Etiket: metin karataş

  • Sanatçı Metin Karataş: ‘En-El Hak-Hakikati’ albümü bilinçli asimilasyona karşı bir duruştu

    Sanatçı Metin Karataş: ‘En-El Hak-Hakikati’ albümü bilinçli asimilasyona karşı bir duruştu

    PİRHA-Sanatçı Metin Karataş’ın 13 eserden oluşan “En-El Hak-Hakikati” adlı yeni albümü müzikseverler ile buluştu. Albüme dair PİRHA’ya konuşan Karataş, “İçimizde olmayan değerleri Alevi kültürünün içine sokmaya çalışanlara, bilinçli asimilasyona karşı bir duruştu. Bu duruşu binlerce yıllık isimsiz tarihimizde bilinmeyen ustalar ve yol erenlerine saygı gereği yapılması gerektiğini düşündüm” dedi.

    Halk müziği sanatçısı Metin Karataş‘ın “En-El Hak-Hakikati” adlı albümü çıktı. Karataş, yeni albümünü katledilen Hallac-ı Mansur’un anısına ithaf ettiğini açıkladı. 26 Mart 922 tarihinde katledilen Hallac-ı Mansur’un ölüm yıldönümü olan 26 Mart (2022) günü çıkarılan ve 13 eserin yer aldığı albüme dair PİRHA‘ya konuşan Metin Karataş, “Hallac-ı Mansur’u sevgi, saygı ve minnetle anıyoruz. Biz Hallâc-ı Mansur yoldaşları, talipleri, yol erleri olarak, onun göstermiş ve aydınlatmış olduğu yoldan, korkmadan, yılmadan, hak ile hak olana kadar devam edeceğiz. İnancı, direnci ve anısı yolumuza ışık olmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

    “FELSEFEMİZ VE BİNLERCE YILLIK TARİHİMİZİN BİR ÖZETİ GİBİ”

    “Öncelikle bu bir müzik çalışması, albüm süreci olarak değerlendirilmemeli” diyen Karataş, albümü sanatsal çalışmanın ötesinde gördüğünü belirtti. Karataş, şöyle konuştu:

    “Bu yaşadığım süreç içindeki hayata, kültürüme ve müzikal bakışıma dair birçok öğretinin öğrettiği şeylerin aslında bir süreci. Üç, dört aylık bir albüm süreci değil, bir birikimin sürecidir. Bir felsefenin ve binlerce yıllık bir tarihin özetinin okunması gibi algılayabiliriz aslında bu süreci. Beni gerçekten de heyecanlandıran bir süreç. Bugüne kadar değerlerimizin, kültürümüzün, yolumuzun üzerinde oldukça tepinildi. Asimile edilmek için farklı yerlere çekildi. Buna artık bir ‘dur’ demenin zamanı geldi.

    “ALEVİLİĞİ DÖRT DUVAR ARASINA SIĞDIRANLARA BİR ÇIĞLIKTIR”

    İçimizde olmayan değerlere özellikle Farsi ve Arabi, Arap çöllerinden uzantılarını getirip Alevi kültürünün içine sokmaya çalışanlara, bilinçli asimilasyona karşı bir duruştu. Bu duruşu binlerce yıllık isimsiz tarihimizde bilinmeyen ustalar ve yol erenlerine saygı gereği yapılması gerektiğini düşündüm. Bunun en önemli şeylerinden birisi de bin yüz yıl önce katledilen pirimiz, yol önderimiz Hallac-ı Mansur’un bize örnek bıraktığı duruşudur. Kanı ve bedeniyle ödediği bedelin bize hala yol gösterdiğinin bir devamıdır. Binlerce yıllık bir geçmişin bize yüklemiş olduğu bir görev olarak addediyorum.

    Sadece bir müzisyen olarak değil, bu yolun evladı olarak bu görevi kendime verilmiş gibi hissediyorum. Çünkü geleceğe de bizim bırakabileceğimiz bir şeyler olmalı. Bu uğurda bedel ödeyenlerin üzerinde tepinenlerin bugün Alevi değerlerini kurumlara, koltuklara hapsedenlerin, dört duvar arasına Aleviliği sığdıranların duruşlarına karşı bir çığlık olarak, bin yüz yıl öncesinde Hallac-ı Mansur’un bir çığlığı olarak anlayabilirsiniz. O nedenle bunu sanatsal bir çalışmanın çok ötesinde görüyorum.”

    “DİYANET AKADEMİSİNİN TBMM’DE KABUL EDİLMESİ, DENİZLERİN İDAMINA ‘EVET’ DİYENLERİ AKLIMA GETİRDİ”

    Karataş, Diyanet Akademisi’nin TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmesine de değinirken, şunları söyledi:

    “Adımız ‘laik, sosyal, hukuk devleti’ ama ne yazık ki laikliğin içini boşaltan insanların bizden olması, bizden görünmesi; hayata bizim gibi baktıklarını söyleyen insanlar tarafından da aslında laikliğin altının oyulduğunu görmek çok acı. Çünkü Kuran eğitim merkezleri, İlahiyat Akademileri gibi şeylerin kurulmasına bizim ‘laik, sol’ dediğimiz partilerimizin de yani CHP içinde 22 milletvekilinin ‘evet’ demesi, diğerlerinin katılmaması, HDP gibi sol görünen bir partinin katılmaması, dolaylı olarak evet vermesi, TİP’in bu olayı görmemesi, bir tane ‘ret’ oyunun bile çıkmaması bana 1970’lerde Deniz Gezmiş’lerin idamına ‘evet’ diyen CHP’li milletvekillerini, çekimser kalan, oylamaya katılmayan milletvekillerini hatırlattı.

    “YOL ÖNDERLERİMİZİN BIRAKTIĞI MİRASIN ÇIĞLIĞIDIR”

    CHP ve HDP’nin tavrı da bu anlamda benim için ikiyüzlülüktür. Buna ‘evet’ diyenler ne yazık ki Hallac-ı Mansur’u katledenlerden, Sivas’ta insanları yakanlardan, Nesimi’nin derisini yüzenlerden bir farkının olmadığını düşünüyorum. Ben öncelikle bir Kızılbaş’ım. Benim bir misyonum var. Benim yol önderlerim, bu yolda serini veren, bedenini yatıranlar bugün bize ışık olmaya devam ederken, bu değerler üzerinde tepinerek, duramam. Buna da sessiz kalamam. Her mecrada da bu düşüncelerimi zaten söylüyorum. Bu albüm de aslında yeniden bir isyandır. Sessiz bir çığlıktır. Bin yüz yıl öncesinde Hallac-ı Mansur’un, onun öncesinde nice isimsiz yol önderlerimizin bize bıraktığı mirasın çığlığıdır.”

    “TAKKE TAKIP, CÜBBE GİYEN DEDELER ALEVİLİĞİ TEMSİL EDEMEZ”

    Alevi kurum temsilcilerini de eleştiren Karataş, “Bu çığlık aynı zamanda özellikle son dönemde Alevi kurumlarına da karşı bir çığlıktır. Alevi kurumlarının koltuklarını işgal eden Alevi kurum temsilcilerinin yüzde 90’ından fazlasının aslında, belki içinde çok iyi niyetli insanlar var ama kurumların sessiz kalmasına karşı ve cemevlerinin Aleviliğin dört duvar arasına sığdırılmasına karşı bir çığlıktır. Cemevlerinin aslında farkında olmadan Aleviliğin mezarı olduğunu söylemek istiyorum. O yüzden bu çığlık onlara da karşıdır. Sadece katledenlere karşı değil. İçimizdeki Hızır Paşalara da karşı. Aleviliğin bir yol olduğu, hiçbir din içerisine sığamayacak kadar büyük olduğunu, Aleviliğin hala evrensel değerlerinin tüm dünya ülkelerinin sahiplenmeye çalıştığı değerleri binlerce yıl evvelinden sahiplenen bir inanç sistemi olduğunu söylüyoruz. Birçok şeyi Alevilik binlerce yıl önce çözmüştü. Pirimin dediği gibi “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.” Bugün takke takıp, cübbe giyen dedeler Aleviliği temsil edemez. Bu çığlık onlara karşı da” diye konuştu.

    Barış KOP / İSTANBUL

  • ‘Diyanete ‘hayır’ diyeceğimize ‘bize de pay verin’ demek Alevice değildir!

    ‘Diyanete ‘hayır’ diyeceğimize ‘bize de pay verin’ demek Alevice değildir!

    PİRHA- Sanatçı Metin Karataş, iktidarın, cemevlerine yönelik politikalarına ilişkin görüş belirterek, “Osmanlı’dan bu yana, bizim vergilerimizle finanse edilen cami, mescit, Kur’an kursları ve din adamlarına verilen paylarımızın artık verilmesine ‘dur’ dememiz gerekirken, rızasız lokmalardan ‘bize de pay verin’ demek Alevice değildir” ifadelerini kullandı.

    AKP iktidarının görevlendirdiği kimi isimlerin cemevlerini dolaşarak “talepler raporu” hazırlaması ve ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “58 ilde 1585 cemevini ziyaret ettik” sözü yeni tartışmalara da zemin hazırladı.

    Alevi toplumunun büyük çoğunluğu, cemevi inşası için devletten hiçbir talepte bulunmayacağını dile getirerek “Eşit yurttaşlık” konusundaki ısrarını yineledi.

    “RIZASIZ LOKMA YİYENLER BİZDEN DEĞİLDİR”

    Sanatçı Metin Karataş da iktidarının, cemevlerine dönük girişimlerini eleştirerek “Aleviler, rızalık ile verilen lokmalarla bugüne kadar geldiler” mesajını verdi. Karataş, yaptığı yazılı açıklamada “Alevilerin ibadethanesi dört duvar arası değildir!” diyerek şu açıklamayı yaptı:

    “Alevilerin cem erkanı sadece ibadet değil aynı zamanda bir hak mahkemesidir, sosyal dayanışmadır, eğitimdir, felsefedir, arınmadır, kötülüğün dışlanması iyiliğin içselleştirilmesidir, sınıfsız bir okuldur, kadının-erkeğin olmadığı cinsiyetsiz toplum olan candır, resimlerin kişilerin değil özün kutsandığı ve sevgi ile beslendiği reaktördür, ahlak ile abdest alıp vücut kabesinde her an ibadette olan özdür, silahtan etkili kılıçtan keskin sözdür. Kısaca Alevilik, bir kişinin ya da sınıfın kurduğu bir tarikat, mezhep veya cemaat değil, bugüne kadar dara çekilmiş, derisi yüzülmüş, kuyulara atılmış bazılarının adını, sanını bile bilmediğimiz yol erenlerinin sürdüğü ilimin rehberliği ve sevginin ışığı ile aydınlatılmış ikrar verilerek girilen, ancak kamil canların yaşayabildiği rıza şehrine giden bir yoldur.

    Pirimizin de dediği gibi; ‘İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.’

    Kendine imtiyazlı haklar kazanmaya çalışan kurum, kişi ya da ruhban sınıfından olanların, bir yerlerle Alevilik adına pazarlıklar yapmaları sadece kendilerini bağlar.

    Bugün cemevlerine ibadethane statüsü verilmesini isteyenlerin, aslında istemeleri gereken şeyin Diyanete, camilere aktarılan bütçelerin ve imam maaşlarının devlet bütçesinden ödenmesine karşı çıkmalarıdır. Osmanlı’dan bu yana, bizim vergilerimizle finanse edilen cami, mescit, Kur’an kursları ve din adamlarına verilen paylarımızın artık verilmesine ‘dur’ dememiz gerekirken, rızasız lokmalardan ‘bize de pay verin’ demek Alevice değildir. Rızasız lokma yiyenler bizden değildir, ister Alevi, ister Sünni, ister Müslüman, İster Hıristiyan olsun benim vergimden verilen her kuruş haram-zehir zıkkım olsun.

    Doğru olan her inanç kesiminin ibadethanesinin, din görevlisinin, elektrik-su dahil tüm giderlerinin kendileri tarafından karşılanmasıdır. Devlet sadece illegal yapılara karşı dışarıdan denetleme görevini yürütmelidir. Asıl o zaman bizim sırtımızdan beslenip semirtilen yobazlıkla ve gericilikle başa çıkabiliriz. Yüz bine yakın cami ve yüz bin den fazla personele ödemiş olduğumuz milyarlarca liraya ‘dur’ diyeceğimize, devletten ‘Bize de pay verin. Biz de sizin Diyanetinizin verdiği fetvaları, cemlerimizde toplumumuza anlatalım ve devletin Alevisi olalım’ söylemini anlamak mümkün değildir!

    Devletle Alevilik pazarlığı yapanlar bilsinler ki; biz, devletin, kurumların ve kişilerin değil, bugüne kadar bu yolu, edeb erkanı süren, gerektiğinde bedenlerini ölüme yatıran, pirlerimizin ve yol önderlerimizin izinden giden Alevi-Kızılbaşlar olarak, asimile olmadan, dahili Hızır paşalara, harici Muaviyelere karşı korkmadan direnmeye devam edeceğiz!”

    (HABER MERKEZİ)

  • Avusturya’da St. Pölten Cemevi 31 Ekim’de açılıyor!

    Avusturya’da St. Pölten Cemevi 31 Ekim’de açılıyor!

    PİRHA- Avusturya’nın St. Pölten Eyaleti’nde yaşayan Aleviler, mülkiyetini de aldıkları cemevinin açılışını 31 Ekim’de saat 14:00’te yapacak. 

     Avrupa Alevi Birlikleri Bileşenleri St. Pölten Cemevi 31 Ekim’de açılıyor. Saat 14:00’te yapılacak açılışta AABF Bileşenleri St. Pölten Başkanı Ali Çimen, AABF Genel Başkanı Özgür Turak, AABF İnanç Kurulu Başkanı Haydar Bilgin ve St. Pölten İnanç Kurulu adına Ali Akbaba, konuşmacı olarak yer alacak.

    Cemevi açılışında Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker, Ana Zekiye Bilgin, AABK Örgütlenme Sorumlusu Mehmet Ali Çankaya, St. Pölten Belediye Başkanı Mathias Stadler, Avusturya Kadınlar Birliği Başkanı Ülker Sinci, HDP Milletvekili Zeynel Özen ile CHP Milletvekili Orhan Sarıbal da bulunacak.

    Sanatçı Metin Karataş, Taner Özdemir ve Gülistan Keleş de açılış etkinliğinde sahneye çıkacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sanatçı Karataş: Zalimler, yol düşkünleri bilsinler ki boyun eğmeyeceğiz-VİDEO

    Sanatçı Karataş: Zalimler, yol düşkünleri bilsinler ki boyun eğmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA-Halk müziği sanatçısı Metin Karataş, Erdal Erzincan ve Tolga Sağ ile birlikte Engin Nurşani’nin Hakk’a uğurlanmasında, bağlama çalıp nefes okumalarına sosyal medyadan gelen saldırılara yönelik konuştu. Karataş, “Beni korkutamazlar. Korksaydım bu kelimeleri etmem, sazı da çalmam, sazıma da ihanet etmiş olurum” dedi.

    Sanatçı Engin Nurşani’nin Hakk’a uğurlanmasında, bağlama çalıp nefes okumalarının ardından sosyal medya üzerinden hedef haline getirilen sanatçı Metin Karataş, Can Tv’nin ‘Hızır Muhabbeti’ özel programında konuştu.

    Tehditlerin kendisini korkutmadığını ve tehditlere karşı da Alevi toplumunun birbirine sıkı sıkı sarılması gerektiğini belirten Karataş, “Desteğiniz çok önemli. Aslında burada hedef Metin Karataş değil, Metin Karataş’ın gıyabında bu toplumda dik duran, sesini çıkaran insanları bire bir yok edip, o topluma korku vermek. Yoksa beni zaten korkutamazlar. Korksaydım, zaten bu kelimeleri etmem, sazı da çalmam, sazıma da ihanet etmiş olurum” dedi.

    “BİZİM DEĞERLERİMİZ; İLİMDİR, İRFANDIR”

    Karataş, “Bizim değerlerimiz ilimdir, irfandır. Bizim ışığımız ilimdir. Biz ilimin ışığından gideriz. İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. Hurafelerle yaşayan bir toplum değil, bizler eğitilmiş gençlerimizle geleceği ve dünyayı tanımlayacak, bunu geleceğe taşıyacak insanlarız” diye konuştu.

    “METİN KARATAŞ SADECE BİR SEMBOL”

    Kendisinin yalnızca bir sembol olduğunu söyleyen sanatçı, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Ben kendi gördüğüm, kendi yaşadığım, bildiğim Aleviliği tanımlamak zorundayım. Çünkü bizler, ozanların ışığından gelmiş deyişlerimizden feyz aldıysak, Aleviliği de tanımlamaya az çok hakkımız olduğunu düşünüyorum. Belki birileri farklı tanımlar. Bizler gerçeğin demine ‘hü’ demiş aşıkların izinden gittiğimiz için biat etmeyeceğimizi bilsinler. Metin Karataş sadece bir sembol. Bizlerin canı, ne Hallacı Mansur’dan ne Nesimi’den ne de Pir Sultan’dan daha değerli değil. Zalimler, yol düşkünleri bilsinler ki boyun eğmeyeceğiz. Çünkü gücümüzü, desteğimizi, enerjimizi yolumuzdan ve pirlerimizden alıyoruz.”

    Diren SATI/İSTANBUL

     

  • Karataş ve Erzincan’dan tehditlere yanıt: Nefeslerimiz Hakk’ın nefesidir, kutsalımızdır!

    Karataş ve Erzincan’dan tehditlere yanıt: Nefeslerimiz Hakk’ın nefesidir, kutsalımızdır!

    PİRHA- Halk müziği sanatçısı Metin Karataş’ın, Erdal Erzincan ve Tolga Sağ ile birlikte Engin Nurşani’nin Hakk’a uğurlanmasında bağlama çalıp nefes okumalarına sosyal medyadan saldırılar sürüyor. “Yarın olsa yine sazımı alır giderim” diyen Metin Karataş, “Pir Sultan’ın izinden giden sanatçılar bu yoldan geri adım atarlarsa çaldıkları saza da söyledikleri deyişe de ihanet ederler” dedi. Erdal Erzincan ise “Ozanların söylediği nefesleri Hakk’ın nefesi olarak görüyor, söyledikçe içimizi yıkıyoruz. İbadet de zaten bu değil midir?” diyerek saldırıları kınadı.

    Sanatçılar Metin Karataş, Erdal Erzincan ve Tolga Sağ, Engin Nurşani’nin İstanbul Sancaktepe Cemevinde yapılan cenaze töreninde bağlama eşliğinde nefes okumalarının ardından kimi gerici gruplar tarafından hedef alındılar.

    Sosyal medya hesaplarından ağır hakaretlerle karşılaşan Metin Karataş, “Nefes okumamıza karşı linç girişiminde bulunanlara en çok karşı duranlardan birisi olduğum için en çok saldırıya uğrayan da ben oldum” diyerek yaşadıklarını PİRHA‘ya anlattı.

    Facebook ve Twitter hesapları üzerinden tehdit ve küfürlere maruz kalan Metin Karataş, “Ağır küfürler aldım. Hatta özür diletmek dahi istediler. Ben de böyle bir özür dilemenin atalarımdan Pir Sultan’ı bir daha astırmak anlamına geleceğini, başımı eğmeyeceğimi söyledim” dedi. Karataş, toplum olarak bu tür saldırılara karşı dik durmak gerektiğini söyleyerek bir grup tarafından, asimilasyon amaçlı faaliyet yürütüldüğünü belirtti.

    “SALDIRGAN GRUPLAR, HZ. ALİ, HZ. HÜSEYİN VE ZÜLFİKAR RESİMLERİ KULLANIYOR”

    Karataş, saldırgan grubun özellikle sosyal medya profillerinde Hz. Ali, Hz. Hüseyin ve Zülfikar resimleri kullandıklarını belirterek, “Bu hesapların çok büyük bir asimilasyona hizmet ettiğini gördüm. Şahsıma yönelik tehditlerin birçoğu da bu sayfalardan geldi. Bu süreçte Pir Sultan Abdal Genel Merkezinin açıklama yapması çok önemli. Kurumsal açıklamalar önemli yer tutuyor. Bizler bir yere kadar karşı durabiliyoruz” ifadelerini kullandı.

    “KİŞİNİN VASİYETİ OLURSA BAĞLAMAMIZI KİMSEDEN KORKMADAN ÇALARIZ”

    Metin Karataş, Alevi toplumunda, bağlamanın birçok erkanda çalındığını vurgulayarak şunları söyledi:

    “Cemlerimizde olan bağlamanın Hakk’a yürüme erkanlarında da çalınabileceğini söyleyebilirim. Bunu bir şart olarak değil, kişinin vasiyeti olursa eğer o erkanda bağlamamızı hiç kimseden korkmadan çalarız. Yarın böyle bir durum olsa ben Metin Karataş olarak sazımı alır yine giderim. Hiçbir korku bizi yıldıramaz. Pir Sultan’ın izinden giden, özellikle kendisini ‘Alevi sanatçı’ olarak Aleviliğin temsilcisi olan saçılardan görenler böyle bir yolda geri adım atıyorlarsa o çaldıkları saza da söyledikleri deyişe de ihanet ettiklerini düşünürüm.”

    “KUTSAL SAYDIĞIMIZ BAĞLAMA SON GÖREVDE NEDEN REDDEDİLİYOR?”

    Hakk’a yürüme erkanında bağlama eşliğinde nefes okuyan bir diğer isim Erdal Erzincan ise tepki gösterenlerin ‘Yol’u bilmeyenler’ olduğunu söyledi.

    Sanatçı Erdal Erzincan, “Alevileri asimile etmeye çalışan bir zihniyet tarafından provoke ediliyor” diyerek yaşananlara karşı şu yorumda bulundu:

    “Ölene kadar kutsal saydığım, ibadet ettiğim bir enstrüman orada, son görevde neden reddediliyor? Halbuki bütün ibadetini onunla gerçekleştirmişsin. Son anda mı bunun yanlış olduğunu söylüyorsun? Bu anlamsız bir tepki. O zaman cemevlerini de camiye çevirelim olsun bitsin! Yani inkarcı düşünce çok yanlış. Ayrıca Yol’umuzun gereği olarak bu ölüm nefesleri bazı bölgelerde de ‘dil verme’ adı altında yapılagelen bir ritüeldir. Bir zaman sonra mahalle baskısından dolayı o gelenek terkedilmiş. Biz yeniden bunu gündeme getirmeye çalışıyoruz. Toplum tarafından da oldukça olumlu karşılandı.”

    “NEFESLERİMİZLE GÖNÜL BİRLİĞİ OLUŞTURDUK”

    Erdal Erzincan, Nurşani’nin uğurlandığı törende nefeslerle ‘gönül birliği’ oluşturulduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Oradaki toplumla, ibadet eder gibi o ruh haliyle bir dem yaşadık. Eğer yanlış bir şey yapsak toplum da tepki gösterebilir. Bir cem de insanlar nasıl ki ruh ve gönül birliğine gelebiliyorsa o gün de aynen Engin Nurşani’nin işaret ettiği gibi insanlar o ruh haline geldi. Amaç da zaten bu değil miydi? Cemlerimizin bu zamana kadar yarattığı duygu, insanları o gönül birliğine getirmek ve birlikte Hakk ve Hakk olmak değil mi? O gün de herkes buna hizmet etti. Uğurlama erkanında orada bulunan dostlarla Hakk ve Hakk olduğumuzu düşünüyorum.”

    “SAZ İLE NEFESLERİ SÖYLEDİKÇE İÇİMİZİ YIKADIĞIMIZI ANLIYORUZ”

    Bağlama ve Nefes’in Alevi inancında önemli bir yer edindiğini ifade eden Erdal Erzincan sözlerine şöyle devam etti:

    “O erkanda elimize saz alıp seslendirmişsek içimizdeki bir ihtiyaçla yapmışız demektir. Biz bu sazla ve bu sazın gövdesinde taşınan o ulu ozanların söylediği şiirleri, nefesleri Hakk’ın nefesi olarak görüyoruz. O nefesleri söyledikçe içimizi yıkadığımızı anlıyoruz. İbadet de zaten bu değil midir? Bir Hristiyan, İncil’e nasıl bakıyor ise ben de nefeslerime böyle bakıyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Sanatçı Karataş: Cemlerde saz çalınıyorsa devriyede neden çalınmasın?

    Sanatçı Karataş: Cemlerde saz çalınıyorsa devriyede neden çalınmasın?

    PİRHA- Halk müziği sanatçısı Metin Karataş’ın Engin Nurşani’nin sırlama erkanında bağlama çalıp deyiş okuduğu video Twitter tarafınca silindi. Duruma tepki gösteren Karataş “Asimilasyonu amaçlayanlar, Alevi örgütleri içerisinde yer alıp cemevlerini de ele geçirdiler. Bu kişiler bir tür ‘Truva atı’ görevi görmeye başladılar” dedi.

    Sanatçılar Metin Karataş, Erdal Erzincan ve Tolga Sağ, Engin Nurşani’nin Sancaktepe Cemevi’nde yapılan cenaze töreninde bağlama eşliğinde deyişler okumuştu.

    Metin Karataş, ilgili anlara dair videoyu Twitter hesabından paylaşarak “Engin Nurşani’yi bağlı olduğu Kızılbaş Alevi yolunun sırlama erkanına göre deyişlerimizle ona, bize ve yolumuza yakışır şekilde uğurladık” notunu yazmıştı. Ancak Twitter yönetimi, Karataş’ın ilgili videosunu hiçbir gerekçe göstermeden sildi ve 12 saat paylaşım yapamama sınırlandırması getirdi.

    “BU BİR İHANET DÖNGÜSÜDÜR”

    Karataş ilgili videonun kaldırılmasında ‘İran’cı ve Diyanet destekli Alevi dernek yöneticilerinin’ payı olduğunu söyledi. Karataş, “Yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan Alevi öğretisinden rahatsız olan kesimler, Alevi kimliğine girerek asimilasyona başladılar” ifadesini kullanarak şunları aktardı:

    “Asimilasyonu amaçlayanlar daha çok Alevi örgütleri içerisinde yer alıp cemevlerini ele geçirerek geleneklerimizi içten içe yok etmek için bir tür Truva atı görevi görmeye başladılar. Bu uğurda binlerce insan katledildi ama Aleviler zorla döndürülemedi.

    Sadece koltuk ve makamlarını korumak için Alevi kurumlarında bulunanlar, bu inancı asimilasyona başladılar. Bu bir ihanet döngüsüne dönmüştür. Affedilecek bir şey değildir. Hızır Paşaların şekli değişmiştir. Bugün Pir Sultan yaşasaydı eğer bu takiyeci Aleviler, Pir Sultan’ı ihanetçi olarak görebilirdi. Seyid Nesimi’nin derisini bunlar yüzebilirdi. Bu sebeple Aleviler artık ayağa kalkmalı. Kendi özlerine sahip çıkıp edebine, erkanına dönmeli. O cemevlerini özüne döndürmeli ya da cemevlerine gitmeyi kesmeli. Artık cemevleri sadece para kazanmak amacıyla yapılmaya başlandı.”

    “BAĞLAMADAN KORKUYORLAR”

    Alevi cenaze erkanında enstrümanla sırlamanın yapılabileceğine vurgu yapan Karataş şöyle devam etti:

    “Aleviliğin en yüce ortamı cemlerdir. Hakk ve batıni yorumların yapıldığı en ilahi yerler cemlerdir. Buralarda saz çalınıyorsa bir devriyede neden çalınmasın? Bizde ölmek yoktur. ‘devir olmak’ vardır. Biz orada ölüye falan saz çalmıyoruz. Bizim geleneklerimizde bu vardır. Saz çalmak sadece bize özgü değildir. Örneğin Azerbaycan Alevileri de cenaze uğurlamada enstrüman çalarlar.

    Rahatsızlık duyan bu kişiler, bağlamadan korkuyorlar. Çünkü bağlama çalan aşık ve sadıklar, bu toplumun önderleri, yol göstericileridir. Fakat kimileri ruhban sınıfı yaratmaya çalışıyor. El öptürerek dede olacaklarını sanıyorlar. Dedelikte el öpme yoktur. El öptüren adam da dede olmaz. Bizde ‘niyaz olmak’ vardır. O da omuzdan omuzadır.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Sanatçılardan MESAM’a kayyum atanmasına tepki: Hukuksal boyutu yoktur

    Sanatçılardan MESAM’a kayyum atanmasına tepki: Hukuksal boyutu yoktur

    PİRHA-MESAM’a kayyum atanmasına sanatçılar tepki gösterdi. Sanatçılar Metin Karataş, Hasan Ali Sezer ve Cihan Çelik, bu yapılanın hukukta ve adalette yeri olmadığını vurgulayarak tamamıyla keyfi bir uygulama olduğuna dikkat çektiler. 

    Kültür Bakanlığı’nın MESAM’a kayyum atamasına sanatçılar tepki gösterdiler. MESAM üyesi sanatçı Metin Karataş PİRHA’ya yaptığı açıklamada, “Bir kişinin iki dudağı arasındaki bir istekle alınmış bir karardır. Hiçbir hukuksal boyutu yoktur” dedi.

    Karataş, genel müdürlüğün hukuksuz bir emri kendilerine uygulatmaya çalıştığını, kayyumun bağlı bulundukları 5846 sayılı yasaya aykırı olduğunu kaydetti.

    “BELİRLENEN İSİMLER ORHAN GENCEBAY’IN YAKIN EKİBİDİR”

    Kararı değerlendireceklerini ve hukuksal olarak neler yapabileceklerine bakacaklarını ifade eden Karataş, gerekli her türlü eylemi yapacaklarını belirterek “Kendi hakkımızı savunamazsak 9 bin üyenin hakkını savunamayız orada” dedi.

    Karataş, kararın hukuksuz olduğunun duyurulması gerektiğine de dikkat çekerek, “Şikayette bulunanları atamaları da ilginç. Tarafsız kimseleri de atamıyorlar. Orhan Gencebay’ın belirlediği kişileri atıyorlar. Tamamıyla Orhan Genecebay’ın iki dudağı arasında kimleri göstermişse onlar atanıyor. Zaten belirlenen isimler de Orhan Gencebay’ın yakın ekibidir. Bakanlığın böyle şahsi bir şeyde bulunması da doğru değildir” ifadelerine yer verdi.

    Sanatçı Hasan Ali Sezer ile Cihan Çelik de tepkilerini sosyal medyadan şöyle dile getirdiler:

    Hasan Ali Sezer

    “MESAM’a kayyum atadılar. Tıpkı öncekiler gibi seçimle geldiler… Kendinden olmayan her kuruma kuruluşa saldırmak onların zihniyeti yeni fark edenlere günaydın…”

    Cihan Çelik

    “MESAM’a kayyum atandı… Yavuz Bingöl geldi eeee artık ülkeyi terk edebiliriz…”

     

  • 40. Haftada sanatçılar sazlarıyla TV10 için Adalet çağrısında bulundu-VİDEO

    40. Haftada sanatçılar sazlarıyla TV10 için Adalet çağrısında bulundu-VİDEO

    PİRHA – OHAL koşullarında KHK ile kapatılan TV10 çalışanlarının başlatmış olduğu eylem 40. haftada da devam etti. Her hafta olduğu gibi bu haftada da TV10 izleyicileri ve birçok sanatçı eylemi sahiplenip, türkülerin, kadınların, çevrecilerin ve inançların sesi olan TV10’u geri istedi. 

    Haberin Videosu

    Tv10’nun yeniden açılması için kanal çalışanlarının başlattığı eylem 40. haftasında Galatasaray Lisesi’nde devam etti. “Alevilerin sesi Tv10 susturulamaz” pankartının açıldığı eylemde  “Alevilerin sesi susturulamaz”, “Özgür basın susturulamaz” sloganları atıldı.

    Öte yandan eyleme katılan sanatçılar da ellerinde bağlamalarıyla eylemde yer aldı. Bu haftaki basın açıklamasına Güvenç Abdal Ocağı Dedesi Sefa Öztürk, Aziz Dede Derneği Başkanı Enver Can, Ağuçan Ocağı Pirlerinden Aziz Güler, Ali Yıldırım, Erdal Yıldırım, Şah Kulu Yöneticisi Atilla Taş, Yazar Mehmet Kabadayı, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Cumartesi Anneleri, F Oturumu insanları, Anadolu Tokat Gazetesi’nden Mahbip Dilek, Anadolu Erenler Cemevi Başkanı Ali Çiftçi, DAD Avcılar Eş başkanı Özgür Bulan, DAD Eyüp Şube Eş Başkanı İmam Balsever, HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş, Garip Dede Dergahı Yöneticileri, PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Ersin Erdemir, PSAKD Genel Başkan Yardımcısı ve Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe, Karadolap Spor Kulübü Başkanı Çayan Dursun, PSAKD GYK Üyesi Gülizar Taşbilek, HDP Ataşehir Şube Eş Başkanı Yazar Ferhat Yıldız, Haber-Sen Eski Başkanı Cemallettin Yüksel, Sanatçılar Metin Karataş, Hasan Ali Sezer, Mehmet Ekici, Soner Soyer, Musa Baki, Taylan Yıldız, Dost Berbati, Ali Rıza Aksoy, Gülen Gül, MKM Sanat Atölyesi ve çok sayıda TV10 izleyicileri destek verdi.

    Açılış konuşmasını yapan TV10 Programcısı Hüseyin Kelleci, 40 haftadır seslerinin ekranda kesildiğini ancak alanlarda seslerinin devam ettiğini belirtti. Kelleci, “TV10 çalışanlarının başlatığı eylem aslında bir adalet arayışıdır” dedi.

    “TV10  KIRKLAR MECLİSİ ANLAYIŞIYLA KURULMUŞTUR”

    TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, Hakkın ve hakikatin sesi, demokrasinin, çevrecilerin, kadınların sesi olan TV10’nun kapatılmasını protesto etmek için 40 haftadır burada olduklarını söyleyerek, TV10’nun hikayesini anlattı:

    Aleviler için kırklar önemli bir kavramdır. O sebeple bugün ozanlarımız, sazlarımız, dedelerimiz, pirlerimiz olmasa olmaz dedik. Alevilerin bütün dualarında ve deyişlerinde kırklar, kırklar meclisi çok önemli bir yer tutmaktadır. Kırklar meclisinde kadın erkek eşittir. Birlikte deyiş söyler semah dönerler. Bir üzüm habbesi paylaşabilecek kadar eşitlikçi anlayışı benimserler. O sebeple biz de 40. haftada  bu kırklar söylencesine atıfta bulunduk.

    TV10 böyle bir düşüncenin, anlayışın ve inancın ürünü olarak ortaya çıktı. Alevilerin lokmalarıyla kurulan arkasında hiçbir sermaye gücü olmayan bir televizyondu. Altı yıllık televizyonumuzun girmediği Alevi köyü kalmadı. Stüdyoya sıkışmamış alanlarda Alevilerin ve diğer inançtan halkların sorunlarını ekrana taşıyan bir televizyondu. Bugüne kadar maalesef Alevilerin adına başkaları konuştu. İşte biz medya kuruluşlarımız ve Alevi örgütlerimiz aracılığıyla ne olduğumuzu, sorunlarımızı kendimiz anlattık.  Siz bize bir gömlek biçemezsiniz dedik ve iktidardan temel talebimizde bu oldu” dedi.

    Bir ülkede basın özgür değilse o ülkede demokrasiden ve özgürlüklerden bahsedilemez değerlendirmesinde bulunan Veli Büyükşahin, Adalet Yürüyüşünü, Cezaevinde olan HDP Eş Başkanlarını, KHK ile işlerinden edilen ve açlık grevindekileri selamladığını söyledi.

    “HAK VE ADALETTEN YANA OLACAĞIZ”

    TV10’nun halkın lokmalarıyla kurulduğunu belirten Sanatçı Metin Karataş, “Ozanlarımız, dedelerimiz, dağlara taşlara çıkarak mücadelelerini sürdürmüşlerdir. Dünya artık eskisi kadar zor değil, artık halk uyandı. Sanatçı dostlarımızı görüyorsunuz, sazlarıyla asfalta oturup çalıyorlar birde saray sanatçıları var altın kaşıklarla yemekler yeyip porselen tabaklarda yemekler yeyip sarayın kuklası olmuşlardır. Bizler halkın sanatçılarıyız, halkın sesini susturmak mümkün değil” dedi.

    Haktan, halktan ve adaletten yana olduğunu vurgulayan Karataş, “Bu yolda olmaktan ve mücadele etmekten çekinmeyiz hatta serimizi de veririz çünkü biz  Pir Sultan’ın çocuklarıyız” ifadesini kullandı.

    “MÜCADELEMİZE PİRLERİN DİRENCİYLE SÜRDÜRECEĞİZ”

    PSAKD Genel Başkan yardımcısı ve Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe ise TV10’nun aylardır sürdürdüğü bu mücadeleyi desteklediklerini belirtti.

    Erçe, “TV10 bizi tekrar toprağımızla buluşturan bir kanaldı. Bizleri birbirimizle buluşturan bir televizyondu. TV10 olmasaydı belki bir çoğumuz teroları, anmaları göremeyecektik. Bizler sadece hakikati söyleriz. Gerçekler acıdır, ortaya çıkması istenmez birileri hep rahatsız olur. Savunduğumuz bir düşünce var, biz mücadelemize kavgamıza, dedelerimizin, pirlerin direnciyle ve inancıyla sürdüreceğiz.”

    40. haftada yapılan TV10 eylemi Dost Berbati’nin okuduğu şiirle, eyleme katılan sanatçıların Pir Sultan Abdal’ın “Geçti Dost Kervanı” ve “Açılın Kapılar Şah’a Gidelim” deyişleri söylendi. Eylem Ağuçan Ocağı Piri Aziz Güler’in gülbang okumasıyla ve türkü söyleyenlerin ellerinde ki bağlamalarını havaya kaldırmasıyla son buldu.