PİRHA – Gazeteci Erdoğan Alayumat’a İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde çıplak arama yapıldığı iddia edildi.
Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) avukatları sabah saatlerinde ev baskını ile gözaltına alınan gazeteci Erdoğan Alayumat’ı Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde ziyaret etti.
Avukatlar gazeteci Alayumat’a gözaltında çıplak arama yapıldığı bilgisini paylaştı.
Avukatlar ayrıca, Alayumat’ın bugün soruşturmanın merkezi olan Eskişehir’e gönderileceği bilgisini verdi.
PİRHA – Eskişehir merkezli “PKK/KCK üyeliği” soruşturması kapsamında İstanbul ve Diyarbakır’da polis operasyon yaptı. 4 gazetecinin yanı sıra İHD kurucu üyesi Nimet Tanrıkulu da gözaltına alındı.
Eskişehir merkezli “PKK/KCK üyeliği” soruşturması kapsamında İstanbul’da yapılan ev baskını ile gazeteci Erdoğan Alayumat ve Bilge Aksu gözaltına alındı.
Gazetecilerin, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğü bilgisi paylaşıldı.
Diyarbakır’da yapılan operasyonlarda ise gazeteciler Ahmet Sümbül ve Roza Metina gözaltına alındı.
Ayrıca Diyarbakır’da yönetmen Ardin Diren, İstanbul’da İHD kurucu üyesi Nimet Tanrıkulu gözaltına alındı. Media and Law Studies Association (MLSA) tarafından yapılan açıklamada gözaltı gerekçelerinin henüz bilinmediği ifade edildi.
MLSA Hukuk Birimi, sabah saatlerinde gözaltına alınan gazeteci Erdoğan Alayumat’ın, Vatan Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğünü belirtti.
Diyarbakır’da ise Kayapınar Belediye Eş Başkanı Cengiz Dündar, Gazeteci Roza Metina, Gazeteci Ahmet Sümbül, Gazeteci-yönetmen Ardin Diren’in gözaltına alındığı ifade edildi.
Bu arada İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi bir mesaj yayınlayarak, derneğin kurucularından ve yönetici Nimet Tanrıkulu’nun dosyasında gizlilik olduğunun söylendiğini kaydetti.
İHD’nin mesajı şöyle:
“Derneğimizin kurucularından ve yöneticimiz Nimet Tanrıkulu, bu sabah evine baskın düzenlenerek yapılan aramanın ardından gözaltına alındı.
Dosyada gizlilik olduğu söyleniyor. Avukatlarımızla birlikte süreci takip ediyoruz.”
PİRHA-AYM, Cumartesi Anneleri’nin 700. haftasına yönelik gerçekleştirilen polis müdahalesi ile Galatasaray Meydanı’nın yasaklanmasına karşı yapılan başvuruda ‘hak ihlali’ kararı verdi. Cumartesi Anneleri, “Yarından itibaren kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği olarak ilgili makamların AYM kararına kayıtsız şartsız uyma yükümlülüklerini yerine getirmeleri için girişimlerde bulunacağız. Keyfi yasağınıza son verin ve Galatasaray Meydanı’ndaki ablukayı kaldırın!” dedi.
Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak, fail ve sorumluların cezalandırılması talebiyle başlattıkları adalet mücadelelerinin 700. haftasında polis müdahalesi ile karşılaşan ve darp edilerek gözaltına alınan Cumartesi Anneleri’nin konuya ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptığı başvuru ‘hak ihlali’ kararı ile sonuçlandı.
Cumartesi Anneleri, AYM’nin verdiği kararı İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirdiği bir basın açıklaması ile değerlendirdi. Açıklamaya İHD İstanbul Şubesi Başkanı Avukat Gülseren Yoleri, Cumartesi Anneleri/İnsanları, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İstanbul Temsilcisi Ümit Efe ile Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve Hafıza Merkezi temsilcileri de katıldı.
“GALATASARAY’DAN VAZGEÇMİYORUZ”
“Galatasaray bizim, Galatasaray hepimizin, vazgeçmiyoruz” başlıklı basın açıklamasını Cumartesi Anneleri adına Besna Tosun okurken, şu ifadeleri kullandı:
“Gözaltında kaybedilen insanlarımızın akıbetlerinin açıklanması ve suçun faillerinin yargı önüne çıkarılarak cezalandırılması talebiyle başlattığımız, Türkiye tarihinin en uzun soluklu adalet eylemi olan Galatasaray’daki buluşmalarımız 700. haftamızda ağır polis şiddeti ile engellendi ve kuşaktan kuşağa aktarılarak devam eden hakikat ve adalet mücadelemizle hafıza mekânına dönüştürdüğümüz Galatasaray Meydanı bize yasaklandı.
Dört yılı aşan bir süredir Galatasaray Meydanı tomalar, ağır silahlı polisler, çelik ve beton bariyerler ile kuşatıldı. Cumhurbaşkanlığı rejimi, adalet ve hukukun üstünlüğü talebimize sesimizi duyurduğumuz Galatasaray Meydanı’nı esir alarak cevap verdi. En başından beri bu yasaklamanın evrensel hukuka, Anayasa’ya ve ilgili yasalara aykırı olduğunu, keyfi olduğunu, haklarımızı ihlal ettiğini söyledik. Bu iddialarla yargı makamlarına başvurduk, maruz kaldığımız hak ihlalinin ortadan kaldırılmasını talep ettik. 23 Şubat 2023 günlü resmi Gazete’de yayınlanan 2019/21721 başvuru numaralı Anayasa Mahkemesi (AYM) kararına kadar bu haklı itiraz ve taleplerimiz görmezden gelindi.
“AYM, EYLEMİN HUKUKA UYGUN OLDUĞUNU BİLDİRDİ”
Maside Ocak’ın başvurusu üzerine verilen bu AYM kararıyla, Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkımızın ihlal edildiğine hükmedildi. Beyoğlu Kaymakamlığı’nın savunmasında Galatasaray’daki buluşmalarımızın yasaklanması ile ilgili ileri sürdüğü; “bildirimde bulunmadılar” ve “suç işlenmesinin engellenmesi, kamu düzenin bozulması, başkalarının haklarının korunması gibi zorlayıcı şartların varlığı nedeniyle” yasakladık şeklindeki gerekçelerinin hukuki geçerliliğini tartışan AYM, söz konusu kararı ile; idarenin buluşmalarımızın engellenmesine dayanak gösterdiği ‘bildirimde bulunulmadı’ gerekçesini; “yapılmak istenen etkinlik, yaklaşık yirmi dört yıl boyunca belirli zaman ve yerde yapılmakta olup idarenin bu etkinliğin yapılacağına ilişkin olarak önceden bilgisi olmadığı söylenemez” diyerek ve idarenin “zorlayıcı şartlar nedeniyle yasaklama yoluna gidildiği” iddiasını da; “idare, yasaklama kararında kamu düzeni bozulması, bozulma tehlikesi veya başkalarının haklarının korunması gerekliliği gibi zorlayıcı şartlar olduğunu ortaya koymamıştır. İzah edilen sebeplerle idarenin etkinliği yasaklama kararı için dayanak gerekçelerinin haklı ve ikna edici olduğu söylenemez” diyerek geçersiz kıldı.
Ayrıca AYM, “Diğer yandan başvurucunun da içinde yer aldığı grubun kaybolan yakınlarının bulunması ve kamuoyunda farkındalık yaratılması amacına yönelik oturma eylemi ve basın açıklaması yapmak istemesi demokratik bir toplumda saygı ile karşılanmalıdır.” diyerek Galatasaray’daki buluşmalarımızın demokrasinin gereği olduğuna vurgu yaptı. Kararın bir örneğinin yeni ihlallerin önlenmesi için Beyoğlu Kaymakamlığı’na gönderilmesine karar veren AYM, böylece Cumartesi Anneleri/ İnsanları’nın Galatasaray Meydanı’nda sürdürdüğü eylemin hukuka uygun olduğunu bildirerek, engellenmemesi konusunda Beyoğlu Kaymakamlığı’na açık bir ödev yükledi.
“KEYFİ YASAĞINIZA SON VERİN”
Anayasa’nın 153. Maddesi; “Anayasa Mahkemesi kararları kesindir.” “…Yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” diyerek AYM kararlarının uygulanması konusunda hiçbir kuruma herhangi bir takdir yetkisi tanımamış veya bu konuda bir istisnaya yer vermemiştir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi’nin anayasaya aykırılık konusunda verdiği karardan sonra idarenin Galatasaray yasağında ısrar etmesi Anayasa’yı kasten ihlâl etmek anlamı taşımaktadır.
Yarından itibaren kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği olarak ilgili makamların AYM kararına kayıtsız şartsız uyma yükümlülüklerini yerine getirmeleri için girişimlerde bulunacağız. Ancak bugün buradan sesleniyoruz; keyfi yasağınıza son verin ve Galatasaray Meydanı’ndaki ablukayı kaldırın! Bütün engellemelere rağmen hakikati söylemeye devam edeceğiz. 28 yıllık pratiğimiz tanıktır; hakikati söyleme sorumluluğuna ve cesaretine sahibiz, bundan vazgeçmeyeceğiz! Kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz! Kayıplarımızı aramaya, akıbetlerini sormaya, faillerinin cezalandırılmasını istemeye, mevcut adaletsizliğe itiraz etmeye, hak ve özgürlük talep etmeye devam edeceğiz.”
PİRHA-İfade özgürlüğü davalarının 1 Eylül 2021-20 Temmuz 2022 tarihleri arasındaki yıllık raporunu yayımlayan Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), gazetecilerin, en çok haberleri ve sosyal medya paylaşımlarının delil olarak gösterildiği davalarda terör suçlamaları ile yargılandığını belirtti.
Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) 2018 yılından beri takip ettiği ifade özgürlüğü davalarının 1 Eylül 2021 ile 20 Temmuz 2022 tarihleri arasındaki programının yıllık raporunu yayımladı. Norveç Kraliyeti Dışişleri Bakanlığı ve Özgürlük için Friedrich Naumann Vakfı Türkiye Ofisi (FNF) desteğiyle sürdürülen programda 23 farklı şehirde görülen 210 davanın 446 duruşmasının izlenmesiyle elde edilen veriler paylaşıldı.
Verilere göre gazeteciler, en çok haberleri ve sosyal medya paylaşımlarının delil olarak gösterildiği davalarda terör suçlamaları ile yargılandı. Barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşlerine açılan davalarda artış olduğu belirtilen raporda savcılıkların ve ilk derece mahkemelerinin, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kararlarını uygulamadıklarına da dikkat çekildi. Raporda, ifade özgürlüğü davalarında verilen hapis cezalarında radikal bir artış gözlemlendiği de belirtildi.
GAZETECİLER TERÖR SUÇLAMASIYLA YARGILANIYOR
Rapora göre gazetecileri terör suçlamalarıyla yargılama pratiği bu izleme döneminde de devam etti. “Örgüt propagandası” suçlamasının 62 davada yöneltildiğine yer verilen raporda143 gazetecinin bu suçlamayla yargılandığı kaydedildi. “Örgüt üyeliği” suçlamasının yöneltildiği 44 davanın 38’inde gazetecilerin yargılandığına dikkat çekilen raporda 132 gazetecinin bu suçlama ile hakim karşısına çıktığı paylaşıldı. Rapordaki verilere göre bu davalarda en çok gazetecilerin yazdıkları haberler ve sosyal medya paylaşımları suçlamalara delil olarak gösterildi.
“CUMHURBAŞKANINA HAKARET SUÇLAMASINA HUKUKSUZCA ELDE EDİLEN DELİLLER SUNULDU”
Bir yıllık dönemde 34 kişinin “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla açılan 29 davada yargılandığı paylaşılan raporda bu davaların da en çok gazetecileri hedef aldığı belirtildi. Rapora göre 18 gazeteci, “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla hakim karşısına çıktı.
Bu suçlamanın yöneltildiği 19 davada sanıklar aleyhine yalnızca sosyal medya paylaşımlarının delil olarak sunulduğuna dikkat çekilen raporda 14 davada bu delillerin AYM’nin 19 Şubat 2020 tarihli kararıyla anayasaya aykırı olduğuna hükmederek ilgili yasa maddesini iptal ettiği “sanal devriye” yöntemi ile elde edildiği belirtildi. Raporda AYM kararından sonraki tarihlerde hazırlanan ve “sanal devriye” yöntemi ile elde edilen delillere yer verilen 8 iddianamenin mahkemeler tarafından kabul edildiği paylaşıldı.
Rapora göre bir yılda 800 kişi, Anayasa’nın 34. maddesi ile herhangi bir izne tabi olmaksızın düzenlenmesi garanti alınan barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katıldıkları için “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etmek” suçlamasıyla hakim karşısına çıktı. Aralarında Cumartesi Annesi/İnsanları’nın da olduğu 328 aktivist bu suçlama ile yargılanırken 285 öğrenci, Boğaziçi Üniversitesi’ne yapılan rektör atamaları üzerine başlayan protestolara açılan 9 farklı davada bu suçlama ile hakim karşısına çıktı.
Raporda barışçıl gösteri, eylem ve yürüyüşlere açılan davaların bazılarında söz konusu eylemlerin “kanunsuz” olduğuna kaymakamlık veya valiliklerin aldığı keyfi yasaklama kararlarının ve pandemi döneminde İl Hıfzıssıhha Kurullarının “kamu sağlığı” gerekçe gösterilerek aldığı toplanma yasağı kararlarının dayanak olarak gösterildiğini de yer verildi.
AİHM GÖRMEZDEN GELİNDİ: 299 YIL 2 AY 24 GÜN HAPİS CEZASI
Raporda ifade özgürlüğü davalarında verilen hapis cezalarında ciddi bir artış gözlemlendiği kaydedildi. İzleme döneminde karara bağlanan 41 davada yargılanan 67 kişiye toplamda 299 yıl 2 ay 24 gün hapis cezası verildiği belirtilen raporda 36 kişiye farklı davalarda verilen hapis cezalarının, AİHM’in verdiği ihlal kararlarına konu olan TCK 220/6, 220/7, 299 ve TMK 6/2, TMK 7/2 maddeleri uyarınca verildiği vurgulandı.
Mesleki faaliyetleri gerekçe gösterilerek müebbet hapis cezasına çarptırılan gazeteci Rojhat Doğru ve 2020 yılında beraat ettiği suçtan hiçbir delil olmamasına rağmen ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılan Osman Kavala’ya verilen ağır cezalara da raporda yer verildi.
Hapis cezaları ile birlikte beraat ile sonuçlanan davalarda da artış görüldüğü belirtilen raporda bu durum, ifade özgürlüğünü ilgilendiren soruşturmaların kolayca davalara dönüştürülmesi olarak yorumlandı. Raporda paylaşılan bilgilere göre izleme döneminde karara bağlanan 51 davada yargılanan 226 kişi kendilerine yöneltilen suçlamalardan beraat etti.
PİRHA-Ankara merkezli soruşturma kapsamında 9 gazetecinin tutuklanma sürecine dair “Soruldu: Neden habere gittin?” başlıklı bir rapor yayımlayan Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), gazetecilerin yaptıkları haberler nedeniyle suçlandığını kaydetti.
Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), Ankara merkezli soruşturma kapsamında 11 gazetecinin gözaltına alınması ile 9 gazetecinin tutuklanmasına ilişkin “Soruldu: Neden habere gittin?” başlıklı bir rapor yayımladı.
Mezopotamya Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, MA muhabirleri Deniz Nazlım, Berivan Altan, Zemo Ağgöz, Selman Güzelyüz, Hakan Yalçın, Emrullah Acar, Ceylan Şahinli ile JINNEWS muhabiri Habibe Eren, Öznur Değer, eski MA stajyeri Mehmet Günhan ve Yeni Yaşam Gazetesi çalışanı Hamdullah Bayram’ın ikamet ettiği adreslere yapılan baskınların derlendiği raporda, soruşturma sürecine ilişkin kapsamlı bilgiye yer verildi.
AVUKATLARA GÖRÜŞ KISITLILIĞI
Raporda, 8 Haziran tarihinde Diyarbakır’da 16 gazetecinin tutuklandığı hatırlatılırken, 5 aydır tutuklu yargılanan gazeteciler hakkında henüz bir iddianamenin de hazırlanmadığına dikkat çekildi. Kapatılan Özgür Gündem, Yeni Ülke ve Özgür Ülke gazetelerinin ciltler halindeki gazete arşivinin sayfa sayfa tarandığı belirtilen raporda, söz konusu arşivlerde ajansa ait yayın olmamasına rağmen tamamına el konulduğu belirtildi.
MA ve JINNEWS çalışanlarının kullandığı ortak büroya sabah 07.00’de baskın yapılarak arama yapıldığında değinilen raporda, polis ablukası altında süren büro aramasında MA’ya ait beş bilgisayar, iki harddisk, bir mikrofon, bir telefon ve haber notlarının bulunduğu ajandalar ile büroda bulunan kitaplara ve 90’lı yıllarda katledilen gazetecilerin fotoğraflarına, ev baskınlarında ise gazetecilerin bilgisayar, not defteri, basın kartı, kamera ve fotoğraf makinesi gibi ekipman ve materyallerinin yanı sıra evlerinde bulunan gazete ve kitaplara da el konulduğu aktarıldı.
UZUN NAMLULU SİLAHLARLA BASKIN
Gözaltı görüntülerinin servis edildiğine dikkat çekilen raporda, avukatlara gazeteciler ile ilgili ‘kısıtlılık’ gerekçesiyle bilgi verilmediği kaydedildi. Bunun yanı sıra gazetecilerin boyunlarının eğdirilmeye çalışıldığı ve evlerinden uzun namlulu silahlar ile çıkarıldığı görüntülerin paylaşıldığına vurgu yapılan raporda, Sulh Ceza Hakimliği ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün çelişkili açıklamalarına yer verildi.
“NEDEN HABERE GİTTİN?”
Raporda, Ankara Emniyeti’nde tutulan 10 gazetecinin 27 Ekim’de ifadelerinin alındığı belirtilirken, gazetecilerin emniyette ifade vermeyi reddederek, savcılığa ifade verdiklerinin altı çizildi. Gazetecilerin yaptıkları haberler ve haber kaynakları ile yaptıkları görüşmeler nedeniyle suçlandığı vurgulanırken; Deniz Nazlım’a, “Neden habere gittiği” sorusunun sorulduğu aktarıldı. Bunun yanı sıra gazetecilerin yaptıkları haberler için aldığı ücretler, aileleri ve yakınları ile yapılan para alışverişleri de suçlama konusu oldu.