PİRHA- Yeni albümü Venik’in 21 Haziran’da yayınlanmasının ardından konser turnesine çıkan Mücahit Göker, Mersin’de konser verecek. 21 Kasım’da Yenişehir Belediyesi Konferans Salonu’nda yapılacak konsere Venik albümünün aranjörlüğünü de üstlenen müzisyen Serdar Keskin eşlik edecek.
Kürtçe’nin Kurmancki (Zazaca) lehçesinde müzik yapan Mücahit Göker, Venik albümünün tanıtım konserlerini yapmaya devam ediyor.
Yeni albümü Venik’in yayımlanmasının ardından Avrupa’da turneye çıkan Mücahit Göker, Mersin’de dinleyicileriyle buluşacak.
21 Haziran’da tüm dijital platformlarda yayımlanan albümün tanıtımı kapsamında 21 Kasım’da Mersin konserleriyle turnesini Türkiye’de devam ettirecek. Yenişehir Belediyesi Konferans Salonu’nda yapılacak konsere Venik albümünün aranjörlüğünü de üstlenen müzisyen Serdar Keskin eşlik edecek.
MÜCAHİT GÖKER KİMDİR?
Bingöl (Çewlîk) Genç (Dara Hénî) doğumlu Mücahit Göker, 26 yıllık öğretmenlik hayatının ardından emekli olup kendini tamamen müziğe adadı. 2013 yılında sekiz Zazakî/Kirmanckî eserden oluşan Dara Hénî albümünü yayımlayan Göker, daha sonra geleneksel ezgiler ve kendi bestelerinden oluşan tekli ve ikili çalışmalara imza attı.
Haziran 2025’te yedi şarkıdan oluşan ikinci albümü Venik dinleyiciyle buluştu. UNESCO raporlarına göre yok olma tehlikesi altındaki Zazakî/Kirmanckî dilinde söylediği şarkılarla Göker, kültürel belleği yaşatmayı hedefliyor.
PİRHA- Çözüm ve barış sürecine ilişkin konuşan Sanatçı Mücahit Göker, barışın sağlanması için çelişkili durumların ortadan kaldırılması gerektiğini ifade ederek “Hasta ve siyasi tutsaklar serbest bırakılmalı, Kürtlerin hakları anayasal güvence altına alınmalı. Barış için samimi adımlar atılmalı” dedi.
Türkiye’deki barış ve çözüm süreci tartışmalarına ilişkin PİRHA’ya konuşan Sanatçı Mücahit Göker, sürecin varlığının hissedildiğini ancak ne kadar “insaflı” ve samimi ilerlediğinden emin olmadığını ifade etti.
“HASTA VE SİYASİ TUTSAKLAR SERBEST BIRAKILMALI”
Göker, barış kavramının duyulmasının dahi bu coğrafyada yaşayan herkes için değerli olduğunu vurgulayarak, “100 yıllık bir sorun, 40-50 yıllık çok ağır bir çatışma süreci yaşandı. Elbette barış istenen bir şeydir. Ama bu sürecin gerçekten ne kadar samimi ne kadar yapıcı olduğu konusunda toplumda büyük bir ikilem var. Bu samimi ortam ne zaman oluşacak, hangi adımlar ne zaman atılacak? Hapishanelerde binlerce hasta tutsak var. Selahattin Demirtaş’tan Osman Kavala’ya, Ekrem İmamoğlu’na kadar çok sayıda isim bu sistemden nasibini alıyor. Böyle bir atmosferde ‘barış’ inandırıcı olmuyor” diye konuştu.
“KÜLTÜREL HAKLAR ANAYASAL GÜVENCEYE ALINMALI”
Kürt halkına yönelik olarak tanınacağı söylenen hakların önemli olduğunu vurgulayan Göker, “Ana dil, kültürel ve sosyal haklar hatta anayasal güvence konuşuluyor. Bunlar çok kıymetli ama bir yandan bu hakları verirken öte yandan Kürt siyasetçileri ya da bu talepleri savunan insanları cezalandırmak çelişkilidir. Toplum bu çelişkiyi görüyor” dedi.
Zazaca’nın (Kırmançki) durumuna da değinen Göker, bu dilin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirterek, “Benim ana dilim Zazaca. Bu dil, Türkiye’de hâlâ Meclis’te ‘bilinmeyen dil’ olarak geçiyor. Bu bile büyük bir sorun. Bugün çocuklarımız kendi dilinde konuşamıyor. Bu, hem devletin geçmişteki baskılarının hem de sistematik dışlamanın bir sonucudur” sözlerini kullandı.
Zazaca ağıtların, ninnilerin, destanların, halayların ve halk hikâyelerinin kaybolduğuna dikkat çeken Göker, “Bingöl çevresinde kaybolan, yok olmak üzere olan binlerce eser var. Bunları toparlamak, gün yüzüne çıkarmak bizim görevimiz. Ancak olanaklarımız çok kısıtlı. Ayrıca bu çalışmaları yaptığımızda kriminalize ediliyoruz” ifadelerini kullandı.
“BARIŞ İÇİN DEMOKRATİK TOPLUM YAPISI ŞART”
İktidarın 20 yılı aşkın süredir daha sivil bir anayasa vaadinde bulunduğunu hatırlatan Göker, “23 yıl oldu neredeyse ama hala ‘Darbe Anayasası’ konuşuluyor. Toplum artık değişim değil, gerçek adım görmek istiyor” dedi.
Son olarak Göker, barışın, kültürün, sanatın ve halkların eşitliğinin sağlanabilmesi için demokratik ortamın inşa edilmesi gerektiğini vurgulayarak, “İnsanların düşüncesini korkusuzca söyleyebildiği bir Türkiye istiyoruz. Bunun için de anayasal düzeyde güçlü güvencelere ihtiyaç var” talebinde bulundu.
PİRHA-Sanatçı Mücahit Göker, aylardır konser için görüştüğü İBB’den cevap alamadı. PİRHA’ya konuşan Göker, “Bu sadece bana değil, Kürtçeye yapılan bir saygısızlık. Yeni bir şey değil tabi, yıllardır bildiğimiz, yaşadığımız, alışkın olduğumuz şeyler. Bu yapılan Kürtçe müziğe uygulanan bir sansürdür” dedi.
Kürtçe’nin Kırmancki lehçesinde uzun yıllardır müzik yapan Sanatçı Mücahit Göker, konser için başvurduğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden (İBB) aylardır cevap alamadı.
İBB Kültür’ün konser etkinliğine 2021 yılında başvuru yapan Göker geçen sürede olumlu dönüş olmadı.
İBB’nin yaklaşımına dair PİRHA‘ya konuşan sanatçı Mücahit Göker, “Uzun bir süre dönüş olmadı. Başvurumun sonucunun ne olduğunu sormak için aradım. ‘İlgileneceğiz’ cevabı aldım. Bu cevaptan sonra ‘Dönüş yapacağız’ gibi erteleyen cevaplar aldım. Temmuz ayının dolduğunu ve Ağustos’ta yapılacağını söylediler, tamam dedim ben de. Ağustos’ta olmadı, bu sefer Eylül’de olur dediler, yine olmadı. Ekim, Kasım, Aralık… Sürekli aynı şekilde ertelediler, en son geçen ay, Ocak’ta bir etkinlik yapmayacaklarını o yüzden Şubat ayında yapılacağını söylediler. Şubat yaklaşınca tekrar sorduk ancak bu sefer de onay alamadık diye yanıtladılar. Bu arada İBB Kültür tarafından etkilikler yapılmaya devam ettiğini gördüm. Burada, yaptığım sanata ve sanatımın diline yönelik bir tavır mı var? sorusunu sormak istiyorum” dedi.
“RAHATSIZ EDİCİ VE İNCİTİCİ”
Yaşanan durumun bir sanatçı açısından rahatsız edici ve incitici olduğunu vurgulayan Göker, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İBB Kültür’e sormak istiyorum: Bir konser verebilmek için yeterlilik sınavı mı, mülakat mı isteniyor, kriterler nelerdir? Çok lakayt bir davranışla karşısındakine yaklaşmalarını kabul edilemez buluyorum ve kınıyorum. Bu etkinlikler sadece siyasete malzeme amaçlı kullanılmamalı diye düşünüyorum. Kültür, sanat etkinlikleri böyle vitrinlik, işte kalabalığı toplasın, siyasi söylemlerimizi, propagandamızı yapalım diye düşünülmemeli.
Kültür sanat çalışmaları uzun vadede düşünüldüğünde insanları dönüştürmeye, bilinçlendirmeye, bilim, kültür, sanat yoluyla ilerlemede ne kadar önem verdiğimizin bir göstergesi.”
“SADECE BANA DEĞİL KÜRTÇEYE YAPILAN BİR SAYGISIZLIK”
Sanatçı Göker, “Bu sadece bana değil, Kürtçe’ye yapılan bir saygısızlık. Yeni bir şey değil tabi, yıllardır bildiğimiz, yaşadığımız, alışkın olduğumuz şeyler. Bu yapılan Kürtçe müziğe uygulanan bir sansürdür” diyerek, dayanışma çağrısında bulundu.
PİRHA- Sanatçı Mücahit Göker, iktidarların suskun, müdahale etmeyen, itirazda bulunmayan, soru sormayan, sorgulamayan, kabullenen bir toplum istediğini, bunun için de sanatçıları susturmaya çalıştığını söyledi. Göker, “Susturmaya, sürgüne, yok saymaya karşı ortak tutum belirlemeyiz” dedi.
Ülke genelinde ‘Kamu güvenliği ve sağlığı, toplumun huzuru, çevrenin korunması’ gerekçesiyle konserler, tiyatrolar ve festivaller yasaklanırken, sanatçılar gözaltına alınıp tutuklanıyor.
Günden güne artan yasaklara karşı tepkiler de yükseliyor. Son dönemde pek çok kültür sanat etkinliğinin, valilikler ve kaymakamlıklarca yasaklanmasına dair sanatçı Mücahit Göker,PİRHA‘ya konuştu.
Türkiye’de süregelen iktidarların ekonomik, eğitim, inanç, sosyal, kültürel, sanatsal, toplumsal alanlarda ideolojik hegemonyasını korumak ve güçlendirmek için baskı uyguladığını belirten Göker, “İktidarlar suskun, müdahale etmeyen, itirazda bulunmayan, soru sormayan, sorgulamayan, kabullenen bir toplum ister. Bunun için de bu politikalara zarar vereceğini düşündüğü kesimlere yönelir. Sonrasında da halkayı genişleterek en uç kesimlere kadar kendinden olmayan herkesi susturmaya ve kendi ideolojilerini kabul ettirmeye zorlarlar” dedi.
İktidarın sanatçıya “Muhalif olmayacaksın, bana karşı durmayacaksın, bu şartlarda bütün yolları sana açarım. Aksi takdirde de sesini kısar, konserini, oyununu yasaklar, cezaevine atarım, sürgüne yolların” dediğini vurgulayan Göker, şöyle devam etti:
“Son dönemde iktidarları zora düştükçe, yasakçı ve baskıcı politikalarını daha da arttırdı. Bununla ‘karşı’ tarafı susturmayı, özellikle dini argümanları kullanarak muhafazakar kesimi yanında tutmayı hedefliyor.”
“TUTUM BELİRLEMELİYİZ”
Sanatçıların iktidarın oyunlarına gelmeden özgürleşebilmenin yollarını bulması gerektiğinin altını çizen Sanatçı Mücahit Göker, “Daha gür sesle durabilmeli. Sadece sanatçılar değil, toplumun tüm kesimleri aynı refleks içinde hareket ederse başarılı olunacaktır. Susturmaya, sürgüne, yok saymaya karşı tutum belirlemeyiz” ifadelerine yer verdi.
PİRHA- 2021 yılı geride kalırken, sanatçılar 2022’ye dair sevginin ve barışın hakim olduğu bir yıl paylaşımında bulundular.
2021 yılı geride kalırken, yıl boyunca hem dünya hem de Türkiye çalkantılı bir süreç yaşadı. Koronavirüs salgınının da eklenmesiyle kapitalist modernite krizi yaşandı. Türkiye ise ekonomik krizin yanında siyasal krizin de etkisiyle derin bir ekonomik buhran yaşadı, yaşıyor. Yüzyıllar boyunca olduğu gibi bu yılda Alevi toplumunun inançsal ve kültürel varlığı inkar edilirken, kamusal alandaki eşit yurttaşlık hakları tanınmadı.
Sanatçılar, 2022’ye dair PİRHA’ya şu mesajları paylaştılar:
PİRHA-Mersin’de sokak sanatçıları için Kültürhane’de dinleti verildi. Sokak sanatçılarının da sahneye çıktığı etkinlikte dayanışma mesajı verilerek, 29 Aralık tarihinde yapılacak konsere katılım çağrısında bulunuldu.
Pandemi sürecinde işsiz kalan müzisyenlerin mağduriyetleri sürüyor. Kafe ve barlardaki canlı müzik yasaklarıyla birlikte sokaklarda da müzik yapıp kazanç sağlayanların önüne engeller konuluyor.
Kültür sanat emekçilerinin, ciddi gelir kaygısı taşıdıklarına vurgu yapan Mersinli müzisyenler Yeliz Güzel, Mücahit Göker, Şilan Ağdede ve Serdar Keskin, “Ufak da olsa bir şeyler yapabiliriz” umudu ile yeni bir proje başlattı.
Dört sanatçı, pandemi sürecinde ekonomik zorluk çeken müzisyenler için kolektif bir çalışma başlattı. Meslektaşlarına destek olmak amacıyla 29 Aralık’ta konser vermeyi planlayan sanatçılar, konser öncesi Kültürhane’de dinleti verdi.
Sokak sanatçılarının da katıldığı etkinlikte söz alan Kültürhane sorumlularından Prof. Dr. Ayşegül Yılgör, sanatçının pandemide zor şartlar altında yaşam mücadelesi verdiklerini aktararak, destek olunması gerektiğini ifade etti.
Yılgör’ün ardından sokak sanatçıları sahneye çıkarken, proje hakkında bilgi veren Yeliz Güzel, 29 Aralık tarihinde Yenişehir Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) yapacakları konsere katılım çağrısında bulundu.
PİRHA-Yeliz Güzel, Mücahit Göker, Şilan Ağdede ve Serdar Keskin, pandemi sürecinde ekonomik zorluk çeken müzisyenler için kolektif bir çalışma başlattı. Meslektaşlarına destek olmak amacıyla 12 Kasım’da konser vermeyi planlayan müzisyenler, “halkımızın bu projeye omuz vermesini istiyoruz” çağrısında bulundu.
Pandemi sürecinde işsiz kalan müzisyenlerin mağduriyetleri sürüyor. Kafe ve barlardaki canlı müzik yasaklarıyla birlikte sokaklarda da müzik yapıp kazanç sağlayanların önüne engeller konuluyor.
Kültür sanat emekçilerinin, ciddi gelir kaygısı taşıdıklarına vurgu yapan Mersinli müzisyenler Yeliz Güzel, Mücahit Göker, Şilan Ağdede ve Serdar Keskin, “Ufak da olsa bir şeyler yapabiliriz” umudu ile yeni bir proje başlattı. Üç müzisyen, özellikle geçimini sokaklardan sağlayan meslektaşları için bir araya gelerek proje geliştirdi.
“PANDEMİ İLE BİRLİKTE ÇOK BİREYSELLEŞTİK”
Müzisyen YelizGüzel, “Uzun zamandır ‘Neden biz müzisyenler bir araya gelemiyoruz? diye soruyordum” diyerek çalışmaları hakkında şu bilgileri paylaştı:
“Sanat camiasını bir araya toparlamak biraz sıkıntılı oluyor. İşin fotoğrafçı boyutu, heykel tıraşı, müzisyeni vs. gibi hepsini bir araya toparlamamız, bir arada olmamız zor olabilir. Ama en azından şöyle bir şey geldi aklıma; biz müzisyenlerin neden bir birliği olamıyor?
Hepimiz pandemi ile birlikte çok bireyselleştik. Yakın zamanda bir öğrencimin kaybı ile bu beni daha da üzdü. Bir öğrencim intihar etti. Sokak müzisyeni arkadaşımızdı ve biz, bu sebeplerden ötürü ‘Neden bir araya gelmiyoruz?’ diyerek Serdar ve Mücahit hoca ile görüştük. Hocalarımız da ‘En azından biz üç kişi olarak bir araya gelelim’ diyerek, sonrasında da sokak müzisyeni arkadaşlarımızı da aramıza alarak önce ne yapabileceğimizi, nasıl yol yürüyebileceğimizi görelim istedik. Repertuvarlar hazırladık, bir arada durabildik; bir şekilde zor da olsa zamanımızı ayarladık ve yol yürümeye başladık.
Mersin’de 25 yıldır eğitmen ve müzisyen olarak görev almaktayım. İnsanların bize karşı bir güveni varmış, bunu da arkamıza alarak sokak sanatçılarının özellikle en dezavantajlı müzisyenler arasında olduğunu gördük ve onlarla yol yürümek istediğimizi belirttik. Şimdi de bir konser düşünüyoruz. Bu konserde neler yapabileceğimizi, hep birlikte onlara maddi ve manevi nasıl katkı sağlayacağımızı görmek istiyoruz. Müziğimizi yapalım, bunu kitlelere ulaştıralım ama bir yandan da biz tek başımıza bir şey yapamıyoruz. Dernekler, STK’lar, belediyelerin, bize destek olmalarını istiyoruz.”
YelizGüzel, yürüttükleri projenin maddi boyutundan çok maneviyatının daha önemli olduğunu vurguladı. YelizGüzel, “Müzisyenler olarak bir arada duruşun bize verdiği o gücün peşindeyim” diyerek şunları söyledi:
“Çünkü şunu biliyorum; kazandığımız ya da kazanacağımız bireysel olarak her birine belki 1000 lira gibi bir şey elde ettik diyelim. Şu koşullarda belki de bir haftalık bir giderdir.
Daha önce de sizinle ‘Askıda Şarkı’ projesiyle ilgili röportaj yapmıştık, ben şunu gözlemledim; maddi katkıdan daha çok yanımdaki kişilerin duygusuyla ayaklanmaya başladım. Ve bu duygudan sonra yürüyüp, sonrasında da koşmaya başladım. İnanın bu duygu öncesinde ben de 4 ay boyunca evime kapanmış kös kös ‘ben artık ne yapacağım?’ diye kara kara düşünüyordum. Kesinlikle bu birlikteliğin sonuç getireceğine inanıyorum. Birlikte daha çok sesimizi duyuracağımıza inanıyorum. Bütün dostlardan, STK’dan, belediyelerden, bu dayanışma konserine yönelik destek, moral istiyoruz.”
“BİR İNSAN OLMA SORUMLULUĞUDUR”
Müzisyen Serdar Keskin ise kültür sanat alanının, en kırılgan meslek grupları arasında olduğuna vurgu yaptı. Keskin, pandemi sürecinde en az 103 müzisyenin intihara başvurduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Kırılganlıktan kastım şu; yani bir ekonomik kriz olur, en başta bizler etkileniriz. Bir toparlanma olur, en son toparlananlar gene bizler oluruz. Pandemi bu anlamda çok korkunç bir gerçekliği, yani bu kırılganlığın varabileceği boyutların neler olabileceğine dair çok şey göstermiş oldu. 103 müzisyenin intiharı gibi bir durumdan söz ediyoruz. Dolayısıyla İbrahim Birincioğlu’nun kaybı, hassasiyetimizi artıran bir şeye dönüştü. Birlikteliğimizi kurumsal bir evreye kavuşturabilsek mutlaka pozitif bir faydası olacaktır.
Bütün bu deneyimlerden kaynaklı, canımızı yakan İbrahim’in kaybından dolayı ‘yeniden bir şeyler olabilir mi?’ diyerek öz gücümüzün imkanları neye yeterse artık bu projeyi başlatmış olduk. Yaklaşık 2,5 ay ortak zamanlarımızda bir araya gelip provalar aldık. Aslında hoş şeyler ortaya çıktı. Söylediğimiz gibi; bu sonuçta birer sanatçı sorumluluğu olarak duruyor ama özünde bir sosyal sorumluktur. Bir insan olma sorumluluğudur. Dolayısıyla sanatçı kimliğimizi çok merkeze almayı da doğru bulmuyorum. Öncelikle insani bir duyarlılık… Marifetimiz bu olduğu için bir sanatçı dayanışması, bir sanatsal zemin duyarlılığı gibi duruyor.”
“HALKIMIZDAN BU PROJEYE OMUZ VERMESİNİ İSTİYORUZ”
Serdar Keskin, “Sanatçıların tek başına başarabileceği şeyler sınırlı. Duyarlılığın çoğalması lazım” diyerek halktan da destek istedi. Müzisyen Keskin, proje kapsamında 12 Kasım’da ilk konserlerini vereceklerini duyurarak “12 Kasım salon uygunluğu açısından da karar almak durumunda olduğumuz bir tarih oldu. 2.5 aydan beri aslında bayağı prova ürettik. Ortaya bir şeyler çıktı. Halkımızı, bu projeyi desteklemeye, bizleri, müzisyen arkadaşlarımızı desteklemeye davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Serdar Keskin, müzisyenlerin örgütlenmesi konusunun hayati önem taşıdığını vurgulayarak şunları söyledi:
“Hassasiyetimizi pozitif olarak paylaşan halkımızdan, bu projeye omuz vermesini istiyoruz. Öte yandan da sürdürülebilirlik meselesine ilişkin de bunun olmazsa olmaz bir zemin olduğu kanısındayım. ‘Gelişmiş ülkeler’ diye bahsettiğimiz ülkelerin pratiklerine baktığımız zaman gerçekten bu alanların örgütlü olduğunu görürüz. Bu alanlar örgütlü olduğu zaman iktidarlar, bir özne, bir muhatap olarak kabul edebiliyor. Evet Ankara’da yıllardan beri bildiğim Müzisyenler Sendikası var ama bu sendika biraz tabela sendikacılığı yapıyor. Eğer ki gerçekten bu anlamda sözünü ettiğimiz ihtiyaçlara uygun birtakım politikalar üretebilmiş olsaydı bunun sonuçlarını pandemide görürdük. 103 müzisyen arkadaşımızın intiharı gibi bir söz konusu durum olduğuna göre demek ki bu tip kurumlar gerçekten sürece müdahale edebilecek düzeyde bir şey oluşturamamışlar. Olsa, olsa işte ancak böyle somut olaylar üzerinden bir dayanışma örgütlenebiliyor. Biz bu konseri yapacağız, gerisi gelecek mi, gelmeyecek mi bilinmez. Gönül ister ki gelsin; açıkçası öyle bir hedefimiz de var. Eğer gerçekten beklentimizin daha üzerinde bir sonuç yaratırsak sanki bunun devamı gelirmiş gibi hissedebiliriz. O zaman oturur daha başka ne yapabiliriz, konuşuruz. Öncelikli hedefimiz Mersin’de yaşayan müzisyenler olarak Mersin’de bir etki yaratabiliyor muyuz?
Son olarak, bunun bir örgütlülük sorunu olduğu noktasında zaten hem fikir isek bu ülkenin genel anlamda demokratikleşmesi, örgütlülüğü sorunlarından bağımsız değil. Bunu da bir şekilde parantez içine almak gerektiği kanısındayım.”
“KÜLTÜR VE SANATI HAYATIN TÜM ZAMANLARINA YAYMAK GEREK”
MüzisyenMücahit Göker ise son iki yılda pandeminin bütün dünyayı etkilemekle birlikte Türkiye’deki sonuçlarının çok daha farklı olduğunu söyledi. Göker, salgınla birlikte hayata geçirilen yasaklara işaret ederek şunları söyledi:
“Türkiye üzerinde yaratılan yasaklar, fırsat bilinip bizleri ayrıca etkiledi. O yasakları halen yaşıyoruz. 12’den sonra müzik yasak. Elbette iktidarların yapıklarından çok fazla umudumuz yok. Sosyal belediyecilik adı altında da halen bir şeyler yapmaya çalışanlar var. Özellikle belediyeleri anacağımız zaman, ille seçim öncesi ya da seçim arifesindeki etkinliklerde o müziği kullanmak güzel bir şey değil. Gerçekten ‘kültür ve sanat’ deniyorsa bu çok güzel kullanılıyor! Kültür ve sanatı yaymak gerekiyor; hayatın tüm alanlarına, zamanlarında gerçekleştirmek gerekiyor. Olacaksa bir destek işte 3-4 kişi bir araya geliyoruz. Bir emek sonucu 2-3 ay için bir ürün ortaya çıkardık ama bu kadar. Bunun ötesinde örneğin diğer sorunları biz çözemiyoruz. Yani salondur, ses sistemidir, afişler… Bu konularda desteğe ihtiyaç oluyor. Bu yükü hafifletmek için desteği o anlamda istiyoruz.”
PİRHA-Sanatçı Mücahit Göker, 21 Şubat Dünya Anadil Günü’ne ilişkin konuştu. Dünyada yasayan 6 bin dilin %43’nün kaybolma tehlikesi yaşadığını belirten Göker, “Yaklaşık 15 günde bir dil yok oluyor. Baskı ve parçalanmışlık dilimizde zayıflamaya yol açtıysa da, yaşayabilmesi ve gelişebilmesi için anadilde eğitim gereklidir” dedi.
Sanatçı Mücahit Göker, 21 Şubat Dünya Anadil Günü’ne ilişkin konuştu. Göker, “Kadim anadilimiz, atalardan bize miras kaldı. Dünyadaki teknolojik gelişmeler çok hızlı ilerlemekte, değişmektedir. Bu mirası; bilim, kültür ve sanat ile yaşatmak, geliştirmek, mümkündür” dedi.
Dünyada yasayan 6 bin dilin %43’nün kaybolma tehlikesi yaşadığını söyleyen Göker, “Yaklaşık 15 günde bir dil yok oluyor. Baskı ve parçalanmışlık dilimizde zayıflamaya yol açtıysa da, yaşayabilmesi ve gelişebilmesi için anadilde eğitim gereklidir. Birçok şey var gücümüz yetmeyebilir. Fakat çocuklarımızı, anadili ve kimliğiyle bir sanat dalına yöneltmek ve sanatı sevdirmek mümkündür. Derim ki; ‘anadilimiz ana sütü gibi helal ve güzeldir. 21 Şubat Dünya Anadil Günü kutlu olsun” diye konuştu.