Etiket: müftülük

  • PSAKD Dersim Şube Başkanı Kaya: İnancımız üzerinde asimilasyon kabul edilemez-VİDEO

    PSAKD Dersim Şube Başkanı Kaya: İnancımız üzerinde asimilasyon kabul edilemez-VİDEO

    PİRHA-Munzur Üniversitesi’nde Tunceli Müftülüğü’nün ‘Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi’ açmasına tepki gösteren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, “Alevi inancındaki değerlerimiz üzerinden asimilasyon politikası uygulanması kabul edilemez” dedi.

    Dersim’de uygulanan asimilasyon politikaları her geçen gün artarak devam ediyor. İnanca, Dersim kültürüne, doğasına, diline yönelik asimilasyon ve yok sayma politikaları uzun süreden beri sürüyor. 1937-1938’de Dersim Katliamı, 1994 köy boşaltmaları, barajlar, maden ocakları, inanç merkezlerine yapılan peyzaj projeleri, Alevi köylerine cami yapılması ve karakollardan hoparlörle ezan okutulması gibi uygulanan birçok asimilasyon politikası var.

    Son olarak Tunceli Müftülüğü’nün, Munzur Üniversitesi’nde ‘Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi’ açmasına Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, tepki gösterdi.

    “ASİMİLASYON POLİTİKALARI GEÇMİŞTE DE UYGULANDI”

    Uzun yıllardır Alevi inancını asimile etme çabalarının devam ettiğini söyleyen Ekber Kaya, “Yüzlerce yıldır yapılan asimilasyon politikaları karşılık görmedi, eğer yapılan politikalar karşılık görmediyse Şeyh Bedrettin, Pir Sultan ve Hallacı Mansur gibi önderlerimiz bu politikalara karşı mücadele ettiler ve bu uğurda canlarını verdiler. Ama ne yazık ki günümüzde de bu beyhude çabalar farklı versiyonlarda devam ediyor. Bugün uygulanan politikalar 80’lerde, 90’larda, köy boşaltmalarında, çocuklarımızın imam hatip okullarına gönderilmesi, köylere camiler yapılması gibi asimilasyon politikaları uygulandı ama hiçbir şekilde sonuç vermedi. Bu politikalar en başta İslam inancına zarar veriyor, İslam inancı başka inançlar üzerinde hegemonya kurup onları değiştirip dönüştürmek değil” dedi.

    “HALKIMIZIN DEĞERLERİYLE KİMSENİN OYNAMA HAKKI YOK”

    Munzur Üniversitesi’nin Diyanetin ve müftülüğün dayatma politikalarını kentte uygulayan başlıca kurumlardan biri haline geldiğini vurgulayan Kaya, şunları kaydetti:

    “Alevi inancındaki değerlerimiz üzerinden asimilasyon politikası uygulanması kabul edilemez. Sanki Dersim’in demografik yapısının değiştirilme kararı alınmış ve bu doğrultudaki planlar valiler, kurumlar ve üniversite üzerinden hayata geçiriliyor. Halkımızın değerleriyle kimsenin oynamaya hakkı yok, Dersim coğrafyası kutsal topraklardır ve her inanca mensup insan özgürce yaşam hakkı bulabilir. Artık birileri bizim inancımızı değiştirmeye çalışmasın ve kutsallarımızı kullanmasınlar.”

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    -Bir asimilasyon politikası: Dersim’de ‘Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi’ açıldı-VİDEO
    -Önlü: Dersim’de bulunan devlet kurumları asimilasyonun yürütücüsü konumundadır
    -Erkan’dan, Dersim’de Diyanet faaliyetlerine tepki: Hükümet Anayasaya uymak zorunda-VİDEO
    -HDP Dersim İl Eşbaşkanı Yıldız: Tunceli Müftülüğü Alevileri asimile etmek istiyor-VİDEO
    -Nesimi Genlik: Aleviliğe yapılan zulmün bir örneğidir-VİDEO

  • Tunçdemir: MEB’in müftülüklerle yaptığı protokollere sessiz kalmak onaylamaktır

    Tunçdemir: MEB’in müftülüklerle yaptığı protokollere sessiz kalmak onaylamaktır

    PİRHA- Eski PSAKD Kartal Şube Başkanı, Eğitimci Songül Tunçdemir, Amasya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İl Müftülüğü arasında geçtiğimiz ay imzalanan ‘Ahlak eğitimi protokolü’ne ilişkin konuşarak, “Anayasanın laiklik ilkesi gasp ediliyor. Çocuklardan, din dersinde öğrenilen bilgiler doğrultusunda yaşamaları isteniyor. Özellikle Eğitim Sen ve Alevi kurumlarının böyle durumlara anında tepki vermesi çok önemli” dedi. 

    Amasya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İl Müftülüğü arasında geçtiğimiz ay ‘Ahlak eğitimi protokolü’ imzalandı. Söz konusu protokol, ‘Ahlak eğitimi’ adı altında her okulda ve yurtlarda öğrencilere, öğretmenlere seminer verme, eğitim faaliyeti yapma, pano kullanma, afiş asma, broşür dağıtma gibi faaliyetleri içeriyor.

    Eski Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kartal Şube Başkanı, Eğitimci Songül Tunçdemir, imzalanan protokole ilişkin konuşarak; Anayasa’nın laiklik ilkesinin gasp edildiğini ve AKP iktidarının ülkeyi şeriat düzenine götürmeye çalıştığını söyledi.

    Bu tür protokollere demokrasi, laiklik ve özgürlüklerden yana olan tüm kurumların ve kişilerin tepki göstermesi gerektiğini de vurgulayan Tunçdemir, sessiz kalmanın onaylamak olduğunu, bunları yapanlara cesaret verdiğini aktardı.

    “ÇOCUKLARDAN, DİN DERSİNDE ÖĞRENİLEN BİLGİLER DOĞRULTUSUNDA YAŞAMALARI İSTENİYOR”

    Tunçdemir, imzalanan ‘Ahlak eğitimi protokolü’nün, eğitim ve öğretime uzun zamandır yerleştirilmeye çalışılan siyasal islam politikalarını meşrulaştırma aşamalarından biri olduğunu söyledi.

    AKP’nin iktidarı boyunca fiili olarak bu tür uygulamaları olduğunu, bu işbirliği protokolü ile bunu pekiştirdiğini kaydeden Tunçdemir sözlerine şöyle devam etti:

    “Geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde kurulan Diyanet Akademisi de bu amaca hizmettir. İmzalanan bu protokolle temel eğitim ve orta öğretim çağındaki öğrencilere milli, manevi, ahlaki değerlerin benimsetilmesi amaçlanıyor. Her okulda ve pansiyonlarda öğrencilere, öğretmenlere seminer verme, eğitim faaliyetleri yapma, pano kullanma, afiş asma, broşür dağıtmaya ilişkin faaliyetleri içeren protokol, okuldaki tüm faaliyetlerin din yapılacağını çağrıştırıyor ki öyle de olacaktır. Bunun ne anlama geldiğini hepimiz biliyoruz. Din kültüründe öğrenilen bilgiler doğrultusunda çocukların yaşamın her alanında bu bilgilere uygun davranması, öğrendiklerini yaşamının her alanında uygulaması ve kontrol altına alınması anlamına geliyor.”

    “BU TÜR PROTOKOLLERLE ANAYASANIN LAİKLİK İLKESİ GASP EDİLİYOR”

    Ahlak kavramının dinlerden önce oluşan bir kavram olduğunu ve dinlerden bağımsız olduğunu ifade eden Tunçdemir, “Ahlaki, milli ve manevi değerleri sadece Sünni-İslam ile bağdaştıran bir yönetimle karşı karşıyayız. Yani İslamiyeti kabul etmişsen ve bunun gereklerini yerine getiriyorsan ahlaklı bir bireysin, değilsen senin ahlakın yok. Bu durum farklı inançtan olanlara, inanmayanlara daha çok mahalle baskısı demek. Ayrıca bu protokolle Anayasanın laiklik ilkesi gasp ediliyor. Kendi bekasını güçlendirmek için dini duyguları sömürmekten hiç geri kalmayan siyasal iktidar, anayasanın laiklik ilkesini ayaklar altına almaktan hiç çekinmiyor. AKP iktidarı anayasal suç işliyor. Ülkemizi götürmek istediği nokta ise şeriat düzeni” şeklinde konuştu.

    “SESSİZ KALMAK ONAYLAMAK VE BUNU YAPANLARA CESARET VERMEKTİR”

    Amasya Eğitim Sen Şubesi’nin bu protokolün yürütmesinin durdurulması için mahkemeye başvurmasının yerinde bir karar olduğunu aktaran Tunçdemir, Amasya’nın siyasi iktidar tarafından seçilen pilot bölge olduğunu düşündüğünü dile getirdi.

    Bu tür uygulamaların önümüzdeki süreçte diğer illere de yayılacağının altını çizen Songül Tunçdemir, “Özellikle Eğitim Sen ve Alevi kurumlarının böyle durumlara anında tepki vermesi çok önemli. Bu tepkilerin demokrasi, laiklik ve özgürlüklerden yana olan tüm kurumlar tarafından büyütülmesi gerekiyor. Sessiz kalmak onaylamak ve bunu yapanlara cesaret vermektir. Biz karanlığa karşı aydınlığı örgütlemeliyiz, tıpkı güçlü bir kampanyayla ana sınıfına indirilmek istenen zorunlu din derslerini engellediğimiz gibi bu tür uygulamaları da engelleyebiliriz. Söz konusu olan çocuklarımız, yani bu ülkenin geleceği. Söz konusu olan bu ülkenin kadim halkları ve kültürel değerleri. Bu ülkede yaşayan tüm farklılıkların kendi rengiyle bir arada kardeşçe yaşayabilmesi tek tipleştirici politikalarla mümkün değildir. Bizler, her türlü ayrımcılığın karşısında durmalı ve ayrıştırıcı, baskılayıcı politikalara karşı mücadelemizi büyütmeliyiz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Camiye çevrilen Şah Kalender Veli Türbesi’nin Alevilere iadesi için müftülüğe dilekçe verildi

    Camiye çevrilen Şah Kalender Veli Türbesi’nin Alevilere iadesi için müftülüğe dilekçe verildi

    PİRHA- Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Sele Köyü’nde bulunan ve Alevi toplumu için kutsal olan Şah Kalender Veli Türbesi camiye çevrilmişti. Türbe çevresinde dedelik yapan Hamdi Yurdakadim avukatı aracılığıyla Çubuk Müftülüğü’ne başvurarak, türbeden ‘cami’ ibaresinin kaldırılmasını ve Alevi yurttaşlara iade edilmesini istedi.

    Alevi toplumu için kutsal olan, cemlerini yapıp ibadetlerini yerine getirdikleri türbeler, asimilasyon politikaları kapsamında gasp edilerek camilere çevriliyor.

    Bu durumun son örneği ise Ankara’da yaşandı. Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Sele Köyü’nde bulunan Şah Kalender Veli Türbesi camiye çevrilmişti.

    Şah Kalender Veli Türbesi çevresinde dedelik yapan Hamdi Yurdakadim, avukatı aracılığıyla Çubuk Müftülüğü’ne başvuruda bulunarak, türbeden ‘cami’ ibaresinin kaldırılmasını ve Alevi yurttaşlara iade edilmesini istedi.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kurucu Başkanı Murtaza Demir, hukuki olarak ilk adımın atıldığını ve söz konusu türbenin gerçek sahipleri olan Alevilere devredilinceye kadar mücadele edeceklerini belirtti.

    “ALEVİ-BEKTAŞİ İNANCINDAKİ VATANDAŞLARIMIZIN TOPLANDIĞI, CEM İBADETLERİNİ YAPTIKLARI YERDİR”

    Diyanet İşleri Başkanlığı Çubuk Müftülüğü’ne verilen dilekçede şu ifadelere yer verildi:

    “Alevi-Bektaşi inancına sahip Çubuk ilçesi Sele Köyü’nde yüzyıllardır çevrede bulunan diğer Alevi-Bektaşi inancına sahip vatandaşların yaşadığı yerleşim yerlerinin bir inanç merkezi halinde işlev gören Şah Kalender Veli Türbesi ve türbe içinde Alevi-Bektaşi inancına mensup vatandaşlarımızın toplandığı, cem ibadetlerini yaptıkları müştemilat ve bahçenin bulunduğu yerlerde maddi ihtiyacı ve hukuka aykırı olarak verilmiş olunan ‘Cami Beratı’nın kaldırılmasını, aynı zamanda anılan Şah Kalender Veli Türbesi ve çevresinde dedelik yapan vekilim Hamdi Yurdakadim’in vekili olarak arz ve talep ederim.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Eğitim Sen, Amasya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Müftülüğü’nün imzaladığı protokolü yargıya taşıdı

    Eğitim Sen, Amasya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Müftülüğü’nün imzaladığı protokolü yargıya taşıdı

    PİRHA- Eğitim Sen Amasya Şubesi, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İl Müftülüğü arasında geçtiğimiz ay imzalanan ‘Ahlak eğitimi protokolü’nün laikliğe aykırı olduğunu belirterek söz konusu protokolün yürütmesinin durdurulması ve iptali için dava açtı.

    Eğitim Sen Amasya Şubesi, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İl Müftülüğü arasında geçtiğimiz ay imzalanan ‘Ahlak eğitimi protokolü’nün laikliğe aykırı olduğunu belirterek söz konusu protokolün yürütmesinin durdurulması ve iptali için dava açtı.

    Söz konusu protokol, ‘Ahlak eğitimi’ adı altında her okulda ve yurtlarda öğrencilere, öğretmenlere seminer verme, eğitim faaliyeti yapma, pano kullanma, afiş asma, broşür dağıtma gibi faaliyetleri içeriyor.

    “KISA SÜRE ÖNCE ŞAİBELİ İTHAMLARLA GÖREVDEN ALINAN MÜDÜR ‘AHLAK EĞİTİMİ’ VERECEK!”

    Eğitim Sen Amasya Şubesi Yönetim Kurulu konuya ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Yapılan açıklamada; “Kısa süre önce şaibeli ithamlarla görevden alınan Amasya İl Milli Eğitim Müdürü’nün, Amasya İl Müftülüğü ile imzaladığı protokolle müftülüğün ‘Ahlâk eğitimi’ adı altında her türden okulda ve pansiyonlarda öğrencilere, öğretmenlere seminer verme, eğitim faaliyeti yapma, pano kullanma, afiş asma broşür dağıtma faaliyetleri yürütmesinin önü açılmıştır” ifadelerine yer verildi.

    “LAİK EĞİTİM İLKESİ AÇIKÇA YOK SAYILIYOR”

    Daha önce yargının söz konusu protokollere karşı verdiği yürütmesinin durdurulması ve iptaline ilişkin kararların anımsatıldığı açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Bu konuda çok açık ve bağlayıcı yargı kararları olmasına rağmen Milli Eğitim yine hukuksuz olarak yetki devri yapmakta, Anayasa ile güvence altına alınan ‘laik eğitim’ ilkesini yok etmektedir. Kısacası yine hukukun arkasından dolanmaktadır. Tarikatların, cemaatlerin, dernek ve vakıfların ideolojilerini hâkim kılmak amacı güderek bakanlık veya milli eğitim müdürlükleri ile yaptıkları protokolleri dava ediyoruz. Tüm uyarılarımıza, yaşanan acılara rağmen milli eğitim müdürlükleri ve bakanlık boş durmuyor. Yine gençliğe ideolojik olarak yönelip gönüllü gibi görünen fakat uygulamaları ile zorunlu hale getirilen, yeni protokoller imzalıyor. Amaçlarının masumane ‘ahlak’ eğitimi olduğunu savunuyor, itiraz edenleri dinsizlikle itham ediyor, kamuoyu önünde kendilerini haklı ilan ediyorlar.”

    “YAPILAN BU TÜRDEN PROTOKOLLERE KARŞI DURUYORUZ”

    Hak ve özgürlüklerimizden vazgeçmeyecekleri vurgusu yapılan açıklamada son olarak; “Yapılan bu türden protokollere karşı duruyoruz. Eğitim Sen Amasya Şubesi Yürütme Kurulu’nun takibi ile Eğitim Sen Genel Merkezi tarafından ‘Yürütmeyi durdurma ve iptal’ başvurusu yapılarak konuyu yargıya taşımış bulunuyoruz” denildi.

    PİRHA/AMASYA

  • Cemevine gelip tokalaşmayan ve çay içmeyen müftülük görevlilerine tepki

    Cemevine gelip tokalaşmayan ve çay içmeyen müftülük görevlilerine tepki

    Antep’te kaymakamlık tarafından cemevinde düzenlenen toplantı Alevilerin tepkisini çekti. Müftülük görevlileri kendilerine verilen çayları dahi içmedi.

    Antep’in Yavuzeli İlçesine bağlı Sarılar Köyü Cemevinde Kaymakamlık tarafından “Bilinçli Toplum Aydınlık Yarınlar Projesi” adıyla toplantı düzenlendi.

    Toplantıya Yavuzeli Müftülüğü de katıldı. Türbanlı öğretmenlerin erkeklerle tokalaşmaması, ikram edilen çayları içmemesi, müftülük görevlisinin cemevindekilere vaaz vermesi tepkilere neden oldu.

    Hüseyin Badem adındaki köylü, “Buraya gelen misafirlerimizin başımızın üstünde yeri var. Ancak misafirlerimiz dostça uzattığımız elimizi boşta bırakıyor. İkram ettiğimiz çaylarımızı bile içmiyor” diye tepki verince tartışma çıktı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Çocuklara ‘değerler eğitimi’ dersini verecek öğretmeni müftülükler belirleyecek

    Çocuklara ‘değerler eğitimi’ dersini verecek öğretmeni müftülükler belirleyecek

    Okullarda çocuklara ‘değerler eğitimi’ dersini verecek öğretmenleri müftülükler belirleyecek

    Vakıflar ve derneklerle imzalanan protokoller, eğitim sistemi içinde giderek daha çok yer kaplıyor. Bu protokoller kimi zaman müftülükler ve Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden hayata geçiriliyor.

    Eğitim alanında protokoller üzerinden yürütülen süreç, ülkenin her yerinde devam ettiriliyor. Çeşitli vakıflar ve derneklerle imzalanan protokoller, müftülükler ve Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden de yaşama geçiriliyor. Geçen günlerde bazı illerdeki okul öncesi kurumlara ve ilkokullara “valilik oluru” ile gönderilen yazıda, “İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İl Müftülüğü arasındaki iş birliği ile okul öncesi ve ilkokullarda kayıtlı öğrencilere değerler eğitimi verilerek milli, manevi, kültür ve ahlaki gelişmelerinin sağlanması amaçlanıyor” denildi. Yazıda, “bu protokol kapsamında görevlindirilecek olan eğitimciler ilkokul için en az ön lisans mezunu veya pedagojik formasyona sahip, okul öncesi kurumlarında ise en az ön lisans mezunu veya 4-6 yaş öğreticilik sertifikasına sahip kişiler arasından İl Müftülüğü tarafından görevlendirilecektir” ifadesi bulunuyor.

    “EĞİTİM, MEB KARARIYLA MÜFTÜLÜKLERE BIRAKILIYOR”

    Cumhuriyet’ten Figen Atalay’a konuşan Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, yapılan protokollere tepki göstererek şu değerlendirmeyi yaptı:

    ”Okul öncesi eğitimde yer alan öğrencilerimizin ‘okul öncesi eğitim programı’ üzerinden haftalık 30 saatlik eğitim hakkı da yok sayılarak, pedagojik formasyon almamış eğitimci niteliği taşımayan kişiler tarafından ‘Değerler Eğitimi’ adı altında çalışmalar gerçekleştiriliyor. Bu yaş grubu için bütün kazanımlar 30 saat üzerinden planlanıyor. Bunun 6 saatine müftülüğün belirlediği kişiler giriyor. Müftülük, Milli Eğitim Bakanlığı’nın üstünde bir yerde tanımlanıyor. Eğitim, MEB kararıyla müftülüklere bırakılmış oluyor.

    “PEDAGOJİK BİR KARŞILIĞI YOK”

    Ayrıca dünyanın her yerinde 4-6 yaş grubu çocuklara soyut bilgiler verilmesinin pedagojik bir karşılığı olmadığı, aksine çocukların bilişsel, psikolojik gelişimlerine telafisi olmayacak zararlar vereceği eğitimciler tarafından ortaklaşılan en temel ilkeler arasında yer almasına rağmen ısrarla bu protokollerin hayata geçirilmesi politikaları sürdürülmektedir.”

    “CİNSİYETÇİ BİR YAKLAŞIM”

    Toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesinin, eğitim alanından, çıkarılan yasalar, yönetmelikler ve düzenlemeler ile adım adım ortadan kaldırıldığına dikkat çeken Aydoğan, ”STK’ler adıyla ideolojik çalışma yürüten yapıların toplumsal cinsiyet eşitliğine bakış açısı kamuoyuna yaptıkları açıklamalar ve uygulamaları ile ortadadır. TÜGVA’nın 81 ilde yer alan yapılanmasında bir tane dahi kadının bulunmaması bile kadınlara yönelik bakış açısının bir fotoğrafıdır. Bu yapıların eğitim kurumlarında yürüteceği çalışmaların cinsiyetçi bir yaklaşımla yaşama geçirileceği çok net bir gerçekliktir” dedi.

    TÜRKİYE’NİN DE TARAFI OLDUĞU SÖZLEŞMELERİ HATIRLATTI

    Türkiye’nin, 1985 yılında CEDAW Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi, 2011 yılında İstanbul Sözleşmesi Kadına Karşı Şiddetin ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni imzaladığını hatırlatan Aydoğan şöyle devam etti:

    ”Kadınların yürüttüğü mücadelenin, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadın cinayetleri konusunda oluşan muhalefetin sonucunda hükümet bu sözleşmelerden kaynaklı yükümlülüklerinin gereğini yapmak zorunda kaldı. MEB ve YÖK toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı hareket etme konusunda adımlar atmaya başladı.

    “DUYARLI VATANDAŞLAR”

    Mücadele sonucunda kazandığımız hakları her dönemde çeşitli vesayet mekanizmaları hedef aldı. Ancak gelinen süreçte cinsiyetçi ideolojilerinin gereği olarak toplumsal cinsiyet eşitliğini hedef alan MEB ve YÖK’ün politikalarını belirleyen vesayet mekanizmalarının saldırıları daha da yoğunlaştı. Bu vesayet mekanizmasının en önemli özelliği “duyarlı vatandaşlar” adı verilen, tepki göstereceği ön kabulü ile hareket edilen, MEB ve YÖK’ü kendi politik çizgisi doğrultusunda hareket etmeye zorlayan kesimlerdir. Bu vesayet mekanizması MEB’ in ve YÖK’ ün politikalarını belirleyen temel aktörler haline geldi.

    “KAZANIMLARIMIZ MEB VE YÖK TARAFINDAN ORTADA KALDIRILIYOR”

    Toplumsal cinsiyet eşitliği, öğretim, özel eğitim ve rehberlik, yüksek öğretim programlarından, sosyal etkinlikler etkinlikler yönetmeliğinden çıkarıldı. Vesayet mekanizmalarının toplumsal cinsiyet eşitliğini hedef alan saldırıları sonucunda mücadele ederek elde ettiğimiz kazanımları her geçen gün kaybediyoruz. Adım adım kazanımlarımız MEB ve YÖK tarafından ortadan kaldırılıyor.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Anaokullarında Kur’an kurslarının önü açıldı

    Anaokullarında Kur’an kurslarının önü açıldı

    Diyanet, 4-6 yaş arası çocuklara yönelik Kur’an kurslarıyla yetinmeyerek gözünü MEB’e bağlı anaokullarına dikti. Edirne’de, Milli Eğitim Müdürlüğü ve Müftülük arasında imzalanan protokolle, “Kuran Kursları Öğretim Programı”nın anaokullarında uygulanmasının önü açıldı.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın eğitim alanındaki ortaklıklarına bir yenisi daha eklendi. Edirne Milli Eğitim Müdürlüğü ile Edirne Müftülüğü arasında imzalanan “Okulöncesi Eğitimi Protokolü” ile anaokulu ve anasınıfı öğrencilerine yönelik Kur’an ve dini bilgiler eğitimleri düzenlenmesinin önü açıldı.

    KURAN KURSLARI DÖRT YAŞA KADAR İNDİ

    Sayıları beş bine yaklaşan 4-6 yaş arası çocuklar Kur’an kurslarıyla dini eğitimi 4 yaşa kadar indiren Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yeni hedefi MEB’e bağlı anaokulu ve anasınıfları oldu. Edirne’de Müftülük ve Milli Eğitim Müdürlüğü arasında imzalanan protokolle, okul öncesi eğitim kurumlarındaki çocuklara yönelik Kur’an kursları öğretim programının uygulanması kararlaştırıldı. Müftülüğün, Kur’an kursu öğreticileri ve Müftülük görevlileri arasından belirlediği kişilerin anaokullarında haftada 10 saate kadar dini eğitim vereceği ortaya çıktı.

    2018-2019 eğitim öğretim yılının ikinci dönemi itibarıyla başlayacak ve 2022-2023 yılı sonuna kadar devam edecek projenin protokolünde veli izin formları da yer aldı. BirGün’ün ulaştığı protokolde, “Programla öğrencilerimize, haftada her sınıfa altı saat Kur’an Kursları Öğretim Programı uygulanacaktır. Kuran Kursları Öğretim Programı’nın öğrencinize verilmesine ilişkin onayınızı almak amacıyla aşağıdaki form düzenlenmiştir. Formu doldurduktan sonra çocuğunuzun öğretmenine teslim ediniz” ifadeleri yer aldı.

    ÇOCUKLAR MÜFTÜLÜĞÜN GÖREVLENDİRDİĞİ KİŞİYE TESLİM EDİLECEK

    Protokolün amacı, “Okul öncesine kayıtlı 4-6 yaş grubu çocukların değerler eğitimi ve dini eğitim çalışmalarının yapılması” şeklinde açıklandı. İl Milli Eğitim Müdürlüğü, anaokulları ve anasınıflarının fiziki şartlarının hazır hale getirilmesi görevini üstlendi. Okul öncesi öğretmenlerine ise “Gerekli duyuruları yapın ve öğrencileri belirleyin” talimatı verildi. Projenin başladığı tarih itibarıyla kontrol ve denetim yetkisinin tamamıyla Müftülüğün elinde olacağı kaydedildi. Bu süreçte, yaşları 4 ila 6 arsında değişen çocukların Müftülüğün görevlendirdiği kişilere teslim edileceği ifade edildi.

    “UYGULAMA ÇOCUKLARDA TELAFİSİ MÜMKÜN OLMAYAN SONUÇLAR DOĞURACAK”

    Edirne Veli Der ve Laik Bilimsel Eğitim Çalışma Grubu, bir açıklama yaparak, anaokullarında verilmesi planlanan dini eğitime tepki gösterdi. Uygulamanın çocuklarda telafisi mümkün olmayacak sonuçlar doğuracağına dikkat çekilen açıklamada, 4-6 yaş grubu çocukların soyutsal kavramları anlamlandıramayacağının altı çizilerek şöyle devam edildi:

    “Dini soyut kavramların çocuk dünyasında karşılığı yoktur. Bu kavramların bazıları çocukları korkutur ve çocuğun zihinsel duygusal ve sosyal gelişimine zarar verebilir. Ayrıca, ‘Kur’an kursu öğretim programını isteyen ve istemeyen’ ayrışması ile eğitimin bütünlüğü bozulacak, öğrenciler ve veliler arasında dostluk ve yardımlaşma duyguları zarar görecektir.”

  • Korsan hoparlörle ezan okunmasından müftülüğün de bilgisi yokmuş

    Korsan hoparlörle ezan okunmasından müftülüğün de bilgisi yokmuş

    PİRHA- İstanbul’da Ayazağa’da cemevinin bulunduğu sokağa yetkililerden habersiz hoparlör bağlanarak yüksek sesle ezan sesi verilmesi haberi geçtiğimiz günlerde gündemde yerini almıştı. Sarıyer müftülüğü hoparlörün kendi bilgileri dışında bağlandığını yazılı belge ile doğruladı. 

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Ayazağa Cemevi’nin dilekçesine yönelik cevap veren Sarıyer Müftülüğü, bahsedilen yerde kendilerine ait hiçbir ezan sisteminin bulunmadığını söyledi.

    Ancak olayın gündeme gelmesinden bu yana hiçbir gelişme yaşanmazken, aksine bazı çevreler tarafından mahalle sakinlerine yönelik tehditler yöneltilği ve orada yaşayanların ezandan rahatsız oldukları için din düşmanı ilan edildikleri öne sürülüyor.

    NE OLMUŞTU?

    İstanbul Sarıyer’deki Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Sarıyer Şubesi Ayazağa Cemevi önündeki elektrik direklerine hoparlör takılmıştı. İki direkte bulunan beş hoparlörden ezan sesi yükselmeye başladı. Son hoparlör ise aşure lokmalarının dağıtıldığı gün takıldı. Kim tarafından konduğu belli olmayan, beş vakit aşırı yüksek sesle ezan yayını yapan ve mahalleli tarafından tepki ile karşılanan korsan hoparlörleri, HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu da Meclis gündemine taşıyarak İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya sormuştu.

    HALA BİR DÖNÜŞ OLMADI

    Müftülüğe, valiliğe, belediyeye ve kaymakamlığa konuya ilişkin dilekçe ile başvuruda bulunan cemevi yönetimine şimdiye kadar herhangi bir dönüş olmamıştı.

  • Pir Kete: Tekçi zihniyetin temsilcileri cemevine mihman sayılmaz

    Pir Kete: Tekçi zihniyetin temsilcileri cemevine mihman sayılmaz

    PİRHA- Dersim’de Aşure lokması vermek için Valilik ve müftülükle ortak program yapan cemevi yönetimine Şıh Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete tepki gösterdi. Kete, “Sorun Aşureyi ve Kerbela’yı nasıl andıkları değildir. Alevilerin hakikat hattına karşı, içimizdeki Hınzır paşalar eliyle Alevilik ahlaki ve politik özünden uzaklaştırılıyor. Alevilik egemenlerin elinde bir araca dönüşmüştür. Dersim’deki Reya Heq Alevi toplumunun duyguları istismar edilmiştir” dedi. 

    Tunceli Valiliği, müftülüğü ve cemevinin ortaklaşa düzenlediği “Aşure, Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitlerini anma” programına tepki gösteren Şıh Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete  Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Dersim’de yaşananın karşıt Alevilik olduğunu belirten Kete, “Aleviler binlerce yıldır Yass-ı Muharrem orucunu tutarlar. Özellikle Mezopotamya ve Ortadoğu’da krizden ve kaostan kurtuluştan sonra Ana Mêzin ( Büyük Ana Doğa)’ya bir minnet borcu olarak şükran aşını pişirirler. Kerbela ile beraber Hz. Hüseyin ve kendine inananlar katledildiler. İmam Zeynel Abidin’in hayatta kalmasından dolayı, bir şükranda bulunmak için 12 gün oruçtan sonra, Aşure pişirilir ve pay edilir” diyen Kete şöyle devam etti:

    “Alevi inancında yas; tarihle bütünleşme, yüzleşme, unutmama, yaşanan anın tarih olduğu bilincine varma, geçmişe dönmek, hissetme, hafızayı tazeleme, nefis iktidarını yenme, ruhsal ve bedensel ikrarlaşmayı tamamlama, zalimin zulmünü ve zalimi bilince çıkarma, içe bakış yöntemi ile ” kimlik” yenileme, tarih bilincini geliştirme manalarına gelir. Bu yönüyle bakılırsa “yas” bir kimlik edinmedir. Hz. Hüseyin’in duruşu bir hakikat ve özgürlük arayışıdır. Her hakikat arayışı bir duruştur. İlk tavır çok önemlidir. “Yanlış hayat doğru yaşanmaz” sözü Hz Hüseyin’in şahsında bir daha görünür kılınmıştır. Yezit tarafından dayatılan ikrarsız ve rızasız yaşamı reddetmiştir. Hz. Hüseyin zihin olarak İslamiyetteki hakikat paydasını görünür kılmaya çalışmıştır. Bundan dolayı Emevi İslam anlayışının temsilcileri ile bir kopuş yaşamıştır. Her hakikat yürüyüşü Nehak zihniyetten kopuşu gerektirir. Hz. Hüseyin bu kopuşun sonunda serden geçerek pir olmuştur.”

    “AŞURE VE KERBELA KAVRAMLARININ İÇİ BOŞALTILMIŞTIR”

    Dersim’de valiliğin, müftülüğün ve cemevi yetkililerinin ortaklaşa düzenledikleri  aşure programının, Hz. Hüseyin’i ve Kerbela şehitlerini anma ve lokma erkanından ziyade bir merasim olarak tanımlanması gerektiğini ifade eden Kete, şunları kaydetti:

    “Aşure ve Kerbela kavramlarının içi boşaltılmıştır. Alevi kavramlarına Marifet gözüyle bakmak lazım. Gelinen aşamada yaşananlar sadece Dersim ile sınırlı değildir. Alevilik ikrarsızların elinde bir araç haline gelmiştir. Alevileri bekleyen tehlike büyüktür.” Karşıt Alevilik” kurumsallaştırılıyor. Nasıl ki ” Yezit” şahsında somutlaşan Emevi İslam anlayışı; İslamiyet’i demokratik, ahlaki politik özünden kopardıysa, İslamiyeti,, sömürünün, iki yüzlülüğün, yalanın, hilenin üstünü örten bir araç haline getirdiyse, arsız, pirsiz nursuzların eliyle Rêya Heq Alevi inancı özünden koparılarak, iktidarın hizmetine sunularak Hızır aklından uzaklaştırılıp ” karşıt Alevilik” inşa edildiği bilinmelidir.  Alevilik devletle bir çatışma ve uzlaşma değil, devlet zihniyetinden uzak, deryada ısrar etmektir. Alevi inancında otoriteye rıza gösterilmez. Mesele otoriteyi tanıma ve karşı olma değil; nehaka rağmen yola talip olup, rızalığı esas alma vardır.”

    “ALEVİLİK AHLAKİ VE POLİTİK YÖNÜNDEN UZAKLAŞTIRILIYOR”

    Kete, sorun Aşureyi ve Kerbela’yı nasıl andıkları değildir. Alevilerin hakikat hattına karşı, içimizdeki Hınzır paşalar eliyle Alevilik ahlaki ve politik özünden uzaklaştırılıyor. Alevilik egemenlerin elinde bir araca dönüşmüştür. Dersim’deki Reya Heq Alevi toplumunun duyguları istismar edilmiştir. Cemevleri araç haline getirilerek, binlerce yıllık iktidara bulaşmayan Alevi hakikati minaresiz cami haline gelen cemevlerine sıkıştırılıyor. Nasıl ki Yezit ile beraber İslam’ın demokratik yönü Kerbela’da toprağa gömüldüyse, üzerine tuz ekildi ise, günümüzde ise Reya Heq Alevi inancının Serçeşmesi olan Dersim’de, hêrda devreşte, mekanê Duzgun’da ” “küfe Ruhunu” temsil edenlerle Alevi hakikati toprağa gömülmeye çalışılıyor” ifadelerini kullandı.

    “AŞURE KAZANI BİRİ BİN YAPAR”

    “Cemevlerinin ve dernekleşmenin araç haline gelmesiyle inancımızın ne hale getirildiği görülmektedir “diyen Kete şunları kaydetti:

    “Dersim’de yaşanan aslında Alevi inancının, toplumsallığının çarmıha gerilmesidir. Son dönemlerde Alevi coğrafyasında HES’lerin yapılması, maden ocaklarının açılması boşuna değildir. Aşure Alevi inancında hakkın emri rızasını savunan farklılıkların birbirlerine hakimiyet kurmadan birarada yaşamanın adıdır aynı zamanda. Aşure kazanı biri bin yapar. Kazanın kendisi ‘Rıza toplumunu’ temsil eder, ruhsal ve bedensel ikrarlaşmayı sağlamayanlar bu tadı bozar. Kerbela’ yı bilince çıkarmayanlar, yolu nursuza, arsıza düşüren cemevi yöneticileri ve pir olduğunu söyleyenler ancak ikrarından dönenlerdir. Aşure’deki tamlar çeşitlilik içinde birlikteliği temsil eder. Birinin varlığı ötekinin varlığı ile anlam bulur. Mülki erkanın Dersim’de yapmaya çalıştığı ise tek tipleştirerek inancı özünden uzaklaştırmaktır.”

    “ALEVİ İNANCINI DEVLET AKLI İLE BÜTÜNLEŞTİRİP ÖZÜNDEN KOPARIYORLAR”

    Bütün Aleviler bilmeliler ki, mevcut dernekleşme ve cemevi anlayışı Alevi hakikatini görünür kılmıyor. Muhammed Mustafa’yı peygamberlik sıfatı ile ceme almayan bir gelenekten geliyoruz. Haneye alınmaması sadece fakirliği dile getirmesi ile ilgili değildir. Xızır aklı ile bütünleşmesidir. Dersim ve bir çok yerde erkan yürüten, posta oturanların “ikrarsızları” ceme almaları bir üst aklın sonucudur. Bir projedir. Alevi inancını devlet aklı ile bütünleştirip, tektipleştirerek özünden koparmaya çalışıyorlar. Son dönemlerde Alevi – Bektaşi havzalarına yönelmesinin nedeni de budur”” diyen Kete şöyle devam etti:

    “TEKÇİ ZİHNİYET BİZİM İÇİN MİHMAN SAYILMAZ”

    “Daha önceleri Erzincan’da, Adıyaman’da, Ankara’da ve bir çok yerde cem erkanı sırasında, erkana ara verilerek mülki erkan ceme alınmış, posta oturtulmuştur. Erkana uymayan bu davranış ” mihman” kavramıyla savunulmuştur. Alevilikte ” Mihman” haneye nur taşıyandır. Nur taşımayana ” bexer (Hayırsız) denilmektedir. Yolu arsıza düşüren, ikrarsız olan, hakkın rızasını bilmeyen, Nehak zihniyete biat eden, bütün tekçi zihniyetlerin temsilcileri bizim için mihman sayılmaz. Nursuz olan doğal olarak düşkündür.”

    “ALEVİ TOPLUMSALLIĞI DAĞITILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Zeynel Kete, “Nahak zihniyeti ve Hınzır paşalar ile Alevi toplumsallığının dağıtılmaya çalışıldığına vurgu yapan Kete, “Alevi aklı ile bakıldığında ilk varoluş nedeni topraktır. Toprak inancımızda mülk değildir, hêrda devreştir. Bizler toprakla yâr olmuşuz. Turab olma bir makamdır. Alevilikte kutsal olan aynı zamanda toplumsaldır. Başta cem erkanlarımız olmak üzere bütün kutsallarımız tarihsel ve kültürel değerleri ile birlikte çarmıha geriliyor. Yaşanan sorunu kişilere indirgemek, müftülüğü mesul tutmak, karşıtlık oluşturarak dillendirmek istenen şeydir” diye belirtti.

    “ALEVİLER HER TÜRLÜ NEFİS İKTİDARINDAN ARINMALI”

    Kete son olarak şunları ifade etti:

    “Bizim inancımızda mazlum çaresiz, zaman sahipsiz değildir. Zor aklı bu çarkın içinde bütün yol hakikatlerinin doğumunu gerçekleştirecektir. Hak için söz söyleyeceğiz. Alevilerin bu kutsal ayda, Hüseyni nuru, gayreti, kemaletin, ikrarlı duruşu için kutsallarına karşı özünü dara alıp, çerağ uyandırarak, darı didar olmaları lazım. Aleviler her türlü nefis iktidarından aklen, ruhen ve bedenen arınması lazım. Buna kendini bilmek denir. Zihni pak, aklı pak, nuru pak, yola ikrar veren, darı didar olan Alevi pirleri ve dernek yöneticileri yolun devamını sağlar. Kendini bilen yolu pirsize, nursuza, arsıza, hırsıza düşürmez.”

    PİRHA/İSTANBUL
    .

  • Edremit PSAKD Başkanı: Camilerde saz çalınıp semah dönülecekse sorun yok-VİDEO

    Edremit PSAKD Başkanı: Camilerde saz çalınıp semah dönülecekse sorun yok-VİDEO

    PİRHA- Alevilere yönelik hükümetin politikalarına ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaptığı açıklamalara ilişkin konuşan Edremit Pir Sultan Abdal Kültür Derneği PSAKD Şube Başkanı Mazlum Arı, “Ne yaparlarsa yapsınlar nafile çünkü bir toplumu yüzyıllardır asimile edememişlerse bugün bu çaba boşuna” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Edremit Şube Başkanı Mazlum Arı hükümetin Alevilere yönelik politikalarını, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açıklamalarını, Edremit bölgesindeki Alevilerin yaşadığı sorunları Pir Haber Ajansı’na (PİRHA) anlattı.

    Dernekte inanç ile ilgili kısımla dedelerin ilgilendiğini belirten Arı, “Derneğimizde semah ve saz kursları ile soğuk seramik, resim, tiyatro gibi kurslarımız ve kültür çalışmalarımız var” dedi.

    “KENDİ İÇ ÖRGÜTLÜLÜĞÜMÜZ VAR”

    “Bizler kendi olanaklarımızla ayakta kalmaya çalışan insanlarız” diyen Arı, Edremit bölgesindeki Alevi sorunlarına ve bunlara karşı yaptıkları çalışmalara ilişkin şunları söyledi:

    “Bu bölgede Aleviler kendilerini yeterince ifade ediyor dersek doğru olmaz. Bazı Alevi köy ve mahallerde sorunlar yaşanıyor. Ancak çok ciddi sorunlar yaşanmıyor. Daha çok bireysel sürtüşmelerin yaşandığını duyuyoruz. Burada yaşayan Aleviler diğer bölgelere göre daha örgütlü. Körfez Alevi Birliği ve Balıkesir Alevi Birliği gibi kendi iç örgütlülüğümüz var. Bu nedenle herhangi bir köyde bir sorun yaşandığında o köylerle direk iletişim sağlıyoruz. Ayrıca bu bölgedeki Alevi köylerinde de kurumlarımız var. Olmayan köylerde de bunun alt yapısını oluşturmaya başlıyoruz.”

    “DEVLETİN ALEVİLERİ ASİMİLE ETMEK İÇİN HEP BİR POLİTİKASI VAR”

    Alevi köylerine camilerin yapılmasına ve müftülüklerin Alevi çocuklarına kuran kursu verilmesi için ekip göndermesine tepki gösteren Arı şunları ifade etti:

    “Devletin bir bütün olarak Alevilerin asimile edilmesine ilişkin bir politikası hep mevcuttu. Özellikle 12 Eylül sonrası yaşanan baskı rejimi sürecinde bu tür yapılanmalar ve örgütlenmeler köylere yansımış vaziyette. Ancak bütün bu baskılara ve asimilasyon politikalarına rağmen başarılı oldukları söylenemez. Elbette camiye giden ve çocuklarını kuran kurslarına gönderen Aleviler olmuş ama önemli bölümü inancından vazgeçmemiş. Köylerde kültürlerini devam ettiriyorlar.”

    “AKP DEVLET OLANAKLARINI BİR TEHDİT OLARAK KULLANIYOR”

    Alevi köylerinin hizmet almak için AKP’ye oy topluyor olmasını devlet olanaklarını halkın üzerinde bir tehdit olarak gördüğünü belirten Arı, “12 Eylül darbe süreci sonrası ile şu an yaşadığımız OHAL koşulları birbirinden farklı değil. Çünkü şu an bir darbe biçimi yaşanıyor. Dolaylı da olsa baskı ile korku ile bir şekilde kendi kültürlerini dayatmaya ve kendi politikalarını kabul ettirmeye çalışıyorlar” diye konuştu.

    Arı konuşmasına şöyle devam etti:

    “AKP’ye oy veren Alevi köyleri elbette var. Ancak verilen hizmet kimsenin babasının kesesinden verilen hizmet değildir. Bu devlet bizlerin de vergileri ile oluşturduğu bütçeden hizmet veriyor. Bu anlamda Alevilerin de Alevi olmaktan öte bir insan olarak devletten kendisine düşen payı almak zorundadır. Yapılan bu ayrımcılık hukuksuzluktur. Ahlaki ve insani bir yanı yoktur. Bu gibi yaşanan hukuksuzluklara ilişkin örgütlenme sağlıyoruz. Yaşanan baskı ve ayrımcılığı kamuoyu oluşturarak engellemeye çalışıyoruz.”

    “CAMİLERDE SAZ ÇALINIP SEMAH DÖNÜLECEKSE SORUN YOK”

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ‘camiler de Alevilerin ibadet merkezidir’ açıklamasını da değerlendiren Arı, “Eğer camilerde saz çalınıp semah dönülecek ise sorun yok. Alevilerin ibadet biçimi bir kere camilere uygun değil. Çünkü saz çalıyorlar ve deyişleri ile semah dönüyorlar. Cami de ise yatıp kalkıp namaz kılınıyor. Elbette biz onların inançlarına saygılıyız. Ve onlara da bir haksızlık olursa haksızlığın karşısında yer alırız. Ama bize de haksızlık gösterilmesine asla rızalık göstermeyiz” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLİK DİMDİK AYAKTA KALACAK”

    Bazı okullarda devşirme Alevi dedesi yetiştirilmesine de tepki gösteren Arı, “Bu asimilasyonun önemli bir parçasıdır. Dedeler de bu olaya kişisel beklentileri nedeni ile alet oluyorlar. Ancak Aleviler tarafından bu dedeler lanetleniyor, taraf görmüyor ve kabul görmüyor. Bunu da en önce o dedelerin bilmesi gerekiyor. Onlara rağmen bu Alevilik dimdik ayakta kalacak bu inanç bu kültür yaşayacaktır” diye konuştu.

    “UYARIYORUM KENDİLERİNİ”

    PSAKD Edremit Şube Başkanı Mazlum Arı, Alevilere yönelik tüm bu baskıcı ve asimilasyoncu politikalara ilişkin Alevilerin ne yapması gerektiğini şöyle ifade etti:

    “Alevi toplumu da karşı duruşunu kendi politikaları, kültürleri, değerleri, panelleri ve sempozyumları ile göstermeli, kendi kültürünü yaşatma çabası içinde olmalıdır. Ne yaparlarsa yapsınlar nafile, çünkü bir toplumu yüzyıllardır asimile edememişlerse bugün bu çaba nafile diyerek uyarıyorum kendilerini.” (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Elazığ’da Milli Eğitim ve İl Müftülüğü öğrencileri camilere taşıyor

    Elazığ’da Milli Eğitim ve İl Müftülüğü öğrencileri camilere taşıyor

    Elazığ’da ‘Okul Cami Buluşması’ projesi adı altında ortaokul ve lise öğrencileri camilere götürülüyor.

    Elazığ İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İl Müftülüğü ortaklığında yapılan organizasyonlarda reşit olmayan öğrenciler de bulunmaya zorlanıyor.

    Haftanın belirli günlerinde camilere götürülen öğrenciler dün ise Mescidi Rahman Camisi’ne götürüldü.

    ‘Okul Cami Buluşması’ projesinin sadece dini konularla ilgili olmadığını belirten İl Müftüsü Yusuf Sarıkaya, “Sosyal alanda da hedef, sağlıklı gençlik yetiştirmektir. Diğer bir taraftan imam hatip okullarımız var. Buraları camilerimizi kullansın istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    2016-2017 eğitim öğretim yılında başlatılan ‘Okul Cami Buluşması’ projesi 2017-2018 öğretim yılının sonuna kadar devam edecek.

    (Kaynak-SiyasiHaber)

  • Diyanet sınır tanımıyor: Evde, fabrikada, belediyede, poliste din eğitimi

    Diyanet sınır tanımıyor: Evde, fabrikada, belediyede, poliste din eğitimi

    Diyanet, 2018’deki eğitim faaliyet planını Milli Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Kredi Yurtlar Kurumu (KYK), belediyeler, Emniyet, muhtarlıklar, fabrikalar ve apartmanları kapsayacak biçimde genişletti.   

    Cumhuriyet’ten Ozan Çepni’nin haberine göre ‘Aile ve Rehberlik Büroları’ adı altında 81 il müftülüğüne 2018 için ‘yıllık çalışma programı’ gönderen Diyanet, geçen yıl dini konularla sınırlanan programın ötesine geçerek 12 aylık kapsamlı bir planlama hazırladı.

    Diyanet’in din dışındaki eğitim programları dikkat çekti. Valilik ‘olur’uyla bütün müftülüklere çalışma takvimlerini uygulama talimatı veren Diyanet, yıl boyunca MEB, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, KYK), belediyeler, Emniyet, Yeşilay, aile yaşam merkezleri, sivil toplum kuruluşları, Gençlik ve Spor Bakanlığı il müdürlükleriyle işbirliği yapılacağını duyurdu. ‘Hedef kitle’ kavramını 2018 için genişleten Diyanet’in, devletin resmi kurumlarının ve STK’ların dışında muhtarlıklar ve apartman yöneticilerine kadar işbirliği yaparak bütün alanlara vaiz gönderme çalışmasını hızlandırdı.

    “KAHVELERDE SOHBET”

    Diyanet, müftülere ‘çocuk-cami buluşmaları, apartman sohbetleri, KYK programları, iş yeri-fabrika sohbetleri, kahvehane ziyaretleri, aile okulu seminerleri, panel, ev sohbetleri, sabah namazı buluşmaları, köy sohbetleri, iftar programları, aile buluşmaları’ düzenlenmesi talimatı verdi.

    Diyanet’in sekiz ana konu ve 170’e yakın başlıkta eğitim ve sohbet programı var. Kanuna göre dini konularda halkı bilgilendirmesi gereken Diyanet’in eğitim programında ‘günümüz ailesi ve değişen aile yapısı, medya okuryazarlığı, evliliğe hazırlık süreci, tek ebeveynli aileler, sosyal medya ahlakı, çalışma hayatı ve kadın, çalışan kadın ve ailesi, çocuk ve kreş, teknoloji ve çocuk, çocuk eğitiminde ödül ve cezanın yeri, gençlik dönemi ve sosyal çevre, modern yalnızlık, kuşaklar arası farklılaşma’ gibi sosyal hayatın içeriğine ilişkin birçok program ve eğitim konusu yer aldı. Ayrıca başlıkları arasındaki ‘örtünme adabı, boşanma adabı, erken yaşta evlilik’ gibi başlıklar da dikkat çekti.

    15 TEMUZSUZ OLMAZ!

    Diyanet en geniş programı ‘milli değerler’ için ayırdı. 2018’de 55 ayrı başlıkla ‘milli’ değerleri anlatmaya hazırlanan müftülükler, dini günlerin dışında 15 Temmuz’u özel günlere ekleyerek topluma farklı alanlarda ‘ahde vefa, sadakat ve güven, adaletin özümsenmesi, anne-babanın görev ve sorumlulukları, ümmet ve millet bilinci, aidiyet, şehitlik, şehadet’ gibi konuları anlatacak.

  • Müftülere nikah yetkisi yürürlüğe girdi

    Müftülere nikah yetkisi yürürlüğe girdi

    Meclis Genel Kurulu’nda onaylanarak kabul edilen müftülere nikah yetkisi verilmesini içeren yasa Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

    Kadınların tepkisiyle karşılaşan ve tartışma yaratan, il ve ilçe müftülerini de evlendirme memurları arasına ekleyen “Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” Meclis Genel Kurulu’ndan onaylanarak geçmişti.

    Tasarı, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından onaylandı.

    Böylece yasa Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

    DÜZENLEMELER

    Bu yasaya göre düzenlenen maddelerden bazıları şöyle:

    • “Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un yürürlüğe girmesiyle, Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda bulunan tanımlara “Veri Paylaşımı Kurulu” ve “yetkili idare” tanımları eklendi.
    • Yasayla, İçişleri Bakanlığının evlendirme memurluğu yetkisi ve görevi verebileceği kurumlar arasına il ve ilçe müftülükleri de eklendi.
    • Tanınan veya babalığa hükümle soy bağı kurulan çocuklar, babalarının hanesine baba adı ve soyadı ile nakledilecek.
    • Sağlık personelinin takibi dışında doğan çocukların doğum bildirimi nüfus müdürlüklerine sözlü beyanla yapılacak.
    • Ölü doğan çocuklar aile kütüğüne yazılmayacak. Bir doğumda birden ziyade doğan çocuklar doğuş sırasıyla kaydedilecek.
    • Sağ olarak dünyaya gelen her çocuğun, doğumdan itibaren Türkiye’de 30 gün içinde nüfus müdürlüğüne, yurt dışında ise 60 gün içinde dış temsilciliğe bildirilmesi zorunlu olacak. Doğum bildirimleri, doğumu gerçekleştiren sağlık kuruluşlarına da yapılabilecek.

    Kadınlar ise yaptıkları açıklamalar ise yasanın geçtiğini ancak mücadelelerinin bitmediğini dile getiriyor.

  • Çoban Dursun’dan yasaya şiirli tepki: Baban müftüydü sen oldun hoca – Video

    Çoban Dursun’dan yasaya şiirli tepki: Baban müftüydü sen oldun hoca – Video

    PİRHA -Çoban Dursun’un yıllar önce müftülere ilişkin yazdığı şiir şimdilere sirayet ediyor. Müftülük yasasının geçtiği bu günlerde 70 yaşındaki Dursun Kuzuca, “Baban müftüydü sen oldun hoca. Kul hakkı savunan akıl nerede?” diye soruyor ve ekliyor: Müftü olacağına tahsili artırıp ziraat mühendisi olsaydı tarım kazansaydı.

    Haberin Videosu

    70 yaşında, mahlası Çoban Dursun olan Dursun Kuzucu İstanbul Gazi Mahallesi’nde yaşıyor. 25 sene boyunca kaynakçılık yapıp emekli olan Dursun Kuzucu, “16 yaşında gemi yapım ustası olarak çalıştım, şimdi baktım ki ‘din memuru ol ye iç keyfine bak, yat’ bu kalmış. Benim de aklım şaştı” dedi. Kuzucu, “Halkımın dertlerini kendi dertlerimle şiire dökeyim diye sarıldım kaleme” diyerek yazdığı ‘Baban Müftü’ şiirini okudu.

    “ÇOK EŞLİLİĞİN YOLU AÇILIYOR”

    Yeni çıkarılan müftülere nikah kıyma yetkisi veren yasanın topluma zararlarını ise şöyle anlatıyor Dursun Kuzucu:

    “15-16 yaşında kız çocuklarına tecavüz ediliyor, bir ara bulucu bulup gidip müftülüğe nikah kıydıracak. Çoluk çocuk olacak. Sonra bir kez daha evlenecek, ne de olsa bir müftüye nikah kıydırınca öbür müftüyü getiremezsin denilmiyor burada. Yani bir, iki, üç derken istediği kadar evlenebilecek. Çok eşliliğin yolunu açacak bu yasa.”

    “MÜFTÜ OLACAĞINA MÜHENDİS OL TARIM KAZANSIN”

    Kuzucu son olarak müftülere şu öneride bulunuyor:

    “Madem bu müftülüğümüz tahsili biraz daha artırıp ziraat mühendisi olsa da tarım arazilerimizde hangi ürünün yetiştirileceğini öğrensek tarımdan kazansak. Başka iş mi bulamadın dulun, yetimin, çoluğun çocuğun derdini çekeceksin. Şaşkınlığa getirip birbirine düşürmeye adam getiriyor. Dinini herkes götürdüğü kadar kullanır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Halkevleri Başkanı’ndan Müftülük Yasası tepkisi: Tek adamın ağzından çıkan kanun olamaz-VİDEO

    Halkevleri Başkanı’ndan Müftülük Yasası tepkisi: Tek adamın ağzından çıkan kanun olamaz-VİDEO

    PİRHA – Müftülüklere nikah kıyma yetkisinin meclisten geçmesine tepkiler devam ediyor. Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy, “Biz bu yasayı istemiyoruz ve kabul etmiyoruz. Biz sadece bu yasayı değil gerici erkek egemen ve kadın düşmanı bu iktidara emeğimizden, bedenimizden, hayatımızdan elini çek diyoruz” dedi.

    Haberin Videosu

    Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy müftülüklere verilen nikah kıyma yetkisini Pir Haber Ajansı’na değerlendirdi.

    “BU YASA, BİZİM SOKAKLARDAN ÇIKMAYACAK”

    “Bu yasa tek adamın meclisinden çıkabilir ama bizim yaşam alanlarımızdan, bizim evlerimizden, bizim sokaklarımızdan geçmeyecek ve çıkmayacak bir yasa” diyen Ersoy, “Tek adamın ağzından çıkanın kanun olmayacağını, sadece meclis ve kendi saray çevresi değil ülkenin dört bir tarafında bunun böyle olmayacağını kendisi de görecek” dedi.

    “KENDİ EŞİTLİĞİMİZİ VE ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜ KAZANACAĞIZ”

    Ersoy, “Biz bu yasayı istemiyoruz ve kabul etmiyoruz. Biz sadece bu yasayı değil gerici erkek egemen ve kadın düşmanı bu iktidara; emeğimizden, bedenimizden, hayatımızdan elini çek diyoruz. kadınlar olarak bundan önce olduğu gibi eşitlik ve özgürlük mücadelesini yaşamın her alanında ve her anında  gerici ve kadın düşmanı bu iktidar karşısında inatla sürdüreceğiz. Buna mecburuz zaten. Çünkü bu bizim en yaşamsal sorunumuz. Biz inanıyoruz ki kendi eşitliğimizi de özgürlüğümüzü de kazanacağız. Bunu kazanırken memleketi de eşit ve özgür bir hale getireceğiz. Ve bunu da biz kadınlar yapacağız” diye konuştu.

    “YENİ YARATACAKLARI TOPLUM TEK MEZHEBE DAYALI”

    Kendisinin zaten yeni bir toplum yaratıyoruz dediğine dikkat çeken Ersoy, “Yeni yaratmak istedikleri toplum tamamen tek mezhebe dayalı ve kendi diktatörlüğünün toplumsal yapısını kurmaya dönük bir yapı. Bunu bu ülkede yaşayan hiçbir inanç, hiçbir kimlik, hiçbir sınıf  istemeyecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • Yüzlerce kadın tasarı için Meclis önünde: Bu yasa böyle geçmez

    Yüzlerce kadın tasarı için Meclis önünde: Bu yasa böyle geçmez

    Meclis Genel Kurulu’nda bu hafta görüşülmesi planlanan il ve ilçe müftülüklerine evlendirme yetkisi de veren yasa tasarısı görüşmeleri ertelendi. Ancak birçok ilden Ankara’ya ulaşan yüzlerce kadın Meclis önünde bir araya gelerek, “Ertelemeniz bizi durduramaz. Bu yasalar böyle geçmez, kadınlar izin vermez” dedi.

    Meclis İçişleri Komisyonundan alt komisyona gönderilen ve müftülere nikah yetkisi verilmesini içermesiyle de bilinen ‘Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’, HDP ve CHP’li muhalefetin itirazlarına AKP’li üyelerin oylarıyla ilk 6 maddede değişiklik yapılmadan oylanarak kabul edilmişti. Meclis Genel Kurulu’nda bu hafta görüşülmesi planlanan yasa tasarısı görüşmelerinin dün ertelendiği belirtildi.
    KADINLAR: MÜFTÜLÜK YASASINA İTİRAZIMIZ VAR
    Ancak hem kadın örgütleri hem de muhalefet partilerinden vekil kadınlar, görüşmelerin ertelenmesine şüpheyle yaklaştı. AKP iktidarının daha önce de kadınların ve çocukların aleyhine olan pek çok yasa tasarısını gece görüşmelerinde oylayıp geçirdiğini hatırlatan kadınlar, bu ertelemenin de bugün Meclis’te olacak kadınları engellemek için olabileceğinin altını çizdi.
    Bu kapsamda, Meclis eylemlerini ertelemeyen yüzlerce kadın, birçok ilden yola çıkarak Ankara’ya ulaştı. Meclis önünde bir araya gelen kadınlar, “AKP iktidarı kadınları durduramaz. Müftülük yasasına itirazımız var. Bu yasalar böyle geçmez, kadınlar izin vermez” diye haykırdı.
    YASAKLI LİSTE
    Bir grup kadın Meclis içine girerken, kadınların bir kısmı ise daha önce meclis eylemleri nedeniyle isimleri ‘yasaklı liste’de olduğu için Meclis’e giremedi. Kadınlar Meclis’te vekillerle birlikte açıklama yapacak.
  • Müftülüklere nikah kıyma yetkisi verilmesine yurttaş tepkisi-VİDEO

    Müftülüklere nikah kıyma yetkisi verilmesine yurttaş tepkisi-VİDEO

    PİRHA- Müftülüklere nikah kıyma yetkisi verilmesi için TBMM’ye sunulan yasa tasarısı meclisten geçti. Tasarı ile il ve ilçe müftülükleri nikah kıyabilecek. Müftülüklere verilen nikah yetkisini sokakta yurttaşlara sorduk. Yurttaşlar, “Bu yasa ile çok eşlilik, çocuk yaşta evlilikler ve cinsel istismar yasal hale getirilmek isteniyor” diye konuştular. 

    HABERİN VİDEOSU

    Müftülüklere nikah kıyma yetkisi verilmesi için TBMM’ye sunulan yasa tasarısı meclisten geçti. Tasarı ile il ve ilçe müftülükleri nikah kıyabilecek.

    Tasarının genel gerekçesinde il ve ilçe müftülerine evlendirme memurluğu yetkisinin “Vatandaşların evlenme işlemlerini kolaylaştırmak, daha kolay ve seri bir şekilde hizmet almalarını sağlamak” amacı ile verildiği iddia edildi.

    “HER ÖNÜNE GELEN NİKAH KIYACAKTIR”

    Müftülüklere nikah kıyma yetkisi yasa tasarısının meclisten geçmesini sokaktaki yurttaşlara sorduk. Bu yasaya tepki gösteren yurttaşlar şunları ifade etti:

    “Bu yasa ile çok eşlilik artacak, çocuk istismarcılar çoğalacak ve bu yasa ile çocuk yaştaki evlilikler yasallaşacaktır. Türkiye’de kadına şiddet her geçen gün artıyor ve bu yasa tasarısıyla kadın ikinci sınıf muamelesi görecektir. Ayrıca bu yasa ile birlikte kadınlar yasal olarak hiçbir hak talep edemeyecek duruma gelecektir. Her önüne gelen nikah kıyacaktır. Türkiye laik bir ülke. Din ve devlet işleri ayrı olmalıdır. Müftülüklere yasa tasarı ile din üzerinden kadın düşmanlığı yaratılıyor. Ülke her açıdan kötüye gidiyor ve din ile yönetilmeye çalışılıyor. Bu ülkede Aleviler, Hıristiyanlar da yaşıyor. Bundan dolayı müftülüklere nikah yetkinin verilmesini doğru bulmuyoruz.”

    “TÜRKİYE BİR İSLAM ÜLKESİ”

    Müftülüklere nikah kıyma yetkisinin verilmesini destekleyen yurttaşlar ise, “Resmi nikahla birlikte imam nikahını da kıyma açısından kolaylık sağlayacağını ve Türkiye’nin bir İslam ülkesi olduğunu bu nedenle bir sakınca görmediklerini ve desteklediklerini belirttiler.

    İsmet SEFER-Hüseyin Yaşar SEZGİN

     

  • Anaokulları müftülüğe emanet: Protokol imzalanıyor; din eğitimi 4 yaşa kadar indi

    Anaokulları müftülüğe emanet: Protokol imzalanıyor; din eğitimi 4 yaşa kadar indi

    İl Milli Eğitim Müdürlükleri, yeni eğitim öğretim döneminde Türkiye’nin dört bir yanında müftülükler ile protokol imzalıyor. Protokolde din dersini anaokulları  ve ilkokul 2. ve 3’üncü sınıflarda dışarıdan din ve Kuran  eğitimi verilmesi konusunda anlaşıyor.  

    İl Milli Eğitim Müdürlükleri, müftülüklerle birbiri ardına protokoller imzalayarak din dersini anaokulları  ve ilkokul 2 ve 3’üncü sınıflarda dışarıdan din ve Kuran  eğitimi verilmesi konusunda anlaşıyor.

    Eğitimi din görevlilerine teslim eden protokoller kapsamında, anasınıfından başlayarak çocuklar dini eğitimle karşı karşıya kalacak. Zorunlu din dersi 4’üncü sınıfta başlasa da Milli Eğitim Bakanlığı, il müftülükleriyle protokol imzalayarak bu derslerin seviyesini dört yaşına indiriyor.

    Son olarak Bolu İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile müftülük arasında imzalanan protokol ile okul öncesi eğitim ve ilkokullarda kayıtlı çocuklara değerler eğitimi ve din eğitimi çalışmalarının yapılması öngörüldü.

    DENETİM MÜFTÜLÜKLERDE

    Protokolle, anaokullarında her sınıfta haftada 6 saat, 2 ve 3’üncü sınıflarda ise her sınıfta ‘serbest etkinlik saatlerinde’ haftada iki saat  program yapılmasında anlaşma sağlandı. Bu kapsamda okullarda verilecek din eğitimi faaliyetlerinde kullanılacak materyal, etkinliklerin hazırlanması, öğretim programlarının uygulanması ve denetimi müftülüğe bırakıldı.

    Çocukların din eğitimine uyum sağlaması için müftülükçe görevlendirilen öğreticiler ile okul öncesi ve sınıf öğretmenleri arasındaki koordinasyon görevi de okul müdürlerine verildi.

    VELİLERE İZİN BELGESİ 

    Antalya Milli Eğitim Müdürlüğü, müftülük ile imzalanan protokol kapsamında, anaokulundaki çocuklara yönelik verilecek din eğitimi için velilere izin belgesi gönderdi. Belgede “İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve müftülük arasında yapılan işbirliği protokolüne göre 4-6 yaş öğrenciler için okulumuzda Kuran öğretimi yapılması planlanmaktadır. Kuran öğretimi isteyip istemediğinizi belirtiniz” denilerek velilere istiyorum-istemiyorum seçenekleri sunuldu. (HABER MERKEZİ)

  • KESK’li Gülistan Atasoy: Müftülüğe nikah kıyma yetkisi verilmesi kadını hedef alıyor-VİDEO

    KESK’li Gülistan Atasoy: Müftülüğe nikah kıyma yetkisi verilmesi kadını hedef alıyor-VİDEO

    PİRHA- Müftülüklere nikah kıyma yetkisi verilmesi planlanan tasarısı meclise sunuldu. Tasarıyı değerlendiren KESK MYK Üyesi ve Kadın Sekreteri Gülistan Atasoy, “Müftülüklere nikah kıyma yetkisi toplumsal ihtiyaçtan ziyade AKP’nin kendi dinci, gerici ideolojisini hakim kılma amacından başka bir şey değildir” dedi. Atasoy, tüm kadın örgütlerini tasarının yasalaşmaması için mücadeleye çağırdı. 

    Haberin Videosu

    KESK MYK Üyesi ve Kadın Sekreteri Gülistan Atasoy, müftülüklere nikah kıyma yetkisi veren yasa tasarısını PİRHA’ya değerlendirdi.

    Atasoy, müftülüklere nikah kıyma yetkisi verilmesinin toplumsal biri ihtiyaçtan ziyade AKP’nin kendi dinci, gerici ideolojisini hâkim kılmak amacıyla oluşturmak istediği bir durum olduğunu söyledi.

    “TÜM YASAL DÜZENLEMELERDE KADIN HEDEF ALINIYOR”

    “AKP son 15 yıl boyunca iktidarı boyunca çeşitli yasal düzenlemeleri bu anlayışla toplumun gündemine getirdi” diyen Atasoy, “Yakın zamandaki hadım yasasıyla rıza yaşının düşürülmesi ile ilgili yasal düzenleme girişimi, yine meclis komisyonunda oluşturulan boşanma komisyonu raporunun ortaya çıkardığı sonuç, bütün bunların örneklerini teşkil ediyordu” dedi.

    İktidarın tüm yasal düzenlemelerinin hedefinde kadınların olduğunu vurgulayan Atasoy, “Çünkü oluşturulmak istenen yeni bir toplum kadın kimliğini, kadın yaşamını, hedef olarak seçiyor ve tümden kadınların biat eden, evin içine kapanan ve rıza gösteren, itaat eden bir konuma itmeye çalışmaktadır” diye konuştu.

    “KADINLARIN KAZANIMLARI YOK EDİLECEK”

    “Müftülüklere nikah kıyma yetkisi verilmesinin kadın kazanımlarını, kadının yaşamını tümden hedef alan bir yasal düzenlemedir” diyen KESK MYK Üyesi ve Kadın Sekreteri Gülistan Atasoy, şunları ifade etti:

    “Gerekçe olarak sunulan evliliği kolaylaştırma ise AKP’nin manipülasyon yaratarak bunu toplumda meşrulaştırma çabasından başka bir şey değildir. Çünkü bildiğimiz gibi Türkiye’de nikâh memurlarının her hangi bir iş yoğunluğu yok, Türkiye’de evlenme diye bir sorun yok. Tam tersine Türkiye’de boşanma sorunu var. Pek çok kadın boşanmak istediği için darp edilmektedir.
    Devlet bunları korumak yerine, korumaya dair yasal düzenlemelerini yapmak yerine, tam tersi aslında bu yasal düzenleme ile kadınları ev içerisine hapseden, bugüne kadar verdikleri fetvalarla kadının nasıl giyinmesi, nasıl yürümesi, nasıl yaşaması gerektiğine dair fikir üreten müftülerin resmi nikâhlarla da muhtemelen ev içerisinde kadınların erkeğe nasıl biat etmesi gerektiğini toplumda oturtmak istemektedir.”

    “AKP YENİ AİLE TİPİNİ TOPLUMDA HAKİM KILMAK İSTİYOR”

    Türkiye’de nikâh memurlarının her hangi bir iş yoğunluğunun olmadığını hatırlatan Atasoy, “Türkiye’de öğretmenlerin iş yoğunluğu çok var, çünkü atamalar yapılmıyor, Türkiye’de mevcut sağlıkçı kadrosu hastalara yetişemiyor. Ancak nikâh memurlarının herhangi bir iş yoğunluğu yok, dolaysıyla bu gerekçeler sudan bahanelerdir. Asıl olan AKP’nin kendi oluşturmak istediği yeni aile tiplerini toplumda hâkim kılmaktır” diye konuştu.

    “MEZHEPÇİ, TEKÇİ ANLAYIŞ VAR”

    “Yine bu yasal düzenlemenin içerisinde mezhepçi, tekçi bir anlayışın hâkim kılındığı görülmektedir.” diyen Atasoy, “Anayasal düzenlemede çok açık bir şekilde mezhepçi bir dayatma söz konusudur. Anayasal düzenlemenin çok önemli bir noktası şudur ki sağlıkçı denetimi dışındaki doğumlarda beyanın aile üyeleri üzerinden yapılması çok ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Bildiğiniz gibi Türkiye’de hem çocuk evlilikleri hem çocuk istismarından kaynaklı çok fazla tecavüz vakası var. Ve çocuk istismarcılarının,  tecavüzcülerin denetim dışı kalmasını sağlayacak bir yasal düzenlemedir aynı zamanda” ifadelerini kullandı.

    “BU YASAYLA ÇOCUK YAŞTA EVLİLİKLER ARTAR”

    KESK MYK Üyesi ve Kadın Sekreteri Gülistan Atasoy, çocuk gelinlerin çok fazla olduğu Türkiye’de bu yasal düzenlemede genç yaşta, çocuk yaşta evliliklerin artmasının bu yasal düzenleme ile amaçlandığını kaydederek, “İktidarın OHAL sürecinde hukuksuz bir şekilde muhalefeti de etkisiz kılmaya çalışarak, otoriter bir yönetim anlayışı ile her türlü yasal düzenlemeyi bu süreçte geçirmeye çalışmaktadırlar” dedi.

    “TASARININ YASALAŞMASINA ENGEL OLMALIYIZ” 

    “Türkiye’de kadın eşitliği ve özgürlüğünü savunan kesimlerin, özellikle kadın örgütlerinin hep birlikte bu düzenlemeye karşı çıkarak yasalaşmasına engel olmaktır” diyen Atasoy, “KESK’li kadınlar olarak tasarının yasalaşmaması için her türlü mücadeleyi yürüteceğimizi bir kez daha belirtmek isterim” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN /ANKARA

  • Pınar Aydınlar: AKP sistemi Alevileri asimile etme derdinde-VİDEO

    Pınar Aydınlar: AKP sistemi Alevileri asimile etme derdinde-VİDEO

    PİRHA- Sanatçı Pınar Aydınlar, müftülüğe nikah kıyma yetkisi verilmesine ve asimilasyon politikasının dayatılmasına tepki gösterdi. 

    Alevilerin tarih boyunca hor görüldüğünü, haklarının egemen sistem tarafından yok sayıldığını vurgulayan Pınar Aydınlar, “Çok ciddi katliamlar yaşadı Aleviler. Buna karşı Kerbaladaki Hüseyin-i duruşu esas alan biz Aleviler, devletin Alevisi olmayacağız” dedi.

    Sanatçı Pınar Aydınlar şunları dile getirdi:

    “Bizim için ikrar vermek, bizim için edep erkan yolunu sahiplenmek, 72 milleti bir görmek, cemlerde aldığımız öğretiyi sahiplenmek ve bunu yaşam pratiğine dökmek bizim için çok değerli. Çünkü bizim tarihimiz bugün baktığımızda Pir Sultanlardan, Hallacı Mansurlara, Seyit Nesimlere 7 Ulu Ozana kadar. Bütün bu direniş sürecinde her zaman faşizan zihniyet tepemizde oklavasını, elini gösterdi bir şekilde. Bugün de AKP sistemi, Osmanlı’dan aldığı öğretileri yine biz Aleviler üzerine, Kürtler üzerine en hunharca uyguluyor. Alevileri yok sayarak bizleri asimile etme derdinde. Biz hiçbir şekilde müftülüğün kıydığı nikahları kabul etmiyoruz, hiçbir şekilde devletin dayattığı asimile politikalarını kabul etmiyoruz. Çünkü bizler Kızılbaşız ve Kızılbaş olduğumuz için de onur duyuyoruz. İşte tüm bu zulme karşı biz diyoruz ki tüm halklarla ortak mücadele yürütmek adına Yaşasın Halkların eşitliği, Yaşasın Halkların kardeş mücadelesi.”

    (HABER MERKEZİ)