PİRHA- Hak savunucuları 2024’e dair mesajlarını PİRHA ile paylaştı. İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Bu dünyayı karanlığa boğmak isteyen herkesi geriletebilelim ve barışı, demokrasiyi, insan haklarını egemen kılalım” derken Celallettin Can ise “Türkiye’nin göründüğü gibi çok karanlıkta kalacağına inanmıyorum” dedi.
2023 İnsan hakları ihlalleriyle öne çıkan bir yıl oldu. İnsan hakları savunucuları da yeni yıldan beklentilerini PİRHA’ya aktardı.
“DAHA ÖZGÜR BİR TÜRKİYE’YE KAVUŞACAĞIZ”
78’liler Girişimi Sözcüsü Celallettin Can 2023 yılında cezaevinde hak ihlallerine maruz kaldı. Can, yaşadıklarını ve yeni yıl dileklerini şöyle ifade etti: “Cezaevinde ağır şeylere tanık oldum. Orada hasta insanlar var, hakları verilmeyen insanlar var. Cezaları bittiği halde denetimli serbestlik uygulanmadığı gibi yeni disiplin yasalarıyla içeride tutulan insanlar var. 1.500’ün üzerinde 30 yılı yaşamış tutsak var. Yeni zamanlarda cezaevlerinin boşaltılmasını, insanların özgürlüğüne kavuşmasını, kendi ailesine kavuştuğu gibi mücadeleye de katılmasını diliyorum. Ben Türkiye’nin göründüğü gibi çok karanlıkta kalacağına inanmıyorum. Türkiye toplumu, Türkiye halkı, Türkiyeli devrimciler geçmişten bugüne kadar her daim mücadele verdiler. Yeni zamanlarda da mücadeleyi sürdüreceklerdir. Daha yaşanılır, daha özgür Türkiye’ye kavuşacağız ve yeni yıl belki de onun bir ilk adımı olacaktır. Ben buna inanıyorum”.
“İNSAN HAKLARINI EGEMEN KILALIM”
İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Gülseren Yoleri yeni yıldan şunları temenni etti: “2023’te çok acı şeyler yaşadık. Çok endişe verici şeyler yaşadık. Yarına bakışımızı sakatlayacak çok fazla durumla karşılaştık. Savaşlar devam etti, insan hakları ihlalleri devam etti. Dolayısıyla bütün bu sorunların çözülmesini bekliyoruz. İnsan haklarının ve demokrasinin yerleştiği barış içinde bir dünya, bir Türkiye hayal ediyoruz. Bunun için mücadelenin şart olduğunu bildiğimiz için aslında mücadeleyle kazanabileceğimizi bildiğimiz için de arzu ediyoruz ki bütün dünyada insanları onurunu korumak için, haklarını korumak için ve barışı kazanmak için mücadelede olsunlar. Biz bu dünyayı karanlığa boğmak isteyen herkesi geriletebilelim ve barışı, demokrasiyi insan haklarına egemen kılalım.”
“TÜM EZİLENLER İÇİN ŞİDDETİN OLMADIĞI BİR YIL DİLİYORUM”
İHD LGBT+ Komisyonu’ndan Cüneyt Yılmaz “2024 yılında bütün insanlık için, bütün ezilenler için, bütün LGBT+lar ve kadınlar için şiddetin ötekileştirmenin ve dışlanmanın olmadığı bir yıl diliyorum. Ayrıca tüm dünya haklarını da barış diliyorum” dedi.
“UMARIM HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN TARTIŞMASIZ OLDUĞU BİR YIL OLUR”
1995 Yılından bu yana gözaltında kaybedilen ağabeyi Cemil Kırbayır’ın akıbetini soran Mikail Kırbayır “2023’te gözaltılarla, hak ihlalleriyle, cinayetlerle, ters kelepçelerle dolu bir yıl yaşadık. Umarım 2024, demokratik, hukukun üstünlüğünün hakim kılındığı, hak ve özgürlüklerin tartışmasız olduğu bir yıl olur. Bu vesileyle yeni yılın herkese mutluluk getirmesini diliyorum”
PİRHA – Cumartesi Anneleri’ne destek veren Avukat Murat Çelik, geçtiğimiz hafta Galatasaray Meydan’ında polis işkencesiyle gözaltına alınmıştı. Omuzunda ve belinde lif kopmaları olan Çelik, saldırıya ilişkin suç duyurusunda bulundu. Kayıp Yakınlarından İkbal Eren, Mikail Kırbayır ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Eş Başkanı Gülseren Yoleri, polise tepki göstererek, Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceklerini dile getirdiler.
Cumartesi Anneleri/İnsanları 14 haftadır Galatasaray Meydanı’nda açıklama yapamadan gözaltına alınıyor. Cumartesi Anneleri’nin 954’üncü hafta eyleminde işkenceyle gözaltına alınan Avukat Murat Çelik, Çağlayan Adliyesi’nde suç duyurusunda bulundu.
Avukat Murat Çelik’in suç duyurusuna destek verenler arasında gözaltında kayıplardan Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren, Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Eş Başkanı Gülseren Yoleri, Çelik’in uğradığı işkence hakkında PİRHA‘ya konuştu.
“DEVLET AYIPLARINI BU ŞEKİLDE ÖRTMEK İSTİYOR”
Murat Çelik’e yapılan işkence ile devletin daha da sertleşeceğini, bu yolla da devletin ayıplarını örtmek istediğini söyleyen İkbal Eren, şunları dile getirdi:
“Bugün bu kadar hak savunucusunun olduğu bir yerde ben utanıyorum açıkçası. 954 haftadır biz bu ülkede adalet arıyoruz ve hukukçular işkence görmeye başladı. Biz bu ülkede kayıplarımızı ararken hak adalet mücadelesi verirken, hukukçuların da hukuksuzluğa, hak ihlaline uğraması gerçekten utanç verici bir durum. Biz 14 haftadır aralıksız gözaltına alınıyoruz. Bundan sonra da alınacağımız çok açık. Murat Çelik’e yapılan davranış bize bu işin daha da sertleşeceğini gösteriyor. Çünkü devlet ayıplarını bu şekilde örtmek istiyor.”
“ADALET İSTİYORUZ, ADALETİ ADRESİNDE BULAMIYORUZ”
Kayıp yakınlarına, insan hakları savunucularına destek için 954. haftada Galatasaray Meydanı’na gidip gözleri önünde darp edilen Avukat Murat Çelik’e ‘geçmiş olsun’ diyen Mikail Kırbayır, “43 yıldan bu yana önünde bulunduğumuz adresi bildiğim adalet kapılarını çalıyorum. Adalet istiyoruz ne hazin şey ki adaleti adresinde, adliyede bulamıyoruz” dedi.
“Yoksa adalet tıpkı Cemil Kırbayır’ın devletin gözetimi altında kaybedildiği gibi adalet binasında faili meçhul mu oldu?” diye soran Mikail Kırbayır, 1995 yılından bu yana adaleti talep ettiklerini, sadece gözaltında kaybedilenler için değil, bu ülkede yaşayan bütün insanlar için, zalimin zulmüne maruz kalan mazlum için, güçlünün ezdiği güçsüz için adaletin yaşaması ve yaşatılmasını istediklerini söyledi. Zulmün ne olursa olsun, yasakların ne olursa olsun adaleti yok ettirenlere karşı mücadele etmekten vazgeçmeyeceklerini dile getiren Kırbayır, “Sesimiz olan Galatasaray Meydanı, yakınlarımızla buluştuğumuz bir nevi mezar. Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.
“HAKLARIMIZI SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Devletin kendi anayasasına uymadığı, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarını uygulamadığı bir tablodan söz ettiklerini belirten İnsan Hakları Derneği İstanbul Eş Başkanı Gülseren Yoleri de, “Bu aslında devletin hukuk dışı davrandığını göstermesi bakımından oldukça önemli. Murat’ın (Avukat Murat Çelik) gözaltına alınması sırasında uğradığı işkence, bu hukuksuzluğun ne kadar tehlikeli bir boyuta varacağını da bize gösteriyor” dedi.
Yoleri, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“İşkence gibi mutlak yasak bir uygulamanın gözler önünde, sokakta bir avukata bu şekilde gerçekleştiriliyor olması söz konusu olabiliyorsa o zaman bu toplumda herkes tehdit altında, herkes baskı ve yasaklarla karşılaşabilir, herkes işkenceye maruz kalabilir demek oluyor bu. Yani kim ki hak talep ediyorsa bu tür müdahalelerle, uygulamalarla karşı karşıya kalacak demek olur. O yüzden biz bugün buradayız, bir kere daha buna itiraz etmek için, AYM’nin kararını savunmak için buradayız. Haklarımızı savunmak onurumuza sahip çıkmaktır ve bunu devam ettireceğiz.”
PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 755’inci haftasında 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle gözaltında kaybedilenlerin akıbetleri sorularak adalet istendi.
Haberin Videosu
Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini araya ve adalet isteyen Cumartesi Annelerinin eylemi bugün 755’inci haftasında. Bu haftaki eylem de İHD İstanbul Şubesi’nin önünde polis ablukasında gerçekleşti. Kayıplarının fotoğraflarının taşındığı eyleme HDP milletvekilleri Hüda Kaya, Ahmet Şık, Garo Pylan ve CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu destek verdi.
Basın metnini okuyan gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak, üzerinden 39 yıl geçmesine rağmen 12 Eylül zihniyetinin bugün de sürdüğüne vurgu yaptı.
“GÖZALTINDA KAYBEDİLEN EVLATLARIMIZ İÇİN ADALET SAĞLANMIYOR”
12 Eylül işkencehanelerinde gözaltında kaybedilenlerin akıbetlerinin hala karanlıkta bırakılmaya ve faillerinin korunmaya devam ettiğine değinen Ocak, “Cemil Kırbayır, Hüseyin Morsümbül, Mahmut Kaya, Hayrettin Eren, Nurettin Yedigöl, Zeki Altunbaş, Veysel Güney, Süleyman Cihan, Mustafa Hayrullahoğlu, Maksut Tepeli, Nurettin Öztürk 12 Eylül işkencehanelerinde kaybedildiler. Süleyman Cihan’ın işkence ile öldürülen bedenine 3 ay sonra, Mustafa Hayrullahoğlu’nun işkence ile öldürülen bedenine 5 ay sonra kimsesizler mezarlığında ulaşıldı. Diğerlerinin ise hala mezarları gizleniyor. 12 Eylül darbecilerinin idam ettiği İlyas Has’ın mezarına 28 yıl sonra ulaşılabildi. İdam edilen Veysel Güney’in mezarı İse hala gizleniyor. Tanıklara rağmen, belgelere rağmen, Adli Tıp raporlarına rağmen, TBMM raporuna rağmen 12 Eylül’de gözaltında kaybedilen evlatlarımız için adalet sağlanmıyor” diye konuştu.
“ADALETİ MAHKEMELERDE DEĞİLSE NEREDE ARAYALIM?”
1992-1995 yılları arasında 12 kişinin gözaltında kaybedilmesi ve 10 kişinin infaz edilmesi ile ilgili yürütülen Kızıltepe JİTEM davasına da değinen Ocak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Delillere rağmen, tanıklara rağmen 9 Eylül’de beraatla sonuçlandı. Mahkeme JİTEM’in varlığını inkar etti. JİTEM’in Bıçak Timi aklandı. Mahkeme eliyle hakikatin üzeri kalın bir örtüyle kapatıldı. Hakikat ve adalet zaman aşımında yok edildi. Bin bir zorlukla yargıya taşınan bu dava da cezasızlık geleneğinin bir parçası oldu. Cevap verin o zaman; Gözaltına alındıktan çok uzun yıllar sonra ölüm kuyularında kemiklerine ulaştığımız evlatlarımızı davanın sanıklarından Albay Hasan Atilla Uğur ve diğer 8 kişi öldürmediyse, onları işkenceyle öldürüp kuyulara kim gömdü? Cevap verin o zaman; devletin güvenlik güçlerince gözaltına alınan, devletin resmi binalarında işkenceyle öldürülüp kuyulara gömülen evlatlarımız için adaleti mahkemelerde değilse nerede arayalım?”
12 Eylül ‘de ve Kızıltepe’de kaybedilenleri unutmayacaklarını dile getiren Ocak, “Zübeyir Birlik, Abdulbaki Birlik, Kemal Birlik, Zeki Alabalık, Menduh Demir, Nurettin Yalçınkaya, Necat (Şemsettin) Yalçınkaya, Mehmet Emin Abak, Hıdır Öztürk, Abdulvahap Ateş, Mahmut Abak ve Yusuf Tunç güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınarak kaybedildiler. Şeyhmus Kaban, İzzettin Yiğit, Yusuf Çakar, Abdurrahman Öztürk, Mehmet Ali Yiğit, Abdulbaki Yiğit Abdulvehap Yiğit, Süleyman Ünal, Mehmet Nuri Yiğit ve Tacettin Yiğit güvenlik güçleri tarafından infaz edildiler” dedi.
Ocak’ın arkasından 12 Eylül askeri darbesinde gözaltında kaybedilen Hüseyin Morsümül’ün yengesi Ayten Morsümbül söz aldı. 12 Eylül askeri darbesini ve onu yönetenleri kınayan Morsümbül, elindeki tülbenti göstererek “37 yıl Fatma ana Hüseyinim diye bağırdı. Bugün Fatma anayı getirdim size. Bu tülbent annelerin ne kadar acı yaşadığını açıklar. Buna bakan tüm anneler anlar. Anne olmayanlar anlamaz. Fatma anne ölmeden önce Hüseyin’in kazağını 37 yıl sakladı. O vefat ettiğinde kazağı gözlerinin üzerine koydum” dedi.
“CUMARTESİ ANNELERİ ANNE DEĞİL Mİ?”
Gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır da 12 Eylül askeri darbesinden bu yana Türkiye’nin üzerine güneş doğmadığını belirterek 12 Eylül zihniyetinin ülkeyi zifiri karanlığa çevirdiğini kaydetti. Binlerce annenin evladını devletin güvenlik güçlerine teslim ettiğini hatırlatan Kırbayır, sonrasında akıbetlerinin oldu bittiye getirildiğini, kimilerinin işkence tezgahlarında sakat bırakıldığını kimilerinin yargısız infazla yaşam hakkının ellerinden alındığını ekledi. Kardeşi Cemil Kırbayır’ın da gözaltında kayıplardan biri olduğunu hatırlatan Kırbayır, 1995 yılından geçen seneye kadar Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’nda mücadele ettiğini kaydetti. Kırbayır, “Şimdi Diyarbakır’da anneler oturuyor. İçişleri bakanı o anaları desteklemek için Diyarbakır’a gidiyor. Aynı İçişleri Bakanı bu anaların sesini duyurmamak için elinden geleni yapıyor. Bu ne yaman çelişkidir. Cumartesi Anneleri anne değil mi? Anaların gözyaşlarının rengi aynı değil mi? Biri 9 ayda doğurdu diğeri 3 buçuk ayda mı doğurdu. Seni de bir ana doğurmadı mı?” diye konuştu.
“SEN EMPATİ KURABİLİYOR MUSUN?”
Gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’ın kız kardeşi İkbal Eren ise 39 yıldır Türkiye’nin ayağa kalkamadığına dikkat çekti. “12 Eylül cuntacı generallerin bu ülkede karanlığın çökmediği ev yok Türkiye’de. Sadece cuntacı generaller ve yandaşları hariç. 12 Eylül bu ülkenin literaüne gözaltında kaybetmeyi soktu. Ağabeyim Hayrettin Eren de onlardan bir tanesiydi. 20 Kasım 1980’de gözaltında alındı. Gayrettepe karakolundan bir daha çıkmadı” diyen Eren, “Hayrettin Eren nerede?” diye sordu. Annesi Elmas Eren’in 39 yıl boyunca oğlundan bir haber almak için beklediğini hatırlatan Eren, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şimdi birileri çıkmış annelik acılarını yarıştırıyor. Annelik acıları yarıştırılmaz. Geçen hafta İçişleri Bakanı Süleyman Soylu dedi ki ‘Empati kurun, evladınız eve biraz geç gelse ne hissedersiniz?’ Yahu biz her hafta buradan birileri için empati kurun diyoruz. 39 yıl oldu benim ağabeyim hala gelmedi. Cemil Kırbayır, Nurettin Yedigöl gelmedi. Sen empati kurmayı biliyor musun? Birileri çıkmış anneleri ayrıştırıyor, ‘birileri haklı birileri ziyan’ diyor. Buradan Star Gazetesi yazarına sesleniyorum; Yazarsan eğer bu ülkede hak, hukuk, adaleti bilmen gerekiyor. Herhangi biri gözaltına alındığında suçu sabit görülene kadar masumdur. Gözaltında kaybedilen insanlar hiçbir zaman yargılanmadılar. Sen benim ağabeyime ‘terörist’ diyebilir misin? Hangi suçu işlediği sabit görüldü de sen bu annelere ‘ziyan’ diyorsun. Sen kimsin? Buradaki hiç kimsenin suçu sabit görülmedi ama hepsi gözaltında infaz edildi.”
12 Eylül darbecilerinin yargılanmadığını da ekleyen Eren, mücadeleden vazgeçmeyeceklerini kaydetti.
“ANNELER ARTIK AĞLAMASIN”
19 Şubat’tan bu yana kendisinden haber alınamayan Mustafa Yılmaz’ın eşi Sümeyye Yılmaz ise “Ne yazık ki tarih tekerrürden ibaret ülkemizde. Aynı acılar tekrarlanıyor ve birilerinin canı yanıyor. Ulusal ve uluslararası her yere başvurdum ancak devlet yetkililerini hiçbir şekilde adım attıramıyorum. Buradan devlet yetkililerine sesleniyorum; Mustafa Yılmaz, Gökhan Türkmen ve Yusuf Bilge Tunç ile ilgili soruşturma yükümlülüklerini yerine getirin. Anneler artık ağlamasın” diye konuştu.
“DERİN DEVLET DEĞİŞMEDİ SAHİBİ DEĞİŞTİ”
Kızıltepe JİTEM davasının son duruşmasına katılan ve dönemin tanıklarından olan CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Zorla kaybedilmeyle ilgili tüm davalar başka yerlere sürgün edildiler. Tanıklar belgeler ortaya çıkmıştı. Ama AKP o davaları sürgün edip kendi istedikleri mahkemelere gönderdi ve bu mahkemelerde sanıkları korudular. JİTEM’i kuranlar ‘biz örgütü kurduk’ diyor mahkeme ‘böyle bir örgüt yok’ diyor. Bana göre derin devletin yeni sahibi AKP’dir. Derin devlet değişmemiştir sahibi değişmiştir” dedi.
Annelerin acısının yarıştırılmaması gerektiğine değinen Tanrıkulu, “Siyaset Türkiye’de barışı sağlamadığı için çocuklar dağdadır, rehindir, mezardadır” ifadelerini kullandı.
KIZILTEPE JİTEM DAVASI
Kızılepe JİTEM davasını takip eden Mardin İHD avukatlarından Erdal Kuzu’nun gönderdiği mektubu İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu. Yoleri, dava hakkında şu bilgileri verdi:
“Mardin’in Kızıltepe ilçesinde, 1992-1996 yılları arasında yaşanan gözaltında kayıplar, köy boşaltmalar ve infazlara ilişkin, Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan JİTEM soruşturması kapsamında Emekli Albay Hasan Atilla Uğur, dönemin Diyarbakır İl Jandarma Komutam Albay Eşref Hatipoğlu, Jandarma Komando Bölük Komutanı Ahmet Boncuk, Başçavuş Ünal Alkan ve köy korucuları Abdurrahman Kurğa, Mehmet Emin Kurğa, Ramazan Çetin, Mehmet Salih Kılınçaslan ile İsmet Kandemir hakkında ‘silahlı örgüt kurmak veya yönetmek, silahlı örgüte üye olmak ve tasarlayarak öldürmek’ suçlarından iddianame hazırlandı. İddianamede sanıkların bölgede JİTEM’e bağlı olarak korucular ve itirafçılardan oluşan ‘Bıçak Timi’ adında bir tim kurarak cinayet işledikleri, gözaltına aldıkları kişileri infaz ederek cesetlerini yok ettikleri bilgileri yer aldı. Sanıklar, infaz edilen ya da kaybedildikten yıllar sonra çeşitli tarihlerde yapılan kazı çalışmalarında cesetleri bulunan 22 kişinin ölümünden sorumlu tutuldu.
14.06.2014 tarihinde Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. 2014 yılında açılan dava, daha başlamadan ‘güvenlik’ gerekçesiyle Kızıltepe’den Ankara’ya nakledildi. Mahkeme gerçeği ortaya çıkarma adına herhangi bir yargısal faaliyet yapmadan sanıklar hakkında beraat ve zaman aşımı kararı verdi.”
PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 753’üncü haftasında 30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü dolayısıyla Türkiye’nin BM Herkesin Zorla Kaybetmeden Korunmasına Karşı Uluslararası Sözleşme’sini imzalaması istendi.
Basın açıklamasını İHD Gözaltılara Karşı Komisyon üyesi Sebla Arcan okudu. Birleşmiş Milletler’in (BM) 2011 yılında 30 Ağustos’u Dünya Kayıplar Günü ilan ettiğini hatırlayan Arcan, “Türkiye’yi yurttaşlarını zorla kaybettiği için özür dilemeye, kaybetme suçundaki cezasızlık zırhını sonlandırmaya ve BM Herkesin Zorla Kaybetmeden Korunmasına Karşı Uluslararası Sözleşme’yi imzalamaya çağırıyoruz” dedi.
Arcan, Dünya Kayıplar Günü vesilesiyle “6 aydır akıbetleri hakkında yetkililerce hiçbir açıklama yapılmayan Mustafa Yılmaz ve Gökhan Türkmen nerede?” diye sordu. Arcan, Türkiye’nin Kayıplar Sözleşmesi’ni imzalamama nedenlerini şöyle açıkladı:
“Türkiye sözleşmeyi imzalamıyor; çünkü sözleşme devlete gözaltında kaybetmeyi suç olarak düzenleme, yargılama ve cezalandırma yükümlülüğü getiriyor. Kayıp yakınlarının ‘gerçeği bilme hakkını’ kabul eden sözleşme, devlete bu hakkın sağlanması yükümlülüğü getiriyor. Sözleşme kayıp kişilerin naaşının bulunduğu yerin tespit edilmesini, naaşa saygı gösterilmesini ve naaşın ailesine iade edilmesini bir yükümlülük olarak düzenliyor. Sözleşme özetle devlete hakikati açığa çıkarma, kaybedilenlerin kalıntılarını ailelerine teslim etme ve adaleti sağlama yükümlülüğü getiriyor.
Oysa Türkiye’nin kayıplar politikası; hakikati inkar etmek, kaybedilenlerin akıbetini gizlemek, kaybetme suçunun faillerini cezasızlıkla korumak ve kaybedilenlerin ailelerini adaletsizlikle baş başa bırakmak üzerinden şekilleniyor. Bugüne kadar iktidarlar değişse de gözaltında kaybetmelerde ki devletin sorumluluğunu inkar eden, kaybedenleri koruyarak bu suçu besleyen resmi politikalar hiç değişmiyor.”
Sebla Arcan, devletin devletin gözaltına kaybetme suçundaki rolünü tamamen kabul ederek yükümlülüklerini yerine getirinceye kadar mücadele edeceklerini kaydetti.
Gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır da 30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü’ne vurgu yaparak “biz niye buradayız devletin güvenlik güçleri burada olduğu için burada değiliz. Biz devletin güvenlik güçleri tarafından evinden alınıp sorgulama esnasında yaşamlarına son verilen yakınlarımızın akıbetini sormak için buradayız. Siz onların akıbetini oldubittiye getirmek, bizim nefesimizi kesmek için buradasınız. Bu söylemlerimizin neresinde suç ve sizi inciten bir taraf vardı. Soruyorum size sizin herhangi bir yakınınızı alıp götürüp yaşamına son verdikten sonra saklasam dünyayı benim başıma yıkmaz mıydınız? Ama biz hala hukukun üstünlüğüne inanıyoruz. BM’nin gözaltında kayıplarla ilgili sözleşmesini devlet imzalamadı. Kayıplarımızı verin bizi de bu iki duvar arasına sıkıştırmaktan zevk almayın. Ben sizin gözlerinize direk bakıyorum siz de benim yüzüme bakın” diye konuştu.
VERİLEN SÖZLER VE KAYIPLAR NEREDE?
HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ise Cumartesi Anneleri’nin 1995’ten beri mücadele ettiğine değinerek, “Kimse bu hesabı veremiyor. Devlet bu hesabı veremiyor. Ancak bizim eylemlerimizi engelliyor. 1995’ten beri hesap veremeyenler bizi İHD’nin önüne sıkıştırmaya çalışıyor. Ama iyi ki İHD ve insan hakları kavramı var. Herkesin bir gün insan haklarına ihtiyacı olabilir. İnsan hakları kavramının kutsallığını bilin. Gündeme getirdiği hususları önemseyin. 1995’ten beri burada bu insanlar. Buradayken hayatını kaybeden annelerimiz, babalarımız, kardeşlerimiz oldu. Devletin ona söz verdiği ‘oğlunu bulacağız’ dediği Berfo Ana öte dünyaya gözleri açık gitti. Devlet Berfo ananın evladını bulacağız sözü vermişti. Sözü veren de şu an Cumhurbaşkanı. Nerede verilen sözler ve kayıplar” dedi.
“AİHM VE BM’YE CEVAP VEREMEYEN BİR ADALET BAKANLIĞI VAR”
6 ay önce kaçırılan kişiler hakkında hiçbir bilgi verilmediğini belirten Gergerlioğlu, kaçırılan yetkililerin kaçırılan kişilerle ilgili tek bir araştırma ve açıklama bile yapmadığını kaydederek şunları söyledi:
“Edirne’den Ankara’ya bir kaçırma arabası gidiyor ve tek bir mobese kamerası incelenmiyor. Edirne’den Ankara’ya kadar binlerce mobese kamerası var ama Salim Zeybek hakkında 6 aydır tek bir açıklama yapılmadı. Uluslararası mekanizmalara başvurdular AİHM ve BM acil koduyla Türkiye’den cevap istedi. Mart ayından beri Adalet Bakanlığı tek bir cevap veremedi. Mart ayından beri AİHM ve BM’ye cevap veremeyen bir Adalet Bakanlığı var. En son Eylül ayına kadar süre istediler. Yine bir cevap veremediler.”
6 AYLIK DEVLET SUSKUNLUĞUNDAN SONRA 12 GÜNLÜK TİYATRO
6 ay önce kaçırılan kişilerle ilgili mecliste basın toplantısı yapmalarının ardından bir anda 4 kişinin Ankara Emniyetinde ortaya çıkmasına işaret eden Gergerlioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Avukatlarının ifadeye girmesini istedik avukatlar kapının önünde 24 saat bekledi ama avukat kabul edilmedi. Güya 6 aydır kayıp olan insanlar avukat istemiyorlardı nedense. Bu kişilerin ifadesinde hangi avukatlar vardı? Bu avukatlar güya gözaltındakilerin özel tuttuğu avukatlarmış. İşin ilginç tarafı gözaltındakiler tuttukları avukatların ismini bilmiyorlar. 6 aylık trajediden devlet suskunluğundan sonra 12 günlük gözaltında da tiyatro izledik ve bu kişiler tutuklandı. Yakınları bu kişilerin neden tutuklandığını bilmiyor. Avukatları tek bir açıklama yapmadı. Düşünsenize eşinizin neden tutuklandığı konusunda size tek bir bilgi verilmiyor. Kaçırılan 6 kişinin ismi bir dosyada geçiyor ve Şubat ayında bu 6 kişi art arda kaçırıldı. 6 aydır bu insanlar neredeydi? Bu soruyu tekrar İçişleri Bakanlığının yetkililerine soruyoruz. Ankara’da kaçırıldığı iddia edilen Yasin Ugan ve Özgür Kaya nerede?”
“GERÇEK APAÇIK ORTADA”
İçişleri bakan yardımcısı Muhterem İnce’nin kaçırılan kişiler hakkında ‘biz bilmiyoruz onlar hakkında arama kaydı var’ dediğini ifade eden Gergerlioğlu, kaçırılan iki kişinin mahallesine ve evine kadar giderek mahalle sakinleriyle konuştuğunu belirtti. Çamlık Mahallesi sakinlerinin kafasına çuval geçirerek arabaya atma olayından sonra Yasin Ugan ve Özgür Kaya’nın yok olduğunu söylediklerini ifade eden Gergerlioğlu, “Çamlık Mahallesi sakinlerinin içişleri bakan yardımcısı Muhterem İnce’yi nasıl yalanladığını dinleyin. 2 aydır tek bir cevap yok. Gerçek apaçık ortada. İçişleri bakan yardımcısı doğruyu söylemiyor” dedi.
“KAÇIRILAN 4 KİŞİ NEDEN 6 AYI ANLATMIYOR”
6 kişiden 4 kişinin tutuklandığı gün Ankara’da Yusuf Bilge Tunç isimli KHK’li bir eski kamu görevlisinin kaçırıldığını belirten Gergerlioğlu, şunları kaydetti:
“Eşi savcılığa gitti ilgilenmediler. 20 gün sonra dosyaya savcı atandı. Avukat savcıya gidip ‘gereken araştırmayı yapın’ dediğinde savcı ‘ben buna takipsizlik veririm yapacak bir şey yok’ dedi. Kaçırıldığı arabayı Ankara Gimat’ta buldum ve o araçta polisin hiçbir araştırma yapmadığını tespit ettim. Savcılık doğru düzgün inceleme yapmıyor, devlet görevini yapmıyor, aileler sağda solda kamera görüntüsü arıyor. Kaçırılanlar nerede? Tutuklanan 4 kişi 6 ayı neden anlatmıyor? Belli ki 6 ay boyunca gün ışığı görmemiş ciltleri bembeyaz olmuş bu kişiler diyorlar ki ‘uluslararası başvuruları çekin başımıza iş açılmasın’. Ne oluyor Türkiye’de bunun hesabını verin. Çok önemli iddialar var hiçbir devlet yetkilisi çıkıp hiçbir açıklama yapmayacak mı? 1990’lardan beri bu insanlar yakınlarını arıyorlar. Çok ağır bir hesap soruyorlar. Bu hesabın üstü örtülemez. Hakka, hukuka, adalete uymayanlar bir gün bu yaptıklarının hesabını en ağır şekilde verir.”
PİRHA- Uluslararası Gözaltına Kayıplar Haftası içerisinde 739. eylemlerini gerçekleştiren Cumartesi Anneleri, hukuksuzluğa karşı mücadeleden ve Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçemeyeceklerini yinelediler.
Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran ve adalet arayan Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 739’uncu haftasında da polis ablukası altında adalet istedi. 40 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkışlarına izin verilmeyen Cumartesi Anneleri bu hafta da İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu Beyoğlu Çukurluçeşme Sokak’ta bir araya geldi.
Bu haftaki eylemde 26 Aralık 1997 yılında Lice’de bir kahvede gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Mehmet Özdemir’in akıbeti soruldu. Mehmet Özdemir’i gözaltında gören tanıkların ifadelerine rağmen Özdemir’in gözaltında olduğu da gözaltında kaybedildiği de kabul edilmedi ve etkin bir soruşturma yürütülmedi.
Haftanın basın metnini gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu. Ocak, 40 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkmalarına izin verilmemesine tepkilerini yineleyerek hukuksuzluğa, cezasızlığına ve hak ihlallerine karşı itirazlarını sürdüreceklerini söyledi. 24 yıl önce 27 Mayıs 1995 tarihinde gözaltında kaybetme suçuyla yüzleşilmesi, hesaplaşılması ve adaletin sağlanması talebiyle Galatasaray’a çıktıklarını hatırlatan Ocak, 2 gün sonra Cumartesi Anneleri’nin başlattıkları barışçıl eylemin 24. yılı olacağını hatırlattı.
“OĞUL MEHMET ÖZDEMİR VEFAT ETTİ”
Mehmet Özdemir gözaltında kaybedildiğinde oğlunun henüz doğmadığını ve oğlu doğduktan sonra ona babasının isminin verildiği belirten Ocak, oğul Mehmet Özdemir’in de geçtiğimiz yıl vefat ettiğini aktardı.
“FAİLLERLE GALATASARAY MEYDANI’NDA YÜZLEŞECEĞİZ”
Söz alan Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren, “24 yıldır ‘vazgeçmeyeceğiz, unutmayacağız, unutturmayacağız’ diyerek ayrılıyoruz meydanlardan. Bir gün kayıplarımızın akıbetini öğreneceğiz, failleri bizimle yüzleşecek ve Galatasaray Meydanı’nda yapacağız bunu çünkü orada kaybettiğimiz çok annemiz var. Bu onlara sözümüzdür.” dedi.
“BİZİ BURAYA TIKTINIZ AMA DÜŞÜNCELERİMİZ NEREYE TIKACAKSINIZ?”
Yüksekovalı kayıp yakınları adına seslenen Tayyip Canan, herkese selam göndererek başladığı konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Vicdansızlar biraz düşünmeli, niye bu selamı söyledim? Biraz düşünsünler, empati kursunlar.” Beyaz toros marka arabalarla kaybedilenleri hatırlatan Canan, o arabalara bindirilenlerin çoğunun geri dönmediğini belirterek “Babam geri döndü ama başına 7 kurşun sıkılmış olarak döndü. Bir bayram günü bayram hediyesi olarak verdiler. Bayramları bile kutlamamızı istemediler. Biz bu meydanlarda olmak istemiyoruz. Ama adalet mücadelesi veriyoruz. Biz hiçbir zaman mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz katillerimiz yargılanana kadar. İşkence edenler hiçbir zaman aklanmayacak vicdanlarımızda. Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz. Bizi bugün buraya tıktınız ama düşüncelerimizi nereye tıkacaksınız?”
Gözaltında kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın oğlu Şerif Taşkaya da 24 yıldır mücadele verdikleri Galatasaray Meydanı’ndan değil buradan seslendiklerini vurguladı. Taşkaya, “Mücadeleye başladığımızda hakimler savcılar bizi dinlemedi. Savcılara sesleniyorum. O beyaz toroslara bizim yakınlarımızı atıp götürüp öldürenler neyse sizler de osunuz.” dedi.
“YARIM ASIRLIK ÖMRÜMDE ADALETİ GÖRMEDİM”
Gözaltına kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır ise yarım asırlık ömründe birçok şeyi gördüğünü ancak adaleti göremediğini vurguladı. Kırbayır, “24 yıldır adaletin tecellisi adına hukukun üstünlüğü için Galatasaray Meydanı’nı kendimize mücadele mekanı etmiştik. O meydan aramızdan ayrılanları uğurladığımız musalla taşıydı. Aramızdan ayrılanlara söz vermiştik bu mücadeleyi devam ettireceğiz. Şimdi Galatasaray Meydanı için de mücadele ediyoruz. Bizi bu iki duvar arasına sığdırmanın mantığı ne vicdan bunun neresinde? Galatasaray bizim olmazsa olmazımızdır. Galatasaray’ın açılması ısrarımızdır, temennimizdir.” diye konuştu.
Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak da babasının 25 yıl önce “adalet istiyorum” diyerek attığı çığlığı büyüttüklerini kaydetti. Ocak, “Ailemiz büyüdü ama haklardan özgürlüklerden daha da mahrum kaldık. Adaletsizlikler, haksızlıklar, hukuksuzluklar her gün çığ gibi büyüyor. Sesimiz soluğumuz kesilmek isteniyor. Babamın vasiyeti üzerine adalet aramaya devam edeceğiz.” dedi.
PİRHA-İHD İstanbul Şubesi’nde düzenlenen basın açıklamasında Cumartesi Anneleri’nin 700’üncü hafta etkinliğinde yaşanan polis şiddeti ve Süleyman Soylu’nun bu sabah yaptığı açıklama kınandı. Toplantıda, “Bizi susturamazsınız, adalet arayışımız sürecek” vurgusu yapıldı.
Cumartesi Anneleri’nin 25 Ağustos’ta Galatasaray Meydnaı’nda 700’üncü hafta gerçekleşecek oturma eylemine yapılan polis saldırısı ve kayıp yakınlarının işkence edilerek gözaltına alınması İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde düzenlenen basın toplantısı ile protesto edildi. “Kayıplarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz” yazılı pankartın asıldığı toplantı salonuna, gözaltında kaybedenlerin fotoğrafları da asıldı. Toplantıya, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Garo Paylan, Hüda Kaya, Oya Ersoy, Ahmet Şık, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekili Ali Şeker, İHD İstanbul Şubesi Başkanı avukat Gülseren Yoleri, çok sayıda kayıp yakını ve gözaltına alınanların bir kısmı katıldı.
“MÜDAHALE ANAYASAL HAKLARIN GASPI”
Toplantıda ilk olarak Gülseren Yoleri konuştu. Yoleri, “Bu olayın 700’üncü haftada yaşanan bir boyutu vardı. Bugün İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptığı açıklama ile bu tutum da başka bir boyut kazanmış durumda” dedi. Grup adına basın açıklamasını da okuyan Yoleri, müdahalenin anayasal hakların gaspı olduğunu belirterek, protesto ettiklerini söyledi. Beyoğlu Kaymakamlığı’nın kararı ile keyfi olarak eylemin yasaklandığını söyleyen Yoleri, 47 kişinin gözaltına alındığını hatırlattı. Hukuk dışı bu yasağı protesto ettiklerini söyleyen Yoleri, “Hükümeti bu yanlışı tekrar etmemeleri için uyarıyoruz” dedi.
Her hafta bir kayıp hakkındaki hakikatin paylaşıldığını ve olayın faillerinin isim isim belirtildiğini anlatan Yoleri, “700 haftalık bu mücadele kimi zaman cılız da olsa bazı faillerin hesap vermesine neden oldu. Ancak yine de eylemi büyütmeye ihtiyaç var. Bu nedenle de 700’üncü haftaya destek vermek için çok sayıda kişi Galatasaray Lisesi’ne gelmiştir. Hepsine teşekkür ederiz. Bundan sonra da 701’inci eyleme de geleceklerini ve koruyacaklarından dolayı şimdiden teşekkür ederiz” dedi.
“CUMARTESİ ANNELERİ ANNELİĞİ İSTİSMAR ETMEMEKTE”
Cumartesi Anneleri’nin haklı mücadelesinin bu ülkeyi yönetenler tarafından bilindiğini söyleyen Yoleri, Süleyman Soylu’nun açıklamasının, devletin suçlarını örtmeye yönelik olduğunu ve gözaltında kayıp davalarına siyasi müdahale olduğunu belirtti. Erdoğan’ın Cumartesi Anneleri ile yaptığı görüşmeyi Süleyman Soylu’ya hatırlattıklarını söyleyen Yoleri, “Konu hakkındaki raporu da hatırlatıyoruz. Devlet 31 yıldan sonra Cemil Kırbayır’ı katlettiğini açıklamıştır. Hasan Ocak’a dair de gerçek bilgi verilmedi. Cumartesi Anneleri anneliği istismar etmemekte annelik hakkını kullanarak çocuklarının kemiklerine ulaşmak istemektedir. Bu talep hepimizin talebimizdir. Bitmeyen bu yas sürecinin tamamlanması ve adaletin sağlanması devletin görevidir” dedi.
MASİDE OCAK: BİZİ TEHDİT EDECEĞİNE YASALARI İŞLET
“Polisin uyguladığı şiddet ortamı provoke etmiştir” diyen Yoleri, bu saldırıyı protesto ettiklerini yineledi. Daha sonra Maside Ocak konuştu. Ocak, “Hepiniz iyi biliyorsunuz ki her cumartesi bizim Galatasaray’da yükselttiğimiz sessiz çığlıkla biz kaybedenlerin yargılanmasını kayıplarımızın kemiklerini istiyoruz. Bize uygulanan şiddet karşısında şunu söyleyebiliriz, Hasan’ın gözaltında iken tanıkları vardı. Bunu bir kez daha hatırlatıyoruz. Adli Tıp Raporu’nu hatırlatıyoruz. Bugün Süleyman Soylu’nun yaptığı açıklama Hasan ağabeyimin davasında olduğu gibi pek çok davayı etkileyecek. Savcıların bu dosyaları kapatmasına yönelik bir müdahale olduğunu söylüyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Berfo Ana’ya verdiği bir söz vardı. Cemil Kırbayır’ın bulunması için halen daha dosyaları canlandırmadılar. Biz devlet yetkililerinden yasaları işletmesini isterdik. Biz, Süleyman Soylu’nun bizi tehdit etmesi yerine, Soylu’nun dosyaların takibi için savcılara seslenmesini ve yasaları işletmesini söylemesini isterdik. Bize paçoz diyeceğine, savcılara, ‘Bu dosyaları sonuçlandır’ demesini isterdik. Bizim bitmeyen yasımız var. Bize tehditler savurmasını anlayamadık. Süleyman Soylu yaptığı açıklama ile suç işlemiştir, yalan beyanda bulunarak suç işlemiştir, mahkemelere müdahale ederek suç işlemiştir. Bu suçu asla cezasız kalmayacaktır” dedi.
MİKAİL KIRBAYIR: GÖREVİN O MEYDANA GELİP BİZİ DİNLEMEKTİR
Ocak’ın ardından gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır konuştu. Kırbayır, 23 yıldan bu yana devleti muhatap alarak sessiz direnişi ve haklılıklarını ifade ettiklerini belirterek, “Bizim canlarımızı yüreklerimizi alanlar, haksızdır. Biz bunun için mücadele ediyoruz. Biz şunun ya da bunun müdahalesi altında hareket etmiyoruz. Biz irademizi ve cesaretimizi haklılığımızdan alıyoruz. Sen kaybetmişsin. Senden davacıyız. Sen bu meydandan bizi götüremezseniz. Senin görevin bizi oradan uzaklaştırmak değil, oraya gelip bizi dinlemektir. Lütfen gel ve bizi dinle” dedi.
Daha sonra söz alan Cumartesi Annesi Hanife Yıldız, 1996’da Ankara’ya gittiğini ifade ederek, tüm yetkililerin kendisini başından savdığını belirtti. “Ben evladımı arıyorum kim bana sahip çıkarsa ben onların yanında olurum” diyen Yıldız, “Ben buraya Murat’ın annesi olarak geldim ama baktım bir sürü Murat var. Ben onların da annesiyim” dedi. Kendisinin de Dolmabahçe Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yapılan görüşmede olduğunu hatırlatan Yıldız, “Erdoğan bizim üzerimizden boy gösterdi. Süleyman Soylu da boy gösterdi. Bizi dinleseydi ya trafiği takip edeceğine. Beni kimse kullanmıyor. Beni buraya yüreğim getirdi. Ben evladımı devlete götürdüm şimdi devletten alamıyorum. Biz sizden eşya istemiyoruz. Biz sizden canlarımızı istiyoruz” dedi.
İKBAL EREN: DÜNYA TÜRKİYE’DEKİ CUMARTESİ ANNELERİ’Nİ KONUŞUYOR
Yıldız’ın arkasından söz alan Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren, 25 Ağustos’un kara cumartesi olarak kayıtlara geçtiğini belirterek, “Biz 699 hafta dile getirdik. Oturmaya başladığımızdan 306’ıncı haftaya kadar bizi duyan olmamış, o hafta bizimle tanışmak istemiş. Annelerimiz, O’nunla tanışınca şunu söylemiş. ‘Kayıp yakınlarının acılarını dindirmek için hükümet olarak üzerine düşeni yapacaklarını’ belirtmiş. Dönemin başbakanı o zamanki. Ben de 38 yıl önce kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşiyim. Sonra Emine Erdoğan açıklama yapmış. Emine, yıllardır mücadele eden annelerin başbakanın karşısına çıkmadığına şaşırmış, ‘Tüm cumartesi annelerinin acısını paylaşıyorum’ demiş. 306’ıncı haftamızdan sonra 394 hafta daha oturduk. Ne değişti? 306 haftada ne söylüyorsak, başbakanla görüştükten 394 hafta sonra da aynı şeyi söyledik. Bizim taleplerimiz değişmedi. Bizim ne topumuz ne silahımız var. Bizim sadece sözlerimiz var. Ne yapmıştık biz? Ne istedik? 699 hafta sessiz çığlığımızı yükseltmek istedik. 700’üncü hafta bizi duymuyorlar, görmüyorlar. Daha görünür olalım dedik. Bu mu bunun karşılığı? Bazı şeyler vardır sizi görmezler duymazlar. Bir fotoğraf karesi vardır sizin söylediklerinizden çok daha fazlasını anlatır. Biz hak hukuk adalet istedik. Hükümet bir tek adım atmadı. Ben 38 yıldır ailemle birlikte hak, adalet, hukuk arıyorum. Bu ülkede biz bunu bulamadık. Dünya bizi duydu. Şu anda dünya Türkiye’deki hukuksuzluğu, Cumartesi Anneleri’ni konuşuyor” diye konuştu.
“ANNELİK BAŞKA BİR ŞEY SÜLEYMAN SOYLU, SEN BİLMEZSİN”
Süleyman Soylu’ya yönelik de konuşan Eren, “Annelik istismar edilmiyor. Annelik aranıyor. Hasan Ocak’ı çukurdan çıkardı Emine Anne hangi istismardan söz ediyorsunuz? Süleyman Soylu sen bunları bilmiyor musun? Anneleri meşrulaştırmıştı senin başındaki. Sen şimdi bizim anneliğimizi inkar ediyorsun. Bizi, sizin gazınız, tüfeğiniz susturamaz. Siz de haklısınız, kendi kendinizi mi yargılayacaksınız. Mehmet Ağar da sizin hükümette ortağınız. Bizi susturmaya gücünüz yetmez. Adalet arayışımız devam edecek. Annelik başka bir şey Süleyman Soylu sen bilmezsin” dedi.
HANIM TOSUN: GALATASARAY MEYDANI’NDAN VAZGEÇMEYİZ
Daha sonra Cumartesi Anneleri’nden Hanım Tosun söz aldı. Tosun, kendilerine yönelik şiddeti kınadığını belirterek, “Üstten emir verenleri şiddetle kınıyorum. Biz 700 haftadır burada oturuyoruz kime ne zararımız oldu? Biz şunu istiyoruz. Kayıplar bulunsun failler yargılansın. Biz bunu söyledik” dedi. Süleyman Soylu’nun açıklamasını utanç verici olarak nitelendiren Tosun, “Zaman zaman bizimle görüşmek isteyen devlet yetkilileri nasıl bu açıklamayı yapıyorlar? Biz yıllar önce Cenevre’de bir toplantıya katıldık. O toplantıdan sonra beni gözaltına aldılar. Sorguda bana ‘Bu toplantıya neden katıldın?Falanca derneğe neden üyesin?’ diye sordular. ‘Ben neden İHD’ye üyeyim, sen benden daha iyi bilirsin dedim polise. Beni öldürsen de parçalasan da benim eşim gözaltında kayboldu bunu söyleyeceğim.’ Sonra o masaya iki tane Fehmi Tosun dosyası geldi. Evet biz biliyoruz devletin arşivlerinde her şey kayıtlı. Benim eşim nereye gitti nerede kayboldu.Tüm bilgiler devlette vardır. Bir kaybımız kalsa da iki elimiz onların yakasında olacak. Galatasaray bizim için meşru bir yerdir. Oradan bizim sesimizi duydu herkes. Biz Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyiz, vazgeçmeyeceğiz. Biz haklıyız, kararlıyız, inatçıyız. Onların açıklaması onlar da kalsın. Bizim analık babalık vicdanımız var. Vicdanı olan biri varsa gelsin bizim karşımıza çıksın, ‘Neden buradasınız?’ diye sorsun” dedi.
Son olarak konuşan Maside Ocak, 701’inci haftada Galatasray’da olacaklarını belirtti.
PİRHA – Cumartesi Anneleri 680. haftada da İstanbul Galatasaray’dan seslendi: Talat Türkoğlu’na ne yaptınız bilmek istiyoruz?
Cumartesi Anneleri, 680. kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Eylemde “Failler belli kayıplar nerede?” yazılı pankart açarak kayıpların fotoğrafları ve kırmızı karanfiller taşındı.
Eylemde ilk konuşmayı HDP Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman konuştu. Faili belli kaybetmeler karşısında annelerin 680 haftadır süren mücadelesini selamlayarak sözlerine başlayan Adıyaman, geçmişten bugüne karanlık güçlerin hep var olduğunu ve etkili bir soruşturma ya da yargılama olmadığını söyledi. AKP’nin de bu sorun karşısında sağır ve dilsizi oynadığına değinen Adıyaman, ayrıca mecliste kayıplarla ilgili verilen önergelerin de AKP tarafından reddedildiğinin altını çizdi.
“KAYIP DOSYALARI 20 YIL SONRA ZAMAN AŞIMINA UĞRUYOR”
Talat Türkoğlu’nun devrimci olduğunu ve bu ülkede yaşayan devrimcilerin görebileceği tüm zulümleri yaşadığını dile getiren Türkoğlu’nun avukatı Gülizar Tuncer, “Talat, Edirne’ye ailesinin yaşadığı, doğduğu büyüdüğü topraklara gitti ve bir daha geri dönemedi. Orada kaybedildi” dedi. Talat Türkoğlu’nun akıbetini öğrenmek için yetkili tüm mercilere başvurduklarını ancak diğer kaybedilen dosyalarda olduğu gibi sonuç elde edemediklerini belirten Tuncer, “Faillerin ortaya çıkması demek devletin suçlarının ortaya çıkması demek” ifadesini kullandı. Devletin kayıp dosyalarını basit bir cinayet dosyası gibi ele aldığını söyleyen Tuncer, bu yüzden kayıp dosyalarının 20 yıl sonra zaman aşımına uğrayarak kapandığını kaydetti.
“MÜCADELE EDECEĞİZ”
Türkoğlu ailesi adına söz alan Müribe Türkoğlu ise Edirne’de işçi örgütlenmesi yapan Talat Türkoğlu’nun patronlar tarafından işsiz bırakıldığını söyledi. Sonrasında ise Türkoğlu’nun kaybedilmesi ve devletin buradaki rolünü teşhir ederek artan baskı ve saldırılara değindi. Türkoğlu, kayıplar için mücadelenin süreceğini vurguladı.
Cemil Kırbayır’ın abisi Mikail Kırbayır da Edirne’deki Türkoğlu ile Ardahan’daki Cemil Kırbayır’ın hikayesinin aynı olduğunu ifade ederek “Biz bu işin peşindeyiz. Mezarlarımızı bulacağız ve kayıplar abidesinin sütununu dikeceğiz” dedi.
“1 NİSAN 1996 YILINDAN EVİNDEN ÇIKTI VE BİR DAHA HABER ALINAMADI”
Haftanın basın metnini okuyan cumartesi insanlarından Maside Ocak, her cumartesi Galatasaray’da açıkladıkları kayıp dosyaları ile kamuoyuna seslendiklerini ifade ederek “Zorla kaybedilen sevdiklerimiz yalnızca birer dosya konusu değiller; Onlar; evlat, anne, baba, kardeş ve eş olarak aramızdaydılar. Evlerinden, iş yerlerinden, sokaklardan, otobüslerden tanıkların önünde gözaltına alınarak götürüldüler ve yok edildiler” şeklinde konuştu.
Tüm başvurularına rağmen hiçbir kayıp dosyasında etkin soruşturma yürütülmediğini kaydeden Ocak, oğlunun akıbetini öğrenemeden hayatını kaybeden Ziyneti Türkoğlu’nun Galatasaray’daki sesi olduklarını ifade etti. Ocak şunları belirtti:
“45 yaşındaki Talat Türkoğlu İstanbul’da yaşıyordu. Sosyalist kimliği nedeniyle 4 kez gözaltına alındı; yoğun işkence gördü ve yıllarca ceza evinde kaldı. Polis takibinde olan Talat Türkoğlu, 29 Mart 1996 tarihinde annesini ziyaret etmek için otobüsle İstanbul’dan Edirne’ye gitti. Ailesine İstanbul’dan Edirne’deki evin kapısına kadar sivil polisler tarafından takip edildiğini söyledi. Annesi ile birkaç gün geçirdikten sonra, 1 Nisan 1996 tarihinde İstanbul’daki evine dönmek üzere yola çıktı ve kendisinden bir daha haber alınamadı.”
Türkoğlu Ailesinin tüm girişimlerinin sonuçsuz kaldığına dikkat çeken Ocak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Resmi makamlar Talat Türkoğlu’nun gözaltına alınmadığını ve nerede olduğunun bilinmediğini söyledi. 1997 yılında, Kasım Açık isimli şahsın itirafları kamuoyuna yansıdı. Ordu tarafından eğitildiğini ve kontrgerilla eylemlerine katılarak birçok kişinin ölümüne karıştığını iddia eden Kasım Açık imzalı beyanında; Talat Türkoğlu’nun Edirne yakınlarında bulunan Çadırkent’e götürüldüğünü, orada Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın başında bulunduğu polisler, askerler ve itirafçılardan oluşan bir ekip tarafından işkence ile sorgulandıktan sonra öldürülerek, cesedinin Meriç Nehri’ne atıldığını söyledi. Olay yerinin detaylı bir krokisini çizdi. Kendisi ile birlikte olaya katılanların isimlerini verdi. Talat Türkoğlu’nun eşkal bilgilerini, yüzündeki yara izini, giysilerini, ayakkabısını, cüzdanını ve saatini detaylarıyla tarif etti. Ailesi bu detayların doğru olduğunu onayladı.”
“DAVA AHİM’E TAŞINACAK”
İç hukukta bir sonuç alınamamasının ardından davanın AİHM’e taşındığını söyleyen Ocak dava ile ilgili şu bilgileri verdi:
“1 Kasım 1998 tarihinde dava AİHM’e taşındı. AİHM, 17 Mart 2005 tarihli kararı ile Talat Türkoğlu’nun kaybolmasına ilişkin şartlara yönelik yeterli ve etkili bir soruşturma yapmadığından ötürü Türkiye’yi mahkum etti. AİHM’in Türkiye’yi mahkum etmesinin ardından avukat Gülizar Tuncer, Edirne Savcılığı’na dilekçe ile başvurarak AİHM’in verdiği mahkumiyet kararı gereği, soruşturmanın derinleştirilerek sürdürülmesi talebinde bulundu. 14 Nisan 2016 tarihinde Edirne Savcılığı, evrensel hukuka aykırı bir biçimde zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Bu karar üzerine Edirne Sulh Ceza Hakimliği’ne itiraz başvurusu yapıldı. 26 Temmuz 2016 tarihinde itiraz reddedildi. Bunun üzerine aile adına davayı takip eden İHD avukatı Gülizar Tuncer, 18 Ağustos 2016 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.”
Ocak “Talat Türkoğlu dosyasındaki cezasızlığı sonlandırmak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin anayasal görevidir ve imzalamış bulunduğu uluslararası sözleşmelere göre yasal zorunluluğudur. Devlet bu görevini yerine getirsin. Talat Türkoğlu’nun akıbeti açıklansın, onu kaybedenler her türlü baskıdan uzak, bağımsız ve tarafsız yargılama faaliyeti sonucunda hakkaniyete uygun olarak cezalandırılsın.” dedi.
PİRHA-Galatasaray Meydan’ında gözaltına alınarak kaybedilen insanların akıbetlerinin açığa çıkartılması, onları gözaltında kaybedenlerin yargılanarak hakkaniyete uygun cezalandırılması talebiyle bir araya gelen Cumartesi Anneleri 654. haftasında. Bu hafta da 22 yıldır kayıp olan Kerevan İrmez için bir araya geldiler. Kayıp Kerevan İrmez dosyası avukatı ve CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Tek dileğim Kerevan İrmez’in kemiklerini bulup babasına vermektir. Ancak o zaman gözüm açık gitmez” dedi.
Kayıplarının akıbetini sormak ve adalet aramak için her hafta Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda toplanan Cumartesi Annelerinin eylemi 654. haftasında. ‘Failler belli kayıplar nerede’ pankartının üzerine Kerevan İrmez’in fotoğrafı, kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbent bırakıldı.
“MEZARLARIMIZI BİLE KUTUPLAŞTIRIYORLAR”
Eylemde ilk alan CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu,”Tek dileğim Kerevani İrmez’in en azından kemiklerine ulaşıp babasına teslim etmektir. Ancak o zaman gözüm açık gitmez” dedi.
Tutuklu HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk’un cenazesine yönelik gerçekleşen ırkçı-faşist saldırının faillerinin tahliye edildiği dün görülen duruşmadan bahsederek şunları söyledi:
“İki hafta önce burada konuşmuştuk; mezar üzerinden nasıl bir nefret suçu işlendiğini, mezarlarımızı bile kutuplaştırıyorlar demiştik. Maalesef Türkiye’de adalet nefret suçlarına karşı çok hızlı işliyor ve dün bu berbat suçu işleyenler aramıza katıldı mahkemenin hızla verdiği tahliye kararı ile. Ne zaman dava açıldı, ne zaman iddianame kabul edildi, ne zaman karar verildi. Bu kadar hızlı işleyen başka bir yargılama yok herhalde. Biz bu vicdan meydanınsa hesap sormaya, vicdanlarımızda onları mahkum etmeye devam edeceğiz.”
“SİZ CEMİL’İ KATLETTİNİZ AMA ÖLDÜREMEDİNİZ”
Daha sonra söz alan gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır ise, “Bugün 7 Ekim yani kardeşim 37 yıl önce Kars’ta, bugün devletin gözetemindeydi. 26 yaşındaki kardeşimin de yaşamaya ihtiyacı vardı” diye konuştu. Devlete seslenen Kırbayır, “Cemil’in ölüsünü ne yaptınız? Siz Cemil’i katlettiniz ama öldüremediniz. Beni de 28 yaşımı 29 yaşına çıkaramadınız. Çünkü biz kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları onlardan artan ömrümüzü, onların yaşaması ve yaşatılmasına adadık” dedi.
“YOL ORTASINDA İNSANLARI ÇIRILÇIPLAK SOYUYORLAR”
Devletin hem sağır hem kör olduğunu söyleyen gözaltında gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun, biran önce OHAL’in kaldırılması çağrısında bulundu. Tosun, “Hükümetin ‘OHAL’in kime zararı var’ söylemine işaret etti ve ’22 yıldır bu meydanlarda OHAL kaldırılsın, kimse gözaltında kaybedilmesin’ diye mücadele verdik, bu meydanlardan bağırdık. Sizin görmediğinizi ben görüyorum. Yol ortasında insanları çırılçıplak soyuyorlar, bunu görmüyorsunuz. Ben artık kayıp yakını değilim, insan hakları savunucusuyum. Gözaltında kaybedilenlerin faili meçhul değil faili devlettir” dedi.
“İNSANİ DUYGULAR TAŞIYAN BÖYLE BİR VAHŞET YAPAMAZ”
Daha sonra Kerevan İrmez’in kızı Zozan İrmez’in gönderdiği mektup okundu. İrmez, mektubunda, “1990’ lı yıllar… O yıllar ki binlerce anne babanın kabusu, karanlığı olan, binlerce çocuğun hayallerini çalan ve binlerce eşi bu acımasız, adaletsiz hayatla tek başına mücadele etmek zorunda bırakan yıllardı” dedi. “Bir gün çıkıp gelecek ya da herhangi bir sokakta dolaşırken yanımdan geçecek ve o beni tanımazsa bile ben onu tanıyabileceğim diyorum” diyen İrmez, “Kör karanlık bir kuyuda mısın, orada öylece ölüme mi terk edildin ne tür işkenceler yapıldı kaç kurşun sıkıldı o tertemiz bedenine evet bunları düşünüyorum daha kötü şeylerde düşünüyorum ama anlatamıyorum. Bunları düşünürken içimdeki sesiz çığlıklar kulak zarımı patlatıyor. Sana bunu yapanlarıda düşünüyorum ayını zamanda. Onlarda evladını , babasını, eşini kaybettiklerinde bu duyguyu yaşayabiliyorlar mı acaba. Vicdanları sızlıyor mu geceleri rahat uyuyabiliyorlar mı? Zannetmiyorum baba. İnsani duygular taşıyan böyle bir vahşeti yapamaz sana ve senin gibi suçsuz insanlara” ifadelerine yer verdi.
PANZERE BİNDİRİLEN İRMEZ’DEN BİR DAHA HABER ALINAMADI
İrmez’in ardından basın açıklamasını Cumartesi İnsanlarından Serbil Taşkaya okudu. Taşkaya, “19 Ekim 1995 tarihinde, gece saat 23 :00 civarında İrmez Ailesi’nin Silopi’deki evine askeri kamuflaj giysili, çoğu kar maskeli, silahlı kişilerce baskın yapıldı. Yatak kıyafeti ile gözaltına alınan Kerevan İrmez panzere bindirilerek götürüldü. Panzerin yanında zırhlı bir askeri araç ve bir Beyaz Toros da bulunuyordu” dedi.
Sabah olunca Emine İrmez savcılığa, emniyet müdürlüğüne ve tümen komutanlığına giderek eşini evden götürenler hakkında şikayet dilekçesi verdiğine değinen Taşkaya, “Kerevan İrmez’den bir daha haber alınamadı. Olaydan haberdar olan resmi makamlar ailenin herhangi bir şikayetini veya soruşturmaya dahil olmalarını beklemeksizin derhal harekete geçme görevini yerine getirmedi. 22 yıl boyunca devletin yetkili makamları tarafından Kerevan İrmez’in akıbetini açığa çıkartacak inceleme ve araştırmalar yapılmadı. Kerevan İrmez’in gözaltında kaybedilmesi ile ilgili tüm sorumluların tespit edilip, cezalandırılmalarını sağlayacak etkin bir soruşturma yürütülmedi” ifadelerine yer verdi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – Hakikat ve adalet talebiyle 651. kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın akıbetini soruldu. Eylemde konuşan Cemil Kırbayır’ın kardeşi Fatma Kırbayır “12 Eylüller gelince bana dünya zindan oluyor. Ağabeyimin bir mezar taşı olsun. Cumhurbaşkanı sen beni öldürdün. Sen anama söz verdin. Neden diyorsunuz ki hiç aramadılar. Cemil Kırbayır aranmaz mı? Ben ölürsem bu devlete hakkımı helal etmeyeceğim” dedi.
Video gelecek…
Cumartesi Anneleri 651. kez Galatasaray Lisesi önünde bir araya geldi. Eylemde açılan “Failler belli Kayıplar nerede” pankartının üzerine kayıpların fotoğrafları, kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbentler bırakıldı.
“BU VİCDAN MEYDANI ONLARI YARGILAYACAKTIR”
Eylemde ilk olarak konuşan CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Berfo Ana’ya verdiği sözü tutmamasını hatırlatarak Cemil Kırbayır’ın AİHM’deki başvurusunun düşürülmeye çalışıldığını ancak bunu başaramayacaklarını kaydetti. Tanrıkulu, “Bu vicdan meydanı onları yargılayacaktır” dedi.
“ÖLDÜRMEKLE KALMIYOR MEZARSIZLAŞTIRIYOR”
Tanrıkulu’nun ardından konuşan gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren, 12 Eylül’ün bu ülkenin karanık yüzü olduğunu ve 37 yıldır hiç aydınlanmayan bir ülkede yaşadıklarını belirtti. 37 yıldır anneleri, çocukları ve eşlerinin Cemil’in, Hayrettin’in, Maksut’un, Nurettin’in kemiklerini aradıklarını kaydeden İkbal Eren, “Berfo anne Cemil’in kemiklerine kavuşamadan, onları kucaklayamadan göçtü gitti. Bir ülke düşünün devlet sorunlarını çözmek için insanları öldürüyor. Öldürmekle kalmıyor öldürdüklerini mezarsızlaştırıyor. Ondan sonra birileri de çıkıp diyor ki bu cenazeyi buraya gömemezsiniz” şeklinde konuştu. İkbal Eren hükümete şöyle seslendi: “Daha fazla kaldıramıyoruz yeter. Berfo anneye, Hanife anneye verdiğiniz sözleri tutun. Kemiklerinin yerlerini bize gösterin. Faillerinin yargılayın.”
“CUMHURBAŞKANI SEN BENİ ÖLDÜRDÜN, SEN ANAMA SÖZ VERDİN”
İkbal Eren’in ardından konuşan Cemil Kırbayır’ın kardeşi Fatma Kırbayır, “12 Eylül’de biz ağabeyimle beraberdik. 12 Eylüller gelince bana dünya zindan oluyor” dedi. Annesi ve babasının ağabeyinin acısıyla gittiklerinin söyleyen Fatma Kırbayır, Ağabeyi Cemil Kırbayır’ın gözaltına alındığı zaman bir askere “Buradakileri çıkardılar mı?” diye sorduğunu belirten Fatma Kırbayır, askerin kendisine “Buradakiler hep öldürüyorlar. Cemil Kırbayır diye sarışın bir çocuğa işkence ediyorlar.” dediğini kaydetti. Yetkililere seslenen Fatma Kırbayır şunları söyledi: “Bizim vergilerimizi yiyorsunuz. Ağabeyimin bir mezar taşı olsun. Cumhurbaşkanı sen beni öldürdün. Sen anama söz verdin. Neden diyorsunuz ki hiç aramadılar. Cemil Kırbayır aranmaz mı? Ben ölürsem bu devlete hakkımı helal etmeyeceğim. Bize göstermediniz bari öbür analar görsün. Kemiklerini bize verin.”
“DEVLET SADIK YURTTAŞINA MEZAR YERİNİ ÇOK GÖRDÜ”
Fatma Kırbayır’ın ardından konuşan ağabeyi Mikail Kırbayır, 37 yıl önce bugün Cemil Kırbayır’ın hayatta olduğunu, bu ülkenin bir yurttaşı olarak bu dünyada yaşamaya hakkı olduğunu söyledi. Fırın emekçisi olan babası İsmail Kırbayır’ın Cemil Kırbayır’ın üstüne titrediğini belirten Mikail Kırbayır, “Baba İsmail vergisini vermiş, 4 yıl askerliğini yapmış, oyunu kullanmış sadık bir yurttaştı. Devlet bu sadık yurttaşına bir mezar yerini bile çok gördü” dedi.
“SEN KARDEŞ DEĞİL KARNIMDA TAŞ OLDUN”
Son 22 yıldır bu meydanda adalet aramadıklarını adalet istediklerini ve bu adaleti devletten istediklerini ifade eden Mikail Kırbayır “Çünkü adaletsiz devlet, devletsiz adalet olamaz.” şeklinde belirtti. Cemil Kırbayır’ın davasının parlamentoya taşındığını, 350 sayfalık rapor hazırlandığını söyleyen Mikail Kırbaır bu raporlarda kardeşi Cemil Kırbayır’ın işkenceyle öldürüldüğünün yazdığını ancak 2011’den 2017’ye kadar Kars Savcılığının bir iddianame bile hazırlamadığını vurguladı. Bunu 12 Eylül’ün devam ettiği anlamına geldiğini belirten Mikail Kırbayır, faillerin korunduğunu, 12 Eylül zihniyetinin devam ettiğini kaydetti. 80 yaşındaki Hatun Tuğluk’a bir mezar yerinin bile çok görüldüğünü, o zihniyet tarafından haram edildiğini söyleyen Mikail Kırbayır, “Hani vatan bir bütündü. Vatan bir bütünse Hatun ananın da bu vatanın her santimetre karesinde bir hakkı vardır. Sen mezar yeriini katlederek böldün ve parçaladın. Ulan bu nasıl düşmanlık. Ulan biz kardeştik. Nasıl birbirimizin yüzüne bakacağız. Bakamayız. Çünkü sen kardeş değil karında taş oldun, karnımda taş. Senin karnıma koyduğun taş sindirim sistemimi allak bullak etmiş. Sancılar içindeyim.” şeklinde konuştu. Mikail Kırbayır, bütün bu olup bitenlere karşı hukukun üstün kılındığı bir yarınlarda buluşmak dileğinde bulundu.
Basın metnini okuyan cumartesi insanlarından sanatçı Nur Sürer Cemil Kırbayır’ın gözaltında kaybedilmesi ve sonrasında yaşananları şöyle anlattı.
“Kırbayır ailesi Ardahan’ın Göle ilçesindeki Okçu köyünde yaşıyordu. 12 Eylül askeri darbesinin ertesi günü 13 Eylül 1980 tarihinde askerler, Kırbayır Ailesinin evine baskın düzenledi. Kars Eğitim Enstitüsü’nde öğrenci olan oğulları Cemil Kırbayır’ı gözaltına aldı. Cemil, önce Göle’ye, oradan da Kars Askeri Gözetimevi’ne getirildi. İşkencehaneye dönüştürülen Eğitim Enstitüsü’nde sorgulandı. Onu işkencede koma halinde gören çok sayıda tanık vardı ama ailesine “Firar etti, bir daha bize sormayın” denildi ve Cemil’den bir daha haber alınamadı.”
“6 YILDIR SORUMLULAR HAKKINDA DAVA AÇILMADI”
2011 yılında hazırlanan TBMM İnsan Hakları Komisyonu raporunda; Cemil Kırbayır’ın gözaltında öldürüldüğü ve bedenin bilinmeyen bir şekilde yok edildiği kararına varıldığını kaydeden Sürer, raporda kaybetme suçuna karışan asker, polis ve Mit mensuplarının açık kimliklerinin yer aldığını ve komisyonun tüm belge, bilgi ve beyanları göndererek Kars Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunduğunu ancak Kars Cumhuriyet Başsavcılığı 6 yıldır sorumlular hakkında dava açmadığını vurguladı.
“HÜKÜMET’İN AHİM’E GÖNDERDİĞİ SAVUNMADA 12 EYLÜL SAVUNULDU”
İç hukuktan sonuç alamayan İHD avukatı Eren Keskin’in davayı AİHM’e taşıdığını ifade eden Sürer, “Hükümet bu yıl AİHM’e gönderdiği savunmada, Anne Berfo Kırbayır’ın 26 Ekim 2011 tarihli başvuruyu yaptıktan sonra öldüğünü, varislerinin de davayı onun ölümünden sonra sürdürme niyeti olduğunu gösteren bir bilgi ya da belge yoktur diyerek, AİHM’in yargılamayı dava listesinden çıkarmasını istedi. Ayrıca savunmada Cemil Kırbayır’ın gözaltında kaybedilmesiyle ilgili; “Bu tekil olayın darbe rejiminin toplumun bir kesimine karşı devlet politikası çerçevesinde olduğuna dair bir bulgu yoktur” denilerek 12 Eylül savunuldu” dedi.
“BERFO ANANIN MÜCADELESİNİ SÜRDÜRECEĞİZ”
105 yıllık ömrü oğlunu bulmaya yetmeyen Berfo Kırbayır’ın, Cemil’e ulaşma mücadelesi çocukları, torunları ile süreceğini belirten Sürer, Berfo annenin bıraktığı yerden Cemil Kırbayır’ı aramaya faillerinden yargı yoluyla hesap sormaya devam edeceğini söyledi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – Cumartesi Anneleri eyleminin 644. haftasında Galatasaray Meydanı’nda gözaltında kaybedilen Süleyman Cihan için adalet istedi.
Haberin Videosu
31 yaşındaki iki çocuk babası öğretmen Süleyman Cihan’ın kaybedilişinin 36. yılı.
Cumartesi Anneleri Galatasaray Meydanı’ndaki eylemlerinin 644. haftasında Süleyman Cihan’ın gözaltında kaybedilişinin 36. yılında “Adalet istiyoruz” dedi. Eyleme kayıp yakınlarının insan hakları savunucuları katıldı. Eylemde açılan “Failler Belli Kayıplar Nerede?” pankartının üzerine kayıpların fotoğrafları, kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbentler bırakıldı.
Eylemde işlerine geri dönme talebiyle başlattıkları açlık grevine hapishane koşularında devam eden eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın taleplerinin kabul edilmesi ve cezaevlerinde çıkarılmaları da istendi.
KİMİ 37, KİMİ 22 YILDIR ADALET ARIYOR
Eylemde ilk konuşmayı yapan Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, “Sözde kayboldu denilen çocuğum gözaltına alındıktan sonra kayboldu. Beyoğlu Savcısı kaybettikleri çocuğumu bulmaları için yaptığım konuşmalardan dolayı bana soruşturma açmış. Savcının görevi bana soruşturma açmak değildir. Savcının görevi bizim neden bu alanda yaz kış oturduğumuzu araştırmak ve oğlumu kaybedenlere soruşturma açmaktır. Bana soruşturma açanlar Recep Tayip Erdoğan’dan korktukları kadar Allah’tan bile korkmuyorlar. Tam 22 yıldır bu alanda adalet bekliyoruz. Ne sizden ne de açtığınız soruşturmalardan korkuyorum” dedi.
Yıldız’ın ardından konuşan Cemil Kırbayır’ın abisi Mikail Kırbayır da, “Tam 37 yıldır bu alanda adalet arıyoruz. Adaleti kimden arıyoruz? Adalet ve devlet iç içedir. Adaletsiz devlet devletsiz adalet olamaz. Ancak biz adaleti devletin kapısında arar olduk” ifadelerini kullandı.
DOSYALAR VE KANITLARA RAĞMEN SORUŞTURMA YOK
Meclis araştırma komisyonunun Cemil Kırbayı’ın gözaltında kaybedildiğine karar verdiğini belirten Mikail Kırbayır, “Kars Cumhuriyet savcılığına dosyalar ve kanıtlar elinizde neden soruşturma başlatmıyorsunuz diye sorduğumuzda aldığı cevabın ‘Ama ceset yok’ olduğunu söyledi. Kırbayır, “Süleyman Cihan, Rıdavan Karakoç ve Hasan Ocaklar’ın mezarlarının olmasına rağmen halen failleri açığa çıkmamış ve adalet yerini bulmamıştır” dedi.
“İNSANLIK SUÇUNA KARŞI DURUYORUZ”
Kırbayır’dan sonra Hasan Ocak’ın abisi Ali Ocak konuştu. Ocak, “Tam 22 yıldır adalet ve işlenen insanlık suçuna karşı durmak için bu alandayız. Tam 22 yıldır bu alanda Beyoğlu savcısı sesimizi ve çığlığımızı duymuyor. Ancak bir annenin kaybettiği oğlu için attığı çığlıklara, adalet arayışına ve yakarışına soruşturma açıyor. Yapılan bu haksızlığı ve adaletsizliği kabul etmiyoruz” dedi.
“SUÇ İŞLEYEN HERKES YARGI ÖNÜNE ÇIKARILMALI”
Son olarak Süleyman Cihan’ın abisi Ahmet Cihan konuştu. Cihan, “Ateş düştüğü yeri yakar. İşkence ile öldürülen ve kimsesizler mezarına gömülenlerin kardeşlerinin, annelerinin ve babalarının neler çektiğini ve neler yaşadığını her hafta burada yaşıyor ve anlıyoruz. Suç işleyen herkes yargı önüne çıkarılmalı ve devlet özür dilemelidir. Ancak böyle devlet adına suç işleyenlerin önüne geçilmiş olunur” dedi.
“HÜKÜMET VE YARGI ÜÇ MAYMUNU OYNUYOR”
36 yıldır sorumluları bulamayanlar ailelerin feryadına ve isyanına soruşturma açtıklarını belirten Cihan, ” Hükümet ve yargı üç maymunu oynamaya devam ediyor. Görmüyor, duymuyor ve gerekeni yapmıyorlar. Bugün halen devlet adına suç işleyen Mehmet Ağır ve adamları iş başındalar. İnandıkları dava adına işkence görüp katledilenler onurumuzdur. Bizler de onların bu haklı davasını devam ettireceğiz” diye konuştu.
644 haftadır Galatasaray Meydanı’nda insanlığa karşı işlenen suçların etkili bir biçimde soruşturulması için oturduklarını söyleyen Mine Nazari, savcıları göreve çağırdıklarını ancak 644 haftadır anlattıkları gerçekler karşısında bu yükümlülükleri yerine getirmediklerini ifade etti.
Mine Nazari, Beyoğlu Savcılığı’nın kaybedenler hakkında değil, Hanife Yıldız’ın 24 Temmuz 2017 tarihinde gözaltında kaybedilen oğlu Murat’ın doğum gününde Galatasaray’da yaptığı bir konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla göz altına alındığı kaydetti.
Savcılara seslenen Mine Nazari “Bir kez daha sizleri evrensel meslek ilkelerinize uygun olarak tarafsız ve adil bir biçimde yükümlülüklerinizi yerine getirmeye çağırıyoruz. Bizler hakikatten ve haklılığımızdan aldığımız güçle, meşruiyetle susmayacağız” dedi.
“36 YILDIR HUKUKU MÜCADELE SONUÇSUZ KALDI”
644. haftasında 36 yıl önce gözaltına alınarak kaybedilen Süleyman Cihan dosyasındaki hakikatleri açıklamak için bir araya geldiklerini ifade eden Nazari Süleyman, Cihan’ın gözaltında kaybedilişini şöyle anlattı:
“31 yaşındaki 2 çocuk babası Süleyman Cihan öğretmendi ve İstanbul’da yaşıyordu. 12 Eylül karanlığında sol bir örgütün yöneticisi olduğu iddiasıyla aranıyordu. 29 Temmuz 1981 tarihinde Süleyman Cihan’ın Edirne’den İstanbul’a gelmek üzere bindiği yolcu otobüsü İstanbul’a yaklaştığı sırada sivil bir ekip tarafından durduruldu. Gözaltına alınan Süleyman Cihan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Emniyette gözaltında bulunan çok sayıda kişi tarafından görüldü. Gözaltı kararını veren İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı ve gözaltı işlemini gerçekleştiren İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Süleyman Cihan’ın gözaltına alındığını reddetti. 85 gün süren ısrarlı arayışın sonunda Süleyman Cihan’ın ağır işkence sonucunda öldürüldüğü ve Zindanarkası Mezarlığı’na “meçhul kişi” olarak defnedildiği gerçeğine ulaşıldı. Bu gerçek karşısında İstanbul Emniyeti Süleyman Cihan’ın öldürülmesi ile ilgili Mehmet Ağar ve İbrahim Şahin’in de imzası bulunan sahte bir belge düzenledi. Belgede o güne kadar gözaltına alındığı reddedilen Süleyman Cihan’ın yer göstermeye götürüldüğü apartmanın 6. Katından atlayarak intihar ettiği yazıldı. Gerçek ise işkenceyle öldürülen Süleyman Cihan’ın cansız bedeninin uzun zamandır kimsenin yaşamadığı bir evin penceresinden atıldığıydı. Otopsi bulguları da bunu gösteriyordu.”
“ADALET İSTİYORUZ”
Cihan Ailesi’nin 36 yıldır devam eden hukuk mücadelesinin bugüne kadar sonuçsuz kaldığını ifade eden Mine Nazari “Hukukun işletilmesini, yargının görevini yapmasını istiyoruz! Adalet İstiyoruz! Süleyman Cihan dosyasında adalete ve hakikate ulaşma hakkımızı engelleyen herkesi itham ediyoruz!” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)