Etiket: muhalefet şerhi

  • Cemevleri düzenlemesine HDP’den şerh: Bu ‘darbe ve kayyım atama’ kanunudur

    Cemevleri düzenlemesine HDP’den şerh: Bu ‘darbe ve kayyım atama’ kanunudur

    PİRHA- HDP, AKP hükümetinin Alevi toplumuna ilişkin Meclis’e getirdiği düzenlemelerin yer aldığı kanun teklifine şerh koydu. Söz konusu şerhte, Alevi toplumunun taleplerini suistimal eden bir darbe yasası olduğu belirtilerek, bu yasayla cemevlerine kayyım atanabileceğine, inancın özgünlüğünün yok edileceğine dikkat çekildi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP), Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülen ve cemevlerine ilişkin düzenlemeleri de içeren Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına dair Kanun Teklifi’ne ilişkin muhalefet şerhini tamamladı.

    Şerhte, Alevi inancına yönelik saldırılara değinilerek, “Alevi İnancı ve Alevi inancına mensup topluluklar yaşadığımız coğrafyada yüzlerce yıldır kendi hakikatiyle inanç ve ibadetlerini sürdürerek günümüze kadar varlığını koruyup gelmişlerdir. Alevilerin, bulunduğumuz coğrafyada kurulan devletlerle aralıklarla iyi günleri olduysa da genel olarak Alevi toplumu ile devletler arasında daha çok sorun yaşanmıştır. Bu sorun bir bütün olarak da Alevi hakikatinin kabul edilmeyişi, inanç ve ibadet değerlerinin yasaklanması, asimilasyon ve katliamlar şeklinde günümüze kadar devam etmiştir” denildi.

    “YAPILAN DÜZENLEME ALEVİLERE YÖNELİK DEVLET POLİTİKASI”

    AKP-MHP’nin Osmanlı Devleti’yle başlayan devlet politikalarını sürdürdüğü belirtilen şerhte, “Osmanlı padişahlarının da ‘katli vacip’ gördüğü Alevileri, Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Celal Bayar, Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal, Bülent Ecevit, Tansu Çiller ve diğerleri de görmedi, tanımadı, tanıtmadı. Kronolojiden de anlaşıldığı gibi bir devlet politikası devam ettiriliyor. Dolayısıyla partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve siyasi ortağı Devlet Bahçeli de bu politikayı sürdürüyor” ifadelerine yer verildi.

    “DİYANET, DİNİ DEVLETİN BAKIŞ AÇISINA GÖRE TASARIMLAMAK İÇİN KURULDU”

    Diyanetin hükümetin aparatı haline geldiği vurgulanan muhalefet şerhinin tamamında şu ifadelere yer verildi:

    “Osmanlı zamanında eşit yurttaş görülmeyen Aleviler, Lozan’dan sonra, beklenen eşit yurttaşlık haklarına kavuşmamıştır. Tek millet, dek dil, tek din esasları üzerine bina edilen Türkiye Cumhuriyeti, bu tekçi paradigmaya uymayan Alevi ve Bektaşileri egemen inanç içerisine hapsetmiş, gayrı resmi olarak yasaklamıştır. Devrim Kanunları olarak addedilen kanunlar Alevilerin haklarını görmezden gelmiş, 1925 çıkarılan Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile ülkedeki tüm tarikatlar kapatılmış, Alevilik de resmen yasa dışı ilan edilmiştir. 3 Mart 1924 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı kurulup, tek inanç esaslı bir kurumsallaşmaya gidilmiştir. Diyanet; İslâm dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekle görevli kurum olarak kurulmuş olsa da esasında Diyanet toplumu din üzerinden kontrol etmek, dini devletin bakış açısına göre tasarımlamak ve kontrol altına almak için kurulmuştur.

     “DİYANET HÜKÜMETİN BİR APARATI HALİNE GELDİ”

    Diyanet, kuruluşundan bugüne hükümetlerin bir aparatı olarak görev yapmaktadır. Tüm yurttaşların ortak vergileriyle faaliyet yürüten DİB, sekiz bakanlıktan fazla bir bütçeye sahip ve toplumun belirli bir kesimine uygun olarak çalışmaktadır. Diyanette çalışan din memurları camilerde iktidar politikalarını savunmak zorunda bırakılmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı iktidarları ‘Tek Devlet, Tek Millet, Tek Dil’ politikasına uygun ‘Tek Din’ siyasetini uygulayıcısı olmaktadır. Diyanet te tek dilli, tek cinsiyetli çalışma ve yaklaşımıyla yurttaşlara eşit hizmet vermemektedir. Bu yönüyle de ayrımcı bir kurum gerçekliği taşımaktadır.

    “DİYANET HER ZAMAN ALEVİLERİ YOK SAYDI”

    Alevi inancı ve inançsal değerleri devletin din kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yok sayılmaktadır. Alevilik, Diyanet tarafından kabul edilmemiştir. Diyanet Alevilere İslam’ı bilmeyen ve sapkın inançları olan insanlar olarak görmüş ve onlara İslam’ı öğretmeyi kendine misyon olarak belirlemiştir. Bu misyonla Alevi köylerine cami yapmış, cemaati olmayan imamlar atamıştır. Diyanet böylece, vergisinden yararlandığı Alevilere hizmet götürmek yerine, onları asimile etmek için faaliyet yürütmektedir. Aleviler 1921 Koçgiri, 1938 Dersim, 1978 Malatya ve Maraş, 1980 Çorum, 1993 Madımak Yangını, 1995 Gazi Katliamı gibi kitlesel katliam ve sürgünler yaşamasına, kanunen inkâr edilmesine, kamusal alanlardan men edilmesine rağmen örgütlenmiş, katliamcı, inkârcı yönetimlere teslim olmamıştır. Bugün büyük örgütlenmeleri olan Aleviler artık eşit yurttaşlık haklarını istemektedir.

    “ALEVİLERE KAYYIM ATANMAK İSTENİYOR”

    Günümüz iktidarının Alevi siyaseti; İçişleri Bakan danışmanı tarafından oluşturulan bir heyetin cemevlerini dolaşması ve ‘bir ihtiyacınız–eksiğiniz var mı?’ sorusuna cevap aramak üzerine oluşturulmuştur. Alevilik bir inanç olarak hala kabul edilmemektedir. Cemevleri ibadethane değil, kültür merkezi olarak görülmektedir. Bugüne kadar yaşanan katliam ve ötekileştirme siyasetine rağmen yani onca yaşanmış acı ve gözyaşına rağmen Alevilik üzerinde oyunlar oynanmak istenmektedir. Aleviliği anayasal güvence altına almayanlar, başkanlık ya da müdürlük makamları altında Alevilere kayyım atamak istemektedir.

    “BİR İKİ İNANÇ ÖNDERİNE MAAŞ BAĞLAMAYI AÇILIM SAYAN ZİHNİYET VAR”

    Cemevlerinin elektrik ve su masraflarını karşılamayı, bir iki inanç önderine maaş bağlamayı açılım sayan AKP, Aleviliği kültür-sanat kurumu olarak yeni bir tanımlamaya dâhil etme uğraşındadır. Kültür ve Turizm Bakanlığı üzerinden Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi ismiyle Sarayına bağlamak isteyen iktidar, böylece despotizmin bir aparatına dönüştürdüğü kayyım marifetiyle Alevi inancını tekçi paradigmasına içerik kılmak istemektedir.

    “BU ‘DARBE VE KAYYIM ATAMA’ KANUNUDUR”

    Bu torba yasa Alevileri temsil eden ve neredeyse tüm cemevlerinin bağlı olduğu üst kurumlarca bir ‘darbe ve kayyım atama’ kanunu olarak yorumlanmıştır.  Alevilerin elde ettiği kazanımlar ve ortaya koyduğu talepler ve yaşadığı mağduriyetlerin temelinde Aleviliğin bir alt tarikat, cemevlerinin de bu tarikatın zikir hanesi olarak görülmesi vardır. Bir bütün olarak Aleviler buna itiraz etmektedir.

    “CEM KÜLTÜREL BİR FAALİYET OLARAK GÖRÜLÜYOR”

    Alevi kurumları ve bu kurumlara bağlı tüm cemevleri bu yasa görüşmelerinden önce ‘Cem ibadetimiz Cemevleri ibadethanemizdir’ kampanyası başlatmış ve cemevlerine bu yönde pankartlar asmışlardır. Alevi kurumlarının ve HDP olarak bizim de itirazımız bu yasanın cemevine gitmeyi bir turizm faaliyeti olarak görüp, Cem ibadetini de bir folklorik kültürel faaliyet olarak görmesidir. Bu yasayla düzenlenen hususlar maalesef ki Alevi kurumlarınca değil, AKP Genel Başkanının ve Komisyon görüşmelerinde de teyit edilen Başkanlıkça yürütülecektir. Bu çalışmalar Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulacak olan ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ tarafından yürütülecektir.

    “BU YASAYLA CEMEVLERİNE EL KOYACAKLAR” 

    Cumhurbaşkanının Şahkulu Sultan Vakfındaki açılış töreni esnasında söylediği ve önceden yazılmış metinden okuduğu üzere bu başkanlık Muhtarlıklara, Belediyelere, Derneklere, Vakıflara ve Federasyonlara ait tüm cemevlerinin yönetimini üstlenecektir. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanına yazılı olarak verilen bu metin yanlış değilse bu bir cemevlerine el koyma, kayyım atma yasasıdır. Osmanlı tarihinden verdiğimiz Kanuni ve II. Mahmud dönemi uygulamalarının tekrarıdır. ‘Ecdat’ diye övünülen ve Aleviler üzerinde asimilasyon uygulamaları yapanları taklitten başka bir şey değildir. Alevilik inançsal yapısı ‘ele ele el hakka’ düsturu içerisinde gelişmiş ve yaşamıştır. Aleviliği oluşturulacak bir devlet kurumuna bağlamak Alevi inancına müdahaledir.

    Oluşturulacak başkanlığın üyelerini Alevi toplumu seçmeyecek Cumhurbaşkanı tarafından atanacaktır. Alevilerle ilgili bir Başkanlığı kimin yöneteceğine Aleviler karar veremeyecektir tıpkı Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bu kurumla Alevilikte zapturapt altına alınmış olacaktır.

    “DEDELERİ MAAŞA BAĞLAMAK İNANCIN ÖZGÜNLÜĞÜNÜ YOK EDER”

    Bu yasa kapsamında maddelerde yer almasa da Cumhurbaşkanınca açıklanan bilgilerde kurulacak başkanlığa ‘Dede’lerin bağlanacağı ve onların Devlet memuru yapılacağı belirtilmiştir. Alevilik kendi inanç misyonu içerisinde Pir–Mürşit–Talip ekseninde rızalıkla yürütülen bir hizmettir. Canlardan rızalık almayan bir Dede posta oturup Cem yürütemez. Dedeleri devlet memuru yapmak onu Alevi inanç bütünselliğinden uzaklaştırıp özgünlüğünü yok etmek olacaktır. Bugün nasıl ki camilere ve Diyanetin din memurlarına müdahale eden bir iktidar anlayışı varsa aynı anlayış yarın da bu Başkanlık nezdinde Dedelere müdahale edebilecektir. Ayrıca konunun tümüyle ‘Dede’ sıfatı ve erkek üzerinden tartışılsa da Alevilikte kadınlar da posta oturup ‘Ana’ sıfatıyla inanç ve ibadet erkanlarını yürütebilmektedir. Yasanın tamamında Alevi özgün inancı içerisinde ‘Kadın’ hakikatinin yok sayılması da altı çizilmesi gereken ve reddettiğimiz hususlardandır.”

    PİRHA/ANKARA

  • 2. Yargı Paketi’ne CHP, HDP ve İYİ Parti muhalefet şerhi düştü

    2. Yargı Paketi’ne CHP, HDP ve İYİ Parti muhalefet şerhi düştü

    PİRHA – TBMM Adalet Komisyonu’nda AKP-MHP oyları ile kabul edilen 2. Yargı Paketi’ne CHP, HDP ve İYİ Parti muhalefet şerhi düştü. CHP’li Komisyon üyeleri; “Hak arama ve sağlıklı yargılanmanın ikinci plana itileceği” uyarısında bulundular.

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla AKP’li hukukçu vekiller tarafından hazırlanan 2. Yargı Paketi TBMM Adalet Komisyonu’nda AKP ve MHP’li milletvekillerinin oyları ile kabul edildi. Muhalefet teklifin Cumhurbaşkanlığı bünyesinde oluşturularak TBMM’nin devre dışı bırakıldığı eleştirileri yaptılar.

    BÜYÜK TARTIŞMALARLA KABUL EDİLDİ

    Yargı reformu strateji belgesi kapsamında hazırlanan 63 maddelik “Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun teklifi” TBMM Adalet Komisyonu’nda büyük tartışmalarla kabul edildi.

    CHP, HDP ve İYİ Parti şerh düşerek teklifin içeriği ile ilgili yapılması gereken düzenlemelere ilişkin önerilere de yer verdi.

    CHP ve HDP’li Komisyon üyeleri; kanun teklifinin milletvekilleri tarafından değil Cumhurbaşkanlığı bünyesinde bürokratlar tarafından hazırlandığını, yine teklif ile ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kurduğu Hukuk Politikaları Kurulu ve Adalet Bakanlığı’ndan birkaç bürokratın içeriği hazırladığı belirttiler. AKP’li ve MHP’li milletvekilleri düzenlemeden bihaber olduklarını, teklifin Başkanlığa sunulduğunda haberdar olduklarını belirttiler. 

    “HAK ARAMA İKİNCİ PLANA İTİLDİ”

    Kanun teklifi 63 maddeden oluşan “torba kanun” niteliğinde TBMM gündemine gelecek.

    İktidarın torba kanun olarak genel kurula sunmasının amacı da iç tüzük ve teammüller gereği torba kanun üzerine müzakere yapılması kısıtlanabiliyor. AKP’li TBMM Başkanı Mustafa Şentop da genel kurula gelecek kendileri için önemli görüşmelerde AKP’li Meclis Başkan Vekili görevlendirerek görüşmelerin daha hızlı işlemesini sağlıyor. Muhalif milletvekillerine yönelik tavırları ve antidemokratik uygulamaları ile bilinen AKP’li TBMM Başkan Vekili Sadi Bilgiç’in bu düzenleme ile ilgili genel kurul görüşmelerinde oturumları yönetmesi bekleniyor.

    CHP ve HDP’li Komisyon üyesi milletvekilleri “İktidar bilinçli bir şekilde hak aramamızı ve doğruyu konuşmamızı engellemek istiyor. Milletvekillerinin hazırlaması, üzerinde tartışması gerektiği bir konuyu maalesef yürütmenin başı Erdoğan tarafından atanmış bürokratlar yapıyorlar. Bu açıkça yürütmenin yasamaya açık bir saldırısı ve yetkisizliktir. Bu kanun dışıdır” dedi.

    HDP’Lİ KOMİSYON ÜYELERİ: MECLİS YASAMA SÜRECİNDE DEVRE DIŞI BIRAKILIYOR

    HDP’li Komisyon üyeleri muhalefet şerhinde ise teklifin Anayasaya aykırı olduğuna dikkat çekerek “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişle birlikte TBMM’nin itibarsızlaştırılması süreci son hızla devam etmektedir. Sarayda hazırlanan torba yasalar kanun teklifinin altında imzası olan milletvekilleri tarafından önce komisyonlara ardından da virgülüne dokunmadan TBMM Genel Kurulu’na sunulmaktadır. Sadece teknik prosedür yerine getirilerek bu vesileyle idari onay ofisi haline getirilerek bu vesiyleyle idari onay ofisi haline getirilen Meclis’e yasama sürecinde bir araç rolü biçiliyor. Yasama sürecinde Meclis’i devre dışı bırakan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Torba Yasa Hükümet Sistemi’ne dönüşmüş durumdadır” denildi. 

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’den, bekçi teklifine muhalefet şerhi: Bekçiler AKP’nin sokaktaki gözü olacak

    HDP’den, bekçi teklifine muhalefet şerhi: Bekçiler AKP’nin sokaktaki gözü olacak

    PİRHA- HDP, Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu Teklifine muhalefet şerhi koydu. HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen’in yazdığı muhalefet şerhinde, “AKP’nin çizdiği çerçeveye uygun ahlaki kuralları dayatmak isteyecek, iktidarın sokaktaki gözü, hafiyesi ve kelepçesi olmak üzere işlevsel hale getirilecektir. Toplumun denetimi için kullanılacaktır” denildi.

    Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu Teklifi’nin tüm maddeleri  TBMM İçişleri Komisyonu’nda kabul edildi. Kabul edilen teklif bekçilerin yetkilerini genişletiyor ve eğer tasarı yasalaşırsa bekçilere durdurma, kimlik sorma, sorgulama ve silah kullanma gibi yetkiler gelecek.

    Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanun Teklifine ilişkin HDP 2/2555 esas numaralı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanun Teklifi’ne Muhalefet Şerhi koydu. 

    Çarşı ve Mahalle Bekçilerinin görev ve sorumluluklarını düzenleyen kanun teklifi biri yürürlük, biri yürütme maddeleri olmak üzere toplamda 18 maddeden oluşuyor. Bir geçici madde de kanun teklifinin içerisinde.
    Kanun teklifinin genel gerekçesi, bekçilerin Türkiye’deki kolluk mimarisi içerisindeki yerinin tespitine ilişkin ifadeler içeriyor. Bu mimariye göre bekçiler silahlı bir kolluk olarak tanımlanmakta ve yardımcı kuvvet olarak kabul edilmekte.

    Genel gerekçede “halkın problemlerini sahada çözecek yapıların etkinleştirilmesi” ibaresi var. Bu, bekçilerin sokaklar başta olmak üzere her türlü mahalli bölgede muğlak olarak tanımlanan “halkın problemleri” bahanesine sığınarak yürütme erkinin gündemini halkın arasında işletiyor. 

    “AKP DÖNEMİNDE BÜYÜK BİR İÇ İSTİBDAT ORDUSU YARATILMIŞTIR” 

    İçişleri Komisyonu’nda bulunan HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen’in Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu Teklifine yazdığı muhalefet şerhinde şu ifadeler yer aldı:

    “Yardımcı kuvvetlere” ihtiyaç duyulması, İçişleri Bakanlığı kapsamındaki Emniyet güçlerinin kanunla tanımlı görevleri dışındaki amaçlara işaret etmektedir. Elbette ki bu amaçlar AKP’nin kendi siyasal ajandası üzerinden gerçekleştirilmek istenecektir. Yoksa zaten hâlihazırda bahsedilen kuvvetlere büyük bütçeler ayrılmakta, başka devletlerin ordudaki personel sayılarını aşacak büyüklükte kamu görevlisi istihdam edilmektedir.

    İçişleri Bakanlığı’nın 2020 yılı bütçesi 76 milyar TL’dir. Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesi 2020 yılında 5 milyar TL arttırılarak 38 milyar 973 milyon TL’ye çıkarılmıştır. Yanı sıra polis sayısı 242.488’tür. Bekçi sayısı 2017 yılında 4.653 iken 2018 yılında 11.398 olmuştur. Yani toplam polis ve bekçi sayısı 253.886 olmuştur. Bu sayı Almanya, Fransa, Ukrayna, İsrail, Fas gibi ülkelerin asker sayısından bile fazladır. Yani büyük bir iç istibdat ordusu AKP döneminde yaratılmıştır.

    “HER 185 KİŞİYE BİR POLİS DÜŞÜYOR”

    Eurostat ve Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin verilerine göre hâlihazırda Türkiye’de son 10 yılda polis sayısı % 36 artmıştır ve bu sayıya jandarma dâhil değildir. Türkiye’de her 185 kişiye bir polis düşüyorken, bekçilerin buna eklenmesi AKP’nin “toplumla savaş” paradigmasının tahkim edilmesinden başka bir şey değildir.

    Bu devasa bütçe ve çoğu ülkenin ordusundan daha büyük miktardaki kolluk sayısına rağmen “yardımcı kuvvetlere” ihtiyaç duyulması, iktidarın açık bir şekilde siyasal programını devreye koymasıdır. Nitekim tarihte sıkça görüldüğü üzere, uzun süreli iktidarlar yıpranmaya yüz tuttuğunda, yardımcı kuvvetlerin oluşturulması ve palazlanmasına zemin hazırlanmış ve toplumsal yaşam bir gerilim sahasına, hak ihlalleri ortamına ve iktidar kaynaklı şiddete sevk edilmiştir.

    2017 yılında 4.653 bekçi görevde iken, bu sayının bir yıl içerisinde 11.398’e çıkmış olması belli bir siyasal programın parçası olduğunu kanıtlamaktadır. Çünkü AKP iktidarı 2015 yılı Haziran seçimlerinde “tek başına iktidar” olma yetkisini kaybettiği süreçten sonra demokratik ve meşru halk iradesine saygı duymak yerine gittikçe otoriterleşmiş, hukuk dışına çıkmış, evrensel hukuk ilkelerini, demokratik hak ve özgürlükleri yok saymış ve çiğnemiştir.

    “BEKÇİLER, TOPLUMUN DENETİMİ İÇİN KULLANILMAK İSTENECEKTİR”

    Bu kanun teklifi ile oluşturulmak istenen “parti kuvvet”leri hem demokratik hak taleplerine karşı hem özellikle muhalif muhitlerde baskı aracı olarak hem de genel olarak toplumun denetlenmesi için kullanılmak istenecektir. Ayrıca “parti kuvvetleri” yürütme erkine aşırı bağımlı ve bağlı çalışacak şekilde konumlandırılarak her daim sadakatleri sınanacak, partinin işaret ettiği her yere kuvvet uygulamayı kendi varlık-yokluk meselesi olarak görecek; böylece bir şiddet aygıtının, siyasi saiklerle harekete geçirilerek, AKP’ye muhalif herkesi hedef aldığı olaylar vuku bulacaktır.

    “AKP’NİN ÇİZDİĞİ ÇERÇEVEYE UYGUN AHLAKİ KURALLARI DAYATMAK İSTEYECEKTİR”

    Toplumu denetleme aracı olarak bekçiler, toplumsal farklılıklara AKP’nin toplum mühendisliği kapsamındaki belli yaşam normları ve AKP’nin çizdiği çerçeveye uygun ahlaki kuralları dayatmak isteyecek, iktidarın sokaktaki gözü, hafiyesi ve kelepçesi olmak üzere işlevsel hale getirilecektir. Her ne kadar AKP kanun teklifinin genel gerekçesinde geçmişin yeniden ihya edilmesi şeklinde ifade ederek bekçilik sistemini Osmanlı dönemine kadar götürse de, söz konusu dönemde olduğu gibi bu dönemde de bekçilik sistemi toplumun denetlenmesi, hizalanması gibi denetim ve baskı politikalarının bir aracı olarak kullanılmıştır/kullanılmak istenmektedir. 

    “BEKÇİLERİN GÖREVLENDİRİLDİKLERİ YERLERİN AÇIKLANMASINA İHTİYAÇ VAR”

    Her halükârda bekçilerin görevlendirildikleri yerlerin açıklanmasına ihtiyaç vardır. Bekçi görevlendirmelerinin iktidarın siyasi ve kültürel ideolojik yönelimleri ile doğrudan bağı, bu bağın muhaliflerin yaşadığı yerlerle ilişkisi soruşturulmak zorundadır.

    AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan 2 Ocak 2020 tarihli açıklamasında “Artık şehirlerimizin dış güvenliğini surlar ve hendeklerle koruyamayacağımız, içerideki düzeni de sadece kolluk gücüyle sağlayamayacağımız bir yere gelmiş durumdayız. Yeni fikirler geliştirilmeli” demiştir. Bu açıklamanın akabinde “yardımcı kuvvet” olarak bekçilerle ilgili yasal düzenlemenin TBMM gündemine getirilmesi iktidarın kendi bekasına aradığı kalkanlardan birini bulduğunu göstermektedir.

    “İNSAN HAKLARI İHLALLERİ ARTAR”

    Pek çok muğlak ifade ve tanımla dolu bu teklifle bekçilerin asayiş ve güvenlik yetkilerinin artırılması, Türkiye’deki bu anti-demokratik teamülün daha da derinlere kök salması ve insan hakları ihlallerinin artması sonucunu doğuracaktır. Özellikle kolluk yetkileri konusunda mevzuatta genel ifadelerin bulunması, polisten de bildiğimiz gibi uygulayıcıların takdir yetkilerini olması gerekenden fazla genişletmekte ve keyfiliğe yol açmaktadır.

    OHAL altında bir KHK ile oldu bittiye getirilerek hem de Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan’ın ‘gerektiğinde silah kullanmaktan çekinmeyin’ telkinleriyle yeniden hayatımıza giren bekçilerin tam da bu nedenle çok sayıda ihlal ve soruna neden olduğu yargı tarafından da tespit edilmiştir. Teklifin geneline hâkim olan yaklaşım, bu tespitleri hiçe saymakta ve ihlallere kılıf ve hukuksuz uygulamalara yasal zemin oluşturmayı amaçlamaktadır.

    Üstelik yargıya intikal etmiş olaylar münferit de değildir. Bekçi uygulaması başladığından beri toplumun farklı kesimlerinden pek çok kişi bekçiler tarafından şiddete ve hak ihlaline maruz bırakılmıştır. Özellikle toplumsal dışlanmanın hedefi olan kesimler, örneğin mültecileri, transları, Kürtleri, romanları bekçilerden kimin koruyacağı büyük bir soru işaretidir.

    AKP anlayışına göre kişileri durdurma ve kimlik sorma yetkisini kullanmak için aranan ‘makul sebep’ yoksullar, kadınlar, Kürtler başta olmak üzere tüm ötekilerdir. ‘Makul sebep’, ayrımcılığın ve kötü muamelenin gerekçesi yapılan bir anahtar niyetine kullanılmaktadır.

    BEKÇİLER VE HAK İHLALLERİ

    *28 Mart 2018 tarihinde Mardin’in Derik ilçesinde Şerif T. isimli mahalle bekçisi,  devletin kullanım yetkisi verdiği belindeki silah ve yanında 3-4 tane yine kendisi gibi silahlı kişi ile birlikte 19 yaşındaki Berfin G. isimli kadını kaçırdı.

    *18 Ekim 2018 tarihinde basına yansıyan bir bekçi marifeti de İstanbul’da yaşandı. Ataşehir İçerenköy mahallesinde 52 yaşındaki servis şoförü Eray Kemerci yüksek sesle müzik dinlediği gerekçesiyle bekçiler tarafından ciddi şekilde darp edildi. 

    *9 Ocak 2019 tarihinde evine giderken burada çalışıyorsun diyen bekçilere evine gittiğini söyleyen trans kadın, bekçiler ve polisler tarafından darp edildi.

    *2019 yılı Haziran ayı boyunca İstanbul Esenyurt’ta mahalleliler, bekçiler tarafından sözlü ve fiziksel şiddete maruz kaldı.

    *14 Temmuz 2019 tarihinde İzmir Karşıyaka’da 20 yaşındaki genç üç bekçi tarafından darp edilip ters kelepçe takılarak gözaltına alındı.

    *11 Eylül 2019 tarihinde Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde bekçiler 54 yaşındaki bir yurttaşa silah çekerek sokak ortasında işkence yaptı.

    *22 Eylül 2019 tarihinde Trabzon’un Hacıkasım Mahallesinde mahalle bekçilerinin iki arkadaşı ile tartışmasının üzerine araya giren Avukat Selim Burak Özdemir bekçiler tarafından ters kelepçe takılarak yere yatırılmış, ardından da ters kelepçe takılı halde hastaneye gidip rapor almak isteyen Selim Burak Özdemir savcının evine götürüldü.

    *Kanun teklifi komisyondan görüşülüp henüz genel kurula sevk edilmeden bekçiler, gelecekte yaşanacak hak ihlallerinin ipuçlarını verecek şekilde davranmaya devam etmektedir. İstanbul Fatih ilçesi Kocamustafapaşa’da 2020 yılının Şubat ayının ilk gününde bekçiler, henüz yasa çıkmadan dahi üst araması yapmak istemiş; izin vermeyen bir yurttaşı darp ederek park demirlerine kelepçelemiştir. Yine aynı günlerde –kanun teklifi yasalaşmadan- Kızılay başta olmak üzere birçok yerde bekçiler tarafından hak ihlalleri ve sokak ortasında işkence gerçekleştirilmiştir.

    *Görüldüğü üzere; İstanbul, Mardin, İzmir, Ankara başta olmak üzere birçok kentte bekçiler tarafından insan hakları ihlalleri yapılmıştır. Henüz iki yıldır yoğunlaşan bekçilik uygulamasının şimdiden bunca hak ihlaline sebep olması ve bu sorunla ilgili iktidar tarafından herhangi bir çözüm perspektifinin geliştirilmemesi, söz konusu uygulamaların siyasal programın bir parçası olduğunu ve iktidarın 2015’ten sonra ivme kazanarak devam eden otoriterleşmesinin bir yansıması olduğunu göstermektedir. 

    (HABER MERKEZİ)