Etiket: metin doğan dede

  • Metin Doğan Dede’den Ulusoy’a destek: Karanlık bir grup aslında Yol’umuza saldırıyor

    Metin Doğan Dede’den Ulusoy’a destek: Karanlık bir grup aslında Yol’umuza saldırıyor

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dergahı Potnişini Veliyettin Ulusoy’un, Aleviliği özünden uzaklaştıran bazı ırkçı gruplar tarafından hedef alınmasına bir tepki de Fransa’da yaşayan Sarı İsmail Ocağı dedelerinden Metin Doğan’dan geldi. Doğan, Ulusoy’un karanlık bir grup tarafından hedef alınıp yıpratılmaya çalışıldığını belirterek, aslında bu saldırıların Yol’a ve Alevilerin birliğine yapıldığını vurguladı. 

    Bazı cemevlerinde Hakk’a uğurlama erkanlarında Yol’dan uzaklaşılmasına, başka inançların taklit edilmesini eleştiren Hacı Bektaş Veli Dergahı Potnişini Veliyettin Ulusoy’un, Aleviliği özünden uzaklaştıran bazı ırkçı tarafından hedef alınmasına tepkiler devam ediyor.

    Fransa’da yaşayan Sarı İsmail Ocağı’ndan Metin Doğan Dede, sosyal medya hesabından bir açıklama yaparak “Postnişinlerimiz Veliyettin Ulusoy efendimizin ve Safa Ulusoy efendimizin her daim yanında olacağımızın bilinmesini isteriz” dedi.

    “YOLUMUZ HAK-MUHAMMET-ALİ’NİN, İNSAN OLABİLMENİN YOLUDUR”

    “Yapılan bu saldırı ve yakışıksız tutumlarla Yol’ umuza ve birliğimize zarar verilmek istenmektedir” diyen Metin Doğan Dede şunları kaydetti:

    “Yol’ umuz Hak Muhammed Ali yoludur.
    Yol’umuz, dergahlarımızın Ocaklarımızın ikrar bağıyla bugünlere taşıdığı, Hak aşıklarımızın kelamlarıyla, nefesleriyle mânalandırdığı kutsal ve Ulu bir yoldur.
    Yolumuz Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin, erenlerin, evliyaların, pirlerimizin, ulularımızın aydınlık yoludur.
    Yol’umuz her şeyden önce insan olabilmenin yoludur.

     
    “KARANLIK BİR GRUP TARAFINDAN HEDEF GÖSTERİLEREK YIPRATILIYOR”

    İkrarımız Hak Muhammed Ali yolunadır.
    Serçeşmemiz Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı’dır. Hünkar Dergahı Kutup’tur.
    Dergahı’mızın Postnişinleri Veliyettin ULUSOY ve Safa ULUSOY efendilerimizdir. Postnişinimiz Veliyettin Hürrem Ulusoy efendimiz, Alevi toplumumuzun birliğinden beraberliğinden rahatsız olan karanlık bir grup tarafından, bir takım asılsız iddalarla hedef gösterilerek yıpratılmaya çalışılmaktadır. Postnişinimize karşı yapılan bu saygısızlığı asla kabul etmiyoruz. Burada asıl amaç Yol’umuza zarar vermektir.
    Âlim, ölü olsa bile diridir. Cahil diri olsa bile ölü !
    Şah-ı Merdan Ali.


    “BU SALDIRILAR ASLINDA YOL’A YAPILMAKTADIR”

    Daha öncede benzer saldırıları ve karalama çalışmalarını yürüten bu grubun ‘Söyleyene bakma, söyletene bak’ deyiminde olduğu gibi hangi amaca hizmet ettiği ve ne tür ilişkiler içerisinde olduğu açıkça ortadadır. Yapılan bu saldırılar aslında direkt olarak Yol’a yapılmaktadır.
    Özellikle Hakk’a yürüme erkannamesi üzerinden başlatılan bu saldırıları kabul etmek asla mümkün değildir.

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı’nın öncülüğünde büyük emeklerle ve çabalarla hazırlanan Hakk’a yürüme erkannamesinin giriş bölümünde, gayet mütevazi bir şekilde, “Sözümüz demirin kertiği değildir” deyimi kullanılarak, herhangi bir dayatma söz konusu olmamıştır. Samimi bir şekilde, bu erkanın hazırlanmasında öncülük eden Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Mütevelli heyeti üyeleri, vakti geldiğinde kendileri için bu Hakka Yürüme Erkanı’nın uygulanmasını vasiyet etmişlerdir.

    “ALEVİLERİN KIBLESİ VE KABESİ MÜRŞİ-İ KAMİLLERDİR”

    Alevilerin kıblesi ve kâbesi Mürşid-i Kamillerdir. Kamil’in sözü Kur’an’ın özüdür, Kamil’in sözü 4 kitabın özüdür. Kamil insan Hakk’ın tecellegahıdır.
    Evliyadan gelen kelâm, okunan Kur’an değil mi ?
    Gerçek Veli’nin sözleri, Sure-i rahman değil mi
    (Kaygusuz Abdal)
    Kur’an’ı inkar ediyorlar bahanesini öne süren bu kişiler, Şah-ı Merdan Ali’nin
    “Ben konuşan Kur’an’ım, Kur’an-ı Natık’ım” sözünü anlamazlar mı ?
    Ey vaizi riyakar, Kur:anı bilmiyorsun
    Gel bizden al nazire, Kur’an Kelamımızdır.
    (Edip Harabi)

    “YOL’UMUZA, BİRLİĞİMİZE ZARAR VERİLİYOR”

    Yapılan bu saldırı ve yakışıksız tutumlarla yolumuza ve birliğimize zarar verilmek istenmektedir.

    Postnişinlerimiz Veliyettin Ulusoy efendimizin ve Safa Ulusoy efendimizin her daim yanında olacağımızın bilinmesini isteriz.
    Hak Muhammed Ali cümlemizin yardımcısı ola.
    Hünkar-ı Pir, Yol Ulularımız, Erenler evliyalar himmetlerini üzerlerimizden esirgemeye.

    Yol’umuz,dergahlarımızın, ocaklarımızın el ele’ el Hakk’a ikrar bağıyla bugünlere taşıdığı, Hak aşıklarımızın kelamlarıyla, nefesleriyle mânalandırdığı, Hakk’a doğru giden kutsal ve Ulu bir Yol’dur.
    Yolumuz Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin, erenlerin, evliyaların, pirlerimizin, ulularımızın aydınlık yoludur.
    Yolumuz her şeyden önce insan olabilmenin yoludur. Mürşid-i Kamillerin sözü Hak kelamıdır.”

    (HABER MERKEZİ) 

  • Metin Doğan Dede: Hızır, Alevi inancında Hakk’ın yeryüzündeki tezahürü

    Metin Doğan Dede: Hızır, Alevi inancında Hakk’ın yeryüzündeki tezahürü

    PİRHA- Sarı İsmail Sultan Ocağı dedelerinden Metin Doğan, Alevilikte Hızır inancını anlattı. Doğan, Alevi inancında çok yönlü ve köklü bir yere sahip olan Hızır’ın, Hakk’ın yeryüzündeki tezahürü olduğunu belirtti. Herkesin birbirinin Hızır’ı olması gerektiğini ifade eden Doğan, Hızır orucunun bu sene 9-10-11 Şubat’ta tutulacağını ancak bazı yörelerde 7 gün oruç tuttuğunu da ekledi. 

    Fransa’da yaşayan, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu İnanç Kurulu Genel Sekreteri Metin Doğan Dede, Alevilikte Hızır inancını anlattı.

    Sarı İsmail Sultan Ocağı dedelerinden Metin Doğan, “Her inancın kendine özgü kutsal günleri vardır. İçinde bulunduğumuz günler de bizler açısından işte böyle kutsal kabul ettiğimiz Hızır günleridir. Hızır, Anadolu’dan Orta Asya topluluklarına, Mezopotamya’ya ve Balkanlara kadar dünyada farklı coğrafyalarda farklı motiflerle anılmıştır” dedi.

    Metin Doğan, Hızır, çağrıldığında zor durumda olanların, dara düşenlerin yardımına koşan, diyar diyar dolaşarak insanları koruyan, kollayan ve doğru yolu gösteren ölümsüz bir Veli, bir Nebi veya Ulu bir evliya olarak tanımlanır. Ayrıca tabiata can veren bereketin simgesi, baharın müjdecisi manevi bir güç olarak kabul edilir” ifadelerini kullandı.

    Alevi inancında çok yönlü ve köklü bir yere sahip olan Hızır’ın, Hakk’ın yeryüzündeki tezahürü olduğunu belirten Metin Doğan Dede, şöyle devam etti:

    “Muhammed’i hazır bil ki
    Canı Hak’ka nazır bil ki
    Her gördüğün Hızır bil ki
    Ali’ye Selman olasın
    (Şah Hatayi)
    Hak’kın yeryüzünde insan sıfatına bürünmüş halidir. Hızır, inancımızda Şah-ı Merdan Ali ile özdeşleştirilmiştir. Erenler ve evliyalar ile tecelli edip insanlara doğru yolu göstererek umut kaynağı olmuştur. Hızır ölümsüzlüğün sırrına ermiş insan-ı kamildir.
    Binbir adı vardır bir adı Hızır
    Her nerede çağırsan orada Hazır
    Ali’m padişahtır Muhammed Vezir,
    O fermanı yazan Ali değil mi ?
    Hızır ile ilgili çeşitli inançsal anlatımlar mevcuttur. Hızır ile İlyas’ın abu hayat suyunu bulmaları, Hz. Musa ile Hz. Hızır’ın birlikte yolculuğu ve kuru balığın canlanması gibi inanışlar bunların başında gelir. Bu inançsal söylemlerin batini açıdan yorumlanması gerekmektedir. İnanca göre Hızır ile İlyas birlikte abu hayat suyunu aramaya çıkar. Hızır ve İlyas bu suyun kaynağını bulup içip ölümsüzlüğe ererler. Hızır karada, İlyas da denizlerde, yardıma muhtaç olanlara zor durumda olanlara yardım ederler. Yetiş ya Hızır diyenlerin carına yetişirler.
    Hızır ve İlyas yılda bir kez 5 – 6 Mayıs tarihinde Hıdırellez günü bir gül ağacının altında buluşurlar ve tekrar insanların yardımına koşmak için ayrılırlar.
    Zulmet deryasını nur edip gelen
    Hızır İlyas şah-ı merdan Ali’dir
    Gariban, mazlumun halini bilen
    Hızır İlyas şah-ı merdan Ali’dir.

    HIZIR ORUCU’NUN ORTAYA ÇIKIŞI

    Metin Doğan Dede, Alevi inancında Hızır orucunun ortaya çıkışını ise şöyle açıkladı:

    “Nuh’un gemisinin büyük bir tufana tutulması ve kurtuluşu, İmam Hasan ile İmam Hüseyin’in hastalanmaları dolayısıyla, Muhammed Mustafa’nın tavsiyesi üzerine imam Ali ve Fatma Ana’nın 3 gün oruç tutmaları ve 3 gün boyunca kapıya gelen misafire lokmalarını vermeleri sonucu İmam Hasan ve İmam Hüseyin’in hastalıktan kurtulması gibi kuşaktan kuşağa günümüze kadar aktarılan inançsal olgulara dayandırılır.
    Gılgamış’tan, İskender’e kadar bir çok efsane incelendiğinde Hızır kültü ile ilgili benzerliklerin olduğu görülecektir.
    Bunlarla birlikte doğa kültünün etkisi de büyüktür. İlkel çağlarda avcı ve toplayıcı toplum kültüründen, yerleşik hayata yani tarım kültürüne geçildiğinde mevsim değişiklikleri önemli bir yer teşkil etmiş ve ayrıca tarımda bolluk – bereket esas alınmıştır. Ekin ekme, bağ bozumu, hasat zamanı, baharın gelmesi gibi olaylar, bir yıl içerisinde doğadaki değişiklikler, tabiattaki diriliş uyanış insanların hayatını her zaman etkilemiş ve bu değişikliklere çeşitli anlamlar yüklenilmiştir.

    HIZIR GÜNLERİNİN BAŞLANGICI YÖRESEL FARKLILIK GÖSTERİYOR

    Hızır günlerinin başlangıcının yöresel olarak farklılıklar gösterdiğini dile getiren Metin Doğan şunları kaydetti:

    “Örneğin Dersim coğrafyasında Aralık ayının üçüncü haftasında başlayıp yer yer Ocak ayının ilk haftasına kadar süren ve 15 güne kadar yayılan zaman dilimine Gağand adı verilir. Tarihsel kökenleri çok eskiye dayanan Gağand geleneği (Khal Gağan) eski yılın uğurlanması, yeni yılın başlangıcıdır. Dersim’in birçok bölgesinde Gağand’dan itibaren Hızır ve ibadet takvimi başlar. Bu aydan itibaren pirler, taliplerini gezmeye başlarlar.

    HIZIR GÜNLERİ VE KASIM GÜNLERİ

    Eski zamanlarda bir sene, Hızır günleri ve Kasım günleri olmak üzere 2 bölüme ayrılırdı.
    •6 Mayıs – 7 Kasım : Hızır günleri (Yaz)
    •8 Kasım – 5 Mayıs : Kasım günleri (Kış)
    Genellikle,
    •8 Kasım – 22 Aralık : Kasım
    •22 Aralık – 5 Şubat : Zemheri
    •5 Şubat – 21 Mart : Hamsin
    veya
    •22 Aralık – 31 Ocak : Erbain (Kırk gün)
    •1 Şubat – 21 Mart : Hamsin (Elli gün) gibi zaman tanımlamaları yapılırdı.
    Rumi takvime göre ise göre kış dönemi, Güz, Karakış, Zemheri, Gücük gibi aylara ayrılır ve halk takvimleri ise Karakış, Debah, Bela gibi bölümlere ayrılırdı. Bazı bölgelerde ise kış günleri, Büyük Çile (40 gün), Küçük Çile (20 gün), Üçüncü Çile gibi isimlerle tanımlanırdı.
    21 Mart’ta başlayarak, 5 Mayıs’a yani Hıdırellez’e kadar 45 gün boyunca devam eden süreç ise kışın tamamen bitişini ve baharı ifade ederdi.

    “HIZIR CEMRE KİMLİĞİNDE TABİATA HAYAT VERDİĞİNE İNANILIRDI”

    Anadolu’da Hızır’ın CEMRE kimliğinde tabiata hayat verdiğine inanılır.
    20 Şubat’ta : Cemre Havaya düşer
    27 Şubat’ta : Cemre Suya düşer.
    06 Mart’ta : Cemre Toprağa düşer.

    NEWROZ BAHARIN BAŞLANGICI

    21 Mart Nevroz ise baharın başlangıcıdır. Dünyada birçok coğrafyada özel anlamlar yüklenen ve kutsanan bir gündür.
    İnançsal boyutta, yerin göğün binası çatılmadan önce kudret kandilinde bir nur olarak varolan ve
    Nebi’lerle, Veli’lerle gelip binbir donda başgösteren, yer, gök, su iken Cebrail’e rehber olan, 124 bin enbiya ile sır olarak gelen ve sonra Muhammed Mustafa ile birlikte zahiren gelen Şah-ı Merdan Ali’nin doğum günü olarak kabul edilir.
    Hızır günlerinde pirler talipleriyle buluşur. Cemler bağlanır, kurbanlar tığlanır, kömbe ve kavutlar yapılır, delil uyandırılır, Hızır lokmaları dağıtılır, türbeler, ziyaretler, mezarlar ziyaret edilir. Hızır mekanlarına gidilir.

    HIZIR ORUCU TARİHLERİ

    Metin doğan Dede Hızır orucuna ilişkin ie şu bilgileri verdi:

    “Hızır orucu tarihleri Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde değişiklikler gösterse de özellikle son yıllarda yaşanan göçler ve kentleşme bu du durumun büyük oranda değişmesine neden olmuştur. Bir çok yörede Alevi örgütlü yapılarının da etkisi ile artık belirli bir tarihte, yani her sene Şubat ayının ikinci Salı, Çarşamba ve Perşembe günlerinde tutulmaktadır.

    “HIZIR ORUÇLARI BU SENE 09 – 10 – 11 ŞUBAT’TA”

    Geçmişte oruçlar, özellikle Dersim yöresinde köy köy, aşiret aşiret değişkenlik göstererek Ocak ayından itibaren dönüşümlü olarak 4 farklı haftaya yayılırdı. Bu durum coğrafi şartlar ve pirlerin talipleriyle buluşabilmesiyle alakalıydı. Anadolu’da eskiden dedeler, pirler, rehberler, tüm taliplerini genellikle yürüyerek dolaşmak zorunda kaldıklarından dolayı tüm köylere ve aşiretlere aynı gün veya aynı hafta ulaşmaları mümkün olmadığı için Hızır orucu yörelere göre değişiklik göstermiştir.

    “HIZIR ORUCU BAZI YÖRELERDE 7 GÜN”

    Oruçlar bazı yörelerde ise 7 gün tutulur. Hangi gün veya kaç gün tutulursa tutulsun önemli olan NİYET’tir.
    Hızır günlerinde özellikle kimseyi incitmemeli, fakirlere, yoksullara sahip çıkılmalı, düşenlere yardım edilmelidir. Hızır orucu gece yarısından itibaren başlar ve akşam gün batımına kadar devam eder.
    Her gördüğün Hızır bilki Ali’ye selman olasın deyişinde olduğu gibi Aleviler evine gelen misafiri Hızır diye karşılar, mihman eder, lokmasını paylaşır, çünkü mihman Hızır olarak kabul edilir. Mihman gelen eve bereket gelir.
    Kul Nesimi’nin Abdestimiz katlanmak, namazımız sabretmek dediği gibi Oruçlar sadece aç kalarak değil. Vücudun tüm azalarıyla, el ile bel ile, dil ile, nefsi ve benliği yenmek gayesiyle tutulmalıdır. Kin kibir ve dedikodudan uzak durulmalıdır.
    Erdemli ve kamil insan olabilmek esas amacımız olmalıdır.”

    “BİRBİRİMİZİN HIZIRI OLALIM”

    Metin doğan Dede, “Pandemi döneminde yoksulluğun, adaletsizliğin ve eşitsizliğin her geçen gün daha da arttığı bugünlerde, insanların düşüncelerinden dolayı cezaevlerine atıldığı, hukukun ayaklar altına alındığı,
    emekçilerin haklarının daha da çok gasp edildiği ve ezilmeye mahkum edildiği şu günlerde birbirimizin Hızır’ı olmaya çok ihtiyacımız var” dedi.

    (HABER MERKEZİ) 

     

  • ‘Muharrem Orucu aç kalmak değildir, Hüseyin’in duruşunu içselleştirebilmektir’

    ‘Muharrem Orucu aç kalmak değildir, Hüseyin’in duruşunu içselleştirebilmektir’

    PİRHA- Muharrem Orucu tutarken nelere dikkat edilmesi gerektiğini belirten Fransa Alevi Federasyonu Yol Erkan Kurulu Başkanı Metin Doğan, “Aslolan sadece aç kalmak değil, yaşanılan acıları bir nebze olsun hissetmek ve Hüseyin’in duruşunu içselleştirebilmektir. Günümüzde yaşanan haksızlıklara karşı tepkisiz ve duyarsız kalmamaktır” dedi. 

    Fransa Alevi Federasyonu (FUAF) Yol Erkan Kurulu Başkanı Metin Doğan, Muharrem Matem Orucu’na ilişkin yazdığı yazıda, “Kerbela şehitleri aşkına, Oniki imamlar aşkına ve onların şahsında tarih boyunca katledilen cümle mazlumlar aşkına tuttuğunuz oruçlar, çektiğiniz matem, verdiğiniz lokmalar Hak katında kabul ola. Hak Muhammed Ali niyetlerinizi ve ibadetlerinizi Ulu dergahında kabul ve makbul eyleye” dedi.

    Doğan, Muharrem Orucu’na ilişkin şunları belirtti.

    “Biz Aleviler matem süresince gösterişten, eğlenceden ve keyifli ortamlardan uzak dururuz. Et yemeyiz, saf su içmeyiz. Böylelikle yaşanan katliamlara ve acılara karşı bir nişan göstermiş oluruz.
    Matem orucumuzda ağız mühürümüzü gün batımında bozarız. Sofralarımız sade olur. Matem orucu nefsimizi bilmek için bir vesile olmalıdır. Bizde sahura kalkmak, iftar vb. gibi uygulamalar yoktur. Nesimi’nin ‘Abdestimiz katlanmak, namazımız sabretmek, biz bir oruç tutarız Ramazan’a benzemez’ dediği gibi bizdeki oruç anlayışı diğer anlayışlarla karıştırılmamalıdır.

    Ayrıca aslolan sadece aç kalmak değil, yaşanılan acıları bir nebze olsun hissetmek ve Hüseyin’in duruşunu içselleştirebilmektir. Çağımızın Yezit’lerine karşı dik durabilmek ve günümüz Kerbela’larına karşı nasıl mücadele etmemiz gerektiğini algılamaktır. Günümüzde yaşanan haksızlıklara karşı tepkisiz ve duyarsız kalmamaktır.

    O günlerden bu güne neredeyse 1400 yıl geçmesine rağmen hiçbir şey değişmedi. Mazlum ile zalimin, Hak ile Batıl’ın, karanlık ve aydınlığın savaşı diyalektik bir döngü gibi dünya döndükçe sonsuza kadar devam edecektir. Bu anlamda İmam Hüseyin’in Kerbela’daki onurlu direnişini ve onun şahsında insanlık tarihi boyunca katledilen cümle mazlumları saygıyla anıyoruz. İmam Hüseyin’lerin, Pir Sultan’ların mücadelesi yolumuza ışık olsun, bilincimizi aydınlatsın.

    Şah-ı Merdan Ali, Hünkar H. Bektaş Veli cümlemizin yardımcısı ola. Erenlerin evliyaların himmeti üzerlerimizden eksik olmaya. Sevgi saygı ve muhabbetlerimizle.”

    PİRHA/ FRANSA

     

  • Metin Doğan Dede’den Grup Yorum çağrısı: Talepleri kabul edin, ölümler dursun

    Metin Doğan Dede’den Grup Yorum çağrısı: Talepleri kabul edin, ölümler dursun

    PİRHA- Fransa’da yaşayan Sarı İsmail Ocağı’ndan Metin Doğan Dede, İbrahim Gökçek’in ölüm orucuna dikkat çekerek, Grup Yorum’un meşru taleplerinin kabul edilmesi için çağrı yaptı. Doğan, “Bu taleplerin dahada geç olmadan kabul edilerek ölümlerin durdurulması sağlanmalıdır” dedi. 

    Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek ölüm orucunun 317’nci gününde. İbrahim Gökçek yaşamak istediğini dolayısıyla hükümetin taleplerini kabul etmesini istiyor.

    Gökçek’in, dolayısıyla Grup Yorum’un talepleri şunlar:

    *Sürekli baskına uğrayan, terörize edilmeye çalışılan ve Grup Yorum’un çalışmalarını yürüttüğü İdil Kültür Merkezi’ne yapılan baskınlar son bulsun.

    *Grup Yorum üyeleri terör listelerinden çıkarılsın.

    *İki yılı aşkın süredir neredeyse tüm konserleri yasaklanan Grup Yorum üzerindeki konser yasakları kaldırılsın.

    *Grup Yorum üyelerine açılan davalar düşürülsün.

    Grup yorum üyesi Helin Bölek de aynı taleplerle yaptığı ölüm orucu direnişinde 27 gün önce hayatını kaybetti.

    Grup Yorum’un taleplerinin hükümet tarafından kabul edilmesi ve İbrahim Gökçek’in yaşatılması için açıklamalar yapılıyor.

    Fransa’da yaşayan Sarı İsmail Ocağı’ndan Metin Doğan Dede, PİRHA’ya yazdığı yazıda, İbrahim Gökçek’in ölüm orucuna dikkat çekerek, Grup Yorum’un gayet insani ve meşru taleplerinin olduğu apaçık ortadadır. Bu taleplerin dahada geç olmadan kabul edilerek ölümlerin durdurulması sağlanmalıdır” dedi.

    “Yöntem tartışmalarıyla vakit kaybetmeden bu canlarımızın yaşamaları için her türlü girişim yapılmalıdır” diyen Doğan, şunları ifade etti:

    “Mazlumlar, asırlardır saraylara ve saltanatlara nice yiğitlerini kurban verdiler. Tarihsel efsanelerde Demirci Kava’nın, zalim Kral Dehak’a bir bir evlatlarını kurban verdiği gibi, malesef bugünde dünyanın dört bir yanında zalim iktidarlara gençlerimizi kurban vermeye devam ediyoruz. Ancak bu zulme dur deyip özgürlük meşalelerini yakacak olan yine ezilenlerin ve mazlumların kendisidir.”

    Aynı zamanda Fransa Alevi İnanç Kurulu Başkanı da olan Metin Doğan kendi adına yaptığı açıklamada şunları yazdı:

    “Tarih boyunca bir çok farklı medeniyetlerin, uygarlıkların ve kültürlerin hüküm sürdüğü yerkürede, binlerce yıldır ezenle ezilenin, karanlıkla aydınlığın, mazlum ile zalimin mücadelesi, diyalektik bir döngü şeklinde sürüp giderken zalimlerin adı her dönem değişsede zulüm hiç değişmedi.

    Geçmişten günümüze, Erenler, Evliyalar, Enbiyalar, Ulu’lar, Pir’ler, bilge insanlar manevi bir güç kaynağı olarak topluma ışık tutarken, insanlar inançları ve kültürleri etrafında toplanarak birlik ve beraberliklerini sağlamışlardır.

    Nice zalim krallar, padişahlar, firavunlar ve dünyaya sahip olma hırsıyla tutuşan diktatörler tarih sahnesinden lanetlenerek silinip giderken, Hak ve hakikat yolunda bedel ödeyerek zalime ve zulme karşı direniş geleneğini bugünlere kadar taşıyan İmam Hüseyin’ler, Pir Sultan’lar, Şah Kalender’ler, Seyit Rıza’lar ve kendisini insanlığa feda ederek toprağa düşen devrimciler, duruş ve kararlılıklarıyla her daim muhabbetle yâd edilerek gönlümüzde ve bilincimizde sonsuza dek yaşamaya devam edecekler.

    “DAHA DA KARANLIK BİR DÖNEME GİDİLİYOR”

    Bugün yeryüzünde her gün değişik nedenlerden dolayı bir çok insan yaşamını kaybediyor. Bir taraftan doğal afetler, salgın hastalıklar, sömürü kavgaları, savaşlar, kazalar ve açlık gibi nedenlerden dolayı insanlar vakitsiz şekilde göçüp giderken diğer taraftan da dünyanın dört bir yanında baskı, zulüm ve haksız uygulamalar devam ediyor. Türkiye’de de içinde bulunduğumuz şu süreçte koronavirüs salgını nedeniyle ciddi sıkıntılar ve can kayıpları yaşanmaya devam ederken, bir taraftan da hak ve özgürlükler daha da kısıtlanıyor. Korkunun egemen olmaya çalıştığı bir ortamda din siyasete alet edilmeye devam edilirken günden güne temel özgürlükler ve demokrasi bakımından daha da karanlık bir döneme doğru gidildiği gözlemleniyor.

    “DÜŞÜNCE SUÇLUSU OLARAK TUTUKLANANLAR SERBEST BIRAKILMALI”

    Sayısız insan KHK’larla mağdur edilmişken, binlerce insan düşünce suçuyla cezaevlerinde tutulurken, Korona bahanesiyle çeşitli torba yasalar çıkarılarak, son af düzenlemesiyle birlikte, çete liderleri ve dolandırıcılar bile serbest bırakılırken, düşünce suçluları, gazeteciler, avukatlar, siyasetçiler ve ilericiler bu uygulamanın kapsamı dışında bırakılıyor. Oysa, evrensel insan hakları beyannamelerine göre bile, insanlar başkalarının özgürlüğüne engel olmamak, ırkçı söylemlerde ve masum insanlara karşı şiddet çağrılarında bulunmamak kaidesiyle İfade ve kanaat özgürlüğü hakkına sahiptirler. İnsanların fikirlerine bu derece pranga vurulmamalıdır ve düşünce suçlusu olarak tutuklanan canlar serbest bırakılmalıdırlar.

    “GRUP YORUM’UN TALEPLERİ GAYET İNSANİ VE MEŞRUDUR”

    Pir Sultan Abdal’ın, “Bozuk düzende sağlam çark olmaz” dediği gibi, baskılar hayatın her alanında kendini göstermeye devam ederken diğer taraftan da özgürce sanatını icra edip türkülerini söylemeleri yasaklanan Grup Yorum’un üyeleri bugüne kadar defalarca tutuklandı. Cezaevlerine atılarak konserleri yasaklanan ve enstrümanları kırılan bu sanatçılar terör listelerine alındı. Tüm bu yaşananlara tepki olarak Grup Yorum üyesi Helin Bölek ve hukuksuz uygulamalarla özgürlüğü gaspedilen Mustafa Koçak, adalet talebiyle yaptıkları ölüm orucu eylemleri sonucu genç yaşta aramızdan ayrılarak beden varlıklarını toprağa devrettiler. 317 gündür ölüm orucunda olan İbrahim Gökçek’in durumu ise çok kritik. Yine Avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’da ölüm orucu eylemindeler.

    Grup Yorum’un gayet insani ve meşru taleplerinin olduğu apaçık ortadadır. Bu taleplerin dahada geç olmadan kabul edilerek ölümlerin durdurulması sağlanmalıdır. Yöntem tartışmalarıyla vakit kaybetmeden bu canlarımızın yaşamaları için her türlü girişim yapılmalıdır. Mazlumlar, asırlardır saraylara ve saltanatlara nice yiğitlerini kurban verdiler. Tarihsel efsanelerde Demirci Kava’nın, zalim Kral Dehak’a bir bir evlatlarını kurban verdiği gibi, malesef bugünde dünyanın dört bir yanında zalim iktidarlara gençlerimizi kurban vermeye devam ediyoruz. Ancak bu zulme dur deyip özgürlük meşalelerini yakacak olan yine ezilenlerin ve mazlumların kendisidir.

    “ALEVİLER HER DAİM MAZLUMLARIN YANINDA OLMAYI TERCİH ETTİ”

    Şah-ı Merdan Ali’nin, “Bin kere mazlum olsanda bir kere zalim olma” deyimindeki gibi Aleviler inançları ve felsefeleri gereği, zalimliği değil, her daim mazlumların yanında olmayı tercih etti. Bu anlamda çağımızın Yezit’lerine ve Firavun’larına karşı güç birliği içerisinde Şah Hüseyin’lerin ve Musa peygamberlerin duruşunu sergilemek zorundayız. Alevi inanç önderlerinin, içinde bulunduğumuz böylesi bir durumda söyleyecek sözleri ve bir duruşu olmalıdır mutlaka.

    Tüm bu duygularla, dünyada yaşanan adaletsizliklerin ve haksızlıkların son bulduğu, bütün insanların özgürce, kardeşçe ve barış içerisinde bir yaşam sürdüğü günlerin bizim olması dileğimle. Şah-ı Merdan Ali cümlemizin yardımcısı ola. Sevgi saygı ve muhabbetlerimle.”

    PİRHA/FRANSA

     

     

  • FUAF Yol Erkan Kurulu Başkanı Doğan’dan tepki: Aleviliğin temel taşlarıyla oynanıyor

    FUAF Yol Erkan Kurulu Başkanı Doğan’dan tepki: Aleviliğin temel taşlarıyla oynanıyor

    PİRHA – FUAF Yol Erkan Kurulu Başkanı Metin Doğan Dede, kaleme aldığı yazısında geleneksel Alevi yol erkanının sistemin saldırıları  ile erozyona uğradığını belirterek, Alevi toplumuna kazanımlarına sahip çıkarak saldırılara karşı mücadele çağrısında bulundu.   

    Fransa Alevi Birilikleri Federasyonu (FUAF) Yol Erkan Kurulu Başkanı Metin Doğan Dede, Alevi yol erkanının sistemin saldırıları  ile erozyona uğradığını belirterek “Alevi toplumu olarak bizi bizden başka herkesin tanımlamaya çalıştığı ve üzerimizde türlü oyunların oynandığı bir süreçten geçiyoruz. Daha önce genellikle kırsal alanlarda kapalı bir toplum olarak yaşayan Aleviler, yaşanan göçlerle birlikte bir geçiş döneminin arkasından bugün gerek Türkiye’de, gerekse Avrupadaki kentlerde ve metropollerde örgütlü bir güce sahip oldu. Yaşadığımız acılar, katliamlar bizi birleştirdi ve kurumlarımızda, cemevlerimizde verilen mücadele ile Alevi toplumu birçok kazanımlar elde etti. Fakat zaman içerisinde gerek sürekler arası ve yöresel farklılıklar, gerekse de dışarıdan gelen müdahaleler dolayısıyla haliyle erkannâmeler ve ritüeller gibi tartışmalar ortaya çıktı. Bunu fırsat bilen belirli kesimler tarafından sürekli Alevi değerlerine saldırılar gerçekleştirildi” ifadelerini kullandı.

    “GELENEKSEL ALEVİLİĞİN EROZYONA UĞRADIĞINI GÖRÜYORUZ”

    Dede Doğan, “Bilinçli bir şekilde içimize adeta bir bomba gibi Alevilik İslam içi veya dışı tartışmaları ortaya atıldı. Oysa bugüne kadar geçmişte köylerimizde böyle bir tartışmaya şahit olmamıştık. Geçmişte dergahlarda, ocaklarda, tekkelerde, muhabbetlerde yetişen pirlerin, dedelerin, anaların, babaların, dervişlerin, ozanların, kamil insanların toplumu irşad ederek sır ile günümüze kadar taşıdığı Alevilik bugün hemen herkesin üzerinde farklı yorumlar yaptığı, değişik kitaplarda farklı söylemlerle kavram kargaşasının ortaya çıkarıldığı bir duruma getirildi. Sonuç olarak günümüzde geleneksel Aleviliğin maalesef erozyona uğradığını görüyoruz” diyerek uyarılarda bulundu.

    “CEMLERE TİYATRO SEYREDER GİBİ GELENLERİN ANLATTIĞI ALEVİLİK ÇOK FARKLI”

    Doğan, şunları kaydetti:

    “Her geçen gün Alevilikle ilgili farklı yaklaşımlar ve yeni görüşler ortaya atılıyor. Dünyada bugüne kadar bir çok dinler, pagan inançlar, tasavvuf akımları, felsefi akımlar, tarikatlar ortaya çıktı. 4 bin 300 civarında farklı inanış, fırka ve mezheplerin var olduğu kabul ediliyor. Ama nedense Alevilerle uğraşıldığı kadar kiliselerle, camilerle, sinagoglarla, tapınaklarla, pahamlarla, papazlarla bu kadar uğraşılmıyor. Dünyada Alevilik kadar üzerinde oyunlar oynanan ve çekiştirilen bir inanç yoktur herhalde.
    İnançla, itikatla, ikrarla, maneviyatla yaşayarak öğrenilen Alevilik farklıdır, ama ömründe Pirinin dâr’ına durmamış, görülmemiş, sorulmamış, cemlere bile tiyatro seyreder gibi gelmiş gitmiş, gelenekten kopmuş, daha Yol’a talip bile olamamışken kendisini sırrı hakikate ermiş bir mürşid-i kamil gibi görenlerin ve gösterenlerin süslü sözlerle anlattığı Alevilik çok daha farklıdır!”

    “MUHARREM MATEMİ VE KERBELA BİLE TARTIŞILIR HALE GETİRİLMEYE ÇALIŞILDI”

    “Ne anlatırsanız anlatın, ne yazarsanız yazın, neyi eklemeye veya çıkarmaya çalışırsanız çalışın bu toplumun yaşadığı bir Alevilik vardır. Daha kendisi Alevi olamayanların Aleviliğe bir gömlek giydirmeye çalışması yanlıştır. Maalesef kendi inançsızlıklarını Alevilikmiş gibi anlatanların değerlerimizle oynayanların çabaları yolumuza zarar vermekten öteye gitmemektedir” diyerek tepkisini dile getiren Doğan, şöyle devam etti:

    “Nice erenleri evliyaları, aşıkları, uluları, kamil insanları bünyesinden çıkaran Alevi inancında aslında bütün güzellikler mevcuttur. Sevgi, saygı, hoşgörü, muhabbet vardır, insanı yüceltip merkeze koyan bir anlayış vardır, mistisizm vardır. Gönül gözüyle bakan insan nereye nazar kılsa Hak’kı orada görür, nereye dönerse dönsün Hakkın yüzü oradadır. Yeri gelir bir ağaca, bir ziyarete, bir türbeye, Rehberine, Mürşidine niyaz olur, Pirinden aldığı duadan, lokmadan, bağlamanın tınısından, sabah doğan güneşTen kutsiyet ve huzur bulur.
    Aleviler, Hızır’a, hazıra, cümle mevcudatı kendi varından var eden Hak’ka, binbir donda başgösteren, bu mülkün sahibi Şah-ı Merdan Ali’ye, Hünkar’a, Nebi’ye, Veli’ye, Ehlibeyte ve bütün geleneksel kutsal değerlerimize saygı duyar. Aşığın, Evliya çoktur, göremezsen yoktur dediği gibi, yeri gelir Hakkı bir Evliya’da görür, İnsan-ı kamil olur kendi özünde bulur.
    Son yıllarda özellikle belirli bir kesim tarafından ‘Alevilikte aslında bu yoktur şu önceden veya sonradan girmiştir’ söylemleri ortaya çıktı. Muharrem matemi ve Kerbela bile tartışılır hale getirilmeye çalışıldı.”

    “ALEVİLİĞİN TEMEL TAŞLARIYLA BU KADAR OYNANMASI YANLIŞTIR”

    Doğan’ın açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

    “Alevilik sadece ve sadece materyalist diyalektik bir bakış açısıyla yorumlanmaya çalışıldı. Çağa uyalım, zodyak takvimine uyalım, takım yıldızlarına bakalım derken insanlarda neye uyacağını şaşırdı. Bir tarafta içimizdeki Şii Caferi misyonerler, bir tarafta devletin, Diyanet’in asimilasyon çabaları, diğer yanda daha batın ve zahiri ayıramayanlar, ateizme, Zerdüştlük’e, Şamanizme, Sümerler’e bağlayanlar derken insanlar kutuplaştı. Her arkeolojik kazı çalışmasında yeni bir Alevilik tanımı yapılmaya çalışıldı.
    Kutsallarımız bilime, materyalizme, felsefeye, arkeolojiye uymuyor söylemleriyle insanlar gittikçe kendi köküne atasına dedesine yabancılaştı. Gelenekten ve köylerinde yaşadığı otantik, Alevilikten neredeyse koptu.
    Sözlü gelenek yorumlanırken referanslarımız olan ulu ozanlarımızın deyişlerinden sadece bazıları cımbızla seçildi, diğerleri görmezden gelindi. Darağacında bile yolundan dönmeyen, düşüncelerinden asla ödün vermeyen, biat etmeyen Pir Sultan’a bile deyişlerinde Takiyye yapmış denildi! Virani, Yemini, Hatati ve diğer ulularımızın hak kelamları görmezden gelindi.
    Aleviliği modern yaşama ve kent koşullarına uyarlamak kabul görebilir ama Aleviliği modernize ediyoruz deyip sil baştan bir Alevilik yaratmaya çalışmak doğru değildir. Kainatın varoluş koşullarına dayanan ve Kâlu bela’dan bu tarafa kadar geldiğine inandığımız Aleviliğin temel taşlarıyla bu kadar oynanması yanlıştır.”

    “İTİKATLI İNSANLAR OLDUĞU MÜDDETÇE BU YOL ASLA BİTMEYECEK”

    Dede Metin Doğan, “Biz Hakkı insanın gönlüne indirgemişiz. Hallac-ı Mansur, Nesimi, Fazlullah, Daimi … En-el Hak dedi ama bugün bilenin de bilmeyenin de ham ervah’ın da En-el hak dediği bir noktaya geldik! Benliğin, kinin, kibirin, ikiliğin, inançsızlığın, itikatsızlığın, ikrarsızlığın olduğu bedende Hak tecelli edebilir mi? Gönül birliğinin olmadığı, çıkar kavgalarının, vitrin tartışmalarının sıkça rastlandığı, insanlara kolayca gerici veya ateist damgasının vurulduğu günümüzde, bu kadar basit mi En-el Hak ? Bir lokma bir hırka nerede kaldı?” dedi.

    “CEMEVLERİMİZE GİREN KATİLLERE DUR DEYİP TEPKİ GÖSTERELİM”

    “Dinleri ve inançları bir tarihçinin gözüyle Sümerler’deki tabletlerden, Babillerdeki zigguratlara kadar, Hamburabi kanunlarından kutsal kitaplara kadar karşılaştırıp yorumlayabilirsiniz” diyen Doğan, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bir felsefeci gözüyle Neo Platonizm’le, Pysagor’la, diyalektik ile, idealizm ve metafizik düşünce anlayışı ile değerlendirebilirsiniz. Bir sosyolog gözüyle toplumsal etkileşimini inceleyebilirsiniz. İnançları neolitik çağlardan, ilkel komünal toplumlardan köleciliğe, feodalizme ve günümüz kapitalizm dönemine kadar değerlendirebilirsiniz ama Aleviliği illa ki bir yerlere yamamaya çalışmayın artık!
    Dünyada birçok coğrafyada büyük bir örgütlü güç haline gelmiş Alevi toplumunun her alandaki kazanımlarını artırmaya çalışalım. Artı değerler üretelim. Hak ve hukuk mücadelesini sürdürelim. Camilere giden gençlerimize sahip çıkalım! Cemevlerimize giren katillere dur deyip tepkimizi gösterelim. Tutuklanan yöneticilerimizi sahiplenelim. Dergahlarımızı geri alalım. Diyanetin elini cemevlerinin üzerinden çekmesini sağlayalım. Sivas’ı, Maraş’ı, Çorum’u, Dersim’i ve diğer katliamları tekrar yaşamamak için bir olalım iri olalım diri olalım. Bizi parçalayıp yoketmeye çalışan güçlerin eline koz vermeyelim.
    Sonuç olarak, bu gemi çok su aldı ama asla batmadı. Bu Yol’a inanan itikatlı, ikrarlı insanlar olduğu müddetçe de bu Yol asla bitmeyecek.”

    (HABER MERKEZİ)