Etiket: MÜFTÜ

  • 12 yaşındaki çocuğu istismar eden ÇEDES görevlisi müftü beraat etti!

    12 yaşındaki çocuğu istismar eden ÇEDES görevlisi müftü beraat etti!

    PİRHA- ÇEDES projesi kapsamında gittiği okulda 12 yaşındaki öğrenciyi istismar eden Urfa’nın Akçakale ilçesinin eski müftüsü H.B. hakkında beraat kararı verildi.

    Yargılama boyunca avukatlar, soruşturmanın derinleştirilmesi yönünde talepte bulundu ancak mahkeme heyeti tarafından reddedildi. Diğer yandan mahkeme, fail H.B. yerine şikâyetçi çocuğu ve aileyi yargıladı.

    FAİL DEĞİL ÇOCUK YARGILANDI

    Davanın 7’nci duruşması Urfa 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Müşteki avukatlarından Arkın Hürtaş, davanın başından itibaren mahkeme tarafından ailenin ve çocuğun suçlanmasına tepki gösterdi. Hürtaş, savcının önce beraat istediğini ancak delilleri inceleyip, avukatları dinledikten sonra kararını değiştirdiğini, müftünün yüksek sınırdan ceza almasını istediğini hatırlattı. Kararı istinafa taşıyacaklarını söyledi.

    NE OLMUŞTU?

    Urfa’nın Akçakale ilçesinde 12 Ekim’de bir okulda, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Diyanet İşleri Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan ÇEDES projesi kapsamında “manevi danışman” olarak görev alan Akçakale İlçe Müftüsü H.B., bir çocuğu istismar etti.

    Çocuğun yaşadıklarını öğretmenine anlatmasından sonra müftü 20 Ekim’de gözaltına alınarak, tutuklandı. 27 Mart’ta görülen ara duruşmada, “tutuklama tedbirini gerektirecek somut delillerin olmayışı”, “mevcut dosya durumu” ve “failin tutuklulukta geçirdiği süre” gerekçe gösterilerek tahliye edildi.

    H.B.’nin davası sürerken görev yeri değiştirilerek önce Urfa İl Müftü Yardımcısı oldu daha sonra Adana’ya vaiz olarak atandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Aşkın: Okullara müftü istemiyoruz, veliler dilekçeyle okullara başvurmalı-VİDEO

    Aşkın: Okullara müftü istemiyoruz, veliler dilekçeyle okullara başvurmalı-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Müftülükle imzaladığı protokol gereği liselerde öğrencilere Kudüs’le ilgili seminer verilmek istendiği ortaya çıktı. Buna karşı durduklarını belirten Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, “Veliler bir dilekçeyle okul müdürlüklerine başvurdukları zaman bu çalışmanın da önüne geçmiş olabilirler. Bu şekilde sorunun Dersim özelinde büyük bir oranda çözüleceğini düşünüyoruz” dedi.

    AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-tek mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin, velilerin, öğretmenlerin tercihlerini görmezden gelen hükümetin politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı hemen her yıl katlanarak arttı.

    Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmaları devam ediyor.

    Dersim’de Milli Eğitim Müdürlüğü’nün müftülükle beraber, Kudüs’le ilgili bir çalışma yapıp, bunu liselerde öğrencilere seminer halinde sunmak istedikleri ortaya çıktı.

    Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, buna karşı durduklarını belirterek, Dersim’deki dincileştirme çalışmalarını ve buna karşı velilerin yapabileceklerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “MÜFTÜLÜĞÜN OKULLARA GİRMESİNİ İSTEMİYORUZ”

    Milli Eğitim Müdürlüğü ile il Müftülüğü arasında bir protokol yapıldığını ve buna göre müftülüğün okullarda öğrencilere ilgili alanlarda seminer verebildiğini belirten Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, “Bu protokoller tamamen zora dayalı, hiçbir şekilde rızaya dayalı olmayan öğrencinin, velinin, idarenin, öğretmenin, hiç kimsenin fikri, onayı ve izni alınmadan tepeden inen direktiflerle yapılan bir çalışmaydı. Bu yüzden biz de Eğitim-Sen olarak bunun karşısında durduk. Çünkü müftülüğün okullara girmesini istemiyoruz” dedi.

    “ÖĞRENCİLERİMİZİ CAMİLERE GÖTÜRMEK İSTİYORLAR”

    İktidarın amacının eğitimi tamamen dinselleştirmek olduğunu, bu dinselleştirmeye karşı Eğitim-Sen olarak mücadele edeceklerini ifade eden Aşkın, Dersim’deki ÇEDES faaliyetlerini şöyle anlattı:

    “Gördüğümüz en büyük faaliyetleri, her lise için bir Kudüs programı, semineri hazırlamışlardı ve bunu çok hızlı bir şekilde kimseye duyurmadan mümkün olan en kısa şekilde yapmaya çalıştılar. Tabii bunun tarafımızdan duyulması da zaman aldı. Farkına vardığımız zaman zaten okulların birkaçına uğramışlardı. Ondan sonra ancak bundan haberimiz oldu ve buna karşı bir çalışma yürütebildik. Liselerde özellikle Kudüs’le ilgili iktidarın kendi propagandasını, öğrenciye ulaşma propagandasını yaptıklarını gördük. Biz de buna karşı Eğitim-Sen olarak bir karşı duruş sergiledik. Velilerimizi, öğrencilerini bu tür çalışmalara katmamaları konusunda uyardık.

    Bize ulaşan bilgilere göre, şu an basit bir şekilde başlıyorlar. Öncelikle din öğretmenleri sayesinde öğrencileri kütüphaneye götürme planları var. Bundan sonraki amaçları da okul dışı geziler ve biz bu okul dışı gezilerin en başında öğrencilerin camilere götürülmek istendiğini zaten duyuyoruz ve biliyoruz.”

    “DERSİM’DE VELİLERİN DİLEKÇEYLE BAŞVURMALARI YETERLİDİR”

    Öğrenci velileriyle şu an henüz tam anlamıyla bir koordinasyon sağlayamadıklarını ama okul idarelerine verilmek üzere velilere yönelik bir dilekçe hazırladıklarını söyleyen Mehmet Aşkın, velilerin ÇEDES’e karşı yapabileceklerini şöyle dile getirdi:

    “’Öğrencimin bu tür çalışmalara, ÇEDES faaliyetlerine katılmasını istemiyorum’ şeklinde bir dilekçe var. Bu dilekçeyle okul müdürlüklerine başvurdukları zaman bu çalışmanın da önüne geçmiş olabilirler. Bu şekilde sorunun Dersim özelinde büyük bir oranda çözüleceğini düşünüyoruz. Bizim çalışmamız bu yönde. Çalışmayı veli üzerinden yürütmek zorundayız. Öğretmen ya da idare üzerinden bu çalışmayı yürütemiyoruz. Sonuçta resmi bir protokol var ellerinde. İktidar gücünü bu şekilde kullanarak öğretmeni, idareyi mecbur kılıyor. Ancak veli üzerinden hareket edersek bu sorunun çözülebileceğini düşünüyoruz.

    “VELİ İZİN VERMEDİĞİ SÜRECE ÖĞRENCİYİ DERS DIŞI FAALİYETLERE KATAMAZLAR”

    Normal koşullarda öğrencinin ders dışı faaliyetlere katılmasının velinin iznine bağlı olduğunun altını çizen Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, şunları kaydetti:

    “Veli bu izni vermediği sürece öğrenciyi bu tür faaliyetlere katamazlar. ÇEDES, iktidarın Milli Eğitim alanındaki dinselleşmede büyük bir adımıdır. Bunu velilerin bilmesi gerekiyor. Protokolün amacı veliyle, öğrenciyle Diyaneti bir araya getirmek, buluşturmaktır. Dersim’de bunu okul dışında yapamazlar. Yapabilmenin tek yolu Diyanet’in müftülüğün okula gitmesidir. Bu protokolle de bunun yolu açılmıştır.

    “BU PROTOKOLLE DİYANET VE ÖĞRENCİ ARASINDA ARTIK BİR ENGEL KALMADI”

    Bu vesileyle Diyanet okullara gidip istediği çalışmayı yürütebilir, seminerler verebilir, manevi danışmanlık yapabilir. Velilerimizin şunun farkında olması gerekiyor. Bu protokolle Diyanet ve öğrenci arasında artık bir engel kalmadı. Artık Diyanet öğrenciye istediği gibi ulaşabilir. Dolayısıyla veliye de görev düşüyor. Veli bunu bilmeli ve buna göre de öğrencisinin bu tür faaliyetlere katılmasını istemiyorsa dilekçeyle müdürlüklere başvurup tavrını net bir şekilde ortaya koymalıdır.”

    Dilekçe Örneğini indirmek için tıklayınız…

    PİRHA/DERSİM

     

  • Çocuğu okul mescidinde sistematik olarak taciz eden müftü ÇEDES’te görevli

    Çocuğu okul mescidinde sistematik olarak taciz eden müftü ÇEDES’te görevli

    PİRHA- Urfa’da 12 yaşındaki çocuğa istismarda bulunduğu ortaya çıkan Akçakale Müftüsü Halil Bilik’in, okullara imam ve din görevlisi atanması projesinde yer aldığı ortaya çıktı. Müftünün çocuğu okulun mescidinde istismar ettiği belirtildi. 

    12 Ekim’de Urfa’nın Akçakale ilçesinde bir okulda 12 yaşındaki çocuk, Akçakale İlçe Müftüsü Halil Bilik’in cinsel istismarına maruz kaldı. İ.U’nun yaşadıklarını bir öğretmenine anlatması üzerine müftü Halil Bilik tutuklandı. Bilik’in Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı arasından imzalanan protokolle ÇEDES projesiyle sözde ‘manevi danışman’ olarak okulda göreve getirildiği ortaya çıktı.

    12 yaşındaki çocuğu sistematik olarak taciz eden müftü Bilik’in ‘Peygamberimizin Hayatı’ dersini vermek için okulda bulunduğu belirtildi. Rehber öğretmenine Bilik’in, okulun mescidinde kendisini istismar ettiğini anlatan İ.U’nun ailesi müftüden şikayetçi oldu.

    2021 yılında sadece ortaokullar ve imam hatip okullarını kapsayan okullara imam, vaiz, müftülerin atanmasını amaçlayan Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) projesinin 2023 yılında imzalanan ek protokolle anaokulu ve ilkokulları da kapsayacak şekilde kapması genişletildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Karadeniz ABF Başkanı: Diyanet cemevinde inancımıza müdahale etmiştir

    Karadeniz ABF Başkanı: Diyanet cemevinde inancımıza müdahale etmiştir

    PİRHA- Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Kurucu Genel Başkanı Muharrem Erkan, cemevinde Alevi askerin cenaze töreninin müftü tarafından yönetilmesine tepki göstererek, “Laik devlet yapısında olmaması gereken Diyanet iş başında, insanların inanç yapısına bir daha müdahale etmiştir” dedi. 

    Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Kurucu Genel Başkanı Muharrem Erkan, Tokat Almus doğumlu Alevi askere cemevinde, Sünni inancın ritüellerine göre cenaze töreni yapılmasına tepki gösterdi.

    “CEMEVLERİ EDEP, ERKAN, YOL SÜRENLERİNDİR”

    “Cemevleri edep, erkan, Yol sürenlerindir” diyen Erkan, “Kutsalımız, insandır, ‘Hakkı insanda arayan, insanı kâmilde taçlandıran, insanların, iyiliği birliği, dirliğinde buluşturan, razılık, rızalık olmadan hiçbir inançsal ritüeli yürütmeyen Alevi inancı ve yoluna karşı yapılan uygulamaları doğru bulmuyoruz” dedi.

    Muharrem Erkan şu açıklamayı yaptı:

    “Tokat ili Almus İlçesi Çehet köyünden şehit düşen canımız kendi ritüellerinin dışında bir ritüelle toprağa sırlanmasını hakkaniyet yapısıyla bağdaştıramıyoruz. Çehet köyü bizim yol ulularımızdan Derviş Alin’in de köyüdür aynı zamanda. Bir deyişinde “Derviş Ali’im ey’dur dostundur kimler/Atını nallamış peşimdekiler/İdamıma karar verse hakimler/ Dilim Dursa Cesedim der yar benim” diyen Hünkâr mürşit ocağına bağlı ‘Eraslan ocağından’ yetişen bu kültürle, inançla yoğurulan canlarımız, Anadolu’nun her yerinde olduğu gibi Çehet köyünde de aynı uygulama yapılmıştır.

    “DİYANET İŞBAŞINDA VE İNANCIMIZA MÜDAHALE ETMİŞTİR”

    Hakka yürüyen canımızın Diyanet’in memurları tarafından Hanefi mezhebinin ritüellerine göre toprağa sırlanması şunu bir daha göstermiştir ki, laik devlet yapısında olmaması gereken kurum iş başında, insanların inanç yapısına bir daha müdahale etmiştir.
    Zorunlu din derslerine son verilmesi, Alevi köylerinde zorunlu yapılan camilerde hocaların görevlendirilmelerinin son bulması, cemevlerinin yasal statüye kavuşması, Alevi Dergahlarının Serçeşme Vakfına devredilmesi, (1826 tarihinden önce olduğu gibi) devlet erki bütün inançlara eşit mesafede olması, dini inançlara bütçe ayrılmaması, bütün inançlar kendi inançlarını finansmanını sağlaması gerekmektedir. Edep, erkân, Yol’a zarar verenler, asimilasyona hizmet edenler halkın, hakkın huzurunda bir gün dara çekileceklerinin bilgisinde, bilincinde olmaları gerekmektedir.

    “ALEVİLER YAPILAN HAKSIZLIKLARI UNUTMAYACAKTIR”

    “Yol cümleden uludur, gönül kalsın yol kalmasın, karşındakini Ali bil ki Aliye salman olasın” düsturu ile yetişen Aleviler yapılan haksızlıkları yüzyıllardır unutmadı bunu da unutmayacaktır. Bu böyle bilinmelidir. Alevi inançsal yapısına yapılan saldırıları kınıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Deniz’den Dersim Cemevi yönetimine tepki: Yezitler varsa Hızır paşalar da var

    Deniz’den Dersim Cemevi yönetimine tepki: Yezitler varsa Hızır paşalar da var

    PİRHA- Dersim’de Aşure lokması vermek için Valilik ve müftülükle ortak program yapan cemevi yönetimine Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz tepki gösterdi. 

    Tunceli Valiliği, müftülüğü ve cemevinin ortaklaşa düzenlediği “Aşure, Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitlerini anma” programına tepki gösteren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz PİRHA’ya açıklama yaptı.

    “Her dönemde nasıl Yezitler varsa Hızır Paşalar da var olmuştur” diyen Deniz, Tunceli Cemevi yöneticileri daha önceki pratikleri ve 24 Eylül Pazar günkü duruşları, dertlerinin Alevilik olmadığını göstermiştir” ifadelerini kullandı.

    Deniz, “Cemevi yöneticileri, Yezit’e boyun eğmeyen, zalimin karşısında ser veren İmam Hüseyin ve 72 yoldaşı için tutulan Muharrem Orucunu siyasi şova dönüştürmekle yetinmeyip Aleviliği asimile etmeye çalışanları da Aşure etkinliğe dahil ederek misyonlarını bir kez daha yerine getirmişlerdir” dedi.

    “TARİHE KARA BİR LEKE OLARAK KAYDEDİLECEK”

    Aydın Deniz, Dersim’deki cemevi yöneticilerine seslenerek şunları kaydetti:

    “Ormanların ve içindeki canlıların yanmalarına göz yuman Valiyle, asimilasyonun il sorumlusu müftüyle ve Aleviliği araştırdığını iddia eden ama asimilasyona hizmet eden Coşkun Kökel’le yaptığınız Aşure etkinliği tarihe kara bir leke olarak kaydedilecektir. Hüseyni duruşu olmayanların İmam Hüseyin’i anmaları ve ihanetlerine alet etmelerini Alevi toplumu affetmeyecektir. Ocaklar diyarında yaşayan Dersim halkı da bu tip yol düşkünlerine geçit vermeyecektir.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Hangi Alevi, müftü duasıyla lokma pay etti? Dersim halkı hesap sormalı’-VİDEO

    ‘Hangi Alevi, müftü duasıyla lokma pay etti? Dersim halkı hesap sormalı’-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de kayyum belediyesi, müftülük ve Dersim cemevi yöneticilerinin  cemevinde ortak Aşure lokması pişirmesine HDP’nin Alevi vekilleri ve HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş tepki gösterdi. 

    Yass-ı Muharrem ayında tutulan oruçların ardından Aşure lokması canlara dağıtılırken, Dersim’de Tunceli Valiliği, kayyum belediyesi, müftülük ve cemevinin ortaklaşa düzenlediği “Aşure, Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitlerini anma” programına HDP Milletvekileri Kemal Bülbü, Zeynel Özen ve HDP MYK üyesi Çilem Küçükkeleş tepki gösterdi.

    HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Hem topluma hem inanca kutsal değerlerimize Düzgün Baba’ya ve Dersim’in tüm kutsallarına yapılan zulümdür” diyerek, “Cemevi başkanı temsilcisi ya da dede olduğu söylenen kişi gidip kayyumla, vali ile ve müftü ile neyin ibadetini yapıyor? O vali Buğday Meydanı’nda Seyit Rıza dara çekilirken ellini arkasına bağlayıp sigarasını üfleyerek içen valinin müdavimidir. Müftüdür ki Muaviye soylu iktidarın, inancının temsilciliğini yapandır” ifadelerini kullandı.

    “EDEPSİZLİK VE ERKANSIZLIK VAR”

    Bülbül şöyle devam etti:

    “Bir hakikati teslim etmek zorundayız. Dersim’de inancımıza kutsal değerlerimize zulüm ediliyor. İnancımız, kutsal değerlerimiz ırkçılığın, gericiliğin ayağına paspas yapılıyor. Bu konuda Dersim toplumu ve halkı gitmeli cemevinde cemevi yetkilisine ve sorumlusuna şunu sormalıdır: Hangi yetki ile hangi hakla sen bunu yapıyorsun. İmam Hüseyin aşkına hesap sormalıdır. Hesap sorma biçimi edep ile erkanla olur. Edepsizlik ve erkansızlık var burada. Hangi Alevi dedesi gidip müftünün sofrasında 12 imam aşkına İmam Hüseyin aşkına yapılan Yass-ı Kerbela lokmasını pay etmiş. Hangi Alevi, müftünün verdiği dua ile lokmasını dağıtmış. Kaldı ki biz Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kabul etmiyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın temsilcisi gelip yolumuzu erkanımızı yürütemez. Mihman olarak gelebilir. Lokmamızı da sunarız, mihman Ali’dir hoş sefa gelirler. Mihmanlık başka bir şey, gelip bir şeyin başına konmak egemen olmak kendisi yürütüyormuş gibi, güya Dersim’e adalet ve huzur getiriyormuş gibi gözükmek ve davranmak başka bir şey. Bu külliyen yalancılık, sahtekarlık ve Yezid’e biat etmektir. Bu Muaviye soylu iktidarın borusunu çalmaktır. Ayıptır, yazıktır, günahtır” diye konuştu.

    “AŞURE LOKMASI VERMELERİ SAMİMİYETSİZLİĞİN BELGESİDİR”

    Dersim’de cemevinin il müftüsü ve kayyım belediye ile aşure dağıtmasının takiyye yapmak olduğuna dikkat çeken HDP’nin İstanbul Milletvekili Zeynel Özen de “Alevi asker cenazeleri geldiğinde ne mülki amirler ne askeri yetkililer cemevine geliyor. Ne yaman çelişki. Cemevini inanç merkezi olarak kabul etmezsin, orayı yok sayarsın ama asimile etmek için cemevine gider aşure lokması verirsin. Bizim dedelerimiz, pirlerimiz, mürşitlerimiz hiçbir zaman için haram sofrada oturmamışlar, haram sofrada yemek yememişler. Bu üçlünün gelip de Alevilerin inanç merkezinde aşure lokması vermeleri gerçekten de iki yüzlülüktür, yalancılıktır, samimiyetsizliğin belgesidir. Bunların yaptığı utanç vericidir her toplumda Hüseyinler de olur Yezid de olur” şeklinde konuştu.

    “Hırsızın malından Aşure olmaz. Yapılan lokma razılıkla olacak ki Aşuresi de razılıkla olsun” ifadelerini kullanan HDP MYK üyesi Çilem Küçükkeleş ise “Dersim halkı başka bir belediye başkanı seçti, başka bir yol ve başka bir siyaset istedi. Buna el konuldu. Bu da bir çeşit hırsızlıktır. Doğal olarak da bugün o Aşureyi pişirecek olanlar da cezaevinde. Hakkına el koyup ve onun yerine Aşure pişirmek haksızlıktı ” dedi.

    “KENDİNİ ATEŞE ATAN PİRLERİ ATEŞTEN ALMA ZAMANI”

    Küçükkeleş şunlara vurgu yaptı:

    “Asıl dikkat çekici mesele şudur: Yeni bir gelenek başladı. Yeni bir AKP yaklaşımı. Bütün farklılıkları yani sadece Alevilere yönelik de değil. Aşurelerini pişirir, birkaç torba çimento verir, cemevinin çatısını onarır. Kimi yerde protokol imzalayıp paralar verirler. Ama şunu da asla kabul etmiyorlar: Alevilik yoktur bu ülkede. Alevilik yoksa nasıl Aşuresini pişiriyor, nasıl cemevine yardım ediyorsunuz? Doğal olarak da bu şekliyle toplumsal bir kirliliğe yol açan bir yönteme dönüşüyor. Bu toplum Diyanet kaldırılsın diyor. Bu toplumun dedesi de Diyanet işlerinde görevli yetkili bir ile biraraya gelip Aşure pişirmeye çalışıyor. Bu toplum demokratik bir siyaset olsun, insan hak ve ihlalleri bu ülkede son bulsun, savaş dursun barış olsun derken, bu savaşın temsilcileri bir şekilde Aşurelerin başına geçiyor. Bu topraklarda çok kanımız döküldü. Verilen paralar, arsalar, pişirilen Aşureler lokmalarımıza katılıp, bizimle birlikte oruç açmalar… Bu kan parasını bu kana karşılık alıyorsa bazı yetkililer, bazı cemevi başkanları bunun rızalığını toplumdan alsınlar. Çünkü biz dökülen kanımızın parasını değil tam tersi bu ülkede yüzleşilsin ve birarada yaşanılsın. Yani toplumumuzun talebi bu. Toplumumuz adına öncülük yaptığını iddia edenler çok faklı şeyler yapıyorlar.  Bu talibin şöyle bir görevi vardır. Talip ayık ise pirini ateşten alır derler. Bazı pirler kendini gerçekten ateşe atmış, onları şimdi ateşten alma zamanı” diye konuştu.

    Mustafa YÜKSEL/Suay ABAK

    DERSİM

     

     

  • Yazar Turan Eser: Müftülük yasası, kadın haklarına saldırı ve Şer-i hukukun topluma dayatmasıdır

    Yazar Turan Eser: Müftülük yasası, kadın haklarına saldırı ve Şer-i hukukun topluma dayatmasıdır

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu önceki başkanlarından yazar Turan Eser, “Ümmetin nikah krizi” başlığıyla kaleme aldığı yazıda “Neden müftüye nikâh yetkisi verildi? Bu bir inanç özgürlüğü meselesi mi? Yoksa sadece laiklik karşıtı bir girişim mi? Türkiye’de son yıllarda süre gelen sıralı dinselleştirme ve gericilik eksenindeki din sömürüsünün arkasında ne var?” sorularının yanıt veriyor.

    Alevi Bektaşi Federasyonu ABF’nin önceki başkanlarından yazar Turan Eser, BirGün Gazetesi’nde “Ümmetin nikah krizi” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

    Siyasal İslamcı camiadaki “ümmetçilik” tartışmalarında İslamcıların bir itirafta bulunduğunu söyleyen Eser, “İslamcılık ve ümmetçilik krizde! Mekke ve Medine’nin 7. yüzyıl ve Osmanlı’nın 19. yüzyıl ümmet paradigmasını “yaşatamıyoruz” diye serzenişte bulunuyorlar. Bugünkü asıl hedef; siyasal İslamcılık “ümmetçilik” üzerinden müslüman dünyayı din çimentosuyla “birleştirmek” istiyor. Osmanlı’nın tüm müslüman dünyasının merkezi ve halifesi olacağına inanarak Panislamizm rüyasına girenlerin büyük bir kısmı, 1908’de bu rüyalarından Pantürkizm olarak uyandı” dedi.

    “Panislamizm dünyada yaygınlaşan pozitivizm, ulus devlet modellerine, egemenliğin yeryüzüne indirilmesine, aydınlanmaya karşı gericiliğin ideolojisini egemen kılmak için “din çimentosu” öneriyordu” diyen Eser, şeriatı ise ümmetin ortak hukuku haline getireceğini ifade etti.

    AKP’İN HALİFELİĞİ ÜSTLENME RÜYASI

    1878’de Mebusan Meclisi’ni kapatan II. Abdülhamit’in İslamcılığı yani Ümmetçiliği devletin resmi ideolojisi haline getirip uygulamaya soktuğunu söyleyen Eser sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Aklın düşüncesi yerine de vahyin yetiştireceği dindar ve kindar nesil tahayyül ediyordu. Olmadı, bu rüya tutmadı. Çünkü müslümanlar iktidar için önce, kendi içinde birbirlerini boğazladılar. Dünyada yaygınlaşan laiklik, pozitivizm, aydınlanma, ulus devlet inşa modellerine ve milliyetçilik akımlarıyla baş edemediler. Olan oldu, müslümanların birliğini hedefleyen Panislamizm, 1908’den itibaren İslam soslu Pantürkizm’e dönüştü. Bir ölçüde “Türk İslam Sentezi” ideolojisinin tohumlarının ekildiği dönem de diyebiliriz.”

    Eser, AKP’nin bugün ise 1908 öncesi ruhu yeniden çağıran siyasal seanslar düzenlediğine dikkat çekerek, “II. Abdülhamit’in yarım kalan rüyasını tutmanın gerekliliği vaaz ediliyor. Müslüman dünyanın merkezi olma ve halifeliği üstlenme rüyası var” dedi.

    ÜMMET İÇİN ÖNCELİKLİ ‘ÇOK HUKUKLU REJİME’ GEÇİŞ PROJESİ

    Bu noktada müftülere nikah kıyma yetkisi veren yasa tasarısına değinen Eser yazısında şu ifadeleri kullandı:

    “Müftülere nikâh yetkisi, hem bir aldatma ve hem de kadın düşmanı adımlardan bir tanesidir. Başta eğitim ve sağlık olmak üzere, ümmetin hukukunu tüm kamusal hizmetlerde ve kamusal alanda görünür kılmak için ideolojik ve teolojik ajandayı uygulamaktadırlar.

    İmama resmi nikâh yetkisini, salt “inanç özgürlüğü” ya da “laiklik” ile sınırlı tartışmak eksik olur. Siyasal İslamcılık ekseninde kurulan ümmetin yeni rejimi, attığı temel taşlarından biridir. Bu rejimin tek stratejisi var. Halkı din ile aldatmak ve arkasına almak. Uhrevi olanda birleşmeyi vaaz ediyorlar, ama dünyevi olanda ise halkı uzak tutuyorlar. İmanda birlik, alnın secdeye gelmesinde eşitlik, ama dünya malını paylaşmak ve insan hakları rejiminde eşitliğe hayır diyorlar. Düşünün ki, aynı imam “memur kimliği” ile bir kadına resmi dini nikâh kıyarken, aynı erkeğin ikinci, üçüncü ve dördüncü eşine resmi olmayan ve mezhepçi kimliği ile dini nikâh kıyabilecektir!

    Özetle; imamlara resmi nikâh kıyma yetkisi veren düzenleme, ümmet için öncelikle “çok hukuklu rejime” geçiş projesidir.”

    ‘İMAM NİKAHLI VE İMAM NİKAHSIZ’ AYRIŞMASI

    Bu düzenlemenin birçok açıdan sorunlu olduğunu vurgulayan Eser, şöyle sıraladı:

    • Kamu eliyle mezhepçiliği kurumsallaştırmak ve toplumsal çeşitliği yok saymaktadır. Farklı inançlar ve inanmayalar üzerinde sosyal baskı mekanizması kurmaktır.
    • Kadın haklarına saldırının ve Şer-i hukukun topluma dayatılmasıdır.
    • Toplumsal çeşitliğe ve farklı hayat tarzlarına yeni bir müdahaledir.
    • Dini nikâh kişinin kendi özel ve dini hayat tarzına ilişkin bir tercihidir. Bu konuda bugüne kadar tek bir sorun, engel yok iken, devletin Sünnilik üzerinden Alevilere, azınlık inançlarına ve inanmama hakkı kullananların üzerinde oluşacak baskılara yol vermektedir. “İmam nikâhlı ve imam nikâhsızlar” diyerek toplumsal kutuplaşmayı derinleştiren bir ayrımcılık düzenlemesidir.

    Eser, “Laiklik karşıtı ve evrensel hukuk normlarını çiğneyen bir uygulamaya karşı, haklar rejimini savunarak itiraz edilmelidir” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Eğitimde müftülükler sorumlu

    Eğitimde müftülükler sorumlu

    PİRHA – Bolu’da okullarda Diyanet’in hazırladığı program çerçevesinde müftülükçe görevlendirilen kişilerin eğitim vermesi ve veliler için Kuran kursu açılmasına yönelik protokol hayata geçirildi.

    Birgün Gazetesin’den Burcu Cansu’nun yaptığı habere göre Bolu İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Bolu Müftülüğü işbirliği ile okulöncesinden başlayarak okullarda gerçekleştirilecek eğitim için protokol imzalandı. Bolu İl Müftüsü Orhan Genç, İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Cengiz ve Bolu Valisi Aydın Baruş’un imzasının bulunduğu protokolle merkez ilköğretim okullarının tamamında, ilköğretim haftalık ders çizelgesinde bulunan iki saatlik ‘serbest zaman etkinliği’ dersinde, imam hatip mezunu ve sadece halk eğitim merkezinden sertifikalı kişilerce, değerler eğitimi verilmesi için işbirliği kararı alındı. Bolu’da eğitimi müftülüklerce görevlendirilen kişilerce 4 Ekim’de verilmeye başlandı.

    4- 6 YAŞ ÇOCUKLARA KURAN KURSU

    “Okulöncesine ve ilkokullarda kayıtlı öğrenciler ile diğer eğitim kurumlarında okuyan öğrencilere değerler eğitimi ve dini eğitim çalışmalarının yapılması” amacıyla imzalanan protokol kapsamında, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 4-6 yaş grubu için hazırlanan “Kuran Kursları Öğretim Programı”, uygulanacak. Kuran kursu öğretim programı il merkezi ve ilçelerde, Bolu İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı anaokulu, ilkokul müdürlükleri bünyesinde bulunan anasınıfları ile 2 ve 3’üncü sınıflarda verilecek. Protokole göre, programın duyurusu İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından yapılacak.

    KURAN KURSU DERSLERİNDE MÜFTÜLÜK SORUMLU

    Programların uygulanmasından ve kontrolünden Müftülük sorumlu olurken, “İlkokul 2 ve 3’üncü sınıflar ile anaokulu ve anasınıfı öğrencilerine yönelik düzenlenecek kuran eğitimleri, İl Müftülüğünce görevli 4-6 yaş öğrencilik formasyonu veya sertifikasına sahip en az önlisans ve lisans mezunu pedagojik formasyonu sahibi Müftülük personeli” tarafından verilecek.

    HER SINIF CAMİYİ ZİYARET EDECEK

    Protokole göre, “her sınıf ayrı ayrı veya okulca yılda bir kere okuluna en yakın cami”yi ziyaret edecek. İsteyen her okul kendi bünyesinde ve velilere yönelik olmak üzere kuran kursu öğreticileri sorumluluğunda dini gün veya gecelerde etkinlik yapabilecek. Öğrencilerin manevi ve kültürel değerler konusunda farkındalıklarının artırılması amacıyla tarihi camilere gezi düzenlenecek.

    Protokolde yer alan ve müftülüğe eğitimde etkin bir rol veren uygulamalar şöyle:

    *Müftülükçe görevlendirilen öğreticiler ana sınıflarda haftada 6, ilkokul 2 ve 3’üncü sınıflarda haftada ikişer saat ders verilecek.

    *Ders programları öğreticilerin diğer okullardaki ders programları da göz önüne alınarak okul müdürlerince hazırlanacak.

    *Hazırlanacak ders programları okul müdürleri tarafından tasdik edildikten sonra bir sureti mutlaka müftülüğe gönderilecektir.

    *Görevlendirilen öğrenciler okullarda en az 18 saat en fazla 30 saat derse girecek şekilde planlanacak.

    *Görevlendirilen öğreticiler Kuran kursu ders defterlerini EHYS programları doğrultusunda doldurup imzalayacaklar. Kurs bitiminde öğrenciler ders defterlerini müftülüğe teslim edecek.

    *Her öğretici ders saatinden 15 dk önce ders vereceği okulda / kursta hazır bulunacak olup, okulda dersi biten öğretici okuldan ayrılabilecek.

    *Görevlendirilen öğreticiler haftalık veya aylık ders planlarını, Diyanet İşleri Başkanlığı 4-6 yaş veya ihtiyaç odaklı ek programına göre hazırlayacak ve okul müdürleri tarafından tasdik edildikten sonra bir sureti her ayın başında müftülüğe teslim edeceklerdir.

    *Uygun sınıf ve ortamı bulunan okullarımızın öğrenci velilerine yönelik kuran kursu açılması taleplerine imkanlar ölçüsünde yerine getirilmeye çalışılacaktır.

    *Kuran eğitimine katılan öğrencilere kazanımlar doğrultusunda okul müdürlüklerince ödüllendirmelerin yapılması sağlanır.

    VELİLER İSTEMİYORUM DİYEMEYECEK

    Velilere imzalamaları için verilen muvafakat belgesinde “istemiyorum” yanıtının olmaması da dikkati çekti. Velilere imzalamaları için gönderilen muvafakatta “Bolu İl Milli Eğitim ve Bolu Müftülüğü arasında yapılan bir protokol gereği 2’inci ve 3’üncü sınıflarda haftada iki ders saati serbest etkinlik ders saatlerinde “Değerler Eğitimi” ne katılmasına izin veriyorum.

    Bolu genelinde eğitim veren okulöncesi öğrenim gören öğrencilere haftada 6, ilkokul 2 ve 3 sınıflarda öğrenim gören öğrencilere serbest etkinlik saatinde haftada ikişer saat Diyanet İşleri Başkanlığı’nca hazırlanan program çerçevesinde değerler eğitimi yapılmasına dair Protokol Valilik oluruyla uygun görüldü” yazısı yer aldı.

  • Müftülere nikah kıyma yetkisi alt komisyondan AKP’lilerin oylarıyla geçti!

    Müftülere nikah kıyma yetkisi alt komisyondan AKP’lilerin oylarıyla geçti!

    Birçok kesimin tepkisine rağmen müftülere nikah kıyma yetkisi veren madde AKP milletvekillerinin oylarıyla alt komisyonda kabul edildi. 

    “Nüfus Hizmetleri Kanunu İle Bazı Kanunlarda değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın İçişleri Bakanlığı Komisyonu’nda görüşülmesine devam ediliyor. Tasarının müftülere nikah yetkisi veren 6. maddesi AKP milletvekillerinin kabul edildi.

    CHP milletvekili Şenal Sarıhan tüm itirazlarına rağmen 6. maddenin komisyondan geçirildiğini, diğer maddeler için görüşmelerin devam ettiğini aktardı. Sarıhan tasarının yarın asıl komisyonda görüşüleceğini de bildirdi.

    Tasarının ilgili maddesi şöyle:

    “5490 sayılı kanunun 22. maddesinde yapılan değişiklikle evlendirme memurları arasına il ve ilçe müftüleri eklenmiştir.”

  • ‘Ülke yavaş yavaş şeriata doğru gidiyor’ -VİDEO

    ‘Ülke yavaş yavaş şeriata doğru gidiyor’ -VİDEO

    PİRHA-Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Pir Hüseyin Gazi Metin, müftülere verilen nikah kıyma yetkisine tepki gösterdi. Metin, ülkenin şeriata doğru adım adım gittiğinin bir göstergesi olduğuna dikkat çekti. Dedelere maaş verilmesine ise, “Hiçbir zaman devletin kendilerine önerdiği maaşı kabul etmeyin. Bu düzen, bu devlet faydası olmayan bir yerden hiç kimseye bir kuruş para harcar ne de yetki verir” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    Müftülere nikah yetkisi verilmesi ile Alevilere yönelik asimilasyon politikalarına ilişkin Hüseyin Abdal Ocağından Pir Hüseyin Gazi Metin PİRHA’ya konuştu.

    Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Hüseyin Gazi Metin, “Laikliğin olduğu yerlerde müftülüklere, hacılara, hocalara nikah kıyma yetkisi verme kadar yanlışlık yoktur” dedi.

    Ülkenin yavaş yavaş Cumhuriyet’ten kayarak şeriata doğru gittiğini düşünen Metin, ne müftünün ne hocanın ne de dedenin nikah kıymasının doğru olmadığını söyledi.

    “ALEVİLERE YÖNELİK ASİMİLASYON ÇABASIDIR”

    Pir Metin sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hiç kimsenin dinine, inancına, müftüsüne, hacısına karışmayan o müftülük ki, o diyanet ki, o bizi yönetenler ki hala Alevileri asimile etmek için elinden gelen gayreti yapıyorlarsa biz de konuşmak zorundayız. Sözde Alevilere de bir takım vaatlerde bulunuyorlar. Alevi dedelerinden ricam şudur: Hiçbir zaman devletin kendilerine önerdiği maaşı kabul etmemeleri. Bu düzen, bu devlet faydası olmayan bir yerden hiç kimseye ne bir kuruş para harcar ne de yetki verir.”

    ALEVİ DEDELERİNE VE DERNEKLERİNE ÇAĞRI

    Metin, Alevi dedelerinin ve derneklerinin asıl görevinin diyanetin kaldırılması, okullarda zorunlu din derslerinin kaldırılması yönünde mücadele olması gerektiğini söyledi.

    Pir Hüseyin Gazi Metin sözlerine şöyle devam etti:

    “Benim çocuğuma okulda namaz duası öğretiyor, bana da maaş verecek bunun adı ne, soyadı ne. Bizim yedi sülalemiz bir maaş için mi uğraştı acaba. Burada düzen kendi Alevisini kurmuş ve yaşatmaya çalışıyor. Umreye giden dedeler, senin sülalen mi gitti umreye, gri pasaportla Avrupa’ya dede gönderiyorlar. Bunun adı, soyadı belli. Devlet kendi Alevisini kurmak için uğraşıyor, bizler de gerçek Aleviliği yaşatmaya çalışıyoruz. Burada da Avrupa’da da. Karamsar değilim. Bir gün bunlar yenilecek, Alevi dedelerinden ve kurumlarından tek isteğimiz var, cem evlerinden Arapçayı tamamen kaldıracaklar. Kaldırmadıkları müddetçe bu memleketin tamamı şeriata doğru yönelir. Biz tanrıyı inkar etmiyoruz. Tanrıyı seviyoruz, insanı seven tanrıyı sever. Biz tanrıdan korkmuyoruz, insan korktuğuna tapar mı, sevdiğine tapar.”

    Semra ACAR

    SİVAS

  • Alevi Dedesi Öztürk’ten nikah tasarısına tepki: Toplumu müftülerle buluşturma projesi

    Alevi Dedesi Öztürk’ten nikah tasarısına tepki: Toplumu müftülerle buluşturma projesi

    PİRHA-Alevi Dedesi Sefa Öztürk, Türkiye’nin kabuk değiştirdiğini, Türkiye’nin bir değişim geçirdiği, sünni bir din devletinin bütün kurum ve kuruluşlarıyla daha belirgin, somut bir duruma geldiğini belirtti. Müftü nikahının dinsel evliliğin koşulu olduğunu vurgulayan Öztürk, “Herkes nikah kıydıracağına göre, toplumları müftülerle buluşturma projesidir. Çocuk evliliklerine kadar kadını toplumsal hayattan koparan fiil, din adamları eliyle meşruiyet kazanacaktır” dedi. 

    Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, müftülere nikah kıyma yetkisi verilmesi ve eğitim müfredatına cihatın yerleştirilmesiyle ilgili sosyal medya hesabında bir yazı paylaştı. Öztürk’ün “Gerçeklerle Yüzleşmek’ başlıklı yazıda Türkiye’nin bir değişim geçirdiği, sünni bir din devletinin bütün kurum ve kuruluşlarıyla daha belirgin, somut bir duruma geldiğini ifade etti.

    “YOK SAYILANLAR AĞIR BEDELLER ÖDER”  

    “Yaşananlara hep birlikte  tanıklık ediyoruz” diyen Öztürk, “Biz hala aslı astarı olmayan düzeysiz bir laf kalabalığının ortasındayız. Müftü nikahı ve cihatı tam olarak kavrayamadık galiba. Türkiye iktidara taşıdığı mezheplerle de tipik bir Ortadoğu ülkesi olma yolunda süratle kabuk değiştiriyor. Çıkarlar çeliştiğinde mezhepler- tarikatlar-cemaatlar arası egemenlik çatışması kaçınılmazdır. Bu durum yok sayılanların ve ötekilerin ağır bedeller ödemesi demektir” dedi.

    “KADINLAR TOPLUMSAL HAYATTAN KOPARILACAK”  

    Müftü nikahının dinsel evliliğin koşulu olduğunu vurgulayan Alevi Dedesi Sefa Öztürk, “Herkes nikah kıydıracağına göre toplumları müftülerle buluşturma projesidir. Müftülerin kurumsal kimliği gereği insanlarla nasıl ilişki kuracağı çok açıktır. Tecavüz edenle evlenmekten tutun, çocuk evliliklerine kadar kadını toplumsal hayattan koparan fiil, din adamları eliyle meşruiyet kazanacaktır. İtiraz eden olursa cihatı öğrenen gençlik ne güne duruyor, gereğini yapacaktır.” vurgusunu yaptı.

    “YAŞANANLARA SEYİRCİ OLAN HERKES TARİH ÖNÜNDE SORUMLUDUR”

    Tüm bu yaşananlara seyirci olan herkesin tarih önünde sorumlu olacağını belirten Öztürk, şunları kaydetti:

    “Bizim Muhammet Ali, Hatice, Fatıma, Hasan, Hüseyin, 12 imam sevgimiz test edilemez…Ama muhbirvari bir tavırla solcular Alevilerin içinden çekilsin demekte Alevice bir tavır değil. AKP, MHP ve diğer sağ partilerle her türlü işbirliği yapanlar Alevi asimilasyonunda sorumluluğu olanlardır ve bizlere yol tarif edemezler. Ne diyoruz; demokratik , laik, eşit yurttaşlığa dayalı, sosyal hukuk devleti. Zulmün karşısında olmayanlar, Aleviliğin yanında olamaz. Tanımladığı ve savunduğu yalan Alevilik olur. Sorun teorik değil, pratikte olma ve olgunlaşma sorunudur.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi Dedesi Piroğlu: Müftüye nikah kıyma yetkisi laik devlet anlayışını ortadan kaldırır- VİDEO

    Alevi Dedesi Piroğlu: Müftüye nikah kıyma yetkisi laik devlet anlayışını ortadan kaldırır- VİDEO

    PİRHA – Müftülüklere nikah kılma yetkisinin verilmek istenmesine ilişkin hazırlanan tasarıya Alevi pirlerinden sert tepkiler gelmeye devam ediyor. Alevi Dedesi Bektaş Piroğlu, “İktidar müftülüklere nikah kıyma yetkisini vererek laik devlet anlayışını çıkmaza sokuyor” dedi. 

    Müftülüklere nikah kıyma yetkisinin verilmek istenmesini Alevi Dedesi Bektaş Piroğlu Pir Haber Ajansına değerlendirdi.

    “KÜRT HALKINA YAPILAN ZULÜM YARIN ALEVİLERE DE YAPILACAKTIR”

    “Bizler resmi nikah dışında zaten kendi inancımız çerçevesinde  herkesin nikahını kıyardık” diyen Piroğlu, “Laik bir devlet ve bu devletin bir mekanizması vardır. Ancak nikah kıyma yetkisinin müftülüklere verilmesi ülkenin laiklik anlayışını çıkmaza sokar. Ve bugün Kürt halkına yapılan zulüm yarın Alevilere de yapılacaktır” şeklinde konuştu.

    “NİKAH KIYMA İŞLEMLERİ DEVLET KURUMLARINCA YAPILMALIDIR”

    Zorunlu din derslerine de değinen Alevi Dedesi Bektaş Piroğlu şunları kaydetti:

    “Aleviler çocuklarını okula ve dershanelere gönderiyor. Ama okul ve dershaneler de Alevi  çocuklarına siz de namaz kılacaksınız ve ibadet edeceksiniz diyecekler. Ve ileriki yıllarda yobaz  bir toplumla karşı karşıya geleceğiz. Bu da bizi daha karanlık bir sürece götürecektir. Bu yüzden nikah kıyma işlemleri devlet kurumları tarafından yapılmalıdır. Aksi taktirde laik devlet anlayışı ortadan kalkar.”

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP ve HDK’den müftülere nikah yetkisi verilmesine tepki: Kadınların kazanımları yok edilemez

    HDP ve HDK’den müftülere nikah yetkisi verilmesine tepki: Kadınların kazanımları yok edilemez

    HDP ve HDK Kadın Meclisi, müftülüklere nikâh yetkisinin verilmesine ilişkin yasa tasarısına tepki göstererek, bütün kadınları yasa tasarısına karşı durmaya çağırdı.

    HDP ve HDK’nin ortak açıklamasında, “Nüfus Hizmetleri Değişiklik Yasa Tasarısı kadınların tüm kazanımlarını; binbir emek ve mücadeleyle elde edilen evlilik, miras, boşanma haklarını gasp edecek bir tasarıdır. Kadınları ve çocukları yasalar nezdinde de güvencesiz kılacak bir tasarıdır. Biz HDP’li kadınlar olarak bu tasarıyı kabul etmiyoruz!” denildi.

    “BİN BİR ÇEŞİT SÖZ CAMBAZLIĞI YAPILIYOR”

    Yasa tasarısının kadın kazanımlarını yok etmeye yönelik olduğunun ifade edildiği açıklamada, kadınların bu duruma izin vermeyecekleri belirtildi.

    Açıklamada, “Isıtıp ısıtıp önümüze getirdiğinizin ne olduğunu biliyoruz, binbir çeşit söz cambazlığıyla “yasada değişiklik” adı altında sahtekârlık yaptığınızın da farkındayız. Hakikaten siz kadınlardan daha akıllı olduğunuza mı inanıyorsunuz! Kadın milletvekilleri tutuklayıp, onların milletvekilliklerini düşürüp Meclis’te hiç utanmadan önerdiğiniz bu yasalarla kadınların kazanımlarını da gasp etmeyi planlıyorsunuz. Ama biz buna izin vermeyeceğiz. Daha büyük bir direngenlikle, tüm kadınları bu “yasa tasarısı”na karşı durmaya çağırıyoruz” ifadeleri kullanıldı.

    HDP ve HDK’nin ortak açıklaması şu şekilde:

    “Kadınların Kazanımları Yok Edilemez!

    Müftülere nikâh yetkisi veren, evlilikle Türkiye vatandaşlığına geçenler için “genel ahlak” kriteri getiren ve sağlık personelinin takibi dışında doğan çocukların doğum bildiriminin sözlü beyanla yapılmasını yeterli bulan Nüfus Hizmetleri Değişiklik Yasa Tasarısı kadınların tüm kazanımlarını; binbir emek ve mücadeleyle elde edilen evlilik, miras, boşanma haklarını gasp edecek bir tasarıdır. Kadınları ve çocukları yasalar nezdinde de güvencesiz kılacak bir tasarıdır. Biz HDP’li kadınlar olarak bu tasarıyı kabul etmiyoruz!

    Saray-AKP hükümetinin kadınlara düşman politika üretme ve yasa yapma süreçleri bu tasarının sunulmasıyla başlamadı. 2015’te Anayasa Mahkemesi üyelerinin resmi nikâh kıymadan dini nikâh kıyan imam ve çiftlere ceza verilmesini ortadan kaldıran kararı, akabinde 2016 yılında çocukların cinsel ilişkiye rıza yaşının 15’ten 12’ye indirilmesi girişimi ve şimdi dini makamlar olan müftülüklere nikâh yetkisi verilmesi tasarısı, kadınlara yönelik sistematik bir saldırının göstergesidir.

    “ÇOK EŞLİLİĞİN ÖNÜ AÇILIYOR”

    Bu tasarıyla faşist devlet anlayışı; erken yaşta ve zorla evliliklere teşvik etmek, erkek çokeşliliğinin önünü açmak, kadınları boşanma ve miras hukukunun dışına itmek, kız çocuklarının tecavüz sonrası hamileliklerinde istismarcıların korunmasını ve cezasız kalmasını sağlamak, doğumlarda anne ve bebek sağlığını riske atmak ve “genel ahlak” gibi göreceli ve belirsiz kavramlarla kadın bedenini, cinselliğini ve iradesini denetlemek istemektedir. Çağdaş, demokratik ve cinsiyet eşitlikçi hukuk yerine mezhepçi hukuka referansı olan bu erkek devlet zihniyetini teşhir ediyoruz.

    “ANAYASA’NIN EŞİTLİK VE LAİKLİK İLKESİ İHLAL EDİLİYOR”

    Hafızamız buradadır: Bir zaman önce AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın Avrupa kurumlarından siyasi sermaye kazanmak için Brüksel’de Medeni Kanun’la övündüğünü hatırlıyoruz. Erdoğan, daha düne kadar uluslararası kurumlara, laiklik ilkesinin teminatı olarak bu kanunu gösteriyor, İstanbul Sözleşmesi’ni törenlerle, şenliklerle imzalıyordu. Şimdi Saray-AKP hükümeti bu sermayeyi tüketmiş ya da bu sermayeden umudunu kesmiş olmalı ki kadınların direniş ve mücadeleyle elde ettiği Medeni Kanun’la kazandıkları tüm hakları gasp etmeye çalışıyor, CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi gibi altında Türkiye’nin imzasının olduğu uluslararası sözleşmeleri tanımıyor, Anayasa’nın eşitlik ve laiklik ilkesini ihlal ediyor.

    “KADINLARIN MÜCADELESİNİ VE KAZANIMLARINI YOK ETMEYİ AMAÇLIYORLAR”

    Oysa kadın örgütleri ‘Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar İle Boşanma Olaylarının Araştırılması Ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu’nun Raporu’na da aynı şerhi düştü, “bu bir komisyon raporu değil bir hükümet programıdır ve kadınların hakları, mücadelesi ve kazanımlarını yok etmeyi amaçlamaktadır” dedi. Niyet okuma dediler, abartı dediler.

    “KADIN ÖRGÜTLERİ SUSTURULUYOR”

    Öte yandan ana akım medyada kadınların bu yasa tasarısına yönelik itirazlarının duyurulması engelleniyor, tasarı stüdyolarda erkek erkeğe tartışılıyor, bu haklar için yıllardır mücadele den kadınlar, kadın örgütleri susturulmaya çalışılıyor. Bu zihniyeti reddediyoruz!

    “FAŞİZMİN MEZHEPÇİ ERKEK EGEMEN YÜZÜ”

    Gerçekte kadınların özgür ve eşit olmadığı, kadınların her 3 evliliğinden birinin çocuk yaşta gerçekleştiği, erkek aklının devletin tüm kurumlarına sirayet ettiği bir toplumda kadınların kazanımlarına yönelmektir faşizmin erkek egemen yüzü! Kadın kurumlarının ve kadın sığınaklarının devlet eliyle kapatıldığı, belediyelere kayyum atandığı ve kadın çalışmalarının engellendiği bir coğrafyada kadınları güvencesiz bırakan yasaları önermektir faşizmin erkek egemen yüzü. Binlerce nikâh memurunun olduğu, dini nikâh kıymanın önünde hiçbir engel ve kısıtlamanın olmadığı, belirli bir mezhep dışındaki inançların gündelik ve toplumsal yaşamda ağır ayrımcılıklara uğradığı bir ülkede “din ve vicdan özgürlüğü” diyerek alenen söz cambazlığı yapmaktır faşizmin mezhepçi erkek egemen yüzü!

    “MEZHEPÇİ ERKEK DEVLET AKLI”

    Bu mezhepçi erkek devlet aklına soruyoruz: Komisyon Raporu’nun bir hükümet programı olduğunu görmediğimizi mi sanıyorsunuz? Binbir emek ve özveriyle kazandığımız haklarımızın elimizden alınmasına susacağımızı mı sanıyorsunuz? Çocuk yaşta ve zorla evliliklere göz yumacağımızı mı zannediyorsunuz? Yoksa‘genel ahlak’ın kimin ahlakı olduğunu bilmediğimizi mi düşünüyorsunuz? Doğum ve sonrasında sağlık hakkımızın ihlal edilmesini görmezden geleceğimize mi inanıyorsunuz? Öyleyse şunu iyi bilin: Siz büyük bir yanılgı içindesiniz!

    Isıtıp ısıtıp önümüze getirdiğinizin ne olduğunu biliyoruz, binbir çeşit söz cambazlığıyla “yasada değişiklik” adı altında sahtekârlık yaptığınızın da farkındayız. Hakikaten siz kadınlardan daha akıllı olduğunuza mı inanıyorsunuz!

    Kadın milletvekilleri tutuklayıp, onların milletvekilliklerini düşürüp Meclis’te hiç utanmadan önerdiğiniz bu yasalarla kadınların kazanımlarını da gasp etmeyi planlıyorsunuz. Ama biz buna izin vermeyeceğiz. Daha büyük bir direngenlikle, tüm kadınları bu “yasa tasarısı”na karşı durmaya çağırıyoruz.

    Kadınların Kazanımları Yok Edilemez!”

    (HABER MERKEZİ)