Etiket: Mezopotamya Ajansı

  • Gazeteciler savunma yaptı: Talimatla çalışmayız, halkın yaşadıkları gazeteciye talimattır

    Gazeteciler savunma yaptı: Talimatla çalışmayız, halkın yaşadıkları gazeteciye talimattır

    PİRHA- İzmir’de gözaltına alınıp yargılanan gazeteci Semra Turan, Tolga Güney ve Melike Aydın’ın yargılandığı ilk duruşmada haklarındaki adlı kontrol tedbirleri kaldırıldı.

    Mezopotamya Ajansı (MA) muhabirleri Semra Turan, Tolga Güney ve JINNEWS muhabiri Melike Aydın’ın mesleki faaliyetleri gerekçe gösterilerek, “Örgüt üyeliği” ile yargılandıkları davanın ilk duruşması Bayraklı ilçesinde bulunan İzmir Adliyesi 13’ncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Duruşmaya gazeteciler ve avukatlar hazır bulundu.

    Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği üyeleri, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eş Başkanı Selman Çiçek, Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) temsilcisi Özgür Öğret ve gazetecilerin aileleri duruşmayı takip etti.

    MELİKE AYDIN: SUÇLAMALAR SİYASİ SAİKLERLE YAPILDI

    Duruşma JINNEWS muhabiri Melike Aydın’ın savunmasıyla başladı. Duruşmada ilk söz alan Melike Aydın söz konusu suçlamaların siyasi saiklerle yapıldığını söyleyerek “Mesleki faaliyetlerim suç sayılıyor. Yaptığım görüşmeler suç sayılıyor. Haber kaynaklarımla sadece haber içerikli konuşmalar yaptım. Haber kaynaklarımı ‘yöneltiyormuşum’ algısı doğru değildir. İddianameyi yazanların gazetecilik ile ilgili bilgileri ve fikirleri yok. İkinci kez bu şekilde yargılanmak beni çok yordu. Hep benzer suçlamalar söz konusu. Haber arşivlerim yine suç sayılmış. Bazı haberlerim özellikle seçilip suç sayılmış. Bu şekilde suç üretilmek isteniyor” dedi.

    AVUKAT ÖZTÜRK: AMAÇ GAZETECİLİK FAALİYETLERİNİN ENGELLENMESİ

    Daha sonra Melike Aydın’ın avukatı Şükran Öztürk, benzer suçlamalarla yargılandığını vurgulayarak “Gazetecilik birçok insanla ve alanla etkileşime girer çünkü gazeteci kamuoyunu aydınlatır. Müvekkilin yaptığı haberlerin suçlama konusunun olması kasıtlı bir şekilde yapılmıştır. Buradaki amaç Melike’nin gazetecilik faaliyetlerinin engellenmesi. Gazeteci her meseleyi işleyebilir. Dosyada propaganda amacı taşıyan hiçbir haber yok. Bu anlamda müvekkile atılı suçları kabul etmiyoruz” şeklinde konuştu.
    Mahkeme heyeti, Melike Aydın’ın ev hapsinin kaldırılması ve yurt dışı yasağının devamına karar vererek duruşmayı 12 Mayıs 2025’e erteledi.

    SEMRA TURAN: TOPLUMUN YAŞADIĞI HER SORUN GAZETECİYE BİRER TALİMATTIR

    Daha sonra savunmasını yapan Semra Turan davaya konu olan “örgüt üyeliği” suçlamasını kabul etmediğini söyleyerek “Mezopotamya Ajansı’nın çalışanı ve gazeteciyim” dedi. Dosyaya delil olarak sunulan tüm suçlamaların mesleki faaliyetleri olduğunu belirten Semra Turan, “Bizler gazeteciyiz. Kimseden talimat almayız. İlla bir talimat olarak algılanacaksa toplumun yaşadığı her sorun ve kamuoyunda duyulması gereken her olay bu ülkede yaşayan gazetecilere birer talimattır” dedi.

    “GAZETECİLER ŞAHSINDA TOPLUM YARGILANIYOR”

    Semra Turan, mesleki faaliyetlerinden dolayı yargılandığını belirterek böylelikle gazeteciler şahsında toplumun yargılandığına işaret etti. Semra Turan Son olarak “Sosyal medya hesaplarımdaki paylaşımlar da tamamen haber içerikli ve düşünce özgürlüğü kapsamında paylaşımlardır. Herhangi bir amaç gütmemektedir. Haftanın 2 günü, belirli saatlerde imza atıyorum. Buda hem il dışına çıkma hem de mesleğimi daha rahat yapmam açısında sorun teşkil ediyor, beraatimi talep ediyorum” diye konuştu.

    SAVCI CEZA TALEP ETTİ

    Daha sonra esas hakkında mütalasını sunan savcı ‘örgüt üyeliği’nden ceza talep etti. Savcının mütalasından ardından avukatlar mahkemeden süre talep etti.
    Mahkeme heyeti daha sonra Semra Turan’a verilen adli kontrol talebinin kaldırılmasının kaldırılmasını ve yurtdışı yasağının devamına karar vererek duruşmayı12 Mayıs 2025’e erteledi.

    “MUĞLA VE ŞIRNAK’TA KESİLEN AĞACIN ORTAKLIĞINI KURAMAYAN GAZETECİLİKTEN KOPMUŞ DEMEKTİR”

    Son olarak savunma yapan Tolga Güney, Akbelen’deki doğa kırımına yönelik yaptığı haberlerin suç sayılmasına dair, “Gazetecinin işi olayları doğru ve objektif bir şekilde kamuya duyurmaktır. Bunu da hem devletten hem de üzerinde baskı oluşturacak her türlü yapılanmadan bağımsız olarak yapabilir. Bu anlamda tek sorumluluğumuz aktardığımız bilginin ne kadar doğru olup olmadığıdır. Fakat burada yargılanmamızın sebebi bu değil. Bilgilerin doğruluğu ile ilgili hiçbir şüphenin olmadığı ortada. İddianameye koyulan Akbelen’de ağaç kesimi haberinde, bölgede binlerce ağacın kesildiği gerçekleşen bir olayken, bu bölgede yaşayan insanların buna karşı tepki göstermesini haberleştirdim. Muğla’da kesilen ağaçla Şırnak’ta kesilen ağacın ortaklığını kurmayan bir gazeteci bütünlükten, objektiflikten kopmuş demektir’ diye vurguladı.

    “KARADENİZ’DE İNSANLARIN BÖLGELERİNE VERDİĞİ İSİMLER VAR; HİÇ BİRİNE DAVA AÇILMIYOR”

    Güney, haberlerinde kullanılan bölgesel isimlerin suç olarak nitelendirmesine karşılık kimi örnekler vererek şöyle devam etti:

    “Yaşanılan bölgelerin insanları o bölge için hangi tanımı, ismi kullanıyorsa onu kullanmak haberi okumaları açısından daha etkili olur. Mesela Giresun’da bulunan Özlüce Deresi’nin debisinin düştüğüne dair bir haber hazırlasam. Bırakın başka bölgeleri Giresunlular bile bu derenin nerede olduğunu bilmeyebilir. Fakat derenin resmi olan adı yerine halkın kullandığı adını yani Gelevere Deresi ismini kullansam, bölgede yaşamayan insanlar bile en azından adına yazılan şarkıdan bu dereyi bilir. Yine Karadeniz coğrafyasında insanlar resmi adı Taşlıdere Deresi’ni Askoroz Deresi, Sabuncular Deresi’ni Senoz Deresi, Güneysu ilçesini Potomya, Fındıklı ilçesini Viçe, Trabzon Düzköy’ü ise Haçka olarak bilirler. Birçok haber, köşe yazısı, ticari markada da bu isimler kullanılır, birçok Karadenizli sanatçı şarkılarında bu isimleri geçirir. Bunlarla ilgili bir soruşturma ya da dava açıldığını bilmiyoruz.”

    Mahkeme heyeti, Tolga Güney’in ev hapsinin kaldırılması ve yurt dışı yasağının devamına karar vererek duruşmayı 12 Mayıs 2025’e erteledi.

    PİRHA/ İZMİR

  • 11 aydır ev hapsinde olan gazeteci Tolga Güney: Bir gazetecinin yeri sokaklardır-VİDEO

    11 aydır ev hapsinde olan gazeteci Tolga Güney: Bir gazetecinin yeri sokaklardır-VİDEO

    PİRHA- Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Tolga Güney, hakkında verilen ev hapsi kararına rağmen yaklaşık 1 yıldır gazeteciliğe devam ediyor. Güney, gazetecilik mesleğinin engellemek istendiğini ve toplumun gerçeklerden haberdar olmasına karşı ev hapsinde tutulduğunu belirterek, “Aynı haberleri ulusal ve yerel birçok basın yaptığı halde Mezopotamya Ajansı’nın yapıyor olması sanki bir tehlike arz ediyormuş gibi gösterilmeye çalışılıyor” dedi.

     İzmir’de 13 Şubat’ta ev baskında gözaltına alınan Mezopotamya Ajansı (MA) muhabirleri Semra Turan, Delal Akyüz ve Tolga Güney, JINNEWS muhabiri Melike Aydın, Gazete Duvar Muhabiri Cihan Başakçıoğlu ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) basın çalışanı Fatma Funda Akbulut, emniyetteki işlemlerinin ardından savcılığa sevk edilmişti.

    İfadelerini ardından Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği Cihan Başakçıoğlu ve Semra Turan’ın adli kontrol şartıyla Delal Akyüz, Melike Aydın, Tolga Güney ve Funda Akbulut’un ev hapsiyle serbest bırakılmasına karar vermişti. Ev hapsi devam eden Mezopotamya Ajansı muhabiri Tolga Güney, 11 aydır ev hapsinde tutulduğunu, gazetecilik mesleki çalışmalarını yeterli düzeyde yerine getiremediğini ifade ederek en kısa sürede görevini yapmak istediğini söyledi.

    31 Mart seçimlerine 1 ay kala gözaltına alınan Mezopotamya Ajansı muhabiri Tolga Güney tutuklanmış ve ev hapsine mahkum edilmişti. 11 aydır ev hapsinde tutulan Güney, mesleki çalışmalarının engellemek ve seçimlere az bir zaman kala gözaltına alınmasının nedenini toplumun gerçek bilgilerden uzak tutmak olduğunu belirtti.

    “SEÇİME 1 AY KALA GÖZALTINA ALINMAMIZ SEÇİMLERİ SEKTEYE UĞRATMAKTI”

    31 Mart seçimlerine 1 ay kala gözaltına alınmasını ‘seçimleri sekteye uğratma’ olarak değerlendiren Güney, “Polislerin bize yönelttiği soruları gördüğümüzde hepsinin mesleki faaliyetlerimizden dolayı olduğunu anlamıştık. Arkadaşımdan tripot istedim diye; bu tripot nedir? Bu tripotla ne yapacaktın? Kiminle görüşecektin? gibi sorular soruldu. Avukatla yaptığım telefon görüşmeleri delil olarak önümüze sunuldu. Yaptığımız haberlerin çoğunluğu ekolojiye dair haberlerdi. Bunları kriminalize eden bir noktadan gözaltına alınan bir operasyona dönüştü. Amaç gazeteciliği engellemekti” dedi.

    “YAPTIĞIM HABERLER KRİMİNİLAZE EDİLDİ”

    Aynı haberi birçok farklı basın yapmasına karşın kendilerinin özellikle hedef haline gelmesinin mesleki çalışmalarını yıpratmak olduğuna vurgu yapan Güney, “Yaklaşık 11 aydır ev hapsindeyiz. Amaç sahadan uzak tutup, engellemek. Özellikle de bu haberlerin Mezopotamya Ajansı’nın yapıyor olması da özellikle dikkat çekiyor. Aynı haberleri ulusal ve yerel birçok basın yaptığı halde Mezopotamya Ajansı’nın yapıyor olması sanki bir tehlike arz ediyormuş gibi gösteriliyor. Belen ormanlık alanında yaptığımız haberlerin başka yerlerde de izleniyor olması ve seçim dönemine yakın bir dönemde alınıyor olmamız bilinçli yapılmıştı. Seçim 1 aya kala gözaltına alınmamızın nedeni farklı kesimden insanların taleplerini medyada çıkarmamız engellemekti” diye konuştu.

    “BİR GAZETECİNİN ALANI SOKAKTIR”

    Evde bulunduğu süreçte gazeteciliğe devam ettiğini söyleyen Güney, evden çalışmalarını bir şekilde sürdürdüğü ifade etti. Güney, şöyle devam etti:

    “Bir gazetecinin alanı sokaktır, madenin açıldığı bölgedir, ağacın kesildiği yerdir. İnsanları bire bir görerek, hissederek haber yapmak gerekiyor. Her ne kadar sahadan uzak dursam da ülkenin neresinde ekolojik bir talan varsa yörenin insanlarının seslerini bir şekilde duyurmaya, insanların itirazlarını sorunlarını yükseltebileceği bir mecra olmaya devam ediyorum. Fotoğraf makinasıyla çalışıyor olamamak haberle olan duygusallığı veremiyor. Dışarıda haber yapma özlemimi evin içerisinde fotoğraf çekerek gidermeye çalışıyorum. Ev hapsi boyunca birçok haberi takip etme isteğim oldu. Özellikle Artvin Hopa’da mesire adı altında taş ocağı yapılmak istenen ormanlık alana karşı koymak isterken öldürülen Reşit Kibar’ın yanında olmak isterdim. 3 saatlik bir mesafe olmasına rağmen oraya gidememek beni çok etkilemişti. İkincisi de Kazdağı eylemlerinde bulunmak isterdim.”

    “GAZETECİLERE YAPILAN BASKI TOPLUMUN BÜTÜN KESİMLERİNE YAPILIYOR”

    Kuzey Doğu Suriye’de katledilen gazetecilere sahip çıkmak isteyen meslektaşlarının gözaltına alındığını hatırlatan Güney,  “Nazım ve Cihan arkadaşlar yandaş medyada yazılanların gerçeği yansıtmadığını, bölgede hala bir çatışmanın ve savaşın devam ettiğini haberleriyle dışarıya yansıtıyorlardı. Bindikleri aracın önünde büyük harfle basın yazmasına rağmen hedef alındılar. Gazetecilere sahip çıkmayan isteyen arkadaşlarımız da katledilen arkadaşlarına karşı eylem yapmak isterken saldırıya uğrayıp gözaltına alındılar. Sonrasında Cihan Bilgin ve Nazım Daştan’ın sosyal medyada fotoğraflarını paylaştıkları için 10 kişi gözaltına alındı. Bununla hakikatin sesini kısmak ve kısmakla beraber onlara dair hiçbir tepkiye yer verilmek istenmesinin nedeni toplumun gerçeklerden haberdar olmasını önüne geçmek. Bu saldırı sadece gazetecilere değil toplumun bütün kesimlerine yapılan baskı olarak ele almak gerekiyor”

     “İNSANLARIN İTİRAZLARINI ELİMDEN GELDİĞİNCE ANLATMAYA ÇALIŞACAĞIM”

    Ev hapsi sona erdiği zaman gazeteciliğe kaldığı yerden devam edeceğini söyleyen Güney, şöyle konuştu: “Bundan sonraki süreçle beraber evden yaptığım gazeteciliği dışardan yapmak ve direnişin olduğu yerlerde bulunup, insanların itirazlarını, istemedikleri olayları elimden geldiğince anlatmaya, haberlerde yer vermeye çalışacağım.”

    Kamber YILDIZ/İZMİR

  • 3 gazeteci hakkında tahliye kararı verildi

    3 gazeteci hakkında tahliye kararı verildi

    PİRHA- 26 Nisan’da tutuklanan gazeteciler Esra Solin Dal, Mehmet Aslan ve Erdoğan Alayumat, tahliye edildi. 

    İstanbul merkezli yürütülen bir soruşturma kapsamında 26 Nisan’da çıkarıldıkları mahkemece tutuklanan Mezopotamya Ajansı (MA) muhabirleri Esra Solin Dal ve Mehmet Aslan ile gazeteci Erdoğan Alayumat, tahliye edildi.
    Tensiple birlikte mahkeme 3 gazetecinin de tahliyesine karar verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İstanbul ve Ankara’da gazeteciler gözaltına alındı

    İstanbul ve Ankara’da gazeteciler gözaltına alındı

    PİRHA- İstanbul, Urfa ve Ankara’da 9 gazeteci polis tarafından gözaltına alındı.

    Bu sabah saatlerinde İstanbul, Urfa ve Ankara’da gazetecilere yönelik gözaltı operasyonları yapıldı. Ankara’da yapılan ev baskınında Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Mehmet Aslan gözaltına alındı.

    İstanbul’da yapılan ev baskınlarında ise MA muhabiri Esra Solin Dal, Yeni Özgür Politika’dan gazeteci Erdoğan Alayumat ,Yeni Yaşam Gazetesi çalışanı Enes Sezgin ile Özgür Basın emekçileri Saliha Aras, Yeşim Alıcı, Beste Argat Balcı ve Şirin Ermiş gözaltına alındı. Urfa’da gazeteci Doğan Kaynak’ın gözaltına alınmasıyla sayı 9’a yükseldi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mezopotamya Ajansı’na erişim engeli getirildi

    Mezopotamya Ajansı’na erişim engeli getirildi

    PİRHA- Mezopotamya Ajansı (MA)’nın internet sitesine erişim engeli getirildi.

    Erzurum 1. Sulh Ceza Hakimliğince verilen kararla Mezopotamya Ajansı (MA)’nın internet sitesi alan adı, “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişime engellendi.

    Mezopotamya Ajansı’nın alan adı daha önce de Diyarbakır 3. Sulh Ceza Hakimliği’nin 21 Mayıs 2021 tarihli kararıyla aynı gerekçeyle erişime engellenmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteciler tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi

    Gazeteciler tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi

    PİRHA- Savcılık 6 gazeteciyi tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk etti.

    İzmir’de 13 Şubat’ta evlerine yapılan baskınlarla gözaltına alınan JINNEWS muhabiri Melike Aydın, Mezopotamya Ajansı (MA) muhabirleri Semra Turan, Delal Akyüz , Tolga Güney, Gazete Duvar Muhabiri Cihan Başakçıoğlu ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) basın çalışanı Fatma Funda Akbulut savcılığa sevk edilerek İzmir Bayraklı Adliyesi’ne götürülmüştü. Savcılık gazetecilerin ifadesini almadan sulh ceza hakimliğine sevk etti.

    Gazetecilerin mahkemeye çıkarılması bekleniyor.

    PİRHA/ İZMİR

  • İzmir’de 6 gazeteci gözaltına alındı

    İzmir’de 6 gazeteci gözaltına alındı

    PİRHA- İzmir’de Mezopotamya Ajansı, JINNEWS ve Gazete Duvar’ın  muhabirleri ile DEM Parti basın çalışanı gözaltına alındı. 

    İzmir’de polis sabah saatlerinde gazetecilerin evlerine baskın düzenledi. Mezopotamya Ajansı (MA) muhabirleri Semra Turan, Delal Akyüz ve Tolga Güney, JINNEWS muhabiri Melike Aydın ile Gazete Duvar muhabiri Cihan Başakçıoğlu gözaltına alındı. Ayrıca Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) basın çalışanı Fatma Funda Akbulut da gözaltına alındı.

    Gözaltı gerekçeleri öğrenilemeyen 6 kişi, Çankaya’da bulunan İl Emniyet Müdürlüğü’nde tutuluyor. Dosyada 24 saat avukat kısıtlılığı olduğu öğrenildi.

    PİRHA/İZMİR

  • Kadın gazeteciler, eril medyaya karşı direnmekte kararlı: Mücadeleyi sürdüreceğiz- VİDEO

    Kadın gazeteciler, eril medyaya karşı direnmekte kararlı: Mücadeleyi sürdüreceğiz- VİDEO

    PİRHA- Erkeklerin hakimiyet kurduğu medya sektöründe kadınlar uzun yıllardır cinsiyetçilikle baş etmeye çalışıyor. Kadın gazeteciler maruz kaldıkları cinsiyetçilik, mobbing ve ayrımcılıklara karşı pes etmeyeceklerini, hayatın her alanında olduğu gibi eril medyaya karşı da mücadeleyi sürdüreceklerini ifade ettiler.

    Kadınlar, her sektörde olduğu gibi medya sektöründe de ayrımcılığa ve ikincilleştirilmeye maruz kalıyor. Gazetecilik yapan kadınlar şiddet, taciz, mobbing, nefret dili, ekonomik eşitsizlik, cam tavan sendromu ve cinsiyetçilik gibi birçok sorunla karşı karşıya kalıyor. Bu gibi problemler mesleği icra etme noktasında zorlayıcı olsa da bir yandan eril medya sektöründe var oluş mücadelesi veren kadınların sayısı günden güne artıyor.

    10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla Mersin’de yaşayan kadın gazeteciler; sektörün sorunlarını, var oluş mücadelelerini, eşitlik için çözüm pratiklerini ve gazeteci olma deneyimlerini PİRHA’ya anlattılar.

    “KADIN GAZETECİLERE İHTİYAÇ VAR”

    2014’ten bu yana gazetecilik yapan İmece Gazetesi Editörü Seren Sabuncu, zaten oldukça zor bir meslek olan gazetecilikte bir de kadın kimliği ile var olmanın epey zorlayıcı olduğu görüşünde. Sektörde erkeklerin hakimiyet kurması sebebiyle bir süre gazeteciliğe ara veren ancak kadın gazetecilere ihtiyaç olduğunu düşündüğü için mesleğe kaldığı yerden devam eden Sabuncu, medyada kadın çalışanların olmasının önemli olduğunu belirtti.

    Gazetecilikte yaşanan sorunlara değinen Sabuncu, bunun çözüm yolunun kadın gazeteci sayısının çoğalmasından geçtiğini kaydetti:

    “Erkeklere verilen haklar daha fazla. Eşit işe eşit ücret kavramı yok. Sahada çalışmak ayrı zor çünkü erkekler kendilerince orada bir hakimiyet kurmuşlar. Öyle bir ortamda rahat çalışabilecek alan yaratmak zor. Ama ben bu tür ayrımların Mersin’de kırılmaya başladığını düşünüyorum çünkü kadın gazeteciler çoğalmaya başladı. Bu nedenle kadın gazetecilerin bu mesleği bırakmamalarını temenni ediyorum. Her ne kadar çoğalmaya başlasak da yeteri kadar sayısal çoğunluğa ulaşmamış olabiliriz fakat önemli olan nitelik ve bunu da yaptığımız işlerle ortaya koyduğumuzu düşünüyorum.”

    “EVLİ KADIN GAZETECİLER DEZAVANTAJLI DURUMDA”

    Mezopotamya Ajansı Mersin Muhabiri Yüsra Batıhan evli bir kadın gazeteci. Patriyarkal sistemde özellikle evli kadınlara atfedilen rollerin kadınlık, evlilik ve gazetecilik kesişiminde büyük bir olumsuz etki yarattığını dile getirdi.

    Gazetecilikteki yoğun temponun günün sonunda evde de devam ettiğini söyleyen Batıhan, “Sabahın erken saatlerinde başlayan iş temposu akşam geç saatlere kadar sürüyor. Bir de eve gidince temizliğin, yemeğin bütün yükü senin üzerine yükleniyor. Böyle olduğunda kadın kendini yeniden üretemiyor. Aynı işi yaptığım erkekler eve gittiğinde dinlenme imkanına sahip” dedi.

    Bu sebeple erkek gazetecilerin kendilerini yeniden üretip, bir sonraki güne hazırlayabildiklerini ancak kadınların bu koşturmalı döngü içerisinde dinlenmeden çalıştıkları için verimlerinin düştüğünü ifade eden Batıhan, “Kadınlar bir yerden sonra haber üretemez, verimli olamaz hale geliyor. Bu yüzden birçok duayen gazetecinin erkek olduğunu görüyoruz ama toplumsal cinsiyet rollerinin kırıldığı bir süreçte gazetecilik sektöründe de kadınlar bunu değiştirmeye başlıyor” sözlerini kullandı.

    “YERELDE KADIN GAZETECİLERİN İŞ TANIMI YOK”

    Yaklaşık 1 buçuk yıldır sektörde çalışan ve şu an Çukurova Gazetesi’nde grafikerlik yapan Meryem Karadağ ise yerelde kadın gazeteci olmanın kat be kat zor olduğuna değindi. Yerelde çalışan kadın gazetecilere temizlik, çay ve yemek yapma dayatmasının olduğuna dikkat çeken Karadağ, “Mesleğe ilk başladığımda ofiste benimle aynı işi yapan erkek meslektaşım da olmasına rağmen çay ve temizlik yapmak gibi işler benden istendi. Erkeklerden böyle bir şey talep edilmiyor. Bu da oldukça heves kırıcı bir durum” diye konuştu.

    KADIN GAZETECİLERDEN ÖRGÜTLÜLÜK VURGUSU

    Seren Sabuncu, Yüsra Batıhan ve Meryem Karadağ, böylesine erkek egemen bir sektörde kadınların örgütlenmesinin oldukça elzem olduğunun altını çizerek şu ifadelerde ortaklaştılar:

    “Kadın gazeteciler geniş bir mobbing çemberi içerisine alınmış durumda. Maaş alamamaktan tutun da yaptıkları haberlere kadar her türlü ayrımcılığa maruz kalıyorlar ama çoğunlukla seslerini çıkaramıyorlar çünkü güçlü bir örgütlenme yok. Haklarımızı alamıyoruz ama bu kurumlardan çıkamıyoruz da. Öte yandan toplumsal rollerin dayattığı baskılar var. Tüm bunların karşısında öz kadın gücümüzle bir araya gelip güçlü bir örgütlülük yaratmak şart.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Yurtsever: Gazetecilere dönük saldırılara karşı örgütlü mücadele hayata geçirilmeli-VİDEO

    Yurtsever: Gazetecilere dönük saldırılara karşı örgütlü mücadele hayata geçirilmeli-VİDEO

    PİRHA- Mezopotamya Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, “10 Ocak Gazeteciler gününü karşılıyoruz ama Türkiye’de çalışan gazeteciler olarak, Kürt kadın gazeteciler olarak yılı, gazetecilere dönük baskı, sansür ve yargının bir sopa olarak kullanıldığı bir yıl olarak geçirdik” dedi. Yurtsever, örgütlü ve güçlü bir mücadeleyi ve güçlü bir itirazı hayata geçirmek gerektiğini belirtti. 

    Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. Türkiye’de 1961 yılında gazetecilerin mücadelesi ile basın çalışanlarının haklarını yasal güvenceye alan 212 Sayılı Kanunun, 10 Ocak 1961 yılında Resmî gazetede yayınlanarak yasalaşması sonrası “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Bayramı” olarak kutlanmaya başlandı. Ancak yaşananlar ve yapılan uygulamalar nedeniyle 10 Ocak daha çok “çalışan gazeteciler” değil, “mücadele” günü olarak tanımlanıyor.

    “İKTİDARIN SALDIRILARININ İLK HEDEFİ KADINLAR”

    Mezopotamya Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne ilişkin görüşlerini PİRHA ile paylaştı.

    Diren Yurtsever, “10 Ocak Gazeteciler gününü karşılıyoruz ama Türkiye’de çalışan gazeteciler olarak, Kürt kadın gazeteciler olarak yılı, gazetecilere dönük baskı, sansür ve yargının bir sopa olarak kullanıldığı bir yıl olarak geçirdik” dedi.

    “Birçok arkadaşımız haber yaptığı için, mesleki faaliyetleri yürüttüğü için bugün cezaevinde tutsak edilmektedir” diyen Yurtsever, “Cezaevinde tutsak edilen arkadaşlarımızın olduğu bir dönemde 10 Ocağı karşılıyoruz. Çünkü mevcut iktidar tam da gazeteciler işini iyi yapamasın diye bu tutuklamaları gerçekleştiriyor. Türkiye’de 21 yıllık AKP iktidarı boyunca gerçekleri yazmak isteyen, hakikatlere dokunan, gerçekten gazeteciliğin onurunu koruyan gazeteciler her zaman bu iktidarın hedefinde oldu. Bunun başında da Kürt gazeteciler geliyor. Kürt gazeteciler içerisinde de kadın gazetecilerin çok daha özgün olarak hedef alındığını söylemek mümkün çünkü bu iktidar en fazla baskıyı kadınlara dönük yapıyor. Kadınlar, Türkiye’de iktidarın baskıcı politikalarına karşı öncü bir muhalefet yürütüyor. Böyle bir gücü ve rolleri var. İktidar da kadınların bu gücünden korktuğu için saldırılarının ilk hedefi kadınlar oluyor” ifadelerini kullandı.

    “İLK GÖZDEN ÇIKARILAN KESİMİN KADIN GAZETECİLER OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ”

    Yurtsever şunları kaydetti:

    “Bugün cezaevlerinde birçok kadın gazeteci tutsak edilmiş durumda ve onların kendi mesleklerini icra edilmesinin engellendiği bir süreci yaşıyoruz. Yine sadece yargı sopasıyla gazeteciliğin yapılması koşullarını ortadan kaldırmıyor, aynı zamanda iktidarın derinleştirdiği kimi krizler var. Bunlardan biri de ekonomik krizdir. Yürüttüğü savaş politikaları nedeniyle Türkiye’deki ekonomik kriz daha da derinleşiyor. Toplum daha fazla yoksullaşıyor ve bu derinleşen ekonomik kriz nedeniyle de aslında basın yani medya mecrasında kadın gazetecilerin, yani işten birileri ekonomik kriz nedeni çıkarılması gerekiyorsa ilk gözden çıkarılan kesimin kadın gazeteciler olduğunu görüyoruz.”

    “DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ASKIYA ALINIYOR, İKTİDAR TOPLUMA KARŞI SUÇ İŞLİYOR”

    Bugün kimin gazeteci olduğunun ve gazeteciliğin ne olduğu sorusunun tartışılması gereken bir durum olduğunu belirten Yursever, “Ne yazık ki  günümüz Türkiye’sinde bu bile tartışılmıyor çünkü biat eden bir gazetecilik kültürü oluşturulmak isteniyor. E eğer bir ülkede yüzde doksanından fazlası iktidar güdümüne girilen bir medya varsa, gerçekten bu ülkede özgürlüklerin çok ciddi oranda askıya alındığı, gerçek bir gazeteciliğin nasıl yapılacağına dair bir tartışmanın yürütülmesinin bile ne kadar zor olduğunu anlayabiliyoruz. Çünkü bu iktidar topluma karşı suç işliyor. Toplumu yoksullaştırıyor, yolsuzluklarla parasını yiyor ve kadın düşmanı politikaları hayata geçiriyor. Düşünce ve ifade özgürlüğü askıya alınıyor, hiç kimse iktidarın politikalarına dair bir tek söz söyleyemiyor. Söylediği zaman baskısının hedefinde kalıyor çünkü iktidar yaptığı şeylerin yanlış ve suç olduğunu biliyor. Bu suçların, bu ihlallerin açığa çıkmasını istemiyor. Bu suçları açığa çıkaran bir grup özgür basın çalışanı gazeteci var.”

    “BASKILAR SADECE DAYANIŞMAYLA AŞILABİLECEK BİR ŞEY DEĞİLDİR”

    Kim gazetecidir kim gazeteci değildir sorusuna şöyle yanıt vermek gerekiyor: Toplumun yararını gözeten, toplumun sesi olan özgür basın geleneğini sürdüren gazetecilerdir. Dayanışma elbette ki sadece özgür basının içinde olması gereken bir şey değildir. Artık bu meseleye dayanışma olarak bakamayız. Çünkü içerisinde yaşadığımız, bulunduğumuz koşullar ve baskılar sadece dayanışmayla aşılabilecek bir şey değil. Dayanışma gerekli, önemli ama tek başına yeterli değil. Özgür basın çalışanlarına, Kürt gazetecilere, gazetecilere dönük saldırıların karşısında gerçekten örgütlü ve güçlü bir mücadeleyi ve güçlü bir itirazı hayata geçirmek gerekiyor.”

    Dilan ŞİMŞEK/İSTANBUL

  • Gazeteci Gök hakkında tahliye kararı!

    Gazeteci Gök hakkında tahliye kararı!

    PİRHA – Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Abdurrahman Gök, hakkında açılan davanın ikinci duruşmasında tahliye edildi. 

    Gazeteci Abdurrahman Gök hakkında “örgüt üyesi olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” iddialarıyla açılan davanın ikinci duruşması Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Basın meslek örgütlerinin temsilcilerinin izlediği duruşmada Abdurrahman Gök de hazır bulundu.

    Açık tanık Ümit Akbıyık, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya bağlandı. Akbıyık, Gök’ü tanıdığını ve Pel Prodüksiyonda çalıştığını iddia etti. Akbıyık, “2020 yılı Temmuz ya da Ağustos ayıydı. Şahısla ilgili bildiğim başka bir şey yoktur” diye kaydetti.

    Gök’ün avukatı Resul Temur, Kemal Kurkut cinayetini bilip bilmediğini tanığa sordu. Akbıyık, bunu basından bildiğini fakat fotoğrafı çekeninin kim olduğunu bilmediğini söyledi.

    Sonrasında söz alan Gazeteci Gök, tanık beyanının gerçeği yansıtmadığını belirtti. 20 yılı aşkın bir süredir gazeteci olduğuna dikkat çeken Gök, “Gazeteciliğimin son 10 yılında çatışmalı alan gazeteciliği yapıyorum. Ben Pel Prodüksiyonu çalışanı değilim, MA çalışanıyım. Savcılığın ortaya koyduğu bütün deliller MA’da yaptığım haberlerdir. Bu bile iddiayı çürütüyor. Buna rağmen Pel Prodüksiyon da bir kez gördüğünü belirtiyor. Ben 2020 yılı Ocak ayında yaralıydım. Buradaki yargılamalara dahi bastonla geldim. Tanığın yanlış söylediği burada bile ortaya çıkmış. 2009 yılında Meclis muhabiriydim. Siirt ve Amed’te Newrozlara gittim. Newroz’da çektiğim fotoğraflar gerekçesiyle tutuklandım ve 8 ay sonra serbest bırakıldım. Bundan ötürü tanığın gerçek bir şey söylediğini sanmıyorum. Ben ilk kez onu burada gördüm. Dosyada bana ait bir ifadesi yoktu. Bu ifadeler savcılık ilk bana gösterdiğinde yoktu. Sonra bu tanığın 5 ifadesinde benim adım geçiyor. Ben yönlendirme altında ifade verdiğini düşünüyorum” diye konuştu.

    “İKTİDAR DİLİYLE GAZETECİLİK YAPILMAZ”

    Abdurrahman Gök, Kemal Kurkut fotoğraflarıyla Diyarbakır Emniyeti’ni boşa çıkardığı için 8 aydır tutuklu bulunduğunu söyledi. Gök, HTS kayıtlarına da değinerek şöyle devam etti:

    “Gazeteciler kendi aralarında konuşurlar. Birbirleri ile haber sohbeti yapar, başsağlığı diler. Cezaevinde iken bile yaptığım telefon görüşmesi dosyaya eklenmiş. Kobanê Belgeseli suçlama konusu yapılmış. Gazetecinin amacı oradaki hakikati açığa çıkarmaktır. Ben de bunu yaptım. Gazze’de 60’dan fazla gazeteci öldü. İsrail de haber yapan gazetecileri tutukluyor, hedef alıyor. Bir gazeteci iktidarın dili ile gazetecilik yapmaz”

    “KADROLU İTİRAFÇI”

    Ardından söz alan avukat Resul Temur, müvekkilinin Pel Prodüksiyonunda çalışmadığını vurguladı. Temur, “Tanık doğrudan ‘ben Abdurrahman Gök’ün fiiline denk gelmedim’ dedi. Bu sebepten tanığın beyanları kendini kurtarmaya dönük. Beyanları esas almamanızı öneriyoruz” diye konuştu.

    Avukat Mehmet Emin Aktar ise, tanığın polisin kadrolu itirafçısı olduğunu söyledi. Aktar, bu sebeple tanığın beyanlarının esas alınamaması gerektiğini belirtti.

    MLSA avukatı Veysel Ok ise Gök’ün “iktidarı rahatsız ettiği” için yargılandığını söyledi. Pel Prodüksiyon’un legal bir şirket olduğunu vurgulayan Ok, söz konusu suçlamayla prodüksiyonun da illegalize edilmeye çalışıldığını söyledi. Ok, tanık iddialarına işaret ederek, “İlk tanıştığı bir kişiye böyle bir gazetecinin böyle bir şey söylemesi mantığa aykırıdır. Akbıyık, bir itirafçıdır. Yargıtay’a göre itirafçı tanık beyanları tek başına suç teşkil edemez. Kendini kurtarmak için bu iftirayı atar” diye kaydetti.

    MA’ya ilişkin “terörle iltisaklı” iddiasına da değinen Ok, AYM’nin Cemil Uğur kararını hatırlatarak, gazetecinin ajans üzerinden yargılanmayacağını ifade etti. Ok, “Gazetecinin elindeki bitirilememiş haberler, kayıtlar suç olamaz. Buradaki dosyaya baktığımızda asıl sebebin Kemal Kurkut fotoğrafları olduğunu biliyoruz. Kemal Kurkut ve Abdurrahman Gök bir bütündür. Tahliye talep ediyoruz” dedi.

    İddia makamı, tutukluluk süresi göz önünde bulundurulup, tahliye talebinde bulundu. Mahkeme, yurt dışı yasağı şartıyla Abdurrahman Gök hakkında tahliye kararı verdi. Duruşma 12 Mart’a ertelendi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteci Fırat Can Aslan tahliye edildi

    Gazeteci Fırat Can Aslan tahliye edildi

    PİRHA- Mezopotamya Ajansı muhabiri Fırat Can Arslan’ın beraatına karar verilerek, tahliye edildi.

    Mezopotamya Ajansı (MA) Ankara muhabiri Fırat Can Arslan‘ın 16 gazetecinin tutuklandığı dosyada görev alan soruşturma savcısı ve eşinin tayinin çıktığını paylaşması nedeniyle “kamu görevlisini görevinden dolayı hedef göstermek” iddiasıyla tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşması görüldü.

    Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Arslan, tutuklu bulunduğu Sincan F Tipi Kapalı Cezaevi’nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Duruşmayı, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ile Medya Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri izledi.

    Gazeteci Arslan ve avukatlarının savunmasının ardından iddia makamı, ceza ve tutukluluğun devamını istedi. Mahkeme, beraat ve tahliye kararı verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteci Dicle Müftüoğlu’na kelepçeli muayene dayatıldı

    Gazeteci Dicle Müftüoğlu’na kelepçeli muayene dayatıldı

    PİRHA- Gazetecilik faaliyetleri nedeniyle Sincan Kadın Cezaevi’nde tutuklu olan Mezopotamya Ajansı editörü Dicle Müftüoğlu’na kelepçeli muayene dayatıldı.

    Ankara merkezli yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı ve Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Dicle Müftüoğlu’na götürüldüğü Sincan Cezaevi Kampüs Hastanesi’nde kelepçeli muayene dayatıldı.

    DOKTOR KELEPÇELİ MUAYENEYİ NORMALLEŞTİRDİ

    Doktor odası girişinde kelepçesinin açılmasını isteyen Müftüoğlu’na kadın asker komutan, “Siz istiyorsunuz diye kelepçe açmam ancak doktor talep ederse açarım” dedi. Dahiliye doktoru da kelepçeli muayeneyi normalleştirmek için, “Siz şöyle bir oturun, derdinizi anlatın sonra bakarız” sözlerini kullandı.

    Duruma tepki gösteren Müftüoğlu, “Siz bana kelepçeli muayene dayatıyorsunuz. Bu insan onuruna aykırı bir durum, kabul etmem mümkün değil. Kelepçeler elimden sökülmediği müddetçe oturmayacağım” diye belirtti.

    Müftüoğlu’nun diretmesi üzerine doktor askerden kelepçelerin açılmasını rica etti. Müftüoğlu’nun yüzüne dahi bakmadan şikayeti dinleyen doktor, “Tamam tamam tahlil için kan ver” deyip Müftüoğlu’nu odadan çıkarttı.

    Müftüoğlu’nun, görevli askerler ve doktor hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunacağı açıklandı.

    BASIN ÖRGÜTLERİNDEN TEPKİ

    Basın meslek örgütleri konuya ilişkin tepkilerini sosyal medya hesaplarından dile getirdi. DİSK Basın-İş, “Sincan Kadın Cezaevi’nde tutulan üyemiz Dicle Müftüoğlu’na kelepçeli muayene dayatıldı. Müftüoğlu’nun cezaevinde rehin tutulması yetmezmiş gibi sağlık hakkı da elinden alınmaya çalışılıyor. Tüm meslektaşlarımızı bu duruma karşı tepki göstermeye ve daynışmaya çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteci Delal Akyüz İzmir’de gözaltına alındı

    Gazeteci Delal Akyüz İzmir’de gözaltına alındı

    PİRHA- Gazeteci Delal Akyüz, İzmir’de yapılan ev baskınlarında gözaltına alındı. 

    Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Delal Akyüz, İzmir’de yapılan ev baskınlarında gözaltına alındı. Akyüz’ün, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında gözaltına alındığı öğrenildi.

    Akyüz, Çankaya’da bulunan İzmir İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

    PİRHA/İZMİR

     

     

  • 12 gazetecinin yargılandığı davanın ilk duruşması sürüyor

    12 gazetecinin yargılandığı davanın ilk duruşması sürüyor

    PİRHA-JINNEWS ve MA muhabirlerinin aralarında olduğu 10’u tutuklu 12 gazeteci hakkında açılan davanın ilk duruşması başladı. Elleri kelepçeli duruşma salonuna getirilen gazeteciler, yaptıkları iş olan gazeteciliğin suç olmadığını belirtiyorlar.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 20 Ekim 2022 tarihinde başlattığı soruşturma dahilinde 29 Ekim’de tutuklanan Mezopotamya Haber Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, MA Ankara Haber Şefi Deniz Nazlım, MA muhabirleri Berivan Altan, Selman Güzelyüz, Hakan Yalçın, Emrullah Acar, Ceylan Şahinli, JinNews muhabirleri Habibe Eren, Öznur Değer ve adli kontrol tedbirleri ile serbest bırakılan MA muhabiri Zemo Ağgöz ile eski MA stajyeri Mehmet Günhan’ın “örgüt üyeliği” ile yargılandıkları davanın ilk duruşması başladı.

    Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 10.00’da başlayan duruşmayı birçok yurttaş da takip ediyor.

    Tutuklu gazeteciler hakkında oluşturulan 210 sayfalık iddianamede, gazetecilerin çalıştıkları haber ajansları, yazılan haberlerin dili, yasaklı olduğu iddia edilen kitap ve dergiler, haber kaynakları ile yaptıkları telefon görüşmeleri delil olarak gösterildi.

    İddianamede “örgüt üyesi olmak” ile suçlanan 9’u tutuklu 11 gazeteci hakkında değerlendirme yapıldı. İlgili savcı, gazetecilerin “örgüt üyesi olarak kabul edilmelerinin gerektiğini” öne sürmüştü.

    GAZETECİLER KELEPÇELİ GETİRİLDİ

    Tutuklu gazeteciler, yoğun jandarma ve polis eşliğinde kelepçeli şekilde salona getirildi. Yoklama yapılmasının ardından ifade işlemlerine başlandı.

    HAKİMDEN GAZETECİLERE ‘OKUMA-YAZMAN VAR MI?’ SORUSU

    Duruşmada ilk olarak gazetecilerin kimlik bilgileri soruldu. Mahkeme başkanının, Gazeteci Diren Yurtsever’e “Ne iş yaparsın?” sorusuna Yurtsever “Gazeteciyim” diye cevap verdi. Mahkeme başkanının sonraki sorusu “Üniversite mezunu musun?” şeklinde oldu. Yurtsever, soruyu “Halen okuyorum” diye cevapladı. Mahkeme başkanı “Yani henüz mezun olmadın mı?” diye sorunca, Yurtsever “3. üniversiteyi okuyorum” dedi.

    Duruşmada ilk olarak Gazeteci Öznur Değer ifade verdi. Kürtçe ifade veren Değer, şunları söyledi:

    “Ben bir kadınım, Kürtüm ve gazeteciyim. Bu üç kimlikten dolayı buradayım. 3 yıldır gazetecilik yapıyorum. Bu süreç içerisinde yüzlerce haber oluşturdum. Özellikle kadın, çocuk haberleri yaptım. Ape Musa Anter Basın Şehitleri Ödülü’nü de aldım. Gazetecilik bir sorgulama işidir. Yaşamın tamamını sorgulamaktır gazetecilik. Gazetecilik yazdıkça bir tarih oluşturuluyor. Özellikle son 11 ayda 33 Kürt gazeteci tutuklandı.
    Peki neden gazeteciliğe başladım? Özellikle 2016’dan bugüne kadar yapılan baskıları hissetmekteyiz. Ekonomik, sağlık, askeri açıdan baskılar var. Özellikle 2016’dan bugüne kadar demokrasiyi özledik. İnanıyorum ki sizler de demokrasiyi özlemişsinizdir. 2016’dan bu yana binlerce kadın öldürüldü, binlerce çocuk istismar edildi, insanların yaşam hakkı kaybedildi. Ben size soruyorum, bu tablo karşısında insan kendisini nasıl mutlu hisseder? Ben de bu sorgu sonucu gazeteciliği seçtim. Kimse o insanların sesini duymuyor. Ezilenlerin sesini bütün dünyaya duyurmak için baş koydum. Bu sebepledir ki bir Kürt gazeteci olarak burada karşınızdayım.”

    “TEM’İN BİZE YAPTIĞI ZULÜM KAYITLARA GEÇSİN”

    Öznur Değer’in savunmasının iddianameden uzak olduğunu belirterek araya giren mahkeme başkanı, “Asıl konuya gelin” dedi. Öznur Değer ise yaptığının gazetecilik olduğunu ve neden JinNews’te çalıştığını şu sözlerle anlattı:

    “İpek Er, asker Musa Orhan tarafından tecavüz edildi ve ardından intihar etti. İpek bir Kürt kadındı ve karşısında asker bir erkek vardı. İpek, bütün kadınlara bir miras bıraktı. Bu miras, İpek’in haykırışıydı. Peki İpek’in haykırışını kim dünyaya duyurdu? JinNews. Bu sebeple JinNews’te yazıyorum. Türkiye ve Orta Doğu’da kadınlara yönelik zulmü duyuran JinNews’tir. İyi ki JinNews var. Peki neden JinNews neden terörize ediliyor?
    Yüzlerce yıldır kadın haberlerini erkekler yazıyor. JinNews çalışanlarının bütünü kadındır ve yeni bir yaşamı benimsiyor. Bu sebeple JinNews’te yazıyorum.
    Ayrıca Ankara TEM’in bize uyguladığı işkencelerden bahsetmek istiyorum. Ankara TEM’in bize yaptığı zulmün kayıtlara geçmesini istiyorum. Özellikle gözaltına alınmamızdan itibaren bir mizansen uygulanıyor. Başlarımızı eğmek istediler, kelepçeli şekilde bayrak önünde fotoğraf çekmeye çalıştılar, bu fotolar ile Kürt gazetecileri terörize etmeye çalıştılar. TEM işkenceleri ile 3 gün hücrede kaldım. Ellerim kelepçeli şekilde polise saldırdığım iddia edildi. Sormak isterim, kelepçeli halde saldırıp, darp edebilir miyim? Bana işkence yapılan yerde kameralar da vardı.”

    Öznur Değer’in savunmasını bölen mahkeme başkanı “Bunları anlatmanızın anlamı yok. JinNews’in PKK terör örgütü ile bağı ne? Buna gelin” dedi.
    Sonrasında Öznur Değer şöyle devam etti:

    “İşkence raporlarını yok etmek için çalışıyorlar. İddianame hakkında bir şeyler söylemek istiyorum. İnanıyorum ki iddianame TEM’in fezlekesi ile yazılmış. Mesela banka hesabımın çalışmadığı yazılmış. Ancak bu bilgi yanlış. Mesela Mezopotamya Ajansı çalışanı olduğum yönünde maddi hata var. Diyorlar ki ‘Öznur Değer yazılan adreste yaşamıyor.’ Ancak ben o yazılan adreste gözaltına alındım. Evimde birçok yasaklı kitap bulunduğu iddia edildi. Ancak sadece telefonuma el koyulduğu kayıtlarda var. Bu da maddi bir hatadır. Özellikle gizli tanık hakkında konuşmak istiyorum. Söylediklerinin tümünü reddediyorum. Üzerime yapılan suçlamalar kadın kimliğime karşıdır. Bunlara karşı savunma yapmayı gerek duymuyorum.”

    “BİZ KİMSEDEN TALİMAT ALMAYIZ”

    Duruşmaya 5 dakika ara verilmesinin ardından duruşmaya Gazeteci Emrullah Acar‘ın ifadesi ile devam edildi.

    “Kürtçe kendimi daha iyi ifade edebildiğim için Kürtçe savunma yapacağım” dedi. Gazeteci Acar, iddianamede yer alan suçlamalara karşı şu savunmayı yaptı:

    “Özgür basın üzerindeki saldırıları kınıyorum. Mezopotamya Ajansı doğrular üzerinden habercilik yapar. O nedenle burayı tercih ettim. Onlarca kez bu adliyede haber takibi de yaptım. Polisler tarafınca ajanlık teklif edildi, çalışmalarımız engellendi. Ancak bizler gazeteciyiz. Fezlekelere baktığımızda bizden intikam almaya çalışıyorlar. Gözaltında kaldığım sürede MİT’ten gelip ajanlık dayattılar. Kabul etmediğimde ‘seninle görüşeceğiz’ denildi.
    Şimdi ise gizli bir tanığın suçlamaları iddianamede yer alıyor. Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’ne (DFG) üye olmakla suçlanıyoruz. E-devlet üzerinden DFG’ye üye oldum. Burada yargılanan Mezopotamya Ajansı’dır. Biz haberlerimizi 5N 1K kuralının yanında vicdanı da ekliyoruz. Bu nedenle bugün yargılanıyoruz. MA, toplumun sesidir. Biz bugün hakikati savunuyoruz. Bazı haberleri rt yapmam suç olarak görülmüş. Kendi evimde gözaltına alındığımda kimi kitaplar yasak görülüp el konuldu. Ancak o kitapları satın aldığımda yasak oluşmuyor. Biz kimseden talimat almayız.”

    Hakimin, “Örgütsel talimatla mı Mezopotamya Ajansı’na girdin?” sorusuna ise Acar, “Kimseden talimat almadım. Gazetecilik bölümünü bitirdikten sonra kendi başvurumla işe başladım. Değer ailesi olduğum için işe başladıktan sonra bana para aktarıldığı söyleniyor. Madem öyle neden işsiz olduğum sürede bu para bana verilmedi?” diye belirtti.

    “GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR”

    Duruşmaya MA Yazı İşleri Müdürü Gazeteci Diren Yurtsever‘in savunması ile devam edildi. 8 yıldır gazetecilik yaptığını belirten Yurtsever, mahkemenin duruşma süresini 17:30 ile sınırlamasını eleştirerek şunları söyledi:

    “Resmi, meşru bir ajans kriminalize ediliyor. Peki neden suçlanıyoruz? En kritik süreçlerde biz bunu hep yaşıyoruz. Seçimlere giderken, ekonomi dibe vurmuşken gazeteciler üzerinde hiç olmayan bir baskı iklimi oluştu. İnsanlar ‘Bu ülkeye adalet lazım’ dediklerinde gözaltına alınıyorlar. Gazeteciliğin kendisi vicdandır. Bizler iktidarın belirlediği sınırlarda kalmadığımız için buradayız. Bizler özgür Kürt basını mensubuyuz. Bizler hak haberciliğini esas alırız. Toplumu ayrıştıran dili benimsemiyoruz. Bizim yaptığımız iş hakikat haberciliğidir. Gazetecilik suç değildir. İktidarın, görünmesini istemediği, Kürt sorununu işleyen haberlerimiz var. Kürt halkının yaşadığı ihlallerin görünmesi istenmiyor.”

    Diren Yurtsever’e, “PKK-HDP aleyhine hiç haber yaptın mı? Diyarbakır anneleri ile ilgili haber yaptın mı?” sorularının yöneltilmesi üzerine avukatlar, “Böyle sorularla savunmayı bölmeyin” diyerek itiraz etti.
    Diren Yurtsever, savunmasının devamında “Ben tarafsız bir gazeteciyim. Sürekli üzerimizden bir algı yaratılıyor. Gazetecilik itibarsızlaştırılıyor. Artık herkes yargının baskısı altında. Peki yargı kimin baskısı altında?
    Evimde hasta tutsakların yazılı olduğu listeye el konuldu. Bu İHD’nin raporlarından alınmadır. Mesleğim gereği açık yaşıyorum, gizli bir şeyim yok. Mesleğimden ötürü onur duyuyorum.”

    “TALİMAT ALAN HİÇ KİMSE GAZETECİ OLAMAZ”

    MA muhabiri Deniz Nazlım ise savunmasında, “Mezopotamya Ajansı, alternatif bir haber ajansıdır. Reuters Haber Ajansı, AFP gibi mecralara dahi haber satan bir ajanstır MA” dedi. Gazeteci Nazlım, “Kimse bana talimat vermedi. Talimat alan hiç kimse de gazeteci olamaz” diyerek şunları söyledi:

    “İddianamede ‘sözde gazeteci’ ifadesi var. Ben bunu kabul edemem. 7 yıldır vergi veren, insanları çalıştıran bir ajans nasıl yasa dışı görülür? Ben gizli bir iş yaparsam neden denetlenebilir bir hesap kullanayım? Usulsüz bir iş olsa elden verilmez miydi? Ben de diğerleri de emeğimizin karşılığını alarak haber yapmışız.
    Bana örgüt kuryesi gibi bir suçlama da yöneltilmiş. Ayrıca haber notları da iddianameye eklenmiş. Ancak o notların bazıları bana ait değil.
    Nagihan Akarsel’in cenazesine katıldığım yazılıyor. Haber takibi için orada olduğum belli. Elimde fotoğraf makinası mevcut. Örgütsel bir yapılaşma içerisinde bulunmadım, bu mesleğime aykırıdır.”

    “BU ÜLKEDEN BENİ KOVSANIZ DA GİTMEM”

    Gazeteci Berivan Altan da savunmasında, yaptığı haberler nedeniyle yargılandığını vurguladı. Yazılan haberlerin illegal gösterildiğini belirterek şunları söyledi:

    “Nagihan Akarsel’in cenaze töreninin olduğu gün haber takibine gittik ancak engellendik. Gizli tanığın suçlamalarını kabul etmiyorum. Beni kriminalize etmeye çalışmış. Örneğin Konya’da Dedeoğlu ailesinin tehdit edildiğini haberleştirdiğim için suçlanıyorum. Ancak o aileden 7 kişi, haberlerim sonrasında vahşice katledildi.
    İşkenceyle, mizansenle gözaltına alınıp tutuklandım. Kürtlere karşı davaların yanı sıra sizin de başkanlığını yaptığınız 10 Ekim Gar Katliamı Davası’nı da MA kimliğimle takip ettim. Benim için ‘kuvvetli suç unsuru var, kaçabilir.’ deniliyor. Bu ülkeden beni kovsanız da gitmem. Ben hakikat gazeteciliğini tercih ettim.”

    “BARIŞ UMUDU DA YARGILANIYOR”

    Gazeteci Ceylan Şahin ise, “Gazetecilik illegal bir meslek gösterilerek” yargılanıyor diyerek şu savunmayı yaptı:

    “Gazeteciler insanlığın dil, din, sınıf ayrımı yapmadan, tüm bireylerin sorunlarıyla ilgilenir. Bu yargılamalar sadece gazetecilerin değil, barış umudunun da yargılanması anlamına gelir. Haberlerimde hiçbir ayrıştırmaya gitmedim.”

    “SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARIM SUÇ OLARAK GÖRÜLMÜŞ”

    Gazeteci Selman Güzelyüz de yaptığı savunmada, “Disk Basın İş ve Uluslararası Gazetecilik Federasyonu üyesiyim ancak ‘sözde gazeteci’ diye suç isnat ediliyor. İddianamede gizli tanık ‘HDP haberlerini yapanların başında geliyor’ demiş. Ancak ben ağırlıklı olarak ekonomi muhabirliği yaptım.
    Öğrenciyken aldığım bursları ödeyemediğim için hesaplarıma haciz kararı vardı. O nedenle yakınlarımın hesap kartlarını kullandım. Bundan dolayı farklı ifadeler var. Ayrıca sosyal medya paylaşımları da suç görülmüş. Bana isnat edilen suçları kabul etmiyorum” ifadelerini kullandı.

    JinNews çalışanı Gazeteci Habibe Eren, yaptığı haberlerin suça delil olarak sunulduğunu belirterek savunmasında şunları söyledi:

    “Kadın gazeteci olarak yıllardır çoğunlukla cezasızlık haberleri yazdım. Yığınla suçlu insan dışarıda serbest dolaşırken biz gazetecilik faaliyetimiz nedeniyle buradayız. Toplumun ötekilerine mikrofon uzattığımız için aslında bugün yargılanıyoruz.
    JinNews, ‘erkekler ne der?’ demeden yayına başladı. Eril dili reddeden medyanın kadın gözüdür. Peki neden böyle bir medyaya ihtiyaç var? Sistematik olarak kadın katliamları, çocuk istismarı sistematik işlenmekte. Karadenizde Yeşil Yol Projesi’ne karşı ‘devlet benim’ diyen ya da Diyarbakır’da çocuğunun bedenini buzdolabında tutmaya çalışan annenin sesi oldu JinNews. Bugün kamu gazeteciliği yürüttüğümüz için yargılanıyoruz. Demokrasi bekçiliği görevi yürütüyoruz. Kürt kadın gazeteci olduğum için yargılanıyorum. Çin’den sonra en fazla gazeteci tutuklayan ülke Türkiye. Bizim şahsımızda toplum yargılanıyor. Yargılanmamızı gerelen somut birşey yok. Talimatla haber yapıldığı söyleniyor. Bu mümkün müdür? Dokuz yıldır habercilik yapıyorum. Binlerce haberim var. Yani benim ömrüm talimat beklemekle mi geçti?”

    “AA’YA HELAL OLAN BİZE NEDEN HARAM OLUYOR?”

    Gazeteci Hakan Yalçın ise tutuklanmadan önce Van’da çalıştığını belirterek, “Adliye muhabirliği yapmaktaydım. Her gün onlarca kişi düşünce suçlusu olarak tutuklanıyordu. Fikren muhalifseniz malesef bu tür baskılar da oluyor. Van’dan gözaltına alınıp Ankaraya getirildim. Havaalanında polis, kafama silah dayayıp tehditlerde bulunup ağır sözler kullandı. Gizli tanık ifadelerini kabul etmiyorum. Yaptığım binlerce haber içerisinden 3 tane Kürt sorununa ilişkin haber delil olarak önümüze getiriliyor. Geçen hafta Millet İttifakı lideri Van’da Kürt sorununa ilişkin konuştu. Anadolu Ajansı bunu haberleştirdi. AA’ya helal olan bize neden haram oluyor?” sözleriyle tahliyesini talep etti.

    Yeniyaşam Gazetesi dağıtımcısı Hamdullah Ayhan ise Musa Anter’in katledilmesi sonrası gazeteciliğe ilgi duyduğunu belirtti. Daha önceki yıllarda benzer yargılamalara maruz kaldığını ifade eden Ayhan, “Farklı illerdeki çalışmalarım sorgulanmakta. Seyahat özgürlüğüm yok mu? Ayrıca gittiğim illerde çalışıyor görünüyorum. Gazete dağıtımcılığı kapsamında iyi bir maaş alıyorum. Parayı da örgüte gönderiyormuşum. Bunu kabul etmiyorum” dedi.

    “GÖRÜNMEYENİ GÖRÜNÜR KILDIKLARI İÇİN MEZOPOTAMYA AJANSI’NDA ÇALIŞTIM”

    Duruşmada son dinlenen isim ise Mehmet Günhan oldu. Günhan, yaptığı kısa savunmada, “Görünmeyeni görünür kıldıkları için Mezopotamya Ajansı’nda çalıştım. Arkadaşlarımla birlikte kısa da olsa çalışma yürütmekten ötürü onur duyuyorum. Adli kontrol şartımın kaldırılmasını talep esiyorum. Eğer o imza atma zorunluluğum olmasaydı deprem bölgesine yardıma gidecektim” dedi.

    Avukat savunmalarına geçildi.

    “MÜVEKKİLLERİN TAHLİYESİNİ TALEP EDİYORUZ”

    Zamanın kısıtlı olması nedeniyle tüm avukatlar adına Avukat Resul Tamur konuştu. Tamur, “İddia makamı, kollukla birlikte sürekli “sözde gazeteci” ibaresini kullanıyor. Bu hukuki değil. Yok saymaya, itibarsızlaştırmaya yöneliktir. Anayasaya göre ‘basın hürdür ve sansür edilemez’ denilmekte. Van’da helikopterden atılan 2 Kürt vatandaşın haberini yaptıkları için gazetecilerin ‘örgütsel bağları var’ suçlaması söz konusuydu. O dosyada yargılanan gazeteci Cemil Uğur hakkında mahkeme, tutuklanamaz kararı verdi ve yargılanan gazeteciler beraat etti. Devlet reklamcılığı yapmadıkları için, suçlama konusu oluyor. Devlet yanlısı haber yapan fazlaca kurum var. Bir de karşıdan bakmak gerekiyor. Kürt basını, devlet reklamcılığından sıyrıldığı için özgür basın alanını yaratmış bulunuyor. Mezopotamya Ajansı, tutuklananlar hariç 80 çalışanı ile yayına devam ediyor. Dosya, savcılık ve kolluğun kendi ifadeleriyle oluşturulmuştur. El konulan kitaplar da iddianamede söz konusu. Suç delili olarak değerlendirilemez. Gizli tanık beyanı çıplak şekilde ortada duruyor. Müvekkillerin tahliyesini talep ediyoruz” dedi.

    Duruşmaya 20 dakika ara verildi.

    PİRHA/ANKARA

  • MA’da yayımlanan 149 haberden gazetecilere iddianame hazırlandı

    MA’da yayımlanan 149 haberden gazetecilere iddianame hazırlandı

    PİRHA-9’u tutuklu 11 gazeteci hakkında üç ay sonra iddianame hazırlayan savcılık, Mezopotamya Ajansı’nda yayımlanan 149 haberi iddianamede sıraladı. Irkçı saldırılara dair haberler de dahil birçok haber suçlama konusu yapıldı.

    Ankara merkezli soruşturma kapsamında 9’u tutuklu 11 gazeteci hakkında üç buçuk ay sonra iddianame hazırlandı. Mezopotamya Ajansı tüzel kişiliği olmasına rağmen iddianamede sanık olarak gösterilirken, ajansta yer alan 149 haber iddianamede sıralandı.

    Mezopotamya Ajansı’ndan Özgür Paksoy’un haberine göre tutuklu Mezopotamya Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, muhabirleri Berivan Altan, Ceylan Şahinli, Deniz Nazlım, Selman Güzelyüz, Emrullah Acar ile JINNEWS muhabirleri Habibe Eren ve Öznür Değer, tutuksuz yargılanan MA muhabiri Zemo Ağgöz ile bir süre MA’nın Ankara bürosunda stajyer olarak çalışan Mehmet Günhan hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı.

    IRKÇI SALDIRILARIN HABERLERİ DE SIRALANDI

    Üç buçuk ay sonra tamamlanan 210 sayfalık iddianamenin büyük bölümünde Mezopotamya Ajansı’nda yer alan 149 habere yer verildi. Haberlerin yanı sıra gazetecilerin ifadeleri, el konulan dijital materyallerin inceleme sonuçları ile HTS kayıtları delil olarak gösterildi.

    Konya’nın Meram ilçesinde ırkçı saldırı sonucu katledilen Dedeoğulları ailesiyle ilgili haberler de suçlama konusu yapıldı. İddianamede, katledilen ailenin yakınlarının katliam sonrası olaya dair tanıklıklarının yer aldığı haberlerin yer alması dikkat çekti. Öte yandan Dedeoğulları ailesinin katledilmesine dönük protesto eylemleri ve açıklamalarla ilgili haberler, gazetecilere suçlama olarak yöneltildi.

    GAZETECİNİN HALAY ÇEKMESİ SUÇLAMA KONUSU YAPILDI

    Gazetecilerin legal/illegal eylemlere katıldığını iddia eden savcılık, söz konusu eylemlere ilişkin herhangi bir delil sunmadı. İddianamede gazetecilerin haber yapmak için katıldıkları cenaze törenleri de suçlama konusu yapıldı. Gazetecilerin ailelerinden bireyler hakkında açılan dava ya da var olan arama kararlarının yanı sıra hala iletişim halinde olmaları da suçlama konusu yapıldı. Gazeteci Zemo Ağgöz’un hakkında bir dosyadan dolayı yakalama kararı bulunan ve Fransa’da iltica eden ablasıyla irtibatlı olması da iddianameye konu edildi.

    Gazetecilerin halay çekip şarkı söylemesi de suçlama konusu yapıldı. Gazeteci Selman Güzelyüz’ün katıldığı bir piknik etkinliğinde şarkı söyleyip halay çekmesi de suç olarak gösterildi. Ancak söz konusu suçlamaya dair herhangi bir belge ve görüntü sunulmadı.

    11 GAZETECİYE TOPLAM 165 YIL HAPİS TALEBİ

    İddianamede, gazeteciler hakkında 17 Şubat 2021 ile 8 Eylül 2021 tarihleri arasında iletişim dinlenmesinin yapıldığı ortaya çıktı. İddianamede, PKK/KCK tarihine üç kez, gizli ve açık tanıkların gazetecilerle ilgili olmayan beyanlarına 2 kez yer veren savcı, gazetecilerin “örgüt üyesi” olduğunu iddia etti. Savcı, 11 gazeteci hakkında ayrı ayrı 7 buçuk yıldan 15 yıla kadar hapis cezası verilmesini talep etti. İddianame, Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tutuklu gazeteci sayısı 87’e çıktı: Solidaires ve SNJ’den dayanışma çağrısı

    Tutuklu gazeteci sayısı 87’e çıktı: Solidaires ve SNJ’den dayanışma çağrısı

    DFG, ekim ayı raporunda 14 gazetecinin kötü muameleye maruz kaldığını ve 10 gazetecinin daha tutuklanmasıyla birlikte tutuklu sayısının 87’ye çıktığını paylaşırken, SOLIDAIRES Sendikalar Birliği ve Ulusal Gazeteciler Sendikası (Syndicat National des Journalistes –SNJ), Ankara merkezli operasyonda 9 Kürt gazetecinin tutuklanmasını kınadı. 

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), Ekim Ayı Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri Raporu’nu yayınladı. Raporun değerlendirme kısmında, “Basın tarihi açısından iktidarın bir kez daha hukuk garabetlerine imza attığı Ekim ayında, gazeteciler ve gazetecilik bir kez daha katledilmekle, tutuklanmakla, gözaltılarla, sansürle yüz yüze kaldı. Özgür basında uzun yıllar emek veren meslektaşımız Nagihan Akarsel’in katledilişiyle karşıladığımız Ekim ayının sonunda ise 10 meslektaşımız tutuklandı” diye belirtildi.

    SOLIDAIRES ve SNJ ise Ankara’da tutuklanan 9 Kürt gazetecinin serbest bırakılmasını talep ederek, gazetecilerin Erdoğan’ın otoriter politikalarını kamuoyuna duyurdukları için tutuklandıklarını belirtti.

    SANSÜR YASASI

    Meclis’ten geçen Sansür Yasası’nın hatırlatıldığı Dicle Fırat Gazeteciler Derneği açıklamasında, “En çok ses çıkaranlar yine basın meslek örgütleri olsa da bu yasanın, toplumun tüm kesimlerini ilgilendirdiği su götürmez bir gerçek. Bu yasa ile bir yurttaşın, uğradığı hak ihlali karşısında sesini duyurma çabası, ‘dezenformasyon’ denilerek engellenebilecek. Yani sansür yasası ile özellikle faili devlet olan, erkek olan suçlara ilişkin haberlerin yapılmasının, yayılmasının önüne geçmek amaçlanıyor” ifadelerine yer verildi.

    Açıklamada, yasanın Resmi Gazete’de yayınlanmasından bir hafta sonra JINNEWS ve Mezopotamya Ajansı’nın (MA) hedef alındığı ve akabinde 11 gazetecinin tutuklandığı hatırlatıldı. Açıklamanın devamında şöyle denildi: “Özgür basın emekçisi 26 arkadaşımızın birkaç ayda tutuklanmış olması, özgür basın geleneğini bitiremedi. Ancak iktidarın hakikat korkusunun onu bitişe ne kadar yaklaştırdığını bir kez daha gösterdi. 90’lı yılların iktidarlarının, JİTEM’inin 21’inci yüzyılda farklı yöntemlerle formüle edilmiş hali de özgür basına baş eğdiremedi, eğdiremeyecek.”

    DAYANIŞMAYA ÇAĞRI

    Özgür basına yönelik baskı, gözaltı ve tutuklamalara karşı başlatılan “Bir Haber de Senden” kampanyasının da hatırlatıldığı açıklamada, tüm gazetecilere şu çağrıda bulunuldu: “Tutuklamalarla susturulmak istenen Kürt gazetecilerin yaptığı haberlerin ve gazeteciliğin suç olmadığını göstermek için tüm meslektaşlarımızı yaptıkları haberleri JİNNEWS ve Mezopotamya Ajansı ile paylaşmaya çağırıyoruz.”

    Raporda, gazetecilere yönelik hak ihlalleri şu şekilde sıralandı:

    GAZETECİNİN YAŞAM HAKKI VE GÜVENLİĞİNE YÖNELİK İHLALLER

    * Saldırıya uğrayan gazeteciler: 1

    * Evine baskın yapılan gazeteciler: 12

    * Gözaltına alınan gazeteciler: 23

    * Tutuklanan gazeteciler: 10

    * Kötü muameleye maruz kalan gazeteciler: 14

    * Tehdit edilen gazeteciler: 2

    * Haber takibi engellenen gazeteciler: 6

    * Hapishanelerde gazetecilere yönelik ihlaller: 23

    GAZETECİYE YÖNELİK DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ İHLALLERİ

    * Cezalandırılan gazeteciler: 5

    * Yargılanması devam eden gazeteciler: 59

    * Tutuklu gazeteci sayısı (1 Kasım itibariyle): 87

    GAZETECİNİN EKONOMİK/SOSYAL HAKLARINA YÖNELİK İHLALLER

    * Ekonomik haklara ilgili ihlaller: 2

    BASIN-MEDYA KURULUŞLARINA YÖNELİK ENGELLEME VE SANSÜR

    * Yayın yasağı kararı: 1

    * Yayın durdurma cezası: 5

    İNTERNET-DİJİTAL MEDYA MECRALARINA YÖNELİK ERİŞİM ENGELİ

    * Kapatılan internet sitesi: 4

    * Erişim engeli getirilen haberler: 49

    * Erişim engeli getirilen sanal medya içeriği: 2

    SOLIDAIRES VE SNJ’DEN GAZETECİLERLE DAYANIŞMA MESAJI

    SNJ (Syndicat National des Journalistes –SNJ), Ankara merkezli operasyonda 9 Kürt gazetecinin tutuklanmasını kınadı. Konuya ilişkin yazılı bir açıklama yapan SOLIDAIRES ve SNJ, gazetecilerin serbest bırakılmasını talep etti.

    ERDOĞAN MUHALEFETİ SUSTURUYOR

    Sendikaların açıklaması şöyle;

    “Bu operasyon, Haziran 2022’deki bir önceki tutuklama dalgasını takip etmektedir. Şu anda Mezopotamya Ajansı ve JinNews medyasından 26 Kürt gazeteci, Erdoğan’ın otoriter rejiminin politikaları hakkında kamuoyunu bilgilendirmeye çalışmak gibi tek bir suçtan dolayı parmaklıklar ardında. 2023 cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken Erdoğan tüm muhalif sesleri susturmaya çalışıyor. Kürt özgür basını da ‘yaraya merhem oluyor’ (Albert LondresFransız gazeteci dediği gibi) ve hükümetin emirlerine boyun eğmeyi reddediyor. Ekim ayı ortasında Türkiye Büyük Millet Meclisi, basın meslek örgütleri tarafından ‘sansür yasası’ olarak adlandırılan ‘dezenformasyon yasasını hızla kabul etti. Bu yasa muhalif medyanın kapatılması ve muhalif söylemin sansürlenmesi için daha fazla yasal araç sağlamaktadır.

    DESTEK MESAJI

    Bu koşullar altında, mesleğin önde gelen örgütü Ulusal Gazeteciler Sendikası ve Union Syndicale Solidaires (Solidaires Sendika Birliği), Türk hükümeti tarafından hedef alınan bağımsız medyaya desteklerini bir kez daha yineler ve hapisteki tüm gazetecilerin serbest bırakılması çağrısında bulunur. Sizi unutmuyoruz! Özgür basın susturulamaz!”

    SOLIDAIRES ve SNJ, geçtiğimiz ay, 16 Haziran’da tutuklanan gazetecilere de kart göndererek dayanışmalarını paylaştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteci Zemo Ağgöz’ün 45 günlük bebeğine çıplak arama!

    Gazeteci Zemo Ağgöz’ün 45 günlük bebeğine çıplak arama!

    Gözaltında tutulan gazeteci Zemo Ağgöz’ün 45 günlük bebeği, emzirme için götürüldüğü emniyette çıplak aramadan geçirildi.

    Ankara merkezli yürütülen soruşturma kapsamında bu sabah evine yapılan Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Zemo Ağgöz, 45 günlük bebeğinden koparılarak gözaltına alındı. Emniyete götürülmesinin ardından 2 saatte bir beslenme ihtiyacının karşılanması gereken Arin bebek, avukatların savcılık ile yaptığı görüşme sonucunda 5 saat sonra annesi tarafından emzirildi.

    Mezopotamya Ajansı‘nın haberine göre, akşam saatlerinde yeniden beslenme ihtiyacının karşılanması için emniyete götürülen Arin bebek, daha sonra götürüldüğü evde bezinin değiştirildiği fark edildi.

    BEZİNE KADAR ARANDI!

    Yol boyunca soğuğa maruz kalan Arin bebek, ne babası ne de avukatları tarafından annesine götürülmesine izin verilmedi. Arin bebek, götürüldüğü emniyette aramadan geçirildi, bezi alındı ve yerine başka bir bez takıldı. Ailesi, Arin bebeğin maruz kaldığı uygulamalar nedeniyle hastalık riskine karşı emniyete götürülmeyeceğini söyledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mezopotamya Ajansı 5 yaşında: Hakikati yazmaktan vazgeçmeyeceğiz

    Mezopotamya Ajansı 5 yaşında: Hakikati yazmaktan vazgeçmeyeceğiz

    PİRHA-Mezopotamya Ajansı’nın kuruluşun 5’inci yıl dönümünü kutluyor. 5’inci yılına dair açıklama yayınlayan Mezopotamya Ajansı, yıllarca yasaklama, bombalama, öldürülme, tutuklanma, gözaltı ve şiddetle karşı karşıya kaldıklarını ancak hakikati yazmaktan vazgeçmediklerini ifade etti.

    Mezopotamya Ajansı’nın kuruluşun 5’inci yıl dönümünü kutluyor. Kürtçe, Türkçe, İngilizce yayın yapan Mezopotamya Ajansı, 5’inci yılına dair yaptığı açıklamanın tamamı şöyle:

    “33 yıldır özgür basın, sayısı 50’yi geçen gazete, radyo, haber ajansları, dergilerle egemenlerin karşısında halkın sesi, sözü, gözü olabilme adına iğneyle kuyu kazar gibi hakikati ortaya çıkardı, çıkarıyor. Bizler de aynı isimlerle çıkan gazete, yayın yapan ajans, her gün halkla buluşan radyolarda çalışmak isterdik, ancak olmadı. İktidarda kimin olduğu fark etmedi; onlar kapattı, bombaladı, biz yenilerini yeni isimlerle kurduk, aynı ruhla hakikati yazdık. Vardık, varız ve var olacağımızı her gün el koydukları gazetelerimizin manşetlerine yazdık. İktidarlar geldi geçti, dönemine göre sertleşti, yumuşadı ama biz hakikati savunmaktan geri durmadık.

    4 Nisan 2002’de “Gerçeklerden asla taviz verilmez” sloganı ile başlayan ve 14 yılda, Türkiye’deki basın algısına radikal bir müdahalede bulunan, bir markaya dönüşen Dicle Haber Ajansı (DİHA), AKP hükümetinin Kanun Hükmündeki Kararnamesi (KHK) ile 30 Ekim 2016’da kapatıldı.

    “DİHA, GECENİN EN KARANLIK SAATİNDE KAPATILDI”

    Çok değil 14 gün sonra, 14 Kasım 2016 tarihinde Olağanüstü Hal (OHAL) ve Kanun Hükmünde Kararname (KHK) karanlığına karşı  “Gerçekler karanlıkta kalmayacak” şiarıyla dihaber yayın hayatına başladı. dihaber de tıpkı DİHA gibi yine gecenin en karanlık saatinde 25 Ağustos 2017 tarihinde yayınlanan 693 sayılı KHK ile kapatıldı. OHAL ve KHK’lerle ayakta durmaya çalışan iktidar, dihaber’in hakikati ortaya çıkarma çabasına da ancak 9 buçuk ay dayanabildi. Ancak iktidar kapatmaktan, özgür basın geleneğinden gelen gazeteciler de hakikat ve doğru haberi halka ulaştırmaktan yılmadı, yorulmadı.

    “MEZOPOTAMYA AJANSINI SİZLERLE BULUŞTURDUK”

    Halkları habersiz bırakmak istemeyen biz gazeteciler çok geçmeden bir araya geldik ve 20 Eylül 2017 günü “yine ve yeniden biz” dercesine  “Adliye çalışanlarının fişlendiği belge dosyada unutuldu” haberimizle Mezopotamya Ajansı’nı (MA) sizlerle buluşturduk. Toplumun tamamen karanlığa gömülmek istendiği bir dönemde, biz özgür basın geleneğinin takipçileri, söndürülmek istenen çıranın közüyle yeni bir çıra yaktık, karanlığa teslim olmak istemeyen halklarla birlikte bu çıranın ışığını dalga dalga yaymaya çalıştık.

    4 yılımızı tamamladık ve 5’inci yılımıza merhaba dediğimiz bugün, bizleri karanlığa teslim etmek isteyen iktidarın yayına başladığımız gün kadar güçlü ve muktedir olmadığını görüyoruz. Biz ise 5 yılımıza 33 yılın deneyimini de katarak daha da güçlüyüz. Çünkü biz ne olursa olsun ışığın karanlığa galebe çalacağını bildiği için gözünü budaktan sakınmayan gazetecilerin yoldaşlarıyız: Gurbetellilerin, Apê Musaların, Hrantların, Ferhatların, Orhanların, Safyettinlerin, Cengizlerin, Metinlerin, Nujiyan, Deniz, Agirî, Rizgar ve Mazlumların…

    Yayına başladığımız günden bu yana 34 defa internet sitemize erişim engeli getirildi. İktidarın talebi üzerine onaylı facebook sayfalarımız kapatıldı, sosyal medya mecralarındaki hesaplarımıza kısıtlamalar getirildi, muhabirlerimizin kameralarına el konuldu, fotoğraf makinaları kırıldı. Onlarca muhabirimiz gözaltına alındı, tutuklandı, tehdit edildi, hakarete uğradı ve haklarında süren davalara her gün yenileri eklendi. Ama Mezopotamya Ajansı tek bir adım dahi geri atmadı. Sadece ülke çapında değil, dünya çapında da ses getiren haberlere imza atmaya devam etti.

    Postayla gönderilen cenazeleri, mezarlıktan çıkarılıp üst üste kaldırıma gömülen kemikleri, ilkokullarda Kürt çocuklarının kendi aralarında Kürtçe konuşmalarının yasaklanmasını, Suriyeliler için kurulan çadır kentlerdeki fuhuş organizasyonlarını, AKP iktidarının gücünü arkasına alan AKP’li milletvekili İbrahim Halil Yıldız ailesinin Şenyaşar ailesine yaptıklarını, Suruç, Ankara katliamları ve Türkiyeli 2 askerin yakılmasını anlatan DAİŞ emirinin ifadelerini, Kürt oldukları için gittikleri batı illerinde saldırıya uğrayan, linç edilen, öldürülen Kürt aileleri, işçileri, polislerin kaçak diye el koydukları pahalı telefonları eşlerine hediye etmelerini, HDP’li belediyelere atanan kayyımların rüşvet çarklarını ve yolsuzluklarını, helikopterden atılan köylüleri, cezaevlerinde intihar süsü verilmiş şüpheli tutsak ölümlerini, göç yollarında kaybedilen, nehirlere atılan mültecileri, askerlerin işkenceli köy baskınlarını, Şırnak’taki orman kıyımını, zırhlı araç cinayetlerini, failin polis ya da asker olduğu davalardaki cezasızlık politikasını, DEDAŞ’ın elektrik zulmünü, emekleri sömürülen işçileri ve iş cinayetlerini, kadın katliamlarını, adliye sarayında kutu içerisinde çocuğunun kemiklerini teslim alan babayı ve daha nice gündem yaratan sayısız haberi, kamuoyu Mezopotamya Ajansı’ndan öğrendi.

    Kürtçe, Türkçe, İngilizce yayın yapan Mezopotamya Ajansı özgür basın hikayesini yazmaya devam ediyor. Bize yalnız olmadığımızı hissettirdiğiniz için siz değerli takipçilerimize teşekkür ediyoruz. ”

    (HABER MERKEZİ)

  • ABF Başkanı Aslan’dan gözaltına alınan gazetecilere destek: Seslerine ses vermeliyiz!-VİDEO

    ABF Başkanı Aslan’dan gözaltına alınan gazetecilere destek: Seslerine ses vermeliyiz!-VİDEO

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Diyarbakır’da gözaltına alınan 19 basın çalışanı için açıklama yaparak, “Biz bu ülkede gazetecilerin, medyanın sesinin susmayacağına dair dostlarımızın yanında olmamız lazım. Onların sesine ses vermemiz lazım” dedi.

    Diyarbakır’da Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Serdar Altan ve JINNEWS Müdürü Safiye Alagaş’ın da aralarında olduğu 19 gazeteci gözaltına alındı.

    Gazetecilere yönelik gözaltı operasyonlarına bir tepki de Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan’dan geldi.

    Yakın zamanda muhalif televizyonlara dönük de kimi cezalar kesilerek “susturma politikası” yürütüldüğünü söyleyen ABF Genel Başkanı Aslan, iktidarın kendi ana akım medyasını da her geçen gün elinden kaybettiğini ifade etti.

    Mustafa Aslan, Diyarbakır’da gözaltına alınan 19 gazeteciye dair, “Onların sesine ses katmalıyız” diyerek şunları kaydetti:

    “İktidar, muhalif seslerin her geçen gün daha da artacağının farkında. Çünkü ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi krizin artık iktidar değişimine hazır olacağını bilen her kesim, yarına dair hazırlık yapıyor. Düne kadar iktidardan yana olan, iktidarın dilini kullanan, hatta iktidarın borazanlığını yapan insanlar, bugün yavaş yavaş görüyor ki evet artık yürümüyor, kimi şeyler değişecek gibi, kaygı duyanların sesinin yükseleceğinin farkında. Ama muhalif medyaya sadece bugün değil, muhalif medyaya dün de bu baskıyı yapıyorlardı. Seçime yaklaştıkça ekonomik krizin, yoksulluğun, hayat pahalılığının olduğu, gün geçtikçe yük olduğu sürece Erdoğan’ın, muhalif olan seslere daha fazla baskı yapacağını, daha fazla susturmak için bu tür girişimlerde bulunacağını biliyoruz. Ama biz yine de bu ülkede gazetecilerin, medyanın sesinin susmayacağına dair dostlarımızın yanında olmamız lazım. Onların sesine ses vermemiz lazım. Bu konuda galiba biraz eksik kalıyoruz diye düşünüyorum.”

    NE OLMUŞTU?

    Mezopotamya Ajansının haberine göre, Diyarbakır’da polisler, sabah saatlerinde çok sayıda gazetecinin evine baskın düzenledi. Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Serdar Altan, JINNEWS Müdürü Safiye Alagaş, JINNEWS editör Gülşen Koçuk, Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Aziz Oruç ile gazeteciler Ömer Çelik, Suat Doğuhan, Ramazan Geciken, Esmer Tunç, Neşe Toprak, Zeynel Abidin Bulut, Mazlum Doğan Güler, Mehmet Şahin, Elif Üngür, İbrahim Koyuncu, Remziye Temel ve Mehmet Yalçın gözaltına alındı.

    Eren GÜVEN-Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    >Gazetecilerin gözaltına alınmasına tepkiler yükseliyor: Durum vahim!

    >Diyarbakır’da çok sayıda gazeteci gözaltına alındı!

     

  • Diyarbakır’da çok sayıda gazeteci gözaltına alındı!

    Diyarbakır’da çok sayıda gazeteci gözaltına alındı!

    Diyarbakır’da Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Serdar Altan ve JINNEWS Müdürü Safiye Alagaş’ın da aralarında olduğu çok sayıda gazeteci gözaltına alındı.

    Mezopotamya Ajansının haberine göre, Diyarbakır’da polisler, sabah saatlerinde çok sayıda gazetecinin evine baskın düzenledi. Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Serdar Altan, JINNEWS Müdürü Safiye Alagaş, JINNEWS editör Gülşen Koçuk, Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Aziz Oruç ile gazeteciler Ömer Çelik, Suat Doğuhan, Ramazan Geciken, Esmer Tunç, Neşe Toprak, Zeynel Abidin Bulut, Mazlum Doğan Güler, Mehmet Şahin, Elif Üngür, İbrahim Koyuncu, Remziye Temel ve Mehmet Yalçın gözaltına alındı. Gözaltı sayısının artabileceği belirtiliyor.

    (HABER MERKEZİ)