hüküm giydikten sonra cezalarını çekmek için hapishaneye gönderilmiş olan hükümlülerin korunup kollandığı, onların mağdur olarak iktidar basın organları ya da iktidarın en üst mertebesindeki temsilcileri, milletvekilleri, bakan tarafından korundukları, kayırıldıkları, mağduriyetle bir arada anıldıkları bir söylemle o süreç yönetildi.”

    “BU KATLİAMIN FİKİR BABALARI ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    Altıok, katliamın yalnızca sanıkların korunmasıyla sınırlı kalmadığını, sürecin sorumlularının da ödüllendirildiğini belirterek şöyle konuştu:

    “Elbette bu süreç de tıpkı iç hukuk yolunun tüketilmemesini düşünen aklın mahareti gibi aynı maharetle sürüncemede bırakıldı. Buna mukabil sanıkların avukatlarının içinden bir değil; bakanlar, milletvekilleri, baro başkanları, HSK’ya atananlar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin başkanlığına atananlar, birçok iktidar partisinin üst düzey yöneticiliğine getirilenler oldu.

    Hiçbir zaman soruşturulmayan, yargılanmayan ama bu işin müsebbibi olan, en başında örgütçüsü, fikir sahibi ve gizli temsilcisi olan insanlar da bu ödüllendirmelerden, bu mertebelerden, bu makamlardan faydalandırıldılar. Dolayısıyla elbette tamamına baktığımızda yıllar geçtikçe odalar dolusu dosyayla daha da açmaza sürüklenen, ilgilenilmesi ve yeniden ele alınması güçleştirilen büyük bir kalabalığa terk edilen ama o yıllar içerisinde de bütün o kalabalığın üzerine kalın tozlar yerleştirilen bir süreçle karşı karşıya bırakıldık.”

    “YÜZLEŞME GÖSTERMELİK MEKÂNLARLA GERÇEKLEŞMİYOR”

    Sivas Katliamı’yla yüzleşmenin her şeyden önce adalet mekanizmasının işletilmesi ve sorumluların cezalandırılmasıyla mümkün olacağını belirten Altıok, katliamın arkasındaki siyasal anlayışın iktidarda olmasının gerçek bir yüzleşmenin önünü kapattığını söyledi.

    Katliamın aydınlatılması için yıllardır mücadele eden aileler, Alevi kurumları ve sivil toplum örgütlerinin engellemelerle karşılaştığını ifade eden Altıok, 2 Temmuz anmalarında da tehdit, polis müdahalesi, gaz ve provokasyonlarla karşı karşıya kaldıklarını belirtti.

    Madımak Oteli’nde oluşturulan anı köşesinin gerçek bir yüzleşme örneği olmadığını söyleyen Altıok, şunları kaydetti:

    “Orada katliamı unutturmamak için kurdukları bir kültür merkezi olarak adlandırdıkları yerin anı köşesinde katillerin ismiyle mağdurların ismini yan yana koydular. Buna yaptığımız müdahaleyi, itirazı, hukuk yoluyla açtığımız davayı da hükümsüz bıraktılar. Otuz üç yılın sonunda bir iki yıl evvel sessiz sedasız bir şekilde kaldırdılar. Yüzleşme göstermelik mekânlarla gerçekleşmiyor. Bir ülkede en vahşi suçu işleyen insanlar Cumhurbaşkanı tarafından bizzat meşrulaştırılarak serbest bırakılıyor ve özellikle korunuyorsa o yüzleşme zaten mümkün değildir.”

    “AABF’NİN SANAL MÜZE PROJESİ ÖNEMLİ BİR YÜZLEŞME ÖRNEĞİ”

    Madımak Oteli’nin yerinde gerçek bir anı merkezinin bulunmasının önemli olduğunu vurgulayan Altıok, Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun 30. yıl kapsamında hazırladığı sanal müze çalışmasının önemli bir yüzleşme örneği olduğunu belirtti.

    “Otuzuncu yıl sürecinde Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu tarafından yürütülen, Madımak Oteli’nin sanal müze olarak kurgulandığı proje çok iyi bir yüzleşme örneğidir. Sözlü tarihle tüm belgelerin kayıt altına alındığı, arşivle, yapılan röportajlarla ve sanal müzenin kendisiyle birlikte koca bir projenin ortaya çıktığı bu çalışma yüzleşme projelerinin en doğru örneğidir.”

    “SİVAS’A PİR SULTAN ABDAL HEYKELİ DİKİLMELİ”

    Altıok, katliamın başladığı noktaya yeniden Pir Sultan Abdal heykelinin dikilmesinin de yüzleşmenin önemli adımlarından biri olacağını söyledi.

    “Yoksa Alevilere tanınan kendi köyleri, kendi ilçeleri, kendi bölgesiyle kısıtlanan bir hayat… Pir Sultan Abdal heykelinin yeniden oraya dikilmek yerine Banaz’a gönderilmesi bile bu işin aslında ne kadar yapılmadığını, yapılmak istenmediğini ve yapılmayacağının göstergesi gibidir.”

    O ACIYI HAYATIMIZIN HER GÜNÜ YAŞIYORUZ”

    Katliamın acısının yalnızca 2 Temmuz’da hissedilen bir acı olmadığını dile getiren Altıok, şöyle konuştu:

    “Belki de benim açımdan kimliğim haline gelen, belki de Zeynep Altıok başka biri olacaktı ama bugün bundan ayrı bir hayatı olmayan bir insana dönüşmemi sağlayan belirleyici bir gün. Senede bir kez yaşamadığımız bir acı. Hiç tahmin edilmeyen en sıradan günlük bir anda bile sizi bırakmayan bir belirleyici ya da işte o adalet mücadelesini yürütürken onu hayatımızın içine yedi yirmi dört tüm yaşamınıza sirayet etmiş bir öncelikli gaye olarak her gün yaşadığımız bir süreç.”

    “YILLARA YAYILDIKÇA MÜCADELE HATTINDAN FİRE VERİLDİ”

    Bu mücadelenin yaşamlarının merkezine yerleştiğini söyleyen Altıok, kendisini en çok yaralayan şeyin katliamı gerçekleştirenler değil, yıllar içinde mücadele hattının zayıflaması olduğunu ifade etti.

    “Yıllara yayıldıkça bir bir eksilen, giderek zayıf mücadele hattının omuzdaşlarından verilen fire olduğunu söylemeliyim.”

    2012 yılında verilen zaman aşımı kararının ardından güçlü bir toplumsal tepki oluştuğunu, ancak son davada verilen zaman aşımı kararından sonra bu duyarlılığın ciddi biçimde azaldığını belirten Altıok, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Ana muhalefet partisi, kendi partimin de dahil olduğu tüm muhalif kesimlerin bu konuya duyarsızlığı, bir açıklama yapmaktan, bir tweet atmaktan dahi imtina eder oluşu, bugün AİHM başvurusunu yürüttüğümüz süreçte bunu kendi görünürlüğü için konu etmek isteyen kişilerle karşı karşıya kalmış olmak gibi alt alta koyduğumda, mücadele hattında beraber olduğumuzu düşündüğümüz birçok kişinin aslında hiç de orada olmadığını tekrar tekrar deneyimlemiş olmama rağmen en şiddetli tokadı yediğim yıl olarak duygusal anlamda bu yılın benim için bir milat, başka bir bilinç ayrımına varmak için benzersiz bir deneyim sunduğunu üzülerek belirtmek zorundayım.”

    Semra ACAR / İZMİR

     

     

     

  • Zeynep Altıok: 27 yıllık adalet arayışında akıl almaz usulsüzlüklere tanık olduk

    Zeynep Altıok: 27 yıllık adalet arayışında akıl almaz usulsüzlüklere tanık olduk

    PİRHA – Sivas Katliamı’nda hayatını kaybeden Şair Metin Altıok’un kızı, Zeynep Altıok, Sivas Katliamı’nın firari sanıklarının interpol kırmızı bülteni ile arandığını hatırlatarak, 27 yıllık adalet arayışlarında kara mizah düzeyinde akıl almaz usulsüzlüklere tanıklık ettiklerini söyledi. Altıok, “Demokratik hukuk sistemine, kuvvetler ayrılığına, evrensel insan haklarına saygılı yeni bir iktidar olmadıkça 27 yıllık cevapsız çağrılardan bir yenisi daha havada asılı kalacak” dedi. 

    Sivas Katliamı davasında yargılanan 3 firari sanığın terör arananlar listesine alınması için İçişleri Bakanlığı’na yapılan başvuruyu Sivas Katliamı’nda hayatını kaybeden Şair Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok değerlendirdi.

    Altıok, kağıt üstünde firari sanıkların interpol kırmızı bülteni ile arandığını hatırlatarak, geçmişte bu sanıklardan Polonya sınırında tespit edilerek yakalananların da olduğunu ancak iade işlemi için gerekli bürokratik aşamaların hükümet tarafından doğru ve zamanında yürütülmediği için sanığın 50 bin Euro ile kefalet bedelini nakit ödemek suretiyle serbest kaldığını söyledi.

    “İKTİDARIN SİVAS FİRARİLERİNİ YAKALAMAK GİBİ BİR GAYESİ YOK”

    Diğer sanıkların bir çoğunun adresinin belli olduğu halde hükümetin iade talebinin evrensel protesto hakkı ve özgürlüğü kapsamında kalan suç tarifiyle yapması nedeniyle iadesinin gerçekleşmediğine dikkat çeken Altıok, “Oysa talebin insanlık suçu kapsamında yapılması gerekli. Kırmızı bültenle aranan sanıkların Türkiye sınırları dahilinde aranırken ehliyet aldığını askerlik yaptığını biliyoruz. Elinde benzin bidonu ile katliamın ele başılığı kanıtlarla sabit hükümlüleri “mağdur” olarak tanımlayan mevcut hükümetin Sivas Katliamı firari sanıklarını yakalamak gibi bir gayesi olmadığı açık. Zaten meclise sunduğum faili meçhul cinayetler ve katliamların aydınlatılmasına yönelik tekliflerin ve soruların karşılıksız kalışı bu tutumun somut örneği” ifadelerini kullandı.

    “BU BAŞVURUDAN SONUÇ BEKLEMİYORUM”

    Bugüne kadar farklı siyasi partiler tarafından verilen araştırma komisyonu teklifleri ve adalet talebinin 28 kez AKP oylarıyla ret edildiğini belirten Zeynep Altıok, 27 yıllık adalet arayışı sürecinde kara mizah düzeyinde akıl almaz usulsüzlüklere tanıklık ettiğini dile getirdi.

    Altıok, şunları kaydetti:

    “Sanıkların, suçu yargıyla sabit hükümlülerin korunup kollandığını, açık ihmali ve azmettirici rolü olan kişilerin hiç soruşturulmadığını hatta korunup kollandığını, sanık avukatlarının neredeyse tamamının iktidar partisinin üst kademelerinde görevlerle ödüllendirildiğini gördük. Bu tabloya bakıldığında bu hükümete bu içerikte bir yapılan başvurudan sonuç beklemek safdillik olur.”

    “DAVALARIN ZAMAN AŞIMINA UĞRATILMASI İÇİN ERTELENİYOR”

    Zaman aşımına uğratılmış, insanlık suçu tanımı dahi yapılmamış firariler üzerinden süren davanın Anayasa Mahkemesi’nde 7 yıldır bekletildiğini hatırlatan Altıok, diğer davanın da aynı akıbete uğraması için duruşmaların saçma gerekçelerle sündürülerek ertelendiğini belirtti.

    “İçişleri Bakanlığı’na hiçbir çağrım yok” diyen Sivas Katliamı’nda hayatını kaybeden Şair Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok, “Demokratik hukuk sistemine, kuvvetler ayrılığına, evrensel insan haklarına saygılı yeni bir iktidar olmadıkça 27 yıllık cevapsız çağrılardan bir yenisi daha havada asılı kalacak” dedi.

    Altıok,  Sivas davasını emsal kabul ederek anayasada kapsamlı ve geriye dönük işlerliği olan insanlık suçlarında zaman aşımı ve devlet sırrı uygulamalarının kaldırılmasına yönelik düzenlemeler yapılması talebini sürdüreceğini belirtti.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Zeynep Altıok’tan Karamollaoğlu’na Madımak tepkisi

    Zeynep Altıok’tan Karamollaoğlu’na Madımak tepkisi

    CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok, Madımak Katliamı’nda Sivas Belediye Başkanı olan Temel Karamollaoğlu’nun ‘Asayişten sorumlu değildim’ sözlerine tepki gösterdi.

    CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok, babası Metin Altıok’un da yaşamını yitirdiği Madımak Katliamı dönemi Sivas Belediye Başkanı olan Temel Karamollaoğlu’nun sözlerine tepki gösterdi.

    Sivas’ta 1993 tarihinde 35 kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan katliam sırasında Sivas Belediye Başkanı olan, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’na sosyal medya paylaşımı ile tepki gösterdi.

    Karamollaoğlu, son dönemde yaşananların o döneme dair kendi üzerindeki “haksız baskı ve kanaatin dağılmasına vesile olduğunu” ifade ederek, Sivas Katliamı’nda dönemin hükümetinin tedbir almadığını söyledi. Yapılması gerekenlerin kendisinin değil, hükümet yetkilileri tarafından yapılmadığı kanaatinde olduğunu belirten Karamollaoğlu, “Ben Belediye Başkanı olarak asayişten sorumlu değilim. Polis bana bağlı değil ki ben tedbir alayım. O asayişi sağlamakla yükümlü olanlar neden sorgulanmadı ben de bunu merak ediyorum. Ama sanki ben sorumluymuşum gibi, tamamen yalan haber ve fotoğraflarla bütün dikkatler kasıtlı olarak benim üzerime çekildi” dedi. Kürsü dokunulmazlığından yana olduklarını ifade eden Karamollaoğlu, milletvekillerinin tutuklu yargılanmasının doğru olmadığını söyledi.

    “MUTABAKAT İÇİN GEÇMİŞLE HESAPLAŞMA ŞART”

    Babası Metin Altıok’u Madımak Katliamı’nda yitiren CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok, Karamollaoğlu’nun açıklaması üzerine “Bugün karşımızdaki gerici ve baskıcı zihniyet, gücünü 25 yıldır adalet bekleyen Sivas Katliamı’nın ardındaki ilkellik ve cehaletten alıyor. Katliam bile demekten imtina ederek güncel konular üzerinden yapılan ‘iyi’ muhalefet geçmişte akan kanı temizlemez” dedi.

    Toplumsal bir birliktelik ve mutabakat için geçmişle hesaplaşmanın şart olduğunu ifade eden Altıok, samimi ve inandırıcı olanın, adaletin yerine gelmesi için “Ben belediye olarak asayişten sorumlu değilim. Polis bana bağlı değil” cümlesi yerine açıkça katliamı lanetlemek ve en hafifinden belediye ile ilgili hiç gerçekleşmeyen sorgulamaya talip olmaktır” dedi. Altıok, Sivas Katliamı acısının birilerinin kendini temize çekeceği siyasi ikbal malzemesi olmadığını söyledi.