Etiket: mülteciler

  • ‘İnsanlık dışı koşullar, mültecileri çaresizlik ve ölüm arasında sıkıştırıyor!’-VİDEO

    ‘İnsanlık dışı koşullar, mültecileri çaresizlik ve ölüm arasında sıkıştırıyor!’-VİDEO

    PİRHA-  Şüpheli mülteci ölümlerine dikkat çeken İHD İzmir Şubesi, yaşanan ölümlerin ‘bireysel psikolijiye’ indirgenemeyeceğini ve münferit olmadığını belirterek “İnsanlık dışı koşullar, mültecileri çaresizlik ve ölüm arasında sıkıştırıyor” açıklamasında bulundu.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi Mülteci Komisyonu, Geri Gönderme Merkezlerinde (GGM) yaşanan şüpheli ölümler ve İzmir’de mülteci işçinin katledilmesine dair Konak’ta şube binasında açıklama yaptı.

    İHD İzmir Şubesi Yöneticisi Ahmet Rodi Polat, Türkiye’de mülteci haklarının sistematik biçimde ihlal edildiğine işaret ederek, “GGM’lerde meydana gelen şüpheli ölümler ve intiharların iktidarın politikaları sonucundadır. Türkiye’de mültecilerin yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, yıllardır güvenlikçi ve dışlayıcı politikaların kıskacında sistematik biçimde ihlal edilmektedir. Geri gönderme merkezlerinde (GGM) meydana gelen şüpheli ölümler ve intiharlar ile sahada tırmandırılan nefret iklimi, tek tek “vakalar” değil, aynı siyasetin iki yüzüdür. Son günlerde kamuoyuna yansıyan bilgiler Çatalca/İnceğiz GGM’deki şüpheli ölüm iddiaları ve İzmir’de mülteci bir işçinin vahşice öldürülmesi bize şunu söylüyor: Kapalı, denetimsiz ve şeffaflıktan uzak idari gözetim rejimi ile dışarıda körüklenen yabancı düşmanlığı, birbirini besleyen bir şiddet sarmalı yaratıyor. İdari gözetim altındaki kişinin ölümü ‘bireysel psikolojiye’ indirgenerek açıklanamaz; tıpkı sokakta işlenen nefret temelli cinayetlerin münferit sayılamayacağı gibi” diye konuştu.

    “GGM’LER FİİLİYATTA TECRİT MERKEZLERİNE DÖNÜŞTÜ”

    GGM’lerin fiiliyatta kapatma ve tecrit merkezlerine dönüştüğünü vurgulayan Ahmet Rodi Polat, “Bağımsız izleme mekanizmalarının düzenli ve habersiz girişi engellenmekte, telefon ve avukat görüş hakları idari prosedürler gerekçe gösterilerek kısıtlanmaktadır. Çok dilli bilgilendirme eksik, psikososyal destek yetersiz, kurumsallaşmış intihar risk değerlendirme ve önleme protokolleri yoktur. Bu koşullar, korumasız insanları ağır ruhsal çöküşe sürükler; sorumluluk, idari gözetimi uygulayan devlete aittir” diye belirtti.

    İZMİR’DE KATLEDİLEN SURİYE’Lİ İNŞAAT İŞÇİSİ MAHMOUD AHMAD’I HATIRLATTI

    İzmir’de borç bahanesiyle alıkonularak kepçeyle kendi mezarını kazdırılıp öldürülen Suriyeli mülteci inşaat işçisi Mahmoud Ahmad’ı hatırlatan Ahmet Rodi Polat, “Barınma ve çalışma alanlarında ayrımcılığın arttığı, nefret söyleminin siyasetin merkezine yerleştiği koşullarda; kayıt dışı ve güvencesiz çalışma mültecileri hem sistematik sömürüye hem de doğrudan şiddetin hedefi haline getirmektedir. Bu kırılganlığı derinleştiren bir diğer unsur da çalışma izni almaktaki yapısal zorluklardır. İşverenlerin büyük çoğunluğu bu başvuruları yapmaktan imtina ederken, YUKK’un çalışma izni olmadan çalışmayı sınır dışı sebebi sayması mültecileri sürekli bir belirsizlik ve tehdit altında tutmakta; mülteci işçileri sömürüye açık bırakmakta ve şikayet mekanizmalarına ya da yargıya erişimlerini fiilen engellemektedir” ifadelerini kullandı.

    TALEPLER: GERİ GÖNDERME MERKEZLERİ KAPATILMALI

    Devletin bağlı olduğu uluslararası sözleşmeleri hatırlatan Ahmet Rodi Polat, mültecilere yönelik protokollerin işletilmesi çağrısında bulunarak şunları sıraladı:

    “1- Gönderme merkezleri kapatılmalı; insan onuruna ve uluslararası yükümlülüklere uygun biçimde barınma ve karşılama merkezlerine dönüştürülmelidir. Çok dilli risk değerlendirmesi, 24 saat psikososyal destek, kriz müdahale ekipleri ve tıbbi acil yanıt sistemi derhâl işler hâle getirilsin.

    2- Son şüpheli ölüm ve tüm ağır hak ihlali iddiaları, deliller korunarak bağımsız bilirkişi ve uzman hekimler eşliğinde soruşturulsun; şüpheli personel açığa alınsın.

    3- İHD, TİHV, barolar, bağımsız hekim örgütleri ve milletvekillerinin GGM’lere düzenli ve habersiz erişimi sağlanmalı; bu erişim kötü muameleyi görünür kılarak cezasızlığı önleyeceki devletin hesap verebilirliğini ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini garanti altına alacaktır.

    4- İdari gözetim yerine toplum temelli alternatifler hayata geçirilmelidir, çocuklar, LGBTİ+’lar, travma mağdurları ve sağlık riski taşıyanlar gibi “özel ihtiyaç sahibi” statüsündeki mülteciler hiçbir koşulda gözetim altına alınmamalıdır, hâlihazırda gözetim altında tutulan özel ihtiyaç sahipleri hakkında alınan idari gözetim kararları derhâl kaldırılmalıdır.

    5- Kamu görevlileri ve siyasiler dahil herkes için nefret dili ve hedef göstermeye karşı etkin disiplin ve ceza süreçleri işletilsin; kolluk nefret suçlarında ‘proaktif koruma’ yükümlülüğünü yerine getirsin

    6- Geri kabul anlaşmaları uğruna mültecilerin yaşam hakkı pazarlık konusu yapılmamalıdır. Geri göndermeme ilkesine aykırı geri itmeler ve fiilî sınır dışılar hayatları tehlikeye atmakta; bu uygulamalar derhâl durdurulmalıdır.”

    “MÜLTECİ NEFRETİNE KARŞI MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Polat açıklamanın sonunda şüpheli ölümlerin takipçisi olacaklarını ve mülteci nefretine karşı mücadele edeceklerini belirterek, “İHD İzmir Şube Mülteci Hakları Komisyonu olarak yaşam hakkının koşulsuz savunucusuyuz. Geri gönderme merkezlerinin kapatma ve cezalandırma mantığından arındırılması, insan onuruna uygun, açık ve hak temelli modellerin kurulması için ısrarcıyız. İddiaların peşini bırakmayacağız; her canın hesabı sorulana, İzmir’de vahşice katledilen mülteci işçi Mahmoud Ahmad’ın ve GGM’lerde hayatını kaybedenlerin adaleti sağlanana, nefret iklimi dağılana dek mücadele edeceğiz” dedi.

    PİRHA/İZMİR

  • Ercüment Akdeniz: Katar’daki stadyum inşaatlarında 6500 göçmen öldü-VİDEO

    Ercüment Akdeniz: Katar’daki stadyum inşaatlarında 6500 göçmen öldü-VİDEO

    PİRHA – Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, 18 Aralık Uluslararası Göçmenler Günü sebebiyle yaptığı açıklamada “Dünya, vatanında yaşayabilenler kadar yerinden yurdundan edilen göçmenlerin ve mültecilerindir! Önyargılara, her türden dışsallamaya ve ırkçılığa karşıyız” diye konuştu.

    EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, 18 Aralık Uluslararası Göçmenler Günü vesilesiyle basın toplantısı düzenledi. Emek Partisinin Genel Başkanlık İrtibat Bürosu’nda göçmenlerle bir araya gelen Akdeniz, 18 Aralık Uluslararası Göçmenler Günü’nde Katar 2022 Dünya Kupası maçının yapıldığını belirtti. Akdeniz, “Kupa heyecanı kadar, Katar’da hayatını kaybeden göçmen işçilerin hatırlanması, hesabının sorulması gereken bir Uluslararası Göçmenler Günü olarak kayıtlara geçmelidir” dedi.

    “6500 GÖÇMEN İŞÇİ CAN VERDİ”

    EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, Katar’da stadyum yapımında iş kazaları nedeniyle yaşamını yitiren göçmenleri de anarak “Onların acısını paylaşıyorum” dedi. Akdeniz, 18 Aralık’ın, her yıl Uluslararası Göçmenler Günü olarak kutlandığını vurgulayarak şu konuşmayı yaptı:

    “Bu yıl Katar’da düzenlenen Dünya Futbol Turnuvası’nın final maçı da aynı güne denk geldi. Peki, neden böyle bir tercih yapıldı? Mülteciler için mi, elbette hayır. Katar milli günü olduğu için. Katar halkının ulusal değerlerine elbette saygılıyız. Sorun şudur ki, 10 yıl boyunca yapımı süren stadyum inşaatlarında binlerce göçmen işçi can verdi. Fakat onlar için bırakalım bir anıt açılışını, bir saygı duruşu bile yapılmadı. Dolayısıyla 18 Aralık Pazar günü, kupa heyecanı kadar, Katar’da hayatını kaybeden göçmen işçilerin hatırlanması gereken, hesabının sorulması gereken bir Uluslararası Göçmenler Günü olarak kayıtlara geçmelidir.

    Körfez Arap ülkelerde uygulanan ‘kafala’ sistemi milyonlarca işçiyi adeta köleleştirdi. İşveren kefilliğini şart koşan bu çalışma sistemi göçmen emekçilerin ekonomik, sendikal, sosyal ve hukuksal haklarını yok sayıyor. Hindistan, Pakistan, Nepal, Filipinler ve Kenya gibi ülkelerden toplanan milyonlarca göçmen işçi Katar’da 10 yıl boyunca ter döktü. Kimi kaynaklar en az 6500 göçmen işçinin can verdiğini kaydediyor. Buna karşın işçilerin davaları sümen altı ediliyor, ailelerine tazminat dahi verilmiyor. Çok uluslu şirketler işçi kanı üzerinden karları katlıyorlar. Bugün yeryüzü üzerinde sayıları 300 milyonu aşan göçmenlerin ezici çoğunluğu işçidir. Katar örneği, uluslararası alanda göçmen işçilerin neler yaşadığının tipik bir resmidir. Dolayısıyla göçmen işçilerin haklarını es geçen tüm 18 Aralık anmaları bize göre sahtedir.

    “ULUSLARARASI SENDİKALAR BU SÜRECİN MÜDAHİLİ OLMALI”

    Katar 2022 hazırlık ve inşa sürecine, iş kazaları ve iş cinayetlerine ilişkin etkin bir soruşturma başlamalıdır. Tüm bilgiler, ölüm ve yaralanmalar şeffaf biçimde açıklanmalıdır.

    İşçi ailelerine, eş ve çocuklarına ulaşılmalı ve bu aileler, tüm haklarıyla birlikte, dava sürecine dahil edilmelidir.

    Stadyum, havayolu, ulaşım vb. inşaatlarda işçi canını yok sayan şirketlere ağır ve caydırıcı cezai yaptırımlar getirilmelidir.

    Katar’da ölen göçmen işçiler uluslararası işçi sınıfının bir parçasıdır, sınıf kardeşlerimizdir. Uluslararası sendikalar bu sürecin müdahili olmalı ve toplu işçi kırımına karşı iş bırakma dahil çeşitli eylemleri gündemine almalıdır.

    Bu düzen değişmedikçe göçler durmayacaktır. Buna mukabil göçlere neden olan kapitalist egemen devletler ‘sınır güvenliği’ altında uluslararası sığınma ve iltica haklarını rafa kaldırıyor. Açıkça söylüyoruz; dünya, vatanında yaşayabilenler kadar yerinden yurdundan edilen göçmenlerin ve mültecilerindir! Önyargılara, her türden dışsallamaya ve ırkçılığa karşıyız. Yerlisi göçmeniyle emekçi halklar el ele vermeli, sömürü ve savaşa karşı birleşmelidir.

    Önceleri göçmenler için bir transit ülke olan Türkiye, AKP Hükümeti ve emperyalistlerin pragmatik göç politikaları nedeniyle adeta ‘baraj ülke’ haline geldi. Bu politika hem göçmenleri hem de yerli halkı mağdur etti. Suriye savaşı ve göçünün 12’nci yılında sorun daha da ağırlaşıyor. Düzen partileri ise köklü insani çözüm yerine, yabancı düşmanlığına kapı açıyorlar. Bunu asla kabul etmiyoruz.”

    “DÜNYANIN BÜTÜN EZİLEN HAKLARI BİRLEŞİN”

    İran’daki baskıcı rejimin katliamlarına da değinen Akdeniz, “Elbette bu durum yeni göçleri tetikleyecek. Masha Amini ve öldürülen diğer insanlar şahsında halkın özgürlük çığlığını selamlıyoruz. Ve bir insanlık suçu olan idamların derhal durdurulması ve yasaklanması çağrısını yapıyoruz” dedi. Akdeniz sözlerine, “Dünyanın bütün işçileri, ezilen haklar ve göçmenler birleşin” diye son verdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Harmandalı’ndaki mültecilerin avukatlarına hakaret ve tehdit-VİDEO

    Harmandalı’ndaki mültecilerin avukatlarına hakaret ve tehdit-VİDEO

    Harmandalı GGM’de 226 mültecinin sınır dışı edilmesinin ardından mültecilere sahip çıkan avukatların telefonla aranarak tehdit edildiği ortaya çıktı.

    Hukuk, insan hakları ve mülteci dernekleri, İzmir Harmandalı Geri Gönderme Merkezi’nde (GGM) mültecilere uygulanan politikalara ilişkin Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması düzenledi.

    “Bizi soyanlar göçmen ve yoksul değil, buralı ve zengin” pankartının açıldığı açıklamada sık sık, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Yaşasın halkların kardeşliği” ve “Yaşasın halkların eşitliği” sloganları atıldı. Basın açıklamasına Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay, kentte bulunan siyasi parti ve kurum temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    GGM’LER CEZAEVİ DEĞİL’

    Kurumlar adına ortak basın açıklamasını okuyan avukat Duygu İnegöllü, 23 Haziran gecesi Harmandalı GGM’de yaşananlara değindi. İzmir Valiliği’ne bağlı olan bu kurumun cezaevi olmadığını söyleyen İnegöllü, “İçeride barındırılan yabancı uyruklu kişiler hukuken kesinleşmiş bir mahkumiyet kararına dayalı olarak suçlu sayılan kimseler değildir. Bilinmelidir ki Türkiye Cumhuriyeti’nin Ceza Yasası yabancılar için de bağlayıcıdır. Geri Gönderme Merkezleri idari gözetim kurumudur ve kamu otoritesi bu kurumda tutulan şahısların can ve mal güvenliğinden sorumludur” dedi.

    ‘USULSÜZLÜKLER SAKLANMAYA ÇALIŞILIYOR’

    GGM yetkililerinin olay akşamı ve sabahında avukatlara bilgi vermediğini kaydeden İnegöllü, “Böylelikle yaptıkları hukuka aykırılıkları saklamaya çalışmışlardır. Geçerli bir hukuki mazeret bildiremeyen idarecilerin bu tutumu karşısında durumu emniyet güçlerine bildirerek avukatlık mesleğini yapmanın hukuka aykırı şekilde engellenmesinin yasada suç sayıldığı hatırlatılmasına rağmen emniyet güçleri de hiçbir şekilde olay yerine intikal etmemişlerdir. Bunun karşısında Geri Gönderme Merkezi bahçesi içinde bekletilen otobüslere göçmenler bindirilmiş, bu kişilerin akıbetinin ne olacağı sorulduğunda hiçbir açıklama yapılmamıştır” diye belirtti.

    AVUKATLAR TEHDİT EDİLİYOR

    Yaşanan olayın ardından ırkçı ve faşist grupların, avukatlara yönelik türlü hakaretler ve aşağılamaların yanı sıra telefonla tehdit ettiklerini vurgulayan İnegöllü, mültecilerin iktidar ve muhalefet tarafından gündem değiştirme aracı olarak kullanıldığını belirtti. Göçmenleri kazanç kapısı haline getirenlerin avukatlar değil, siyasi otorite olduğunu söyleyen İnegöllü, “Bizleri linç ederek yıldıracaklarını, korkutacaklarını sananlar hatasından vazgeçmeli yasalarının onlara da bir gün lazım olacağını hatırlamalıdırlar. Hukuka aykırı olarak, kanunsuz emri uygulayan ve zorla sınır dışı etme zorbalığına katılan tüm personellerden, avukatların üzerine otobüs sürerek onları ezme emri veren kolluk amirinden, şoför ve güvenlik personellerine kadar bu suça ortak olan herkes hakkında derhal soruşturma başlatılması için tüm sürecin takipçisi olacağız” ifadelerini kullandı.

    ‘MÜLTECİLERİ SAHİPLENMEK GEREKİYOR’

    Ardından söz alan HDP’li Serpil Kemalbay ise, son dönemde mültecilere yönelik nefret söylemi ve saldırıların artığına dikkati çekti. Mültecileri sahiplenmek gerektiğini belirten Kemalbay, “Birlikte yaşamak için mücadele etmek gerek. Güvenceli bir yaşam isteyen insanları kriminalize etmeye çalışıyorlar. Halkları birbirine karşı araçsallaştırıp silah olarak kullanıyorlar. Bu durumu en çok AKP-MHP faşist iktidarı yapıyor. İktidar kimi zaman kapıları açarım, kimi zaman mülteciler kardeşim diyerek mültecileri bir silah olarak kullanıyor” şeklinde konuştu.

    PİRHA/İZMİR

  • Çevirmen: Mültecilerin yaşamları kolaylaştırılmalı, emek sömürüsüne son verilmeli-VİDEO

    Çevirmen: Mültecilerin yaşamları kolaylaştırılmalı, emek sömürüsüne son verilmeli-VİDEO

    PİRHA- İHD MYK üyesi Nuray Çevirmen, son süreçte siyasilerin tartışmalarıyla bir kez daha gündeme gelen mülteci konusuna ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, “O kadar insanın sorunu bu kadar az mülteciye yüklenemez. Daha insancıl bir perspektiften bakılması gerekiyor. İktidar da muhalefette mültecileri araçsallaştırıyor” dedi. Çevirmen, ekledi: İHD olarak, geri göndermeme ilkesinin arkasındayız. Geri gönderme merkezleri kapatılmalıdır. 

    Türkiye’de mülteci konusu ‘göndereceğiz ya da göndermeyeceğiz’ söylemleri ve siyaseti üzerinden tartışılıyor. Bu durum yoksulluk ve yoksunluk yaşayan mültecilerin yaşamlarına korku ve tedirginliği ekliyor.

    Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre; Türkiye’de ikamet izni bulunan yabancı sayısı 1 milyon 414 bin 776, geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin sayısı 3 milyon 762 bin 889, düzensiz göç yoluyla gelen ve yakalananların sayısı ise 69 bin 128.

    Türkiye genelinde 27 tane Geri Gönderme Merkezi var. Buralarda kalan mültecilerin durumları da kötü. Bu merkezler sık sık buralarda kalan kadın ve çocukların tecavüze uğradıkları, intihar vakaları, sıcak suya erişim, yeterli ve düzenli beslenememe gibi birçok sorunla gündeme geliyor.

    Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Bürosu’nun (UNCHR) 2022 yılı verilerine göre; 82,4 milyon insan zorla yerinden edildi. Son yüz yılda artan nüfus, endüstriyel tarım, sanayileşme ve plansız kentleşmeyle birlikte su kaynakları azaldı. Son yüz yılda sulak alanların yüzde 50’si yok oldu. Dünyada 80 ülke su sıkıntısı çekiyor. 844 milyon insan içme suyuna dahi erişemiyor. Dünya nüfusunun dörtte birinden fazlası olan 2,1 milyar insan temiz suya ulaşamıyor. 4 milyar insan yılda en az bir ay şiddetli su kıtlığı yaşıyor.

    2014-2016 yılları arasında ağırlıklı olarak çatışma yaşanan ülkeleri içeren 16 ülkede toplam 86 bin çocuk temiz suya erişemediği için öldü.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yürütme Kurulu üyesi Nuray Çevirmen, mülteci konusunu PİRHA’ya değerlendirdi.

    “MÜLTECİLİĞİN EN BÜYÜK NEDENİ SAVAŞLAR”

    Mültecilerin ülkelerini istedikleri için terk etmediklerini, terk etmek zorunda kaldıklarını anımsatan Çevirmen, mülteciliğin bir sonuç olduğunu ve bunun birçok nedeninin bulunduğunu ifade etti.

    Mülteciliğin en büyük nedenlerinden birisinin savaş olduğunu kaydeden Çevirmen, “Yakın zamanda Ortadoğu’da başlatılan savaş Suriye’yi yıkıcı bir şekilde etkiledi. Sonrasında orada yaşayan milyonlarca insan göç etmek mecburiyetinde kaldı. Göç edemeyenler yaşamını yitirdi, esir düştü. Savaşın yoğunlaştığı dönemde Ezidi kadınlar ve çocuklara neler yapıldığına tanık olduk. Kadınlar ve çocuklar pazarlarda satıldı, işkencelerden geçirildi, öldürüldü. Hala toplu mezarlar çıkıyor. Bir insanlık dramı yaşandı. İnsanların ölmek ile yaşamak arasında kaldığı zamanlarda yaşamayı seçmesi, hiçbir şekilde sorgulanamaz. Bu insani değil. Oradaki insanlar en yakın yer olan Türkiye’ye gelmek durumunda kaldılar. Türkiye onlara bir sınır. Din, kültür gibi nedenlerle bir yakınlıkları da var. Sadece Türkiye’ye değil başka yakın ülkelere de göç ettiler. Suriye’de ki savaştan sonra örneğin Ürdün’ün demografik yapısı büyük ölçüde değişti. Bunun gibi birkaç ülke daha var” şeklinde konuştu.

    MÜLTECİLERLE İLGİLİ ŞEFFAF VERİLERE ERİŞİLEMİYOR

    Ülkemizde en çok Suriye uyruklu mültecilerin var olduğunu belirten Çevirmen, geçici koruma kapsamında olan 3 milyonu aşkın Suriyeli’nin yanı sıra Afganistan’dan çoğu düzensiz göçle gelen mültecilerin sayısının da fazla olduğunu aktardı. Genel anlamda mültecilerle ilgili şeffaf bir bilgiye sahip olamadıklarını da söyleyen Çevirmen, Göç İdaresi’nin paylaştığı veriler çerçevesinde bilgi sahibi olabildiklerini kaydetti.

    “ÖNDER MAHALLESİ’NDE MÜLTECİLER SALDIRIYA UĞRADI, EVLERİ VE İŞ YERLERİ YAĞMALANDI”

    Ankara özelinde yaşanan mülteci sorununa da değinen Çevirmen sözlerine şöyle devam etti:

    “Türkiye’nin genelinde yaşanan sorunlardan farklı durumlar yaşanmıyor. Burada da mülteciler kendileriyle aynı dile, kültüre sahip insanlarla bir arada yaşama yolunu seçiyorlar. Doğru olan da bu. Kendilerini rahat hissedecekleri, yardımlaşabilecekleri, dayanışabilecekleri alanlardır buralar. Ankara’da Altındağ’da Örnek Mahallesi gibi yerlerde yoğun olarak göçmenler yaşıyor. Oraya yakın olan Site’lerdeki çalışma olanaklarından kaynaklı orada bir yerleşim alanı oluşturdular. Ancak geçtiğimiz aylarda oraya ırkçı bir grubun saldırısı oldu. Oradaki mültecilerin evleri, iş yerleri yağmalandı, yangınlar çıkartıldı. Orada yaşayan mülteciler bu olaydan sonra oradan çıkarıldılar. Pek çok yere dağıtıldılar. Toplu bulundukları yerler kalmadı diyebiliriz. Ankara dışına gönderilenlerde oldu. Çoğu işlerinden oldu. Zaten çalışma olanakları kısıtlı ve çok düşük ücretlere çalışıyorlar. Büyük bir emek sömürüsü de var. Tarımsal alanlarda, küçük işletmelerde, merdiven altı imalathanelerde kayıtsız, güvencesiz, çok düşük ücretlere çalıştırılıyorlar.

    “SİTELER BÖLGESİNDEKİ YANGINDA 5 MÜLTECİ YANARAK HAYATINI KAYBETMİŞTİ”

    Siteler bölgesinde bir imalathanede yangın çıkmıştı ve orada 5 mülteci yanarak hayatını kaybetmişti. Tüm bu yaşadıklarına rağmen çok fazla gündeme de gelemiyorlar. Biz Önder Mahallesi’nde mültecilere yönelik saldırı olduğunda o mahalleye gittik ve mahalle abluka altına alınmıştı. İnsanlara ulaşabilme imkanımız kısıtlıydı. Çok büyük korkuya kapılmışlardı. Bir savaştan kaçmış ve bir yere sığınmışlardı. Kendi iş yerlerini kurmuşlar, bir düzen oluşturmuşlardı. Hayatta kalmaya çalışan bu insanlara böyle bir saldırıda bulunuldu. Saldırının yarattığı korkunun yanında deport edilme korkusu da vardı. Hepsi çeşitli yerlere dağıtıldılar ve işleri de ellerinden alındı.

     “KIZILAY’DA DURMAYIN, ALTINDAĞ YA DA KEÇİÖREN’E GİDİN”

    Son günlerde Ankara’da Afrikalı göçmenler üzerine bir baskı söz konusu. Güvenlik güçleri tarafından yapılan pek çok taciz olayları yaşanıyor. Kızılay’da Somalili bir iş yeri sahipleri tüm belgelere sahip olmasına rağmen, çalışma izinleri olmasına rağmen, vergilerini vermelerine rağmen, Ankara Ticaret Odası’na kayıtları olmasına rağmen baskıya maruz kalıyorlar. 2021 yılının Eylül ayından bu yana bu iş yeri sahibi sürekli tacize maruz kalıyor. Güvenlik güçleri dükkanlarına geliyor ve gerekçesiz bir şekilde gözaltı yapıyor. Belli bir süre tutuyorlar, deport ettireceklerini söylüyorlar ve serbest bırakıyorlar. ‘Sizi burada istemiyoruz. Altındağ ya da Keçiören’e gidin. Kızılay’da durmayın’ gibi söylemlerde bulunmuşlar. Aynı şekilde yine belirli aralıklarla dükkana gelip müşterileri göz altına almışlar. Daha sonra serbest bırakmışlar. Bu Somalili iş yeri sahipleri, haklarını arama konusunda birçok yere başvurmuş ancak ya cevap alamamış ya da olumsuz cevap verilmiş.”

    “İNSANLAR EKONOMİK NEDENLERDEN DOLAYI MÜLTECİ DURUMUNA DÜŞÜYOR”

    Siyasilerin ihtiyaçları olduğu dönemlerde mülteciler üzerinden suni olarak gündem yarattığını vurgulayan Çevirmen, “Mültecilerin, gerek iktidar gerekse muhalefet tarafında, göndereceğiz ya da göndermeyeceğiz çerçevesine sıkıştırılması gayri insani bir durum. Ülkedeki tüm sorunların kaynağı mülteciler olarak gösteriliyor. İnsanların mülteci durumuna düşmesi zaten ekonomik sebeplerden kaynaklıdır. Ekonomik sebepleri yaratan savaşlardır, neo liberal ekonomik politikalardır, toplumların topraksızlaştırılmasıdır, toprakların verimsizleştirilmesidir, temiz suya erişimin olmamasıdır.

    “MÜLTECİLERİN TAMAMINI ÜLKEDEN ÇIKARDIĞIMIZDA EKONOMİ DÜZELECEK Mİ?”

    Türkiye’de bir köy kavramı vardı, köylülük vardı. Tarımsal ekonomi vardı. Şu anda hiçbiri kalmadı. Köydekilerin tamamı neredeyse şehre göç etti. Şehirlerde de sanayi yok. Yaşamak için gerekli, geçimin sağlanması için gerekli alanlar mevcut değil ve sıkışmışlık söz konusu. Ekonomik anlamda ülkeyi rahatlatacak eşit işe eşit ücret ekonomi programlarından yoksun yönetim sayesinde bu duruma gelindi ve bu sorun mültecilere yıkılıyor. 80 milyonun üzerinde nüfus var. 6 milyon mültecinin olduğunu varsaysak, çok az bir oranda kalmış oluyor. O kadar insanın sorunu bu kadar az mülteciye yüklenemez. Sorumlusu onlar değil. Mültecilerin tamamını ülkeden çıkardığımızda ekonomi düzelecek mi, eşitsizlikler ortadan kalkacak mı, işsizlik ortadan kalkacak mı, tüm özgürlüklere erişimimizi sağlayabilecek miyiz? Böyle bir şey mümkün değil. O yüzden bu tür manipülatif söylemlerden uzak durulmalı. Halkın bunlara inanmaması gerekiyor. Daha insancıl bir perspektiften bakılması gerekiyor. İktidar da muhalefette mültecileri araçsallaştırıyor” dedi.

    “MÜLTECİLER KONUSUNDA ÖZNEDEN UZAK ÇALIŞMALAR YÜRÜTÜLÜYOR”

    Mültecilerin bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini ve tüm insanların yaşam hakkına saygı duyulması gerektiğini dişle getiren Çevirmen, son olarak şunları aktardı:

    “Evrensel açıdan baktığımız zaman tüm insanların eşit bir şekilde yaşama, ikamet edebilme, seyahat edebilme, sağlık hakkına erişebilme, eğitim hakkına erişebilme hakkı sağlanmalıdır. Mülteciler konusunda pek çok alanda çalışmalar yapılıyor ancak özneden uzak yapılıyor. Bu çalışmalarda mülteci konusu konuşuluyor ama mülteci yok. Mülteciler hakkında fikir beyan ediliyor ama mültecilerle temas edilmiyor. Ortak bir çalışma yürütülmeli. Bizim temas ettiğimiz birçok mülteci, ülkelerinin ekonomik ve siyasi durumu düzeldiği takdirde gitmek istediğini söylüyor. Çünkü kökleri oraya bağlı.

    “MÜLTECİLERİN İNSAN ONURUNA YAKIŞIR YAŞAM SÜREBİLMELERİNİN İMKANLARI SAĞLANMALIDIR”

    Mültecilerin yaşamlarını kolaylaştırmak, insani düzeyde ihtiyaçlarının karşılanması konusunda özellikle emek sömürüsüne son verilmesi gerekiyor. Bir entegrasyondan da bahsediliyor. Bu entegrasyon bir asimilasyon olmamalı. İnsanların dillerine, kendi kültürlerine, değerlerine yabancılaştırmaması gerekiyor. Tamamen başka bir kültüre entegre olup, bir yerde kalmalarının sağlanması da insani değil. Mülteciler siyasete konu edilmemeli. İHD olarak, geri göndermeme ilkesinin arkasındayız. Geri gönderme merkezleri kapatılmalıdır. Mültecilerin insan onuruna yakışır şekilde yaşamlarını sürdürebilmelerinin imkanları sağlanmalıdır. Mültecilere yönelik ayrımcı uygulamalar ve söylemler son bulmalıdır.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

  • ‘Basının ve siyasetçilerin nefret söylemleri ırkçı saldırıları artırıyor’-VİDEO

    ‘Basının ve siyasetçilerin nefret söylemleri ırkçı saldırıları artırıyor’-VİDEO

    PİRHA- İHD Ankara Şubesi ve Emek ve Demokrasi Güçleri Altındağ’da mültecilere yönelik yaşanan ırkçı saldırılara ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Basında ırkçı dilin kullanılması, siyasetçilerin dolaylı ya da doğrudan mültecileri hedef alan söylemleri ırkçı saldırıların artmasına neden oluyor. Nefret suçu işleyen basın, siyasi parti ve kişiler hakkında yasal işlemlerin uygulamasını talep ediyoruz” denildi. 

    İHD Ankara Şubesi ve Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) Genel Merkezi’de bir araya gelerek, Altındağ’da iki grup arasında çıkan kavgada 18 yaşındaki Emirhan Yalçın’ın yaşamını yitirmesinin ardından mahallede Suriyeli mültecilere yönelik yapılan ırkçı saldırılara ilişkin basın açıklaması yaptı.

    Açıklamada konuşan İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube Eş Başkanı Sevil Turgut mültecilerle dayanışma içerisinde olduklarını vurgulayarak, mültecilere karşı insan hakları evrensel bildirgesine uygun davranılmasını talep ettiklerini belirtti.

    “BASININ VE SİYASETÇİLERİN NEFRET SÖYLEMLERİ IRKÇI SALDIRILARIN ARTMASINA NEDEN OLUYOR”

    Son dönemlerde ırkçı söylemlerin artması ile yaşanan her olumsuz olayın mültecilik ile bağdaştırıldığını ifade eden Turgut şunları dile getirdi:

    “10 Ağustos 2021 tarihinde Ankara’nın Altındağ ilçesinin Battalgazi Mahallesinde bir parkta çıkan kavgada iki kişi yaralanmış, yaralılardan biri ertesi gün hayatını kaybetmiştir. Taraflardan birinin mülteci olması nedeniyle Altındağ ilçesinde saldırılar gerçekleşmiştir. 16 Temmuz 2016 yılında Önder mahallesinde benzeri saldırılar gerçekleşmişti. Son dönemlerde ırkçı söylemlerin artması ile yaşanan her olumsuz olay mültecilik ile bağdaştırılıyor. Türkiye’de yabancı uyruklu bireylerin içinde bulunduğu her olay nefret söylemlerine ve ırkçı saldırılara gerekçe yapılıyor. Basında ırkçı dilin kullanılması, siyasetçilerin dolaylı ya da doğrudan mültecileri hedef alan söylemleri ırkçı saldırıların artmasına neden oluyor.”

    “İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİNE UYGUN DAVRANMALARINI TALEP EDİYORUZ”

    İktidarın, mülteciler ile ilgili politikalarını siyaset malzemesi haline getirdiğini söyleyen Turgut sözlerine şu şekilde devam etti:

    “İktidar, sorunların çözülmesi yerine, sorunun kaynağı haline gelmiştir. Uluslararası sözleşmeler ve insan hakları hiçe sayılıyor; bölge sorunlarına askeri müdahaleler, çatışma temelli politikalar bölgedeki kaosu derinleştiriyor, milyonlarca insanın yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmasına neden oluyor. Hükumetin yarattığı nefret iklimi Türkiye’deki mültecileri hedef haline getiriyor. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 14. maddesine göre herkes uğradığı zulüm sebebiyle başka memleketlere iltica etmek ve bu memleketler tarafından mülteci muamelesi görmek hakkına sahiptir. Oysa Türkiye Hükumeti komşu ülkelerden topraklarına ulaşan insanların ‘mültecilik’ hakkını tanımıyor. Türkiye Hükumetinden İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 14. Maddesini uygulamasını talep ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti 1951 Cenevre Sözleşmesine coğrafi ve tarihsel kısıtlama koymuş 1967’de sadece tarihsel kısıtlamayı kaldırmıştır. Türkiye Cumhuriyeti hükumetinin coğrafi kısıtlamayı kaldırmasını mülteci haklarını tanımasını ve uluslararası koruma şartını yerine getirmesini talep ediyoruz. Suriye’de yaşanan iç savaşta taraf olan tüm ülkelerin Suriyeli halka karşı görevlerini yerine getirmelerini insan hakları evrensel bildirgesine uygun davranmalarını talep ediyoruz.”

    “DEVLET HERKESİN CAN, MAL GÜVENLİĞİNİ KORUMAK ZORUNDADIR”

    Türkiye Cumhuriyeti hükumetinin nefret suçu işleyen basın, siyasi parti ve kişiler hakkında yasal işlemleri uygulamasını talep ettiklerini söyleyen Turgut, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, topraklarında yaşayan her insanın, canlının, can ve mal güvenliğini korumak zorundadır. Bu görevini yerine getirmesini talep ediyoruz. Coğrafyamızın katliamlar bölgesi haline gelmesine müsaade etmeyeceğiz. Irkçı ve yabancı düşmanı saldırılara karşı, her koşulda mülteci kardeşlerimizle dayanışma içinde olacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz. Yeryüzü hepimizindir” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • İşyerleri tahrip edilen Suriyeliler, zararlarını gidermeye çalışıyor

    İşyerleri tahrip edilen Suriyeliler, zararlarını gidermeye çalışıyor

    PİRHA-Ankara’nın Altındağ ilçesindeki Suriyelilerin dükkanlarına yapılan saldırılar ardından oluşan tahribatlar giderilmeye çalışılıyor.

    Altındağ ilçesinde 11 Ağustos akşamı başlayan saldırılarla birlikte Suriyelilere ait çok sayıda işyeri ve ev tahrip edilmişti. Polisin müdahalesinin yetersiz kaldığı ırkçı saldırılar sonucu dükkanlar yağmalanırken evler de taşlandı.

    Dükkanların yağmalandığı olayların ardından mahallelere yönelen kolluk güçleri, Suriyelilerin işyerleri önünde bir süre bekleyip ardından bölgeden ayrıldı.

    Suriyeliler, sabahın ilk saatleriyle birlikte oluşan zararları gidermek için çalışmalara başladı.

    Battalgazi ve Önder Mahallelerindeki işyerlerinin büyük bir kısmının talan edildiği gözlemlendi. Dükkanların içindeki eşyalar, sokaklara savrulup zarar verildi.

    Sığınmacıların yoğun yaşadığı Battalgazi ve Önder Mahallelerindeki kimi cadde ve sokaklara halen giriş-çıkışlar polis kontrolünde yapılıyor.

    IRKÇI EYLEMLERE ALEVİ TOPLUMUNDAN TEPKİ!

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Şube Başkanı Onur Şahin de Ankara’daki ırkçı saldırıları kınadı. Konuya ilişkin yazı kaleme alan Şahin, “Şu yeryüzünde beni linç kalabalıkları kadar tiksindiren başka bir güruh yoktur. Kendilerinden görmedikleri herkese saldırmak için fırsat kollarlar” diyerek şunları kaydetti:

    “Kürtlere, Alevilere, Ermenilere ve diğer topluluklara saldıranlar hep bu zihniyette olanlardı. Ankara’da benzer manzaraları bundan yaklaşık 15 yıl önce Eryaman’da görmüştük. Hiç unutmam. O zaman yine bu linç güruhları trans bireylerin evlerini basıp onları zincirlerle döverek sokaklarda gezdirmişlerdi. Bir kısmını herkesin gözü önünde bıçaklamışlardı. Dehşet verici manzaralardı. Aynı dehşet verici manzaraları dün gece Altındağ Önder Mahallesi’nde gördük. Suriyelilere saldırıldı. Onlara ait evler ve dükkanlar taşlanıp ateşe verildi. Sebebi Türk ve Suriyeli iki grup arasında yaşanan bir kavgada bir Türk gencinin öldürülmesiydi. Elbette çok üzücü… Kaybedilen gencin ailesine başsağlığı ve sabır diliyorum. Katiller de mutlaka yargı önüne çıkarılıp cezalandırılmalıdır. Ama suç bireyseldir. Bunu hiçbir zaman unutmamalıyız. İşlenen suçtan kişinin kendisi sorumludur, ait olduğu topluluk değil.

    Sırf aynı kökenden veya inançtan diye başka birilerinin işlediği suçlardan o kişinin içinde bulunduğu topluluk niye sorumlu tutulur? Bu kendi halinde hiçbir suça ve kötülüğe bulaşmayan insanlara zulüm değil midir? Bizim ülkemizde her gün cinayet işleniyor. Her gün kadınlar öldürülüyor. Her gün çocuklara dönük istismar haberleri çıkıyor. Her gün taciz ve tecavüz olayları yaşanıyor. Peki bunlardan da hepimiz mi sorumluyuz?

    “SORUMLU İKTİDARDIR”

    Suriye’de yaşananların en başta gelen sorumlusu bu siyasal iktidardır. Suriye’nin yıkılması için bu kadar çaba harcanmasaydı bugün bu insanlar kendi ülkelerinde olacaktı. Ama ilginçtir bu saldırgan kitle aynı zamanda çok büyük oranda siyasal iktidarın bileşeni olan AKP ve MHP’ye oy veriyorlar. Yani siyasal iktidara hesap soramıyorlar, güçleri kolay hedef olarak gördükleri göçmenlere yetiyor. Hem sorunun kaynağı olan iktidara bütün gücünle destek vereceksin hem de bu iktidarın politikalarının olumsuz sonuçlarından dolayı göçmenleri hedef alacaksın. Kin, nefret, cehalet, bağnazlık, hoşgörüsüzlük ve saldırganlık insanlığın başındaki en büyük belalardır.”

    PİRHA/ ANKARA
    FOTO: Tumay Berkin

  • Uğantaş: Mülteciler temel haklara erişebilmeli ve nefret suçlarından korunmalıdır

    Uğantaş: Mülteciler temel haklara erişebilmeli ve nefret suçlarından korunmalıdır

    PİRHA- ABD, birliklerini 31 Ağustos’ta Afganistan’dan tamamen çekmiş olacak. Taliban’ın saldırıları da bu çekilmeyle birlikte hız kazandı. Taliban çetelerinin ilerlemesiyle Afganlar da ülkelerini yasadışı yollarla terk ediyorlar. Yükselen göçmen dalgasını ve devletlerin konuya dair tutumlarını Uluslararası Af Örgütü(UAÖ) Türkiye Kampanyalar Sorumlusu Damla Uğantaş PİRHA’ya anlattı. Uğantaş, mültecilere yönelik hak ihlallerinin durdurulması için çalışmalar ve raporlamalar yapmaya devam edeceklerini söyledi. 

    Altı Avrupa Birliği ülkesi olan Hollanda, Danimarka, Avusturya, Almanya, Belçika ve Yunanistan; başvuruları reddedilmiş ve tüm yasal yolları tüketmiş olan Afgan sığınmacıların sınır dışı edilmesini istiyor. Aynı gün Türkiye’de sosyal medya kullanıcıları #SığınmacılarSınırDışıEdilecek hashtagi birinci gündem oldu.

    Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye Kampanyalar Sorumlusu Damla Uğantaş, yaptıkları çalışmaları anlatarak Dünya’daki ve Türkiye’deki gelişmeleri değerlendirdi. Uğantaş, Amerikan’ın da çekilmesi haberleri ile beraber Afganistan’da yaşanan çatışmalarda Taliban’ın kaç kişiyi katlettiği sorusuna cevaben şunları aktardı:

    “Afganistan’da artan şiddet olaylarında ölen veya yaralanan sivillerin sayısı bu yılın ilk yarısında rekor seviyelere ulaştı. BM verilerine göre bu yıl ağustos ayına kadar 1.600’den fazla sivil hayatını kaybetti. BM raporuna göre, sivil kayıpların yüzde 64’ünden Taliban’ın da aralarında bulunduğu hükümet karşıtı güçler sorumlu. Tüm kayıpların yüzde 32’sini çocuklar oluşturdu.”

    Ayrıca Taliban’ın savaş suçu olarak nitelendirilebilecek uygulamalarda rol aldığının da bilindiğini ifade eden Uğantaş, CNN tarafından paylaşılan bir videoda Faryab’taki Dawlat Abad bölgesinde etrafı sarılan 22 Afganistan hükümeti askerinin infaz edilmesini buna örnek gösterdi. Uğantaş, ülkede halen ölüm cezasının uygulanıyor olmasını da insan hakları açısından bir diğer risk olarak nitelendirdi.

    Resmi rakamlara göre 25 bin 623 kişi yalnızca Temmuz ayında sığınmacı olarak Türkiye’de yakalandı. Bu sığınmacıların birçoğu da Avrupa Birliği ülkelerine göç ediyor. Uğantaş, 2020 yılında 48 bin 578 Afgan’ın AB ülkelerine sığınma başvurusunda bulunduğunu açıkladı.
    Uğantaş, Ocak-Mayıs 2021 arasında ise sığınma başvurusunda bulunanların sayısını 5 bin 100 bildirirken, yaklaşık 41 bin kişinin sığınma başvurusunun henüz inceleme aşamasında beklediğini ve de Afganistanlıların yaklaşık %54’ü ilk başvurusunda sığınma hakkı aldığını belirtti. Bu da %46’sının çeşitli sebeplerle reddedildiğini ve sınırdışı edildiğinin göstergesi.

    2021 yılında Taliban’ın faaliyetlerini artırması ve ABD’nin çekilme kararının ardından en az 270,000 kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bu kişilerin büyük bölümü diğer ülkelere sığınmaya çalışıyor. Buna paralel olarak Uğantaş, Mayıs ayı itibariyle AB ülkelerine ulaşmaya çalışan insan sayısının arttığını bildirdi.

    Belçika, Yunanistan, Bulgaristan, Fransa, Hırvatistan, Romanya ve Slovakya’ya yapılan sığınma başvurularında ilk sırada Afgan mülteciler geliyor.

    YUNANİSTAN MÜLTECİLERİ YILLARDIR DEPORT EDİYOR; HOLLANDA KARARINI ASKIYA ALDI

    Bu 6 ülke, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’na başvurarak, mevcut iade anlaşmasının sürdürülmesini sağlayacak şekilde Afgan Hükümeti ile görüşmeye ve onları bu konuda desteklemeye çağırdı. Afganistan Dışişleri Bakanlığı, geçen ay Danimarka ve diğer AB ülkelerine başvurarak, Afgan sığınmacıların ülkelerine zorunlu olarak sınır dışı edilmesinin 3 ay süreyle geçici olarak askıya alınmasını talep etmişti. Norveç, İsveç ve Finlandiya bu çağrıya olumlu yanıt verdi. Ancak dün  (11 Ağustos) Hollanda, yasa dışı göçmenler konusundaki tutumunu değiştirerek, Hollanda’ya sığınan Afganistan vatandaşlarını ülkede hızla kötüleşen durum nedeniyle önümüzdeki altı ay boyunca sınır dışı etmeyeceğini açıkladı. Diğer ülkeler değerlendirmelerini geri çekmese de Yunanistan’ın yayınlanan birçok görüntüyle ortaya çıkan mültecileri yasadışı şekillerde Türkiye’ye iade ettiği biliniyor.

    Bu gelişmelere karşılık Uğantaş, AB’nin uzun zamandır mültecileri henüz AB sınırına ulaşmadan önce durdurma yönünde bir politika izlediğini vurgulayarak, bu kapsamda aralarında Türkiye’nin de bulunduğu üçüncü ülkelerle yapılan geri gönderme anlaşmaları kadar AB’yi mülteciler için cazip bir alan olmaktan çıkartma yönünde de bir politika benimsendiğini söyledi. Uğantaş’a göre son uygulama da bunun bir örneği. Ancak Uluslararası Af Örgütü, ciddi insan hakları ihlalleri doğurabilecek bu politika girişiminden derhal vazgeçilmesi çağrısında bulunuyor.

    “AFGANSİTAN MEVCUT DURUM İTİBARİYLE GÜVENLİ ÜLKE KABUL EDİLMEMELİ”

    Uğantaş, “1961 Cenevre Anlaşması kişilerin mültecilik statüsü alamasalar dahi geri döndüklerinde risk altında girebilecekleri ülkelere gönderilmesini yasaklar. Afganistan mevcut durum itibariyle güvenli ülke olarak kabul edilmemeli. Öte yandan Afganistan Mülteciler ve Geri Dönüşler Bakanlığı da Avrupa ülkelerini ülkeye zorla geri göndermeyi geçici olarak durdurmaya çağırdı. Avrupa hükümetleri Afganistan’ın endişelerini dikkate alarak tüm geri dönüşleri derhal durdurmalı ve Avrupa’da güvenlik arayan insanların korunmasını sağlamalıdır.” dedi.

    Afganistan vatandaşlarına, Avrupa’da kaldıkları süre boyunca kalışlarını düzene sokmaları ve haklarından tam olarak yararlanmaları için gerekli koşul ve olanakların sağlanması gerektiğini hatırlatırken, Avrupa Komisyonu da, Afganistan’a dönüşler için dolmuş uçuşları koordine eden AB sınır koruma ajansı Frontex üzerinden sorumluluk sahibi olduğunu açıkladı. Frontex, insanları insan hakları ihlallerine maruz bırakan hiçbir operasyona katılmamalıdır, çağrısında bulundu.

    TÜRKİYE’YE EN YÜKSEK AFGANİSTANLI MÜLTECİ GİRİŞİ 2018 YILINDA GERÇEKLEŞTİ

    Van’ın Özalp ilçesinden sınırı geçen Afganistan vatandaşı mültecilerin görüntüleri ile sığınmacılara yönelik saldırgan tartışmalar da yeniden başladı. Ancak Afgan sığınmacıların Türkiye’ye gelişi yeni değil. 2014 yılından beri artan bir grafik ile sığınmacılar İran hattı üzerinden Türkiye’ye giriş yapıyor. 2014 yılında; 12 bin 248 iken, 2016 yılında 31 bin 360 kişi giriş yaptı. En yüksek giriş 2018 yılında gerçekleşti ve 100 bin 841 sığınmacı Afganistan vatandaşı Türkiye’ye giriş yaptı. Bu yıl ise ilk 6 ayda 25 bin 643 mülteci yakalanarak kayıtlara geçti.

    Türkiye’ye gelen Afganistan vatandaşları ile ilgili de birçok yanlış bilgi var. Özellikle de etnik kimlikleri açısından. Sığınmacıların hepsi Afgan değil. İçlerinde Özbekler, Hazaralar, Peştunlar, Türkmenler de çoğunlukta.

    Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye Kampanyalar Sorumlusu Damla Uğantaş, Türkiye’nin yaklaşık 10 yıldır yoğun göç alıyor olmasına rağmen bu konuda sağlam bir politika geliştiremediğini söylüyor. Politika ve düzenlemelerin, tamamen konjonktürel, iç ve dış politikadaki gelişmelere göre yer değiştiren ve belirsizlikler üzerine kurulu bir şekilde sürdürüldüğünü ve sığınmacıların Türkiye’deki statülerine ve konumlarına ilişkin herhangi bir gelişme yaşanmadığını belirtti.

    AFGANSİTAN, İRAN, IRAK GİBİ ÜLKELERDEN GELENLER NEDEN MÜLTECİ STATÜSÜ ALAMIYOR?

    Avrupa Birliği fonları sayesinde sağlık ve eğitim alanında yapılan bazı girişimlerin anlamlı bazı sonuçlar ve görece kazanımlar sağlamış olduğunu da aktaran Uğantaş, “Bu anlamda Türkiye’nin 1961 Cenevre Sözleşmesi’ndeki coğrafi şerhi kaldırmadığını ve bu nedenle Afganistan, İran, Irak gibi ülkelerden gelen kişilerin burada mülteci statüsü alamadığını ve devlet tarafından kayıt dışılığa itildiğinin altını çizmek gerekiyor” dedi.

    Gelinen noktada en önemli konu hak temelli, gerçekçi ve sürdürülebilir politikanın eksikliği olduğunu düşünen Uğantaş, hiç kimsenin ciddi insan hakları ihlalleriyle karşı karşıya kalma riskinin bulunacağı yere geri gönderilmemesi gerektiğini savundu. “Kişilere geri dönmeleri için baskı yapılmamalıdır. Mülteciler temel haklara erişebilmeli ve ayrımcılıktan, ırkçılıktan, nefret suçlarından etkili bir biçimde korunmalıdır. Otoriteler ve siyasiler bu anlamda ırkçılığı tetikleyecek söylemlerden kaçınmalı ve bu konudaki verileri de kamuoyu ile şeffaf bir biçimde paylaşmalıdır” şeklinde konuştu.

    MUHALEFET İKTİDARIN POLİTİKASIZLIĞINI MÜLTECİLERİN DEĞİL, KENDİ LEHİNE ÇEVİRMEYE ÇALIŞIYOR

    Yoğunlaşan sosyal medya saldırıları ve tacizleri için Türkiye’de ses çıkaracak birçok sivil toplum kuruluşu da var. Uğantaş, göç hareketiyle ilgili sosyal medyada yoğunlaşan bazı tepkilerin, geçen bunca süreye rağmen hükümetlerin Türkiye toplumunu göç gerçeğine yeteri kadar hazırlamadığını, toplumun ve göçmenlerin bilinçlendirilmediğini ortaya koyduğunu düşünüyor.

    Uğantaş, muhalefet partilerinin, bu hazırlıksızlık ve politikasızlık sürecini küçük hesaplarla ayrımcılığı ve ırkçılığı arttıracak bir biçimde kullanmasına son vermesi, yapıcı, çözüm odaklı ve sürdürülebilir politika geliştirilmesinde rol alması gerektiğini belirterek, hem iktidarın hem de muhalefet partilerinin bu alanda çalışan STK’lar ile birlikte çalışmasını önerdi. Uğantaş, STK’ların birlikte yaşamaya dair söylem ve proje geliştirme aynı zamanda da hak merkezli bir perspektifle çözüm sunma konusunda kritik bir konumda olduğuna inanıyor.

    Daha önce de PİRHA’’da yayınlanan Suriyeli göçmen Amar Hamid haberinde, Hamid’in çocuklarını sokağa çıkartmaya korktukları belirtilmişti. Yine de Suriye’ye dönemeyeceklerini aktaran Hamid, savaşın bittiği yerlerde bile artık yaşamlarının Türkiye dışında kalmadığını söylemişti.

    PEKİ AB ÜLKELERİ AFGANİSTANLI GÖÇMENLERİ İADE EDERSE NE OLUR?

    Uğantaş, mültecilerin, ölüm riski dâhil çok ciddi riskler barındıran ve geri dönmelerinin ciddi hak ihlallerine maruz kalmalarına neden olacak bir ülkeye deport edilmelerinin en temelde insan hakları açısından sakıncalı olduğunu anlatarak,  “Afganistan, mültecilerin geri dönmeleri için güvenli bir ülke değildir. AB’nin ‘kale Avrupa’ politikası insan haklarının ihlal edilmesini zemin hazırlamaya devam ediyor. Avrupa hükümetleri, geri gönderilenlerin maruz kaldığı tehlikelere kasten göz yumuyor ve yüksek sayıda geri dönen kişiyi kabul etmesi için Afganistan’ı büyük bir baskı altına alıyor. Kanıtlara aldırış etmeden sınır dışı etmelere öncelik vermek, sorumsuzcadır ve hukuksuzdur. AB bu politikalarına derhal son vermelidir.
    Yunanistan’ın iade politikasını uzun süredir biliyoruz. 2019 yılından beri sistemli olarak mültecilerin durumunu ve kimliklerini gözetmeden Meriç nehrinden geçirerek Türkiye sınırına bırakmaktadır. Yazılan mektupla resmiyete kavuşturulan iadeler, Yunanistan’ın, iç bölgelere kadar geçen göçmenleri de iade etmesinin önünü açacağına dair endişeler var” dedi.

    UAÖ, GERİ İTMELERİ RAPORLAŞTIRIP EĞİTİMLER İLE HALKLARA ULAŞIYOR

    Uluslararası Af Örgütü olarak bu konudaki hak ihlallerini Yunanistan: Şiddet, Yalanlar ve Geri İtmeler adlı raporunda belgeledi. Bu raporda geri itmelerin yalnızca sınırlardaki insanları etkilediği yönündeki yaygın kanaatin aksine, kişilerin ve (varsa) onlara eşlik eden aile üyelerinin anakara Yunanistan’da yakalandığı dört vaka belgelendi. Geri itmeleri tarif eden tanıklıklarda, şiddet eylemleri ve işkence veya insanlık dışı ya da alçaltıcı muamele kapsamına girebilecek diğer fiiller de rapor altına alındı. Uğantaş da bu ihlaller zincirinin iadeler ile birlikte şiddetlenme riski taşıyacağı fikrine katılıyor.

    Son olarak Uğantaş, mültecilere yönelik hak ihlallerinin durdurulması için çalışmalar ve raporlamalar yapmaya ve bu konuda düzenledikleri insan hakları eğitimleri aracılığıyla daha fazla insana ulaşmayı hedeflemeye devam edildiğini, risk altındaki kişiler için kampanyalar düzenlemeyi sürdüreceklerini açıkladı.

    Uluslararası Af Örgütü, dünya genelinde insan haklarına ilişkin raporlar hazırlayan ve çalışmalar yapan bir sivil toplum kuruluşudur. Mültecilerin yaşadığı sorunları da bu kapsamda ayrı bir çalışma alanı olarak önünde tutmaktadır.

    Helin YILMAZ/ PİRHA

     

  • Belediye başkanından mültecilere yönelik ırkçı açıklamalar: Namussuz istilacılar

    Belediye başkanından mültecilere yönelik ırkçı açıklamalar: Namussuz istilacılar

    İyi Partili Sungurlu Belediye Başkanı Şahiner, yaptığı ırkçı açıklamalarla ilçede ne Suriyeli ne de Afgan barındıracaklarını belirtti.

    Çorum’un İyi Partili Sungurlu Belediye Başkanı Abdülkadir Şahiner, yayınladığı basın açıklaması ile mültecilere yönelik ırkçı söylemlerde bulundu. Şahiner, Sungurlu’da ne Afgan ne de Suriyeli bırakacağını söyledi.

    Belediye olarak geçmişte Sungurlu’ya Suriyeli kabul edilmediği için AKP’lilerin dönemin kaymakamına türlü şikayetler götürdüğünü ifade eden Şahiner, “Kaymakam da bu şikayetleri dikkate alarak, sürekli hakkımızda soruşturma açtı. O gün de söyledim, şimdi de söylüyorum; bunlar, vatanını ve namusunu bırakıp Türkiye’ye kaçtılar. Vatanı olmayanın namusu da olmaz. Bunların Türkiye’ye hayrı dokunmaz” ifadelerini kullandı.

    ‘NAMUSUNU SATAN İSTİCİLAR’

    AKP’nin nerede asalak, işe yaramaz adam varsa Türkiye’ye doldurduğu şeklinde ifadeler kullanan Şahiner, “Ne kadar kanun kaçağı varsa Ortadoğu çöplüğünde, Türkiye’ye dolduruldu. Bırakın turizm bölgelerini, sahilleri Ankara’nın göbeğinde elini kolunu sallayarak geziyorlar. Çok uzağa bakmaya gerek yok. Bakın Alaca ilçemize, bakın Çorum’a, önceleri sokaklarda Suriyeli görüyorduk, şimdi Afganlar türedi. Kendi vatanını, namusunu satan sözde bu istilacıların ne Çorum’a ne de ülkeme hiç bir faydası olmaz. Faydalı adam ülkesinden neden kaçsın. Bunlar kimdir? Dünya çok büyük, buna rağmen neden özellikle Türkiye’ye geliyorlar? Tüm vatandaşlarımızın kafasında bu sorular geziyor” dedi.

    Suriyelilerde nüfus planlaması diye bir şey olmadığını söyleyen Şahiner, bunları çok sevenlerin alıp evine bakmalarını istedi. Hatta bunların yanına eşantiyon olarak bir Afganlı da belediye olarak kendilerinin verebileceğini söyledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mültecileri taşıyan araç kaza yaptı: 2 ölü, 31 yaralı

    Mültecileri taşıyan araç kaza yaptı: 2 ölü, 31 yaralı

    Van-Erciş yolunda mültecileri taşıyan minibüsün devrilmesi sonucu 2 kişi yaşamını yitirdi, 31 kişi yaralandı.

    Van-Erciş yolu üzerinde mültecileri taşıyan minibüsün devrilmesi sonucu kaza meydana geldi. Minibüste bulunan 33 mülteciden 2’si yaşamını yitirdi, 31 kişi de yaralandı. Haber verilmesi üzerine olay yerine sağlık ekipleri ve jandarma ekipleri sevk edildi.

    Olay yerindeki ilk müdahalenin ardından yaralılar, ambulanslarla çevredeki hastanelere sevk edildi.

    Erciş’te 5 Kasım’da meydana gelen kazada 8 mülteci yaralanmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Baroların, mültecilerin bulunduğu Pazarkule’ye geçişine izin verilmedi-VİDEO

    Baroların, mültecilerin bulunduğu Pazarkule’ye geçişine izin verilmedi-VİDEO

    PİRHA- Mülteci ve göçmenlerin Avrupa’ya gitmek için Edirne Pazarkule sınırında bekleyişi sürerken, İstanbul, Kırklareli, Tekirdağ ve Antalya barolarından 100 kadar avukat bu sabah Pazarkule’ye gitti. Ancak avukatların Pazarkule’ye, mültecilerin olduğu bölüme geçişlerine izin verilmedi. 

    Mülteci ve göçmenlerin Avrupa’ya gitmek için Edirne Pazarkule sınırında başlattıkları bekleyiş sürüyor. On binden fazla mültecinin bulunduğu sınır kapısına Edirne Valiliği’nden izin alınmadan yaklaşılamazken, Türkiye, sınıra mülteci dışında hiç kimseyi almıyor.

    Türkiye ile Yunanistan sınırlarına sıkışan sayısı 100 bini aşan mültecinin ölüm kalım mücadelesi verdiğini belirten barolar, uluslararası hukukla güvence altına alınmış onurlu yaşam hakkını, başka ülkelere sığınma ve kabul edilme hakkını savunmak, mültecilere yönelik nefret söylemine hayır demek, savaşsız, sınırsız bir dünya umudu için otobüslerle Edirne Pazarkule’ye gitti.

    Pazarkule Sınır Kapısı’na yakın bir bölgeden sonra sivillerin ve basın çalışanlarının geçişleri Edirne Valiliği’nin talimatı ile yasaklandığı belirtilerek, avukatların bölgeye geçişlerine izin verilmedi.

    “ELİMİZDEN GELENİ YAPACAĞIZ” 

    İstanbul Barosu’na kayıtlı avukatlardan oluşan heyete, Tekirdağ, Kırklareli, Antalya ve İstanbul Baro başkanları eşlik ettiler. Polis barikatının önünde gerçekleştirilen basın açıklamasında mültecilerin yaşadığı insanlık dışı uygulamaların takipçisi olacaklarını belirten baro başkanları, “Uluslararası hukukun üstünlüğünü ve mülteci haklarının korunması için elimizden geleni yapacağız” dedi.

    “MÜLTECİLERE TECRİT Mİ UYGULANIYOR?”

    Avukat Kemal Aytaç, “Edirne Valiliği talimatı ile bölgeye sivil girişleri yasaklanarak bölgede yaşananların kamuoyuna aktarımı engellenmek isteniliyor. İçeride görülmesi gereken şeylerin görülmemesini sağlamaya çalışmaları aslında şu an içeride neler yaşandığını bizlere bir nevi anlatmaktadır. Mültecilere yönelik uygulanan bu tecrit kaldırılmalı ve içeride olan biten objektif bir şekilde kamuoyuna gösterilmelidir” dedi.

    “MÜLTECİLERİN HAKLARINI KORUMAK ZORUNDAYIZ”

    Antalya Barosu Başkanı Avukat Polat Balkan “Mültecilerin de hakları var. Biz avukatlar olarak bu insanların haklarının korunması için elimizden gelen tüm çabayı göstereceğiz. Türkiye ve Yunanistan hükümetlerinin konuya daha hassas yaklaşmaları gerekiyor. Söz konusu insan hayatı ve sağlığıdır” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • AB’den Türkiye’ye göçmenleri uzaklaştırma çağrısı

    AB’den Türkiye’ye göçmenleri uzaklaştırma çağrısı

    Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşme öncesinde Türkiye’ye, Yunanistan sınırına yığılan sığınmacıları uzaklaştırma çağrısı yaptı. Von der Leyen, sığınmacıların yanı sıra Yunanistan ve Türkiye’nin de desteğe ihtiyacı olduğunu belirtti.

    Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Brüksel ziyareti öncesinde Türkiye’ye sığınmacı ve göçmenleri Yunanistan sınırından çekme çağrısında bulundu. Yunanistan sınırında yaşanan durumu değerlendiren von der Leyen Brüksel’de yaptığı açıklamada “Bugün derin bir ikilemin ortasındayız” diye konuştu. Yaşananların AB dış sınırlarına siyasi bir baskı yarattığına işaret eden Komisyon Başkanı, bunun yanı sıra sınırlara dayanan sığınmacıların da Yunanistan ve Türkiye’nin de desteğe ihtiyacı olduğunu belirtti

    Von der Leyen bu duruma ancak sınırdaki baskıyı geri çekerek, aynı zamanda da iltica başvurusu yapma hakkı tanıyarak bir çözüm bulunabileceğini kaydetti. Von der Leyen, “İltica başvurusunda bulunmak temel bir haktır ve buna saygı duyulması gerekir” dedi. Yunanistan, Türkiye’nin Avrupa’ya gidecek sığınmacıların durdurulmayacağını açıklamasının ardından, yasa dışı yollarla ülkeye giren kişilerin iltica başvurularını bir ay süreyle askıya almıştı

    Yunanistan devlet radyo ve televizyon kurumu ERT ve Yunan medyasında çıkan haberlere göre, Kastanies (Kestanelik) Sınır Kapısı’nda Pazar günü sakin bir gece geçirildi. Sadece birkaç kişinin sınırın Türkiye tarafından taş attığı kaydedildi.

    Yunan güvenlik güçlerinin, hafta sonunda Meriç Nehri’ni veya sınırdaki telleri aşarak AB sınırlarına girmek isteyen yaklaşık bin 650 kişiyi durdurdukları bildirildi. Emniyet güçlerinin Pazar günü Yunan topraklarına ayak basmayı başaran iki kişiyi de yakaladığı belirtildi.

    Yunan polisi hafta sonunda sınıra dayanan kalabalık sığınmacıları dağıtmak için defalarca göz yaşartıcı gaz ve ses bombası kullanmıştı. Resmi verilere göre hafta sonunda Ege Denizi’nin doğusundaki adalara ise neredeyse hiç sığınmacı gelmedi. Sadece 17 kişiyi taşıyan bir şişme botun Kos adasına ulaştığı kaydedildi. Türkiye, tehlikeli olduğu gerekçesiyle deniz geçişlerine izin vermeyeceğini duyurmuştu. (DW Türkçe)

  • KESK heyeti mültecilerin yaşadıklarını yerinde inceledi

    KESK heyeti mültecilerin yaşadıklarını yerinde inceledi

    PİRHA – KESK heyeti bugün mültecilerin yaşadığı sorunları yerinde incelemek için Edirne’ye gitti. Yapılan açıklamada, “Savaş değil barış politikalarını büyütün” çağrısı yapılarak mültecilerin koz olarak kullanılmasından vazgeçilmesi istendi. 

    KESK heyeti bugün mültecilerin yaşadığı sorunları yerinde incelemek için Edirne’ye gitti. Eş Genel Başkanı Aysun Gezen, Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan ve MYK üyesi Özgür Bozdoğan’ın da içinde bulunduğu çok sayıda kişi Edirne’ye giderek yerinde incelemelerde bulundu.

    “İNSANİ YARDIMLARI BİLE KARŞILANMIYOR”

    Heyet engellemeler nedeniyle sınırlı bölgelerde incelemelerde bulundu. Mültecilerin yaşadığı sorunları basına yansıdığından çok daha fazlası olduğunu belirten heyet, adına KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen, şu açıklamayı yaptı:

    “Öncelikle belirtmek gerekir ki burada yaşananlar basına yansıyanlardan çok daha vahim, çok daha üzücü ve dehşet verici düzeyde. Orta doğu ve Suriye’de çatışmaları, savaşı kışkırtan, derinleştiren politikası iflas eden siyasal iktidar bugüne kadar izlediği yanlış politikaların bedelini mültecilere yıkmayı hedeflemektedir. Mültecileri siyasi koz olarak kullanan iktidar, krizi mülteciler üzerinden Avrupa’ya yaymak için sınır kapılarını açmış bulunmaktadır. Suriye ile sınırını kapalı tutmaya devam ederken, kendi topraklarındaki mültecileri ise Avrupa’nın kapılarına, belirsizliğe, muhtemel bir ölüme doğru iteklemekte bir mahzur görmemektedir.

    Edirne sınır kapısına otobüslerle ve iktidarın bilgisi dâhilinde yönlendirmesi ve kimi görüntülerden de anlaşılacağı üzere zorlamasıyla taşınan yüz binlerce mültecinin, insani ihtiyaçlarını dahi karşılamaktan uzak olduğuna bizler de şahit olduk. Bununla birlikte iktidarın sınırı tek taraflı açması ve bunu bir şantaj unsuru olarak kullanmasına karşın mülteciler bu ağır koşullarda sınırı aşmalarına engel olan Yunanistan kolluk kuvvetlerinin müdahalesi ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Çocuk, yaşlı, kadın demeden yüz binlerce mülteci göz göre göre iktidarın politikasından cesaret alan insan kaçakçılarının kucağına itilerek ölüme terk edilmiştir. Dünyanın gözü önünde, canlı yayınlar aracılığıyla kadınlar, çocuklar, bebekler karşıdan atılan gaz bombalarına, gerçek mermilere, hücum botlarının saldırılarına maruz kalmış, karada ve denizde ölümle burun buruna gelmekte, kimi zaman da ölmektedirler.

    “AB VE TÜRKİYE KİRLİ PAZARLIKLAR YAPIYOR”

    Sizlerin de her gün gördüğü üzere on binlerce mülteci iki devletin sınırı arasındaki bölgede yağmurun, çamurun, soğuk hava koşulları altında, herhangi bir gıdaya erişimi olmadan bekliyor. İnsanlar burada bebekleriyle, çocuklarıyla yaşam mücadelesi verirken Avrupa Birliği ve Türkiye insan yaşamı üzerinden kirli pazarlıklar yapmaktadırlar. Her iki taraf özel kuvvetlerini sınıra yığarak adeta on binlerce insana ara bölgeyi toplu mezar yapmaktadırlar. Nitekim daha şimdiden en az iki insan açılan ateşle yaşamını yitirmiş, onlarcası yaralanmıştır. İnsan yaşamının araçsallaştırılması ve pazarlık konusu yapılması insanlık suçudur, ahlaksızlıktır, onursuzluktur.”

    “SAVAŞ DEĞİL BARIŞ POLİTİKALARINI BÜYÜTÜN”

    Mültecilerin pazarlık unsuru haline getirilmesine son verilmesi çağrısında bulunulan açıklamada, “Sınırlar öldürüyor, sınırları açın! Savaşı değil, barış politikalarını büyütün. Göçmenlere ve mültecilere savaş aşmaktan, onları bir politik koz olarak kullanmaktan vazgeçin. Irkçılık, milliyetçilik ve nefret söylemi öldürüyor, ayrıştırıyor, her türlü ayrımcı söylemi terk edin” denildi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Türkiye’yi seviyorlar ancak güvende değiller; Avrupa’ya geçmek istiyorlar’

    ‘Türkiye’yi seviyorlar ancak güvende değiller; Avrupa’ya geçmek istiyorlar’

    PİRHA- İHD Genel Merkezi tarafından 29 Şubat- 1 Mart 2020 tarihleri arasında Marmara Bölgesinde bulunan mültecilere ilişkin bir rapor hazırladı. 

    29 Şubat Cumartesi ve 1 Mart Pazar günlerinde İHD İstanbul Şube yönetici ve üyelerinden oluşan iki ayrı heyet mültecilerin kara yolunu ve Meriç Nehrini kullanarak Avrupa’ya geçişi için kullandıkları güzergah, Kapıkule, Pazarkule, İpsala sınır kapılarında ve Bosna köy civarında gözlem ve incelemelerde bulundu.

    Yine Çanakkale Şube yönetici ve üyelerinden oluşan bir heyet 1 Mart günü Ayvacık, Assos bölgesinde mültecilerin deniz yolunu kullanarak Avrupa’ya geçiş yapmaya çalıştığı noktalarda incelemeler ve gözlemlerde bulundular. Heyetler gözlem yanında mültecilerle ve fırsat buldukça resmi görevlilerle de görüşmeler yaptı, durum hakkında bilgi aldı.

    Raporun ilk bölümünde şu bilgiler yer aldı:

    1951 Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi çekince nedeniyle ülkeye sadece Avrupa’dan mülteci kabul eden Türkiye, sayıları ortalama 1 milyonu bulan mülteciler için transit geçiş ülkesi konumunda iken, 2011 den sonra, Suriye savaşı nedeniyle Suriye’den gelen, resmi rakamlara göre yaklaşık 4 milyon mülteci ile toplam mülteci nüfusu 5 milyonun üzerine çıkmış, mültecilerin pek çoğu Avrupa’nın sınırlarını tamamen kapaması ve Türkiye ile yapılan Geri Kabul Anlaşması gereğince kaçak yollardan Avrupa’ya geçenlerin de iade ediliyor olması nedeniyle Türkiye’de yerleşmeye “mecbur” kalmıştır.

    Türkiye geçiş ülkesi olma konumundan varış ülkesi konumuna gelmiştir. Bu süreçte sağlıktan, eğitime ve barınmaya kadar temel ihtiyaçları karşılanmadığından, mültecilerin pek çok sorunla baş ederek hayatta kalmaya çalıştıkları bilinmekle birlikte, Orta doğuda savaş derinleştikçe ve Türkiye’nin konumu zora girdikçe Suriyeli mültecilerin pazarlık aracı olarak kullanıldıklarını gösteren hükumet politikaları açığa çıkmıştır. 2015 yılında olduğu gibi, 28 Şubat 2020’de de Avrupayı pazarlığa ikna etmek için, hükumetin yönlendirmesi ile mülteciler sınır kapılarına yığılmış, kaçak ve güvensiz yollardan geçişe teşvik edilmiş, yaşam hakları başta olmak üzere yaşatılan ağır hak ihlalleri görmezden gelinmiş, mültecilerin umutları ile oynanmıştır. Son yaşananlar özelinde bir kez daha, sınır kapılarında bekleyen mültecilerin yaşadıkları ağır sorunlara hükumet tarafından, yerel yetkililer tarafından, hatta kimi mülteci anlatımlarına göre iktidar medya organı çalışanları tarafından verilen tepkiler, mültecilerin insani varlıklarının önemsenmediğine işaret etmektedir.”

    MÜLTECİLER NELER ANLATTI?

    Görüşülen mültecilerin çoğu savaştan kaçarak Türkiye’ye sığındıklarını ancak bulundukları illerde yoksulluk çektiklerini, çalışma izni verilmediğini, iş bulamadıklarını, iş bulsalar dahi maaşlarını alamadıklarını, yaşam alanlarında kötü muameleye ve ayrımcılığa maruz kaldıklarını, kimliklerinin verilmediğini, sağlık hizmetlerinden, eğitim hizmetlerinden yararlanamadıklarını, her an savaş bölgesine sınır dışı edilme korkusu yaşadıklarını bu nedenle Avrupa’ya gitmek istediklerini, televizyondan hükümletin sınır kapılarını açtığını duyunca da hemen en yakın sınır kapısına geldiklerini, sınıra geldiklerinden bu yana hiçbir ihtiyaçlarının karşılanmadığını ve çevrede bulunan ağaçları yakarak soğuktan korunmaya çalıştıklarını, sık sık (iki saate bir/ 5 dakikada bir) Yunanistan tarafından üzerlerine gaz bombası atıldığını, bu nedenle özellikle çocukların ve yaşlıların hastalandığını, çıkan arbede nedeniyle yaralananlar olduğunu, sağlık hizmeti alamadıklarını, söylediler.

    Pazarkule Sınır Kapısı 

    1-AFGAN ÇOCUK: (Sorulara annesiyle konuşarak cevap veriyor) “10 yaşındayım, bir süre okula gittim, Türkçe biliyorum ama annem bilmiyor. Annem, teyzem ve iki kuzenimle Ankara’dan dün geldik. Geceyi burada açıkta geçirdik. Çok soğuk, yiyeceğimiz bitti. Evlerimizi kapatıp geldik bu yüzden geri dönemeyiz.”

    2-AFGAN BABA: “Eşim ve 3 çocuğumla Tokat’tan buraya geldik. Afganistanlıyız. 4 ay önce Afganistan’dan Türkiye’ye geldik. Buradan geri dönmeyi düşünmüyoruz, Avrupa’ya geçmekten başka yolumuz yok.”

    3- SURİYELİ ÇOCUK: “Adım Maryam, 14 yaşındayım, biz iki aile geldik buraya. Türkiye’ye biz Şam’dan geldik, diğer aile Halep’ten. İstanbul’da tanıştık. Buraya da beraber geldik. 16 yaşındaki abim İstanbul’da tekstilde çalışıyordu. 5 yaşında bir erkek kardeşim daha var. Burada bir gazeteci bana çok kötü davrandı “senin olumsuz konuşma hakkın yok” diyerek sorunlarımızdan söz ettiğimde bana kızdı. Yanımızdaki ailenin iki oğlu küçük çocukları olduğu için ailesi ile İstanbul’da kaldı.”

    4-FASLI GENÇ: “3 arkadaş 1 ay önce Fas’tan İstanbul’a yasal yolla geldik. İstanbul’da tekstilde iş bulduk, çalışıp ailemize para göndermemiz gerekiyor, ama çalışma izni yok bu yüzden az para veriyorlar, maaşlar ödenmiyor bazen. Bu şekilde hayatta kalmamız imkansızdı. 2 gündür de buradayız ve kimse herhangi bir yardım getirmedi, iki gündür hiçbir şey yemedik.”

    5-AFGAN ÇOCUK: Adım Ahmet 12 yaşındayım, 20 kişilik kalabalık bir aileyiz. Annem, babam, kardeşlerim, halam, çocukları hepimiz buradayız. Buraya dün Kütahya’dan geldik. Ben 2 yıldır Türkiye’deyim, ama halalarım 4 yıldır. Ben hastayım, Türkiye’de ameliyat oldum (açık kalp ameliyatı ) tedavim devam ediyordu ama sağlık sigortası iptal edilmiş bu yüzden artık tedavi vermiyorlar. Ahmet’in babası: “Çocukların eğitimi ve geleceği için Avrupa’ya gitmek istiyoruz. Türkiye’de iş ve eğitim olanakları yok, çocuklarım büyüyünce babam bize imkan sağlamadı diye suçlamasın, onların bir geleceği olsun diye gitmek istiyorum. Türkiye’nin bizi kabul etmesinden dolayı teşekkür ediyoruz ama burada adalet, hak, hukuk yok, sosyal güvence yok, ayda 1.500 TL maaşla çalışıyorum, bu parayla çocuklarıma bakamıyorum, çocuklarımın burada bir geleceği yok, bu nedenle gitmek istiyorum.”

    6- AFGAN ÇOCUK: “Ben ikinci sınıfa gidiyordum, annem, babam ve kardeşimle dün Kütahya’dan geldik buraya. Kardeşim 1. sınıfa gidiyordu. Okul yarıda kaldı. Ama paramız olmadığı için zaten okula devam edemeyecektik.”

    7-AFGAN ÇOCUK: “11 Yaşındayım, adım Koşi. Biz iki aile olarak 2 gün önce Kütahya’dan geldik. Bu çocukların (1 ve 3 yaşlarında iki çocuğu gösteriyor) annesi bu, o da 8 aylık hamile. (yanındaki diğer kadını gösteriyor) Bu da 6 aylık hamile. Benim annem babam burada değil, onları yolda kaybettim. Bizi getiren otobüsün şoförü İstanbul’a geldiğinde birileriyle konuşmuş ve o kişiler onu korkuttuğu için bizi Edirne’ye gelmeden bir yerde bıraktı. Bundan sonrasını bazıları yürüdü, biz de arabalara bindik, araba annemi babamı ve kardeşlerimi başka bir yere götürmüş. Telefonla konuştuk, babam yürümeye devam ediyoruz ama tam neredeyiz bilmiyoruz, seni bulacağız merak etme dedi, bekliyorum.”

    8-IRAKLI BABA: “Eşim ve iki çocuğumla (tahminen 1 ve 3 yaşlarında) Ankara’dan geldik buraya. 3 senedir Türkiye’deyiz. Türkiye’de insanlar iyi, ancak karnımızı doyuramıyoruz. Haftada bazen sadece 1 ya da 2 gün çalışabiliyorum, iş yok, arkadaşlarımın desteği ile yaşayabildik bugüne kadar, çocuklara süt bile alamıyorum. Türkiye’de her şey çok pahalı, kirayı, faturaları ödeyemiyoruz, yiyecek alamıyoruz. Irak’ta durumumuz iyiydi ama savaş vardı, burada savaş yok güzel ama iş yok, para yok.”

    9- AFGAN GENÇ: “Ben 23 yaşındayım, arkadaşım 35. 2018’de Türkiye’ye geldik. Markette çalışıyordum ama çalışma iznim yok diye işten çıkarıldım. Sınırların açılacağı haberini whatsapp’tan dernek başkanları gruplara mesaj atarak haber verdi. Sınırlar açık, gidin diye mesajlar geldi. Taksi tutup buraya geldik. Yunanistan tarafı birkaç saatte bir gaz atıyor. Gaz atıldığında Türkiye tarafına doğru kaçıyoruz, ancak Türkiye tarafı da gaz atıyor ve havaya silah sıkıyor, o tarafa gidin diyorlar, arada kaldık. Dün küçük çocuklu bir kadın geçmek için ısrar edince Yunanistan polisi dövdü. (konuştuğumuz saat öğleden sonra 14.30) İki saat önce Yunanistan tarafından tercüman aracılığıyla bir açıklama yapıldı. “Şu an bir görüşme yapılıyor ve görüşme sonucuna göre ya Yunanistan kapısı açılacak ya da İstanbul’a geri döneceksiniz” dediler. Geri dönmek istemiyoruz.”

    Pazar Kule Sınır Kapısı – 01 Mart 2020- Pazar

    10- AFGAN GENÇ: “23 kişilik bir aileyiz. 7 aydır Türkiye’deyiz. Afganistan’dan geldik. Bir ay önce bizim ve tanıdığımız tüm mültecilerin sigortaları iptal edildi. Artık sağılık ihtiyaçlarımız karşılanmıyor. Maaş sıkıntısı çekiyoruz, geçinemiyoruz, çocuklar Türkçe bilmedikleri için okula gidemediler.”

    11- SURİYELİ BABA: “Afrin’den geldik, 6 senedir Türkiye’deyiz. Suriye’de savaşta ayağıma kurşun isabet ettiği için çalışırken zorlanıyorum, bu nedenle iş bulamıyorum. Çocuklarım hasta, bir çocukta böbrek yetmezliği var ve ameliyat olması gerekiyor, çocuk hastalandığında hastaneye götürdük, hiç bakmadan 2 ay sonra gel diye randevu verip gönderdiler, fenalaşınca tekrar gittik ama 2 aylık süre bitmediği için ilgilenmediler. Eşim astım hastası. Atılan biber gazından hastalandı burada. Gazlar dibimize düşüyor ama başka çare yok. Çocukları okutmak istiyoruz, ama para olmadığı için bunu bile yapamıyoruz, iş yok, iş bulsak bile çok az paralara çok fazla iş yaptırıyorlar. İnsanlarda vicdan yok.”

    İpsala Sınır Kapısı – 01 Mart 2020- Pazar

    12- AFGAN GENÇ: “Haberi duyunca Urfa’dan geldim. Afganistanlıyım. Bütün ailem Almanya’da. Ben burada tek kaldım. 2 senedir hiç çalışmıyorum, iş yok.”

     13- ÖZBEKİSTANLI BABA ve KIZI: 4 çocuklu bir baba, İstanbul’dan gelmişler; “Bizim istediğimiz sadece bir kâğıt parçası. Bizi dikkate alacaklarını gösteren bir belge verselerdi gitmezdik” Türkiye’den. 12 ve 8 yaşındaki iki çocuğunu göstererek “Okula almadılar. Defalarca başvurduk yine de okula almıyorlar.” Nereye gitmeyi planladıkları sorulduğunda “Bir tane belgeyi vermeye değer görüp çocukları okula alacak her yer olur.” 8 yaşındaki Nergiz “Okumak istiyorum ama okula almadıkları için okuyamıyorum.”

    14- SURİYELİ ÇOCUK: “16 yaşındayım, 7 sene önce ailemle Türkiye’ye geldik. 5 sene önce ailem Almanya’ya gitti. Ben tek kaldım, gidemedim. Sınır kapısı açılırsa Yunanistan’dan ailemin yanına gideceğim. Sınıra bizi Yunanistan’a geçireceklerini düşünerek geldim, böyle bir muamele beklemiyordum.”

     15- AFGAN GENÇ: “22 yaşındayım, Afgan’ım. İstanbul Aksaray’dan geliyorum. 2 yıldır Aksaray’dayım. İstanbul’dayken geçimimi fırıncıda çalışarak sürdürüyordum. Ülkemde barış olsa geri dönmek isterim. Türkiye’de kötü davranıyorlardı, sağlık, ev, okul ihtiyacı karşılanmıyordu. Kimliğim olsun, ihtiyaçlarım karşılansın diye Yunanistan’a gitmek istiyorum. Televizyonlardan duydum sınırlar açılmış diye, ben de geldim.”

     16- İRANLI KADIN: “2 yıldır Türkiye’deyiz, buraya Denizli’den geldik, 3 gündür de buradayız, parasız kaldığımız için geri de dönemeyiz. “Otobüslerle gelmişler buraya, sonrasında iki kere  öbür tarafa (Yunanistan) kadar götüreceklerini söylemiş birileri ama burada (İpsala Sınır Kapısı) bırakmışlar. Polis giderken telefonları toplamış ama sonra geri vermiş. “Annem tansiyon hastası ve kimlik olmadığı için hastane bakmıyordu. Hastane paramız olmadığı için pasaportu aldı ve geri vermedi. Tansiyon ilacı çok pahalı alamıyorum, almak istesem kimlik iptal oluyor. İran’ a geri dönemeyiz, Türkiye’ye de dönemeyiz, gitmemiz lazım. TV de gördük haberi geldik, 3 gündür buradayız. Türkiye’de para verilmiyor, kötü muamele yapıyorlar, Türkiye’de kadın olmak zor. Polisler buraya gelirken telefonları aldılar ve fotoğraf çektiler. Sanki film çekiyorlar, gelip gidiyorlar bir şey yaptıkları yok. Ne yapacağız bilmiyoruz paramız yok.”

    17- AFGAN ERKEK: “Afgan’ım. 2 yıldır Zeytinburnu’nda çalışıyorum. Çalışıyorum ama param hiç yetmiyor. Aylık 1000 TL maaş veriyorlar. Kiraya yetmiyor, geçinemiyorum, bu insanca yaşamak değil. Kimlik çıkması için 2 kere işten izin alıp Çanakkale’ye gittim ama bütün her şeyim olmasına rağmen kimlik başvurumu iptal ettiler. Buraya gelmeye mecbur kaldım. Buraya gelmek için kişi başı 100$ aldılar.”

    18-AFGAN ERKEK: “Buraya Konya’dan geldik. iki yıldır Türkiye’deyim, dizimde problem var bu yüzden ağır işlerde çalışamıyorum. Çocuklarıma bakamıyorum, okula gönderemiyorum. Sınıra gelince Türkiye polisi 4-5 kişilik botlarla bizi Yunan tarafına gönderdi. Yunan polisi tüm eşyalarımıza ve paralarımıza el koyup bizi dövdü, geri yolladı. Beş çocuğundan birisi henüz 5 aylık. Ben hastayım, çocuklarım üşüyor, ne yapacağımızı bilmiyorum, kandırıldık, yaşadığımız sıkıntılı hayattan kurtuluruz umuduyla Yunanistan’a geçmek istiyorum.”

    19- İRANLI GENÇ: “25 yaşındayım, 2 yıldır Türkiye’deyim. Denizli’den buraya geldik. Spor eğitmeni olarak diplomalarım var ama bugüne kadar düzgün bir iş bulamadım. Bir umut insanca yaşamak için Avrupa’ya gitmek istiyorum.”

    HEYETİN GÖZLEM VE TESPİTLERİ

    Kapıkule Sınır Kapısı:

    29 Şubat 2020 Cumartesi 1- Park halinde bekleyen birkaç tır olmakla birlikte, kapıda insan ya da araç trafiği olmadığı gözlendi. Yolda kapıya doğru yürüyen az sayıda mülteciye rastlandı.

    01 Mart 2020- Pazar:

    1- Mülteci görülmedi ancak olağan araç ve insan trafiği olduğu gözlendi.

    Pazarkule Sınır Kapısı: 29 Şubat 2020- Cumartesi

    • Park halinde bekleyen birkaç TIR olmakla birlikte, kapıda insan ya da araç trafiği olmadığı gözlendi. Yolda kapıya doğru yürüyen az sayıda mülteciye rastlandı. 01 Mart 2020- Pazar: 1- Mülteci görülmedi ancak olağan araç ve insan trafiği olduğu gözlendi. Pazarkule Sınır Kapısı: 29.02.2020 – Cumartesi
    • – Yol boyunca yürüyerek sınıra giden topluluklara rastlandı.
    • – Polis tarafından kontrol noktaları oluşturulduğu ve son kontrol noktasında mülteciler dışındakilere kimlik sorulduğu,
    • – Kapı civarında yaklaşık 3-5 bin mülteci olduğu,
    • – Bir 112 acil aracı bulunduğu,
    • Muayene, tedavi, pansuman dahil, sağlık hizmeti verilmediği, bu sabah, Yunanistan’ın gazlı saldırısı sonrası yaralananların pansumanlarının dahi yapılmadığı, enfeksiyon ve salgın hastalık riskinin çok yüksek olduğu,

    Bir yetkilinin verdiği bilgiye göre sadece acil durumlarda sağlık hizmeti sunulabildiği, içme ve kullanma suyunun bulunmadığı, yiyecek bulunmadığı, en yakın büfenin 3 km mesafede olduğu, paraları olsa bile yürüyerek gidip bir şeyler alıp gelmelerinin çok zor olduğu,

    8- Hamile kadınlar, yaşlılar, engelliler ve küçük çocukların sayısının oldukça yüksek olduğu, bu koşulların devam etmesi durumunda özellikle bu riskli gruplar açısından hastalıkların, ölümlerin baş göstermesinin kaçınılmaz olacağı,

    9- Barınma ihtiyacına yönelik çadır vb. hiçbir malzemenin bulunmadığı, bazı ailelerin yetersiz de olsa battaniyeleri olduğu, battaniyesi olmayanların ateş yakarak ısınmaya çalıştıkları,

    10- Atılan gaz bombaları ve yakılan ateş nedeniyle oluşan dumanlı havanın nefes almayı güçleştirdiği,

    11- Resmi kurumların (barınma, beslenme, tedavi vb) halen herhangi bir yardımının olmadığı, Belediye başkanı ve Vali yardımcısının gelip gözlem yaptığı,

    12- İstanbul’a dönmek isteyenler veya Edirne otogarına gitmek isteyenler için özel otobüsler, minibüsler ve taksilerin beklediği, ancak hepsinin yüksek fiyatlar istedikleri,

    13- Sabah saatlerinde iki basın mensubunun gözaltına alındığının konuşulduğu, ancak çok sayıda basının, özellikle yabancı basın mensubunun sınırda olduğu ancak sivil toplum örgütlerine rastlanmadığı, sadece ASAM’dan bir kişinin alanda görüldüğü,

    14- Akşamüzeri sınırın yaklaşık 1km uzağında kapalı bir kamyondan üzerinde UNHCR (Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği) yazan küçük paketlerle gıda yardımı yapıldığı, gözlemlenmiştir.

    01 Mart 2020- Pazar

    1- Yolda, polis ve jandarma kontrol noktalarının ve sınıra doğru gruplar halinde yürüyen mültecilerin olduğu,

    2- Gelenlerin, Meriç Nehri’ni geçmeden kurulmuş bulunan birinci kontrol noktasında polis tarafından durdurularak, sorular sorulduğu ve GBT yapıldığı,

    3-İnsan Hakları Derneği üyesi bir kişinin mültecilerle ilgili sorduğu bir soruya bir polisin “Cumhurbaşkanımız gerekli açıklamaları yaptı” diye cevap verdiği,

    4- Sınıra doğru gitmek isteyenlerin “ileride de kontrol noktaları var ileri gidemezsiniz “ denilerek caydırılmaya çalışıldıkları,

    5- Kontrol noktasından müdahalesiz geçilebildiği ancak sınıra 1 km uzaklıktaki 3. kontrol noktasında mülteciler dışında herkesin, gazeteciler dahil geçişine izin verilmediği, İHA ve Beyaz Tv muhabirlerinin de bu noktada bekletildikleri,

    6- Polis ve jandarmanın kontrol noktası dışından sınıra gidişe özel bir müdahalede bulunmadığı,

    7- Pazarkule sınır kapısında ortalama 10 bin kadar mültecinin toplandığı,

    8- İnsanların, soğuktan ve rüzgardan korunmak için kendilerine brandalardan ve ormandan topladıkları ağaçlardan barınak yapmaya çalıştıkları,

    9- Tenekelerde ya da yerlerde yaktıkları ateşle ısınmaya çalıştıkları.

    10-Heyetimizin sınırda bulunduğu yaklaşık bir saatlik süre içinde ortalama 5 dakikada bir Yunanistan tarafından yoğun gaz atıldığı ve oradaki insanların sürekli bu gazı solumak durumunda kaldıkları, çocuklar, hamileler, hastalar ve yaşlıların gazdan yoğun şekilde etkilendikleri,

    11- Hava çok soğuk olmasına rağmen, hiçbir mültecinin soğuktan korunmaya yetecek eşyasının bulunmadığı,

    12- 10 bin kadar insanın tuvalet ihtiyacını karşılaması için sadece 2 mobil tuvalet bulunduğu,

    13- Tampon bölgede çok fazla çocuk olduğu, çocukların birçoğunun hasta olduğu ve fazla miktarda gaza maruz kaldıkları, genelde annelerinin yanlarında tedirgin halde bekledikleri,

    14- 10 bin kişiye tek 112 sağlık ekibi bulundurulduğu, yardım dağıtımı yapılmadığı,

    15- İnsanların bir umuda tutunarak buraya kadar geldikleri, ancak karşılaştıkları gerçeklik karşısında hayal kırıklığı ve çaresizlik içine düştükleri ve sık sık kandırıldıkları yönünde açıklamalarda bulundukları,

    İpsala Sınır Kapısı Gözlemleri;

    • Göç etmek için gelenler arasında; İran, Afgan, Özbek, Afrikalı çeşitli milletlerden mültecinin bulunduğu,
    • Mültecilere kısıtlı yiyecek dağıtımı gerçekleştiği (heyetimiz tarafından gözlemlendiği kadarı ile çorba, ekmek ve küçük paket tahin helvası – Yemek, yardım amaçlı ve Gümrük çalışanlarına yemek yapan Tarçın isimli şirket tarafından dağıtıldı), günlük yeterli besin ihtiyaçlarının karşılanmadığı,
    •  Dağıtılan yemek kaplarındam oluşan çöplerin belediye işçileri tarafında toplandığı,
    •  Mültecilerin barınabilecekleri hiçbir kapalı mekanın bulunmadığı, yerlere kartonlar ve poşetler sererek onların üzerinde uyumaya çalıştıkları,
    •  Arazinin düz olması rüzgârın şiddetini daha da artırıyor olmasına rağmen hiçbir mültecinin soğuktan korunmaya yetecek eşyasının bulunmadığı, ısınabilmeleri ve soğuktan korunmaları için hiçbir önlemin alınmadığı, çevrede bulunan az miktarda ağaçları yakarak gece ısınmaya çalıştıkları,
    • Çok sayıda çocuklu ailenin olduğu ancak çocukları soğuktan koruyacak bir çare bulamadıkları, annelerin bebeklerini açıkta emzirmeye çalıştıkları,
    •  Tuvalet ihtiyaçlarını karşılayacak bir ortamın sağlanmadığı,
    •  Çeşitli araçlarla balık istifi şeklinde getirilen mültecilerin, sırtlandıkları eşyaları ile sınır kapısının yaklaşık 1 km uzağında boş çamurlu araziye bırakıldıkları, buradan sınır kapısına yürüdükleri,
    • 9- Ardı ardına araçların mültecileri bırakıp döndükleri, gözlenmiştir.

    Bosnaköy Sınır Hattı.  29.02.2020 Cumartesi

    Pazarkule Sınır Kapısı’na yakın mesafede bekleyen bir otobüs şoförü tarafından “mülteciler buradan sınırı geçemiyor ama araçlar dolusu mülteciyi Bosnaköy’e bırakıyoruz, oradan rahatlıkla sınırı aşıyorlar” demesi, aynı konunun mülteciler arasında da konuşuluyor olması üzerine Heyetimiz Bosnaköy’e hareket etmiştir. Pazarkule’ye 8-10 km mesafede bulunan Bosnaköy’e gelindiğinde, köy yanında bulunan yol üzerinde zırhlı büyük bir araç ile yolun kesilmiş olduğu, o yöne giden araçların ve insanların geri dönmeleri yönünde uyarıldıkları, yaklaşık 1 km uzakta bir hatta dumanların havaya yükseldiği, sürekli olarak silah seslerinin geldiği, geniş bir arazi üzerinde dağılıp toplanan mültecilerin bulunduğu, bu sınırdan geçişin büyük bir risk içerdiği gözlenmiştir.

     ÇANAKKALE– Assos- Ayvacık

    1 Mart 2020- Pazar. Heyetimiz Ayvacık, Assos bölgesinde göçmenlerin geçiş güzergahında, sahil boyunca ve yakın köylerde incelemelerde bulunmuş, bilgi alma amaçlı görüşmeler gerçekleştirmiştir

    1- Tüm bölgede jandarmanın sürekli devriye gezdiği, görünürde hiç mülteci bulunmadığı,

    2- Yerel halkın, 29 Şubat ve 1 Mart günlerinde hava koşulları nedeniyle hiç botun gelemediği yönünde açıklamalarda bulundukları, ancak önceki günlerde bölgenin mülteciler bakımından çok hareketli olduğu,

    3- Bu sabah sadece 1 botun hareket ettiği ve açıkta bottan dumanlar çıktığı, sürekli devriye gezen sahil güvenlik botu tarafından botta bulunan göçmenlerin kurtarıldığı ve karaya çıkarıldıkları,

    4- Ayvacık Jandarma komutanlığında görevli nöbetçi astsubay görüşme yapıldığını, bu sabah batan botta 1 kadın ve 2 çocuğun öldüğünü teyit ettiğini, ancak kurtulanların nereye götürüldüğünün bilgisini veremeyeceğini söylediğini,

    5- Bu olaydan sonra, artık denizden geçişe izin vermeyeceklerini söyleyerek, sahilde bot bekleyen yaklaşık 25 kişinin getirilen bir arabaya adeta zorla bindirilerek Edirne’ye götürüleceklerini söylendiği,

    6- Daha sonra Ayvacık geri gönderme merkezine gittiklerini, ancak yetkili kişinin heyetimizin görüşme talebini reddettiği,

    7- Kapıdaki görevlinin, 400 kişilik merkezin tamamen boşaltıldığını, sadece”suçlu” mültecilerin çıkışına izin verilmediği, bırakılan mültecilerin kendi kendilerine organize olarak Edirne’ye gittikleri bilgisini verdiğini, gözlemlemiş ve öğrenmiştir.

    E- İLGİLİ HUKUK: İnsan Hakları Evrensel Bildirge 14. Madde, 1951 tarihli Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu başta olmak üzere uluslararası insan hakları hukuku.

    F- SONUÇ OLARAK;

    Anlatımlarına göre; Mülteciler Türkiyeyi sevdiklerini ancak iş bulamamak ya da angarya koşullarında çalıştırılmak, sosyal destek sisteminin olmaması ve hukuki korumanın bulunmaması nedeniyle, kendilerini daha güvende hissedecekleri fikriyle Avrupa’ya geçmek istemektedirler. Hükumet yetkililerinin açıklamalarına güvenerek Avrupa’ya geçeceklerine dair kesin bir umutla sınır bölgesine gelmiş bulunuyorlar. Birçoğu evini ve işini bırakarak tüm ailesi ile birlikte, çocukları ile anne babaları, hamile eşleri ile birlikte gelmiş durumda ve dönecek bir evleri, kurulu bir düzenleri yok. Bu yüzden ölümü göze alarak karadan, nehirden ya da denizden kaçak yollarla Avrupa’ya geçiş yollarını kullanıyorlar. Avrupa devletlerinin mültecilere sınırlarını açması konusunda bir mutabakat olmaksızın mültecilerin sınırlara ve riskli geçiş noktalarına yönlendirilmeleri, hiçbir insani ihtiyaçlarının giderilmeyerek mağdur edilmeleri, yaşanan ölümler de dikkate alındığında büyük bir suçtur. Hükumet yetkililerinin, 100 bin üzerinde mültecinin sınırı geçerek Avrupa’ya ulaştığı yönündeki açıklamaları, gözlemlerimizle ve basına yansıyan haberlerle örtüşmemektedir. Yaşanan bu büyük insanlık dramının sorumluları yargı önünde hesap vermeli, mültecilere insani yaşam koşulları sağlanmalıdır.

    TALEP VE ÖNERİLER

    1. Mültecilerin Avrupa ile pazarlık aracı olarak kullanılmasına son verilmeli, bu tutumu ile mültecilerin hak ihlali yaşamasına neden olanlar hakkında hukuki ve cezai işlem başlatılmalı, mültecilerin yaşadıkları mağduriyetler giderilmelidir.
    2. Mültecilere insani yaşam koşulları sağlanmalı, eğitim, sağlık, barınma, beslenme, iş gibi temel ihtiyaçları karşılanmalı, mültecilere yönelik ayrımcılık ve nefret saldırıları önlenmelidir.
    3. Avrupa ile imzalanmış olan Geri Kabul Anlaşması feshedilmelidir.
    4. 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne konulan coğrafi çekince kaldırılmalıdır. Türkiye’de bulunan mültecilere, mültecilik hukuki statüsü verilmelidir.
    5. Avrupa ve dünya devletleri sınırlarını mültecilere açmalı, mültecilerin serbest dolaşım ve yerleşim hakkı kabul edilmelidir.  PİRHA/ANKARA

     

  • ‘Sınırda büyük dram var; on binlerce insana sadece iki seyyar tuvalet’-VİDEO

    ‘Sınırda büyük dram var; on binlerce insana sadece iki seyyar tuvalet’-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, bir basın toplantısı yaparak, “Marmara Bölgesi Sınırdaki Mülteciler Raporu”nu açıkladı. İHD Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri tarafından açıklanan raporda, mültecilerin sınırda çaresiz beklediğini ve büyük bir dram yaşandığını kaydetti.

    Türkiye ile Suriye arasında yaşanan savaş durumundan sonra AKP Sözcüsü Ömer Çelik tarafından yapılan “Sınır kapılarını açıyoruz” açıklamasından bugüne mülteciler, Yunanistan ile Bulgaristan’a sınır olan bölgelere akın etmeye devam ediyor.

    İHD tarafından bölgede gerçekleştirilen incelemelerde yaşanan sorunlar ve iktidarın uyguladığı yanlış politikalar hakkında kamuoyunu bilgilendirme toplantısı yapıldı ve hazırlanan rapor basına açıklandı.

    “MÜLTECİLER, SINIR KORİDORUNA SIKIŞTILAR”

    Türkiye’de gerek iktidar gerekse yurttaşlar tarafından sürekli mültecilerin yarattığı rahatsızlıklar dillendirilirken, iktidar mültecileri AB ülkelerine karşı koz olarak kullanıyordu. Suriye ile yaşanan çatışma sürecinden sonra AB’den gerekli desteği görmediği gerekçe gösterilerek sınır kapılarının açılması ile Avrupa’ya gitmek isteyen mülteciler ile AB ile restleşen iktidar büyük bir insanlık dramının mimarı oldu. Sınır bölgesine akın eden mülteciler Yunanistan ve Türkiye sınır güvenlik kuvvetlerinin arasına sıkışmış durumda.

    İHD İstanbul Şube Başkanı Av. Gülseren Yoleri, “Mülteciler şu an ara koridorda Yunan ve Türk güçlerinin şiddeti ile baş başalar. Yunan güvenlik güçleri gaz bombaları ile mültecileri sınırından uzak tutmaya çalışıyor. Türk kuvvetleri de göçmenlerin yeniden Türkiye’ye dönmesini engelliyor” dedi.

    “ÇARESİZ BİR BEKLEME HÂKİM, İNSANLAR BÜYÜK BİR DRAM YAŞIYOR”

    Mültecilerin yaşadığı diğer sorunları direkt mültecilerden dinlediklerini belirten Av. Gülseren Yoleri, “2 gün sınır bölgesinde incelemeler gerçekleştirdik. Büyük bir dram söz konusudur. On binlerce insanın bulunduğu yerlerde sadece 2 adet seyyar tuvaletin yerleştirildiğini gördük. Mülteciler arasında kadın ve çocukların çoğunlukta olduğunu gördük. Soğuk havada yüzlerce çocuk ve hamile kadın sokaklarda uyumak zorunda. İlgililer kayıtsız kalıyor” dedi.

    “OTOBÜSLERE KOYUP YOLLAYANLAR KEŞKE YİYECEKTE VERSELERDİ”

    Yoleri şöyle devam etti:

    “28 Şubat günü gerçekleşen kapıları açtık açıklamasından sonra yüzlerce otobüs tutup mültecileri sınır kapılarına götüren kurum kuruluşlar keşke yiyecek desteği de verselerdi. Bugün on binlerce mülteci aç ve susuz bir şekilde sınırlardan geçebilmeyi düşünüyor. Yunan kuvvetleri çok ağır müdahale ediyor. Bölgede can kayıplarının olduğunu duyuyoruz. Türk hükümeti bu süreçte kayıtsız kalmayı sürdürürse daha çok can kaybı yaşanacak. Bölgede ciddi sağlık sorunları baş gösterebilir. Sınır kapılarında sadece bir adet 112 ekibinin olduğunu gördük. Binlerce insana bir ambulans ve içerisindeki ekibin bunca insana nasıl hizmet vereceğini düşünmeden edemedik. Çok fazla hamile, yaşlı ve engelli mülteci bölgede. Nasıl bu kadar vicdansız olabiliyorlar.”

    “İÇİŞLERİ BAKANININ AÇIKLAMASI YALANLANDI”

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yüz binden fazla mültecinin geçiş yaptığı açıklaması Yunanistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yalanlandı ve sadece bine yakın mültecinin geçiş yaptığı açıklandı. Bölgede iktidarın istemediği her türlü görüntü ve bilgi kolluk kuvvetleri tarafından engelleniyor. Bölgeye yardım götürmek isteyen sivil toplum örgütleri engelleniyor. Bölgede 10’a yakın yabancı haber ajansına mensup gazetecinin gözaltına alındığı bilgisini aldık. Ayrıca geçtiğimiz günlerde Mezopotamya Ajansı’nın bir muhabirinin gözaltına alınıp tutuklandığını öğrendik. Yaşanan gerçekliği kamuoyuna duyurmaya çalışanlar maalesef engelleniyor. Ancak Türkiye ve Yunanistan bu konu üzerine biraz daha ciddi biraz daha samimi ve biraz daha insancıl yaklaşmalıdır” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Van Gölü’nde mültecileri taşıyan tekne battı: 7 ölü

    Van Gölü’nde mültecileri taşıyan tekne battı: 7 ölü

    Van Gölü’nde mültecileri taşıyan tekne battı. Teknede bulunanlardan 64 mülteci kurtarılırken, 7 mülteci yaşamını yitirdi.

    Van Gölü’nün Bitlis’in Adilcevaz ilçesi açıklarında mültecileri taşıyan bir tekne battı. Bölgeye kurtarma ekipleri sevk edildi. Teknede bulunanlardan 64 mülteci kurtarıldı, 7 mülteci yaşamını yitirdi. Arama kurtarma çalışmaları devam ederken, ölü sayısının artabileceği belirtildi. Teknenin aşırı rüzgar nedeniyle alabora olduğu kaydedildi.

    Bitlis Valiliği konuyla ilgili yaptığı açıklamada, sabah saat 02.30-03.00 sularında ilçenin Erikbağı ve Karşıyaka köyleri arasında kalan Van Gölü kıyısındaki bir alanda Pakistan, Bangladeş ve Afganistan uyruklu mültecileri taşıyan teknenin kıyıya yaklaşırken, alabora olduğu belirtildi.

    OLAYLA İLGİLİ SORUŞTURMA BAŞLATILDI

    Valilik açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “İlk belirlemelere göre olay yerinde 5 kişi ölü olarak bulunurken kaldırıldıkları Adilcevaz hastanemizde ise 2 kişinin de vefat etmesi ile beraber toplam da 7 şahıs hayatını kaybetmiştir. Kurtulan 64 kişi, barınma ve bakım ihtiyaçları giderilmek, ayrıca resmi işlemleri yürütülmek üzere Adilcevaz ilçe merkezine ve Ahlat ve Tatvan’daki hastanelerimize nakledilmişlerdir. Bölgede, jandarma ve AFAD ekipleri ile birlikte emniyet dalgıç ekiplerince arama tarama ve kurtarma faaliyetleri yürütülmektedir. Olayla ilgili adli ve idari soruşturma başlatılmıştır.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • ‘Sınırların Ötesinde’ belgeselinin galası yapıldı- VİDEO

    ‘Sınırların Ötesinde’ belgeselinin galası yapıldı- VİDEO

    PİRHA- Yönetmenliğini Eylem Şen’in yaptığı “Sınırların Ötesinde” (Solidarity Beyond the Longest Border) adlı belgeseli İzmir’de gala yaptı.

    Haberin Videosu

    Yabancı düşmanlığına karşı İzmir’de ortaya çıkan umut mekanlarında bir gezinti sunan “Sınırların Ötesinde” (Solidarity Beyond the Longest Border) adlı belgesel Kültürpark’ta bulunan İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde bu akşam İzmirlilerle buluştu.

    Gösterime Konak Kent Konseyi, Konak Mülteci Derneği, Halkların Köprüsü ve Suriyeli Mültecilerle Dayanışma Derneği’nden yönetici ve üyeleri katıldı.

    “MÜLTECİ STATÜSÜ DERHAL VERİLMELİ”

    Eylem Şen’in katılımıyla gerçekleşen gösterim öncesinde Konak Mülteci Derneği Başkanı Mete Hüsünbeyi kısa bir konuşma yaptı. Öykü Arin’in iyileşme sürecini takip ettiklerini aktararak başladıkları konuşmasında Hüsünbeyi, “Ülkemizdeki Suriyeli mülteci sayısı 3 bin 500 civarında. İlk geldiklerinde onlara misafir deniliyordu bugün de hala aynı konumdalar. Ev sahibinin insafına bırakılmış bu misafirlik kabul edilemez. Biz biliyoruz ki mültecilik bir haktır. Türkiye Birleşmiş Milletler sözleşmesine imza atmış olmasına rağmen Avrupa dışında ülkelerden gelenleri mülteci olarak kabul etmiyor. Bizce bu statü derhal konulmalıdır. Biz tüm mültecilerin bir sayı olarak anılmasını istemiyoruz. Ulusal ve uluslararası politikalarda araçsallaşmasını kabul etmiyoruz” diye konuştu.

    “HÜRMETİN GÜÇLENMESİ İÇİN MÜCADELE EDENLER VAR”

    Senaryosunu Daniele Belanger ile birlikte yazdığı “Sınırların Ötesinde” (Solidarity Beyond the Longest Border) adlı belgeselin gösteriminin ardından konuşan Yönetmen Eylem Şen, Filmi yapma amacının mülteci çalışmaları yapan kurumlardaki dayanışma hikayelerini yansıtmak olduğunu söyledi.

    Öykü Arin’in sağlık nedeniyle çekilerin aksadığını ve zor geçtiğini söyleyen Şen, Arin’in tedavi gördüğü Antalya’da belgeselin kurgusunu tamamladığını belirtti. Şen sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bütün bu dünyadaki keşmekeşe karşı küçük, irili ufaklı, sonu ne olur, ben ne kazanırım diye bakmaksızın mücadele eden dik durmaya çalışan, hayatın getirdiği konfordan ve imkanlardan vazgeçmeyi göze alıp kendisinden başka biri için bir şeyler yapan insanları anlatmaya çalıştım şimdiye kadar. Bunlar benim tanıdığım sevdiğim insanlar. Çekerken tanıdığım ve sevdiğim insanlar da var. Onlardan gördüğüm şu; kimsenin kimseye hürmet etmediği bir dünyada, geçmişine, tarihine, kimliğine, insanın insana doğaya hürmet eden bu hürmetin güçlenmesi ve büyümesi için mücadele eden insanlar var. İşte onların hikayelerini anlatıyorum. Öykü Arin’in son kampanyası da onları en geniş hem ülkede hem yurtdışında güçlüydü.”

    “Sınırların Ötesinde” (Solidarity Beyond the Longest Border) adlı belgeselin galası, Şen’in konuşmasının ardından izleyicilerin soru cevap bölümü ile devam etti.

    PİRHA/İZMİR

  • Suriyeli tarım işçilerini taşıyan araç devrildi, iki mülteci yaşamını yitirdi

    Suriyeli tarım işçilerini taşıyan araç devrildi, iki mülteci yaşamını yitirdi

    Suriyeli tarım işçilerinin bulunduğu aracın devrilmesi sonucu en az iki kişi hayatını kaybetti, onlarca yaralı var.

    Kilis’in Elbeyli ilçesinden Antep’in Oğuzeli ilçesindeki tarım arazisine çalışmaya giden Suriyeli işçilerin içinde bulunduğu araç, sürücüsünün kontrolünden çıkarak devrildi.

    Sabah erken saatlerde yaşanan olayda ilk belirlemelere göre iki mülteci/göçmen işçi hayatını kaybetti, 20 kişi de yaralandı.

    Olay yerine çok sayıda ambulans sevk edildi.

    Yaralıların çeşitli hastanelere kaldırılarak, tedavi altına alındığı bildirildi.

    İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) hazırladığı raporlara göre 2019’un ilk altı ayında en az 840 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.

    Yılın ilk yarısındaki iş cinayetlerinde çoğunluğu Suriyeli ve Afganistanlı olmak üzere 63 göçmen/mülteci işçi hayatını kaybetti.

    İş cinayetlerinin en çok yaşandığı iş kolu ise tarımdı.

  • ABD’de çöle mülteciler için su bırakan kadınlar hakkında dava açıldı

    ABD’de çöle mülteciler için su bırakan kadınlar hakkında dava açıldı

     ABD’de mahkeme, Arizona eyaletinde her yıl çok sayıda kişinin çölü geçmeye çalışırken hayatını kaybettiği bir sınır noktasına mülteciler için su ve yiyecek bırakan dört kadını suçlu buldu.

    Meksika’dan ABD’ye geçmeye çalışan mülteciler, her yıl Arizona eyaletindeki çölden geçerken hayatını kaybediyor.

    Mültecilere yardım etmek için sınır geçiş noktasına su ve yiyecek bırakan,”No More Deaths” (Artık Ölümler Olmasın) adlı yardım kuruluşunda çalışan dört kadın görevli, mahkeme tarafından yargılanmaya başladı.

    BBC Türkçe’de yer alan habere göre mahkeme görevlileri, Cabeza Prieta parkında araba sürmek, federal koruma altındaki bir alana izinsiz girmek ve kişisel eşyalarını (su sürahileri ve fasulye konservesi) burada bırakmaktan suçlu buldu.

    Ağustos 2017’de koruma altındaki bir doğal yaşam parkına girmek suçundan yargılanan dört kişinin altı aya kadar hapis cezası alabileceği belirtildi.

    Bu dava, 10 yıldan bu yana mültecilere yardım eden kuruluşa açılmış olan ilk dava.

    Gönüllüler, ABD Başkanı Donald Trump’ın iktidara gelmesinden sonra üzerlerindeki baskının arttığını söylüyor.

  • ‘Alevilerin hakları ihlal ediliyor; Devlet Alevilik tanımı yapamaz’-VİDEO

    ‘Alevilerin hakları ihlal ediliyor; Devlet Alevilik tanımı yapamaz’-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi yöneticisi Ahmet Çiçek, 2018’de Türkiye’nin insan hakları karnesinin eğitim, inanç, ekonomik ve özellikle de hukuksal anlamda zayıf olduğunun altını çizdi ve “Aleviler bu ülkede haklarını kullanamıyor, hakları ihlal ediliyor” dedi. Çiçek, insan hakları mahkemelerinin de hukuksal zeminde  işlevini yerine getiremediğini kaydetti.

    10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü. Türkiye’nin de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne imza atmasının 70. yılı. Türkiye’de birçok sivil toplum örgütü, siyasi parti temsilcisi Türkiye’de yaşanan hak ihlallerini hatırlatıp, yapılan haksız ve hukuksuzluğun sona erdirilmesi çağrısında bulunuyor.

    Türkiye’de yaşanan hak ihlallerini İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi Yöneticisi Ahmet Çiçek PİRHA‘ya değerlendirdi. Çiçek, Türkiye’nin insan hakları karnesinin 2018’den değil de çok çok öncesinden zayıflarla dolu olduğunu vurguladı.

    2018’de OHAL’in  kaldırıldığını kaydeden Çiçek, 2018’de seçimin de OHAL gölgesinde yapıldığını hatırlattı. Çiçek, “Yapılan seçimlerin hukuksuzlukları, haksızlıkları uygulamadaki yanlışlıkları hepsi ayyuka çıktı. Bizim de gözlemlerimiz oldu, oy kullanılan yerler, cezaevinde oy kullanma boyutları, engellilerin oy kullanması ve yaşlıların oy kullanma yerleri hakikaten de çok sıkıntılı bir dönemdi. Bu sadece insan haklarını insanlardan, insanların konumundan kaynaklı hak ihlallerinden bahsediyorum. Fakat bir de hak kavramına geldiğimiz zaman insanlar eğer bir şeyi yerine getiremiyorlarsa o hakkı kullanamıyorlardır demektir.”

    “HER İNSANIN ANA DİLİYLE EĞİTİM GÖRME HAKKI VARDIR” 

    Hak kavramının eylemekle ilgili olduğunu belirten Çiçek, “Bir insan etnik kökeni farklıdır, ana diliyle eğitim görme hakkı vardır eğer göremiyorsa bu hak ona yok demektir. Bir insanın dini, mezhepsel farklılığı vardır. O mezhepsel farklılığından kaynaklı olarak ihtiyaçlarını ve yapması gereken şeyleri  kültürel ve dinsel anlamda yapamıyorsa o hak onda yok demektir” dedi.

    “ALEVİLERİN HAKLARI İHLAL EDİLİYOR” 

    Alevilerin haklarını kullanamadıklarını belirten Ahmet Çiçek, cemevlerinin Alevilerin ibadethanesi olduğunu, çünkü onların bunu böyle ifade ettiklerini, devletin de bunu böyle kabul etmesi gerektiğini kaydetti.

    Devlet yetkililerine seslenen Çiçek, “Sen kendi kendine bir ibadet tanımı yapamazsın ve onun içine başka bir şey sokamazsın” dedi. Çiçek, Alevilerin haklarının ihlal edildiğini ve Aleviler haklarını kullanamadıklarının altını çizdi.

    “KÜRTLER VE DİĞER ETNİK GRUPLARIN ANAYASAL HAKLARI İHLAL EDİLİYOR”

    Ötekileştirilmiş diğer bir grup olan Kürtlerin de kendi kültürlerini yeri getiremediğini ve ana dilleriyle eğitim alamadıklarını belirten Çiçek, Kürtler ve diğer etnik grupların da haklarının ihlal edildiğini kaydetti.

    Türkiye’nin mülteciler konusunda da karnesinin zayıf olduğunu vurgulayan Ahmet Çiçek, cezaevlerindeki durumun iç açıcı olmadığını OHAL nedeniyle hak ihlallerinin olduğunu ve OHAL döneminden sonra da rutinleştirilmiş aynı uygulamaların devam ettiğini belirtti.

    Çiçek, Türkiye’nin, cezaevlerinde yapılan uygulamalarda karnesinin tedaviye ulaşım ve insan onuruna uygun davranışlarda sıfır olduğunu kaydetti.

    “TÜRKİYE’NİN EĞİTİM KARNESİ DE SIFIR”

    Eğitim açısından da yapılan hak ihlallerini değerlendiren Çiçek, “Bizim ülkemizde bir sürü ihraç oldu ve hala devam ediyor. Belli bir dönem KHK ile sonra ise Cumhurbaşkanı Kararnameleri ile yapıldı” dedi.

    Barış isteme hakkının olduğunu fakat insanların barış istediği için ihraç edildiğini belirten Çiçek, 4+4+4 eğitim sisteminin getirildiğini ve oluşan düzensizlikte eğitim hakkının başarılı bir şekilde yerine getirilmediğini belirtti ve eğitim karnesinin sıfır olduğunu vurguladı.

    Türkiye’de basına yönelik hak ihlallerinin yapıldığını ve bir çok gazetecinin cezaevinde olduğunu kaydeden Ahmet Çiçek, “Havuz medya dışında kalan gazetelere baskılar var. Geçmişte gazeteciler öldürülüyordu şu anda tutuklanıyor” dedi.

    “HUKUK DA İNSAN HAKLARINA UYGUN ÇALIŞMIYOR” 

    Türkiye’de yaşanan haksız ve hukuksuzlukların hukuki anlamda bir karşılığının olmadığını ve AHİM kuruluşlarının da bu konuda biraz ürkek davrandığının altını çizen Ahmet Çiçek, “Bence de devletin belirlemiş olduğu doğrultuda hareket ediyor. HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş için verilen kararın da çok uygulamaya layık bir tavır olduğunu düşünmüyorum. AHİM’in ve insan hakları mahkemelerinin de hukuksal alanda işlevini yerine getiremediğini düşünüyorum. Bence hukuk da insan haklarına uygun çalışmıyor diye düşünüyorum” dedi.

    “EGE BÖLGESİNDE MÜLTECİLERE YÖNELİK HAK İHLALLERİ VAR”

    2018’de Ege bölgesinde yaşanan hak ihlallerini de değerlendiren Ahmet Çiçek, kendilerine ulaşan verileri şöyle açıkladı:

    “154 gözaltı, 44 tutuklama, adli kontrol 11, ev baskını 7, gözaltında tehdit 1, ajanlık teklifi 5.”

    En fazla hak ihlallerinin mültecilerin yaşadığını kaydeden Çiçek, “6681 mülteci yakalanmış. 25 tane ölümden 3’ü çocuk. Bir de haber alınamayan mülteciler var” diye konuştu.

    Kadına ve çocuklara taciz de de yaşanan hak ihlallerinin olduğunu belirten Çiçek, son zamanlarda huzur adı altında Kürt çocuklara GBT kontrollerinin yapıldığını kaydetti. Çiçek,  GBT kontrolü yapılırken cep telefonlarına bakıldığını ve böyle haklarının olmadığını kaydetti.

    Çiçek, son olarak Türkiye’nin İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne imza atmasının 70. yılında olunduğunu hatırlatarak, insanların kendi haklarının olduğunun farkına varmaları çağrısında bulundu.

    Semra ACAR/İZMİR 

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Bodrum’da mültecileri taşıyan tekne battı: İki çocuk hayatını kaybetti

    Bodrum’da mültecileri taşıyan tekne battı: İki çocuk hayatını kaybetti

    Bodrum’dan Yunanistan’a gitmeye çalışan mültecileri taşıyan teknenin batması sonucu iki çocuk yaşamını yitirdi.

    Muğla’nın Bodrum ilçesinden, Yunanistan’ın Kos Adası’na gitmeye çalışan mültecilerin olduğu tekne battı.

    Bodrum’daki Gümbet sahilinden açılırken batan teknede bulunan 19 mülteci kurtarıldı.

    Boğulma tehlikesi geçiren beş mülteci hastaneye kaldırıldı.

    Tedavi altına alınan beş kişinin arasında bulunan iki çocuk yaşamını yitirdi.

    Olay yerine, polis ve sağlık ekiplerinin yanı sıra Sahil Güvenlik ekipleri ve balık adamlar da geldi.

    Denizde başka mültecinin olup olmadığının araştırıldığı, arama kurtarma çalışmalarının devam ettiği bildirildi.  (HABER MERKEZİ)