Bursa’da müdür yardımcısının kapısını kıran ve öncesinde “Başı açık öğrenciye karışırım” diyerek tehditler savuran okul müdürü açığa alındı.
Geçtiğimiz ay Cumhuriyet’in ortaya çıkardığı görüntülerde okulunda adeta şeriat ilan ederek “Başı açık öğrenciye karışırım” ifadelerini kullanan Bursa Celalettin Öktem İmam Hatip Ortaokulu Müdürü Ergin Kaya Kırbıyık, bu kez de okulun müdür yardımcısına mobbing uyguladı.
Kırbıyık, okulda istemediği kadın müdür yardımcısının kapısını tekmeleyerek kırdı ve eşyalarını boşalttı. O ana ait görüntüleri müdür yardımcısı kaydederek sosyal medyada paylaştı.
Okul müdürü Ergin Kaya Kırbıyık’ın gelen tepkiler sonrasında açığa alındığı bildirildi.
VALİLİK SORUŞTURMA BAŞLATTI
Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nce sosyal medya hesaplarından, “Bir okulda, okul müdürünün güç kullanarak müdür yardımcısının kapısını kırdı” haberine ilişkin açıklama yapıldı.
Açıklamada, “Valiliğimizce inceleme ve soruşturma başlatılmış olup ilgili kişi açığa alınmıştır” denildi.
PİRHA- Bursa’da “Başı açık öğrenciye karışırız” diyerek tepki toplayan okul müdürü Ergin Kaya Kırbıyık’ın bu kez de okuldaki müdür yardımcısının kapısını zorla kırarak eşyalarını boşalttığı görüntüler ortaya çıktı. Söz konusu okul müdürünün kadın öğretmene kılık kıyafet baskısı da yaptığı belirtildi.
Bursa’da “Başı açık öğrenciye karışırız” diyerek tepki toplayan okul müdürü Ergin Kaya Kırbıyık’ın bu kez de okuldaki müdür yardımcısının kapısını zorla kırarak eşyalarını boşalttığı görüntüler ortaya çıktı.
Okulda adeta şeriat ilan ederek, “Başı açık öğrenciye karışırız” ifadelerini kullanan Bursa Celalettin Öktem İmam Hatip Ortaokulu Müdürü Ergin Kaya Kırbıyık, bu kez de okulun müdür yardımcısına mobbing uyguladı.
Kırbıyık, iddialara göre okulda istemediği kadın müdür yardımcısının kapısını tekmeleyerek kırdı ve eşyalarını boşalttı. O ana ait görüntüleri müdür yardımcısı saniye saniye kaydederek sosyal medyada paylaştı.
SENDİKALARDAN SERT TEPKİ
Eğitim Sen Bursa Şubesi, Mahmut Celalettin Öktem İmam Hatip Ortaokulu Müdürü Ergin Kaya Kırbıyık’ın üyelerine yaptığı mobbing ve odasının kapısını kırması üzerine okul önünde açıklama yaptı.
Okul önünde yapılan açıklamaya, Hürriyetçi Eğitim Sen, Eğitim İş, TÖB-SEN, Eğitim Gücü Sendikası, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ve CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal destek verdi.
25 Ekim 2023 Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Eğitim Kurumlarına İlk Defa Yönetici Görevlendirme atamasında Doğa Kaycı’nın, görevlendirme puanı üstünlüğü ile Mahmut Celalettin Öktem İmam Hatip Ortaokulu’na ataması yapıldığını vurgulayan Eğitim Sen Bursa Şube Başkanı Derviş Erdem, şunları ifade etti:
“Bir şekilde arkadaşımızın telefonunu bulan okul müdürü Ergin Kaya Kırbıyık, arkadaşımıza WhatsApp mesajı ile; tayin istemeden önce neden kendisini arayıp sormadığını, okulda uyumlu bir kadro olduğunu, yeni birini istemediğini, kendisiyle görüşmeden asla eski okulundan ilişik kesmemesi gerektiğini söyler. Okul müdürü, 6 Kasım 2023’te göreve başlayan arkadaşımıza mobbing uygulamaya başlamış, açık açık arkadaşımıza orada olmasını istemediğini her fırsatta söyleyip, bunu belli edecek davranış ve eylemlerde bulunmuştur. Daha ilk günlerde odasına çağırıp, kılık kıyafetine dikkat etmesi gerektiğini, takıntılı biri olduğunu, birine taktı mı pis taktığını ifade etmiştir. Yani kindar biri olduğunu açıkça ifade etmiştir.”
OKULDA ADETA ŞERİAT İLAN ETMİŞTİ
Geçtiğimiz ay okul toplantısında veliler tarafından da kayda alınan toplantıda okul müdürü Kırbıyık, “Bu okulda namaz, başörtüsü, Kur’an, oruç tartışılamaz”, “Biz Müslümanların tarafındayız. O yüzden şort giyen öğrenciye de karışırız, başörtüsü takmayan öğrenciye de karışırız” dediği görülmüştü. Toplantıda öğrencilerinin her haline karıştıklarını söylemekten çekinmeyen Kırbıyık, velilerin, “Baskıcı yaklaşım çocukların psikolojisini etkiliyor” eleştirisine de “Çocuğunun çabuk psikolojisi bozulan veliler de bu okula gelmemeli” sözlerini kullanmıştı.
PİRHA- Adıyaman 400 yataklı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Sağlık Sen’in üyelerini artırmak için çalışanlara mobbing uyguladığı ortaya çıktı. Konuya dair açıklama yapan Adıyaman SES Şubesi Halil İbrahim Aydın, “Sendikacılar idarecilik yapacak ise idarecilere, idareciler sendikacılık yapacaksa idareye gerek var mıdır? diye sordu. Aydın, Sağlık Sendikası’nın görevini kötüye kullandığını kaydetti.
Adıyaman 400 yataklı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, Sağlık Sendikası’nın hastaneye yeni gelen personelleri kendi sendikalarına zorla üye ettirdikleri belirtildi.
Konuyla ilgili açıklama yapan Sağlık ve Sosyal Hizmetler Sendikası (SES) Adıyaman Şubesi Eş Başkanı Halil İbrahim Aydın, “Birim sorumluları sendika tarafından belirleniyor, atanıyor. Birim sorumluları sendika tarafından belirlendikleri için hastanede çalışan emekçiler dolaylı olarak baskı ve mobbing ile malum sendikaya üye olmak zorunda kalıyorlar” şeklinde konuştu.
Aydın, Sağlık Bakanlığı’na çağrıda bulunarak, “Sağlık Bakanlığı’nın devreye girerek etik dışı olan bu durumun bir an önce son bulması gerekmektedir. Kamu sağlık tesislerinde yöneticilerin liyakat ve tecrübe gibi şeffaf kriterler göz önünde bulundurularak belirlenmesini istiyoruz” dedi.
PERSONELE ÜYE OLUNMASI İÇİN MOBBİNG UYGULANIYOR
Sendika olarak hastanede yaptıkları çalışmada öngörülen durumun açık ve net bir şekilde yaşandığını dile getiren Aydın şunları ifade etti:
“Birim sorumluları sendika tarafından belirleniyor, atanıyor. Birim sorumluları sendika tarafından belirlendikleri için hastanede çalışan emekçiler dolaylı olarak baskı ve mobbing ile malum sendikaya üye olma zorunda kalıyorlar. Malum sendikaya üye olmadıkları zaman kendilerini baskı içinde hissetmektedirler. Son 2 ay içinde bizden istifa eden üyelerimiz ile görüştük. İstifa etme sebepleri birim sorumluları. Bu birim sorumluları ‘bize üye olun yoksa beni birim sorumluluğunda alacaklar, bize belli bir kota vermişler tamamlamamız gerekiyor’ diyorlar. Doğrudan olmasa da dolaylı olarak çalışanları baskı ve mobbinge maruz bırakıyorlar.
“İDARİ KATI ELE GEÇİREREK, BİRİM SORUMLULARI ATAYARAK ÜYELERİNİ ARTIRIYORLAR”
Malum sendikanın yetkiyi kaybetme gibi bir dertleri olmadığı halde sadece ‘üye sayımızı arttırdık’ demek için bu tür oyunlara girişmektedirler. Peki bu üye sayıları nasıl artıyor? Tabi ki idari katı ele geçirerek, birim sorumluları atayarak, idare ve birim sorumluları üzerinden baskı yaparak üyelerini arttırmaktadırlar. Memurları yoksulluk ve sefalete sürükleyen gene bunlar. Yetkili konfederasyon oldukları için toplu sözleşme masasında onlar bulunuyor. Günü dahi kurtaramayacak toplu sözleşmeye onlar imza atıyor. Mali ve özlük hak kayıplarına rağmen nicel olarak üye artışlarının tek sebebi kamu kurumlarındaki sarı yapılanmadır. Bunca başarısızlığa rağmen memurların neden üye olduğu anlaşılmaktadır. Emekçilerin mali, sosyal ve özlük haklarıyla ilgilenecekleri yerine çalışanların yerlerini değiştirmek, birim sorumluları atama gibi işlerle uğraşmaktadırlar.”
PİRHA- Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin Dede, eğitimde dinselleşmenin artış göstermesini ve ÇEDES kapsamında çocukların camiye götürülmesini eleştirerek, “Çocuklar ÇEDES kapsamında camiye götürülüyor, gitmek istemeyen çocuklar ayrımcılığa maruz kalma endişesi yaşıyor. Bu gibi projeler kültürler, inançlar ve kimlikler arasındaki eşitlik mesafesini derinleştiriyor, kesinlikle karşıyız” dedi.
AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.
Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanet’e tesliminin önünü açan proje kapsamında çocuklar camilere götürülerek, dini bilgiler veriliyor.
Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı ve Baba Mansur Ocağı’ndan Erdoğan Sevin Dede, dinselleşen eğitime ve bunun Alevileri nasıl etkileyeceğine dair PİRHA’ya konuştu.
“ÇOCUKLAR ZORLA CAMİLERE GÖTÜRÜLÜYOR”
Erdoğan Sevin, ÇEDES kapsamında hiçbir pedagojik eğitimi, bilgisi olmayan vaizler veya imamlar tarafından çocuklara değerler adı altında bir takım dini bilgiler verildiğine dikkat çekti.
Çocukların okullardan alınıp camilere götürüldüğünü, gitmek istemeyen çocukların mobbinge maruz kaldığını belirten Sevin, “Oraya gitmek istemeyen çocuklar var, adeta bir mobbing uygulanıyor notları kırılır veya ayrımcılığa uğrar diye. Öğretmenler de baskı altında. Çocukları göndermiyorum diyemiyor, dediklerinde haklarında soruşturma başlatılıyor. Bu uygulama ülkeye bir yarar getirmez. Oraya giden imam ne öğretebilecek çocuklara? Mezar maketini koyuyorlar, cenaze duasını öğretiyorlar. Bırakın bunu aileler öğretsin. Kesinlikle karşıyız” dedi.
ALEVİ KURUMLARINA ÇAĞRI
ÇEDES ve benzeri asimilasyon aygıtlarıyla Sünni fikriyatın dayatılmak istendiğini, bunun da insanlar arasında ayrışmaya neden olacağına işaret eden Sevin, Alevi kurumlarına çağrıda bulunarak şunları söyledi:
“ÇEDES gibi projeler kültürler, inançlar ve kimlikler arasındaki mesafeyi genişletir. Aleviler olarak ülkenin huzuruna katkı sağlayacak her türlü işin yanındayız ama ÇEDES gibi programlarla öğrencilerimizi bölmek, inançlarımızı, kimliklerimizi bölmek gibi bir yolla ülkenin birliği sağlanamaz.
Aleviler ülkenin laiklik çimentosudur. Bugün Cumhuriyet değerlerini, laiklik ilkesini en iyi benimseyen kesim Alevilerdir. Birbirimizi ayrıştırmak yerine birbirimizle gönül köprüsü kurmak zorundayız. Bu konuda Alevi kurum ve örgütlerinin daha duyarlı olması, bu projeye karşı kendisini göstermesi gerekir.”
PİRHA- Dersim’de çöp kamyonundan düşerek ağır yaralanan belediye temizlik işçisi Zülfü Çelikdemir, üç gündür yoğun bakımda ve hayati tehlikesi sürüyor. Ailesi, çocuğunun tozlu ortamda çalışamaz raporu olduğu halde çöp toplama işine verildiğini, birikmiş izinlerinin kullandırılmadığını ve kendisine mobbing yapıldığını belirterek, Dersim Belediyesi yönetiminden şikayetçi oldu.
Dersim’de 12 Ocak günü çöp kamyonundan düşerek ağır yaralanan 39 yaşındaki belediye temizlik işçisi Zülfü Çelikdemir, üç gündür Tunceli Devlet Hastanesi yoğun bakım servisinde yatıyor ve hayati tehlikesi devam ediyor.
Belediye temizlik işçisi Zülfü Çelikdemir Dersim merkeze bağlı Cumhuriyet Mahallesi’nde çöp toplarken, hareket halindeki çöp kamyonunun arka kısmında dengesini yitirerek düşüp, başını asfalta çarparak ağır yaralandı. Araçtan düştüğü fark edilmeyen Çelikdemir, uzun süre kaza yerinde kalmış ve daha sonra okula giden öğretmenlerin durumu fark etmesiyle sağlık ekibince Tunceli Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı ve Tunceli Cumhuriyet başsavcılığı tarafından da soruşturma başlatıldı.
Konuyla ilgili PİRHA’ya konuşan Zülfü Çelikdemir‘in ailesi, Dersim Belediyesi’nin ihmalkarlıklarından şikayetçi. Tozlu bir ortamda çalışamaz raporu olduğu halde çöp toplama işçiliğine verildiğini, birikmiş izinlerinin kullandırılmadığını ve kendisine mobbing yapıldığını belirterek şikayetçi oldu.
“YÜZDE 51 ENGELLİ VE ÇÖLYAK HASTASI OLDUĞU HALDE YER DEĞİŞİKLİĞİ YAPILMADI”
Zülfü Çelikdemir’in ağabeyi Ali Ekber Çelikdemir, 2017 yılından beri Tunceli Belediyesi bünyesinde temizlik işleri biriminde çalışan, dört yıllık ‘kamu yönetimi’ bölümü mezunu olan kardeşinin, yüzde 51 engelli ve çölyak hastası olduğunu, sağlık ve fiziki koşulları el vermediği için 2020’den beri işyeri sorumlu birim amirlerine defalarca kez yazılı şekilde yer değişikliği talebinde bulunduğunu ve bu talebinin personel yetersizliği gerekçesiyle sürekli reddedildiğini söyledi.
Ali Ekber Çelikdemir, şunları kaydetti:
“Babam belediyeye giderek kardeşimin yer değişikliği talebini yinelemek isteyince, önüne A4 kağıdı konularak ‘sen istersen istifa dilekçeni yaz’ denilerek burada yine mobbinge maruz kalmış, ablası da kardeşimin sağlık durumu sebebiyle belediye amirlerine başvurarak yer değişikliği istemiştir. Fakat sonuç yine olumsuz olmuştur.”
“KAYYUM DÖNEMİNDE İŞE GİRDİĞİ İÇİN MOBBİNGE MARUZ KALDI”
Kardeşinin çalışma arkadaşlarına ve sosyal çevresindeki arkadaşlarına, ‘Ben kayyum döneminde işe girdiğim için sürekli mobbinge maruz kalıyorum’ dediğini vurgulayan Ağabeyi Çelikdemir, kayyum döneminde binlerce insan işe girdiği halde, bu mobbingin birim amirleri ve belediye tarafından neden sadece kardeşine uygulandığını sordu.
“7 YIL İÇİNDE SADECE 13 GÜN İZİN KULLANABİLDİ”
Elazığ Fırat Üniversitesi ve Tunceli Devlet Hastanesi tarafından verilen heyet raporu ile durum bildirir raporunda, hekim tarafından ‘hijyenik olmayan ortamlarda çalışamaz’ ibaresi olmasına rağmen, Dersim Belediyesi’ndeki sorumlu kurum amirlerinin, bu raporları sahte diyerek kabul etmediğini belirten Çelikdemir, şöyle devam etti:
“7 yıl içinde sadece 13 gün yıllık izin kullanabilmiş, sahip olduğu 156 günlük yıllık izni varken 25 Aralık 2023’te tekrar yazılı izin talebinde bulunmuş ve bir dakika sonra sistemden direkt ret cevabı verilmiştir. Gerekçe olarak da hep personel yetersizliği öne sürülmüştür. Belediyede çalışıp yıllık izni konusunda bu kadar sıkıntı yaşatılan kaç çalışan bulunmaktadır?
12 Ocak günü, sabah saatte 06.00’da evden çıkıp işe giden kardeşim, çöp arabasının arkasından yağmurlu ve sisli havada, yanında çalışması gereken diğer temizlik personeli şoför mahallinde oturmuşken neden kardeşim arkada tek başına bırakıldı? Şoför ve diğer çalışan arkadaşlarının kaza anında kardeşimden haberi olmuyor.
“KAZADA İHMAL SÖZ KONUSU”
Kardeşimin aracın arkasında olmadığından haberleri yok. Burada ihmal söz konusu. Kardeşimin telefonunun üstünde değil de araç içinde, şoför mahallinde olması ayrıca bir soru işaretidir. Neden kardeşimin telefonu üstünde değil de şoför mahalinde? Sabah saat 8.15’te iki defa babam arıyor. Telefona cevap verilmiyor. Arkadaşı arıyor. Ona da cevap verilmiyor. Ve kaza olduğu bilgisi bu şekilde şoför ve yanındaki temizlik görevlisi arkadaşları tarafından öğreniliyor. Ondan sonra olay yerine geri dönüyorlar.
Bu süre zarfında geçen zaman kardeşimin yerde, yağmur altında yatışı okula giden öğretmenler ve toplanan insanlar tarafından görülüyor. Toplanan insanlar ambulansa haber veriyor. Kardeşimin orada ne kadar beklediğinden haberimiz yok. Ne kadar vakit kaybettiğini bilmiyoruz. Beyin kanaması geçiren kardeşim için saniyeler bile önemliyken orada kimsesiz bırakıldı ve farkına varılmadı. Belediyenin ve çalışma arkadaşlarının ihmalkarlıkları yüzünden şu an durumu kritik olan kardeşim yaşam savaşı veriyor. Kardeşim DİSK sendikası üyesi olmasına rağmen bu süreçte sendika tarafından da sendikal hakları savunulmamış, yalnız bırakılmıştır. Bizler ailesi olarak sorumluların hesap vermesini istiyoruz.”
“OĞLUM ŞU AN ÖLÜMLE SAVAŞIYOR”
Baba Seyit Ali Çelikdemir de belediyeye defalarca gittiğini, başkan yardımcısı Ümit Kaya ile görüştüğünü, kendilerine oğlunun Dersim Belediyesi’nde neredeyse yedinci yılını doldurduğunu ve bu süre içinde sadece 13 gün izin kullandığını hatırlattığını ama yine de ‘kadro yetersiz’ deyip izin vermediklerini belirtti.
Seyit Ali Çelikdemir, “Çocuk diyor ki ben bağırsağımdan rahatsızım. Ben tedavi görüyorum. Ben o tozlu, pis ortamda çalışamam. Bir halini görsen fiziki yapısı yok. Aynı zamanda çölyak hastası. Şimdi de benim çocuğum şu anda ölümle savaşıyor. Bunun cevabını kim verecek? Bunu soruyorum ben. Allah için siz bir gençsiniz gazeteci olarak, bunu Türkiye’ye yayın” diye konuştu.
“ADALET VARSA BUNUN GEREĞİ YAPILSIN”
Baba Çelikdemir şöyle devam etti:
“Diyorlar ki bu çocuk kayyumun adamı. Onun için sürekli mobbing uyguluyorlar. Baskı altındaydı. Çocuk korkusundan bir şey diyemiyordu işten atarlar diye. Oğlum sağlam olarak gitti. Bir saat içerisinde kaybettik. Buna nasıl cevap verecekler? Eğer adalet varsa bunun gereği yapılsın. Cezası neyse ağır bir şekilde bunun cezalandırılmasını istiyoruz. Bu kadar.”
“OĞLUM DA BEN DE BUGÜNÜ GÖRMEYEYDİK KEŞKE”
85 yaşındaki Anne Fatma Çelikdemir ise, “Oğlum da ben de bugünü görmeyeydik keşke. Dininize, vicdanınıza, adaletinize sığıyor mu bu durum” diye sordu ve ekledi; “Senin vicdanın kabul ediyor mu? Bunu sizin vicdanınıza bırakıyorum. Hak bunu nasıl kabul eder.”
PİRHA – Trendyol depo tarafından “küçülme” iddiasıyla işten çıkarılan emekçilerin direnişi sürüyor. Haklarını alana dek çıkarıldıkları işyeri önünde direneceklerini belirten işçiler, “Ellerinde ‘kırmızı liste’ isimli bir liste var. O listedeki isimler bizdik. Şimdi sırada 50 kişilik ‘sarı liste’ mevcut” diye belirttiler.
Trendyol depo çalışanıyken işten çıkarılan işçiler, 28 Ağustos itibari ile direnişe başladı. Çalıştıkları işyeri önünde “Atılan işçiler geri alınsın” talebiyle eyleme geçen işçilere, birçok kesimden de destek geliyor.
Trendyol Esenyurt depo işçileri, şirketin hileli işkolu değişikliği ile haberleşme işkolunda gösterilerek sigorta girişleri yapıldı. İşçiler bunun üzerine PTT-Sen ve DGD-Sen’e üye olmaya başlayınca “küçülmeye gidiyoruz” denilerek işten çıkarmalar başladı. İlk işten çıkarılan isimlerden olan PTT-Sen temsilcisi Emre Özdek’in, şirket içerisindeki sendikal faaliyetleri nedeniyle hedef alındığı belirtildi.
“TRENDYOL’DA YAKLAŞIK 900 İŞÇİ HAK MAĞDURİYETİ YAŞIYOR”
İşçiler şimdi ise, PTT-Sen ve Depo, Liman, Tersane ve Deniz İşçileri Sendikası’nın (DGD-Sen) öncülüğünde depo önünde direnişini sürdürüyor. İşten çıkarmaların ve mobbingin karşısında olduklarını belirten DİSK’e bağlı DEV YAPI-İŞ Genel Merkez Yöneticisi Osman Üney de Trendyol emekçilerine destek veren isimler arasındaydı.
PİRHA’ya değerlendirme yapan Üney, Trendyol’da yaklaşık 900 işçinin hak mağduriyeti yaşadığını söyledi. 7 aya yakın süre boyunca maaşların ödenmediğini aktaran Üney, şu hususlara dikkat çekti:
“Burada da yine sendikal örgütlenmeden kaynaklı, insanca bir ücret için bugün ülkenin dört bir tarafında aslında işçi direnişleri devam ediyor. Pespaye hükümetin getirdiği yoksulluktan kaynaklı, yaratılan ekonomik krizden kaynaklı bütün bir işçi sınıfında huzursuzluk var. Bunun için de işçiler sendikalarda örgütleniyor ve mücadele ediyorlar. Bundan kaynaklı da yine hükümetin sermayedarları tarafından çok rahat bir şekilde keyfi biçimde işten atılıyorlar. Aç oldukları için işçiler sendikalara üye oluyorlar. İşten kovularak daha fazla açlığa, yoksulluğa mahkum ediliyorlar. İşvereni koruyan yasalarla bu sömürü aslında bizim açımızdan daha da derinleşiyor. Bunun için de biz daha fazla direnip mücadele edip örgütleneceğiz.”
“TRENDYOL KÜÇÜLÜYOR” DENİLİP AYNI GÜN İŞ İLANI AÇILDI!
İşten çıkarılan Trendyol işçilerinden Muhammet Cengiz ise şirketin “Küçülüyoruz” gerekçesiyle işçi çıkardığını ancak aynı gün iş ilanı açtığını belirtti. Cengiz, “Bu beş buçuk aylık süreçte birçok arkadaşımla vedalaştık. Çok sayıda insan kovuldu. Kovulmalarındaki tek sebep olarak ‘Trendyol küçülüyor’ denildi. Ancak çalışanları işten atıp aynı gün içerisinde başka iş ilanları açılıyor ve yüz-yüz elli kişi iş başvurusuna gelebiliyor. Küçülme bahanesi söz konusu ama 100-150 elemanı nasıl alabiliyorsunuz? Ne kadar yalancı ve sahtekar bir şirketsiniz” diye konuştu
Muhammet Cengiz, taleplerinin sadece işe geri alım olmadığının da altını çizerek “İşteki zorunlu mesailerin kaldırılması, mesaiye kalmadıkça hatalar aranıp tutulan tutanakların silinmesini de istiyoruz. Bununla birlikte prim olayının tamamen kaldırılmasını istiyoruz. Bunun yerine ücretin maaşa eklenmesini talep ediyoruz” dedi.
ŞİRKET YÖNETİMİNDEN, İŞÇİLERE TEHDİT!
Mehmet Ali isimli işçi ise sendikal faaliyetlerden dolayı işten çıkarıldığını vurguladı. Trendyol depoda 8 aylık bir çalışma sürecinin olduğunu belirten Mehmet Ali, “Sonuna kadar hakkımızı savunacağız” diyerek şunları söyledi:
“Bir arkadaşımıza destek verdiğimiz için bizi işten çıkardılar. Bizler de bunun için eyleme başladık. Sendika ile beraber burada hakkımızı savunmaya çalışıyoruz. Umarım bir başarı gösterebiliriz. 32 yaşındayım ve 9 yaşından beri çalışıyorum. Normal mesleğim aşçılık. Aşçılığa biraz ara vermek istedim ve bu depo işine başladım. İlk başladığımda her şey çok güzel gidiyordu. En son ‘Emre’ isimli bir arkadaşımıza yapılan haksızlıktan sonra olanlara göz yummadık. Biz, arkadaşımızın arkasına durdukça onlar bizi tek tek işten çıkarmaya başladılar. Zaten tek seferde 90 kişilik bir ekibi çıkardılar. Ellerinde kırmızı liste isimli bir liste var. İlk kırmızı listedeki isimler bizdik. Şimdi sırada ellerinde sarı liste var. İçeride 50 kişilik bir grup daha varmış. Bu konuda bilgi de alıyoruz. Çok fazla derecede mobbing söz konusu. ‘Dışarıdakilerle görüşürseniz sizin de işlerinize son veririz, hakkınızda tutanaklar tutarız’ şeklinde tehditlerle arkadaşlarımızı yıldırmaya çalışıyorlar. Biz de hem kendi hem de arkadaşlarımızın haklarını savunmak için burada toplanmış bulunmaktayız.”
PİRHA- İHD Mersin Şube Başkanı Hakkı Demir, sendikalı işçilerin DİSK Genel İş Mersin Şubesi yönetimi ile yaşadıkları sorunların genel merkez tarafından dikkate alınmadığını belirterek, “DİSK Genel İş Genel Merkezi hak ihlallerine uğrayan sendika üyelerinin iddialarını araştırmak yerine suçlayıcı bir dil kullanarak, kurumumuzu da ‘taraf’ olmakla itham etmiştir” dedi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, Genel İş Mersin Şubesi, üyesi işçilerin yaşadıkları hak ihlalleri ve Genel İş Sendika yönetiminin tutumuna ilişkin basın açıklaması yaptı.
İşçiler, Yenişehir Belediyesi’nde maruz kaldıkları mobbing, hak ihlalleri ve DİSK Genel İş Mersin Şube yönetimi ile yaşadıkları sorunlara dair İHD Mersin Şubesi’ne başvuruda bulundu.
İHD’li yöneticilerin başvurulardaki iddialara istinaden randevu talepleri DİSK Genel İş Mersin Şubesi tarafından reddedildi. Olayın genel merkez düzeyine taşınmasının ardından da çözülmemesi sonucunda süreç kamuoyuyla paylaşıldı.
“GENEL İŞ İDDİALARI ARAŞTIRMADI”
İHD Mersin Şube Başkanı Hakkı Demir, Genel İş ile yaşanan süreci şöyle anlattı:
“Genel İş Mersin şubesi İHD’nin randevu talebimizi sürekli erteleyerek bir türlü randevu talebine cevap vermemiştir. Görüşme talebi gerçekleşmeyince İHD Mersin Şubesi olarak, başvurucu işçilerin delege seçimi ve sonrasında yaşadıklarını iddia ettikleri hak ihlallerini özetleyen bir yazıyı elden Genel İş Mersin şubesine gönderdik. Bu yazıya da herhangi bir yanıt verilmeyince, DİSK Genel İş Genel Merkezine, Mersin şubesine yazılan yazıyı ve işçilerin iddialarıyla ilgili yazıyı gönderdik. Genel İş Genel Merkezden de yanıt alınamayınca İHD Genel Merkezi bizim yazımıza ilgi tutarak DİSK Genel İş Genel Merkezine başvuruya yanıt verilmesini yazılı olarak talep etmiştir.
Bütün görüşme çabalarına rağmen İHD’ye yazının üzerinden yedi ay sonra yanıt verildi. Verilen yanıt, ne yazık ki kurumsal nezaket kurallarına aykırı ve tamamen savunma temelli ve tek taraflıdır. İddiaları araştırıp muhatapları dinlemek için bir araştırma ya da inceleme yapmak yerine, işçilerin iddialarını yok sayan, taraflı, saygınlığı dünyaca kabul edilen İHD kurum işleyişini de yok sayan, İHD’yi tanımayan bir tavırla suçlayıcı, asgari kurumsal saygıyı dikkate almayan bir dille yazılmış bir yazıdır.
TEHDİT İDDİALARI
Genel İş Mersin Şube’nin Genel Kurulu delege seçiminde, işçilerin bize yaptıkları başvuruda iddia ettikleri ve yaşadıkları sorunları şu şekilde ifade edilmiştir: Delege seçimlerinin duyurusunun çalışma binalarına asılmaması, aday olmak isteyenlerin delege adaylıklarının sendika tarafından engellenmesi ve mor liste adı altında delege seçimlerine girmeleri neticesinde tehdit edilmeleri, delege seçimi günü açık oy kullandırıldığı gibi problemlerdir.
İHD Mersin Şubesi’ne daha sonra yapılan başvurularda şiddet kullanma, işyerinden sürme, mobbing gibi ihlalleridir. Tüm bu iddialarla ilgili araştırma yapmak, soruşturmak, İHD’nin kuruluş amacıyla örtüşmektedir ve ihlalin yaşandığı kurum kuruluşlar, tüm kimliklerinden bağımsız olarak bu soruşturmadan hiçbir biçimde muaf tutulamaz.
Başvuruya konu olan olaylara ilişkin Genel İş Mersin Şube Başkanı ve Yönetimle görüşme isteğimiz geri çevrilmeseydi, gerekli görüşmeler yapılsaydı, ilgili kişiler arasında konu belki de çözülebilir ve daha sonra yaşanacak olaylar önlenebilirdi. Örneğin 1 Mayıs günü iki kadın işçinin Genel İş’i protesto etmesi sonucu Genel İş önlüğü giymiş kişiler tarafından şiddete maruz kalmazdı. Şiddettin hiçbir gerekçesinin olamayacağını söylüyor ve kadına yönelik bu şiddeti kınadığımızı özellikle ifade etmek istiyoruz.”
“GENEL İŞ’İN CEVABINI KABUL ETMİYORUZ”
Başvurular sonucunda olayı araştırdıkları için Genel İş tarafından ‘taraf’ olmakla suçlandıklarını söyleyen Hakkı Demir, “Şubemize başvuruda bulunan ve bununla ilgili aktardığımız bilgiler, DİSK Genel İş Genel Merkez’ince gözetilmediği ve hatta şiddet, mobbing vb. ihlale uğrayan sendika üyelerinin iddialarının araştırılması yerine suçlanması; şube eş başkanımız ve yönetimimizin, olayda taraf olarak ifade edilmesi, DİSK Genel İş gibi emek alanında hak ve demokrasi temelli çalıştığını düşündüğümüz bir sendika açısından talihsizliktir” dedi.
Demir, DİSK Genel İş Genel Merkezi’nin verdikleri yanıtı yanıt olarak kabul etmediklerini ve yok saydıklarını ifade etti.
PİRHA – Milletvekili Şevin Coşkun eşitlikçi olmayan politikalar sonucu kadın işsizliğinin arttığına vurgu yapıp Meclis Araştırması istedi. Coşkun, her 100 kadından sadece 18’inin kayıtlı ve tam zamanlı istihdam sağlayabildiğine dikkat çekti.
Muş Milletvekili Şevin Coşkun, kadın işsizliğinin araştırılması ve işgücünde sürdürülen cinsiyetçi politikalara son verilmesi için Meclis Araştırması istedi. HDP’li Coşkun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunduğu önergede Türkiye’de yaşanan işsizliğin, toplumsal bir sorun olduğunu belirterek kadın işsizliğinin, tüm işsizlik türlerinde en yüksek kategori olduğunu vurguladı.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun Ekim 2022 Hane halkı İşgücü Araştırması verilerine işaret eden Coşkun, “Geniş tanımlı kadın işsizliği ile geniş tanımlı erkek işsizliği arasındaki fark ise 10,3 puan olmuştur. Bu bağlamda; kadın işsizliğinin araştırılması, önlenmesi, kadın istihdamının arttırılması ve iş gücünde sürdürülen cinsiyetçi politikalara son verilmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci maddesi ve TBMM içtüzüğünün 104 ve 105’inci Maddeleri gereğince bir araştırma komisyonu kurularak konunun tüm boyutları ile araştırılmasını arz ederim.” İfadelerini kullandı.
“GENÇ KADIN İŞSİZLİĞİ YÜZDE 48,4”
Milletvekili Şevin Coşkun, Meclis Araştırmasının “Gerekçe” kısmında çalışma hakkının Anayasa’da temel bir hak olarak ayrım olmaksızın herkese tanındığını belirtti. Coşkun,
Türkiye’deki işsizlik sorununu en çok kadınların yaşadığını ifade ederek şu notu düştü:
“Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir yansıması ve eşitlikçi olmayan iktisadi politikaların sürdürülmesi sonucunda kadın işsizliği, her geçen gün artarak devam etmektedir.
Ayrıca Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) tarafından 12 Aralık 2022’de açıklanan verilere göre; mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsiz sayısı, Ekim 2022’de yüzde 20,3 oranla 7 milyon 608 bin kişiye ulaşmıştır. Açıklanan verilerde; Ekim 2022 itibarıyla kadınlarda mevsim etkisinden arındırılmış dar tanımlı işsiz sayısı 1 milyon 546 bin ve geniş tanımlı işsiz sayısı 3 milyon 572 bin olduğu ifade edilmiştir. Öte yandan DİSK-AR’ın 17 Kasım 2022 verilerine göre; genç işsizlik oranı yüzde 36,6 olurken genç kadın işsizliği yüzde 48,4 olmuş ve her 100 kadından sadece 18’si kayıtlı ve tam zamanlı istihdamdadır.
Türkiye’de yaşanan işsizlik verileri incelediğinde; eşitlikçi olmayan politikaların bir sonucu olarak kadın işsizliği, en yüksek kategori olarak gerçekleştiği görülmektedir. Ayrıca Türkiye’de yürütülen cinsiyetçi iktisadi politikalar nedeniyle bir yandan kadın işsizliği en yüksek kategori olarak karşımıza çıkarken bir yandan da kadınlar, iş gücünde mobbing, emek sömürüsü gibi sorunlara maruz kalmaktadır. Bu bağlamda; yaşanan kadın işsizliğinin araştırılması, önlenmesi, kadın istihdamının arttırılması ve iş gücünde sürdürülen cinsiyetçi politikalara son verilmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci maddesi ve TBMM içtüzüğünün 104 ve 105’inci Maddeleri gereğince bir araştırma komisyonu kurularak konunun tüm boyutları ile araştırılmasını arz ederim.”
PİRHA-İstanbul Koç Üniversitesi Hastanesi’nde son 10 günde 11 çalışanın işten çıkarıldığı bilgisi alındı.
İstanbul Topkapı’daki Koç Üniversitesi Hastanesi’nde taşeron olarak çalışan işçiler, günlerdir baskı, mobbing ve işten atılma tehditleri ile karşı karşıya olduklarını aktardı.
Yılbaşında ihaleyi alan Euroserve şirketinin önceki dönem tazminat ve hakları ödemeyeceğini belirtmesi sonucu yıllardır hastanede çalışan yaklaşık 50 işçi toplu halde istifa ederek mahkemeye başvurdu.
ÇALIŞANLAR İSTİFAYA ZORLANIYOR!
Yüzlerce taşeron işçi çalıştırılan hastanede, son bir aydır işçi kıyımı yaşandığı belirtiliyor. Çalışanların aktarımına göre bir ay içerisinde 11 işçinin, keyfi kararlarla işten çıkarıldığına dikkat çekildi. Çalışan işçilerin ise istifaya zorlandıkları ya da mobbing ve baskıya maruz kaldıkları belirtiliyor.
Çalışma koşullarının çok kötü olduğunu ve her gün işten atılma korkusu yaşadıklarını anlatan işçiler, yaşadıkları baskı nedeniyle hizmet vermekte zorlandıklarını da anlattılar.
Sendikasız ve güvencesiz iş ortamı sebebiyle patronların hakaretlerine maruz kaldıklarını da aktaran işçiler, baskıların sona erdirilmesini ve güvenceli, insanca çalışmak istediklerini belirtti.
Koç Holding yetkililerine seslenen işçiler, “Koç Holding kârına kâr katarken bizlerin açlık, baskı, mobbing ve işsiz kalma tehdidi ile çalışmaya zorlanması kabul edilir değil. Bu sorunun acilen çözülmesi gerekir” diyerek taleplerini de sıraladı.
Holding yönetimine seslenen işçiler, “Acilen güvenceli ve insanca çalışma koşullarının oluşturulmasını, hastanede taşeron sisteminin kaldırılarak kadrolu çalışanların tüm haklarından kendilerinin de faydalanması gerektiğini ve devam eden baskıların sonlanmasını istediler.
İşçiler, taleplerine karşılık bulamaması taktirde basın açıklaması, iş bırakma ve benzeri eylemlere de hazırlandıklarını, bu nedenle hastaların da ciddi anlamda etkilenebileceğine dikkat çekti.
PİRHA-DAÇE, Mersin Çevre Derneği’ne uygulanan mobbing ve yalnızlaştırma politikalarına ilişkin açıklama yaparak, “Atatürk Parkı bütün kentin ortak değeridir, korunması için kurumların ortak hareket etmesi gerekmektedir. Mücadeleyi zayıflatmak projeyi uygulayanların işine yarayacaktır. Mücadele kaybedilirse bunun sorumlusu Mersin Büyükşehir Belediyesi olacaktır” dedi.
Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri (DAÇE ) Mersin Çevre Derneği’ne (MERÇED) uygulanan mobbing ve yalnızlaştırma politikalarına ilişkin Mersin Gazeteciler Cemiyetinde basın açıklaması yaptı.
DAÇE adına açıklamayı okuyan derneğin gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal, dünyanın, büyük felaketlerin yaşandığı küresel iklim krizi tehdidi ile karşı karşıya olduğuna işaret ederek, “Dünyada uygulanan bu politikalardan ülkemiz de çok etkilenmiştir. Ülkemiz, sözde gelişmiş ülkelerin sanayi, plastik ve nükleer çöplüğü haline dönüştürülmüştür. Sularımız HES projeleriyle ticarileştirilmiştir. Dağlarımız taş ve maden ocakları ile tahrip edilmiştir. GDO’lu ve hibrit tohumlarla gıda politikamız tamamen dışa bağımlı hale getirilmiştir. Tarım topraklarımız tarım zehirleriyle kirletilmiş, halk ithalata dayalı güvensiz gıda tüketimine mahkûm bırakılmıştır. Bu politikalar ülkemizde iklim krizi sorununu derinleştirmiştir” dedi.
“MOBİNG VE YALNIZLAŞTIRMA POLİTİKASI YÜRÜTÜLÜYOR”
DAÇE olarak, Akdeniz bölgesinde derinleşen ekolojik sorunlarla ilgili ciddi hukuksal ve demokratik mücadeleler verdiklerini aktaran İsmail Hakkı Atal, “Bu sorunların çözümüne ilişkin yıllarca bölgemizdeki bütün yerel yönetimlerle ortak ve güçlü bir şekilde mücadele etmekteyiz. Ama ne yazık ki son zamanlarda ortak sekretaryamızı yürüten Mersin Çevre ve Doğa Derneğimize, haksız ve hukuksuz bir şekilde Mersin Büyükşehir Belediyesi aracılığı uygulanan mobing ve yalnızlaştırma politikaları ile birçok STK, Meslek Odası ve partilerin eylem ve etkinliklerimize ve toplantılarımıza katılmamalarını hayretle karşılıyoruz” diye konuştu.
Atatürk Parkı’nda liman genişleme projesine karşı verilen mücadelede başta etkinlikler olmak üzere her türlü desteği veren Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin, son zamanlarda mücadeleden vazgeçtiği gibi birçok kuruma baskı uyguladığını ve birlikte mücadele etmelerinin engellendiğini belirten İsmail Hakkı Atal, şunları ifade etti:
“Atatürk Parkı bütün kentin ortak değeridir, korunması için kurumların ortak hareket etmesi gerekmektedir. Mücadeleyi zayıflatmak projeyi uygulayanların işine yarayacaktır. Mücadele kaybedilirse bunun sorumlusu Mersin Büyükşehir Belediyesi olacaktır.
Ayrıca Sabahat Aslan’ın kadın kimliğine ve namusuna hakaret edenleri ve küfür edenleri ilgili makamlara ve Sayın Vahap Seçer’e bildirmemize rağmen bu şahısların hakkında bu zamana kadar hiçbir işlem yapılmamış olması ve halen görevde olmaları ve ortak sekreterimiz Sabahat Aslan’a 10 aydır sistematik mobing uygulanması kabul edilemez bir durumdur. Bize uygulanan haksız hukuksuz mobinglerin çözümü için yerel mücadelemizden şimdiye kadar bir sonuç alamadık. Siyasi iktidarın hukuk tanımayan hak ihlallerine karşı mücadele ve demokrasi sözü veren CHP genel merkezinin; Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin hukuk tanımayan hak ihlallerine müdahale etmesini ve çevre, ekoloji, yaşam hakkı mücadelesi veren DAÇE’nin ana direklerinden DAÇE ortak sekreteri Sabahat Aslan’a yapılan haksızlığın düzeltilmesi beklentimizdir.”
PİRHA-Taşeronlara bağlı çalışan özel halk otobüsü şoförleri, yaşadıkları sorunlara dikkat çekmek amacıyla İstanbul Yenibosna otobüs peronlarında basın açıklaması yaptı. Şirketlere uyarıda bulunan işçiler “Bizleri ekmekle terbiye etmeye çalışmayın. Akşam vaktine kadar binlerce insanla uğraşan, yollarda tehdit alan, darp edilen bizleriz” dedi.
Halk otobüsü şoförleri, meslek hayatlarında yaşadıkları sorunları basın açıklaması ile dile getirdi. Karayolu Taşımacılık ve Emekçileri Sendikası (Ka. Taş. Sen) Genel Başkanı Şahin Başaraner, şoförlerin bir dizi zorlukla karşı karşıya olduklarına dikkat çekerek “İş güvenli, ve çalışma koşullarıyla ilgili problemler yaşamaktayız” dedi.
Şahin Başaraner, “Bizleri ekmekle terbiye etmeye çalışmasınlar” diyerek sendikalı olduğu için işçilerin mobbinge maruz kaldığını söyledi. Başaraner, baskıların devam etmesi durumunda ise “Eylem yapmaktan çekinmeyiz” uyarısında bulundu.
“EKMEK İLE TERBİYE EDİLENLERİZ”
Yenibosna otobüs peronlarında yapılan basın açıklamasında işçilerin kazanılmış haklarının korunmasına ve sorunların acil şekilde çözülmesi talepleri sıralandı. Şahin Başaraner, konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı:
“Halk otobüs şoförleri, pandeminin başından beri salgının en ağır koşullarında bir dakika bile durmadık. İnsanlar hasta yatağındayken biz taşıdık, işe giderken biz taşıdık, her şeyi biz taşıdık. İşçiler; iş güvenliği ve çalışma koşullarında sorun yaşamaktadır. İBB ve taşeronda olan şirket yetkilileri ile görüşmeler yaptık. Türkiye’nin her tarafında işçilerin, emekçilerin yaşadığı sorunları bizler de yaşıyoruz. Şoförlerin adı yok bu ülkede. Herkesin ‘trafik katilleri, trafik teröristleri’ dedikleriyiz bizler. Bizler, inşaatları yapmak için kamyonları sürenleriz. Malınızı ulaştırmak için kargodaki şoförleriz. Sizleri iş sonrası evinize ulaştıranız. Ama aynı zamanda yaşamdan kovulanız. Ekmek ile terbiye edilenleriz.”
“ŞİRKETLERİN DİKKATİNİ ÇEKİYORUZ”
Şahin Başaraner, yaptıkları basın açıklamasının şirketlere ‘uyarı’ niteliğinde olduğunu ifade ederek, baskıların devam etmesi durumda eylem yapmaktan çekinmeyeceklerini de belirtti. Başaraner, şöyle devam etti:
“Bugün burada olma sebebimiz; arkadaşlarımızın yaşadığı sıkıntılara çözüm bulmaktı. Şirketlerle hafta içinde görüşmeler yapılması ve şoförlerin ortaya koyduğu sorunların çözümüne yönelik adımların atılmasını bekleyeceğiz. Şoförlerin yaşam koşullarının düzeltilmesi, insanca çalışma koşullarının sağlanması hepimizin temennisidir. Ancak bir eylem sürecine başlamıyoruz. Şirketlerin dikkatini çekiyoruz. Şirketleri buradan uyarıyoruz. Burada sendikalı olduğu için, örgütlenme çalışmasında olduğu için, Ka.Taş.Sen üyesi olduğu için, işçiler; mobbinge, baskıya uğrarsa eylem yapmaktan çekinmeyiz. Karşılarına dikilmekten çekinmeyiz. Bizleri ekmekle terbiye etmeye çalışmayın. Akşam vaktine kadar binlerce insanla uğraşan, yollarda tehdit alan, darp edilen bizleriz.”
Başaraner, taleplerini de sıralayarak “Personel eksikliğinin tamamlanması, fazla mesainin düzenlenmesi, maaşlarda yaşanan aksaklıkların giderilmesi, firma sahiplerinin konuya hassasiyetle yaklaşmaları gerekir” dedi.
“ŞOFÖRLER 15-16 SAAT ÇALIŞIYOR; MOLA KULLANMIYOR”
Şahin Başaraner, şoförlerin 15-16 saat çalıştıklarına vurgu yaparak mola ve yeterli dinlenmenin ise mümkün olmadığını söyledi. Başaraner, İBB’nin belirlediği maaş skalalarında da büyük eksiklikler yaşandığını belirterek hak kayıplarının biran önce giderilmesini talep etti.
PİRHA- 8 Mart’ta ‘feminist gece yürüyüşü’ne katılan Akdeniz Belediyesi çalışanı kadınlar sürgün edildi. Sürgüne tepki gösteren DİSK Genel-İş Mersin Şubesi, işçilerin geri döndürülmesi çağrısında bulunurken, kadınlar ise hakarete uğradıklarını belirttiler.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde bir çok kentte kadınlar meydanları doldurup yürüyüşlerle taleplerini haykırdı.
İstanbul’da 8 Mart sonrası onlarca kadın gece baskınlarıyla gözaltına alınırken, Mersin’de de 8 Mart ‘feminist gece yürüyüşü’ne katılan Akdeniz Belediyesi çalışanı kadınlar sürgün edildi.
Konuya dair DİSK Genel-İş Mersin Şubesi tarafından basın açıklaması yapıldı. HDP ve CHP’li meclis üyelerinin yanı sıra Mersin Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri destek verdi.
Şube Başkanı Kemal Göksoy tarafından yapılan açıklamada, AKP’li Belediye Başkanı Mustafa Gültak’ın geldiği günden beri işçiyle uğraşmaktan, mobbı̇ng uygulamaktan geri durmadığı gibi haksız hukuksuz uygulamalarla kendisini yargı yerine koyarak, işçileri asılsız, mesnetsiz suçlamalarla işten çıkarmaya zorladığı yetmiyormuş gibi kayyum döneminde işten atılanları örgüt üyesi olarak suçlamayı da kendisine vazife edindiğini belirtti.
“İŞÇİYLE UĞRAŞAN İFLAH OLMAYACAKTIR”
8 Mart etkinliklerine katılan kadın işçileri cezalandırırcasına mobbı̇ng uygulayarak temizlik işlerine gönderdiğini ifade eden Göksoy, “AKP’li Akdeniz Belediye Başkanı M. Mustafa GÜLTAK’ın kendisini yargı ve yasa yerine koyarak bu tür uygulamalardan derhal geri dönmeye ve eşitlikçi, demokratik bir şekilde ayrım yapmadan sürgüne gönderilen işçileri bir an evvel işyerlerine geri getirilmesinin hem iş hemde iç barışı açısında önemini vurgulayarak, işçiyle uğraşanın iflah olmayacağının altını çizerek sonuna kadar takipçisi olacağız” dedi.
Göksoy’da sonra söz alan kadın işçi ise Akdeniz Belediyesi yönetimi tarafından çağrılıp hakarete uğradığını söyleyerek, yaşananlara isyan etti.
PİRHA-Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde Beden Eğitimi Öğretmenliği yapan Berat Atış, yardım kampanyası dahilinde patates çuvalı ve erzak paketlerinin dağıtılması görevini kabul etmediği için Kod-29 gerekçesiyle işten çıkarıldı. Atış, “CHP’li milletvekilleri Meclis kürsüsünden Kod 29’a dair konuşmalar yaptılar ancak kendi belediyelerindeki mağduriyeti görmek istemiyorlar” diyerek hukuki yollara başvurdu.
Kod 29 ile işten çıkarma yöntemine Ankara Büyükşehir Belediyesi de başvurdu.
‘Yardım Paketi’ adı altında patates ve kömür dağıtım işini kabul etmeyen spor eğitmeni Berat Atış, Kod 29 ile yani; ‘işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışı’ gerekçesiyle işten çıkarıldı.
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde 2019 yılında ‘usta öğretici’ olarak işe başladığını belirten Berat Atış, iş tanımının beden eğitimi öğretmenliği olduğunu ancak birçok mobbing ile karşı karşıya geldiğini anlattı.
Pandemiyle birlikte belediyeye bağlı spor merkezlerinin kapandığını belirten Berat Atış, aynı süre içerisinde idarecileri tarafınca ilgili olmayan birimlerde görevlendirildiğini anlattı. Atış, 3 ay kadar belediyede kurulan Mavi Masa’daki çağrı merkezinde çalışmak zorunda kaldığını belirterek “Kanser hastası bir babam ve 65 yaş üzerinde olan annemin varlığını idarecilerime anlatmama rağmen bu işte çalışmak zorunda bırakıldım. Belediye binasının yemekhanesinde çağrı merkezi için bir bölüm oluşturulmuştu. İlk gittiğimizde kesinlikle hiçbir hijyen kurallarına uyulmuyordu. 80 kişi bir arada çalışıyorduk” ifadelerini kullandı.
Berat Atış, çağrı merkezinde yaptığı görevlendirmenin ardından idareci Begül Demir tarafından farklı işlerde çalıştırılmak istendiğini anlatarak şunları dile getirdi:
“İdareci Begül Demir, emir kipi ile ‘belediyenin dağıttığı yardım kartlarını dağıtacaksınız’ dedi. Mesleğimle ilgisi olmadığı için sivil itaatsizlik hakkımı kullanarak o görevi reddettim fakat bir süre sonra yine beni çağırarak bu kez de belediye binasının giriş bölümlerinde HES kodu sorgulama ve ateş ölçümü görevi verildi. Bir kez daha verilen görevi reddettim.
Bir süre sonra görevlerin şekli de değişti. Örneğin yapılan bir toplantıda “Dağıtım ekibi olarak işlere yetişemiyoruz. Gölbaşı’nda 3000 ton patatesimiz var. Bunlar 25’şer kiloluk çuvallara paketlenecek. Ayrıca başkanımız kavurma ve maske dağıtıyor. Mesleğiniz ne olursa olsun 3 aylık bir süreliğine patates, kömür, kavurma dağıtmak için yardım edeceksiniz’ denildi. Günlük her kişiye 30 kiloluk poşet verilecek ve herhangi bir araç da yok. Kapı kapı dolaşarak paketler teslim edilecek. Ben bu görevi kabul etmedim ama mecburen kabul eden bir çok eğitimci arkadaşım oldu.”
“OXFORD MEZUNU OLSAN DA O ÇUVAL TAŞINACAK!”
Berat Atış, konuyu belediye binasına giderek Sosyal İşler Daire Başkanı Halit Özdilek’e anlattığını, karşılığında, “Siz ek dersli öğretmen statüsündesiniz. İsterseniz sizi sözleşmeli bir personel yapabilirim’ teklifi aldığını aktardı. Berat Atış, söz konusu yöneticiden “Maalesef elimden bir şey gelmiyor. İster Oxford’dan ister ODTÜ’den mezun olun, patates ya da kömür çuvalları taşınmalı. Çünkü olağanüstü bir durum” cevabını aldığını söyledi.
Berat Atış, görevlendirmelerin bunlarla sınırlı olmadığını vurgulayarak “Yine bir başka gün emir kipi ile ‘Yarın saat sekiz buçukta meyve sebze halinde olacaksınız’ denildi. Soğuk hava deposunda görevlendirilmiştim” dedi.
ÇUVAL TAŞIMAYI KABUL ETMEYİNCE SÜRGÜN EDİLDİ!
Spor Eğitmeni Berat Atış, yaşadıklarını CHP Grup Sekreteri Muzaffer Kara’ya da anlattığını, haklı görüldüğünü ancak çözüm konusunda herhangi bir gelişme olmadığını söyledi.
Berat Atış, itirazları sonucu sürgün niteliğinde görev yerinin Çankaya’dan Sincan’a taşındığını da sözlerine eklerken kısa bir süre sonrasında da Kod 29 ile işten çıkarıldığı bilgisini verdi.
“MECLİSTEN KOD 29’A DİKKAT ÇEKEN VEKİL, BENİ GÖRMEDİ”
Konu ile ilgili CHP ve iyi Parti Genel merkezlerine de gittiğini anlatan Berat Atış, “Partilerin genel merkezlerinden randevu aldım ama 2 ay geçmesine rağmen halen bir dönüş olmadı. Ayrıca CHP Milletvekili Süleyman Bülbül’ün Mecliste Kod 29 ile ilgili bir konuşmasına rastladım. Ardından kendisine ulaştım. Müsait olmadığını söyleyerek başka bir zamanda aramamı belirtti. Defalarca kez kendisini aramama rağmen bir türlü karşılık alamadım. Halkın oyları ile milletvekili seçiliyorlar ama halkın sorununa çözüm üretip ve bu konuları dile getirmiyorlar. Kürsüde Kod 29 ile ilgili konuşma yapıyorsunuz ve ben Kod 29 ile sizin belediyemizden atılmış bir işçiydim” diye konuştu.
Berat Atış, belediye bünyesinde ‘Eğitimci’ olup baskı ve mobbinge maruz kalan çok sayıda arkadaşının olduğunu belirterek yaşadığı mağduriyeti hukuki yollardan çözmek adına dava açtığı bilgisini de paylaştı.
İzmir’de zorunlu ücretsiz izne çıkartılan NAK Kargo işçileri, direnişin 16’ncı gününde iş yerinde önemli haklar kazandıkları ve bu yüzden direnişi sonlandırdıklarını açıkladı.
İzmir Işıkkent’te bulunan NAK Kargo’da çalışan işçiler, insanlık dışı mesailer, sağlıksız çalışma koşulları, mobbing, yetersiz yemekler ve düşük ücret gibi birçok soruna itiraz ettikleri için zorla ücretsiz izin tutanağı imzalatılarak işyerinden uzaklaştırılmış ve NAK Kargo önünde “İşimizi geri istiyoruz” diyerek direnişe başlamışlardı. Kargo önünde 16 gündür direnen işçiler, iş yerinde önemli kazanımlar elde ettiklerini ifade ederek direnişi sonlandırdıklarını duyurdu.
İşe geri dönmedikleri fakat bu direnişin NAK Kargo ve havzadaki işçiler için hak mücadelesinin bir kalesi olduğunu ifade eden işçilerden Abdülkerim Bişkin, “NAK Kargo direnişçi işçileri olarak, iş yerinde hepimizin kendi aramızda kısık sesle dile getirdiğimiz talepleri, kapının önünde yüksek sesle haykırıyoruz. Bunun sonucunda, 2 yıldır zam yüzü görmeyen NAK Kargo’da ücretlere yüzde 25-30 oranında zam yapıldı, en düşük ücret 3 bin 100 TL oldu. Tek vardiya çalışma sistemi ile işçileri gecenin geç yarısına kadar tutan NAK Kargo’da, çift vardiyaya geçişin sözü işçilere verildi. Elinde sopa ile gezen ve görüntüsüyle bile işçiye mobbing uygulayan personel müdürünün sopası düştü. Küfürlü hakaretlerle konuşan NAK Kargo patronları, biz kapının önünde durduğumuzdan beri artık kibar insanlar haline geldiler. İşçi deyimiyle karaborsa düzeniyle işlerin yürüdüğü NAK Kargo’da işlerin işleyişi eskisine nazaran daha iyi hale geldi” diye konuştu.
“MÜCADELEYİ SÜRDÜRECEĞİMİZİN SÖZÜNÜ VERİYORUZ”
Bişkin, ayrıca ücretsiz izin düzenine ve işçi kıyımına karşı mücadelelerinin örgütlü bir şekilde süreceğine vurgu yaparak, şunları kaydetti:
“Ücretsiz izin silahı hala patronların elinde bizlere karşı bir koz olarak duruyor. Bizim ise işe geri dönmemiz söz konusu olmadı. Fakat NAK Kargonun 7 patronuna hem işçiye zulüm edip hem de bu zulme sessiz kalmayan işçileri kapı önüne koymanın, öyle kolay olmadığı gösterdik. Bu direniş NAK Kargo ve havzadaki işçiler için hak mücadelesinin bir kalesi oldu. İnanıyor ve biliyoruz ki, NAK Kargo’daki arkadaşlarımıza ve ‘işçi yuvası’ diyebileceğimiz bu havzadaki tüm işçilere birlik oldukları sürece patronların asla haklarını yiyemeyeceğinin bilincini aşıladık, bizim nazarımızdaki en önemli kazanımımız budur. Şimdi buradaki direnişimizi fizikken sonlandırırken, NAK Kargo’daki çalışma düzeninin takipçisi olacağımızı kazanımlarımızı korumak ve henüz kazanamadıklarımız için mücadeleyi sürdüreceğimizin sözünü veriyoruz. Akşam yemeğinde poğaça utancının bitimine kadar, yemekhanede ısıtma sorunu, lavabolarda hijyen sorunu, ilk 15 gün sigortasız çalıştırma sorununa dair taleplerimizin de takipçisi olacağız. Ücretsiz izin düzenine ve işçi kıyımına karşı mücadelemiz örgütlü bir şekilde sürecek. NAK Kargo işçilerinin, ekmeği, onuru ve birliği için, mücadelemiz örgütlü bir şekilde sürecek.”
PİRHA- BTS ve HABER SEN üyelerinin baskı ve sürgüne maruz kalmaları üzerine Malatya’da basın açıklaması yapan çalışanlar, “Bugüne kadar sesimizi duymayanlara duyurmak için bugün ülkemizin dört noktasından Ankara’ya yürüyerek 4 Şubat Perşembe günü Ankara’da olacağız” dedi.
Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) ile Basın Yayın İletişim ve Posta Emekçileri Sendikası (HABER SEN) üyelerinin mobbing ve sürgüne maruz bırakılmalarına tepkiler sürüyor.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK) Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığında örgütlü bulunan iki sendikası BTS ve HABER SEN, ülkenin farklı noktalarından yola çıkarak Ankara’ya yürüyor.
Konuya ilişkin basın açıklaması yapan BTS Malatya Şube Başkanı Hasan Akdemir, sendika üye ve yöneticilerine yönelik hukuk dışı uygulamaların geri alınması yönünde taleplerini sıraladı.
Akdemir, “Bugün, kurumlarımızda yapılan nakil ve atamalarda kıstas siyasi iktidara yakınlıkla ölçülmekte” diyerek kurum içi eşitsizliklere değindi.
“MÜCADELEDEN GERİ DURMAYACAĞIZ”
Hasan Akdemir, “Nerede liyakatsizlik, nerede hukuksuzluk varsa yargıya taşıyarak kurum yöneticileri başta olmak üzere pek çok çevreyi rahatsız etmekteyiz” diyerek şu açıklamayı yaptı:
“HABER SEN ve BTS tarafından, COVİD 19 salgınının başından itibaren gerekli önlemlerin alınması, olumsuz çalışma koşullarının düzeltilmesi amacıyla yaptığımız girişimler, basın açıklamalarımız ve sosyal medya çalışmalarımızla hem çalışanları hem de hizmet alanları korumaya çalışma girişimlerimiz yine kurum yöneticilerini rahatsız etmiştir.
Bizlerin yaptığı gerçek sendikacılık karşısında rahatsız olan siyasi iktidar ve örgütlü olduğumuz kurumların yöneticileri tarafından sendikalarımıza yönelik ayrımcı ve baskıcı uygulamalar yetmiyormuş gibi şimdi de yasaları ve hukuku hiçe sayarak, temsilci ya da yönetici olup olmadığına bakmaksızın üyelerimiz hakkında sürgün kararları verilmektedir.
TCDD ve TCDD Taşımacılık A.Ş. yönetimi tarafından 22 Aralık 2020 tarihinde BTS Genel Sekreteri İsmail Özdemir Ankara’dan Sivas’a sürgün edilirken Genel Hukuk TİS ve İnsan Hakları Sekreterimiz Aziz Mustafa Şimşek makinistlik görevinden alınmış ve depo cezası verilmiştir.
Sendikamız Malatya Şube Başkanı Hasan Akdemir Tatvan ve Van’a geçici görevlendirme adı altında cezai amaçlı olarak gönderilmiştir.
Daha önce sürgün edilmesinin ardından mahkeme kararıyla geri dönen sendikamız İzmir işyeri temsilcisi Ünal Karadağ aynı kurumda çalışmakta olan eşi Sendikamız İzmir Şube Kadın Sekreteri Nurhan Karadağ ve Sendikamız Merkez Yürütme Kurulu üyeliği ile İzmir Şube Başkanlığı görevlerini yapmış işyeri temsilcimiz Bülent Çuhadar Malatya’ya, İzmir Şube Sekreterliği görevini yürütmekte olan Muhdi Seyhan ise Kars/Topdağı İstasyonuna 06.01.2020 tarihinde sürgün edilmişlerdir.
Kamudan ihracı silah olarak gören AKP iktidarı, kendine biat etmeyen, barıştan, demokrasiden, insan haklarından, sendikal hak ve özgürlükler mücadelesinden yana kesimleri KHK’larla susturmak, baskı altında tutmak istemektedir.
PTT yönetimi tarafından, haklarında hiçbir adli soruşturma ya da dava yokken; hiçbir delil ve gerekçe gösterilmeksizin yöneticileri ve üyeleri hakkında hukuka aykırı bir şekilde ihraç kararları verilmektedir.
İşin özü; demokrasi söylemlerini ağzından düşürmeyip, tam aksi uygulamalar yapan siyasi iktidarın kurumlara atadığı bürokratlar tarafından ‘ben yaparım oldu’ diyerek pek çok hukuksuzlukla karşı karşıyayız.
Bu kararların alınmasında söz sahibi olan kurum yöneticilerine sesleniyoruz; Hukuka aykırı bir şekilde verdiğiniz bu kararlardan bir an önce vazgeçin!
“BİZLER GERİ DURMAYACAĞIZ”
Bu haksız ve hukuksuz karar ve uygulamalarla bizleri yıldıracağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bizler tüm bu baskılar karşısında mücadeleden geri durmadık, bundan sonra da geri durmayacağız.
Bugüne kadar sesimizi duymayanlara duyurmak için bugün ülkemizin dört noktasından Ankara’ya yürüyerek 4 Şubat Perşembe günü Ankara’da olacağız.”
PİRHA-Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS), üye ve yöneticilerinin görev yerlerinin değiştirilmesinin ardından “Sürgünler Geri Alınsın, Baskılar Son Bulsun!” sloganı ile birçok ilden Ankara’ya yürüyecek.
TCDD Genel Müdürlüğü ve TCDD Taşımacılık A.Ş. Genel Müdürlüğü tarafından BTS üye ve yöneticilerine dönük baskı politikaları karşı çalışanlar harekete geçiyor.
Sürgün ve ihraç kararlarının geri alınması talebiyle BTS ve Haber-Sen, İzmir, Diyarbakır ve Malatya’dan 2 Şubat 2021’de, İstanbul ve Zonguldak illerinden ise 3 Şubat’ta yapılacak basın açıklamalarının ardından 4 Şubat’ta TCDD Ankara Gar önünde “Sürgünler Geri Alınsın, Baskılar Son Bulsun!” adı altında yürüyüş gerçekleştirecek.
NE OLMUŞTU?
BTS Genel Sekreteri makinist İsmail Özdemir ile sendikanın Hukuk Sekreteri makinist Aziz Mustafa Şimşek, trenlerdeki görevlerinden alınarak depo görevi verilmişti. Sonraki süreçte Sendika Genel Sekreteri Ankara’dan Sivas’a sürgün edilmiş, kısa bir süre geçmeden de daha önce sürgün edilmesinin ardından mahkeme kararıyla geri dönen sendika İzmir işyeri temsilcisi Ünal Karadağ aynı kurumda çalışmakta olan eşi İzmir Şubesi Kadın Sekreteri Nurhan Karadağ’la birlikte Malatya’ya sürgüne gönderilmişti. Yine BTS Merkez Yürütme Kurulu üyeliği ile İzmir Şube Başkanlığı görevlerini yapmış işyeri temsilcisi Bülent Çuhadar, Malatya’ya, sendikanın İzmir Şube Sekreterliği görevini yürütmekte olan Muhdi Seyhan ise Kars’a sürgün edilmişti.
PİRHA-Çin’e törenle uğurlanan trenin Çerkezköy’de olduğunun anlaşılması üzerine BTS üye ve yöneticileri, baskı ve sürgünlerle karşılaştı. Durumu protesto eden Birleşik Taşımacılık Çalışanları Emeklileri, “Ne kadar baskı da kursanız, ne kadar demiryolu emekçisini sürgün de etseniz asla yılmayız” dedi.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanının katıldığı törenle Çin’e gitmek üzere uğurlanmış olan yük treninin Çin yerine önce Halkalı’ya, oradan da Çerkezköy’e geri getirildiğinin anlaşılmasının ardından konu, kamuoyunun da gündemine oturmuştu.
Yaşanan hadise sonrasında TCDD Taşımacılık A.Ş. yönetiminin Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) üye ve yöneticilerine mobbing uyguladığı aktarıldı.
BTS Genel Merkezinde yapılan basın açıklamasında içerisinde MYK ve Şube yöneticisi ve işyeri temsilcilerinin olduğu üyelerin sürgün edildiği bilgisi verildi.
Birleşik Taşımacılık Çalışanları Emeklileri adına basın açıklamasını Sevim Boyraz okudu. TCDD yönetimine seslenen Boyraz, “Ne kadar baskı da kursanız, ne kadar demiryolu emekçisini sürgün de etseniz bu coşkun akan suyu engelleyemezsiniz. O nedenle gelin yaptığınız yanlıştan dönün. Yoksa siz bizi sürmekten yorulursunuz ama biz asla yılmayız” dedi.
“BTS ASLA BOYUN EĞMEMİŞ, İTAAT ETMEMİŞTİR”
Sevim Boyraz, Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası’na dönük keyfi uygulamaların derhal sonlandırılması gerektiğine vurgu yaparak şunları söyledi:
“Demiryollarında üye ve yöneticilerimize yönelik bu saldırılar, tüm ülkede yaşanan anti-demokratik uygulamalardan, hak arayan emekçilere yönelik saldırıdan, asgari ücretle toplumun açlığa mahkûm edilmesinden, kamunun talanından, Yap-İşlet-Devret’lerle geleceğimizin ipotek altına alınmasından bağımsız değildir. Liyakatsiz atamalar, kadrolaşmalar, ehil olmayan kişilerin yönetim kademelerine gelmeleri, bilimden uzak, tecrübesiz, birikimsiz bir kadro yığınının yönetim kademesini doldurması ile siyasi iktidarın ve kurum yöneticilerinin demiryollarımızı getirdiği nokta ortadadır. Toplumun büyük kesiminin, yaşamın her alanında baskı altına alındığı bu süreçte BTS olarak, TCDD yöneticilerinin tüm bu bilimsellikten uzak, hukuksuz uygulamaları karşısında susmamış, nerede haksızlık, nerede adaletsizlik, nerede yanlış varsa haykırmıştır.”
PİRHA- İzmir Işıkkent’te bulunan NAK Kargo’da çalışan işçiler, insanlık dışı mesailer, sağlıksız çalışma koşulları, mobbing, yetersiz yemekler ve düşük ücret gibi birçok soruna itiraz ettikleri için zorla ücretsiz izin tutanağı imzalatılarak işyerinden uzaklaştırıldılar.
Pandemi ve mevsimsel dönemlere bağlı olarak işlerin azalması ve İş Kanunu 24. Maddeye dayandırılan ücretsiz izin uygulamasının gerçeği yansıtmadığını belirten işçiler, ocak ayı zamları ve kötü çalışma koşullarına yönelik tepkilerden dolayı işten çıkarmanın gerçekleştiğini ifade etti.
NAK Kargoda insanlık dışı mesailer, sağlıksız çalışma koşulları, mobbing, yetersiz yemekler ve düşük ücret gibi birçok sorunun yaşandığına dikkati çeken işçiler, işe geri dönmek, insanca ve güvenceli çalışmak talebiyle haklarını arayacaklarını dile getirdi.
Ajans olarak ulaştığımız ve iddiaları sorduğumuz NAK Kargo yetkilisi ise kötü çalışma koşulları, mobbing ve düşük ücret sorularımıza cevap vermezken işçilerin çıkartılmadığını ücretsiz izine ayrıldıklarını ve işçilere imzalatılan işten çıkarma belgelerinin gerçek olmadığını savundu. NAK Kargo yetkilisi ayrıca işçilerin ücretsiz izne çıkartılmasının hemen ardından yeni işçilerin alındığı iddiasının doğru olmadığını öne sürdü.
“AKŞAM YEMEĞİ OLAN TEK POĞAÇA İLE KARNIMIZI DOYURDUK”
“Çok geç saatlere kadar çalıştırılıp akşam yemeği adı altında verilen küçük bir poğaça ile karnımızı doyurmaya çalışıyorduk” diyen ve işten çıkarılan Kerim Bişkin insanlık dışı mesailer, mobbing, yetersiz yemekler ve düşük ücret koşullarına itiraz ettikleri için işten çıkarıldıklarını kaydetti.
Anons ile ofise çağrıldıklarını, zor ve tehdit ile ücretsiz izin belgelerinin kendilerine imzalatıldığını vurgulayan Bişkin, şöyle devam etti:
“3 ay önce NAK Kargo’da çalışmaya başladığımızda bazı şeylerin ters gittiğini gördük. Çok geç saatlere kadar çalıştırılıp akşam yemeği adı altında verilen küçük bir poğaça ile karnımızı doyurmaya çalışıyorduk. Bu da yetmeyince kendi cebimizden yemek sipariş ediyorduk. Sabah 09.00’da işe başlayıp gece 12’lerde hatta sabah ezanında işi bırakanlar oluyordu. Hijyen koşulları, iş güvenliğinin olmaması, içerideki mobbing, patron ve müdürün sopalar ile gezmesi bizleri rahatsız etmişti. Az çok tutumuzu daha sivri göstermemiz ve sorunlarını konuşuyor olmamız patronların gözüne girmiş olmalı ki 5 kişiyi topluca işten çıkarttılar. Anons ile çağrıldık ve gittiğimizde müdür elinde bulunana ücretsiz izne ayrılma kağıdını zorla imzalattırdı. İmza atmayacağımı, bunun sebebini sorduğumda ise ‘İmza atmaz isen bu istifa etmiş anlamına gelir’ dediler ve imza atmak zorunda kaldım. Büyük bir haksızlığa uğradığımızı düşünüyoruz. Direnişe başladık ve ikinci günümüzdeyiz” diye konuştu.
Kendilerinin işten çıkarılmasının hemen ardından yeni işçi alımları olduğuna dikkat çeken Bişkin, işe geri dönmek, insanca ve güvenceli çalışmak talebiyle haklarını aradıklarını ve böylesi bir direnişe başladıklarını dile getirdi.
Patronların sabah saatlerinde direnişe başladıkları alanı kamyon dorseleri ile kapatmak istediklerini ve gönderdiği aracılar ile direnişleri kırmaya çalıştığına dikkat çeken Bişkin, şunları kaydetti:
“Patronlar dün bize aracı gönderip, ‘Biz zaten onları 2-3 gün sonra işe alacağız’ gibi yalan söylemeleri, işçileri geri alıp hiçbir şey yaşanmamış gibi bu durumu kapatmalarını kabul etmiyoruz. Bizden sonra işçi alımı devam etti. İçerideki bu zulme karşı tutunduğumuz tavır sebebiyle işten çıkarıldık. Bizler şartları düzeltmiş olan işimize dönmek istiyoruz. Sabah 09.00’da başlayıp geceye ve sabahlara kadar süren insanlık dışı mesaileri istemiyoruz. Akşam poğaça yerine bir çorba veya döner de verilebilir. Bunca kazanılan para illa sizin hanedanlığınıza gitmek zorunda mı? Pandemi sürecinde hiçbir dezenfektan dağıtımı olmadı. Bizim bu direnişimiz içeride çalışan emekçi arkadaşlarımıza bir umut olsun. Ayın 5’inde zamlı maaş alınacak. Bu zamlı maaş için ‘Biz maaşları iyileştirdik’ deyip bütün olası rakamları gizleyip herkesin kafasında bir soru işareti durumu var. Genel işçilerle birlikte sendikalaşıp sosyal haklarımızın net olduğu bir iş yerinde çalışmak istiyoruz. Bunlar düzeltilir ise geri dönüp çalışabiliriz. Ancak isteklerimiz yerine gelinceye kadar geri dönmeyeceğiz” dedi.
“KORONAVİRÜSLÜ İŞÇİLER İLE AYNI ORTAMDA ÇALIŞTIRILDIK”
Yaklaşık 3,5 aydır çalışan ve işten çıkarılan bir diğer işçi Gökhan Şaylı ise işe girdiği ilk 15 günün sigortasının yapılmadığını ve ücretinin kendisine ödenmediğini söyledi.
Pandemi döneminde hijyen ve sosyal mesafe gibi kurallara dikkat edilmediğinin altını çizen Şaylı, koronavirüs salgınına yakalanan işçiler ile aynı ortamda çalıştırılmak zorunda bırakıldıklarına dikkat çekti.
Şaylı, “3,5 aydır burada çalışıyorum. İlk işe girdiğimde 15 günlük sigortamın yapılmadığını öğrenince çok şaşırmıştım. 15 gün deneme süreci imiş ve bu sürecin sigorta parasını bana ödemediler. Patronların müdürlere, müdürlerin peron amirlerine, peron amirlerinin de içerideki işçilere mobbingi vardı. Baştan aşağıya bir denge var. İş yerinde hijyen denilen bir şey yok. Pandemi döneminde koronalı işçiler ile birlikte aynı ortamda çalıştırdılar. Böyle olmaz gibi tutumlarda bulunduk. Buradaki muavinler saat 5-6 gibi çıkabiliyor ama içerideki hamal arkadaşlar gece 12 veya sabaha karşı eve gidip tekrar çalışmaya başlıyorlar. Uzakta oturan arkadaşlar evlerine nasıl gidecek bilemiyorlar. Otobüs veya dolmuş duraklarına yürünmek zorunda. Çok büyük bir servis sıkıntısı var. Akşam yemeği dedikleri de bir poğaça veya simit. Bununla işçileri kandırmak istiyorlar” şeklinde konuştu.
“SESİMİZE SES OLUNMASINI İSTİYORUZ”
“Bizi çağırdılar ve bir anda kağıdı imzalamamızı istediler. İstemediğimiz halde zorla imzalattılar. İstifa etmiş göstermekle tehdit ettiler” diyen Şaylı, ayrıca üretimin kesintiye uğramasının ardından patronlara kaybını telafi etmesi için kolaylıklar sağlayan ve koronavirüs salgınına karşı açıklanan ekonomi paketinde devreye sokulan kısa çalışma ödeneğinden de yararlanamadıklarını sözlerine ekledi.
Şaylı şöyle konuştu:
“Böylesi bir karar aldık ve direniyoruz. Araya soktukları aracılar ile ‘Onlara zam yapacağız, oradan gitsinler’ dediler. İşçileri de bize karşı kışkırtma gibi rolleri var. Halbuki hiçbir şekilde zam yapılmayacağını biliyoruz. Amaçları bizi engellemek. Biz burada duracağız, haklıyız, umutluyuz ve kazanacağız. Umutlu olmamızın sebebi bu dorseler. Onların korkuları olmuşuz demek ki. Araçlar ile beklediğimiz yeri kapatmak istediler. Patronun bizi işçiler ile karşı karşıya getirme gibi bir çabası var. Sesimize ses olunmasını istiyoruz.”
PİRHA-Sivil toplum örgütleri ile siyasi partilerin kadın komisyonları, “Pandemi ile derinleşen ekonomik krizi ve Artırılan Şiddet” başlıklı forum düzenledi.
Aralarında AKA-DER, Güneşin Elleri Kadın Kooperatifi, HDP ve HDK Kadın Meclisi, Yeni Demokrat Kadın, Alınteri ve Halkevci Kadınlar’ın olduğu örgütler, Ankara’da düzenlenen “Kadınlar pandemi ile derinleşen ekonomik krizi ve artırılan şiddeti konuşuyor” başlıklı forumda buluştu.
Demokratik Alevi Denekleri Mamak Şube Ana Fatma Cem Evinde yapılan forumda kadınların pandemi süreciyle birlikte yaşadıkları sorunlar ele alındı.
“BİR ÇEMBERİN İÇİNE SIKIŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYORUZ”
Forum öncesi kurumlar adına ortak basın metnini Alınteri Kadın komisyon üyesi Zarife Çamalan okudu. Kadınların, aile kurumunun sınırlarını aşmamaları için sayısız baskıya maruz kaldığını vurgulayan Çamalan şunları söyledi:
“Bu sömürü sisteminde kadınlar hem kapitalist üretime çekilerek ucuzun da ucuzu bir işgücü muamelesi görmüş, hem de bu sistemin devamlılığında hayati önemde olan yeniden üretim rollerini yerine getirmeleri için sayısız ideolojik-siyasi-kültürel zincirle bağlanmıştır. Üretim içindeki ezilmişliklerine yeniden üretimin ağır rolleri de bindirilerek sistemin temel çekirdeği olan aile kurumunun sınırlarını aşmamaları için sayısız baskıya maruz kalmışlardır.
“İŞSİZLİĞİ VE YOKSULLUĞU YAŞAYAN YİNE KADINLAR”
Kapitalist üretim içinde ucuz emek gücü muamelesi görürlerken; mobbinge, tacize, aşağılanma ve her türlü hakarete maruz kalan kadınlar, aynı zamanda her kriz döneminde kapıya ilk konulanlar olmuştur.
Kadınlar krizin büyüttüğü işsizliğin, derinleştirdiği hayat pahalılığının ağırlığını en yakıcı biçimiyle hissedenler olurlar her zaman. Mutfaklardaki yangını kontrol altında tutmak onlara zimmetlenmiş bir görevdir. Fakat tek görevleri bu da değildir. Erkek emekçinin krizin yarattığı çaresizliği, öfkeyi boşalttığı bir paratonerdir aynı zamanda kadınlar. Her durumda en ağır faturayı ödeyenlerdir.
İçinde bulunduğumuz pandemi döneminde bu gerçekler daha da çıplak hale gelmiştir. Bu süreçte kadınlar, ağırlaşan çok yönlü krizin en ağır faturasını ödeyen olmuştur, olmaktadır. Şiddet artmış, cinayetler tırmanmış, buna tutum alan her kadın bir şekilde hedef olmuştur. Sistem kendisinden kaynaklanan tüm krizleri emekçilerin başına boca ederken, bu yükün altında en fazla ezilen her zaman kadın olmaktadır.
“SÜREÇ BAHANE EDİLİYOR”
İşçi ve emekçilerin yükselen sesini kısmak için direnişleri bastırarak, grevleri yasakladığı gibi, toplumsal krizi de emekçilerin kendi içine patlamaları yoluyla yönetmeye çalışıyor. Bu konudaki en büyük hedef de yine kadınlar oluyor.
Bu süreçte en azından bir işi olan kadınlara ise hem ev içindeki rollerini sürdürmelerini, hem de evden iş yapmayı dayatıyor. Evden çalışmaları dayatılan kadınlar ‘normal’ koşullarda olduğundan daha fazla yıpranmaktadır. Zira kadınlardan hem mesaisini tamamlamaları hem de ev işleri ve çocuk bakımını aksatmaması bekleniyor. Kısacası kadın topyekûn bir çemberin içine sıkıştırılmaya çalışılıyor.
Ancak kadınlar da tüm bu saldırı ve baskılara karşı teslimiyetçi bir tutum içinde olmamıştır. ‘Bu böyle gitmez!’ diyerek, her daim erkek egemen zihniyetle mücadele etmiştir. ‘Ben de varım’ diyen kadınlar; toplumda söz söyleyebilmek, insan olarak varlıklarını kabul ettirmek, bir iradesi, bir kimliği olduğunu haykırmak için her zaman mücadelenin ön saflarında yer almıştır. Bunu yaparken de sadece kendi hakları için değil tüm ezilenlerin hakları için mücadele ederek, toplumsal ve sınıfsal mücadelenin içinde yer almışlardır.
Tıpkı Mirabel kız kardeşlerin şahsında dile gelen anlamlarda olduğu gibi.
Onlar, kadınların sistemin dayattığı sınırları reddederek mücadele etmelerinin, tüm toplumun baskı ve zulümden kurtulması için sınırlarını yıktıkları zaman nasıl bir sistem düşmanı haline getirildiklerinin simgesidir. Ardıllarına mücadele azmi ve kararlılığı bırakan kelebeklerdir.
Onlar ve sayısız kadında cisimleşen bu değerlerden aldığımız güçle mücadelemizi sürdüreceğiz, kadının da ezilmesinin nedeni olan bu sömürü ve zulüm düzenini yıkıncaya kadar.”
PİRHA – SES Şişli Şube Eş Başkanı Fadime Kavak, sağlık çalışanları olarak şiddete, tacize, mobbinge karşı alanlarda olacaklarını belirterek 8 Mart’a çağrı yaptı.
Haberin Videosu
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Şişli Şube Eş Başkanı Fadime Kavak, 8 Mart’a çağrı yaptı.
Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Kavak, “Yakın zamanda akıllı kıyafet yönetmeliği adı altında bir emir gelmişti hastanelerimize. Özellikle hemşirelerin, kılık kıyafetlerin rengi değiştirmeye yönelik ve yazının içerisinde ‘edep’ diye bir tanım yapılmaktaydı. Biz buna itiraz ettik. Bizim kıyafetlerimiz edebe uygun değil mi, edep kime ve neye göre belirleniyor diyerek itiraz ettik” ifadelerini kullandı.
Kavak, “Türkiye’de ve tüm dünyada olduğu gibi şiddete, mobbinge maruz kalıyoruz. Cinsel tacizlere maruz kalıyoruz. Bunlara karşı gücümüz örgütlülüğümüz diyoruz. Tüm kadınlarla birleşerek 8 Mart günü saat 14.00’de Kadıköy’de miting alanında olacağız” diyerek çağrıda bulundu.