PİRHA- MKM, İzmir’de 30’uncu kuruluş yıldönümü konserini Deniz Poyraz’a atfetti.
Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) “Berbang (Tan Vakti)” şiarıyla İzmir Kültürpark’ta bulunan Atatürk Açık Hava Tiyatrosu’nda 30’uncu yıl konseri gerçekleştirdi. Konser 17 Haziran’da HDP İzmir il binasında düzenlenen saldırıda yaşamını yitiren Deniz Poyraz’a atfedildi. Konsere Poyraz’ın ailesi de katıldı.
“DİLİMİZİ VE KÜLTÜRÜMÜZÜ YAŞATACAĞIZ”
Açılış konuşmasını MKM sanatçılarından Ömer Şahin yaptı. Şahin, pandemi nedeniyle iki yıldır bir araya gelemediklerini belirterek, İstanbul ve Adana’da 30’uncu yıldönümü kutlamalarının engellendiğini ve bu engellemeleri kınadıklarını söyledi.
Şahin, “Bizi yalnız bırakmadınız ve hep birlikte 30’uncu yılımızı kutluyoruz. 90’lı yıllarda Kürtlerin dilleri ve kültürleri yok sayılıyordu. Ape Musa ve arkadaşları, İstanbul’da MKM’yi inşa ettiler. İstediler ki Kürtler anadilleriyle kültürlerini, dillerini öğrensin. Kürtler ve Kürt dili üzerinde bugün de baskılar var. Ancak biz sonuna kadar dilimizi, kültürümüzü yaşatacağız” dedi.
Saygı duruşuyla başlayan konserde ilk olarak Koma MA sahne aldı. Grup, seslendirdikleri ezgilerle gelen izleyicilere keyifli dakikalar yaşattı.
Ardından Gölgedekiler grubu sahne aldı. İzleyiciler ezgilerle uzun süre halaya durdu. Gölgedekiler grubunun ardından Hinek Henek tiyatro grubu oyunlarını sergiledi.
Konser sanatçılar Nurcan Değirmenci, Deniz Esmer, Ruken Yılmaz, Azad Bedran’ın sahne almasıyla devam etti.
PİRHA- Mezopotamya Kültür Merkezinde Sivas’ta katledilen canlar için anma düzenlendi. Anmada konuşan HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Madımak Katliamı soykırım zincirinin en büyük halkalarından biridir. Çünkü Alevi toplumuna karşı sistematik katliam yapılmıştır. Sivas’ta çocuğa, kadına, gence, yaşlıya, sanata, kültüre karşı işlenmiş bir suçtur ve bu suçun faili devlettir” dedi.
Mezopotamya Kültür Merkezinde Sivas’ta katledilen canlar için anma düzenlendi. Anmada Sivas Katliamında hayatını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Sanatçı Gülseven Medar türkü söyledikten sonra HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül konuşma yaptıktan sonra anma programı sona erdi.
“MADIMAK KATLİAMI SOYKIRIM ZİNCİRİNİN EN BÜYÜK HALKALARINDAN BİRİDİR”
Sivas’ta katledilen sadece inanç, cinsiyet, kültür değil yaşamı temsil eden her türlü şeyin katledildiğini belirten HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Madımak Katliamı soykırım zincirinin en büyük halkalarından biridir. Çünkü Alevi toplumuna karşı sistematik katliam yapılmıştır. Sivas’ta çocuğa, kadına, gence, yaşlıya, sanata, kültüre karşı işlenmiş bir suçtur ve bu suçun faili devlettir. Devletin bu işin içinde parmağı var mı diyorlar parmağı yoktur kendisi vardır. Bu suçun faili şuan Cumhurbaşkanı olan Madımak Katliamı davası zamanaşımına uğradığı zaman bu karar Türkiye’ye hayırlı olsun diyen Recep Tayyip Erdoğan’dır. Madımak Katliamı faillerini sekiz tane AKP’li avukat savunmuş daha sonra bu katiller milletvekilliğiyle, belediye başkanlığıyla, bakanlıkla ödüllendirilmişlerdir” diye konuştu.
İstanbul Kürt Film Festivali 6 Mart’ta başlıyor. Festival kapsamında Türkiye, İran, Irak, Suriye ve Avrupa’dan yönetmenlerin çektiği 30’a yakın film izleyici ile buluşacak.
1995 yılında Mezopotamya Kültür Merkezi çatısı altında başlatılan sinema çalışmaları sonrası kurulan Mezopotamya Sinema Kolektifi tarafından ilk kez düzenlenecek olan İstanbul Kürt Film Festivali başlıyor. 6 Mart Çarşamba başlayacak olan festival, 10 Mart’ta sona erecek.
Festival kapsamında 30’a yakın film gösterilecek. Mezopotamya Sinema Kolektifi’nin İstanbul Elmadağ’da bulunan salonunda gösterilecek olan filmler arasında şunlar var;
“Çirkin Kral Efsanesi” / Yönetmen: Hüseyin Tabak’ın
“Zagros” / Sehim Omer Kalifa
“Reşeba” / Hisên Hesen
“Zor Bir Karar” / Ender Özkahraman
“14 Temmuz” / Haşim Aydemir
“Bîr” (Kuyu) / Veysi Altay
Bu filmlerin yanı sıra Rojava Film Komünü’nün çektiği filmler de festival kapsamında izleyici ile buluşacak.
Ayrıca 8 Mart’ta sadece kadın yönetmenlerin filmlerinin gösterimi yapılacak.
PİRHA-Mezopotamya Kültür Merkezi’nin (MKM) 27. kuruluş yıl dönümü vesilesiyle açıklamalarda bulunan Ferhat Tunç, “Mezopotamya Kültür Merkezi, bırakın Kürtçeyi Kürtlerin inkar edildiği ve yok sayıldığı, ölümün kol gezdiği karanlık coğrafyamızda bir umut ışığı olarak, binlerce yıllık köklerimizin üzerinde filizlenen kültür ve sanat kalemizdir” dedi.
Kürt kültürü ve müziği için yıllarca çalışma yürütmüş ve Kürt müziğine bir çok sanatçı kazandırmış olan Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) 27. kuruluş yıl dönümü vesilesiyle 9 Aralık Pazar günü Bostancı Kültür Merkezi’nde bir etkinlik düzenleyecek.
Kürtçe ve Zazaca söylediği ezgilerle bugüne kadar bir çok albüm çıkartarak Kürt dilinin ve kültürünün yaşatılmasında emek veren, söylediği ezgilerden dolayı sayısız gözaltı ve tutukluluk yaşayan bugün de bir çok davadan yargılanan sanatçı Ferhat Tunç düzenlenecek etkinlik öncesi PİRHA‘ya konuştu.
“MKM, KÜLTÜR VE SANAT KALEMİZDİR”
Tunç, “Mezopotamya Kültür Merkezi, bırakın Kürtçeyi Kürtlerin inkar edildiği ve yok sayıldığı, ölümün kol gezdiği karanlık coğrafyamızda bir umut ışığı olarak, binlerce yıllık köklerimizin üzerinde filizlenen kültür ve sanat kalemizdir” dedi.
“MKM, kasetlerin gizlendiği, şarkıların kısık sesle dinlenmek zorunda kalındığı bir dönemde ortaya çıktı” diyen Tunç, “Apê Musa, Feqî Huseyin Sağnıç, İsmail Beşikçi, Hogir, Sarya, Serhad ve daha nicelerinin emeğiyle kuruldu. Bugün bu filiz serpilip koca bir çınar oldu. İnkar ve talan edilen kültürümüzün yeniden özüne kavuşmasında emeği olan bu kurumumuz, ak saçlı bilgelerimizin bize emanet ettiği torunlarımızın mirasıdır” ifadelerini kullandı.
“MKM ŞAHSINDA KÜRT SANATÇI VE TOPLUMCU SANAT HEDEF ALINIYOR”
“MKM’nin mefkuresi; toplumcu sanattır ve sanatın, sanatçının toplumsal gerçeklerden uzak kalamayacağının, ürkek davranamayacağının tarihsel bir adımıydı. Bireysel kaygı ve çıkarları gözetmeden nasıl sanat yapılması gerektiğinin sinyalini vermiş oldu” diyen Tunç şöyle devam etti:
“Halihazırda sık sık ’90’lara atıfta bulunuyoruz ve bu baskıcı gelenekten MKM de nasibini alıyor. Kapatmalar, çalışanlarının tutuklanmasıyla MKM şahsında Kürt sanatçı, toplumcu sanat hedef alınmış olunuyor. ’90’lara artık o kadar da atıfta bulunmaya gerek yok çünkü bugün yaşananların ağırlığı başka bir mukayeseyi gereksiz kılıyor. Ama o günlerde de bugünlerde de MKM ayakta kalmak için bedel ödedi, emeğini esirgemedi” dedi.
“Neden, nasıl, hangi şartlarda kurulduğunu unutmadan, MKM’ye sahip çıkmamız gerekiyor. Sanatın topluma bir tınıdan, bir görsellikten çok şey bıraktığını anlamak için de MKM’ye sahip çıkılsın” diyen Tunç, şunları kaydetti:
“Sanattaki estetiğin özünden yararlanmak gerekiyor ve bunun nasıl bir estetik olduğunu öğrenirken MKM’nin varlığını doğru okumak lazım. MKM inkar karşısın da varlık misyonunu başarıyla yerine getirmiştir. 21 yüzyılın sanat ve üretim hızına ayak uydurarak, emperyalist kültür hegemonyası karşısında kökünden aldığı feyzle aynı kararlılık ve duruşuyla hayatına devam edeceğinden umutluyum.”
“MKM, uzun yürüyüşünde Kürt kültürü nezdinde ciddi bir hafıza oluşturdu” ifadelerinin kullanan Ferhat Tunç, “Bu hafızanın geleceğe binlerce yıllık arşiv olmasını umuyorum. 27. yıldönümünde kılamlarımızla Bostancı Gösteri Merkezi’nde olacağız. Yaşatılan bu kültürel değerlerin bir sanatçısı olmaktan büyük bir onur duyuyorum” diye konuştu.
PİRHA-Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) 27’nci kuruluş yıldönümü vesilesi ile onlarca sanatçının katılımıyla bir etkinlik düzenleyecek.
Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) 27 Eylül 1991 yılında aralarında Musa Anter, İsmail Beşikçi ve Ali Temel’in de bulunduğu bir grup aydın ve sanatçı tarafından İstanbul’da kuruldu. Kürt kültürü ve sanatı üzerindeki tüm baskılara, asimilasyon, inkar ve halen günümüzde yürütülen politikalara karşı ‘özgür yaşam, devrimci sanat’ perspektifiyle 20 yılı aşkın bir süredir faaliyetlerini yürütüyor. İstanbul’da sürgünde kurulan Mezopotamya Kültür Merkezi bugün başta Kürt coğrafyasında olmak üzere pek çok bölgede kurumsallaşarak, çalışmalarını sürdürüyor.
Tiyatro, sinema, müzik, halk dansları, çağdaş dans gibi sanatın çeşitli disiplinlerinde üretim yapan MKM, kapitalist modernitenin kültür endüstrisine karşı devrimci, komünal sanat perspektifiyle, Mezopotamya, Anadolu ve Ortadoğu halklarının sesi, dili ve rengi olma misyonunu yüklenmiş durumda.
Kürt kültürü ve müziği için yıllarca çalışma yürütmüş ve Kürt müziğine bir çok sanatçı kazandırmış olan, Mezopotamya Kültür merkezi 27. kuruluş yıl dönümü vesilesiyle 9 Aralık Pazar günü saat 17:00’de Bostancı Kültür Merkezi’nde bir etkinlik düzenleyecek.
Yapılacak olan etkinliğe Ferhat Tunç, Leyla Abbasi, Koma Gula Xerzan Çiya ve onlarca sanatçı sahneye çıkacak.
PİRHA-“Oraya gitmeyen, görmeyen, bilmeyen ve ülkenin yarısı olan batı bölgesine basından, medyadan, ilanlardan, haberlerden ve her yerden temizlik adı altında operasyonlar yapılıyordu” diyen Yönetmen Cabbar Alp, sokağa çıkma yasaklarında yapılan her anonsun ardından yaşanan vahşetin çok küçük bir parçasını çektiği kısa filmi ile izleyiciyle buluşturdu. Dün galası gerçekleşen ‘Anons’ adlı kısa filmine ilişkin Tiyatrocu ve Yönetmen Cabbar Alp PİRHA’ya konuştu.
HABERİN VİDEOSU
Mezopotamya Kültür Merkezi’nde Teatra Jiyana Nû tiyatro oyunculuğu yapan ve Kocaeli Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nü bitiren Cabbar Alp Diyarbakır Sur ilçesinde sokağa çıkma yasakları ve orada yaşananları konu alan ‘Anons’ isimli kısa filmini çekti. Alp, “Diyarbakır Sur’da sokağa çıkma yasaklarının olduğu dönemlerde doğup büyüdüğüm kent gözümüzün önünde yakılıp, yıkılarak yok edildi” dedi.
“Tiyatroda an ve mekan çok önemlidir. Ancak sinemada bir sonsuzluk vardır. Yaptığın bir film ve çalışma artık sonsuza kadar gitmektedir. Hem tiyatro hem de sinema güçlü sanat alanlarıdır. Ama birbirinden farklı alanlardır. Bu nedenle belli şeyleri aktarırken sinemanın daha etkili olduğunu düşünüyorum” diyen Cabbar Alp ‘Anons’ filmini çekmeye karar vermiş.
“BÖLGEDEKİ TÜM ANONSLAR MUTLAKA KÖTÜ BİR ŞEYLERİN HABERCİSİYDİ”
İlk filmi olan ‘Anons’ isminin ise nasıl oluştuğunu şöyle anlatıyor:
“Sürekli üstünde durduğum ve birçok alanda dile getirdiğim bir durumdu. Anonsun bendeki yansıması yaşadığım bölgede yapılan anonsların hiçbiri boşu boşuna yapılmaz. Camilerden tut devlet dairelerine kadar birçok yerde yapılan tüm anonslar mutlaka kötü bir şeylerin olacağını ifade eder.”
Sokağa çıkma yasaklarının olduğu dönemlerde doğup büyüdüğü kentin tüm dünyanın gözü önünde yok olduğuna dikkat çeken Alp, “Birçok insanın sokağa çıkma yasağının olduğu Sur’da hayatı söndü. Ve Devletin yaptığı anonslar ise orada nelerin yaşandığını, yapılan anonsların birer dezenformasyon olduğunu ve olayların maniple edildiğini hepimiz çok iyi biliyorduk” dedi.
Sokağa çıkma yasakları döneminde medyanın da gerçekleri çarpıttığını söyleyen Alp, bu kısa filmi çekerken bölgedeki gerçekliği gün yüzüne çıkarmayı amaçlandığını ifade etti.
“BÖLGEDEKİ VAHŞETİ YANSITMAYA ÇALIŞTIM”
Cabbar Alp filmin konusunu ise şöyle anlatıyor:
“Daha çok bir aile veya birçok ailenin Sur olayları sürecinde bir yerlere sıkışmışlığı üzerinden gelişiyor. Ve orada yaşanan bir acı olayı yansıtmaya çalıştık. Çektiğim kısa filmin saf bir mesajı yok. Bölgede yaşanan vahşeti, katliamı ve adına savaş dedikleri ancak hiçbir şekilde savaş olarak yorumlamadığımız o süreci yansıtmaya çalıştım. Çünkü bir kente asla savaş açılmaz. Oraya gitmeyen, görmeyen, bilmeyen ve ülkenin yarısı olan batı bölgesine basından, medyadan, ilanlardan, haberlerden ve her yerden temizlik yapıyoruz adı altında operasyonlar yapılıyordu. Ve bu operasyonlar huzur ve temizlik operasyonu adı altında yapılıyordu. Nasıl bir temizlik yaptıklarını yani nasıl bir kirlilik yaptıklarını Anons kısa filminde anlatmaya çalıştım.”
“FİLMİ ÇEKECEK MEKAN KALMAMIŞTI”
‘Anons’ kısa filmini bölgede çekmek isteyen Alp, “Yasaklarda yerle bir edilen Sur’dan eser kalmadığı”nı belirterek mekan olarak Tarlabaşı’nı seçmek zorunda kalmış. Alp, “Bu kısa filmi çekmem için olayların yaşandığı yerlere ve mekanlara gidip çekmem gerekiyordu. Ancak ne filmi çekecek bir yer ne de bir mekan kalmış. Her yeri yerle bir etmişler dümdüz bir alana çevirmişler. Sur’dan eser kalmamış diyebilirim. Yer ve mekan olarak birçok zorlukla karşılaştık ancak filmi bir şekilde çektik” ifadelerini kullanıyor.
“İnsanları evinden etmek, kentleri yerle bir etmek temizlik yapmak ve huzur getirmek değildir” diyen Alp, ‘temizlik’ adıl altında bölgedeki belleğin yok edildiğini vurguluyor.
“ATILAN BOMBALARIN İÇİNDE AİLELER YAŞIYORDU”
Alp sözlerini şöyle sürüyor:
“Onların temizlik dediği bölgede kirlilik oluyor, onların huzur dedikleri bölgede huzursuzluk oluyor, onların barış dediği aslında bölgeye savaş olarak yansımaktadır. Ve dönüp batı bölgesinde yaşayanlara yaşananları çarpıtarak temizlik ve huzur operasyonu şeklinde yansıtıyorlar. Ayrıca siz bize destek verin biz orada temizlik yapıp huzur götüreceğiz diyorlar. Keşke Bursa’dan, Balıkesir’den Trabzon’dan kalkıp Amed’e gelseler oraya getirilenin huzur olmadığını kendileri de görecekler. Sur’da yaşanan o hengamenin, kuşatmanın ve atılan bomların içinde aileler yaşıyordu. Ancak onların çığlıklarını kimse duymuyordu.”
“Biz sadece orada yaşanan acıların unutulmayacağını bu filmle belirtmek istedik. Film festivallerde de gösterime girecek. Ancak bir ödül veya para almak için değil. Sadece insanların orada yaşananları görmesini ve unutmamasını istiyoruz” diyen Yönetmen Cabbar Alp’in kısa filminin galası dün İstanbul’daki Yapım 13’de gerçekleşti.