Etiket: mülteci sorunu

  • İHD İstanbul Şubesi: Sınırdaki mülteci ölümleri durdurulsun

    İHD İstanbul Şubesi: Sınırdaki mülteci ölümleri durdurulsun

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi, Edirne’de donarak yaşamını yitiren 19 mülteciye ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, Yunanistan ve Türkiye’nin mülteci karşıtı politikaları nedeniyle cezalandırılmaları gerektiği belirtildi. İHD, Mülteciliği doğuran nedenlerin ortadan kaldırılmasını ve mültecilere insanca yaşam koşullarının sağlanmasını istedi. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Mülteci ve Göç Komisyonu, Yunanistan’ın geri itme saldırısı sonucu Edirne’nin İpsala ilçesinde 2 Şubat günü donarak yaşamını yitiren 19 mülteciyle ilgili açıklama yaptı.

    “SORUMLULAR CEZALANDIRILSIN”

    Yapılan açıklamada, “Toplamda 22 mülteciye ulaşıldığı ve arama çalışmalarının devam ettiği aktarılırken, ülkelerin mülteci haklarını hiçe sayarak uyguladıkları ölüm politikalarına karşı uluslararası insan hakları yasalarının uygulanması ve sorumluların cezalandırılması gerekiyor. Mülteci geçişlerinin önemli bir çoğunluğunun Edirne’den gerçekleşiyor ve 2015 yılından bu yana 1 milyona yakın göçmenin Türkiye’den Avrupa’ya geçmek için Edirne güzergahını kullandı. Savaşlar, çatışmalar, felaketler, yaşamı tehdit eden ekonomik ve sosyal sorunlar nedeniyle dünya genelinde 83 milyonu aşkın kişinin mülteci olmak zorunda kaldığı bilinmekte, kabaca tarif edilen yabancı düşmanlığı, ayrımcılık ve buna bağlı tutumlar tüm mültecileri tehdit etmektedir. Türkiye’de mülteci hakları konusunda ciddi sorunlar yaşanıyor mültecilerin Türkiye’yi yaşanabilir bir ülke olarak görmüyor. Türkiye’de mültecilerin yüzleştiği ağır koşulların mültecileri farklı ülkelere doğru hareket etmeye mecbur bıraktığı ifade edilen açıklamada, pek çok ülkenin mültecilere sınır kapılarını kapaması, geri itme uygulaması, geri gönderme yasağının ihlal edilmesi ve geri kabul anlaşmalarının mültecileri ölüm tehlikesine ve güvensiz bölgelerden geçmeye ittiği ve insan kaçakçılığına zemin hazırlandı” denildi.

    Mülteciliği doğuran nedenlerin ortadan kaldırılması ve mültecilere insanca yaşam koşullarının sağlanması için İHD İstanbul Şubesi’nin talepleri şu şekilde:

    -Mülteci hukukunun uygulanmasının sağlanmalı, uygulamalar denetlenmeli, aykırılıklar izlenmeli ve önlenmesi için etkin uluslararası mekanizmalar harekete geçirilmelidir.

    -AB’nin sınır bekçiliği görevini yüklediği Yunanistan’ın olağanlaştırdığı, mülteci hukukuna aykırı hareket etme ve ‘hukuku çiğneyerek mültecileri geri itme’ uygulaması ve mültecileri güvensiz yollardan geçişe zorlayan Yunanistan ve onu destekleyen AB ülkelerine yaptırım uygulanmalıdır.

    -2 Şubat’ta yaşanan ve 19 mültecinin donarak ölmeleri ile sonuçlanan olay hakkında Edirne Valiliği tarafından duyurulan soruşturmada olay aydınlatılmalı, Yunanistan’ın yanında Türkiye’nin de olaydaki sorumluluğu göz ardı edilmeden sorumlular tespit edilerek geçerli hukuk işletilmeli, hesap vermeleri sağlanmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘İktidar, mültecileri kendisi için kullanışlı siyasi bir argümana dönüştürdü!’

    ‘İktidar, mültecileri kendisi için kullanışlı siyasi bir argümana dönüştürdü!’

    PİRHA- İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda mülteciler üzerine konuştu. Mültecilerin ucuz iş gücü olarak asgari ücretin altında güvencesiz çalıştırıldıklarını söyleyen Kenanoğlu, mültecilerin, iktidar tarafından siyasi bir argümana dönüştürüldüğünü ifade etti.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu’nda mülteciler üzerine konuştu. Kenanoğlu, mültecilerin ucuz iş gücü olarak asgari ücret miktarı altında güvencesiz çalıştırıldıklarına dikkat çekerek mültecilerin ayrıca iktidar tarafından hem içe hem de dışa yönelik bir tehdit unsuru olarak görüldüğünü belirtti. Kenanoğlu, mülteci sorununun siyasi bir argümana dönüştürüldüğünü de ifade etti.

    “SIĞINMACILAR ÇOK KULLANIŞLI BİR APARAT HALİNE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ”

    Milletvekili Ali Kenanoğlu, Suriyeli sığınmacıların emeklerinin sömürüldüğünü vurgulayarak şu konuşmayı yaptı:

    “İktidarınız tarafından aslında sığınmacılar çok kullanışlı bir aparat haline dönüştürüldü. Bunlar birçok açıdan çok işinize yarıyor. Bir defa Avrupa Birliğine karşı bir tehdit unsuru olarak elinizde tutuyorsunuz ve ‘Kafamız kızarsa açarız kapıları’ cümlesini kullanmaktan da çekinmiyorsunuz. Diğer taraftan, içeride de kimi muhalif gruplara karşı bir tehdit unsuru olarak da, zaman zaman sizin tarafınızdan dile getirilmese de, sizinle birlikte hareket ettiği bilinen, kimi çevreler tarafından dile getirilerek yine içeriye yönelik tehdit unsuru olarak da kullanılıyor.

    Diğer taraftan, sosyokültürel yapıyla ilgili oynamalar istendiğinde de bu yöntemlere başvuruluyor ama esas konumuzu ya da burayı ilgilendiren ucuz iş gücü olarak kullanılması… Çünkü bu insanların büyük çoğunluğu asgari ücretin yarısı veyahut da yarısından daha az miktarlara çalıştırıyorlar. AKP’nin Genel Başkan Yardımcısı Özhaseki’nin de söylemiş olduğu çok belirgin bir söz vardır ‘Kimi şehirlerde mülteciler olmasa sanayi çöker, ayakta tutan mülteciler’ diye ifade etmiştir. Bu, toplumsal bir çatışmaya da yol açıyor. Çünkü Türkiye’deki gençler de işlerinin elinden alındığını düşünüyorlar ki öyle oluyor ve ondan sonra da içerideki bu iş bulamayan, işsiz gençlere yönelik de ‘İş beğenmiyor bunlar’ yöntemi geliştiriliyor.

    Ucuz iş gücü ve sığınmacı politikasını aparat olarak kullanmaktan vazgeçilmesi gerekiyor. Zaman zaman da bunları kimi milliyetçi grupların gazını almada da kullanıyorsunuz. Yaşadık işte Ankara’da, Altındağ’da bu yıl yaşandı daha; Suriyelilere yönelik kontrollü bir saldırı gerçekleştirildi. Yani, bütün videoları izlediğiniz zaman bu saldırının aslında kontrollü bir saldırı olduğunu, müsaade edilmiş bir saldırı olduğunu, güvenlik güçlerinin gözünün önünde yapılmış olduğunu… Orada bir olay olmuş, suçlu olan var, evet, doğru ama bu suçluya yönelik uygulama topyekûn Suriyelilere saldırmak üzerine kurulu değildir ama orada Suriyelilerin dükkânlarına ve hiç olayla alakası olmayan ya da hiçbir şekilde suçu olmayan insanların evlerine yönelik saldırılara da yol açtı.

    Bu açıdan, son derece çirkin bir siyasi argüman hâline dönüştürülmüş durumda mülteciler ve esasında Türkiye’deki mülteci düşmanlığının alt sebebine baktığınız zaman insanların işlerinin elinden alınması olarak gözüküyor yani hakikaten o insanlar yüzünden çünkü sanayici bunları tercih ediyor. Yani, bilmiyorum, atölyeleri dolaşanlarınız mutlaka vardır, biz milletvekili olarak dolaşıyoruz; girdiğiniz zaman sanayilerdeki atölyelere hakikaten hep mülteci dolu yani Türkçe konuşan kimseyi bulamazsınız, çoğunluğu Suriyeli, Afgan ya da benzeri ülkelerden gelen insanlardan oluşuyor. Bu, tabii, terk edilmesi gereken bir politika ama maalesef ki sanayimiz şu anda ucuz iş gücü ve mülteci politikalarıyla doldurulmuş durumda.

    Sayenizde Suriyelilere hakaret ederek, onlara zulmederek, onlara yönelik zulüm politikaları uygulayarak prim yapan ve bu politikalardan popüler olan belediye başkanları ve siyasiler ortaya çıktı. Bu da sizin ürününüz olarak ortada duruyor.”

    PİRHA/ANKARA

  • Alevi yurttaşlardan mültecilere saldırılara kınama: En büyük trajedilerden birini yaşıyoruz-VİDEO

    Alevi yurttaşlardan mültecilere saldırılara kınama: En büyük trajedilerden birini yaşıyoruz-VİDEO

    PİRHA-Tuzluçayır’da yaşayan yurttaşlar, Ankara’da Suriyelilere dönük linç girişimlerini kınadı. İktidarın mülteci politikasını eleştiren yurttaşlar, “Hem ‘misafir’ diyeceksiniz hem de ucuz iş gücü olarak kullanıp ardından saldırı hedefi yapacaksınız! İnsanlığın en büyük trajedilerinden birisini bu coğrafyada yaşıyoruz” dedi.  

    Ankara’nın Altındağ ilçesinde 10 Ağustos’ta yaşanan kavgada 18 yaşındaki Emirhan Yalçın yaşamını yitirirken bir kişi de yaralandı. Ölümlü kavganın ardından ırkçı gruplar, Suriyelilerin yaşadığı ev ve işyerlerini hedef alarak tahrip etti.

    Ankara’daki ırkçı eylemle birlikte ülke genelinde mültecilere yönelik artan nefret söylemlerinin arka planını yurttaşlara sorduk.

    Ankara’nın Tuzluçayır semtinde yaşayanlar, Suriyelilere yönelik linç girişimlerini kınayarak, “Bizler, mahallemizdeki mültecilere halen elimizden geldiğince yardım etmekteyiz” dediler.

    SURİYELİLERE ‘MİSAFİR’ DENİLİP UCUZ İŞ GÜCÜNDE KULLANIYORLAR”

    Uzun yıllar Avustralya’da yaşayıp tekrar Mamak’a dönüş yapan Mustafa Toprak, mültecilere dönük saldırıları “İnsanlığın en büyük ayıplarından biri” olarak yorumladı. Toprak, mülteci konusunun dünyanın en büyük sorunlarından birisi olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Günümüzde en az 50 milyon insanın, dünyada savaşlar nedeniyle gezer halde olduğunu biliyoruz. Mülteci sorununun uluslararası bir standardı var ancak Türkiye’deki Suriyeliler ve başka savaşlardan kaçıp bu coğrafyaya gelen insanları o uluslararası sözleşmelere uyarak yerleştirmiyorlar. Mültecilerin kendi yasaları vardır. Örneğin Avustralya’da özellikle bu insanlara pozitif ayrımcılık uygulanıyor. Yani Avustralyalı vatandaşından daha fazla o insanlara sığınma, sağlık, eğitim gibi olanaklar ön planda tutuluyor. Ama buradaki Suriyelilere ‘misafir’ denilerek ucuz işgücünde kullanıyorlar. Diğer taraftan da organ ve dilenci mafyaları saldırıyor. Halen 10 binin üzerinde Suriyeli çocuğun kayıp olduğu söyleniyor. Yani İnsanlığın en büyük trajedilerinden birisini bu coğrafyada yaşıyoruz.”

    ÜLKEDE BİR TÜR SÜNNİLEŞME PROJESİ VAR”

    Yuva, Külahlı köyleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Kültür Derneği Başkanı Yusuf Gölpınar da, mevcut mülteci yoğunluğu ardından Afganistan’dan gelen akına “Neden göz yumuluyor?” diye sordu. Gölpınar, “Ülkemiz artık gerçekten yangın yeri olmaya başladı” diyerek şunları dile getirdi:

    “Ülkede bir tür Sünnileşme projesi var. Yani seçim yatırımı var. Kendi vatandaşını, yani oy vermeyen tarafı reddedip mültecileri kabul ederek bu ülkenin bütçesine ve her tarafına zarar vermeye başladılar. Bu noktada Amerika ile Türkiye’nin yapmış olduğu anlaşmanın içeriği nedir, bunu vatandaş da siyasi kesim de bilmiyor. Gizli bir çalışma söz konusu. Amerika’nın istediği yerlere ne çıkar sağlanıyor da askerler gönderiliyor?

    Mevcut sorunun tek sorumlusu bu tek adam rejimidir. Ve bu tek adam olduğu sürece sonucun ne olacağını bilemiyoruz. Suriyelilerden ziyade Afgan mülteciler de akın akın geliyor. Ancak onlar da görmezlikten geliniyor. Acı acı seyrediyoruz. Ülkenin bu son durumuna üzülüp ve ağlıyoruz. Kendi ülkemizde yaşam şekillerimiz de böylelikle zorlaşıyor.”

    “HER GÜN KADINLAR KATLEDİLİYOR ANCAK TEPKİ GÖSTERİLMİYOR!”

    DAD Ana Fatma Cemevi Eşbaşkanı Mustafa Karabudak ise Aleviler olarak mültecilere yönelik linç girişimine yabancı olmadıklarını söyledi. “Tarihsel sürece baktığımızda bunun bir devlet aklı olduğunu görürüz” diyen Karabudak şunları söyledi:

    “Tarihe baktığımızda Ankara’da yaşananın bir benzeri Ortaca’da olmuştur. 1955 yılında 6-7 Eylül’de İstanbul’da da benzer bir olay yaşanmıştır. Yine Çorum’da, Maraş’ta, Madımak’ta ve en son olarak Konya’da benzer saldırılar olmuştur. Dün Ankara’da olan da bunların bir tekrarıdır. Devletin kullandığı bu ayrıştırıcı ve nefret dili ile o bir arada tuttuğu militer güçleri harekete geçirerek ve yapılanlara göz yumarak böyle katliamlar, saldırılar yapılıyor. O insanlar evet ülkemize mülteci olarak geldiler. Bir ülkede iç savaş varsa ve insanlar kendilerini güvende hissetmiyorlarsa başka bir ülkeye mülteci olma hakları vardır. Gittikleri ülkede de o ülke uluslararası sözleşmelere göre mültecilerin hakkını korumak ve kollamak zorundadır. Madem getirdiniz tabii ki devlet korumalı ve o lince izin vermemelidir. Ülkede her gün en az bir kadın katlediliyor ya da taciz ve tecavüze uğruyor ancak toplum bu olaylara aynı tepkiyi göstermiyor. Ama benzer bir suçu mülteci yaptığında tepki gösteriyorlar. Yani tüm bunlar devlet aklıdır ve Ara ara yanında tuttuğu militer gücü harekete geçirerek kıyım yaptırır. Devlet bu ayrıştırıcı ve nefret dilini bir an önce bitirmelidir. Suriyeliler kendi topraklarını bırakıp buralara geldilerse eğer bir sebebi vardır. Bir de ‘Biz Suriye’ye neden gittik?’ diye sormak lazım. Ve bugün Afganistan’a neden gidiyoruz? Bizler oraya asker olarak bir kişi gidiyor isek oradan da bize yüzlerce mülteci gelir, bu da bir gerçekliktir.”

    “DİNİMİZ, DİLİMİZ BARIŞTIR”

    İsmini vermek istemeyen kadın yurttaş ise “Yaşananlar hiç hoş değil. Yaşamını yitiren o canımızın devri daim olsun. Bu sebepten ötürü yürekten üzgünüz. Çünkü bizler her canlıya ‘can’ diye bakarız” diyerek yaşanalara karşı şu yorumu yaptı:

    “Bizler, ‘Hayvan ve insan’ diye asla ayırt etmeyiz. Yani Alevi felsefesinden, 72 millete bir nazarda bakan gelenekten geliyoruz. Nefret eylemlerinin bu derece ayyuka çıkması hiç güzel değil. Mülteci sorunu konusunda tabii ki tepkimizi koyacağız, tabii ki eleştireceğiz ama bu kadar nefretin ayyuka çıkması biz Alevilere çok ters. Bizim ana temel dinimiz, dilimiz barıştır.”

    Eren GÜVEN/ANKARA