Etiket: metin doğan

  • Dilek Doğan davası: Kızımın hakkını bırakıp hiçbir yere gitmem-VİDEO

    Dilek Doğan davası: Kızımın hakkını bırakıp hiçbir yere gitmem-VİDEO

    PİRHA-İstanbul Küçükarmutlu’da polis tarafından öldürülen Dilek Doğan’ın ailesinin adalet mücadelesi altı yıldır devam ediyor. Yargıtay’da olan dosya onandığı takdirde sanık polis yalnızca 45 gün cezaevinde kalacak. Aile davayı AİHM’e taşıyacaklarını ifade ederken; anne Aysel Doğan, “Hiçbir zaman susmayacağız. Dilek’in yanına gömülene kadar hakkını arayacağım. Kızımın hakkını bırakıp hiçbir yere gitmem” diye konuştu.

    İstanbul’un Sarıyer ilçesi Küçükarmutlu Mahallesi’nde yaşadığı eve 18 Ekim 2015 tarihinde baskın düzenleyen polislere, “galoş giymeleri” yönünde uyarıda bulunan Dilek Doğan‘ın, özel harekat polisi Y.M. tarafından vurularak, öldürülmesinin üzerinden altı yıl geçti.

    Doğan’ın ölümünden sonra İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davada yargılanan sanık polis Y.M.’ye 17 Mart 2017 tarihinde “iyi hal” indirimi yapılarak “bilinçli taksirle öldürme” suçundan altı yıl üç ay hapis cezası verildi. Yargıtay Başsavcılığı, sanık polis hakkında yapılan temyiz başvurusunu ise geçtiğimiz Temmuz ayında reddetti. Hala Yargıtay’da olan dosya onandığı takdirde sanık polis Y.M. yalnızca 45 gün cezaevinde kalacak.

    Doğan ailesi ise, kızlarının ölümüne neden olan polis hakkında verilen karara tepkili. Altı yıldır devam eden mahkeme sürecine değinen aile, adalet mücadelesine devam edeceklerini ifade ederken; davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyacaklarını duyurdu.

    “MARAŞ’TA DA KATLİAMLAR YAŞANIYORDU, İSTANBUL’A KAÇARAK GELDİK”

    Anne Aysel Doğan, aile olarak bugüne kadar yaşadıklarını ise PİRHA‘ya anlattı.

    İlk olarak Kahramanmaraş’tan İstanbul’a olan göçlerine değinen Doğan, “Orada da katliamlar yaşanıyordu. Yoksulluk vardı. İstanbul’a kaçarak geldik. Geldiğimiz dönemde de burada gecekondular yapılıyordu. Biz de iki göz bir yer yaptık. İstanbul’a geldiğimizde Dilek dört yaşındaydı. Beş, altı sene iki göz yerde yaşadık. Bir sene olmadan Dilek’in babasını tutukladılar. Beş sene cezaevinde kaldı. Ben de beş çocukla yalnız kaldım. Çocuklar küçüktü. Çalışamıyordum. Köyden bir şeyler gönderiliyordu. Türlü zorluklarla büyüdü Dilek. Okul kazandı. Gönderemedik, uzak diye. Bu duruma kızarak işe başladı. ‘Ben de babama yardımcı olayım’ dedi” diye konuştu.

    “ARBEDE YAŞANMADIĞINI SÖYLEYEN POLİSLERİ UZAKLAŞTIRDILAR”

    Doğan, kızının ölümüne neden olan olay günü ile ilgili olarak da şunları kaydetti:

    “Olay günü hastaydım. Uykumdan uyandırdı Dilek beni. Baktım, ‘galoş’ muhabbeti var. ‘Ayakkabılarınızı çıkarın geçin’ dedi. Polisler bombacı aradıklarını söyledi. Söyledikleri ismi ilk kez duyduk. Kimliklerimizi kontrol ettiler. Dilek’e üst üste ismini sordular. O an hareketlerinden şüphelendim. Dilek’e yoğunlaşmışlardı zaten. Dilek’in ağabeyi, polislere Ankara’daki canlı bombaların yakalanmamasını, katliama engel olunmamasına yönelik tepkisini söylüyordu. Bunun üzerine oğlumun üzerine yürüdüler. Silah sesi duyuldu. Nereye ateş edildiğinin farkında değildim. Sonrada baktım ki Dilek’in elindeki telefon düştü. Kendisi olduğu gibi yere yığıldı. ‘Kaza oldu. Teröristler karşılık verdi’ dedi. Sonradan kamera kayıtları da ortaya çıktı. ‘Arbede yaşandığını görmedik’ diyen polisleri ise uzaklaştırdılar.”

    AİLEYE YÖNELİK BASKILAR DEVAM EDİYOR

    “Kızımı bizden alıp gittiler. Bize her türlü iftirayı da attılar. Terörist ettiler bizi” diyen Doğan, aile üyelerine yönelik yıllardır baskı yapıldığını belirtti. Doğan şöyle konuştu:

    “Çocuklarımıza baskı yaptılar. Sigortalı bir işe giremediler. Hep bir engel çıkarıldı. Çalıştıkları sırada darp ettiler. Çocuklarımdan biri Dersim’de öğrenciydi. Sürekli takip ettiler. Okulu bitirene kadar canımız çıktı. Polislere hakaret ettiği gerekçesiyle para cezaları verildi. Küçük oğlumun davası da bir yandan devam ediyor.”

    “İNSANLAR, OĞLUMUN ALEYHİNDE İFADE VERMEYE ZORLANDI”

    Doğan, altı yıldır adalet mücadelesi verdiklerini söyledi. Oğul Emrah Doğan’ın bu süreçte 19 yıl hapis cezası aldığını kaydeden Doğan, “Ne desek boş. Dilek’in yokluğu anlatılmaz. Umutlarımızı, hayallerimizi yıktılar. Polis en son “Devletim bana emir verdi, ben de uyguladım” dedi.

    Oğlum üç yıldır cezaevinde ve on dokuz yıl ceza aldı. Evimizin önünde gece, gündüz TOMA bekledi. Sürekli takip ediyorlardı. Hiçbir delil olmadan, ‘tehdit ve örgüt üyeliği’ suçlamasıyla oğluma ceza verdiler. Gizli tanık ifadeleriyle cezalandırıldı. İnsanlar, oğlumun aleyhinde ifade vermeye zorlandı. Bir tane oğlum baskılardan dolayı yurt dışına gitti. Diğer oğlum hiçbir şekilde çalışamıyor. Sokakta rahatça yürüyemiyor bile. Sürekli GBT sorgusuna maruz bırakılıyor.

    Bu süreçte ise bizi soran olmadı. Herkes korkuyor. Dilek’in babası zor şartlarda çalıştı. Ailemizi fişlediler. İş bulamıyorlardı. ‘Terörist’ damgası vurdular bize. Fakat hiç susmayacağız. Ölünceye kadar hakkını arayacağım kızımın. Dilek’in yanına gömülene kadar susmayacağım. Kızımın hakkını bırakıp hiçbir yere gitmem. Cezaevindeki oğlumda aynı şekilde ‘Beni öldürseler de gitmem’ dedi” ifadelerini kullandı.

    “SOHBET HAKKI İÇİN DİRENEN OĞLUMU CEZAEVİNDE DÖVMÜŞLER”

    Cezaevindeki oğlunun durumuna ilişkinde bilgi veren Doğan, “Emrah’ın görüş yasağı var. Bir tek telefon ile konuşuyoruz. Haftada yirmi dakika sadece. Bolu Cezaevi’nde yatıyor. Bir keresinde gittiğimizde gördük ki; hiç yürüyemiyor. Gözleri mosmor. Nedenini sorduğumda ise, ‘Bize sohbet hakkı vermediler. Direndiğimiz için dövdüler’ dedi.

    Dilek’in babasına da baskılar devam ediyor. Cemevine bile artık gitmiyor. Her şeyden uzak kaldık mecburen. Gelenek, göreneklerimizi bırakmak zorunda kaldık. Oturduğumuz yerde, ‘bize ne yapacaklar’ diye bekliyoruz. Adamlar düşmanmış bize. Bir devlet halkına düşman olur mu?” şeklinde konuştu.

    “YAŞADIKLARIMIZ KAN DONDURUCUYDU, KİMSE YALNIZ BIRAKMASIN BİZİ”

    Doğan son olarak davalarına sahip çıkılması çağrısında bulunarak, şunları söyledi:

    “Bizi yalnız bırakmasın kimse. Bu zulüm bitmedi. Bugün bana yarın herkese olabilir. Duyarlı insanlar var tabi. Ama herkesi terörist ilan ettiler. İnsanlar korkuyor. Dilek için biri bir şey söylese hemen yargılıyorlar. Berkin Elvan’ın annesi mahkemede, ‘Dilek Doğan’ı da böyle öldürdüler’ dediği için dava açmışlar kadına. Ne olursa olsun susmayacağız. Anneler susmaz. İçim çok dolu. Hiçbir şekilde sindiremediler beni. Yara oldu kaldı yüreğimde. Kanım donuyor aklıma geldikçe. Yaşadıklarımız kan dondurucuydu. Katliam yaşadık burada.”

    Berfin YILDIZ – Barış KOP / İSTANBUL 

  • Metin Doğan Dede’den Ulusoy’a destek: Karanlık bir grup aslında Yol’umuza saldırıyor

    Metin Doğan Dede’den Ulusoy’a destek: Karanlık bir grup aslında Yol’umuza saldırıyor

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dergahı Potnişini Veliyettin Ulusoy’un, Aleviliği özünden uzaklaştıran bazı ırkçı gruplar tarafından hedef alınmasına bir tepki de Fransa’da yaşayan Sarı İsmail Ocağı dedelerinden Metin Doğan’dan geldi. Doğan, Ulusoy’un karanlık bir grup tarafından hedef alınıp yıpratılmaya çalışıldığını belirterek, aslında bu saldırıların Yol’a ve Alevilerin birliğine yapıldığını vurguladı. 

    Bazı cemevlerinde Hakk’a uğurlama erkanlarında Yol’dan uzaklaşılmasına, başka inançların taklit edilmesini eleştiren Hacı Bektaş Veli Dergahı Potnişini Veliyettin Ulusoy’un, Aleviliği özünden uzaklaştıran bazı ırkçı tarafından hedef alınmasına tepkiler devam ediyor.

    Fransa’da yaşayan Sarı İsmail Ocağı’ndan Metin Doğan Dede, sosyal medya hesabından bir açıklama yaparak “Postnişinlerimiz Veliyettin Ulusoy efendimizin ve Safa Ulusoy efendimizin her daim yanında olacağımızın bilinmesini isteriz” dedi.

    “YOLUMUZ HAK-MUHAMMET-ALİ’NİN, İNSAN OLABİLMENİN YOLUDUR”

    “Yapılan bu saldırı ve yakışıksız tutumlarla Yol’ umuza ve birliğimize zarar verilmek istenmektedir” diyen Metin Doğan Dede şunları kaydetti:

    “Yol’ umuz Hak Muhammed Ali yoludur.
    Yol’umuz, dergahlarımızın Ocaklarımızın ikrar bağıyla bugünlere taşıdığı, Hak aşıklarımızın kelamlarıyla, nefesleriyle mânalandırdığı kutsal ve Ulu bir yoldur.
    Yolumuz Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin, erenlerin, evliyaların, pirlerimizin, ulularımızın aydınlık yoludur.
    Yol’umuz her şeyden önce insan olabilmenin yoludur.

     
    “KARANLIK BİR GRUP TARAFINDAN HEDEF GÖSTERİLEREK YIPRATILIYOR”

    İkrarımız Hak Muhammed Ali yolunadır.
    Serçeşmemiz Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı’dır. Hünkar Dergahı Kutup’tur.
    Dergahı’mızın Postnişinleri Veliyettin ULUSOY ve Safa ULUSOY efendilerimizdir. Postnişinimiz Veliyettin Hürrem Ulusoy efendimiz, Alevi toplumumuzun birliğinden beraberliğinden rahatsız olan karanlık bir grup tarafından, bir takım asılsız iddalarla hedef gösterilerek yıpratılmaya çalışılmaktadır. Postnişinimize karşı yapılan bu saygısızlığı asla kabul etmiyoruz. Burada asıl amaç Yol’umuza zarar vermektir.
    Âlim, ölü olsa bile diridir. Cahil diri olsa bile ölü !
    Şah-ı Merdan Ali.


    “BU SALDIRILAR ASLINDA YOL’A YAPILMAKTADIR”

    Daha öncede benzer saldırıları ve karalama çalışmalarını yürüten bu grubun ‘Söyleyene bakma, söyletene bak’ deyiminde olduğu gibi hangi amaca hizmet ettiği ve ne tür ilişkiler içerisinde olduğu açıkça ortadadır. Yapılan bu saldırılar aslında direkt olarak Yol’a yapılmaktadır.
    Özellikle Hakk’a yürüme erkannamesi üzerinden başlatılan bu saldırıları kabul etmek asla mümkün değildir.

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı’nın öncülüğünde büyük emeklerle ve çabalarla hazırlanan Hakk’a yürüme erkannamesinin giriş bölümünde, gayet mütevazi bir şekilde, “Sözümüz demirin kertiği değildir” deyimi kullanılarak, herhangi bir dayatma söz konusu olmamıştır. Samimi bir şekilde, bu erkanın hazırlanmasında öncülük eden Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Mütevelli heyeti üyeleri, vakti geldiğinde kendileri için bu Hakka Yürüme Erkanı’nın uygulanmasını vasiyet etmişlerdir.

    “ALEVİLERİN KIBLESİ VE KABESİ MÜRŞİ-İ KAMİLLERDİR”

    Alevilerin kıblesi ve kâbesi Mürşid-i Kamillerdir. Kamil’in sözü Kur’an’ın özüdür, Kamil’in sözü 4 kitabın özüdür. Kamil insan Hakk’ın tecellegahıdır.
    Evliyadan gelen kelâm, okunan Kur’an değil mi ?
    Gerçek Veli’nin sözleri, Sure-i rahman değil mi
    (Kaygusuz Abdal)
    Kur’an’ı inkar ediyorlar bahanesini öne süren bu kişiler, Şah-ı Merdan Ali’nin
    “Ben konuşan Kur’an’ım, Kur’an-ı Natık’ım” sözünü anlamazlar mı ?
    Ey vaizi riyakar, Kur:anı bilmiyorsun
    Gel bizden al nazire, Kur’an Kelamımızdır.
    (Edip Harabi)

    “YOL’UMUZA, BİRLİĞİMİZE ZARAR VERİLİYOR”

    Yapılan bu saldırı ve yakışıksız tutumlarla yolumuza ve birliğimize zarar verilmek istenmektedir.

    Postnişinlerimiz Veliyettin Ulusoy efendimizin ve Safa Ulusoy efendimizin her daim yanında olacağımızın bilinmesini isteriz.
    Hak Muhammed Ali cümlemizin yardımcısı ola.
    Hünkar-ı Pir, Yol Ulularımız, Erenler evliyalar himmetlerini üzerlerimizden esirgemeye.

    Yol’umuz,dergahlarımızın, ocaklarımızın el ele’ el Hakk’a ikrar bağıyla bugünlere taşıdığı, Hak aşıklarımızın kelamlarıyla, nefesleriyle mânalandırdığı, Hakk’a doğru giden kutsal ve Ulu bir Yol’dur.
    Yolumuz Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin, erenlerin, evliyaların, pirlerimizin, ulularımızın aydınlık yoludur.
    Yolumuz her şeyden önce insan olabilmenin yoludur. Mürşid-i Kamillerin sözü Hak kelamıdır.”

    (HABER MERKEZİ) 

  • Metin Doğan Dede: Hızır, Alevi inancında Hakk’ın yeryüzündeki tezahürü

    Metin Doğan Dede: Hızır, Alevi inancında Hakk’ın yeryüzündeki tezahürü

    PİRHA- Sarı İsmail Sultan Ocağı dedelerinden Metin Doğan, Alevilikte Hızır inancını anlattı. Doğan, Alevi inancında çok yönlü ve köklü bir yere sahip olan Hızır’ın, Hakk’ın yeryüzündeki tezahürü olduğunu belirtti. Herkesin birbirinin Hızır’ı olması gerektiğini ifade eden Doğan, Hızır orucunun bu sene 9-10-11 Şubat’ta tutulacağını ancak bazı yörelerde 7 gün oruç tuttuğunu da ekledi. 

    Fransa’da yaşayan, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu İnanç Kurulu Genel Sekreteri Metin Doğan Dede, Alevilikte Hızır inancını anlattı.

    Sarı İsmail Sultan Ocağı dedelerinden Metin Doğan, “Her inancın kendine özgü kutsal günleri vardır. İçinde bulunduğumuz günler de bizler açısından işte böyle kutsal kabul ettiğimiz Hızır günleridir. Hızır, Anadolu’dan Orta Asya topluluklarına, Mezopotamya’ya ve Balkanlara kadar dünyada farklı coğrafyalarda farklı motiflerle anılmıştır” dedi.

    Metin Doğan, Hızır, çağrıldığında zor durumda olanların, dara düşenlerin yardımına koşan, diyar diyar dolaşarak insanları koruyan, kollayan ve doğru yolu gösteren ölümsüz bir Veli, bir Nebi veya Ulu bir evliya olarak tanımlanır. Ayrıca tabiata can veren bereketin simgesi, baharın müjdecisi manevi bir güç olarak kabul edilir” ifadelerini kullandı.

    Alevi inancında çok yönlü ve köklü bir yere sahip olan Hızır’ın, Hakk’ın yeryüzündeki tezahürü olduğunu belirten Metin Doğan Dede, şöyle devam etti:

    “Muhammed’i hazır bil ki
    Canı Hak’ka nazır bil ki
    Her gördüğün Hızır bil ki
    Ali’ye Selman olasın
    (Şah Hatayi)
    Hak’kın yeryüzünde insan sıfatına bürünmüş halidir. Hızır, inancımızda Şah-ı Merdan Ali ile özdeşleştirilmiştir. Erenler ve evliyalar ile tecelli edip insanlara doğru yolu göstererek umut kaynağı olmuştur. Hızır ölümsüzlüğün sırrına ermiş insan-ı kamildir.
    Binbir adı vardır bir adı Hızır
    Her nerede çağırsan orada Hazır
    Ali’m padişahtır Muhammed Vezir,
    O fermanı yazan Ali değil mi ?
    Hızır ile ilgili çeşitli inançsal anlatımlar mevcuttur. Hızır ile İlyas’ın abu hayat suyunu bulmaları, Hz. Musa ile Hz. Hızır’ın birlikte yolculuğu ve kuru balığın canlanması gibi inanışlar bunların başında gelir. Bu inançsal söylemlerin batini açıdan yorumlanması gerekmektedir. İnanca göre Hızır ile İlyas birlikte abu hayat suyunu aramaya çıkar. Hızır ve İlyas bu suyun kaynağını bulup içip ölümsüzlüğe ererler. Hızır karada, İlyas da denizlerde, yardıma muhtaç olanlara zor durumda olanlara yardım ederler. Yetiş ya Hızır diyenlerin carına yetişirler.
    Hızır ve İlyas yılda bir kez 5 – 6 Mayıs tarihinde Hıdırellez günü bir gül ağacının altında buluşurlar ve tekrar insanların yardımına koşmak için ayrılırlar.
    Zulmet deryasını nur edip gelen
    Hızır İlyas şah-ı merdan Ali’dir
    Gariban, mazlumun halini bilen
    Hızır İlyas şah-ı merdan Ali’dir.

    HIZIR ORUCU’NUN ORTAYA ÇIKIŞI

    Metin Doğan Dede, Alevi inancında Hızır orucunun ortaya çıkışını ise şöyle açıkladı:

    “Nuh’un gemisinin büyük bir tufana tutulması ve kurtuluşu, İmam Hasan ile İmam Hüseyin’in hastalanmaları dolayısıyla, Muhammed Mustafa’nın tavsiyesi üzerine imam Ali ve Fatma Ana’nın 3 gün oruç tutmaları ve 3 gün boyunca kapıya gelen misafire lokmalarını vermeleri sonucu İmam Hasan ve İmam Hüseyin’in hastalıktan kurtulması gibi kuşaktan kuşağa günümüze kadar aktarılan inançsal olgulara dayandırılır.
    Gılgamış’tan, İskender’e kadar bir çok efsane incelendiğinde Hızır kültü ile ilgili benzerliklerin olduğu görülecektir.
    Bunlarla birlikte doğa kültünün etkisi de büyüktür. İlkel çağlarda avcı ve toplayıcı toplum kültüründen, yerleşik hayata yani tarım kültürüne geçildiğinde mevsim değişiklikleri önemli bir yer teşkil etmiş ve ayrıca tarımda bolluk – bereket esas alınmıştır. Ekin ekme, bağ bozumu, hasat zamanı, baharın gelmesi gibi olaylar, bir yıl içerisinde doğadaki değişiklikler, tabiattaki diriliş uyanış insanların hayatını her zaman etkilemiş ve bu değişikliklere çeşitli anlamlar yüklenilmiştir.

    HIZIR GÜNLERİNİN BAŞLANGICI YÖRESEL FARKLILIK GÖSTERİYOR

    Hızır günlerinin başlangıcının yöresel olarak farklılıklar gösterdiğini dile getiren Metin Doğan şunları kaydetti:

    “Örneğin Dersim coğrafyasında Aralık ayının üçüncü haftasında başlayıp yer yer Ocak ayının ilk haftasına kadar süren ve 15 güne kadar yayılan zaman dilimine Gağand adı verilir. Tarihsel kökenleri çok eskiye dayanan Gağand geleneği (Khal Gağan) eski yılın uğurlanması, yeni yılın başlangıcıdır. Dersim’in birçok bölgesinde Gağand’dan itibaren Hızır ve ibadet takvimi başlar. Bu aydan itibaren pirler, taliplerini gezmeye başlarlar.

    HIZIR GÜNLERİ VE KASIM GÜNLERİ

    Eski zamanlarda bir sene, Hızır günleri ve Kasım günleri olmak üzere 2 bölüme ayrılırdı.
    •6 Mayıs – 7 Kasım : Hızır günleri (Yaz)
    •8 Kasım – 5 Mayıs : Kasım günleri (Kış)
    Genellikle,
    •8 Kasım – 22 Aralık : Kasım
    •22 Aralık – 5 Şubat : Zemheri
    •5 Şubat – 21 Mart : Hamsin
    veya
    •22 Aralık – 31 Ocak : Erbain (Kırk gün)
    •1 Şubat – 21 Mart : Hamsin (Elli gün) gibi zaman tanımlamaları yapılırdı.
    Rumi takvime göre ise göre kış dönemi, Güz, Karakış, Zemheri, Gücük gibi aylara ayrılır ve halk takvimleri ise Karakış, Debah, Bela gibi bölümlere ayrılırdı. Bazı bölgelerde ise kış günleri, Büyük Çile (40 gün), Küçük Çile (20 gün), Üçüncü Çile gibi isimlerle tanımlanırdı.
    21 Mart’ta başlayarak, 5 Mayıs’a yani Hıdırellez’e kadar 45 gün boyunca devam eden süreç ise kışın tamamen bitişini ve baharı ifade ederdi.

    “HIZIR CEMRE KİMLİĞİNDE TABİATA HAYAT VERDİĞİNE İNANILIRDI”

    Anadolu’da Hızır’ın CEMRE kimliğinde tabiata hayat verdiğine inanılır.
    20 Şubat’ta : Cemre Havaya düşer
    27 Şubat’ta : Cemre Suya düşer.
    06 Mart’ta : Cemre Toprağa düşer.

    NEWROZ BAHARIN BAŞLANGICI

    21 Mart Nevroz ise baharın başlangıcıdır. Dünyada birçok coğrafyada özel anlamlar yüklenen ve kutsanan bir gündür.
    İnançsal boyutta, yerin göğün binası çatılmadan önce kudret kandilinde bir nur olarak varolan ve
    Nebi’lerle, Veli’lerle gelip binbir donda başgösteren, yer, gök, su iken Cebrail’e rehber olan, 124 bin enbiya ile sır olarak gelen ve sonra Muhammed Mustafa ile birlikte zahiren gelen Şah-ı Merdan Ali’nin doğum günü olarak kabul edilir.
    Hızır günlerinde pirler talipleriyle buluşur. Cemler bağlanır, kurbanlar tığlanır, kömbe ve kavutlar yapılır, delil uyandırılır, Hızır lokmaları dağıtılır, türbeler, ziyaretler, mezarlar ziyaret edilir. Hızır mekanlarına gidilir.

    HIZIR ORUCU TARİHLERİ

    Metin doğan Dede Hızır orucuna ilişkin ie şu bilgileri verdi:

    “Hızır orucu tarihleri Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde değişiklikler gösterse de özellikle son yıllarda yaşanan göçler ve kentleşme bu du durumun büyük oranda değişmesine neden olmuştur. Bir çok yörede Alevi örgütlü yapılarının da etkisi ile artık belirli bir tarihte, yani her sene Şubat ayının ikinci Salı, Çarşamba ve Perşembe günlerinde tutulmaktadır.

    “HIZIR ORUÇLARI BU SENE 09 – 10 – 11 ŞUBAT’TA”

    Geçmişte oruçlar, özellikle Dersim yöresinde köy köy, aşiret aşiret değişkenlik göstererek Ocak ayından itibaren dönüşümlü olarak 4 farklı haftaya yayılırdı. Bu durum coğrafi şartlar ve pirlerin talipleriyle buluşabilmesiyle alakalıydı. Anadolu’da eskiden dedeler, pirler, rehberler, tüm taliplerini genellikle yürüyerek dolaşmak zorunda kaldıklarından dolayı tüm köylere ve aşiretlere aynı gün veya aynı hafta ulaşmaları mümkün olmadığı için Hızır orucu yörelere göre değişiklik göstermiştir.

    “HIZIR ORUCU BAZI YÖRELERDE 7 GÜN”

    Oruçlar bazı yörelerde ise 7 gün tutulur. Hangi gün veya kaç gün tutulursa tutulsun önemli olan NİYET’tir.
    Hızır günlerinde özellikle kimseyi incitmemeli, fakirlere, yoksullara sahip çıkılmalı, düşenlere yardım edilmelidir. Hızır orucu gece yarısından itibaren başlar ve akşam gün batımına kadar devam eder.
    Her gördüğün Hızır bilki Ali’ye selman olasın deyişinde olduğu gibi Aleviler evine gelen misafiri Hızır diye karşılar, mihman eder, lokmasını paylaşır, çünkü mihman Hızır olarak kabul edilir. Mihman gelen eve bereket gelir.
    Kul Nesimi’nin Abdestimiz katlanmak, namazımız sabretmek dediği gibi Oruçlar sadece aç kalarak değil. Vücudun tüm azalarıyla, el ile bel ile, dil ile, nefsi ve benliği yenmek gayesiyle tutulmalıdır. Kin kibir ve dedikodudan uzak durulmalıdır.
    Erdemli ve kamil insan olabilmek esas amacımız olmalıdır.”

    “BİRBİRİMİZİN HIZIRI OLALIM”

    Metin doğan Dede, “Pandemi döneminde yoksulluğun, adaletsizliğin ve eşitsizliğin her geçen gün daha da arttığı bugünlerde, insanların düşüncelerinden dolayı cezaevlerine atıldığı, hukukun ayaklar altına alındığı,
    emekçilerin haklarının daha da çok gasp edildiği ve ezilmeye mahkum edildiği şu günlerde birbirimizin Hızır’ı olmaya çok ihtiyacımız var” dedi.

    (HABER MERKEZİ) 

     

  • FUAF Yol Erkan Kurulu Başkanı Doğan: Hıdırellez sağlık, huzur ve bereket getirsin

    FUAF Yol Erkan Kurulu Başkanı Doğan: Hıdırellez sağlık, huzur ve bereket getirsin

    PİRHA- FUAF Yol Erkan Kurulu Başkanı Metin Doğan, Hıdırellez’in tüm topluma sağlık, huzur ve bereket getirmesini diledi. Doğan, “İnsanların kardeşçe yaşadığı, zulmün ve savaşların son bulduğu en güzel günler bizlerin olsun” dedi. 

    Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) Yol Erkan Kurulu Başkanı Metin Doğan, Hıdırellez’e ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

    Doğan, “Dünyada farklı coğrafyalarda değişik isimlerle anılan Hıdırellez kültü, asırlardır nesilden nesile aktarılan farklı gelenek ve inanışlarla yaşatılıyor. Alevilikte, her yıl 5 mayıs’ı 6 mayıs’a bağlayan gece, bereket, bolluk ve şifayı simgeleyen Hızır ile İlyas’ın bir gül ağacının altında buluştuklarına inanılır” dedi.

    6 Mayıs aynı zamanda Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idam edilmelerine değinen Doğan, “Bundan 48 yıl önce genç yaşlarında idam edilen bu devrimci önderlerimizide saygıyla anıyoruz. Ruhları şad, Devirleri daim ola” ifadesini kullandı.

    Açıklamada şunlar belirtildi:

    “Abu hayat suyu içtikleri için ölümsüzlüğe kavuştuklarına inanılan Hızır ve İlyas’ın yılda bir kez gerçekleştirdiği bu buluşmanın arkasından tekrardan karada ve denizde zor durumda olanların yardımına koştuklarına inanılır.

    Bir sene, eski takvimlere göre, Hızır günleri ve Kasım günleri diye 2 bölüme ayrılırdı. Bugün soğuk günlerin yani Kasım günlerinin sona erdiği ve yaz günlerinin başladığı gündür.
    Halk arasında Bülbül ile Gül’ün buluştuğu gündür diye anılır.

    YÖRELERE GÖRE DEĞİŞİK GELENEKLER UYGULANIR

    Hıdırellez’de yörelere göre değişik gelenekler uygulanır. Birçok bölgede yeşil alanlara ve su kenarlarına gidilir, sofralar kurulup lokmalar paylaşılır, ağaçlara bez bağlanarak dilekler tutulur, kurbanlar tığlanır, küskünler dargınlar barıştırılır, mezarlar ve türbeler ziyaret edilerek delil uyandırılır.

    6 Mayıs aynı zamanda Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idam edilmelerinin yıldönümüdür. Bundan 48 yıl önce genç yaşlarında idam edilen bu devrimci önderlerimizide saygıyla anıyoruz. Ruhları şad, Devirleri daim ola.

    Bu anlamda içinde bulunduğumuz şu zor günlerde Hıdırellez’in tüm toplumumuza sağlık, huzur ve bereket getirmesini diliyoruz. İnsanların kardeşçe yaşadığı, zulmün ve savaşların son bulduğu en güzel günler bizlerin olsun.

    Hızır – İlyas kimseyi darda zorda koymaya.
    Hakk Muhammed Ali cümlemizin yardımcısı ola.
    Yol Ulularımızın himmetleri üzerlerimizden eksik olmaya.”

     

  • Alevi Pirlerinden ve Analardan hükümete acil çağrı

    Alevi Pirlerinden ve Analardan hükümete acil çağrı

    PİRHA- Avrupa’dan ve Türkiye’den Alevi İnanç Kurulu Başkanları başta olmak üzere Pirler ve Analar, cezaevlerinde haksızca tutuklu bulunan insanların serbest bırakılması, adil yargılanmaların sağlanması ve taleplerin kabul edilerek ölüm oruçlarının sonlandırılması için hükümete çağrı yaptılar. Ortak bir metinde imzası bulunan Pirler ve Analar, Aleviliğin daima mazlumdan ve ezilenden yana tavır alan bir inanç olduğunun bilinciyle seslendiklerini vurguladılar. 

    Koronavirüs salgını gerekçesiyle, AKP-MHP ortaklığıyla çıkarılan af yasası kapsamında tecavüz, hısızlık, cinayet işleyenlerin, çete elamanlarının serbest bırakılıp, tutuklu muhalif gazeteci, siyasetçi ve hukukçular olmak üzere siyasi mahpusların serbest bırakılması tepkilere neden oldu.

    Türkiye’den ve pek çok Avrupa ülkesinde yaşayan Alevi Pirleri ve Anaları, AKP hükümetine seslenerek, “Cezaevlerindeki haksızca tutuklu bulunan insanlar serbest bırakılsın. Adil yargılanmaları sağlansın. Ölüm orucundaki, Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek ile birlikte Halkın Hukuk Bürosu Avukatları Ebru Timtik, Aytaç Ünsal ve diğer tutukluların talepleri kabül edilsin” çağrısında bulundu.

    Pirler ve Analar’ın ortak yaptıkları çağrı metni şöyle:

    “Türkiyede iktidar toplumun geniş kesimleri üzerinde antidemokratik bir şekilde baskı uygulamaya devam ediyor. Hırsızlar, dolandırıcılar, çete liderleri bile af yasalarıyla serbest bırakılırken, binlerce gazeteci, yazar, avukat, öğretmen, siyasetçi ve düşünce suçluları haksız bir şekilde cezaevlerinde tutuluyor. Diğer taraftan da sanatçıların özgürce sanatlarını yapmaları bile engelleniyor.

    Biz altta imzası bulunan Alevi Pirleri ve Anaları olarak Aleviliğin daima mazlumdan ve ezilenden yana tavır alan bir inanç olduğunun bilinciyle, tüm yetkililere sesleniyoruz.

    Cezaevlerindeki haksızca tutuklu bulunan insanlar serbest bırakılsın. Adil yargılanmaları sağlansın. Ölüm orucundaki, Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek ile birlikte Halkın Hukuk Bürosu Avukatları Ebru Timtik, Aytaç Ünsal ve diğer tutukluların talepleri kabul edilsin. Ölüm oruçları sonlansın. Yaşamak hak, yaşatmak görevdir. İmam Hüseyin’lerden, Pir Sultan’lara kadar Aleviliğin tarihi sürecindeki Yol önderlerinin tarihsel misyonlarını üstlenmiş cümle Yol Erenlerinin de bu çağrıya katılmalarını niyaz ediyoruz. Hak, hakikat ve hakkaniyet yolunda olan cümle Yol hizmetkarlarına muhabbetle. Yaşadığımız bu zor günlerde Hakk cümlemizin yardımcısı, Hz. Hızır destigirimiz ola.”

    Çağrı metnini imzalayanlar şöyle:

    Almanya 

    Ali Rıza Yıldız – Ağuçan

    Ali Yoleri – Baba Mansur

    Mansur Düzgün – Baba Mansur

    Mansur Umut – Baba Mansur

    Narin Gülçiçeği – Baba Mansur

    Avusturya

    Haydar Bilgin-Kureyşan – Avusturya inanç kurulu başkanı

    Serdar Yıldız – Ağuçan

    Belçika

    Bülent Yaşar – Baba Mansur

    Haydar Buga – Derviş Cemal – Belçika İnanç Kurulu Başkanı

    Fransa 

    Ali Umut – Baba Mansur

    Bilge Yilmaz – Kureyşan

    Erdal Bulut – Ağuçan

    Erkan Akagündüz – Baba Mansur

    İbrahim Karayol – Kureyşan

    Mahmure Umut – Baba Mansur

    Metin Doğan – Sarı İsmail Fransa İnanç Kurulu Başkanı

    Ozan Gökkaya – Kureyşan

    Serayi İpek Bulut – Şıh Çoban

    Serdar Umut – Baba Mansur

    Serdar Umut – Baba Mansur – (Rumilly)

    Hollanda

    A. Haydar Umut – Baba Mansur

    Nusret Oral  Zeynel Abidin – Hollanda İnanç Kurulu Başkanı

    Piro Kaplan – Baba Mansur

    Türkiye 

    Ali Ekber Düzgün – Baba Mansur

    Baki Düzgün – Baba Mansur – Eski ABF Genel Başkanı

    Kemal Kılıç – Ağuçan

    Mahmut Düzgün – Baba Mansur

    PİRHA/İSTANBUL

  • FUAF Yol Erkan Kurulu Başkanı: Hüseyin’in davası adalet davasıydı

    FUAF Yol Erkan Kurulu Başkanı: Hüseyin’in davası adalet davasıydı

    PİRHA- Fransa Alevi Federasyonu (FUAF) Yol Erkan Kurulu Başkanı Metin Doğan, Muharrem ayı nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada, “Yezit zalimliğin simgesi, İmam Hüseyin ve Kerbela ise haksızlığa karşı başkaldırının, direnişin ve duruşun simgesi oldu.

    Fransa Alevi Federasyonu (FUAF) Yol Erkan Kurulu Başkanı Metin Doğan Dede, “Muharrem matemi” başlığıyla bir açıklama yayınladı.

    Doğan, İmam Hüseyin ve yarenlerinin haklı davaları uğruna Kerbela’da Yezit’in binlerce kişilik ordusu tarafından vahşice katledildiklerini hatırlatarak, “İnsanlık tarihi boyunca yaşanan tüm katliamları ve acıları Kerbela hırkasının altında biriktiren biz Aleviler, her sene Hicri takvime göre 1 Muharrem ile 12 Muharrem günleri arasında Kerbela şehitleri ve onların nezdinde, katliama uğramış tüm mazlumların matemi çekeriz” dedi.

    Metin Doğan, “Karanlık ve aydınlığın, Hak ve Batıl’ın, ezen ve ezilenin mücadelesinin değişmez simgesi haline dönüşen Kerbela günümüze değin hiç bitmedi. Kerbela bir mekan olmaktan çıktı, Yezit ise bir isim olmaktan çıktı. Yezit zalimliğin simgesi, İmam Hüseyin ve Kerbela ise haksızlığa karşı başkaldırının, direnişin ve duruşun simgesi oldu” ifadelerini kullandı.

    Açıklamanın tam metni şöyle:

    Değerli Canlar, kadim insanlık tarihi boyunca yerkürede kuşkusuz bir çok katliam ve zulüm yaşandı. Fakat bundan 1339 yıl önce Kerbela’da yaşanan katliam insanlığın bilincinde sonsuza kadar unutulmayacak büyük bir travma yarattı ve tarihe kara bir leke olarak geçti.
    İmam Hüseyin ve yarenleri haklı davaları uğruna Kerbela’da Yezit’in binlerce kişilik ordusu tarafından vahşice katledildiler.
    İzzetsiz bir şekilde yüz yıl yaşamaktansa, izzetli bir şekilde bir gün yaşarım diyerek bu uğurda haksızlığın karşısında boyun eğmeyip kendini feda eden HÜSEYİN’İN DAVASI, CAN DAVASI DEĞİL, ADALET DAVASIYDI.
    Hüseyin’i fiziki olarak katlettiler ama o, direnişi ve onurlu duruşuyla insanlığa sonsuza dek örnek oldu.

    “YEZİT ZALİMLİĞİN, İMAM HÜSEYİN VE KERBELA DİRENİŞİN SİMGESİDİR”

    Zamanla Kerbela bir mekan olmaktan çıktı, Yezit ise bir isim olmaktan çıktı. Yezit zalimliğin simgesi, İmam Hüseyin ve Kerbela ise haksızlığa karşı başkaldırının, direnişin ve duruşun simgesi oldu. Yüzyıllar boyunca kuşaktan kuşağa İmam Hüseyin’in haklı mücadelesi ve duruşu anlatıldı. İmam Hüseyin adına yüzlerce deyiş, mersiye ve ağıtlar yazıldı.
    Farklı coğrafyalarda diller değişse de Hüseyin’e ve yoldaşlarına karşı duyulan sevgi ve bağlılık değişmedi. Ne zaman zulme karşı direnen bir mazlum görülse Hüseyin akla geldi.
    Kolları kesilmiş Celal Abbas’ı, delik deşik edilmiş Ali Ekber’i, eli kınalı Kasım’ı, altı aylık Ali Asgar’ı ve diğer yakınlarını Yezit’in zulmüne kurban veren Zeynep’in yiğitliği ve direnişi unutulmadı.
    Aradan asırlar geçmesine ve 21. yüzyıla gelmemize rağmen milyonlarca insan, Kerbela Katliamı sanki daha dün yaşanmış gibi Hüseyin ve yarenlerinin acısını yüreğinde hissetmeye devam ediyor.

    Karanlık ve aydınlığın, Hak ve Batıl’ın, ezen ve ezilenin mücadelesinin değişmez simgesi haline dönüşen Kerbela günümüze değin hiç bitmedi.
    HER YER KERBELA, HER GÜN AŞURA oldu.
    Fırat’ın suyu kan akmaya devam etti.
    Dünya her dönem makamları uğruna yeryüzünü kana bulayan zalimlerin ve onlara karşı direnen mazlumların mücadelesine sahne oldu. Nerede bir Yezit varsa orada bir Hüseyin, nerede bir zulmeden varsa orada direnenler var oldu.

    Kerbela’dan günümüze kadar Hüseyin’lerin onurlu davasını sürenler, her daim egemenler tarafından baskı ve katliamlarla yok edilmeye çalışıldı. Sivas’lar, Maraş’lar, Çorum’lar, Dersim’ler bunlardan sadece bir kaç tanesi idi. Yezit hep başka donlarda karşımıza çıktı. Yavuz oldu, Hınzır Paşa oldu, Kuyucu Murat oldu. Zulüm hep var oldu.

    “YOLUMUZDAN, DAVAMIZDAN, İNANCIMIZDAN VAZGEÇİREMEDİLER”

    Ancak herşeye rağmen bizleri yolumuzdan, davamızdan ve inancımızdan vazgeçiremediler. Çünkü bizler Kerbela’ların evlatlarıyız. Bizler, darağacında, DÖNEN DÖNSÜN BEN YOLUMDAN DÖNMEZEM diyen Pir Sultan Abdal’ların, idama giderken, KORKUMUZU KERBELA’DA BIRAKTIK diyen Hüseyin İnan’ların yoldaşlarıyız. Dağların heybetini arkasına alıp yürüyen Baba İshakların, Baba İlyas’ların,
    mayasında inanç, doğruluk ve haksızlığa karşı boyun eğmeyerek direnmek olan Kalender Çelebi’lerin yarenleriyiz.

    Dehak’lara karşı Demirci Kava’yız
    Nemrut’lara karşı İbrahim’iz
    Firavun’lara karşı Musa’yız.

    Bizler, Anadolu’nun en karanlık dönemlerinde sevgi ve hoşgörü ile bilgelikleri ve itikatlarıyla toplumu biraraya getirerek ilim ve irfanı aşılayan, insanların gönüllerinde çerağ uyandıran, Hünkar Hacı Bektaş Veli, Abdal Musa, Yunus Emre’lerin ve erenlerin yolundan yürüyenleriz.

    “TÜM MAZLUMLARIN MATEMİNİ ÇEKERİZ”

    İnsanlık tarihi boyunca yaşanan tüm katliamları ve acıları Kerbela hırkasının altında biriktiren biz Aleviler, her sene Hicri takvime göre 1 Muharrem ile 12 Muharrem günleri arasında Kerbela şehitleri ve onların nezdinde, katliama uğramış tüm mazlumların matemini çekeriz.

    Matem bu sene karşılama oruçlarının ardından 31.08.2019 Cumartesi günü başlayıp 11.09.2019 Çarşamba günü sona erecektir.
    Matem süresince cemevlerimizde, hanelerimizde Kerbela şehitleri aşkına çerağlarımızı uyandıracağız, verilen gülbanklarla oruçlarımızı açıp muhabbetlerimizi paylaşacağız. Matem günlerinin ardından Aşurelerimizi kaynatıp, cemlerimizi bağlayarak birlik beraberlik içerisinde bu kutsal günlerdeki ibadetlerimizi ve hizmetlerimizi yerine getireceğiz.

    “MUHARREM AYININ KUTSALLIĞI İSLAMİYET ÖNCESİNE DAYANIYOR” 

    Muharrem ayının kutsallığı İslamiyetin çok öncelerine dayanmaktadır. Oruç tutmak ise kadim insanlık tarihi kadar eski bir gelenek ve ibadettir.
    Tarihte diğer inançlarda ve topluluklarda Muharrem ayında her ne gerekçe ile oruç tutulursa tutulsun, biz Alevilerde Matem orucu olarak anılır. Kerbela Katliamı nedeniyle ve daha sonraki süreçte de 12 imamların kutsallığıyla birleştirilerek, 12 gün oruç tutulması gelenekselleşmiştir. Bizler Ehlibeyt bendeleri olarak 12 gün boyunca oruç tutar matem çekeriz. Asıl önemlisi de yaşanan bu katliamların acısını yüreğimizde hissederiz.

    “HER TÜRLÜ EĞLENCEDEN KAÇINIRIZ” 

    Her türlü eğlenceden, gösterişten ve zevkten kaçınırız. Kul Nesimi’nin, ‘Abdestimiz katlanmak,  namazımız sabretmek, biz bir oruç tutarız Ramazana benzemez’ dediği gibi bizim orucumuz diğer anlayışlardan farklıdır. Sadece yemeden içmeden oruç tutarak değil, bir ömür boyu olması gerektiği gibi elimize, dilimize, belimize sahip olarak, düşeni kaldırarak, yetimi doyurarak, ihtiyacı olanlara yardım ederek, haksızlık karşısında boyun eğmeyerek bu günlerin tamamlanması gerekir.

    Bu duygularla, Matemi gönlünde yaşayan cümle canların niyetleri kabul, muratları hasıl ola.
    Matem sonrasında paylaşacağımız aşure lokmalarımız birliğimize, beraberliğimize vesile ola. Sevgi saygı ve hoşgörü yüreğimizden hiç eksik olmaya.
    Hak Muhammed Ali, Kerbela şehitleri ve cümle mazlumlar aşkına çekilen matemi, tutulan oruçları kabul ve makbul eyleye. Erenlerin, evliyaların himmetleri üzerimizde daim ola. Bozatlı Hızır yoldaşımız, Hünkar-ı Evliya yardımcımız ola.”   (HABER MERKEZİ)    

     

  • PSAKD Zeytinburnu Şubesi’nden yolda birlik ve dayanışma kahvaltısı-VİDEO

    PSAKD Zeytinburnu Şubesi’nden yolda birlik ve dayanışma kahvaltısı-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Zeytinburnu Şubesi bugün yolda birlik ve dayanışma kahvaltısı düzenledi. Burada konuşan PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Ersin Erdemir, yaklaşan Sivas ve Çorum katliamlarının yıl dönümünde anma ve etkinliklere katılım çağrısı yaptı. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Zeytinburnu Şubesi yolda birlik ve dayanışma kahvaltısı düzenledi. Kartallar düğün salonunda düzenlenen kahvaltıya PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Ersin Erdemir, PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm, PSAKD Güngören Şube Başkanı Zeynel Abidin Özbay, PSAKD Sultangazi Şube Başkanı Göksel Fidan, PSAKD Beyoğlu Şube Başkanı Erdal Baba, PSAKD Eski Kartal Şube Başkanı Songül Tuçdemir, Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE) Yöneticisi Ali Çiftçi, gazeteci Alevi aktivist Sezgin Kartal, Munzur Çevre Derneği, HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu Üyesi Çilem Küçükkeleş, CHP Zeytinburnu ilçe teşkilatı ile HDP Zeytinburnu ilçe teşkilatı katıldı.

    Kahvaltının düzenlendiği salona “Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” ve “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” yazılı pankartlar asıldı.

    PSAKD Zeytinburnu Şube Başkanı Hakan Rakip de PSAKD Zeytinburnu Şubesi’nin 2013 yılından beri faaliyetlerini ve mücadelesini sürdürdüğünü dile getirdi. Zor koşullardan dolayı şubenin hak ettiği yere getirilemediğini aktaran Rakip, dar alanlarda var olmaya çalıştıklarını söyledi.

    SİVAS İÇİN ÇAĞRI

    Etkinlikte söz alan PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Ersin Erdemir, PSAKD Sarıyer Şube Başkanı Zeynep Yıldırım’ın 11 aydır iddianamesiz bir şekilde cezaevinde tutuklu olduğunu hatırlatarak selam gönderdi. 2 Temmuz Sivas Katliamı ve 3 Temmuz Çorum Katliamı’nın yıl dönümlerini hatırlatan Erdemir, İstanbul şubeleri olarak her sene 2 Temmuz’da Sivas’a gittiklerini ve bu sene de İstanbul’dan Sivas’a otobüsler kaldıracaklarını belirterek herkese Sivas Katliamı’nın yıl dönümünde orada olma çağrısı yaptı.

    “TÜRKİYE’NİN AYDINLIĞA EVRİLMESİNİN YIL DÖNÜMÜ OLACAK”

    CHP Zeytinburnu İlçe Başkanı Metin Doğan ise yinelenen İstanbul seçimlerine vurgu yaparak 23 Haziran’ın Türkiye’nin aydınlığa, barışa ve kardeşliği evrilmesinin yıl dönümü olacağını belirtti. Doğan, bu seçimlerin yalnız bir seçim değil barışın, demokrasinin, özgürlüğün, bağımsızlığın, kardeşliğin tesir edeceği ve umudun yeniden yeşereceği bir seçim olacağını ifade etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • FUAF Yol Erkan Kurulu Başkanı Metin Doğan: Birbirimizin Hızır’ı olalım

    FUAF Yol Erkan Kurulu Başkanı Metin Doğan: Birbirimizin Hızır’ı olalım

    PİRHA-Alevi inancında önemli bir yeri olan Hızır ayı başladı. Hızır ayına ilişkin yazılı bir açıklama yapan Fransa Alevi Federasyonu (FUAF) Yol Erkan Kurulu Başkanı Metin Doğan Dede, Hızır ayının tarihine ve öneminde dikkat çekti.  

    Şubat ayı Aleviler için kutsal kabul edilen Hızır ayıdır. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır, kurbanlar tığlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur. Hızır Aleviler için bir kurtarıcıyı temsil eder.

    Fransa Alevi Federasyonu (FUAF) Yol Erkan Kurulu Başkanı Metin Doğan, Hızır ayı ile ilgili yazılı bir açıklama yaparak Hızır ayının önemine dikkat çekti. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “HIZIR FARKLI COĞRAFYALARDA FARKLI MOTİFLERLE ANILMIŞTIR”

    Her inancın kendine özgü kutsal ve önemli günleri vardır. Biz Aleviler açısından da içinde bulunduğumuz bugünler kutsal Hızır günleri olarak kabul edilir. Tarih içerisinde her toplum, kendi varlığını kendi gelenek görenek ve inançsal değerleriyle birlikte günümüze taşımıştır. İşte bu inançsal değerlerimiz içerisinde önemli bir yeri olan Hızır, Anadolu’dan Orta Asya topluluklarına, Mezopotamya’ya, Balkanlara kadar dünyada farklı coğrafyalarda farklı motiflerle anılmıştır. Hızır Alevi inancında çok yönlü ve köklü bir yere sahiptir.

    “HIZIR HAKK’IN YERYÜZÜNDEKİ TEZAHÜRÜDÜR”

    Hızır çağrıldığında zor durumda olanların, dara düşenlerin yardımına koşan, insanlara doğru yolu gösteren ölümsüz bir Veli, bir Nebi olarak tanımlanır. Ayrıca tabiata can veren bereketin simgesi, baharın müjdecisi manevi bir güç olarak kabul edilir. Hızır’ın aynı zamanda Boz at’ına binip diyar diyar dolaşarak insanları koruduğuna, kolladığına inanılır. Hızır Hakk’ın yeryüzündeki tezahürüdür. Hakk’ın yeryüzünde insan sıfatına bürünmüş halidir. Hakk’ın insan sıfatında kendini yansıtmasıdır. Hızır, inancımızda Şah-ı Merdan Ali ile özdeşleştirilmiştir. Bir vakit Hünkar Hacı Bektaş Veli olarak gelmiş insanlığa bilgiyi, inancı ve hoşgörüyü aşılamış, bir vakit Pir Sultan olup mazlumun yanında yer alıp zulme karşı durmuştur. Erenler ve evliyalar ile gelip insanlara doğru yolu göstererek umut kaynağı olmuştur. Hızır ölümsüzlüğün sırrına ermiş insan-ı kamildir.

    DOĞA KÜLTÜRÜNÜN ETKİSİ

    İlkel çağlarda avcı ve toplayıcı toplum kültüründen, yerleşik hayata yani tarım kültürüne geçildiğinde mevsim değişiklikleri önemli bir yer teşkil etmiş, tarımda bolluk ve bereket esas alınmıştır. Ekin ekme, bağ bozumu, hasat zamanı, baharın gelmesi gibi olaylar, bir yıl içerisinde doğadaki değişiklikler, tabiattaki diriliş uyanış insanların hayatını her zaman etkilemiş ve bu değişikliklere çeşitli anlamlar yüklenilmiştir. Alevi inancında Hızır orucunun ortaya çıkışı, Nuh tufanından kurtuluş, imam Hasan ile imam Hüseyin efendimizin hastalanmaları gibi kuşaktan kuşağa günümüze kadar aktarılan inanışlara dayandırılır. Bunlarla birlikte doğa kültünün etkisi de büyüktür. Hızır ile ilgili çeşitli hikayelerde mevcuttur. Hızır ile İlyas’ın abu hayat suyunu bulmaları, Musa ile Hızır’ın birlikte yolculuğu ve kuru balığın canlanması gibi anlatılar bunların başında gelir. Bu hikayelerin batini açıdan değerlendirilmesi gerekmektedir. Gılgamış’tan, İskender efsanesine kadar bir çok efsane incelendiğinde benzerliklerin olduğu görülecektir.

    “HIZIR ORUCUNUN ZAMANI YÖREDEN YÖREYE DEĞİŞİKLİK GÖSTERİR”

    Hızır günlerinde pirler talipleriyle buluşur. Cemler bağlanır, kurbanlar tığlanır, kömbe ve kavutlar yapılır, Hızır lokmaları dağıtılır, türbeler, ziyaretler ve mezarlar ziyaret edilir. Hızır mekanlarına gidilir. Hızır orucu tarihleri Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde değişiklikler gösterse de Ocak ayının sonlarından itibaren başlar. Genel anlamda Şubat ayının ikinci Salı, Çarşamba ve Perşembe günlerinde tutulur. Hızır oruçları bu sene 12-13-14 Şubat tarihlerine denk gelmektedir. Ama mecburen bu tarihte tutulacak diye bir şart da yoktur. Oruçlar bazı yörelerde 7 gün tutulur. Dersim yöresinde köy köy, aşiret aşiret değişkenlik göstererek 4 farklı haftaya yayılır. Bu tamamen coğrafi şartlar ve pirlerin talipleriyle buluşabilmesiyle ilgili bir durumdur. Hızır orucu gece yarısından itibaren başlar ve akşam gün batımına kadar devam eder. Hızır oruçlarıyla beraber sadece bir yıl geride kalmaz aynı zamanda bütün canlılar açısından oldukça zorlu geçen kış şartları da yavaş yavaş sona ermeye başlar.

    “BİRBİRİMİZİN HIZIR’I OLALIM”  

    Hızır her daim mazlumun yanında zalimin karşısındadır. O adaletsizliğe karşı savaşandır. İnsanlar bu yüzden Hızır gibi yardımımıza yetişti demektedirler. Bu anlamda bizler de yaşadığımız coğrafyanın ve birbirimizin Hızır’ı olalım. Muhtaç olanın, düşenin elinden tutalım. Sevgiyi, kardeşliği, hoşgörüyü ve yardımlaşmayı öne çıkaralım. Hızır aşkına tuttuğunuz oruçlar, vereceğiniz lokmalar Hak katında kabul ola. Ulu dergaha yazıla. Yakılan deliller tüm insanlığa ışık tuta. Hak Muhammed Ali, Hünkar Hacı Bektaş Veli cümlemizin yardımcısı, Bozatlı Hızır yoldaşı ola. Aşk-ı muhabbetlerimizle. (HABER MERKEZİ)

    Fuaf Yol Erkan Kurulu

     

  • FUAF Yol Erkan Kurulu Başkanı Doğan’dan tepki: Aleviliğin temel taşlarıyla oynanıyor

    FUAF Yol Erkan Kurulu Başkanı Doğan’dan tepki: Aleviliğin temel taşlarıyla oynanıyor

    PİRHA – FUAF Yol Erkan Kurulu Başkanı Metin Doğan Dede, kaleme aldığı yazısında geleneksel Alevi yol erkanının sistemin saldırıları  ile erozyona uğradığını belirterek, Alevi toplumuna kazanımlarına sahip çıkarak saldırılara karşı mücadele çağrısında bulundu.   

    Fransa Alevi Birilikleri Federasyonu (FUAF) Yol Erkan Kurulu Başkanı Metin Doğan Dede, Alevi yol erkanının sistemin saldırıları  ile erozyona uğradığını belirterek “Alevi toplumu olarak bizi bizden başka herkesin tanımlamaya çalıştığı ve üzerimizde türlü oyunların oynandığı bir süreçten geçiyoruz. Daha önce genellikle kırsal alanlarda kapalı bir toplum olarak yaşayan Aleviler, yaşanan göçlerle birlikte bir geçiş döneminin arkasından bugün gerek Türkiye’de, gerekse Avrupadaki kentlerde ve metropollerde örgütlü bir güce sahip oldu. Yaşadığımız acılar, katliamlar bizi birleştirdi ve kurumlarımızda, cemevlerimizde verilen mücadele ile Alevi toplumu birçok kazanımlar elde etti. Fakat zaman içerisinde gerek sürekler arası ve yöresel farklılıklar, gerekse de dışarıdan gelen müdahaleler dolayısıyla haliyle erkannâmeler ve ritüeller gibi tartışmalar ortaya çıktı. Bunu fırsat bilen belirli kesimler tarafından sürekli Alevi değerlerine saldırılar gerçekleştirildi” ifadelerini kullandı.

    “GELENEKSEL ALEVİLİĞİN EROZYONA UĞRADIĞINI GÖRÜYORUZ”

    Dede Doğan, “Bilinçli bir şekilde içimize adeta bir bomba gibi Alevilik İslam içi veya dışı tartışmaları ortaya atıldı. Oysa bugüne kadar geçmişte köylerimizde böyle bir tartışmaya şahit olmamıştık. Geçmişte dergahlarda, ocaklarda, tekkelerde, muhabbetlerde yetişen pirlerin, dedelerin, anaların, babaların, dervişlerin, ozanların, kamil insanların toplumu irşad ederek sır ile günümüze kadar taşıdığı Alevilik bugün hemen herkesin üzerinde farklı yorumlar yaptığı, değişik kitaplarda farklı söylemlerle kavram kargaşasının ortaya çıkarıldığı bir duruma getirildi. Sonuç olarak günümüzde geleneksel Aleviliğin maalesef erozyona uğradığını görüyoruz” diyerek uyarılarda bulundu.

    “CEMLERE TİYATRO SEYREDER GİBİ GELENLERİN ANLATTIĞI ALEVİLİK ÇOK FARKLI”

    Doğan, şunları kaydetti:

    “Her geçen gün Alevilikle ilgili farklı yaklaşımlar ve yeni görüşler ortaya atılıyor. Dünyada bugüne kadar bir çok dinler, pagan inançlar, tasavvuf akımları, felsefi akımlar, tarikatlar ortaya çıktı. 4 bin 300 civarında farklı inanış, fırka ve mezheplerin var olduğu kabul ediliyor. Ama nedense Alevilerle uğraşıldığı kadar kiliselerle, camilerle, sinagoglarla, tapınaklarla, pahamlarla, papazlarla bu kadar uğraşılmıyor. Dünyada Alevilik kadar üzerinde oyunlar oynanan ve çekiştirilen bir inanç yoktur herhalde.
    İnançla, itikatla, ikrarla, maneviyatla yaşayarak öğrenilen Alevilik farklıdır, ama ömründe Pirinin dâr’ına durmamış, görülmemiş, sorulmamış, cemlere bile tiyatro seyreder gibi gelmiş gitmiş, gelenekten kopmuş, daha Yol’a talip bile olamamışken kendisini sırrı hakikate ermiş bir mürşid-i kamil gibi görenlerin ve gösterenlerin süslü sözlerle anlattığı Alevilik çok daha farklıdır!”

    “MUHARREM MATEMİ VE KERBELA BİLE TARTIŞILIR HALE GETİRİLMEYE ÇALIŞILDI”

    “Ne anlatırsanız anlatın, ne yazarsanız yazın, neyi eklemeye veya çıkarmaya çalışırsanız çalışın bu toplumun yaşadığı bir Alevilik vardır. Daha kendisi Alevi olamayanların Aleviliğe bir gömlek giydirmeye çalışması yanlıştır. Maalesef kendi inançsızlıklarını Alevilikmiş gibi anlatanların değerlerimizle oynayanların çabaları yolumuza zarar vermekten öteye gitmemektedir” diyerek tepkisini dile getiren Doğan, şöyle devam etti:

    “Nice erenleri evliyaları, aşıkları, uluları, kamil insanları bünyesinden çıkaran Alevi inancında aslında bütün güzellikler mevcuttur. Sevgi, saygı, hoşgörü, muhabbet vardır, insanı yüceltip merkeze koyan bir anlayış vardır, mistisizm vardır. Gönül gözüyle bakan insan nereye nazar kılsa Hak’kı orada görür, nereye dönerse dönsün Hakkın yüzü oradadır. Yeri gelir bir ağaca, bir ziyarete, bir türbeye, Rehberine, Mürşidine niyaz olur, Pirinden aldığı duadan, lokmadan, bağlamanın tınısından, sabah doğan güneşTen kutsiyet ve huzur bulur.
    Aleviler, Hızır’a, hazıra, cümle mevcudatı kendi varından var eden Hak’ka, binbir donda başgösteren, bu mülkün sahibi Şah-ı Merdan Ali’ye, Hünkar’a, Nebi’ye, Veli’ye, Ehlibeyte ve bütün geleneksel kutsal değerlerimize saygı duyar. Aşığın, Evliya çoktur, göremezsen yoktur dediği gibi, yeri gelir Hakkı bir Evliya’da görür, İnsan-ı kamil olur kendi özünde bulur.
    Son yıllarda özellikle belirli bir kesim tarafından ‘Alevilikte aslında bu yoktur şu önceden veya sonradan girmiştir’ söylemleri ortaya çıktı. Muharrem matemi ve Kerbela bile tartışılır hale getirilmeye çalışıldı.”

    “ALEVİLİĞİN TEMEL TAŞLARIYLA BU KADAR OYNANMASI YANLIŞTIR”

    Doğan’ın açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

    “Alevilik sadece ve sadece materyalist diyalektik bir bakış açısıyla yorumlanmaya çalışıldı. Çağa uyalım, zodyak takvimine uyalım, takım yıldızlarına bakalım derken insanlarda neye uyacağını şaşırdı. Bir tarafta içimizdeki Şii Caferi misyonerler, bir tarafta devletin, Diyanet’in asimilasyon çabaları, diğer yanda daha batın ve zahiri ayıramayanlar, ateizme, Zerdüştlük’e, Şamanizme, Sümerler’e bağlayanlar derken insanlar kutuplaştı. Her arkeolojik kazı çalışmasında yeni bir Alevilik tanımı yapılmaya çalışıldı.
    Kutsallarımız bilime, materyalizme, felsefeye, arkeolojiye uymuyor söylemleriyle insanlar gittikçe kendi köküne atasına dedesine yabancılaştı. Gelenekten ve köylerinde yaşadığı otantik, Alevilikten neredeyse koptu.
    Sözlü gelenek yorumlanırken referanslarımız olan ulu ozanlarımızın deyişlerinden sadece bazıları cımbızla seçildi, diğerleri görmezden gelindi. Darağacında bile yolundan dönmeyen, düşüncelerinden asla ödün vermeyen, biat etmeyen Pir Sultan’a bile deyişlerinde Takiyye yapmış denildi! Virani, Yemini, Hatati ve diğer ulularımızın hak kelamları görmezden gelindi.
    Aleviliği modern yaşama ve kent koşullarına uyarlamak kabul görebilir ama Aleviliği modernize ediyoruz deyip sil baştan bir Alevilik yaratmaya çalışmak doğru değildir. Kainatın varoluş koşullarına dayanan ve Kâlu bela’dan bu tarafa kadar geldiğine inandığımız Aleviliğin temel taşlarıyla bu kadar oynanması yanlıştır.”

    “İTİKATLI İNSANLAR OLDUĞU MÜDDETÇE BU YOL ASLA BİTMEYECEK”

    Dede Metin Doğan, “Biz Hakkı insanın gönlüne indirgemişiz. Hallac-ı Mansur, Nesimi, Fazlullah, Daimi … En-el Hak dedi ama bugün bilenin de bilmeyenin de ham ervah’ın da En-el hak dediği bir noktaya geldik! Benliğin, kinin, kibirin, ikiliğin, inançsızlığın, itikatsızlığın, ikrarsızlığın olduğu bedende Hak tecelli edebilir mi? Gönül birliğinin olmadığı, çıkar kavgalarının, vitrin tartışmalarının sıkça rastlandığı, insanlara kolayca gerici veya ateist damgasının vurulduğu günümüzde, bu kadar basit mi En-el Hak ? Bir lokma bir hırka nerede kaldı?” dedi.

    “CEMEVLERİMİZE GİREN KATİLLERE DUR DEYİP TEPKİ GÖSTERELİM”

    “Dinleri ve inançları bir tarihçinin gözüyle Sümerler’deki tabletlerden, Babillerdeki zigguratlara kadar, Hamburabi kanunlarından kutsal kitaplara kadar karşılaştırıp yorumlayabilirsiniz” diyen Doğan, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bir felsefeci gözüyle Neo Platonizm’le, Pysagor’la, diyalektik ile, idealizm ve metafizik düşünce anlayışı ile değerlendirebilirsiniz. Bir sosyolog gözüyle toplumsal etkileşimini inceleyebilirsiniz. İnançları neolitik çağlardan, ilkel komünal toplumlardan köleciliğe, feodalizme ve günümüz kapitalizm dönemine kadar değerlendirebilirsiniz ama Aleviliği illa ki bir yerlere yamamaya çalışmayın artık!
    Dünyada birçok coğrafyada büyük bir örgütlü güç haline gelmiş Alevi toplumunun her alandaki kazanımlarını artırmaya çalışalım. Artı değerler üretelim. Hak ve hukuk mücadelesini sürdürelim. Camilere giden gençlerimize sahip çıkalım! Cemevlerimize giren katillere dur deyip tepkimizi gösterelim. Tutuklanan yöneticilerimizi sahiplenelim. Dergahlarımızı geri alalım. Diyanetin elini cemevlerinin üzerinden çekmesini sağlayalım. Sivas’ı, Maraş’ı, Çorum’u, Dersim’i ve diğer katliamları tekrar yaşamamak için bir olalım iri olalım diri olalım. Bizi parçalayıp yoketmeye çalışan güçlerin eline koz vermeyelim.
    Sonuç olarak, bu gemi çok su aldı ama asla batmadı. Bu Yol’a inanan itikatlı, ikrarlı insanlar olduğu müddetçe de bu Yol asla bitmeyecek.”

    (HABER MERKEZİ)

  • FUAF Yol Erkan Kurulu’ndan uyarı: İnancımızda sahura kalkmak, iftar yok

    FUAF Yol Erkan Kurulu’ndan uyarı: İnancımızda sahura kalkmak, iftar yok

    PİRHA- Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) Yol Erkan Kurulu Başkanı Metin Doğan dede, Muharrem orucunun başlaması dolayısıyla bir açıklama yaptı. Doğan  “Muharrem orucu sürecinde Kerbela şehitleri ve insanlık tarihi boyunca katledilen cümle mazlumların yasını çekip onların yaşadığı acıları sessiz sedasız saygıyla yüreğimizde hissetmeye çalışacağız” dedi. 

    Muharrem ayına girilmesiyle birlikte Alevilerin matem orucu bugün başladı. 22 Eylül Cumartesi günü ise Muharrem orucu sona erecek.

    Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) Yol Erkan Kurulu Başkanı Metin Doğan dede, yazılı bir açıklama yaparak, “Muharrem orucu sürecinde Kerbela şehitleri ve insanlık tarihi boyunca katledilen cümle mazlumların yasını çekip onların yaşadığı acıları sessiz sedasız saygıyla yüreğimizde hissetmeye çalışacağız” dedi.

    Dede Metin Doğan, Matem süresince hanelerimizde, cemevlerimizde Kerbela şehitleri aşkına uyandırılan çerağlarla, verilen gülbanklarla gösterişsiz sade sofralarımızda lokmalarımızı pay ederek oruçlarımızı açacağız” diyerek, şunları kaydetti:

    “Tarih boyunca yaşadığımız tüm acıları Kerbela hırkasının altında biriktiren biz Aleviler, matem günlerinin ardından aşurelerimizi kaynatıp, cemlerimizi bağlayarak birliğimize dirliğimize vesile olması temennisiyle bu kutsal günlerdeki hizmetlerimizi tamamlayacağız.

    “ZALİMİN ZULMÜ BİTMEDİ”

    Toplumsal belleğimizde bir travma yaratan Kerbela olayının üzerinden neredeyse 1400 yıl geçmesine rağmen ne zalimin zulmü bitti, ne de zulme karşı direnenler tükendi. Tarihte bunlar hep başka isimlerle karşımıza çıktı ve günümüze kadar Kerbelalar daima varoldu. Yezit, Muaviye, Yavuz Selim gibi, Dehak, Nemrut, Firavun gibi zalimlerin karşısına Şah Hüseyin gibi, Pir Sultan, Kalender Çelebi, Demirci Kava ve Bedreddin gibi insanlığa ışık tutan nice değerlerimiz çıkarak mücadeleleriyle bize umut olup yol gösterdiler. Kâlu beladan bugüne kadar karanlık ile aydınlığın, haklı ile haksızın, doğru ile yanlışın, ezen ile ezilenin mücadelesi devam edip sürüp geldi. Biz Aleviler açısından, ‘zalimlerle birlikte varlık içinde yaşamayı alçaklık, zalime karşı durarak bulacağım ölümü ise yücelik sayarım’ diyen İmam Hüseyin ve Kerbela, haksızlığa karşı başkaldırının simgesi oldu. Hüseyin, karanlığa ışık tutmak için kendisini ve ailesini feda etti. Bu anlamda bizlerin, İmam Hüseyin ve yoldaşlarının çektikleri acılara rağmen gösterdikleri onurlu duruştan dersler çıkarıp, günümüzde yaşanan Kerbelalara karşı nasıl bir duruş sergilememiz gerektiğini daha iyi anlamamız gerekiyor.”

    Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) Yol Erkan Kurulu Başkanı Metin Doğan dede, 600’lü yıllarda İmam Hüseyin’in aile efradına, yoldaşlarına ve ehlibeyte yönelik yapılan zulüm ve katliamların benzerleri bugün başta Suriye ve Ortadoğu olmak üzere dünyanın değişik coğrafyalarında yaşanmaya devam ediyor.” dedi.

    “GRİ PASAPORTLU DEDELERE DİKKAT EDİLMELİ”

    Metin Doğan dede açıklamasına şöyle devam etti:

    “Bu kritik süreçte bizleri bekleyen tehlikeler ve zorluklar karşısında biz Aleviler kenetlenerek, birlik beraberlik içerisinde örgütlülüğümüze, dergahlarımıza, ocaklarımıza, kurumlarımıza daha da fazla sahip çıkmak zorundayız. Avrupa’da yaşayan Alevileri asimile etmek amacıyla özellikle Diyanet işleri tarafından gönderilen Gri pasaportlu dedelere dikkat edilmelidir. Bu yol düşkünlerinin kurumlarımızda herhangi bir hizmet yürütmesine müsade edilmemelidir.

    “SARAY DAVETLERİNE KATILANLAR KINANMALI”

    Matem süresince Türkiye’de İftar mevlütleri adı altında saray davetlerine katılan, iktidarın kulu kölesi olan sözde inanç önderleri ve yöneticiler kim olursa olsun kınanmalıdır. İnancımızın dört bir taraftan kuşatma altına alındığı bu süreçte Aleviliği bile kabul etmeyenlerin sahte davetlerle yaptıkları asimilasyon oyunlarından uzak durulmalıdır.”

    “İNANCIMIZDA SAHURA KALKMAK VE İFTAR GİBİ GELENEK YOK”

    Dede Metin Doğan 12 gün tutulan matem orucu boyunca yapılması gerekenleri de şöyle ifade etti:

    “Kul Nesimi’nin, ‘abdestimiz katlanmak, namazımız sabretmek, biz bir oruç tutarız ramazana benzemez’ diye belirttiği gibi bizim orucumuz diğer anlayışlardan farklıdır. Matem orucu başka inançlarla yarış yapmak anlayışıyla tutulmamalıdır, sadece yemeden içmeden oruç tutarak değil, bir ömür boyu olması gerektiği gibi elimize, dilimize, belimize sahip olarak, düşeni kaldırarak, yetimi doyurarak, ihtiyacı olanlara yardım etme anlayışıyla bugünlerin tamamlanması gerekmektedir. 12 gün boyunca her türlü gösteriş, şatafat, eğlence ve düğünlerden uzak durulmalıdır. Ayrıca inancımızda sahura kalkmak ve iftar gibi bir gelenek olmadığı gibi, oruç açımı (ağız mührü bozumu) dakika aranmaksızın günbatımıdır.”

    Dede Metin Doğan, Matem günlerinin sevgiye, hoşgörüye, tüm insanlığın birliğine ve kardeşliğine vesile olmasını diledi.   (HABER MERKEZİ)

     

  • FUAF’tan Doğan Dede’nin tutukluluk tepkisi: Kezban Ana adaletsizliğe direniyor

    FUAF’tan Doğan Dede’nin tutukluluk tepkisi: Kezban Ana adaletsizliğe direniyor

    PİRHA- Alevilere yönelik yapılan baskılara ilişkin konuşan Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) İnanç Kurulu Başkanı Metin Doğan, tutuklu Alevi kurum yöneticilerinin derhal serbest bırakılmasını istedi. 

    Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu İnanç Kurulu Başkanı Dede Metin Doğan, Alevilere yönelik baskıcı uygulamalara tepki gösterdi.

    Tutuklanan Erzincan PSAKD üye ve yöneticilerinin 13’ü hakkında tahliye kararı verilirken, PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Erol Yeter, Erzincan Şube üyesi Murat Demiray ve Alevi yurttaş Alican Sünbül’ün ise tutukluluk halinin devamına karar verildi.

    Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu İnanç Kurulu Başkanı Dede Metin Doğan, PSAKD Erzincan yöneticilerinin 5 aydır haksız ve hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulduğunu hatırlattı.

    Yine Küçük Armutlu cemevine yapılan baskınına da değinen Doğan, “İbadethanemize yapılan saygısızlığı ahlaksızlığı dile getirdiği için içeri alınan dernek başkanı Zeynep Yıldırım halen tutuklu bulunuyor. 80 yaşındaki Kezban ana ise bu adaletsizliğe karşı direniyor” ifadelerini kullandı.

    “SESİMİZİ YÜKSELTMEK ZORUNDAYIZ”

    “Alevi toplumu olarak bu hukuksuzluğa karşı sesimizi yükseltmek zorundayız” diyen Doğan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Sarı öküz hikayesini birçoğumuz defalarca dinlemişizdir. İşte bugün yöneticilerimiz birer birer gözaltına alınırken ‘nasıl olsa bize bir şey olmaz, o yöneticiler zaten düzenin bize çizdiği çemberin dışına çıktığı için tutuklanıyor’ diye düşünenler! Bir gün o çember iyice daraldığında sıra bize geldiğinde etrafımızda yardım isteyebileceğimiz veya birlikte mücadele edebileceğimiz hiçbir gücün kalmadığını anladığımızda çoktan iş işten geçmiş olacaktır. Yakın tarihimizden günümüze bir baktığımızda Cumhuriyetin kuruluş döneminde Anadolu’da nüfusun neredeyse üçte biri Aleviyken bugünkü demografik yapı ve gidişat ortadadır.”

    “ALEVİ TOPLUMU SİNDİRİLMEK İSTENİYOR”

    Dede Metin Doğan zorunlu din derslerine de değinerek, “Asimile edilen çocuklarımız, avlusuna cami dikilen ve işgal edilen dergahlarımız, devlet eliyle kurulup yönetilen Alevi kuruluşları, Diyanet tarafından yetiştirilen maaşlı asimilasyoncu dedeler gibi Aleviler üzerinde oynanan oyunlar bitmiyor. Yapılan bu operasyonlarla tarih boyunca egemen iktidarlar tarafından potansiyel bir tehlike olarak görülen ve kıyımlardan, katliamlardan geçirilen Alevilerin örgütlü gücü hedef alınmaktadır. Amaç her daim haksızlığa ve zulme boyun eğmeyerek ezilenlerin ve mazlumun tarafında olan Alevi toplumunu sindirmek, pasifize etmek ve düzene yedeklemektir” dedi.

    “TUTUKLANAN TÜM CANLAR SERBEST BIRAKILMALI”

    Yaşanan bu adaletsizliğin ve hukuksuzluğun karşısında tüm toplumun daha duyarlı davranarak birlik beraberlik ve dayanışma içerisinde olması gerektiğini kaydeden Doğan, “Bizleri tehdit eden, yok etmeye çalışan güçlerin çabalarını boşa çıkarması gerekmektedir. Bu anlamda tüm canların, dostların yaşanılan bu haksızlıklar karşısında daha duyarlı davranmalarını ve birtakım asılsız iddialarla tutuklanan canlarımızın bir an önce serbest bırakılarak görevlerinin başına geri dönmelerini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/FRANSA