Etiket: muhalefet

  • DEM Parti Adıyaman İl Eş Başkanı Hüseyin Coşkun: Kayyım artık DEM Parti’nin sorunu olmaktan çıktı-VİDEO

    DEM Parti Adıyaman İl Eş Başkanı Hüseyin Coşkun: Kayyım artık DEM Parti’nin sorunu olmaktan çıktı-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti’nin seçimle  kazanmış olduğu belediyelere yönelik atanan kayyımların iktidarın güç kaybetmesinden kaynaklandığını ifade eden DEM Parti Adıyaman İl Eş Başkanı Hüseyin Coşkun, “Kayyım politikası sadece Kürtlerin sorunu olmaktan çıktı, toplumsal bir soruna dönüştü” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde kazanmış olduğu birçok belediyeye kayyım atandı. İlk kayyım ataması DEM Parti’nin yüzde 49 oy oranıyla birinci geldiği Hakkari Belediyesi’ne yapıldı. İçişleri Bakanlığı en son Kars ilinin Kağızman Belediyesi’ne kayyım atadı. İktidar şu ana kadar DEM Parti’nin kazanmış olduğu 10 belediye CHP’nin de kazanmış olduğu 2 belediye kayyım atayarak toplamda 12 belediye kayyım atadı.

    AKP’nin tıpkı 2015 genel seçimlerinde olduğu gibi bugün de aynı şekilde oy kaybettiği için muhalefeti baskı altına almaya çalıştığını söyleyen DEM Parti Adıyaman İl Eş Başkanı Hüseyin Coşkun, “Artık kayyım DEM Parti’nin bir sorunu olmaktan çıktı, tüm Türkiye’deki siyasi partilerin sorunu haline gelmiştir. Bu artık bir demokrasi sorunudur, insanlık sorunudur, özgürlük sorunudur” açıklamasında bulundu.

    “KAYYIM POLİTİAKALARI OLDUĞU SÜRECE DEMOKRASİDEN BAHSEDEBİLİR MİYİZ?”

    Birçok defa kayyım atanmasına rağmen halkın tekrar DEM Parti’den yana oy kullandığını ancak iktidarın bu başarıyı hazmedemediğini belirten Coşkun, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

    “HDP yerel seçimlerde belediyecilikte ciddi bir başarı elde etti. 2016 yılında da ilk defa AKP kayyım politikasını uygulamaya başladı. 2016 yılında sonraki yerel seçimlerde Kürt halkı kayyım politikalarına karşı oylarını HDP’ye vererek iktidara tepki verdi. Ancak 2019’dan sonra HDP’nin yaptığı bu başarıyı AKP yine kayyım politikasıyla yok etmeye çalıştı. 31 Mart yerel seçimlerde 2 defa kayyım atanmasına rağmen halk DEM Parti’yi seçerek partisine sahip çıktı. Biz yine söylüyoruz partimiz halktan yana, doğadan yana, kadından yana bir anlayışa sahip olduğu için toplum bu yönde oyunu kullandı. Bu kayyım politikalarıyla aslında AKP’nin Kürt halkına nasıl baktığını görmüş olduk. Bu kayyım politikaları olduğu sürece biz demokrasiden bahsedebilir miyiz? Tabi ki hayır.”

    “TÜM MUHAFELET SES ÇIKARMIŞ OLSAYDI BUGÜN AYNI SORUNLA KARŞILAŞMAZLARDI”

    2016’da kayyım atandığı dönemde muhalefetin yeterince etkili olmadığını belirten Coşkun, “Bu kayyım politikaları çok ciddi bir sorun haline geldi. Kayyım politikalarına 2016’dan bu yana tüm ülke, tüm muhalefet ses çıkarmış olsaydı bugün kendileri de aynı sorunla karşılaşmazdı. Bugün görüyoruz ki CHP’nin de bazı belediyelerine kayyım atanmış.  Artık kayyım DEM Parti’nin bir sorunu olmaktan çıktı tüm Türkiye’nin sorunu haline gelmiştir” şeklinde konuştu.

    İktidarın gündemi değiştirmek amacıyla kayyım atadığını ifade eden Coşkun, “AKP iktidarı son yıllarda uygulanan yanlış ekonomik politikalardan dolayı derin bir sıkışmışlığın içine girmiştir. Ülkede ekonomik krizin konuşulmaması için de gündemi değiştiriyorlar. Bu da kayyım politikalarının sık uygulanmasının nedenlerinden biri olarak önümüzde duruyor” ifadesinde bulundu.

    AKP, TEKRAR İKTİDARA GELEBİLMEK İÇİN MUHALİF KESİMLERİ BASKI ALTINA ALMAYA ÇALIŞIYOR

    Müzakare sürecinin, İmralı’dan çıkacak olası bir açıklamayla netliğe kavuşacağını belirten Coşkun, “Her iki taraf da masaya oturduğuna elini güçlendirecek hamleler yapacaktır. 2015’te de iktidarı tek başına alamayan AKP bir kaos ortamı yaratmış; ‘400 milletvekilini verin, bu sorun çözülsün’ demişti. Bugün yine aynı şekilde muhalefete, sendikalara ve birçok kuruma baskı kurarak kendi iktidarını devam ettirmeye çalışıyor ama bunun bu şekilde olmayacağı da ortadadır” diye kaydetti.

    “KAYBEDİLMİŞ TEK MÜCADELE TERK EDİLMİŞ OLAN MÜCADELEDİR; MÜCADELE EDECEĞİZ”

    İktidarın yargıyı yönlendirdiğini ve yargının bağımsız olmadığının altını çizen Coşkun, şu ifadeleri kullandı:

    “Türkiye’de uzun zamandan beridir hukukun ve demokrasinin işlenmediği bir süreci yaşıyoruz. Yargının da artık siyasileştiğini ve bağımsız olmadığını görüyoruz. Bu şekilde ülkeyi yönetmenin çok uzun şekilde sürdüreceğini düşünmüyoruz. İktidarın bu tür politikalarına karşı durmak ve mücadele etmek düşüyor. Bu sadece Kürtlerle olacak bir durum değil. Tüm muhalefet kesiminin biraraya gelip bu iktidara dur demesi gerekiyor. Sonuç olarak mücadele edeceğiz. Biz biliyoruz ki kaybedilmiş tek mücadele terk edilmiş olan mücadeledir. Bu ülkeye demokrasiyi ve hukuku getireceğiz.”

    Kamber YILDIZ/ADIYAMAN

  • Gülsüm Elvan muhalefete seslendi: Her türlü hukuksuzluğun karşısında durun

    Gülsüm Elvan muhalefete seslendi: Her türlü hukuksuzluğun karşısında durun

    PİRHA – Seçim sonrası Meclis’te kadın vekillerin azlığı eleştirilere neden oluyor. Gülsüm Elvan, yeni döneme dair değerlendirmesinde, “Her şeyden önce oğlum Berkin başta olmak üzere, katledilen çocuklar ve kadınlar için Meclis’te de mücadele eden bir çoğunluk vardı. Şimdi ise temel haklar ve özgürlükleri, ifade özgürlüğünü savunacak olan milletvekili sayısının düşmüş olması beni endişelendiriyor” dedi.

    Gezi direnişi sırasında Okmeydanı’nda ekmeke almaya giderken polisin attığı gaz fişeğiyle ağır yaralanan ve kaldırıldığı hastanede yaşamını yitiren Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan, Meclis’teki erkek egemen tabloyu ve gerici zihniyetin çoğunluğu elde etmesini değerlendirdi.

    Meclis’teki durumun endişe verici bulduğunu söyleyen Gülsüm Elvan, kazanılmış hak olan İstanbul Sözleşmesi’nin kadınların ellerinden alındığını belirterek, Meclis’e giren vekillerin çok ağır açıklamalarla kadınları hedef gösterdiğini söyledi.

    “ÖTEKİ OLAN HERKES TEHLİKEDE”

    Elvan, hayatta var olmaya çalışan kadınların can güvenliğinin artık kalmadığının altını çizerek, “Çocuklar tehlikede. Öteki olan herkes tehlikede. Her şeyden önce oğlum Berkin başta olmak üzere, katledilen çocuklar için, kadınlar için, yaşam hakkı ihlal edilen tüm yurttaşlar için Meclis’te de mücadele eden bir çoğunluk vardı ve en azından sesimize ses oluyorlardı. Şimdiyse temel haklar ve özgürlükleri, ifade özgürlüğünü savunacak olan milletvekili sayısının düşmüş olması beni endişelendiriyor” dedi.

    “CAN ATALAY SERBEST BIRAKILMALI”

    “Şu an nasıl mücadele edilebilir ki mecliste? Nasıl güvenebiliriz buradan çıkan kararlara?” diye soran Elvan, Avukat Can Atalay’ın Türkiye İşçi Partisi’nden milletvekili seçilmiş olmasına rağmen hukuksuz bir biçimde cezaevinde tutulmasına da tepki göstererek, serbest bırakılmasını istedi.

    Elvan, “Avukatımız, Can’ımız, yoldaşımız, depremin en ağır yara aldığı illerden olan Hatay’dan milletvekili seçilmesine rağmen onu hâlâ cezaevinde tutuyorlar. Hukuksuz biçimde. Dolayısıyla Meclis, daha yemin törenlerinin edildiği ilk andan itibaren hukuksuzluğa göz yumarak işlevselliğini yitirdi. Böyle bir denklemde nasıl güvenebiliriz? Hiç de kolay olmayacak” diye konuştu.

    MUHALEFETE ÇAĞRI

    Gülsüm Elvan, muhalefete seslenerek, “Lütfen her türlü hukuksuzluğun karşısında durun. Sadece Meclis’te değil; her yerde olun. Çocukların, kadınların, yaşam hakkı ihlal edilenlerin yanında olun. Aksi takdirde yarınlarımız çok daha kötü olacak” ifadelerine yer verdi.

    Devrim FINDIK / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    >‘Kadınlar yeni politikalar üretmeli, eyleme geçme zamanı’

    >‘Mecliste bizi temsil edecek olan erkekliğin çok daha ötesindeyiz’

    > ‘Alevi kadınlar olarak Meclis’teki sağcı ittifaka karşı mücadeleyi büyütmeliyiz’-VİDEO

  • Demokrasi İçin Birlik Meclisi’nden muhalefete ‘birlikteliği yaratma’ çağrısı

    Demokrasi İçin Birlik Meclisi’nden muhalefete ‘birlikteliği yaratma’ çağrısı

    PİRHA-Demokrasi İçin Birlik Meclisi, çok sayıda kurumun katılımıyla yaptığı meclis toplantısından çıkan kararda muhalefete çağrıda bulundu. Yapılan çağrıda, “Bütün muhalefeti bir adayda ortaklaşabilmek için koşulsuz müzakere etmeye ve tek adam rejimini tarihin çöplüğüne göndermek için halkın değişim enerjisini güçlü bir biçimde açığa çıkaracak birlikteliği mutlaka yaratmaya davet ediyoruz” denildi.

    Demokrasi İçin Birlik Meclisi, çok sayıda kurumun katılımıyla yaptığı meclis toplantısından çıkan kararda muhalefete çağrıda bulundu.

    “MUHALEFETİN ASGARİ DEMOKRATİK İLKELERDE ORTAKLAŞMASI HAYATİ ÖNEM TAŞIMAKTA”

    Yapılan açıklamada, “İktidarın kazanmak, baskı ve talan düzenini sürdürmek için elindeki her aracı kullanacağını ilan ettiği, eşitsiz ve adil olmayan koşullarda gittiğimiz seçimin Türkiye tarihinin en önemli seçimi olduğu konusunda herkes hemfikir. Bu seçim sonucunda ya ülke iyice karanlığa gömülecek, faşizm kurumlaşacak ya da demokrasiden yana olanların biraz nefes alabileceği, yeni olanaklarla dolu, yeni bir dönem açılacak. İçinde bulunduğumuz bu son derece kritik süreçte iktidar dışında kalan muhalefet bloğunun asgari demokratik ilkelerde ortaklaşmayı başarması hayati önem taşımakta” denildi.

    “BÜTÜN MUHALEFETİ ORTAK ADAYDA MÜZAKERE ETMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    Açıklamanın devamında şunlar belirtildi:

    “Emek ve Özgürlük İttifakı’nın ve ittifak dışında kalan demokrasi güçlerinin temsil ettiği halk kesimlerini ve toplumsal talepleri yok saymak, on yıllardır barış, demokrasi, özgürlük ve eşitlik için verilen mücadeleleri yok saymak demektir. Bu, sonuçlarını kimsenin taşıyamayacağı ağır bir sorumluluktur. İktidar bloğu dışında kalan bütün muhalefeti bir adayda ortaklaşabilmek için koşulsuz müzakere etmeye, en temel demokratik çerçevede uzlaşmaya, tek adam rejimini tarihin çöplüğüne göndermek için halkın değişim enerjisini güçlü bir biçimde açığa çıkaracak birlikteliği mutlaka yaratmaya davet ediyoruz. Halkın talebi, umudu ve beklentisi bu yöndedir.”

    Demokrasi İçin Birlik Meclisi, muhalefete yaptığı çağrı metnini kurumların ve bireylerin imzasına açtı.

    İmzaların gönderileceği adresler:

    Ayşegül Devecioğlu aysegul.devecioglu@gmail.com

    Ayşe Erdem aysea99@gmail.com

    (HABER MERKEZİ)

  • Kenanoğlu: Sansür Yasası’nın geçmesini muhalefete bağlayan yaklaşımlar doğru değil -VİDEO

    Kenanoğlu: Sansür Yasası’nın geçmesini muhalefete bağlayan yaklaşımlar doğru değil -VİDEO

    PİRHA- HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis’ten geçen Sansür Yasası’na muhalefetin yeterince tepki göstermediği noktasında yapılan eleştirilere cevap verdi. Kenanoğlu, “Cumhur İttifakı’nın milletvekili sayısının fazla olması nedeniyle Sansür Yasası Meclis’ten geçti. Bu yasanın geçmesinin sorumluluğunun muhalefete yüklenmiş olması doğru değil” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis’ten geçen ve bugün itibariyle Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Sansür Yasası’na muhalefetin yeterince tepki göstermediği, gündeme taşımadığı noktasında yapılan eleştirilere cevap verdi.

    Muhalefet partileri olarak Meclis’teki görüşmeler sırasında eleştirilerini ve tepkilerini dile getirdiklerini kaydeden Kenanoğlu, Cumhur İttifakı’nın milletvekili sayısının fazla olması nedeniyle söz konusu yasanın kanunlaştığını belirtti.

    “SANSÜR YASASININ GEÇMESİNİ MUHALEFETE BAĞLAYAN YAKLAŞIMLAR DOĞRU DEĞİL”

    Sansür yasasının Meclis’ten geçtiğini ama hala tartışmalarının bitmediğini, bu tartışmaların bir yönünün de muhalefet açısından üzücü olduğunu söyleyen Kenanoğlu, şunları dile getirdi:

    “Sansür Yasası’nın geçmesini muhalefete bağlayan bir takım paylaşımlara denk geldik. Bu yönde yapılan haberler var. Bu duruma insanlar çok da tepkisel bir durum sergiliyor. Bu konuda biraz bilgi aktarmak gerekiyor. Cumhur ittifakının minimum 201 milletvekili bulundurması gerekiyor ki görüşmeler devam edebilsin. Biz muhalefet partileri olarak ya karar yeter sayısı istiyoruz ya da yoklama istiyoruz. Bunları istediğimiz zaman orada en az iktidar partisinin 201 milletvekili bulundurması gerekiyor. 201’i tamamlamadıkları takdirde Meclis o gün için kapanıyor. Muhalefet olarak neredeyse sansür yasasının her maddesinde karar yeter sayısı istedik ya da yoklama istedik.

    “MUHALEFET MİLLETVEKİLLERİ YETERLİ SAYIDA KATILIM GÖSTERDİ”

    Şöyle bir paylaşım da vardı; CHP’den 40 milletvekili, HDP’den 15 milletvekili, İyi Parti’den de 15 milletvekili katıldı şeklinde. AKP’nin de yaklaşık 70 milletvekili vardı ve bu yasa Meclis’ten böyle geçti denildi. Bu paylaşım kesinlikle doğru değil. Normalde iktidar partisinin 201 milletvekili olması gerekiyor ki sayı çok daha fazlaydı. Biz özellikle HDP olarak bunlara çok dikkat ediyoruz. CHP’nin 134, HDP’nin 56. İyi Parti’nin 37 milletvekilinin tamamı orada olsa bile toplam sayı 227 yapıyor. Buna genel başkanlar, eş genel başkanlar, bacağı kırılan Habib Eksik ya da Meclis’e hiç gelemeyen Deniz Baykal’da dahil. Muhalefet milletvekillerinin tamamının katılması halinde 227’i bulunabiliyor. AKP ve MHP’nin o anda Meclis’te bulunan sayısı 227’nin üzerindeydi.

    “SADECE MALİ KONULARDA ELEKTRONİK OYLAMA YAPILIYOR”

    Bir diğer eleştiri de oylama neden elektronik olmadı ve neden el kaldırma yöntemiyle oldu bittiye getirildi şeklindeydi. Elektronik oylama rakamsal, mali konulardaki maddeler için yapılıyor. Onun dışında elektronik oylama yapılmıyor. El kaldırma yöntemi uygulanıyor. Bu sansür yasasında mali bir yükümlülük yoktu. Bundan kaynaklı olarak da elektronik oylama yapılmadı. Bu konu çok can sıkıcı bir şekilde ilerledi. Bu yasanın geçmesinin sorumluluğu muhalefete yüklenmiş durumda. Bu şekilde bir tartışma yürütülüyor, doğru bilgiye sahip olup eleştirilerimizi öyle yapalım.”

    PİRHA/ANKARA

  • CHP Lideri Kılıçdaroğlu’ndan tezkereye ‘hayır’ sinyali-VİDEO

    CHP Lideri Kılıçdaroğlu’ndan tezkereye ‘hayır’ sinyali-VİDEO

    PİRHA-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sınır ötesi tezkereye ilişkin partisinin grup toplantısında  ‘hayır’ sinyali verdi. “Biz senin her dediğine mühür mü basacağız?” diyen Kılıçdaroğlu, “Neden garibanın evladı çocuğu orada hayatını kaybetsin. Komando marşı söyleyen TÜGVA’cılar var. Gönder kardeşim onları Suriye’ye, başkomutanı da Bilal Erdoğan olsun” ifadelerini kullandı.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin meclis grup toplantısında konuştu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) bugün görüşülecek olan ve iki yıl daha uzatılması teklif edilen sınır ötesi tezkere ile ilgili olarak Kılıçdaroğlu, “Her şeyi koymuşlar bir tezkerenin içine, gelin buna evet deyin, diyorlar. Hangi gerekçeyle? Biz senin her dediğine mühür mü basacağız? Senin her dediğine ‘evet’ deseydik niye ayrı bir parti kuruyoruz? MHP senin her dediğine evet diyebilir ama biz milli kurtuluş savaşı döneminden gelen bir partiyiz. Neden garibanın evladı çocuğu orada hayatını kaybetsin. Komando marşı söyleyen TÜGVA’cılar var. Gönder kardeşim onları Suriye’ye, başkomutanı da Bilal Erdoğan olsun” ifadelerini kullandı.

    “SAĞLIK ÇALIŞANLARI 36 SAAT UYUMADAN ÇALIŞTILAR”

    Kılıçdaroğlu, asistan doktor Rümeysa Berin Şen’in 36 saatlik nöbetin ardından evine dönerken trafik kazasında hayatını kaybetmesine değinirken; “Pandemi dönemi ciddi sorunlar yaşadık. Sağlık çalışanlarımız 36 saat uyumadan çalıştılar, uzun süre evlerine gidemediler. Ve bizler hep birlikte sağlık çalışanlarımızı alkışladık. Onların minnet borcumuzu bir şekilde ifade etmeye çalıştık ama aynı sorun artarak devam ediyor. 36 saat gözünü kırpmadan çalışmak ne demektir? Ve 36 saatin sonunda evine gideyim diye yola çıkıyorsunuz ve trafik kazasında hayatınızı kaybediyorsunuz. Bir sağlık çalışanının 36 saat çalışması demek kadro eksikliği var, dışarıda atama bekleyenler var demektir.

    Neden atama yapmıyorsunuz? Var olan kadroları kimler boş tutuyor? Sağlık çalışanlarının bütün dalları bekliyor. Atama yapın. 740 bin sağlık çalışanı atama bekliyor. Personel eksikliği nedeniyle insanlar olağanüstü gayretler sarf ediyorlar. Nereden çıktı 24-36 saat. Bunlar insan değil mi? İnsanı robot olarak gören bir anlayış olabilir m,? Sağlık çalışanlarına sesleniyorum, yurt dışına gideceğim diye telaşa kapılmayın bu ülkede size her türlü olanağı sağlayacağız söz veriyorum bütün sağlık çalışanlarını başımızın üzerinde taşıyacağız” şeklinde konuştu.

    “EL KAİDE VE IŞİD’İN BANKA HESAPLARINA SES ÇIKARMIYORLAR”

    Mali Eylem Görev Gücü (FATF), kara paranın aklanması ve terörizmin finansmanını engellemede eksikleri olduğu için Türkiye’nin daha sıkı izlenmesini gerektiren gri listeye almasını da değerlendiren Kılıçdaroğlu, “Türkiye Cumhuriyeti devletinin itibarını ayaklar altına almaya bu hükümetin ne hakkı ne yetkisi vardır? İtibar bu kadar rahat kaybedilecek bir olay mıdır? Geliyor terörle mücadele ediyorum vesaire falan filan diye bir sürü laflar ediyor iktidar kanadı, ama El-Kaide olunca, IŞİD olunca onların banka hesaplarına, para hareketlerine ses çıkarmıyorlar. Sanıyorlar ki dünya görmüyor. Dünya tamamını görüyor ya, sen hangi çağda yaşıyorsun?” ifadelerini kullandı.

    KILIÇDAROĞLU’NDAN TEZKEREYE HAYIR SİNYALİ

    Sınır ötesi tezkerenin iki yıl uzatılması teklifine ilişkin ise Kılıçdaroğlu, ‘hayır’ sinyali verdi. “Torba tezkere dönemi başladı” diyen Kılıçdaroğlu, “Her şeyi  koymuşlar bir tezkerenin içine gelin buna evet deyin diyorlar. Niye kardeşim? Biz senin her dediğinin altına mühür mü basacağız. Senin her dediğine ‘evet’ deseydik niye ayrı bir parti kuruyoruz? MHP senin her dediğine evet diyebilir ama biz milli kurtuluş savaşı döneminden gelen bir partiyiz. Suriye ile savaş değil, Suriye ile barışacağız. Büyükelçilikleri açacağız karşılıklı. Daha fazla sığınmacı mülteci istemiyoruz. Biz hiçbir askerimizin ve polisimizin Suriye’de ölmesini istemiyoruz. Ne mücadelesi? Barış varken neden kavga?” diye konuştu.

    “SURİYE’YE, KOMANDO MARŞI SÖYLEYEN TÜGVA’CILARI GÖNDER”

    Kılıçdaroğlu, son olarak ise şunları söyledi:

    “Suriye’ye barış getireceğiz, bütün komşularımız barışacağız. Bizim askerlerimiz hayatını kaybetsin istiyor beyefendi. Komando marşı söyleyen TÜGVA’cılar var. En büyük komutanımız da Erdoğan diyorlar. Gönder kardeşim onları Suriye’ye. Oradaki komutanı da Bilal Erdoğan olsun.

    “Yabanı askerlerin potinlerinin, TC devletinin topraklarını çiğnemesini istemiyoruz. Çıkarın bunu tezkereden, vatanseverseniz bu rezilliğe son verin. Böyle bir rezillik olur mu ya. Terör ayaklarına yatacaksın yabancı askerler buraya gelecek, kim? Erdoğan isteyecek. Taliban’ı mı getireceksin? Kim gelecek? Amerikalılar mı Almanlar mı Fransızlar mı? Kimi çağıracaksın sen?”

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP Eş Genel Başkanı Sancar: HDP muhataptır ve çözümün adresidir-VİDEO

    HDP Eş Genel Başkanı Sancar: HDP muhataptır ve çözümün adresidir-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Bu nedene tutum belgemiz Türkiye’nin deklarasyonudur, güçlü demokrasiye giden yolun haritasıdır” diyerek, HDP’nin çözümün adresi olduğunun altını çizdi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Meclis’te partisinin grup toplantısında gündeme dair açıklamalar yaptı.

    HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, kampanyalarla ve mücadelelerle geçen yoğun bir yaz sürecini geride bıraktıklarının altını çizerek, ”Umutluyuz, kararlıyız, cesaretliyiz, inançlıyız, ısrarlıyız. HDP’nin bir fikriyat bir hareket bir değişim gücü olduğunu bilmeyenler kapatma davası açarak, kumpas davaları ile bizleri yıldıracaklarını sanarak baskı ve zor politikalarını artırarak; bizleri yolumuzdan almaya çalışıyorlar ama nafile. Bunun mümkün olmadığını hep birlikte yaz ayı boyunca yürüttüğümüz kampanyalarla bütün dünyaya gösterdik. Bu hesapların nereden döneceğini gösterdik. Bütün bu hesapların halktan dönecektir. Bütün bu hesaplar halktan dönüyor. HDP halktan aldığı bu güçle, inançla, sorumlulukla yoluna devam ediyor” dedi.

    HDP bütün denklemleri değiştirecek, kurucu bir kudrete sahip olduğunu belirten Sancar, “Bunun için ne gerekiyorsa, ne yapmamız gerekiyorsa yapmaya hazırız. Hazır olduğumuz için de ne yapmamız gerekiyorsa yapıyoruz. Yaz boyunca bir saniye bile durmadık, ‘HDP’liyiz Her Yerdeyiz’ dedik. Egeden Akdeniz’e, Çukurova’dan Karadeniz’e ve bölge illerine uzanan 71 merkezde Türkiye’nin her yerinde değişim isteyen toplum kesimleri bir araya geldik” diye konuştu.

    “TUTUM BELGEMİZ TÜRKİYE’NİN DEKLARASYONUDUR”

    Siyasi muhalefetle seçim güvenliğinden geçiş sürecine, demokrasinin yerelliğinden güçlü inşasına, barışa ulaşana kadar her alanda konuşarak, müzakere ederek yol yürüme amacında olduklarını ifade eden Sancar, şunları dile getirdi:

    “Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı budur halkın beklentisi de budur mesele bu çürük düzeni değiştirmek ve halkı bu sefaletten ve rezaletten kurtarma meselesidir. Esas odaklanmamız gereken noktanın bu olduğunu asla aklımızdan çıkarmamalıyız.

    GÜÇLÜ DEMOKRASİYE GİDEN YOLUN HARİTASIDIR

    Cumhurbaşkanlığına tutumumuz da açıktı isimler üzerinden değil deklarasyonda da altını çizdiğimiz temel ilkeler çerçevesinde ve müzakere anlayışı içinde hareket etmektir. Bu ilkeler sorunları çözmek ülkeyi birlikte yönetmek halklara onurlu bir gelecek yaratmak için yol gösteriyor. Bu ilkeler güçlü demokrasinin temellerini atmaya adaydır. Bizim çağrımız bu ilkeler ışığında müzakere diyalogdur. Sizlerin huzurunda ve adınıza duyurmayı bir sorumluluk biliyorum. Bu nedenle tutum belgemiz Türkiye’nin deklarasyonudur, güçlü demokrasiye giden yolun haritasıdır.

    Biliyorsunuz Meclis aynı zamanda Kürt sorununda inkâr sözleriyle açıldı. Bu ülkenin en önemli sorunlarından birinin Kürt sorunu olduğunu söylüyoruz, aslında bunu herkes biliyor ama iktidarın başı, AKP’nin genel başkanı sorunu inkâr ederek yaptı konuşmasını.

    BİR YILDA SORUN NASIL ÇÖZÜLDÜ

    “Kürt sorunu denilen meseleyi hak ve özgürlükten kalkınmaya kadar tüm boyutlarıyla çözdük” dedi. Tabii gülebiliriz ama o kadar ciddi bir mesele ki gülerek geçiştirmek lüksümüz yok. Halklarımızın anlayabileceği sadelikte bu sözün nasıl bir çarpıtma anlayışını yansıttığını anlatmaya çalışalım. Bundan bir yıl önce Meclis kürsüsünde “Kürt sorunu çözdük” diye bir cümle kullanmamıştı AKP Genel Başkanı. Üstüne daha geçenlerde Diyarbakır’da “Çözüm Süreci’ni biz bitirmedik” diyerek hem sorumluğunu hem de bitmemiş bir sürecin getirebileceği çözümü bizzat itiraf etmiş oldu. Yani kendilerinin bitirdiği bir süreçle, ardından yürürlüğe koydukları savaş, inkâr, imha politikalarıyla yola devam ettiler. “Kürt sorununu çözdük” diyebiliyorlar. Bir yılda sorun nasıl çözüldü de hiç kimsenin bundan haberi olmadı.

    BİNLERCE SİYASETÇİ, SEÇİLMİŞ KİŞİ NEDEN HÂLÂ CEZAEVİNDE?

    Binlerce siyasetçi, seçilmiş kişi neden hâlâ cezaevinde? Eğer çözüldüyse Kürt sorunu, çözüm içim mücadele eden siyasetçiler neden cezaevinde? Türkiye’nin üçte birinde seçim sonuçlarını yok sayan anlayış Kürt sorununu çözmüş olabilir mi, kayyım atayan anlayış Kürt sorununu çözmüş olabilir mi?

    BU MU KÜRT SORUNUNU ÇÖZMEK?

    Kürt sorunu çözmekse eğer derdimiz o panzerler orada gezmeyecek. Panzerler çocukları, yaşlıları eziyor, sonra buna kılıf uydurmak için valiler yalan söylüyor. Kobanê kumpas davası, kapatma davası neden var? Bu mu Kürt sorununu çözmek?

    İnkâr siyaseti uzun süre ‘Kürt yoktur’ laflarıyla yürütüldü. Hayat ve mecburiyet bir yere kadar izin verebiliyor buna. Kürt yoktur demeye cesaret edemiyor kimse artık. Bu sefer Kürt sorunu yok demeye başladı. Kürt sorunu vardır noktasına gelindi. HDP, Türkiye’deki bütün sorunları çözmeye taliptir, adaydır, hazırdır.”

    HDP, TÜRKİYE’DEKİ BÜTÜN SORUNLARI ÇÖZMEYE TALİPTİR, ADAYDIR, HAZIRDIR

    “Çözdük” diyerek sorun inkâr ediliyor. Bu çıkmaz sokaktır. İktidarın bunca yıl biriktirdiği dikenli tellerin kendi ayaklarına dolaşmasıdır. Ne diyeceklerini bilemiyorlar, nasıl siyaset yürüteceklerini bilemiyorlar. İktidarlarını devam ettirebilmek için Kürt halkının oyuna ihtiyaçları var. Bundan sonra Kürt halkı kendi iradesini sonuna kadar savunan Türkiye halklarıyla birlikte toplumun tüm kesimlerinin katılımıyla çözümde  ısrarını sürdürecektir. HDP bu ısrarın temsilcisidir. Sorumluluklarının gereğini her zeminde yerine getirecektir.”

    Toplumun kesimlerine çağrı yapıyoruz. Gidelen bu yolun yol olmadığını anlayacaksınız. Gelin hep birlikte hareket edelim, yeni başlangıcın yolunu açalım. HDP muhataptır, çözümün adresidir.

    İNKAR SİYASETİNİ SÜRDÜRÜYORLAR

    Bu sorunların temelinde yatan ana kaynak olan Kürt sorunun çözümünde de üzerine düşen her türlü sorumluluğu almaya hazırdır. Bunu gerçekleştirecek gücü samimiyeti kararlılığı ve birikimi vardır.

    Şimdi inkarın başka bir evresine geçtik, çözdük diyerek inkar siyasetini sürdürmeye çalışıyorlar. ‘Kürt sorunu vardır’ dediler fakat bunun gerçekliğini kavramaya yanaşmıyorlar. Şimdi de vardır çözdük diyerek inkar siyasetini sürdürüyorlar. Bu çıkmaz sokaktır, iktidarın bunca yıl biriktirdiği dikenli tellerin kendi ayaklarına dolaşmasıdır. Ne diyeceklerini bilemiyorlar, nasıl söz kuracaklarını, siyaset yürüteceklerini bilemiyorlar, savaş inkar imha anlayışından vazgeçemiyorlar ama Kürde de şirin gözükmek istiyorlar. Çünkü iktidarı devam ettirmek için Kürt halkını oyuna ihtiyaçları var, Kürt halkı da bu kadar mücadele ve birikim üzerine bu kadar söze kanacaktır öyle mi?

    Yok değerli arkadaşlar bundan sonra Kürt halkı kendi iradesini sonuna kadar savunarak, Türkiye halkları ile birlikte toplumun tüm kesimlerinin katılımı ile çözümde ısrarını sürdürecektir. HDP bu ısrarın temsilcisidir, bu ısrarın yarattığı sorumluluğun taşıyıcıdır.

    HDP HER TÜRLÜ ÖNCÜLÜĞÜ SORUMLULUĞU VE GÖREVİ ÜSTLENECEKTİR

    Türkiye’nin geleceğini halkların ortak eşit yaşamını demokratik özgür düzen içinde varlıklarını sürdürmeyi sağlayacak bütün yollarda HDP her türlü öncülüğü sorumluluğu ve görevi üstlenecektir. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sorumlularının gereğini her zeminde yerine getirmeye devam edecektir.

    Kürt sorunun çözümü sözlerini kullanabilmeniz için geride kalan yıkım yıllarına bir bakın onlardan ne kadar farklılaştığınızın muhasebesini yapın. Yani belki yaparlar diye çağrıda bulunuyorum, iktidar partisinin içinde bu muhasebeyi yapmak isteyenler mesela dönüp 90’lara bakmalarını o dönem yapılanlarla bugün arasında bir kıyaslama yapmalarını istiyorum. Bir muhasebe yapın, vicdanınızla, aklınızla bu muhasebeyi yapın. Şimdi sizin partinizin başında olduğu bu iktidarın politikaları ile o yılların politikaları arasında benzerliklerin ne olduğunu, o yılları ne kadar geride bıraktığınız baskıda, inkarda, tasfiye politikalarında zulümde o yılları aratacak duruma Türkiye’yi getirdiğinizi göreceksiniz. Belki benim söylediklerimi görmeyeceksiniz ama bunun kısmını bile görmeniz yeterlidir. Vicdan sahibi herkes, AKP’de milletvekili ve yöneticiler de dahildir, bu muhasebeyi yaparlarsa varacakları sonuç bellidir.

    GİDİLEN BU YOLUN YOL OLMADIĞINI ANLAYACAKSINIZ

    Biz onlara da çağrı yapıyoruz toplumun tüm kesimlerine çağrı yaptığımız gibi muhasebe yapın. Bu ülkenin eşit yaşamını bir nebze istiyorsanız; şimdi yaptığınız yoldan farklı bir yola ihtiyaç olduğunu göreceksiniz. Gidilen bu yolun yol olmadığını anlayacaksınız. Yeni bir başlangıç çağrımız bütün toplum kesimlerine seslenen bir çağrıdır. Gelin hep birlikte vicdanlı insaflı sağduyu bütün toplum kesimleri bütün bireyler birlikte hareket edelim yeni başlangıcın yolunu açalım bu yol felakettir daha fazla acıdır daha derin yaralar demektir. Her bir adım iyileşmesi ve 10 yılarımıza mal olacak derin yaralar ve ağır tahribatlar yaratmaktan başka bir sonuç doğurmuyor.

    HDP ÇÖZÜM YOLUNU DEMOKRATİK, EŞİT VE ORTAK YAŞAMDA GÖRÜYOR

    İşte biz diyoruz ki toplumun bütün kesimleri ülkenin bütün sorunlarını hep birlikte müzakere edelim. HDP buna hazırdır. Çözüm yolunu burada görüyor. Demokratik, eşit ve ortak yaşamda görüyor. Kürt sorunun demokratik barışçıl çözümünde görüyor. Güçlü demokrasiyi yerelden inşasından görüyor. Emekçinin yoksulun kadınların gençlerin umutların özlemlerini hayata geçirmekte görüyor. Biz bu yolda bu saydığım değerlere bir yerinden tutunmak isteyen herkesle yürümeye hazırız. Demokrasi ittifakı dediğimiz şey budur. Kimse üzümün çöpü armudun sapı demesin, kimse geçmiş alışkanlıkları mahkum kalmasın.

    BU YOLU BİRLİKTE YÜRÜMELİYİZ, YÜRÜYEBİLİRİZ

    Hiç kimse önümüzde imkanların büyük yolun açık olduğunu görmezden gelmesin. Türkiye’nin demokrasi güçlerine sesleniyorum. Türkiye’de demokrasi, barış isteyen en geniş kesimlerin bir araya gelebileceği bir çağrıyı yapıyorum. Milletvekili seçimlerine nasıl gireceğimizi anlatırken çizdiğimiz çerçevede yer alabilecek en geniş kesimlere hitap ediyorum. Bu yolu birlikte yürümeliyiz, yürüyebiliriz. Bu açmazdan karanlıktan enkazdan bu yolu birlikte yürüyerek çıkabiliriz.

    KAOS PLANLARIYLA BU AÇTIĞIMIZ GÜÇLÜ DEMOKRASİ İTTİFAKI YÜRÜYÜŞÜMÜZÜ DURDURAMAZSINIZ

    1990’ları aratmayan hatta geride bırakan uygulamalara bir iki örnek vermek zorundayım, geçen hafta milletvekilimiz Tülay Hatimoğluları’nın kapısı zorlandı. Sivil polis olduklarını iddia eden kişiler kapıyı zorlayarak eve girmeye çalıştılar. Hangi karanlık kaosun peşindesiniz. Ne yapmaya çalışıyorsunuz, bizi bu şekilde yıldırmaya çalışıyorsanız abesle iştigal ediyorsunuz. Kaos planlarıyla bu açtığımız güçlü demokrasi ittifakı yürüyüşümüzü durdurabileceğini sanıyorsanız büyük yanılıyorsunuz. Buradan tekrar çağrı yapıyorum; ne sevgili Tülay ne herhangi bir arkadaşımız asla bu karanlık manevralardan korkacak çekinecek hali yok.

    BU ÜLKEYE DEMOKRASİ ÖZGÜRLÜK VE BARIŞI GETİRMEYE AZMETMİŞ MİLYONLAR VAR

    Hiç birimizin de böyle bir ruh yapısında olmadığımızı nasıl anlamıyorlar, yılların bedeli ve birikimiyle ülkeye aydınlık bir gelecek için var gücüyle çalışan ülkenin mensupları sizin bu küçük oyunlarınızdan mı korkacak? Sorumluları, tezgahı ne varsa bu olayın arkasında ortaya çıkarmak bu iktidarın sorumluluğudur. Açığa çıkarmadıkları takdirde sorumlu da kendileridir. Yine geçen hafta Gençlik Meclisi üyemiz Ezgi Orak, Ankara’nın göbeğinde kaçırıldı, üstüne aynı tezgah yine aynı acziyet. Gençlerimizin bu yollarla sindirilebileceğini düşünüyorsanız ya izan kalmamış sizde ya da hiç bir şey anlamıyorsunuz. Vazgeçin çünkü karşınızda ne pahasına olursa olsun bu ülkeye demokrasi özgürlük ve barışı getirmeye azmetmiş milyonlar var.

    Hatırlatalım elbette çözüm bu değil ama bu bir çözülme göstergesidir. Bu politikalar geçmişten bugüne bunları uygulayan bütün iktidarları çözmüştür, çökertmiştir. Çözümsüzlük politikaları iktidarı çözer, çökertir. Ama biz iktidarların çöküşünün halkı boğmaması için mücadele ediyor o çöküşün halkın altında kalacağı bir enkaza dönüşmemesi için mücadele ediyoruz. Deklarasyonumuzun da ruhunda bu vardır. Halk için halklar için bütün inançlar için bu ülkede yaşayan herkes için demokrasi, adalet istiyoruz. Bu mücadeleyi büyütürsek çöküşü halkın zarar görebileceği bir noktadan alıp halkın refah ve huzur içinde yaşayabileceği bir notaya taşıyabiliriz.

    HDP TÜRKİYE’NİN BÜTÜN SORUNLARINI ÇÖZMEYE TALİP VE HAZIRDIR

    HDP Türkiye’nin bütün sorunlarını çözmeye talip ve hazırdır. Müzakereci anlayışla en güçlü çözüm fikriyatını ortaya koyan çözüm güçlerini buluşturmayı hedefleyen kurucu siyasi güçtür. Muhataptır, çözümün öznesidir. Bunu bu deklarasyonda bir kez daha ortaya koyduğumuz Türkiye’nin farklı kesimleri gördüler ve bu sese kulaklarını daha fazla kabartmaya başladılar. Bu yolda devam edeceğiz daha fazla ses olacağız daha fazla bulaşacak daha fazla güç birikecek ve ülkeye mutlaka barışı ve demokrasiyi getireceğiz. Biz vazgeçmiyoruz acizlik göstermiyoruz teslim olmuyoruz, inancımız kararlılığımızla birikimimizle büyüyerek yolumuza devam ediyoruz.

    HALKLARIN GÜÇLÜ SESİ, SOKAĞIN NEFESİ OLACAĞIZ

    Mevcut iktidar sorunları yok sayarak, kendi sorumluluğunu gizlemeye çalışıyor, ekonomiden örnekler vereceğim. Barınma hakkından örnek vereceğim ama bugünkü grup konuşmasına bunları sığdırmak mümkün değil lütfen bütün bu hak gasplarını yaşayan toplum kesimleri gençler, esnaflar, çiftçiler bizi mazur görsünler. Esnafın altında yaşayanlar, sokakta yaşamak zorunda kalanlar, bugünkü politikaların sonucudur. Savaşa yandaşa talana sermayeye ranta ayrılan kaynakların yarattığı bir sonuçtur. Yeni yasama yılı başladı çözülmesi gereken çok sorun var, yeni yasama yılında inisiyatif alıp sorunları çözmek için bütün gücümüzü kullanacağız. Halkın da sokağın da beklentisi budur. Her zaman olduğu gibi halkların güçlü sesi, sokağın nefesi olacağız. Yeni yasama yılında var gücümüzle parlamentoyu çözüm zemini müzakere platformu haline getirmeye çalışacağız.

    MÜCADELEYİ BÜYÜTME ZAMANIDIR

    Bu konuda bütün toplumsal ve siyasal muhalefetin aynı kararlılıkla hareket etmesi gerektiğini bir kez daha hatırlayalım. Yeni bir başlangıç için şartlar ve imkanlar mevcuttur. Başka bir dünya mümkündür çok sevgili yazar, daha 6 yaşında bir çocukken Nazi birliklerinin girdiği şehirde zulme tanıklık etmiş o muhteşem şair yazar İngeborg Bachmann ‘Yeni bir dil olmadan yeni bir dünya kurulamaz’ der. İşte biz de diyoruz ki yeni bir dil ve yeni bir anlayış olmadan yeni yaşam ve başka bir dünya kurulamaz. İnanın buna gücümüz vardır şimdi hep birlikte çalışma ve mücadeleyi büyütme zamanıdır. Hak yardımcımız Hızır yoldaşımız olsun.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • TİP Genel Başkanı Erkan Baş: Hırsızları, çetecileri rahat bırakmamak için buradayız!

    TİP Genel Başkanı Erkan Baş: Hırsızları, çetecileri rahat bırakmamak için buradayız!

    PİRHA-TİP Genel Başkanı Erkan Baş, TBMM’deki haftalık basın toplantısında konuşarak “Bu halka düşmanlık eden kimse bizim düşmanımız onlardır. ‘Helalleşmeyeceğiz, hesaplaşacağız’ dediğimiz için korksunlar, haklılar! Hesap soracağız” dedi.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, partisinin haftalık basın toplantısında iktidar-mafya ilişkilerini gündemine aldı. İktidara, “Yargıyı ele geçirmişsiniz, mutlusunuz. Ama korkun, sizin ve küçük ortağı olduğunuz iktidarınızın iddianamesini halk yazıyor” diyen Baş, suç örgütü elebaşı Sedat Peker’in itiraflarını gündemine aldı.

    “PİSLİK ÜSTÜNE PİSLİK, REZİLLİK ÜSTÜNE REZİLLİKLER İFŞA OLUYOR”

    TİP başkanı Erkan Baş, “İktidar, yıllardır suç üstüne suç işleyerek güzelim ülkemizi kopkoyu bir karanlığa mahkum etti” diyerek şu konuşmayı yaptı:
    “Bir avuç zengin daha zengin olurken hayatları mahvolan milyonları susturmak için baskıyı, şiddeti, devlet olanaklarını yetmediğinde karanlık güçleri devreye sokan iktidar artık bunların hiç birinin işe yaramadığını görüyor ki büyük bir panik içindeler.
    Yapılması gereken nedir? Mesela suçlananların görevlerini bırakması değil mi? İstifa etmesi veya görevden alınması beklenir. Mesela bir soruşturma başlatılması değil mi? Her normal insan bunu bekliyor ama olmuyor.
    Neden, çünkü çok ama çok büyük suçlar var ve bir yerden başladığında devamı gelecek! Bir tuğla çekildiğinde, duvarda bir delik açıldığında bu mafya saltanatı, bu halk düşmanı iktidar yıkılacak, o yüzden birbirlerine daha fazla sarılıyorlar.
    Günlerdir kamuoyu görüyor, pislik üstüne pislik, rezillik üstüne rezillikler ifşa oluyor. Sonuç nedir? İktidarın kirli ilişkilerinde adı geçen gazeteciler, insan içine çıkamaz hale geliyor, görevlerini bırakmak zorunda kalıyorlar ama aynı işi yapan sözde siyasetçiler görevlerine devam ediyor.
    Milyonlarca liralık vurgunları yapanlar, dünyanın çeşitli ülkelerine kaçmış orada hayatlarını sürdürüyorlar siyasetçiler hala görevlerinin başında! Bazıları ise vatan-millet-din edebiyatı yaparak, küfürler hakaretler ve tehditlerle kendilerini savunmaya çalışıyor. Ortada yüzlerce suç var açılmış tek bir soruşturma yok! Ama halka, halkın temsilcilerine saldırarak üstlerindeki kirden kurtulmaya çalışıyor.”

    “NE YAPTI AHMET?”

    “Bakın bugün AKP’nin en rezil yayın organlarından birinde değerli yol arkadaşım Ahmet Şık için “TİP’li hain” ifadesi kullanılmış. Biraz evvel minik ortağın Genel Başkanı doğrudan sevgili Ahmet’i hedef alan açıklamalar yaptı.
    Önce şunu söyleyeyim: Ahmet Şık bu ülkede gazeteciliğin medarı iftiharlarından biridir. Kontrgerilla, devlet içindeki çeteler, tarikat-ticaret-iktidar bağlantıları hakkında buldukları, yazdıkları, söyledikleri bu ülkenin araştırmacı gazetecilik tarihine geçmiştir.
    Gelin hep beraber hatırlayalım: Ne yaptı Ahmet neden bugün hedef haline getirilmek, ölüm tehditleriyle susturulmak isteniyor?
    Ahmet yıllardır olduğu gibi halka karşı işlenen tüm suçların açığa çıkması için mücadele eden gerçeğe aşık bir gazeteci olarak, bu kadar pislik ortalığa dökülmüşken susamaz.
    Belki de ilgili suç örgütü lideri konuşmaya başlamadan önce, bu iktidarın bugün artık herkesin gördüğü bildiği suçlarını açığa çıkartmak için yazılar yazdı. Herkes video izlemek ile yetinirken, Ahmet bu suçların üzerinin örtülmesine izin vermemek için harekete geçti. Yurttaşlık görevini, gazetecilik görevini, milletvekilliği görevini yerine getirdi. Bu suçların araştırılması için Meclis komisyon kurması engellenince, yargı tek bir adım atmayınca, bağımsız bir komisyon kurup bu rezillikleri kayıt altına almak için çalışmaya başladı. Ve hepsinden önemlisi, korkudan kıpırdayamaz hale getirdiğiniz halkı göreve çağırdı. Sokağa çıkan insanlara polis saldırdığında onların önünde durdu.
    O yüzden çok korkuyorlar. Bakın bu ülkede yargı ne halde? 10 Ekim Katliamı’nın faillerini cezalandırmak yerine, hayatını kaybedenlere, yakınlarına dava açılıyor. Musa Orhan cezalandırılsın dedikçe Ezgi Mola’ya soruşturma, suça karışan AKP’liler soruşturulsun dedikçe HDP’ye kapatma davası açılıyor. ‘Suç örgütleri yargılansın’ dedikçe Ahmet Şık’a soruşturma açıyorlar! Özetle haftalardır ortalığa saçılmış yüzlerce suç varken, tek bir laf edemeyen iktidarı, yargıyı, suç örgütünden para alan vekiller, ‘gazeteciler’ değil Ahmet Şık’ın sözleri rahatsız ediyor.”

    “ONLARIN VATAN DEDİKLERİ BEYAZ SARAY’DIR”

    Vatan diyorlar, millet diyorlar, devlet diyorlar, din-iman diyorlar. Öyleyse biz de ilan edelim: Onların ‘vatan’ dedikleri, kara para aklayanların otelidir. Onların ‘vatan’ dedikleri, bölge taşeronluğu teklif etmeye hazırlandığınız Biden’ın Beyaz Sarayı’dır. Onların’ millet’ dedikleri, silah temin ettikleri cihatçı katillerdir. Onların ‘devlet’ dedikleri, Mehmet Ağar’dır, Korkut Eken’dir, çetelerdir, cemaatlerdir, patronlardır. Onların ‘din iman’ dedikleri, halkın masum duygularını kullanan çocuk istismarcısı tarikat şeyhleridir. İşte bu yüzden korkuyorlar. Korkmakta haklılar. ‘Helalleşmeyeceğiz, hesaplaşacağız’ dediğimiz için korksunlar, haklılar! Hesap soracağız!”

    “KORKUYORSUNUZ, HAKLISINIZ! KORKUN!”

    “Gar Katliamı’nın hesabı daha kapanmadı. Yakıp yıktığınız Suriye’nin hesabı kapanmadı. Uğur Mumcu’un, Hrant Dink’in, Berkin’in, Ethem’in, Ali İsmail’in hesabı kapanmadı. Soma’nın hesabı kapanmadı. Açlıktan intihara sürüklediğiniz yurttaşlarımızın hesabı kapanmadı. Korkuyorsunuz, haklısınız! Korkun! Sokak dediğimiz için korkuyorsunuz!
    Siz hakın parasını ailenin malı haline getirirken, bu halkın zenginliklerini Demirören’e, Sancak’a, Sezgin Baran Korkmaz’a peşkeş çekerken çekirdek mi çitleyecektik? İkizdere’de direnen ninemiz, Cengiz’in küfürlerini sineye mi çekecekti? Her gün şiddete uğrayan kadınlar ölüm sırasını mı bekleseydi? Boğaziçi’ndeki öğrenciler, Melih Bulu’dan masallar mı dinleseydi? Bunlar sizin hayalleriniz ama bunlar olmayacak, bunları kabul etmeyeceğiz!”

    “VAKİT YOK, KAYBEDECEK NEYİMİZ KALDI”

    “Bilin ki, kendimiz için, çocuklarımız, torunlarımız için, ülkemiz için, bugünümüz ve geleceğimiz için kaybedecek tek bir günümüz yok. İşimiz, aşımız, fabrikalarımız, topraklarımız, denizlerimiz, akarsularımız, göllerimiz, dağlarımız tek tek elimizden alındı. Kaybedecek neyimiz kaldı? Hepsini tek tek geri almak için vaktimiz yok. Çete iktidarından kurtulmak için vakit yok! Açlıktan sefaletten kurtulmak için vakit yok! Haklarımız için vakit yok! Kanal İstanbul için, İkizdere için, Marmara Denizi, Salda Gölü için vakit yok! İstanbul Sözleşmesi için vakit yok!
    Muhalefet elini taşın altına koysun diyenlere sesleniyorum, biz varız buradayız. Tüm tehditlere rağmen bir adım geri atmadan sesimizi, mücadeleyi yükseltiyoruz ama herkes bilsin ki asıl muhalefet halktır.”

    “MUHALEFET SİZSİNİZ”

    “Muhalefet sizsiniz. Gelin birlikte mücadeleyi büyütelim. Bu karanlıktan çıkış hepimizin ellerinizde. Ahmet Şık hakkında soruşturmalar açarak, HDP hakkında kapatma davaları açarak bu ülkedeki toplumsal muhalefeti sindirebileceğini sanan iktidar mensupları… Onuruyla mücadele edenlerin korkacağını, geri adım atacağını zannediyorsanız yanılıyorsunuz.
    Bu ülkenin halkları siyaset yapacak, Kürt halkı siyaset yapacak, buna kimse engel olamayacak. Ahmet Şık, gazeteciliğini yapacak, vekilliğini yapacak. Buna kimse engel olamayacak. Ama bu ülkede mafya, çete liderleri, karanlık ilişkiler içindekiler siyaset yapamayacak.
    Yargıyı ele geçirmişsiniz, mutlusunuz. Ama korkun, sizin ve küçük ortağı olduğunuz iktidarınızın iddianamesini halk yazıyor halk! Biz çok huzurluyuz! Ne bir tek cemaatle ilintimiz olmuş ne de bir tek mafya üyesiyle yan yana durmuşuz. Hiç birimizin cebine tek bir kuruş kara para girmemiş, tek bir ihalede adımız geçmemiş. İşte bu sayede faşizminize, baskılarınıza tehditlerinize boyun eğmiyoruz, buradayız. Buradayız, Burada kalacağız.
    ‘Mezarlıkta olurdunuz’ diye tehdit edenlere sesleniyorum, Ahmet Şık öldüremediğiniz Metin Göktepe’dir, öldüremediğiniz Uğur Mumcu, öldüremediğiniz Hrant Dink’tir. Siz ezelden beri katledilen gazetecilerin, faili meçhul siyasi cinayetlerin arkasındaki ellersiniz. Biz şimdi toprağın altında olan size teslim olmayanların mücadele arkadaşlarıyız.
    Meclis’te ne işi var diye soranlara bir kez daha söylüyorum, halktan görev aldık, hırsızları, çetecileri, halkın parasına, toprağına çökenleri rahat bırakmamak için buradayız. İşimiz, sizden hesap sormak, gerçekleri yüzünüze de haykırmak.”

    “HAPSE GİRERİZ AMA HALKI ÖLÜME TERK EDENLERDEN OLMAYIZ”

    “Hapse mi tıkmak istiyorsunuz? Olur, istediğinizi yapabilirsiniz. Ülkeyi koskoca bir hapishaneye çevirmişsiniz, biraz daha küçük bir hapishanede olsak ne olur. Hiç mi hapis görmedik? Üç beş yıl daha yatacakmışız ne çıkar. Ama katillerle el sıkışıp, halkı yoksulluğun, salgının pençesinde ölüme terk edenlerden olmayacağız. Bu halka çektirdiklerinizi izleyerek kahrımızdan ölmeyeceğiz.
    Ölmekse burada ölürüz, şimdi, sizinle kapışarak ölürüz. Bu halka düşmanlık eden kimse bizim düşmanımız onlardır. Buradaydık ve burada olacağız! Özgürlük isteyenin karşısına çıktınız. Hakkını arayanın karşısına çıktınız. Eşitlik isteyenin karşısına çıktınız. ‘Bunlar Fethullahçı’ dediğimizde yargıladınız, kirli oyunlarınızı anlattığımızda yargıladınız. Şimdi korkup susmamızı bekliyorsunuz.”

    PİRHA/ANKARA

  • HBVAKV Genel Başkanı Geçmez: HDP’nin yürüyüşü kıymetli ama tüm muhalefet olmalı

    HBVAKV Genel Başkanı Geçmez: HDP’nin yürüyüşü kıymetli ama tüm muhalefet olmalı

    PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, HDP’nin “Darbeye karşı Demokrasi Yürüyüşü”nün kıymetli olduğunu ancak, bütün muhalefet ile hareket edilmesinin daha önemli olacağını söyledi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP), Hakkari Milletvekili Leyla Güven ile Diyarbakır Milletvekili Musa Farisoğulları’nın vekilliklerinin düşürülmesinin ardından “Darbeye karşı demokrasi yürüyüşü” kararı aldı.

    15 Haziran’da Edirne ve Hakkari’den başlayacak yürüyüş, 20 Haziran’da Ankara’da sonlandırılacak. İki koldan başlatılacak yürüyüş kapsamında güzergahta bulunan İstanbul, Van, Diyarbakır ve Adana’da bölgesel karşılamalar ve açıklamalar yapılacak.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, HDP’nin “Darbeye karşı demokrasi yürüyüşü”nün kıymetli olduğunu ancak tüm muhalefet ile hareket edilmesinin daha önemli olacağını söyledi.

    Geçmez, “Bu yürüyüş meselesi değil yapacağınız tek şey meclisi terk etmek. Sizin belediye başkanlarınız, milletvekillikleriniz, demokrasi tamamen rafa kaldırılmış bir durumda. Bu durumda elbette ki insan haklarını, demokratik haklarını araması kıymetli ama bu süreci de doğru değerlendirmesi gerekir” dedi.

    “HDP TÜM MUHALEFET İLE HAREKET ETMESİ GEREKİRDİ”

    Geçmez, bu konuda sivil toplum kuruluşlarının zorlanması gerektiğini, demokrasinin sadece HDP’ye değil herkes için gerekli olduğunun altını çizerek, “Meslek örgütlerine ve Türkiye’nin her kesimine lazım. Böyle bir şeyle yola çıksaydınız daha doğru olurdu” diye konuştu.

    Demokratik kurallarla olan her eyleme destek veren bir kuruluş olduklarını belirten Ercan Geçmez, şöyle devam etti.

    “HDP’nin yapacağı yürüyüşü kıymetli buluyorum. Ama daha etkili olabilirdi. Toplum ne yazık ki kulağını bazı şeylere kapatmış durumda. Bu Türkiye için sıkıntılı bir süreç. Hakikaten her şey çok kötü gidiyor. Herkesin bir araya gelip aklı selim düşünmesi gerekiyor. Bu gidişatın sonu nereye varacak bilmiyorum. Başta iktidarın bu antidemokratik uygulamalarına son vermesi gerektiğine inanıyorum. Bu sadece HDP’nin sorunu değil, tüm muhalefetin sorunu. Tüm muhalefet ile hareket edip buna son verselerdi daha iyi olurdu.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

  • Muhalefet adaylarına yer vermeyen TRT hakkında suç duyurusunda bulunuldu

    Muhalefet adaylarına yer vermeyen TRT hakkında suç duyurusunda bulunuldu

    Seçim çalışmaları devam ederken televizyon kanallarının çoğunun muhalefet adaylarına yer vermemesi tepki gördü. Bir yurttaş, hak kaybına uğradığı gerekçesiyle devlet televizyonu TRT hakkında suç duyurusunda bulundu.

    CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, seçim çalışmalarını ekrana taşımayan TRT’ye “Bu son uyarım, bir daha uyarmayacağım. TRT babanızın çiftliği değildir. TRT 80 milyonundur” diye seslenmişti.

    Sözcü’den Fatma Vurgun’un haberine göre İsmail Saygılı isim bir yurttaş, TRT’de cumhurbaşkanı adayları Meral Akşener ve Muharrem İnce’ye yer verilmediğini belirterek hak kaybına uğradığı iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusu yapan İsmail Saygılı’nın dilekçesinde şöyle dendi: “Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) bir kamu kurumu basın yayım organıdır. Basın demokratik toplumlarda dördüncü kuvvettir. TRT, halkın ortak sesi ve yöneticilerin gözü kulağıdır. Kamu kurumu olması nedeniyle kanun, tüm halkımızın vergileriyle ve her vatandaşın tükettiği elektrik bedeli üzerinden gelir sağlamaktadır. Hem kanun hem de icra cebir vergi nedeniyle TRT, her haber ve yayımlarında 80 milyon vatandaşa karşı sorumludur. Bir yurttaş olarak ben, TRT’nin Cumhurbaşkanı adaylarının mitinglerine ve basın toplantılarına yer vermemesi nedeniyle hak kaybına uğramaktayım.” (HABER MERKEZİ

  • Eski Bakan Halis: Olağanüstü dönem yaşıyoruz; olağan muhalefet yapılmaz-VİDEO

    Eski Bakan Halis: Olağanüstü dönem yaşıyoruz; olağan muhalefet yapılmaz-VİDEO

    PİRHA- Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, 19. Dönem CHP Milletvekili Ziya Halis, gündemdeki gelişmeleri, siyasi süreci, Alevilerin tutuklanmasını PİRHA’ya değerlendirdi. Halis, iktidarın baskıcı politikalarının hayret verici olduğunu, muhalefet partilerinin ise etkili politikalar geliştirmediğini dile getirdi. Halis, “Olağanüstü süreçte olağan muhalefet yapılmaz” diyerek başta CHP olmak üzere muhalefeti eleştirdi. 

    Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, 19. Dönem CHP Milletvekili Ziya Halis, gündemdeki gelişmeleri PİRHA’ya değerlendirdi.

    Halis, bakanlık yaptığı 90’lı yıllardan bugüne kadar gelen sürecin daha da kötüye gittiğini, bugünlerin eskiyi arattığını söyledi.

    Türkiye’nin OHAL ve KHK’larla yönetiliyor olmasının kabul edilemeyeceğini belirten Halis, ciddi hayal kırıklığı yaşadığını ifade ediyor.

    OHAL ilan edildikten sonraki sürecin iktidar tarafından istismar edildiğini vurgulayan Eski Bakan Ziya Halis, başta Aleviler olmak üzere muhalif seslerin susturulduğunu Alevilerin sesi TV10’un kapatıldığını hatırlatan Halis, Tv10 yöneticileri Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç ile kameraman Kemal Demir’in tutuklanmasına da tepki gösterdi.

    Gelinen süreçte AKP hükümetinin olağandışı davrandığını, muhalefetin ise olağan muhalefet yaptığını ifade eden Halis, CHP’nin olağan muhalefeti bırakıp, daha radikal bir tutum sergilemesi gerektiği görüşünde.

    İşte Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, 19. Dönem CHP Milletvekili Ziya Halis’in sorularımıza verdiği yanıtlar…

    PİRHA- Eski bir bakansınız. Türkiye’deki siyasi gidişatı biliyorsunuz. O günden bugüne nasıl değişiklikler yaşanıyor, sizi şaşırtıyor mu bu süreç? Süreci nasıl okuyorsunuz?

    Z.H-O günden bugüne derken sanıyorum benim bakanlık yaptığım 90’lı yılları kast ediyorsunuz veya aktif siyaset yaptığım dönemi kast ediyorsunuz. O günlerde de yaşadığımız zorluklar vardı gerçekten. Türkiye’de faili meçhul cinayetler, yargısız infazlar 90’lı yıllarda sık karşılaştığımız durumlardı. Ama bugüne geldiğimizde aslında biz daha barışçıl, daha demokratik, daha hukuka saygılı bir ortamın ve düzenin sağlanacağı umuduyla baktık hep bugünlere ve bunun için çeşitli mücadelelerimiz oldu. Ancak son 3- 4 yıldır yaşadıklarımız eskiyi arattı. Yani eski günleri, 90’lı yılları arattı. Türkiye’de herkes tedirgin durumda. Siyasi iktidar müthiş bir baskı uyguluyor, basını susturuyor. Basın özgürlüğü hemen hemen yok, basın çalışanları içeride, milletvekilleri içeride, belediye başkanları görevden alındı. Yargı siyasi iktidarın tam denetiminde ve yargıyı muhalif olan kesimlere karşı sopa olarak kullanan bir iktidar var. Dolayısıyla bugün ki durumu özetlersek benim için daha bir hayal kırıklığı diyebileceğim bir durum. Çünkü biz her geçen gün demokrasinin, insan haklarının daha ileri noktalara taşınacağını düşündük, bunu hayal ettik. Zaman zaman bu konuda önemli gelişmeler de yaşamadık değil, yaşadık. Yani bir çözüm süreci, umut doğurdu örneğin Türkiye’de bizlerde. Ama özellikle 2015 seçimlerinden sonraki gelişmeler ve 15 Temmuz’dan sonra ilan edilen OHAL ve KHK’lerle Türkiye’nin yönetiliyor olma durumuna gelmiş olması, hakikaten benim açımdan bir insan hakları savunucusu, bir demokrasi mücadelesi veren, buna inanan, demokratik ve katılımcı, özgür bir toplumun yaratılmasında Türkiye açısından çok fayda gören biri olarak beni ciddi hayal kırıklığına uğrattı.

    15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra OHAL ilan edildi ama bunu kendi lehine çevirmeyi başardı hükümet ve bu OHAL birçok şeyi şekillendiriyor. Devlet ülkeyi OHAL’le ve KHK’lerle yönetiyor. Bu nereye kadar sürecek? Şeriatçı, dinci bir rejime mi gidiliyor buna inanıyor musunuz?

    15 Temmuz’dan sonra OHAL’in ilan edilmiş olması ve OHAL’in getirdiği bir takım haklardan faydalanıyor olması KHK’lerin yayınlanması gibi bu ortamın bu iktidar tarafından istismar edildiğini düşünüyorum. Yani o kadar çok yanlış uygulamalar var ki OHAL’in nedenleriyle ilgisi olmayan muhalifler insan hakları bakımından mağduriyetle karşı karşıya kalıyorlar. OHAL’in nedeni olan darbe girişimi elbette darbeyi A’dan Z’ye kınıyoruz. Hiçbir askeri darbe girişiminin yapılmış olmasına taraftar olamayız, ona karşıyız. Ama bunu kendisi için bir fırsata dönüştürdü; hatta ‘Allahın verdiği bir lütuf’ diye değerlendirdi. Bunun hakkını da böyle veriyorlar. Kendilerine muhalif olan bütün sesleri susturmayı bir kere temel hedef olarak ortaya koymuş durumdalar. Gazetecileri tutukluyorlar, televizyonları kapatıyorlar. Mesela TV10. Bu televizyonu, Alevi toplumuna özellikle sorunlarına hitap eden, onların sesi olan bir varlığı ortadan kaldırmıştır. Yani TV10’un kapatılması, buna benzer başka televizyon kanallarının, basın yayın organlarının kapatılmaları anlaşılır değil.

    Tv10 yöneticileri de tutuklandı. Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ve yine Veli Haydar Güleç ayrıca kameraman Kemal Demir tutuklandı.

    Bir kere Türkiye’de yargılama meselesi son derece sakat gidiyor. Tutukluluk aslında cezaya dönüşüyor ne yazık ki. Hemen uygulanmaması lazım. Her davada uygulanmaması lazım. En son uygulanabilecek bir şeydir. Fakat bu yönetim yargıyı da yönetiyor durumda. Veli Büyükşahin, Veli Haydar Güleç gibi TV10 çalışanları, yöneticileri Alevilerin gerçekten sorunlarına eğilen, onların sesi olan arkadaşlarımız. Uzun süren gözaltı sonrasında da tutuklamışlar. Gerçekten davaları dahi belli olmayan bir cezalandırma uygulaması bu. Yani kaçacak değiller, delilleri karatma imkanları söz konusu değil. Ama buna rağmen gözaltı ve arkasından tutuklama kararı veriliyor. Davalar da çok geç bir şekilde açılıyor. Tarihler geç veriliyor. Davalar sonuçlanıncaya kadar ben bunların beraat edeceklerine, suçsuz olduklarına inanıyorum. Ama beraat ettiklerinde suçsuzlukları kanıtlandığı zaman da Veli Büyükşahin, Veli Haydar Güleç ve Kemal Demir arkadaşlarımızın o kadar yattıkları cezalar yanına kalmış olacak. O cezaları yaşamış olacaklar ne yazık ki.

    “HAYRETLER İÇİNDE KALDIM”

    AKP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan geçen bir konuşmasında Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerini tehdit etti, hedef aldı. ‘Komünist, vatan haini geçlerin burada okumasına izin vermeyeceğiz’ dedi. Hedef gösterdikten sonra polisin müdahalesiyle öğrenciler gözaltına alındı. Siz bunu nasıl değerlendirirsiniz?

    Ben bunu duyduğumda hayretler içinde kaldım her şeyden önce. Türkiye’nin Cumhurbaşkanının bir üniversitede gençler arasında yaşanan bir olayı bu kadar büyütüp Türkiye kamuoyunun gündemine getirmiş olması hayret verici. Yani hangi açıdan bakarsanız bakın gençler arasında zaman zaman bu tip tartışmalar olabilir. Haklı haksız, ben bu konuda lokum dağıtanlar, buna karşı çıkanlar arasındaki görüşlerle ilgili düşüncelerimi söylemek istemiyorum. Yani o haklıydı bu haksızdı. Ama haklı haksız gençler zaman zaman birbirleriyle farklı düşünebilirler, birbirlerine müdahale edebilirler. Ama bunun cumhurbaşkanlığı makamı tarafından gündeme getirilmiş olması onları kameralarla tespit edip onların yakalarına yapışacağız anlamında söylemiş olması ve onlara eğitim fırsatı vermeyeceğiz demiş olması tamamen hayret edilecek bir durum gerçekten. Bir cumhurbaşkanının yapmaması gereken, söylememesi gereken bir durum olarak tarihe not düşmek gerekiyor. Bu söylemi, Türkiye’nin ne hale geldiğinin de açık bir delili olarak tespit ediyorum ben.

    “CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMINA YAKIŞMIYOR”

    Sanıyorum ilk kez bir Cumhurbaşkanı öğrencileri direk hedef alıyor.

    Aynen öyle. Zaten hayretimin nedeni de budur. Herhangi bir polis müdürü, herhangi bir kademedeki öğretim üyesi veya rektör ya da siyasi bir şahıs bunu söylemiş olsa bu kadar etkilenmezdim. Üniversitelerin özgürlük yuvaları olması gerekir. Üniversitelerde her türlü düşüncenin yeri olması gerekir. Hiçbir zaman düşüncesini, görüşünü beğenmiyorsunuz diye o insanı vatan haini, komünist ya da benzeri şekillerde nitelemek çok ön yargılı bir yaklaşım. O makama yakışmayan bir şey.

    “ALEVİLER ASİMİLE EDİLİYOR, BU HAKSIZLIKTIR”

    Aleviler de çok sıkışmışlık duygusu yaşıyor, çok endişe duyuyorlar. Henüz hiçbir talepleri yerine getirilmedi. Cemevlerinin resmi statü kazanması, zorunlu din derslerinin kaldırılması ki bütün dersler neredeyse dinselleştirildi, Alevi çocukları asimile ediliyor bu derslerde. Peki Aleviler bu sistemde ne yapmalı, nasıl davranmalı? 

    Bence Türkiye’de mağdur olan toplum kesimlerinin en başında gelen toplum Alevilerdir. Alevilerin hakları, ibadet hakları, cemevlerinin statüleri tanınmamış ve Alevi çocuklarına zorunlu din dersi verilerek asimile edilen bir toplumdur. Bunu insanların siyasi iktidarlar tarafından bu muameleyle karşı karşıya kalması gerçekten büyük bir haksızlık ve adaletsizliktir. İnsan haklarına aykırıdır.
    Alevi çalıştayları yapıldı, Alevilere sanki bir adım ileri gidecekmiş, onların sorunları çözülecekmiş gibi bir yaklaşımda bulundu, çözüm süreci gibi, Kürt sorunu konusunda da olduğu gibi. Ama ikisi de fiyasko çıktı. Geldiğimiz nokta Alevilerin de baskı altında olduğu bir süreç, çözüm sürecinin tarafı olduklarını düşündüğüm Kürt siyasi hareketleri de baskı altında ve hepsi hapishanelerde, tutuklanıyorlar gözaltına alınıyorlar, cezalandırılıyorlar bir şekilde. Sonuç olarak şöyle söylemek lazım: Türkiye olağanüstü bir dönem yaşıyor. Bu olağanüstü dönemde bütün insan hakları, insanların kişisel özgürlükleri kısıtlanıyor, cezalandırılıyor, yargı bağımsız değil.

    “HÜKÜMET TÜRKİYE’Yİ İKİYE BÖLDÜ”

    Hükümet, politikalarıyla Türkiye’yi iki bölüme ayırıyor, kendisini destekleyenler ve muhalif olanlar diye ikiye bölüyor ve muhalif olanları gerçekten her türlü baskıyla karşı karşıya bırakıyor ve susturuyor. Aleviler başta olmak üzere, mağdur olan bütün kesimler bu ülkenin demokratik bir ülke olması, toplumsal barışımızın sağlanması, özgürlüklerin tekrar yeniden tesis edilmesi için bir özgüven içinde önümüzdeki süreçteki seçimlerde bir araya gelerek, seçim güvenliğini de göz önüne alarak mutlaka ciddi bir mücadele vermesi ve bu iktidardan kurtulmaya çalışması lazım. Demokratik yollarla sandıkta bu iktidarı cezalandırması lazım. Başka türlü topluma bir huzur ve rahat geleceğini düşünmüyorum.

    “OLAĞANÜSTÜ BİR DÖNEMDE OLAĞAN MUHALEFET YAPILMAZ”

    Peki muhalefet partileri görevini yeterince yerine getirebiliyor mu? Çünkü hükümet olağandışı davranıyor ama muhalefet çok normal hareket ediyor, iyi muhalefet yapılmıyor, şeklinde eleştiriler var. Özellikle CHP çok eleştiri alıyor. Geçen ‘Muhsin Yazıcıoğlu’nu saygıyla anıyorum’ dediği için Kılıçdaroğlu sosyal medyada epey bir tepki almıştı. Muhalefetin durumunu siz nasıl değerlendiriyorsunuz? 

    Gerçekten olağanüstü bir dönemde olağan muhalefet yapılamaz. Olağan muhalefet yapmak gibi bir durumla karşı karşıyayız. Nedir olağanüstü dönemde olağanüstü muhalefet; elbette yasal sınırlar içinde kalarak demokratik hakları kullanarak yapılabilecek muhalefet yöntemleri bulunabilir, vardır. Ama bu konuda CHP ana muhalefet partisi ki muhalefete önderlik yapması gereken bir partidir. Yetersizliği bence herkes tarafından artık kabul ediliyor. Yalnız şimdi bu konuda bu yetersizliği hatırlatmak bu yetersizliğin telafisinin yapılmasını, giderilmesini istemek en doğru şeydir. Çünkü önümüzdeki seçimlerde sonuç olarak biraraya gelip birlikte sonuç alma mecburiyeti var. Bütün muhalif kesimler için söylüyorum bunu. İnsan haklarının ihlali, demokrasinin yok sayılması, yok edilmesi, hukukun çiğnenmesi, anayasanın çiğnenmesi gibi sorunlarla karşı karşıyayız. Tek adam rejimiyle karşı karşıyayız. Bundan kurtulmak için demokratik ama daha aktif bir muhalefet yöntemine ihtiyaç var. Bunu pekala bulabilirler yani bunun çözümleri oldu. Demokratik yollarla bunun çözümü bulunabilir. Bu da gene bunların görevidir yani ana muhalefet partisi ve diğer partilerin görevidir. Birbirleriyle didişmek, dalaşmak yerine, bu süreçte muhalefet sürecini olağanüstü muhalefete dönüştürmeleri lazım. Tabi ki biz yurttaşlar, bireyler olarak ben bir bireyim bir siyasi parti mensubu değilim bireyler olarak da Türkiye’nin 2019 seçimlerinden demokrasinin kazanması için, Demokrasi İçin Birlik için çaba göstermeye kendi kanımca katkı vermeye çalışan bir insanım. Bunu devam ettireceğim.

    Nilgün METE-RÖPORTAJ
    Sevim KAHRAMAN-GÖRÜNTÜ-FOTO

  • Erdoğan’a Alevi milletvekili tepkisi: Aleviler aldatmacalara, oyunlara gelmesin-VİDEO

    Erdoğan’a Alevi milletvekili tepkisi: Aleviler aldatmacalara, oyunlara gelmesin-VİDEO

    PİRHA – Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz haftalar “İnşallah önümüzdeki dönem birkaç Alevi kardeşimizle Meclis’te birlikte olacağız” açıklamasını Ankara Divriği Kültür Derneği Önceki Başkanı Metin Aktan PİRHA’ya değerlendirdi. Aktan, “Özellikle 15 yıldır Alevilere yönelik ötekileştirici, ayrıştırıcı, ekonomik, kültürel, sosyal, siyasal anlamda sistemin dışına itilmesinin ötesinde  yapılmış bir şey yoktur” dedi. 

     

    Eski Ankara Divriği Derneği Başkanı Metin Aktan, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “İnşallah önümüzdeki dönem birkaç Alevi kardeşimizle Meclis’te birlikte olacağız” sözlerini PİRHA’ya değerlendirdi. Aktan, özellikle son 15 yıldır Alevilerin sürekli sistem dışına itildiğini hatırlattı.

    “İSLAMİ CUMHURİYET İÇİN ZEMİN HAZIRLIYOR”

    En ufak bir açık bulunduğunda Alevilere yönelik olumsuz söylemlerin dile getirildiğini söyleyen Aktan, bu zihniyetin samimi olmadığını geçen 15 yıllık süreç içerisinde gördüklerini kaydetti. Bu zihniyetin 2023 yılında bir İslam Cumhuriyeti kurmayı hedeflediğinin unutulmaması gerektiğini hatırlatan Aktan, hedeflenen İslami Cumhuriyet için eğitim, yargı ve kamusal birçok alanda zemin hazırladıklarını belirtti.

    “OLUMSUZLUKLARDA MUHALEFETİN DE PAYI VAR”

    Bölgede yaşanan olaylardan sonra AKP’nin bölgede oy kaybının olduğu düşüncesiyle 2019 seçimlerinde 50+1 yakalamayı düşündüğünü ve bunu da Aleviler üzerinden yapmaya çalıştığını ifade etti. Alevilerin bu oyunlara ve aldatmacalara gelmemesi gerekiğini vurgulayan Aktan, şunları dile getirdi:

    “Bugün Cumhurbaşkanı bunu düşünebiliyorsa mevcut Alevilerin yoğun olarak bulunduğu CHP ya da yakın gördüğü partide gerekli desteği görememesinden de kaynaklanıyordur. Bunun çok somut örneklerini de görebiliriz. 15 yıldır Alevilerin uğradığı bu ayrımcı politikalara CHP net bir tavır koyamamıştır. Onların bu olumsuzluklarının önüne geçebilecek ve onlara yönelik birtakım olumsuzlukları ortadan kaldırabilecek net tavır ve davranışları göstermemiştir. Cumhurbaşkanı buradan da cesaret alarak böylesi ilişkileri kurmaya özen gösteriyor.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA