Etiket: mezar

  • Gazi Katliamı’nda yaşamını yitirenler mezarları başında anıldı- VİDEO

    Gazi Katliamı’nda yaşamını yitirenler mezarları başında anıldı- VİDEO

    PİRHA- 12 Mart 1995’te Gazi Mahallesi’nde yaşanan katliamda yaşamını yitirenler için mezarları başında anma yapıldı. Anmada konuşan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, cezasızlık politikalarının yeni katliamların önünü açtığını ifade ederek adalet, hakikat ve yüzleşme mücadelesinin birlikte yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

    12 Mart 1995’te yaşanan Gazi Katliamı’nda yaşamını yitirenler için İstanbul Gazi Mahallesi’nden Postanhane Kavşağı’na kadar yürüdü.

    Adalet vurgusunun öne çıktığı yürüyüş boyunca katledilenlerin isimleri okunarak, “Yaşıyor” denildi.Yürüyüşün ardından katleledilenlerin anısına karranfil bırakıldı.

    Ardından kitle mezarlığa yürüdü.

    Mezarlıkta yapılan anmada ilk olarak şehit yakını Cemal Poyraz söz aldı. Poyraz konuşmasında, 12 Mart 1995’te yaşanan saldırının planlı bir katliam olduğunu belirterek, gece saatlerinde kahvehanelerin taranmasıyla halkın sokağa döküldüğünü söyledi. Katliamın sorumlularının belli olduğunu ifade eden Poyraz, dönemin başbakanı Tansu Çiller, emniyet müdürü Mehmet Ağar, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’i sorumlu tuttu. Poyraz, geçmişte Maraş ve Çorum gibi katliamlarda da benzer bir cezasızlık politikası izlendiğini belirterek birlik ve dayanışma çağrısı yaptı.

    Ardından Gazi Cemevi Pirler Meclisi’nden Haşim Kızılveren tarafından gülbeng okundu.

    Daha sonra Alevi kurumları adına konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Gazi Katliamı’nın üzerinden 31 yıl geçmesine rağmen katliamla yüzleşilmediğini ve sorumluların yargı önüne çıkarılmadığını söyledi. Aslan, Türkiye’de yaşanan diğer katliamlarda olduğu gibi Gazi Katliamı’nda da adaletin sağlanmadığını vurgulayarak adalet mücadelesinin süreceğini ifade etti.

    Aslan konuşmasında, bugün de inkâr ve asimilasyon politikalarının sürdüğünü belirterek, Alevilere ve farklı halklara yönelik ayrımcılığın devam ettiğini söyledi. Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara da değinen Aslan, bölgede yaşanan katliamlara karşı dayanışma çağrısında bulundu.

    Anmada konuşan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Türkiye’nin katliamlar tarihiyle yüzleşmediğini belirterek, Alevilere yönelik saldırıların Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi Katliamı ile sürdüğünü söyledi. Beştaş, cezasızlık politikalarının yeni katliamların önünü açtığını ifade ederek adalet, hakikat ve yüzleşme mücadelesinin birlikte yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

    Konuşmaların ardından anma programı, Gazi Cemevi’nde verilen lokmanın ardından sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Berkin Elvan, katledilişinin 11. yılında mezarı başında anıldı

    Berkin Elvan, katledilişinin 11. yılında mezarı başında anıldı

    PİRHA-Gezi direnişi sırasında polisin attığı gaz fişeğiyle vurularak öldürülen Berkin Elvan, katledilişinin 11. yılında mezarı başında anıldı. Avukatları Oya Aslan ile Can Atalay’ın cezaevinde, katil polis Fatih Dalgalı’nın ise dışarıda olduğunu vurgulayan Elvan Ailesi, “Devlet bizim değil, bizi katledenlerin ve acımızla dalga geçenlerin devleti olduğunu bir kez daha gösterdi” dedi.

    Gezi direnişi sırasında polisin attığı gaz fişeğiyle vurulan ve 9 ay yoğun bakımda kaldıktan sonra 15 yaşındayken hayatını kaybeden Berkin Elvan, katledilişinin 11. yılında Feriköy’deki mezarı başında anıldı. Anmaya Elvan ailesinin yakınları ve dostlarının yanı sıra siyasi parti temsilcileri de katıldı.

    Feriköy Mezarlığı’nın girişinde bir araya gelen grup, sloganlarla Berkin Elvan’ın mezarına yürüdü.

    “12 YILDIR ADALET MÜCADELESİ YÜRÜTÜYORUZ”

    Elvan ailesinin, Berkin’in katledilişinin 11. yılı için mezarı başında yaptığı açıklama şöyle:

    “2013’ten beri tam 12 yıldır bir adalet mücadelesi yürütüyoruz. Sabırla, inatla bu mücadeleyi vermeye devam ediyoruz. Tek bir talebimiz var: Emri ben verdim diyen Cumhurbaşkanı dahil olmak üzere, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ve İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ve katil Fatih Dalgalı’ya gelene dek oğlumuzun katline dahil olan herkesin yargılanması ve hak ettiği cezayı alması. Berkin’imizin katili Fatih Dalgalı ise sadece ama sadece 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme heyeti Dalgalı’nın ‘kasten öldürme suçunu işlediğinin sabit olduğuna’ hükmetti ancak Dalgalı bir gün bile hapse girmediği gibi halen devletin verdiği silahla görevini yapmaya devam ediyor.

    “KATİL TEK BİR GÜN HAPSE GİRMEMİŞKEN AVUKATLARIMIZ CEZAEVİNDE”

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 7 Şubat’ta Çapkın ve Mutlu’nun sorumluluklarıyla ilgili etkili bir soruşturma yürütülmediği görüşüne vardı ve Türkiye’yi mahkûm etti fakat Türkiye’deki adlî makamlar, bu karara rağmen harekete geçmedi. Biz mücadelemizi hep hukuk zemininde yürüttük. Bu ülkenin birer yurttaşı olarak, bizim de hakkımızı teslim etmesi için bu ülkenin mahkemelerine güvendik. Ama oğlumuzun katili tek bir gün bile hapse girmemişken avukatlarımız Oya Aslan ve Can Atalay halen cezaevinde tutuluyor. Berkin’imizin katillerine hak ettikleri cezayı vermeyenler, avukatımız Can Atalay’ı ve dostumuz Mücellâ Yapıcı başta olmak üzere mücadele arkadaşlarımızı hapse attı.

    “DEVLET ELİYLE ÖLDÜRÜLEN TÜM ÇOCUKLAR İÇİN ADALET ARIYORUZ”

    “Nereden yönlendirildiğini bilmediğimiz ancak nereden cesaret aldıklarını çok iyi bildiğimiz, insanlığını tamamıyla kaybetmiş bazı kişilerin tacizine ve saldırılarına maruz kaldık. Daha geçen ay düzenlediğimiz basın toplantısında da duyurduğumuz gibi, telefonlarımızı arayan bu kişiler ‘Berkin Elvan teröristti, iyi ki öldürdük onu, ekmeğe göndermiştiniz daha dönmedi mi?’ gibi söylemlerle acımız üzerinde tepinmeye kalktılar. Bunları da savcılığa şikâyet ettik ama tek bir kişinin ifadesi dahi alınmadı. Devlet bizim değil, bizi katledenlerin ve acımızla dalga geçenlerin devleti olduğunu bir kez daha gösterdi. Sadece Berkin için değil, bütün çocuklar için adalet isterken, bu sistem on binlerce çocuğu ailesinden koparmaya devam etti. Biz adalete açız! Bir çocuğun 6 yaşında evlendirilmesine göz yumanlara karşı adalet arıyoruz. Çocuklarımızı tarikatların, çocuk istismarcılarının eline bırakanlara karşı adalet arıyoruz. Çocuklarımızı enkazda ‘aramayan’ bu iktidara karşı adalet arıyoruz. Devlet eliyle öldürülen tüm çocuklar için adalet arıyoruz.

    “ASLA AFFETMEYECEĞİZ”

    İşte biz bu yüzden iktidara ve adaleti bir türlü sağlamayan yargı makamlarına sesleniyoruz; Siz katilleri korumaya çalışsanız da biz; Berkin için, katledilen bütün çocuklar için, yangınlarda yaşamını yitiren ve hâlâ korunamayan çocuklar için, tarikatların ellerine bırakılan çocuklar için adalet istemekten asla vazgeçmeyeceğiz. Süregelen saldırılar ve bunlara karşı koymak için hiçbir çaba sarf etmeyen yargı makamları sadece öfkemizi bileyliyor. Önümüzdeki yıl 12. kez bu mezarın başında adaleti bulmuş olmayı diliyoruz çünkü bir çocuğun katilinin hesap vermesi, geride kalan tüm çocuklarımızın geleceğinin teminatı olacak. Oğlumuz, canımız, yavrumuz, Berkin’imiz, kaç yıl geçerse geçsin; sana yaşatılan zulmü unutmayacağız, seni bizden koparanları asla affetmeyeceğiz. Elbet bir gün yattığın yerde rahat uyuyabilmeni sağlayacağız.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Adıyaman’da 6 Şubat’ta hayatını kaybedenler mezarları başında anıldı-VİDEO

    Adıyaman’da 6 Şubat’ta hayatını kaybedenler mezarları başında anıldı-VİDEO

    PİRHA-Adıyaman’da 6 Şubat’ta depremlerinde hayatını kaybedenler mezarları başında ağıtlar yakılıp, anıldı.

    6 Şubat 2023’te Maraş merkezli depremler 11 ilde yıkıma neden oldu. Resmi verilere göre 53 bin 537 kişi hayatını kaybetti, 107 bin 213 kişi de yaralandı. On binlerce kişi evsiz kaldı.

    MEZAR BAŞINDA ANMA

    Adıyaman’da 6 Şubat’ta depremlerinde hayatını kaybedenlerin yakınları, sabah saatlerinde Karapınar Mezarlığı’na gelerek mezar ziyaretleri yapıp, lokmalar dağıttı. Mezarlığa gelen yurttaşlar, depremde kaybettikleri yakınlarının mezarlarının başında ağıtlar yakarak andı.

    Mezarlıkta bir duvarda ‘Burada yatanların hakları helal değildir’ yazılaması yapılması ve depremde hayatını kaybeden bir çocuğun mezarına oyuncaklar bırakılması da dikkatleri çekti.

    PİRHA/ADIYAMAN

  • 10 Ekim Gar Katliamı’nda yaşamını yitiren Mesut Mak ve Adil Gür Dersim’de anıldı-VİDEO

    10 Ekim Gar Katliamı’nda yaşamını yitiren Mesut Mak ve Adil Gür Dersim’de anıldı-VİDEO

    PİRHA-10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitiren Mesut Mak ve Adil Gür Dersim’de mezarları başında anıldı. 9 yıl önce Ankara’da Türkiye tarihinin en kitlesel katliamlarından birinin yaşandığını ifade eden EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, “10 Ekim sadece yoldaşlarımızı andığımız gün değildir 10 Ekim artık bölgede ve ülkemizde barış mücadelesinin günüdür” dedi.

    10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı önünde KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin düzenlediği Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’nde IŞİD’li iki canlı bombanın saldırısı ile 104 kişi yaşamını yitirmişti ve 400’ü aşkın kişi yaralanmıştı.

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden Mesut Mak ve Adil Gür, Dersim’de Atatürk Mahallesi’nde bulunan mezarları başında anıldı. Anmaya Mak ve Gür’ün yakınlarının yanı sıra Dersim Belediyesi Eş Başkanı Birsen Orhan, Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütleri temsilcileri katıldı.

    “10 EKİM ARTIK BARIŞ MÜCADELESİNİN GÜNÜDÜR”

    9 yıl önce Ankara’da Türkiye tarihinin en kitlesel katliamlarından birinin yaşandığını ifade eden EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, “10 Ekim’de yapılmak istenen barış mitingine 2 IŞİD canisinin yaptığı canlı bomba saldırısıyla 104 insanımızı kaybettik. Mesut Mak ve Adil Gür yoldaşımız başta olmak üzere 104 insanımızı saygıyla anıyoruz. Bugün Ortadoğu’da ve bölgede yaşanan savaş, soykırım ve katliamlar 9 yıl önce emek ve demokrasi güçlerinin yaptıkları bu mitingle ve hayatını kaybeden yoldaşlarımızın ne kadar değerli bir mücadele için yan yana geldiğini bize gösteriyor. O nedenle 10 Ekim sadece yoldaşlarımızı andığımız gün değildir 10 Ekim artık bölgede ve ülkemizde barış mücadelesinin günüdür” diye belirtti.

    “KATLİAMDA PARMAĞI OLAN HERKES AÇIĞA ÇIKARTILSIN”

    7 Haziran 2015 yılındaki seçimlerin Türkiye’de yeni bir başlangıç olduğunu belirten ESP PM Üyesi Orhan Çelebi, “Seçim sonuçlarını hazmedemeyen iktidar yaptığı saldırılarla kendisine yeni bir yol açmak istedi. 5 Haziran’da Amed’de HDP mitingine yapılan saldırı, 20 Temmuz’da Suruç’taki katliamla devam ettirildi ve 10 Ekim Gar Katliamı bu sürecin devamı olarak tarihe geçti. Bugün yeni bir adım atmak isteyenlerin öncelikle bu katliamlarla yüzleşmesi gerekiyor. 10 Ekim Katliamı’nda parmağı olan herkesin açığa çıkartılarak halklara hesap vermesi gerekiyor” dedi.

    “YOLDAŞLARIMIZIN BARIŞ MÜCADELELERİNİ YÜKSELTMEMİZ GEREKİYOR”

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden Adil Gür’ün arkadaşı Kamer Yoltay ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “10 Ekim Katliamı’ndan sonra adalet yerine getirilmedi ve hiçbir kamu görevlisi yargılanmadı ve katliamın failleri yargılanmadı. Bizim saldırılara hedef olmamızın temel nedeni devrimci, solcu olduğumuz için bunları yaşadık. Bizim sorgulamamız gerekiyor siz bizim barış isteyen çocuklarımızı neden öldürdünüz diye? Asla bu katliamı unutmamamız gerekiyor, yoldaşlarımızın barış mücadelesini yükseltmemiz gerekiyor.”

    Yapılan konuşmaların ardından 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden Mesut Mak ve Adil Gür’ün mezarlarına karanfiller bırakıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • Adli Tıp raporuna göre mezardaki kemikler Cem Garipoğlu’na ait

    Adli Tıp raporuna göre mezardaki kemikler Cem Garipoğlu’na ait

    PİRHA – Münevver Karabulut’u 2009’da katleden Cem Garipoğlu’nun savcılık kararıyla açılan mezarından alınan kemiklerin faile ait olduğu belirtildi. 

    İstanbul Bahçeşehir’de 2009 yılında Münevver Karabulut’u katleden Cem Garipoğlu’nun Üsküdar ilçesindeki Karacaahmet Mezarlığı’nda açılan mezarından alınan kemik örneklerinin incelemesi tamamlandı. Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı, mezardaki kemiklerin Cem Garipoğlu’na ait olduğunu açıkladı.

    Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Cezaevinde intihar ettiği tespit edilerek defnedilen Cem Garipoğlu’nun, ölmediği ve defnedilen kişinin farklı biri olduğuna yönelik iddialar üzerine Karabulut ailesinin talebi ve Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kararıyla 3 Ekim 2024 tarihinde fetlı-i kabir işlemi yapılmıştır. İstanbul Adli Tıp Kurumu (ATK) uzmanları tarafından yapılan inceleme sonrasında Biyoloji İhtisas Dairesi’nde kemik, diş ve diğer tüm örnekler üzerinde DNA incelemeleri büyük bir titizlikle gerçekleştirilmiştir. Yapılan işlemlerin sonucunda mezardan çıkarılan örneklerin, Baba Mehmet Nida ve Anne Tülay Makbule’nin müşterek çocuğu Cem Garipoğlu’na ait olup yine bu kişinin 2014 yılında otopsi işlemi yapılarak intihar ettiği belirlenen şahısla birebir aynı DNA profiline sahip olduğu tespit edilmiştir.”

    NE OLMUŞTU?

    Münevver Karabulut, 3 Mart 2009 tarihinde İstanbul’un Başakşehir ilçesindeki Bahçeşehir semtinde Cem Garipoğlu tarafından vahşi bir şekilde katledildi. Olayın ardından uzun bir süre firar eden Garipoğlu, yakalanarak tutuklandı. 10 Ekim 2014 tarihinde ise kaldığı hücrede ölü bulundu. Garipoğlu’nun ölümünün ardından ortaya atılan iddialar üzerine, Karabulut ailesinin avukatları “fethi kabir işlemi” talep etti. Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı, taleple ilgili son kararını geçtiğimiz günlerde verdi. Savcılık, Garipoğlu’nun mezarının bulunduğu Karacaahmet Mezarlığı’nda fethi kabir işlemi gerçekleştirilmesine karar verdi. Garipoğlu’nun mezarı 3 Ekim’de açıldıktan sonra cenaze, tabut içinde ATK’ye gönderildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Faşist saldırıda katledilen Deniz Poyraz mezarı başında anıldı

    Faşist saldırıda katledilen Deniz Poyraz mezarı başında anıldı

    PİRHA – HDP İzmir İl Örgütü binasına faşist Onur Gencer tarafından düzenlenen silahlı saldırıda katledilen Deniz Poyraz mezarı başında anıldı. Anmada, Poyraz’ın mücadelesinin yaşatılacağı vurgulandı. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Örgütü binasına 17 Haziran 2021’de faşist Onur Gencer tarafından düzenlenen silahlı saldırıda katledilen Deniz Poyraz, ölümünün 3’üncü yıl dönümünde Buca Kaynaklar Mezarlığı’nda bulunan kabri başında anıldı.

    Anmaya, Deniz Poyraz’ın ailesi, İzmir Barış Anneleri Meclisi, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir milletvekilleri İbrahim Akın, Burcu Gül Çubuk, DEM Parti İzmir İl Eş Başkanları Vezan Karabulut, Mehmet Kuruş ile çok sayıda kurum temsilcisi ve yurttaş katıldı.

    Fatiha okunarak başlanan anmada saygı duruşunda bulunuldu. DEM Parti İzmir İl Eş Başkanı Vezan Karabulut, partilerine ve kadınlara yönelik baskı ve zulümün artarak devam ettiğini vurguladı. Deniz Poyraz’ın katledilmesinin politik olduğunu söyleyen Karabulut, “Bu cinayet ülkenin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engellerden biridir. Bu ülkede katiller cezasız kalıyor. Katiller cezalandırılmadığı sürece cinayetler devam edecek” dedi.

    “UNUTMAYACAĞIZ, VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Ardından konuşan DEM Parti İzmir Milletvekili Burcu Gül Çubuk da Poyraz ve benzeri davalarda hiçbir zaman gerçek suçluların açığa çıkarılmadığını belirtti. Çubuk, “Yoldaşlarımızın gerçek katilleri, önümüze bir tetikçi atılarak gizlendi. Bizden bekledikleri unutmamız, vazgeçmemiz, sinmemiz. Ama Deniz’in mezarının başında bir kere daha söz veriyoruz, Türkiye ve Kürdistan’da hiçbir canlıya yaşam hakkı tanımayanlar karşısında biat etmeyeceğiz, mücadeleden vazgeçmeyeceğiz” diye belirtti.

    Barış Annesi Şükriye Tunç ise “Deniz ile başımız dik. Deniz kabrinde rahat uyu, hepimiz senin mücadelenin arkasındayız” dedi.

    ANNE POYRAZ: SENİ ÇOK ÖZLEDİM

    Deniz Poyraz’ın annesi Fehime Poyraz da Barış Anneleri’nin mücadelesi önünde saygıyla eğildiğini ifade etti. Deniz’in sadece kendi kızı değil, halkların kızı olduğunu söyleyen Poyraz, “Seni vahşice katlettiler. İlk gün ağlamadım ama bugün ağlıyorum. Çünkü seni çok özledim” şeklinde konuştu.

    BABA POYRAZ: KALBİMİZDE YAŞIYOR

    Poyraz’ın babası Abdüllillah Poyraz ise “Yaşadığımız sürece onların mücadelesinde yürüyeceğiz. Yaşadığımız sürece Deniz kalbimizde yaşayacak” diye konuştu.

    Kitle, mezarlıkta yapılan anmanın ardından Konak İskeleye geçti. Burada Deniz Poyraz anısına denize karanfiller atıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan Adıyaman’da-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan Adıyaman’da-VİDEO

    PİRHA- Deprem felaketinin yıldönümünde Adıyaman’a giden DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Hatay’da sarf ettiği sözlere tepki göstererek, “Özeleştiri vereceğine, yaraları saracağına, Hatay halkının acılarını görmek yerine seçim propagandası yaptı” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, milletvekilleri Ferit Şenyaşar ve Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ile birlikte Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinin büyük bir yıkıma yol açtığı Adıyaman’a gitti.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, devletin depremde ayrımcı bir politika izlediğine dikkat çekerek, “Sanki bir yıl geçmemiş gibi cumhurbaşkanı başta olmak üzere devlet yetkilileri vaatler vermeye devam ediyor” dedi.

    “EROĞAN’IN KONUŞMASINI HAYRETLER İÇİNDE İZLEDİK”

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Hatay’da katıldığı aday tanıtım toplantısında sarf ettiği “Merkezi yönetimle yerel yönetim el ele vermezse, dayanışma halinde olmazsa o şehre herhangi bir şey gelmez. Hatay’a geldi mi? Şu anda Hatay garip kaldı, mahzun kaldı” şeklindeki sözlerine tepki gösteren Bakırhan, “Dün Cumhurbaşkanı Hatay’da bir konuşma yaptı. Gerçekten hayretler içerisinde izledik. Özeleştiri vereceğine, yaraları saracağına, Hatay halkının acılarını görmek yerine seçim propagandası yaptı. Eğer oy vermezseniz size hizmet gelmez dedi. Bunu kınıyoruz. Bu katliamı unutmayacağız, unutturmayacağız. Halkımızın sorunlarını sadece parlamentoda değil, sokaklarda da görerek, gözlemleyerek hep birlikte dile getirmeye çalışacağız. Sesimizi hep birlikte dile getirebiliriz” diye konuştu.

    Depremde Hakk’a yürüyenlerin toprağa sırlandığı Karapınar Mezarlığı’nı ziyaret ederek karanfil bırakan Bakırhan ve beraberindeki heyet, konteyner kentte yaşamını sürdüren yurttaşlarla görüşecek.

    PİRHA/ADIYAMAN

  • Dersim Kültür ve Sanat Buluşması’nda Mehmet Çetin mezarı başında anıldı-VİDEO

    Dersim Kültür ve Sanat Buluşması’nda Mehmet Çetin mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA-Şair-Yazar Mehmet Çetin, 3’üncüsü düzenlenen Dersim Kültür ve Sanat Buluşması kapsamında Ovacık ilçesinin Kızık köyü Kurederşi mezrasındaki mezarı başında anıldı.

    3’üncüsü düzenlenen Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Buluşması’nın son günü olan bugün üç yıl önce Hakk’a yürüyen Şair-Yazar Mehmet Çetin, Dersim’in Ovacık ilçesinin Kızık köyü Kurederşi mezrasındaki mezarı başında, ailesi, köylüleri, dostları ve sevenleri tarafından şiir ve klamlarla anıldı.

    Anmada, Mehmet Çetin’in yaşamına, mücadelesine, edebiyatına dair konuşmalar yapıldı.

    “MEHMET ÇETİN, KENDİSİNİ KIRMANCKÎ DİLİNE ADAMIŞ BİRİSİYDİ”  

    Mehmet Çetin ve Emirali Yağan’ın çok değerli arkadaşları olduğunu söyleyen şair Namık Kuyumcu, “Zamanın sonsuzluğuna onları iki yıldız, iki çiçek gibi emanet ettik. Mehmet Çetin, bu toprakların kadim bilgisi ve kültürüyle kendisini Kırmanckî diline adamış birisiydi” diye belirtti.

    “SANAT VE EDEBİYAT, BİZE DAYATILAN KARANLIĞA KARŞI BİR AYDINLIKTIR”

    “Mehmet Çetin ve Emirali Yağan bugün yaşasaydı topraklarımızda dil ve sanat üzerine neler yapabiliriz diye sohbet ederdik” diyen HEDEP Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise, “Kırmanckî dili üzerine eksiği bundan sonra bizler üstlenerek kapatmamız gerekiyor. Onların mücadelesi, yürüttüğü ana dil konusu çok değerliydi ve onları anarak bu değerleri daha fazla geliştirmemiz gerekiyor. Sanat ve edebiyat çalışmaları bizlere dayatılan karanlığa karşı bir aydınlıktır, çerağ gibi” ifadelerini kullandı.

    “MEHMET ÇETİN, 3 YILDIR HEPİMİZİ BİR ARAYA GETİRİYOR”

    Mehmet Çetin’in insanları etrafına toplamayı çok iyi becerdiğini söyleyen gazeteci Vecdi Erbay da, “Pia Kolektifi’ne bir kere gitmiştim ondan sonra bir daha çıkamamıştım. Üç yıldır hepimizi bir araya getiriyor, bu çok kıymetli bir şey” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Şair Emirali Yağan, Dersim’de mezarı başında anıldı-VİDEO
    -3. Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Buluşması başladı-VİDEO
    -Mehmet Çetin-Emirali Yağan Kültür Sanat Buluşması’nda ‘Çocuklarla Kırmanckî’ etkinliği yapıldı-VİDEO
    -‘Dersimlilerden resmi olarak özür dilenmelidir’-VİDEO

  • Şair Emirali Yağan, Dersim’de mezarı başında anıldı-VİDEO

    Şair Emirali Yağan, Dersim’de mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA-Dersimli şair Emirali Yağan, Xec (Demirkapı) köyündeki mezarı başında ailesi ve dostları tarafından anıldı. 

    Dersimli şair Emirali Yağan, Xec (Demirkapı) köyündeki mezarı başında anıldı. Anmaya Emirali Yağan’ın ailesi, dostları ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Dersim Milletvekili Ayten Kordu katıldı.

    “ŞARKISI, ŞİİRİ YASAKLANAN ÜLKEDE ONU SONSUZLUĞA UĞURLADIK”

    Emirali Yağan’ın kitabında şarkılar ülkesi sözünü hatırlatan Yazar Nesimi Aday, “Şarkısı, şiiri yasaklanan bu ülkede onu sonsuzluğa uğurladık” diye belirtti.

    Emirali Yağan’ın mezarı başında bir şeyler söylemenin zor olduğunu belirten HEDEP Dersim Milletvekili Ayten Kordu, “Edebiyat alanında çalışma yapan arkadaşlarımıza daha fazla destek olmalıyız” dedi.

    “BU TİP ANMALAR ÇOK KIYMETLİ”

    Lal Laleş ise, “Emirali Yağan yazdıklarıyla, Dersim coğrafyasında ürettikleriyle bizleri buluşturdu. Bu tip anmalar çok kıymetlidir” diye konuştu.

    Cemal Taş da, “Emirali Yağan, ataları süngülerle katledilen bir halkın çocuğu olarak doğdu. Onların tarihini, acılarını dile getirdi. Dersim Katliamı ile yüzleşme sağlanması için sürekli çabaladı.

    “Hayatı nasıl anlamlandırdığımız ve nasıl yaşadığımız çok önemli” diyen Namık Kuyumcu, “Ölüm denen sefil zamanı anlamlı kılabilmek, gidenin bıraktığı yaşamda zenginliği ve derinliği ile ilgili bir şeydir” diye konuştu.

    Bu arada, 7-8-9 Kasım’da Dersim’de Mehmet Çetin-Emirali Yağan’ı anmak için 3. Dersim Kültür ve Sanat Buluşması etkinliği yapılacak. Etkinlik 7-8 Kasım’da Dersim merkezde Şaroğlu Otel’de, 9 Kasım’da ise Ovacık’ta Mile Ma Cafe’de gerçekleştirilecek.

    PİRHA/DERSİM

  • Gar Katliamı’nda yaşamını yitiren Mesut Mak ve Adil Gür Dersim’de anıldı-VİDEO

    Gar Katliamı’nda yaşamını yitiren Mesut Mak ve Adil Gür Dersim’de anıldı-VİDEO

    PİRHA-10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitiren Mesut Mak ve Adil Gür Dersim’de mezarları başında anıldı, katliamcılar lanetlendi. 

    10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı önünde KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin düzenlediği Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’nde IŞİD’li iki canlı bombanın saldırısı ile 104 kişi yaşamını yitirmişti ve 400’ü aşkın kişi yaralanmıştı.

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden Mesut Mak ve Adil Gür, Dersim’de Atatürk Mahallesi’nde bulunan mezarları başında anıldı. Anmaya Mak ve Gür’ün yakınlarının yanı sıra Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’deki siyasi parti ve sivil toplum örgütleri temsilcileri katıldı.

    “BARIŞI HAYKIRMAK İÇİN ANKARA’DA YAN YANA GELDİLER”

    Hayatını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşunun ardından konuşan EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, “2015 yılında ülkede savaş ortamı vardı ve barış olsun diye Ankara’da miting yapıldı ve ülkenin her tarafından gelen insanlar Ankara’da barışı haykırmak için yan yana geldiler. Gaziantep’ten Ankara’ya gelen IŞİD çeteleri bedenlerini patlatarak yakın tarihin en büyük katliamını gerçekleştirdiler. Ankara’ya gelen insanların amacı savaşın durmasıydı ama 104 insanımız hayatını kaybetti bu katliamda. Özgürlük, barış ve demokrasi mücadelesi 2015 yılında nasıl devam ettiyse bugün de devam ettireceğimizin sözünü veriyoruz” diye belirtti.

    “MÜCADELEMİZİ DEVAM ETTİRECEĞİZ”

    10 Ekim’de hayatını kaybeden insanların anısı önünde saygı ile eğiliyorum diyerek sözlerine başlayan Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, “Hayatını kaybedenlere vereceğimiz söz pratiğimiz olacaktır. Tek bir kişi kalana kadar tüm toplumsal kesimlerle bir araya gelerek mücadelemizi devam ettireceğiz. IŞİD zihniyetine ve faşizmin kurumsallaşmasını sağlayan AKP-MHP iktidarına karşı da mücadelemizi devam ettireceğiz. Barışın yolu bellidir, İmralı ile birlikte tüm topluma tecrit uygulanıyor” dedi.

    “ÖLÜM VE GÖZYAŞI BU COĞRAFYANIN KADERİDİR”

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden Adil Gür’ün arkadaşı Kamer Yoltay ise şunları söyledi:

    “Ölüm ve gözyaşı bu coğrafyanın kaderi. 1937 yılında Ankara’da Gar binası yapılırken diğer taraftan Dersim’de ise 1937-1938 yılında Dersim Katliamı vardı. Dersim Katliamı’nda Adil Gür’ün dedeleri de öldürüldü. Dersim Katliamı’ndan yaklaşık 90 yıl sonra barış ve demokrasi talebi için Ankara’ya giden insanların içerisinde Adil de vardı ve o patlamada hayatını kaybetti.”

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Yaresanlarda dergah sistemi çok güçlü ve canlı; öz değerleri ile kendilerini koruyorlar’ (1)-VİDEO

    ‘Yaresanlarda dergah sistemi çok güçlü ve canlı; öz değerleri ile kendilerini koruyorlar’ (1)-VİDEO

    PİRHA- Yakın zamanda temaslarda bulunduğu Yaresanlara dair izlenimlerini aktaran Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, özgün bir sosyolojik dokusu olan, kendine özgü bir dizi değer ve norm içeren Yaresan toplumunun, tüm baskı ve asimilasyon politikalarına karşı kendisini öz değerleri ile savunduğunu kaydetti. Harmancı, “Devlet destekli Şialar büyük baskılar uygulama çabasında. Ama müthiş bir güç olarak Yaresanlar da kendilerini koruyorlar” dedi. 

    İran’a gidişini, “Antropolog eğer gidip alanı görmemiş ise o alan ile ilgili susması gerekiyor. Benim de konuşabilmek, yazabilmek ve karşılaştırma yapabilmek için gitmem gerekiyordu ve gittim” sözleriyle anlatan Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, İran’da bulunan Yaresan toplumuna dair temaslarını ve izlenimleri PİRHA’yla paylaştı.

    Yaresanların, kendi yaşam alanlarında, öz değerleri olan ziyaret mekanlarında günlük yaşamlarına devam ettiğine dikkat çeken Harmancı, bu mekanların mürşit ve pir makamları olduğunu kaydetti.

    Harmancı, Aleviler gibi Yaresanların olduğu bölgelerde özel mezarlıklar ve mezar taşları olduğunu kaydederek, Hakk anlayışının bu mezar taşları üzerindeki figür ve yazılarda kendini hayli güçlü olarak hissettirdiğini vurguladı.

    Alevi toplumunun cemlerini yaptıklarını, adaklarını adadığı, lokmalarını paylaştığı, özel günlerinin öncesinde gittikleri  ve güncel hali ile zayıflamış olan ziyaret kültürünün Yaresanlarda aksi yönde çok daha güçlü olduğunu belirten Harmancı, bu ziyaretlerin Yaresanlar için yaşam alanı olduğunu ifade etti.

    Yaresanların doğal yaşam alanları olan dergahlarında günlük ritürellerini gerçekleştirdiklerini ve dışarıdan dergahlarına yönelik hiçbir müdahalenin gerçekleşemediğinin altını çizen Harmancı, Türkiye’deki Alevi dergahların işgal edilerek müze niteliğinde işletildiği gerçekliğine dikkat çekti.

    3 bölüm olarak yayınlanacak Hasan Harmancı röportajının ilk bölümü şöyle:

    “KONUŞABİLMEK VE KARŞILAŞTIRMA YAPABİLMEK İÇİN GİTMEM GEREKİYORDU”

    PİRHA- Sosyal antropolog olarak dönem dönem coğrafyanın farklı bölgelerini dolaşarak tarihsel ve güncel olarak toplumları inceliyorsunuz ve kayıt altına alıyorsunuz. Sizi İran’a götüren arayış neydi?

    HASAN HARMANCI: Türkiye’de özellikle Alevi toplumunda ölüm sonrası kavramlarını çalışmaya başladım. Bununla ilgili epey bir çalışma yaptık. Türkiye ve Avrupa’da Hakk’a yürüme erkanları üzerine çalışmalar yürüttük. Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda bir kitapçık çıktı. Daha sonrasında Almanya’da bulunan ‘Pişmeden Pişirilmez’ adlı bir grup ve Alevi Eğitim Enstitüsü bir çalışma yaptı. Bunların hepsinde yer aldım. Sonrasında, ‘Sadece Türkiye’deki Aleviler mi bu konuda sorun yaşıyor’ diye sordum. Aynı zamanda Alevilerde tanrı nedir, can nedir, ölüm sonrası algıları nedir gibi soruları karşılaştırmak istedim. Yollara düştüm ve İran’a gidişimin bir gerekçesi de bu idi. Ehli Hak yani Yaresan toplumunu tanımıyorum. Okudukça tanıyoruz ve çok az nefeslerini biliyoruz. Antropolog eğer gidip alanı görmemiş ise o alan ile ilgili susması gerekiyor. Benim de konuşabilmek, yazabilmek ve karşılaştırma yapabilmek için gitmem gerekiyordu ve gittim. Bu gitmelerim devam da edecek.

    “HALK DEMOKRASİ VE İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN DİRENİYOR”

    -İran’da genel hava nasıldı? İnançlar ve kültürlerin bu yönlü bir baskı ve zora maruz kaldığı biliniyor. Sizin izlenimleriniz nasıldı?

    İran’da inançlar büyük baskı altında. Biz bunu buradan görüyoruz. Dikkatimi çeken şey ise; İran’da herkesin çarşafın içinde olduğu düşüncesi. Elbette Türkiye’de de belli bölgeleri esas aldığımızda bu izlenimler vardır. Ama Türkiye’den daha özgür ve gerçekçi bir toplumla karşılaştım. Kadınların sokakta yürürken, giysileriyle, tutumlarıyla direnen tarafını görebiliyoruz ve kapalı bir toplumdan bahsedemeyiz. Hep bir yanılgı içerisindeyiz. Medyanın bize gösterdiği ile bizler toplum budur diyebiliyoruz. Halbuki aramızdaki ayrımı, uçurumu arttırmak veya örnekleme yaparak, ‘Bakın bu olursunuz’ biçiminde bir noktaya taşınıyor. Halk orada da demokrasi, insan hakları, inanç özgürlüğü için direniyor ve direnmeye devam ediyor.

    “REFERANS VE YOL DİLİNİ KULLANINCA İLETİŞİM GELİŞİYOR”

    -Yaresanlar ile nasıl iletişime geçtiniz? İletişimi nasıl sağlayabildiniz? Dışarıdan biri olarak nasıl karşılandınız?

    HASAN HARMANCI: Antropoloji çalışan biri için topluma ulaşmak meşakkatli olabilir ama onun mutlaka bir referans kanalı vardır. Onlara yakın ve onlardan olan insanlarla bir yolla diyalog kuruluyor. Tabi toplumda tanınmış olmak, belli kitapları olmak da bir etken. Karşılıklı referanslarımızı kullanıyoruz. Kolayca iletişim sağlayabiliyoruz.
    Her yabancı tabi tanımadığı birini dışında tutmaya çalışır. Misafirpervelikte asla taviz vermezler ve Alevi toplumunun konukseverliğine çok yakın bir konukseverlik var. O konukseverlik içerisinde kendini ve arayışını ifade etmeye başlayınca, bir de referanslarının yanında yol dilini kullanınca iletişim doğalında gelişiyor.

    “YARESANLARDA İNANÇ MERKEZLERİ ZİYARET BİÇİMİNDE”

    -Ziyaret kültürleri nasıldı? Bu mekanlara ne atfediyorlar? Özellikle Düzgün Baba, Hacı Bektaş gibi kutsallık atfettikleri makamları var mı?

    HASAN HARMANCI: Yaresan toplumunun bizden farkı bütün inanç merkezleri ziyaretler biçiminde oluşmuş. Onlardaki pirler ve mürşitlerin makamları ziyaret yerleri biçiminde. Dergahları ve ritüel bölgeleri tamamen belli bölgelere ve pirlere-mürşitlerin makamlarına adanmış biçimde yer almakta. Bu inanç merkezlerini kullanmaları bizden çok ileri bir düzeyde ve geleneklerini sürdürüyorlar. Bundan daha 20 yıl önce Alevi toplumu cemlerini, adaklarını, nikahlarını yapacaklarsa önce ziyaretlerine giderlerdi. Yaresanlar ise bu geleneklerini hala sürdürüyorlar.

    “KADIN-ERKEK AYRIMSIZ BİRBİRLERİNE NİYAZ İLE YAKLAŞIYORLAR”

    -Nasıl giderler, ne gibi hazırlıklar yaparlar? Bu mekanlardaki iletişimleri ne boyutta? Niyazlaşma ritüelleri Alevilere benziyor mu?

    HASAN HARMANCI: İran’da niyaz kültürü çok yüksek. Kadın-erkek ayrımsız birbirlerine niyaz ile yaklaşıyorlar. Erkekler arasında süren kültürel, inançsal bir yaklaşım gibi görülüyor ama öyle değil. İnanç merkezine girerken biz Aleviler gibi niyazlaşarak giriyorlar. Eşiğe niyaz etme, eşiğe girmeden önce Yaresanlarda da var. Benim gördüğüm örnekler ya da karşılaştığım kişiler, geleneğe daha bağlı olan atalarımız eşik dışından başlayarak sürünerek içeriye girmeyi niyazlaşma olarak yürütürlerdi. Yaresanlarda böyle birkaç niyazlaşma ile karşılaştım. Bu bir çeşitlilik içeriyor, tek bir tiplemesi yok.

    “SULTAN SAHAK’A ADANMIŞ 3 GÜNLÜK ORUÇLARI VAR”

    -Belli bayram, oruç, kutlama vs. denk geldiniz mi? İzlenimleriniz var mı?

    HASAN HARMANCI: Benden bir 10 gün kadar önce oruçları vardı ve ona yetişemedim. Alevi toplumunun Hızır, Newroz ve bir de Muharrem orucu var. Onların ise (Yaresan) Şah Sahak’a (Sultan Sahak) bağlanmış, onun başından geçen bir olaya istinaden tutulan 3 günlük bir oruçları var. Onun dışında herhangi bir oruçları söz konusu değil.

    Bizim gibi Newroz onlar için de çok önemli. 5 gün boyunca tatil ilan edilir ve Yaresan halkı da bundan yararlanır. Newroz önemli bir kutlama dönemidir ama orucu yoktur. Muharrem, İran’da çok belirleyici özelliğe sahip olmasına rağmen Yaresan toplumu Muharrem’i bilmiyorlar. Muharreme dair bir oruçları ve ritüelleri yok, hatta bunu konuştuğumda garipsediler.

    “MEZARLARINDA GEÇMİŞE BAĞLI KALMIŞ DURUMDALAR”

    -Taşlar, mezar taşları da dahil olmak üzere bu topraklarda yaşayan toplumların ve bölgelerin tarihi hafızasıdır. Geçmişe dair okumalar ve bilgiler hakkında bu taşlar ön açıcı olmakta. Alevilerin yaşam alanlarındaki mezar taşları üzerine işlenmiş kimi figürlerin, sembollerin ve öğütlerin olduğu biliniyor. Yaresanlarda da bu mezar taşı kültürü var mı? Var ise sembollerde ne ile karşılaştınız, okumalar yapabildiniz mi?

    HASAN HARMANCI: Son yıllarda Alevi toplumunun hafızasında yanılsama veya hızlı bir biçimde asimilasyon görüyorum. Kimileri buna entegrasyon diyorlar ama entegrasyondan da ağır bir asimilasyon ile karşı karşıyayız. Hele ki şehirleşme bizleri bir bataklığa çekmiş durumda. Bu nedenle Alevi toplumunun kimliğinin ve inancının önemli bir simgesi olan Hakk’a yürüme erkanları üzerine çalışmalar yürütüyorum. Hem Bektaşi mezar taşları hem de Alevi köylerindeki geçmiş döneme ait mezar taşlarındaki simgelerin, işlenme biçimlerini ve kullanılan taşa kadar hepsinin üzerinde durmaya çalışıyorum. İran’da bunu tabi ki önemsedim.

    Yaresanların olduğu bölgelerde özel mezarlıkları var. Orada hem dili , hem simgeleri okuyorsunuz, hem de felsefeyi görüyorsunuz. Bu üçlü yapıyı orada görmek mümkün oluyor. Yaresanlar geçmişe bağlı kalarak son dönemdeki simgelerini yenilemiş durumdalar. Bunu daha çok yazıda görüyorsunuz. Bazı mezarlarda keskin olmayan simgelerin kullanıldığını gördüm. Mezarların bizden bir farkı da mezar taşlarını yatay kullanıyorlar. Mezar alanları ziyaret alanları ile bir bütün ve ziyaret yerlerindeki mezar taşları üzerinde yürüyebiliyorsunuz. Bedenini toprağa sırladığımız can ile bir işimiz kalmıyor. Bizler ise mezarların arasında gezerken onların olduğu toprağa basmayı kendimize yediremiyoruz. Yaresanlar ise bunu yok sayıyor. ‘Onların bedenleri toprak oldu ve toprağa basılır’ diye düşünüyorlar. Biz Aleviler, Müslümanlar ile mezarlarımız yan ana olduğu için bu sorunu yaşıyoruz. Ehli Haklar Yaresanlar ise kendi ziyaret yerlerini veya dergahlarını mezarlık olarak ilan etmiş durumdalar.

    Böyle olunca, herkes yakın gördüğü pirinin, mürşidinin dergahının bulunduğu bölge aynı zamanda mezarlıkları olarak geçiyor. Böylece İran toplulukları ile mezarlıkları da karışmamış oluyor. İran’da Müslümanların veya Şiaların mezarlarının taşları dik iken Yaresanlarda mezar taşları yatay ve toprakla bir. Bir mermer; üzerinde yazı ve simgeler var.

    “TAŞLARDA GORANİCE NEFES VE BEYİTLER İLE KARŞILAŞIYORSUNUZ”

    -Mezar taşlarında İslam terminolojisi ile karşılaştınız mı?

    HASAN HARMANCI: Doğrusu bu konuda bir ön yargım vardı. İnanılmaz bir biçimde kendileri kültürel ve inançsal olarak koruma içerisine girmişler. Devletin baskı aygıtlarını yoğunlaştırdığı pir ve mürşit ziyaret yerlerinde bunun kendisini seçebiliyorsunuz. Devletin yazdığı yazı, astığı tabela ve Yaresanların yazıları ile astığı tabelalar çok farklı. Mezarlıklarda bu baskıyı çok görmedim. Bizzat mezarlarını kendileri organize ediyorlar, dışardan birinin müdahalesi olmuyor.
    Mezar taşlarının üstünde de kendi dillerinde (Kürtçe’nin Gorani lehçesi) nefesler olabiliyor veya gülbeng ile karşılaşıyorsunuz. Onların yol gösterici, yol açıcı olduğunu görüyorum.

    “ÇOK KİŞİ DE İKRAR ALARAK MUSAHİP OLUYOR”

    -Kendi içlerinde musahiplik, kirvelik gibi kurumlar var mı?

    HASAN HARMANCI: Kirvelik Ortadoğu’nun genel bir uygulaması ve bu Yaresanlarda da var. Biz musahipler diyoruz ama onlar yol kardeşliği, yol yoldaşlığı biçiminde bir kavram kullanıyorlar. Bizde musahiplikte evli dört can bir araya gelir ve bunun üzerine bir ritüel bina edilir. İkrardan sonraki aşama olarak kabul ediliyoruz. Yaresanlarda ise çok sayıda kişi birlikte ikrar aldıklarında bu ritüele musahiplik diyorlar. Her yıl da görgüden geçiyorlar. Bizler gibi çok açık ‘cemimiz, yolumuz var’ biçiminde konuşmayı tercih etmiyorlar. Bunu günlük yaşama katıldıkça ve onlarla konuştukça öğreniyorsunuz. Bu, dışardan kim olursa olsun ona karşı kendini gizleme, ifade etmeme ile ilişkili bir durum.

    “GÜÇLÜ BİR TOPLUM, CANLI BİR DERGAH HAYATI VAR”

    -Kendi dışındaki toplumlarla ile ilişkilenme durumları ne boyutta?

    HASAN HARMANCI: Maalesef çok açık değiller. Çokça biliniyorlar ve kendilerini saklamıyorlar. Ancak başka toplumlarla bir araya gelmiyorlar. Kırmanşah’a gittiğimizde bölgenin Yaresanlar açısından çok güçlü bir toplum olduğunu gördük. Ziyaretlere gittiğimizde kendileri bizzat derviş, hizmetli olarak yer alabiliyorlar. Günlük hayatlarının bir parçası gibi gelerek konaklıyorlar, ritüellerini gerçekleştirebiliyorlar. Canlı bir dergah hayatı sürüyor. Yabancılar ile ara ara çatışmalarını ifade ettiler. Benim gittiğim yerlerde çoğunlukla kendileri dışında kimse yaşamıyor. Yaresan köylerine ne Şiiler ne de Sünniler pek yaklaşmıyorlar. Birbirleri ile dayanışma duygusu içerisinde hareket ediyorlar. Devlet destekli Şialar da büyük baskılar uygulama çabasında. Ama müthiş bir güç olarak Yaresanlar da kendilerini koruyorlar. Evet yasaklar var ama Yaresanlar kendini korumaya devam ediyor.

    “YARESAN DERGAHLARI HALA İŞLİYOR, ALEVİLERİN İSE İŞGAL ALTINDA”

    -Dergah sistemlerinin işleyiş biçimi nasıl? Hala canlılığını koruyor mu?

    HASAN HARMANCI: Bölgede yine Duşima ziyaretine gittik. Duşima, anlam olarak iki dut ağacını karşılıyor ama iki şah, şahın merkezi diye de kullanıyor. Burası bir merkez ve o köyün günü birlik canlılığını görünce bana çok ilginç geldi. Dergaha ancak referanslar ile girebiliyorsunuz. Güvenliği ve kendi alanında korumaları var. Dergaha girince 15-16. yüzyıl binası ile karşılaşıyorsunuz. Kesme taşlarla yapılmış, özel dizayn edilmiş ve restore edilen bölümleri olan bir yapı vardı. İçeri girdiğinizde hizmet edilen, iş bölümü yapılan toplumsal bir aygıt var. Türkiye’de ise bizim dergahımız elimizden alınarak işgal edilmiş durumda. Devlet orayı bir güzel müze olarak işletiyor ve bizlerde ücret ödeyerek içeri giriyoruz. Bizler birkaç girişim yaptık ve içeride ancak cem tutabildik. Ama Yaresanların dergahının ve postnişinin (Yaresanlar ağa efendi olarak tanımlıyor) olduğu yer hala canlılığını koruyor. Toplum hafızası olarak orada işliyor. Çevre köyler oraya bağlılıklarını bizzat devam ettiriyorlar.

    “KENDİLERİNİ İFADE ETMEDE ÇOK İYİ GÖRDÜM”

    -Böyle olunca kendi aralarındaki ilişki ağı da güçlü oluyor öyle değil mi?

    HASAN HARMANCI: Bizleri misafir ettiklerinde nereleri gezebileceğimize, nasıl diyalog kurabileceğimize dair bizi yönlendirdiler. Bu hem sağlıklı yürüyebilmek hem de nereye gidebileceğimizi görmek için çok önemliydi. Hatta Yaresan rehberler eşliğinde birkaç yeri gezdik. Toplum olarak kendilerini anlatma ve ifade edebilmede kendilerini çok iyi gördüm. Bu çok yaratıcı bir şey. Hem örgütlülüğün sürmesi hem de toplumsal güç açısından bunları çok iyi okumak lazım. Türkiye’de bir dergaha girip çıktıktan sonra bütün ilişkilerin bitiyor.
    Kendileri ile ilgili bir çalışma yaptığımı söyleyince rehberleri ile nerelere gidebileceğimi, hangi ağları kurmamım doğru olabileceğini söylemeleri çok iyiydi. Bu Türkiye’de en çok tartıştığımız alanlardan birisi. Biri geldi mi biz kendimiz ile ilgili neler sunacağız? Bizzat mürşidin kendisi ile konuşma şansım oldu. İki gece boyunca bunları uzun uzun tartıştık.

    “ALEVİLERİ ÇOK İYİ TANIMIYORLAR, BİZLER İÇİN DE EKSİKLİK”

    -Alevileri biliyorlar mı, tanıyorlar mı?

    HASAN HARMANCI: Türkiye’deki Alevi toplumunu çok iyi tanımıyorlar. Tanımamaları bizler için de onlar için de büyük bir eksiklik. Bizler de onları tanımıyormuşuz. 20 yıldan fazladır alanda çalışan biri olarak gittiğimde bu tartışmaların içerisine girinceye kadar eksik olduğumu düşünmemiştim. Muhabbetlerin içeriğinden yiyeceklerine, dergahtaki odaların tasarımına kadar her şeyin geleneksel biçimde sürmüş olması çok önemliydi. Kadınların katılması, dergaha hizmet edenlerin günlük giysileri, bıyıklarının belirleyici olması ayrıca bu özgün duruma bir örnekti. Bizlere neden bıyıklarımız olmadığını sordular. Bende Aleviyim, aynı toplumsal kesimden geliyorum dememe rağmen bıyıklarım olmadığı için bir yabancılık hissettiklerini sezinledim. Bıyık, Yaresanlıkta belirleyici oluyor.

    “YARESAN ZİYARETLERİ ÇOK CANLI BİÇİMDE YAŞIYOR”

    Yine Yaresan ziyaretlerinin birçoğu çok canlı bir biçimde yaşıyor. Gün içerisinde rastgele bir yerden geçerken o ziyaretlerin bu canlılığını görmek bizleri müthiş etkiledi. Baba Hoşin’in (Yaresanlarda kutsallık atfedilen bir yol yürütücüsü) sır olduğu bir mağaraya gittiğimizde insanlar peş peşe gelerek çerağlarını uyandırıyorlar, orada oturuyorlardı. Hepsi bir arada canlı bir yaşam sürerek günlerini tamamlıyorlar. Bir toplumun hafızasını ve inancı nasıl yürüttüğünü görmek benim için çok yararlıydı.

    Ersin ÖZGÜL/MUĞLA

  • Ahmet Kaya’nın mezarına ırkçı saldırı

    Ahmet Kaya’nın mezarına ırkçı saldırı

    PİRHA-Kürt sanatçı Ahmet Kaya’nın Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan mezarının tahrip edilerek ırkçı yazılamalar yapıldığını gösteren görüntüler sosyal medyada paylaşıldı.

    16 Kasım 2000 tarihinde Fransa’nın başkenti Paris’te hayatını kaybeden Kürt sanatçı Ahmet Kaya’nın kabri tahrip edildi.

    Paris’teki Père Lachaise Mezarlığı’nda bulunan mezarı ziyaret edenler, sanatçının kabrindeki mezar taşının ve üzerindeki yazıların tahrip edildiğini gördü. Ancak kabrin kim veya kimler tarafından tahrip edildiği bilinmiyor.

    Tahrip edilen mezarda mezar taşı kabartması üzerine “Türkiye” yazılmış olması da dikkat çekti.

    11 Şubat 1999 yılında düzenlenen Magazin Gazetecileri Derneği ödül töreninde yaptığı konuşmada, “Kürçe” şarkı söyleyeceğini açıklamasının ardından salonda bulunan kişilerin saldırısına uğramış ve eşi Gülten Kaya ile birlikte zorlukla salonu terk etmişti. Bu olay sonrası Ahmet Kaya Türkiye’den kaçarak Fransa’ya yerleşmiş ve 16 Kasım 2000 yılında hayatını kaybetmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Teslim Töre’nin mezarına saldırı!

    Teslim Töre’nin mezarına saldırı!

    ’68 kuşağı devrimci hareketinin öncü kadrolarından Teslim Töre’nin, Karacaahmet Mezarlığı’nda bulunan mezarındaki “Fabrikalar, tarlalar, siyasi iktidar, her şey emeğin olacak” yazısı söküldü.

    1968 kuşağı devrimci hareketinin öncü kadrolarından Teslim Töre’nin Karacaahmet Mezarlığı’nda bulunan mezarı tahrip edildi.

    Saldırıda, Töre’nin mezar taşı tahrip edilerek, metal plaklarla yapılan Töre’nin resmi ve “Fabrikalar, Tarlalar, Siyasi İktidar Her Şey Emeğin Olacak” yazısı söküldü.

    Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre; Töre’nin kızı Muazzez Töre, saldırıyı düzenleyenlerin kim oldukları hakkında herhangi bir bilgiye ulaşamadıklarını söyledi. Saldırının bilinçli yapıldığını ve devrimci mücadeleyi hedef aldığını ifade eden Töre, en kısa zamanda mezarı onararak, eski haline getireceklerini de sözlerine ekledi.

    SİNAN CEMGİL’İN YANINDA TOPRAĞA VERİLDİ

    İsviçre’nin Bern şehrinde kanser tedavisi gördüğü hastanede 24 Kasım günü vefat eden 68 kuşağı devrimci hareketinin öncülerinden Teslim Töre, 28 Kasım 2019’da yüzlerce insanın katıldığı cenaze töreninin ardından yoldaşı Sinan Cemgil’in yanında toprağa verilmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Maraş’ta katledilen onlarca Alevinin mezarı yok

    Maraş’ta katledilen onlarca Alevinin mezarı yok

    PİRHA- Maraş Katliamı 42. yılında lanetlenmeye devam ediyor. Katledilen onlarca insandan sadece 4’ünün mezarı olduğu iddia ediliyor. Diğer katledilen canlar toplu olarak gömüldüğü için mezarları yok. Aleviler, hem belgelerin, hem de mezar yerlerinin açıklanmasını istiyor. 

    Alevilere yönelik, Türkiye tarihinin en karanlık, en vahşi katliamlarından biri olan Maraş Katliamı’nın 42. yılı.

    19 Aralık ile 26 Aralık 1978 tarihleri arasında, sadece bir hafta içerisinde resmi verilere göre 111 kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce insan yaralandı, 210 ev ve 70 iş yeri tahrip edildi. Aleviler ve devrimcilerin hedef alındığı katliamda, resmi olmayan beyanlara göre ise 500’ün üzerinde insan yaşamını yitirdi.

    Katliamın ardından 23 yıl süren dava sonucu 20 kişi idam, 7 kişi müebbet, 321’i de bir yıl ile 24 yıl arasında ceza aldı.
    En önemlisi 68 sanık mahkeme huzuruna çıkarılmadı. Bugün gelinen noktada cenazelerin ve mezarların yerleri belli değil. Devlet katledilenleri toplu olarak gömdü. Mezar yerleri dahi gösterilmiyor. Katledilen canlardan sadece 4’ünün mezarı olduğu iddia ediliyor. Alevi nüfusun yüzde 80’ini ise kenti terk etti.

    “ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMALI”

    HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, katliamla ilgili gerçeklerin araştırılması için komisyon çağrısında bulunarak, yaşanan katliam yüzleşilmesi gerektiğini söyledi.

    Ülkede Alevilerin yok sayıldığına, tarih boyunca ötekileştirildiğine dikkat çeken Hatimoğulları, “Katliamlara maruz bırakıldılar hep. Halkların kendi kendini yönetmesine izin verilse bu ülkede bulunan 72 halk ve inançlar barış içinde yaşar. Yüzü aşkın kişinin katledildiği katliamda sadece 4 kişinin mezarı var. Anıtların yapılması gerekiyor” dedi.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Bingöl’de mezarlara tahribat sürüyor; ‘Acıyı tarif edemiyoruz’-VİDEO

    Bingöl’de mezarlara tahribat sürüyor; ‘Acıyı tarif edemiyoruz’-VİDEO

    PİRHA – Mezarlıklara yönelik saldırılara bir yenisi daha eklendi. Bingöl Gözeler Köyü mezarlığında bulunan Ekin Morsümbül’ün mezar taşına yönelik tahribata ilişkin Lütfiye Morsümbül, PİRHA’ya konuştu. Morsümbül, “Bizi ötekileştirerek bu problemi çözemezler. Tüm insanlığa sesleniyorum; kutsalımız, bir mezar taşımız var. Herkes kendisini bizim yerimize, annelerin yerine koysun. Bunu istiyorum” dedi. 

    Bingöl’de, Sevda Serinyel ve Engin Kişin’in ardından bu kez de Ekin Morsümbül ve Daimi Kişin’in mezar taşı askerler tarafından tahrip edildi.

    Olaya ilişkin paylaşımda bulunan Ekin Morsümbül’ün Avrupa’da yaşayan eşi Lütfiye Morsümbül, “Mezarlarımızın korunma hakkına saygı duymanın bir gereği olarak, uluslararası  hukukun devreye girmesini umut ediyorum. Ve  duyarlı herkesi göreve davet ediyorum. Bu kadar acıyı sineye çekmek zor. Kabullenmek çok daha zor” dedi.

    Avrupa’da, koronavirüs testi 2 defa pozitif çıkan ve şu anda karantinada bulunan Lütfiye Morsümbül, bundan dolayı olayın kendisinden saklandığını ve geç öğrendiğini söyledi.

    Morsümbül, eşinin mezarına yönelik saldırıyı 3 gün önce kayınbabasından öğrendiğini kaydederek yaşanan olayı şöyle aktardı:

    “15 gün önce karakoldan kayınbabamı arıyorlar ve mezar taşının kaldırılmasını, kaldırılmadığı taktirde de gelip kırılacağını söylüyorlar. Kayınbabam da bu süre zarfında İstanbul’da kalıyor. Normalde kendisi Bingöl’de yaşıyor ama virüsten kaynaklı o da orada kalmış. Bu durumda oraya gelemeyeceğini ve geri geldiğinde taşı değiştireceğini ifade ediyor. Buna rağmen ‘Yakın köylerden birini arayın hemen gelsinler’ diyorlar ve o da amcamın oğlunu arıyor. Amcamın oğlu gidiyor ve mezar taşındaki kodun ve askeri gömleğin kapatılması gerektiğini söylüyorlar. Hatta yüzünü de siyaha boyamalarını istiyorlar. Amcamın oğlu bu duruma karşı çıkıyor. Böylelikle Ekin’in mezar taşına siyah boya sürülüyor.”

    “ACIYI TARİF EDEMİYORUM”

    Morsümbül, “Acıyı tarif edemiyorum artık. Hiçbir duygu yaşadığım acıyı tarif edemiyor. O kadar büyük acılar yaşamışız ki halk olarak birçok şeye alışmışız. Normal görme duygusu ile birçok şeyi kabullenmişiz. Evet geçmişte de oldu; cenazelerimiz panzerlerin arkasında sürüklendi, cenazelerimiz kargoyla gönderildi, mezarlarımız tahrip edildi ama bu alışılmışlık duygusu vicdan kabul mü ettirdi dedirtiyor” diye konuştu.

    “DEVLET ADINA TEHDİT EDİP UTANÇ BELGESİ SUNUYORLAR”

    Yapılanları kabul edemediğini belirten Morsümbül, “Önceden bireyler olduğunu düşünüyorduk, korucu diyorduk, kendini tutamayan faşist zihniyet diyerek kendimizi kandırıyorduk. Bunu alenen, direkt ailelere devlet adına bildirerek bir tehdit, bir utanç belgesi geliştiriyorlar. Kutsallarımıza dokunmalarını kabul etmiyorum. Sürekli bizi ötekileştirmelerini, bu hakkı kendilerinde görmelerini kabul etmiyorum” ifadelerini kullandı.

    Morsümbül, “Bizi ötekileştirerek bu problemi çözemezler. Tüm insanlığa sesleniyorum. Kutsalımız, bir mezar taşımız var. Bu mezar taşı sizden alınıyor. Herkes kendilerini bizim yerimize, annelerin yerine koysun. Bunu istiyorum” diyerek çağrıda bulundu.

    “BİZİ MANEVİ ANLAMDA YIKIMA UĞRATMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    Lütfiye Morsümbül, konuya ilişkin şu paylaşımda bulundu:
    “İktidardaki faşist ve zavallı zihniyet yine bunca kargaşa ve bir korona gerçeği olmasına rağmen Kürtlere karşı saldırılarına  ara vermeksizin devam ediyor. Cemevlerine yapılan saldırıların yanı sıra, mezar taşlarını tahrip etmeye kadar götürdüler. Aileleri arayıp ya mezarlardaki fotoğrafları kaldırırsınız, ya da kırarız diyecek kadar vicdandan, ahlaktan ve dinden uzak, ailelerin acılarını, yaralarını yeniden kanatacak kadar saygısız bir şekilde bunu kendilerine hak görmeye maalesef devam etmektedir. Nasıl bir ruh halidir ki! Ölülerimizden bile korkar hale geldiler. Evet, dönem dönem bu tür saldırılar hep oldu. Değerlerimize sahip çıktık ve çıkmaya da devam edeceğiz. Bu zihniyetin tek amacı duygu ve düşüncelerimizi hedef almakla kalmayıp, manevi değerlerimize de saldırarak, bizleri manevi anlamda yıkıma uğratmaya çalışıyorlar. Ne diyeceğimi bilmiyorum… Aslında hangi söz, hangi cümle bu acımı ve duygularımı dile getirir bilemiyorum.
    “BU KADAR ACIYI SİNEYE ÇEKMEK ZOR”
    Bunu tarif edememenin acısı çok daha zor… Bunu kızıma nasıl anlatırım bilmiyorum. ‘Babanın mezarına Devlet tahammül edemiyor’ demek çok zor. Benim yaşadığım bu acıyı hissetsin istemiyorum, kızıma nefret tohumu ekmek istemiyorum! Belki de acıyı paylaşmaktır acıyı dindiren… Mezarları tahrip edilmiş bütün ailelerin ve bu tahribatlara maruz kalmış bütün ‘ölülerden’ mezarlardan özür diliyorum. Bu acımasız zihniyete engel olamadığımız için, kendimizi ifade edemediğimiz için özür diliyorum. Ancak saldırılara karşı acımızı birleştirerek buna dur diyebiliriz. Yapılan bu insanlık dışı uygulamalara karşı, vicdan sahibi herkesin, her kesimden, hangi dini inanca sahip olursa olsun, insanların bireylerin bize yaşatılan bu acıya karşı çıkması, bir nebze de olsa acımızı hafifletecektir. Bu aynı zamanda insani bir görevdir.
    Mezarlarımızın korunma hakkına saygı duymanın bir gereği olarak, uluslararası hukukun devreye girmesini umut ediyorum. Ve  duyarlı herkesi göreve davet ediyorum. Bu kadar acıyı sineye çekmek zor. Kabullenmek çok daha zor!”
    PİRHA/BİNGÖL
  • Irkçı grup terör estirdi; İbrahim Gökçek’in mezarına saldırı girişimi

    Irkçı grup terör estirdi; İbrahim Gökçek’in mezarına saldırı girişimi

    Grup Yorum Üyesi İbrahim Gökçek’in Kayseri’deki mezarına gece saatlerinde saldırı girişiminde bulunarak, terör estirdi. 

    Grup Yorum Üyesi İbrahim Gökçek’in mezarına gece saatlerinde saldırı girişiminde bulunan ırkçı grup, mezarlık girişinde, “Teröristin mezarını istemiyoruz, polis giderse çıkartıp yakacağız” tehditlerinde bulundu.

    Grup Yorum üzerindeki baskıların kaldırılması için 323 gün ölüm orucunda olan ve eylemine ara vermesinin ardından kaldırıldığı hastanede yaşamını yitiren İbrahim Gökçek’in mezarına saldırı girişimi oldu.

    Kayseri Talas’ta bulunan Halef Hoca Mezarlığı girişine gelen ırkçı bir grup, cenazeyi mezardan çıkartmakla tehdit etti.

    Sokağa çıkma yasağının kalkmasıyla birlikte mezarlık önünde bir araya gelen ırkçı grup, “Teröristin mezarını istemiyoruz. Polis bir gün bekler, iki gün bekler, sonra gider. Polis giderse çıkartıp yakacağız” tehditlerinde bulundu.

    Polisin mezarlığa girmesini engellediği saldırgan grup, bir süre sonra mezarlık önünden ayrıldı.

    İbrahim Gökçek’in cenazesi geçtiğimiz gün yine Kayseri Ülkü Ocakları tarafından saldırıya uğramış, yol kesen ülkücüler cenazenin Kayseri’ye defnedilmesi durumunda cenazeyi yakmakla tehdit etmişlerdi.  (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri’nden Güzel Şahin, 2. yılında mezarı başında anıldı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri’nden Güzel Şahin, 2. yılında mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin eylemi başta olmak üzere hak arama eylemlerinin önemli isimlerinden Güzel Şahin, ölümünün 2. yılında İstanbul Gülsuyu’ndaki mezarı başında anıldı.

    Haberin videosu

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Cumartesi annelerinden Güzel Şahin’in ölümünün 2. yıldönümden dolayı İstanbul Gülsuyu’nda bugün saat 13:00’te mezarı başında anma gerçekleştirdi.  Anmaya Güzel Şahin Ana’nın ailesi, Cumartesi Anneleri, sevdikleri ve yoldaşları katıldı. Anma bir dakikalık saygı duruşu ile başladı.

    Saygı duruşuyla başlayan anmaya katılanlar Güzel Ana’yla ilgili son yaşadıklarını paylaştılar.

    İlk sözü alan İHD İstanbul Şubesi Yöneticilerinden Leman Yurtsever, “Güzel Anne diğer anneler gibi çocukları için mücadele ederken aslında mücadelesini bir insanlık mücadelesine dönüştüren annelerden biriydi. Güzel Anne ödün vermeden, vazgeçmeden hep meydanlardaydı. Onun bıraktığı yerden mücadelemize devam edeceğiz. Onların onurlu mücadelesini sürdüreceğiz. Demokrasi için, barış için insan hakları için hak ve özgürlükler için mücadelemize devam edeceğiz “dedi.

    “MÜCADELEDEN HİÇBİR ZAMAN VAZGEÇMEYEN BİR ANNEYDİ”

    Cumartesi annelerinden Hanım Tosun ise, “Güzel Anne unutmayacağız. Güzel Anne benim için çok çok önemli birisidir. Güzel Anne ile Galatasaray Lisesi önünden tut cezaevleri kapılarına kadar 24 yıl birlikte mücadele ettik. İyi günlerimizde oldu kötü günlerimizde de oldu. Ama mücadeleden hiçbir zaman vazgeçmeyen bir anneydi” diye konuştu.

    Tosun’dan sonra söz alan Cumartesi Annelerinden Hanife Yıldız ise, “Ben sizin arkanızdan sizden sonra bugünlere geldim. Sizin izinizde, sizin gölgenizde sizin mücadelenizi sizin kadar olmasa da devam ettireceğim” şeklinde konuştu.

    “HAKSIZLIĞA VE ZULME KARŞI DİRENENLERE SES OLMUŞTUR”

    Güzel Şahin’in kızı Meral Nergiz Şahin ise sürgündeki çocuklarının gönderdiği mektubu okuyarak şunları kaydetti:

    “Bugün aramızdan fiziki olarak ayrılan Güzel Anamızın 2. yıldönümü içinde yaşadığımız koşullar nedeniyle böylesi anlamlı etkinliğe çocukları olarak katılamamamız bizlerde hüzün ve burukluk yaratsa da, bizler çok iyi biliyoruz ki, fiziksel ayrılıklar tali ayrılıklardır. Asıl olan bilincin ve yüreğin aynı ateşin yalımlarıyla titreşmesidir.

    İHD’nin yapmış olduğu bu etkinliğe katılım sağlamış olanlar ve koşullarından kaynaklı katılamayıp ancak yürekleri ve direnç dolu iletileri ile yanımızda hissettiklerimiz Güzel Anamızın yol arkadaşları ve çocuklarıdır.

    Güzel Anamız her türlü grupçuluğa, ayrımcılığa, oportünizme, kavga kaçkınlığına karşı yüzünü düşmana dönenlerin mihenk taşı olurken, haksızlığa ve zulme karşı direnenlere de ses olmuştur. Bu anlamda ona ve onun yaşamına dair yazacağımız her cümle bir yanıyla eksik kalacaktır.

    Bizler Güzel Anamızın çocukları olarak, başta böyle bir etkinliğe önderlik ettiği için İHD ve onun bileşenleri Cumartesi Analarımızı, kurumlarımızı, içindeki umut ışığını hiç söndürmeyen ötekilerimizi, sürgün yüreklerimiz ile selamlayıp kucaklıyoruz. Ve ant olsun ki, o sıkılı yumruğu Devrim ile taçlandırana dek rehberimiz olmaya devam edecektir. Selam olsun evimizin, barkımızın, yüreğimizin öncüsü, komutanı Güzel Anamıza.”

    “AMASIZ, FAKATSIZ İRADESİNİ SAVUNMASINI ÖNEMSİYORUM”

    Son olarak konuşan Cumartesi İnsanlarından Hasan Ocak’ın abisi Ali Ocak ise, “Benim Güzel Ana’dan öğrendiğim en güzel şey zulme, haksızlığa, yanlışlığa ve nerede bir itiraz varsa orada olmasıydı. Amasız, fakatsız iradesini sahiplenmesini çok önemsiyorum. Bu güzel Ana’dan aldığımız en güzel mirastır. Bence her devrimcinin, her mücadele eden insanın öğrenmesi gereken en önemli değer budur. Bunu yaşatmaya davet ediyorum herkesi” dedi.

    Anma, lokmaların paylaştırılmasıyla ile sona erdi.

    Sabri MERAL/İSTANBUL

     

     

     

     

  • Ezidi kadın Sara Gin’in mezarı tahrip edildi

    Ezidi kadın Sara Gin’in mezarı tahrip edildi

    Batman’da Pîrê Zîrav mezarlığında Ezidi kadın Sara Gin’in mezarı tahrip edildi. HDP Milletvekili Feleknas Uca da konuyu Meclis’e taşıdı.

    Batman merkeze yaklaşık 10 kilometre uzaklıkta bulunan Êzidî köyü Yolveren’de (Cînêrya) bulunan ve Êzidîler için kutsal sayılan Pîrê Zîrav mezarlığında Pir olarak kabul edilen Sara Gin’in mezarı tahrip edildi.

    Yaklaşık 15 yıl önce yaşamını yitiren Gin’in mezar taşlarının kırıldığı ve kemiklerini de etrafa atıldığı aktarıldı. Gin için yazılan yazıtların ve gül figürlerinin de bu kişiler tarafından parçalandığı görüldü.

    HDP MİLLETVEKİLİ FELEKNAS UCA, MECLİS GÜNDEMİNE TAŞIDI

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Batman Milletvekili Feleknas Uca, Sara Gin’in mezarına yönelik saldırıya ilişkin Meclis Başkanlığı’na soru önergesi verdi. Uca, bu saldırının Ezidi mezarlarına yapılan ilk saldırı olmadığını hatırlattı.

    Uca soru önergesinde, “Yıllardır bu saldırılar sürmekle beraber, Çinera köyünde de son dönemde 3 tane mezar tahrip edilmiştir. Bu saldırılarla; özellikle, Ezidi genç kızların mezarları hedef alınmaktadır. İnançları gereği mezar açtırmayan Ezidilere, en hassas değerleri üzerinden saldırılar gerçekleşiyor. Bu saldırılar, tarih boyunca inanç ve kültürlerinden dolayı katliama uğrayan ve göçe zorlanmış Ezidilerin ülkemizde hedef tahtasında olduğu ve güvende olmadıkları gerçeğini gözler önüne sermiştir. Kendilerini, yaşadıkları topraklarda güvende hissetmeyen Ezidi halkı büyük bir endişeye kapılmıştır. Bu saldırı ile sadece Ezidilere saygısızlık yapılmamış, aynı zamanda Türkiye toplumunun insani değerlerine de saldırı gerçekleşmiştir. Bu toprakların en kadim halkı olan Ezidilerin bu tür saldırılara maruz kalmasının önüne geçmek devletin temel görevidir” dedi.

    Uca, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya mezarın tahrip edilmesine ilişkin yasal işlem yapılıp yapılmadığını sordu.

    “YAPILANLAR İNSANLIK DIŞI”

    Olayın yaşandığı gece sesler duyduklarını dile getiren köylülerden Pir Cengiz Kiy, olay gecesini Mezopotamya Ajansından Metin Yoksu’ya şöyle anlattı:

    “Olayın yaşandığı gece köpek sesleri köyde çok fazla geliyordu. Arada bu şekilde köyde sesler yükselir. Köyümüze yakın olan Batman çöpündeki köpekler veya Raman Dağı’ndaki yaban atları köyümüzün yakınlarına gelince köpekler havlıyor. Fakat gündüz olduğunda köydeki köpeklerimiz sürekli bizim yanımıza gelip ardından mezarlığa gidince şüphelendik. Köpeklerin bir kaç kez aynı şeyi tekrarlaması üzerine ziyarete gittik ve mezarlığın tahrip edildiğini gördük” dedi. Karşılaştıkları manzarayı anlatmakta güçlük çeken Kiy, yapılanları insanlık dışı olarak tanımladı.

  • 10 Ekim Katliamı’nda yaşamını yitirenler mezarı başında anıldı-VİDEO

    10 Ekim Katliamı’nda yaşamını yitirenler mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA- 10 Ekim Ankara Katliamı’nda yaşamını yitirenler, katliamın 3. yılında mezarları başında anıldı.

    103 kişinin yaşamını yitirdiği Ankara Katliamı’nın üzerinden 3 yıl geçti. Katliamda yaşamını yitirenler, Ankara’da mezarı bulunan, Korkmaz Tedik, İdil Güneyi, Uygar Coşgun, Sevgi Öztekin ve Ali Kitapçı nezdinde anıldı. Mezarların başında yapılan konuşmalarda katliam günü ve yargılama sürecinde yaşanan skandallara dikkat çekildi, kamu görevlilerinin mahkemeye çıkarılmamasına tepki gösterildi.

    Ankara’da Karşıyaka mezarlığında 5 No’u kapıda bir araya gelen KESK, TMMOM, DİSK VE TTB ve 10 Ekim Derneği üyesi ile siyasi partiler temsilcisinin katılım gösterdiği anmada mezarlık ziyaretlerinden önce bir basın açıklaması gerçekleştirildi.

    “İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ BU SUÇU UNUTTURMAYACAĞIZ”

    Basın açıklamasını KESK Şubeler Platformu dönem sözcüsü Devrim Kahraman yaptı.

    Kahraman, 7 Haziran sonrası ülkede yaşanan baskı ve şiddet ortamından kaygı duyan demokrasi güçlerinin barış talebinde ısrar ettiğini, bu nedenle de aydınlıktan korkanların 10 Ekim günü katliam gerçekleştirdiğini anlattı. Kahraman, katliamın yaşandığı gün, yaralılara müdahale etmek isteyenlere yönelik saldırıları ve dava sürecinde ihmali olan hiçbir kamu görevlisinin mahkemeye çıkarılmamasını da asla unutmayacaklarını söyledi. Kahraman “10 Ekim, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Bu katliamı unutturmayacağız” dedi.

    “HAYATIMIZIN SONUNA KADAR BURAYA GELECEĞİZ”

    Daha sonra kitle pankartlarını açarak katliamda yaşamını yitiren BTS Birleşik Taşımacılık Sendikası Avukatı Uygar Coşgun’un mezarına gidildi. Burada bir konuşma yapan eşi Mehtap Sakinci Coşgun, “Her yıl buraya gelmeye devam edeceğiz. Bayramda, doğum gününde, yıl başında geliyoruz. Sarp (oğlu) burada babasının mezarı başında, iki yaşından beri burada. Mavi çiçekleri o getirdi. Babasının mezarı ile ilgileniyor. 10 Ekim de hayatını kaybeden Uygar Coşkun’un mücadelesini bizim gücümüzün yetmediği yerde tamamalayacak bir evladı var. Biz hayatımızın sonuna kadar buraya gelmeye devam edeceğiz. Sarp da babasının yoldaşlarını ve babasını anmaya devam edecek.” dedi.

    “BU KATLİAMA YOL AÇANLARA HESAP VERDİĞİ ZAMAN YAKINLARIMIZI DEFNETMİŞ OLACAĞIZ”

    Ardından BTS Eski MYK üyesi Ali Kitapçı’nın mezarı başına gidildi. burada eşi Emel Kitapçı ise 10 Ekim’in ardından da devletin zulmünün büyüdüğünü, katliamlar ve saldırılar yaşandığını söyledi. Gar önlerinde, mahkeme salonlarında varolmaya devam edeceklerini söyleyen Emel Kitapçı, “Ben Ali Kitapçı’yı hâlâ defnedemedim. Ali Kitapçı’nın kanı, bedeni, Gar Meydanı’nda duruyor. Ne zaman bu katliama yol açanlar hesap verecek, biz yakınlarımızı o zaman defnetmiş olacağız” dedi.

    MÜCADELEYE DEVAM VURGUSU

    10 Ekim Ankara Katliamı mağdurlarından Yavuz Demirkol ise “Bizler bu katliamları hiçbir zaman unutmayacağız. Arkadaşlarımızın katilleri yargılanana kadar mücadelemizi devam ettireceğiz” ifadelerin kullandı. Daha sonra katliamda yaşamını yitiren Sevgi Öztekin’in mezarı ziyaret edildi.

    Ankara Gar Katliamı’nın 3. yılında anma etkinliğini gerçekleştiren emek ve meslek örgütleri barış elçilerinin arkadaşları ve yoldaşları tekrar 10 Ekimde Gar’da saat 10.04 te bir araya gelmek için alandan ayrıldılar.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA