Etiket: munzur suyu

  • Munzur taştı, yollar sular altında kaldı!-VİDEO

    Munzur taştı, yollar sular altında kaldı!-VİDEO

    PİRHA- Son yılların en fazla yağışını alan Dersim’de, Munzur Suyu’nun debisi yükseldi, yollar sular altında kaldı.

    Dersim, son yılların en soğuk kışını geçirdi. Baharın gelmesiyle yağmur yağışı etkili olurken, karların erimesinin etkisiyle Munzur Çayı’nın debisi yükseldi.

    Sağanak yağışların etkisiyle yollar sular altında kalırken, Ana Fatma Ziyareti’nin önündeki yolda kaymalar oluştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Munzur Suyu ve çevresinin güzelliği mest ediyor-VİDEO

    Munzur Suyu ve çevresinin güzelliği mest ediyor-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Ovacık ilçesi her mevsim olduğu gibi sonbaharda da doğaseverlerin ilgisini çekiyor. Munzur Suyu Keban Barajı’na doğru giderken etrafındaki ağaçlar da sonbaharın renkleriyle bu gidişe eşlik ediyor. Doğa fotoğrafçısı Akın Gedik’le havadan bu geçişi görüntüledik.

    Doğanın güzelliğini ve renk cümbüşünü her mevsimde ayrı bir şekilde gösterdiği Dersim’in Ovacık ilçesi, sonbaharda da doğaseverlerin ilgisini çekiyor. İlçenin ortasından geçen Munzur, mavi suyuyla başını alıp Keban Barajı’na doğru yol alırken, etrafındaki ağaçlar da sonbaharın renk tonlarıyla bu gidişe eşlik ediyor.

    PİRHA olarak doğa fotoğrafçısı Akın Gedik’le birlikte Munzur Suyu’nun üzerinden drone uçurduk ve bulutların hareketlerini kayda aldık.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    Dersim, Sonbaharda Bir Başka Güzel

    Sonbaharın Kimsesizleşmeye Başlayan Vakitlerine Eşlik Eder Ovacık Doğası Ve Munzur 
    Ovacıklılar, yazın ardından uzun kış günlerinin sessizliğine hazırlanıyor

  • Sonbaharın kimsesizleşmeye başlayan vakitlerine eşlik eder Ovacık doğası ve Munzur -VİDEO

    Sonbaharın kimsesizleşmeye başlayan vakitlerine eşlik eder Ovacık doğası ve Munzur -VİDEO

    PİRHA- Sonbaharın bir fragmanının yaşandığı ekim ayında Ovacık’ta güneş cimrileşir, doğa don değiştirir, yeşil sarıya dönerek kasımda yaşanacak renk cümbüşüne hazırlık yapar, sıcaklık azalır. İnsanlar ve dağlar üşümeye başlar, turist azalır, ışığı yanan ev sayısı azalır ama Munzur, azalan sularına rağmen gürültüyle akar, sesi daha az çıkan dereler de buna eşlik eder; sonbaharın tekrar açmak için sözleşip düşen yapraklarına, tam da doğrulamadığımız yerlerimizden öteye…

    Ovacık’ta sonbaharın başlangıcı yaşanırken doğa da azalan insan trafiğiyle birlikte deri değiştirmeye ve kendi aslına rücu etmeye başlar. Ekim ayı bunun bir fragmanıdır sadece, sonbaharın asıl renk cümbüşü, melankolisi ve kış öncesi son sunumu kasımda yaşatır kendisini. Doğanın bir parçası olan bura insanı için de sonbaharın takvimi başlar ama doğa bildiğini okur ve onun takvimine göre davranmak zorunda olan coğrafyadaki insandır. Devletlerin de bir takvimi vardır ama ona da hükmeden doğadır, dünyanın her tarafında olduğu gibi.

    AKIP GİTMEYE DEVAM EDER DELİ IRMAKLAR GİBİ MUNZUR

    Ovacık, adı üzerinde, Güneydoğu Torosların devamı olan Munzur Dağları boyunca akan küçücük bir ova. Ona bir de Munzur suyu eşlik eder ki, içinin derin sessizliğiyle olsa gerek yüksek sesle akıp gider Ovacık’tan. Munzur Vadisi boyunca kıvrılıp Dersim merkezde Pülümür Çayı’yla birleşir, Keban Barajı’na doğru devam eder yoluna. Akıyor mu, dert mi yanıyor, kızıyor mu, bağırıyor mu belli değil. Etrafında sonbahara direnen yaban otları ve yer yer çiçekler var, onlar da halinden memnun mu değil mi belli değildir. Akıp gider, deli ırmaklar gibi kabından boşalırcasına, suyun sonbaharına ve sonbaharın tekrar açmak için sözleşip düşen yapraklarına, tam da doğrulamadığımız yerlerimizden öteye…

    Ötelerle dipler arası bir yerde, azalan sularına rağmen gürültüyle akan Munzur da kalbinin önünde mi mevzilenmiş, yoksa böyle güzel akılır mıydı sonbaharın kimsesizleşmeye başlayan vakitlerinde bile. Yoksa dereler ve rüzgar bu kadar naif eşlik eder miydi kendisine.

    GÜNEŞ CİMRİLEŞİR, İNSAN AZALIR, SICAKLIK AZALIR

    Ovacık’ta sonbahar henüz asıl sonbaharlık zamanını yaşamaya başlamadı ama onun bir adım öncesi olan geçiş süreci başladı. Havaların soğuması, doğanın renk değiştirmeye başlaması ve yaprak dökümü her yerde olduğu gibi Ovacık’ta da bunun emaresidir. Ekimde doğanın hakim rengi sarının tonlarına dönüşür, güneş oldukça cimrileşir, insan kalabalıkları iyice seyrelir ve Munzur Dağları’nın tepelerine yılın ilk karı düşer. Böylece Ovacık’a sonbaharın geldiğini doğa iyice gözümüze sokar.

    SONBAHAR OVACIK İÇİN BİRAZ DA TERKEDİŞ MEVSİMİDİR, DAĞLAR BİLE ÜŞÜR

    Ama güneşin de çok acelesi vardır, giderek her gün daha erkenden terkeder sizi. Zaten adına sonbahar dediğimiz bu amansız mevsim, biraz da terkediş mevsimidir Dersim için. Önce köyler, evler bir bir boşalmaya başlar, ardından yaz boyu gördüğünüz insan sayısı azalır, hayvan popülasyonu azalır, sıcaklık azalır, yeşil sarıya doğru evrimleşir. Erkenden kararan havaya soğuk ve rüzgar da birer enstrüman gibi eşlik edince, saat daha 19 bile olmadan sessizlik orkestrası teslim alır ortalığı. Erkenden evlere çekilinir, yanan sobanın etrafında oturulur da oturulur artık! Ovacık’ın soğuğu benzemez hiçbir şeye, şakası olmayan ciddiyet sahibi bir soğuktur. Dağlar bile üşür.

    YAZLIKÇILAR ÇEKİP GİDER, DOĞA VE İNSAN KENDİSİYLE BAŞBAŞA KALIR

    Köylerde akşamları yanan ışıkların sayısı hızlıca azalır, kışları büyükşehirlerde yaşayanlar havaların soğumasıyla beraber, göçmen kuşlar gibi çekip giderler, doğa ve insan kendisiyle başbaşa kalır. Yazın yoğun kullanılan yollar da bu mevsimde giderek yolcuya hasret kalır. Kışı burada geçirecekler ise kardan önce son hazırlıklarını görürler. Kimileri odun telaşında, kimileri gecikmiş ekinlerini toplamayla meşgul. Malum kışı çok zor bir coğrafyadır Dersim, hele de Ovacık. Yaz boyu yaşattığı güzelliklerin, kışın diyetini ister gibi bütün hışmıyla gelir üzerinize…

    Su, kuş, rüzgar ve köpek sesleri eşliğinde sonbahar giderek hissettirir kendisini. Gece hava daha soğuk, rüzgar sesi diğer sesleri bastırır, hatta rüzgarın artan esintisiyle ceviz ve kavak yapraklarının hışırtısı da belirgin olur. Puhu kuşu (Thüye) ötüşleri de azalır. Köyler daha sessiz olur, köyün kışlık sakinleri dışında pek kimse kalmaz, turistler de azalır. Ama tabi Ovacık’ın en çok bu sakin sonbahar halini sevenler de vardır. Günlük hayatın ritmi ve temposu azaldığından dolayı Nuri Bilge Ceylan filmlerinin dekorundan sıçramış az hareket bol sabitlik içeren Ovacık sonbaharı için yine de gelirler ama bu defa doğayı kucaklamaya, onunla hem hal olmaya. Bu toprakların yüzü suyu hürmetine…

    Eyüp HANOĞLU/PİRHA

     

  • ABD’de yaşayan Dersimli Işık Berfin, Kırmancki ve Kurmanci kılamlar seslendiriyor -VİDEO

    ABD’de yaşayan Dersimli Işık Berfin, Kırmancki ve Kurmanci kılamlar seslendiriyor -VİDEO

    PİRHA- Amerika’da yaşayan ve kılamlarını Kırmancki (Zazaca) ve Kurmanci (Kürtçe) seslendiren 25 yaşındaki Dersimli müzisyen Işık Berfin, “Geçmişimizi ve geleceğimizi yönlendirmek için hepimizin gerçekten dilimizden başlamamız gerektiğini düşünüyorum” dedi. Berfin, Ovacık’tan ilham aldığını da vurguladı.

    Son yıllarda Dersim’de yıldızı parlayan çok genç müzisyenlerden biri Işık Berfin. 5 yaşından beri San Francisco’da yaşıyor. Orada büyümüş, okumuş, müziğe gönül vermiş.

    Özellikle Kırmancki (Zazaca) ve Kurmanci (Kürtçe) seslendirdiği kılamlara kattığı yorum, duygu ve sıcaklık kendisini dinleyenleri mest ediyor. Henüz 25 yaşında. Babası Karslı bir Terekeme. Annesi Ovacıklı ama o kendisine ‘Dersimliyim’ diyor.

    PİRHA olarak Ovacık’ta, Munzur suyunun kenarında müzisyen Işık Berfin ile hem söyleştik hem de kılamlarından örnekler dinledik.

    “GEÇMİŞİMİZİ UNUTURSAK ÖNÜMÜZÜ GÖREMEYİZ”

    Genellikle her yaz Ovacık’a geldiğini, dedesinden, büyük dedesinden en küçüğüne kadar sürekli saz çalınan bir evde büyüdüklerini belirten Berfin, “Bu nedenle benim de müziğe olan aşinalığım buradan geliyor. Annem İstanbul Teknik Üniversitesi Konservatuarı’ndan mezun. Üç yaşından beri hep onun yanındaydım. Konser vesaire onunla birlikte gidiyordum. Müzik, kulağımda daha çok küçükken gelişmeye başladı” dedi.

    Müziğe tamamen piyasa yönüyle bakmadığını, sanatın içinde daha çok kendini ve kendi yerini bulmaya çalıştığını vurgulayan Berfin, “Çünkü anlattığım kılamlar boş değil, hepsi bir hikaye anlatıyor, hepsinin bir geçmişi var. Şu anki hedefim de hem asimilasyona hem de sistematik baskılara karşı o geçmişi devam ettirmek. Geçmişimizi unutursak önümüzdeki yolu göremeyiz çünkü. Düşüncem bu yönde” ifadelerini kullandı.

    “ZAZACA (KIRMANCKİ) ÖĞRENMELİYİZ ÇÜNKÜ KAYBOLMAYA YÜZ TUTUYOR”

    Amerika’da siyaset bölümünü okuduğunu, oraya döndüğünde ya siyaset bölümüne devam edeceğini ya da hukuk fakültesine başlayacağını söyleyen Berfin, “Siyasetin müziğimi körelteceğini bazen düşündüğüm oluyor ama bunun için de Ovacık’a gelmeye devam edeceğim, çünkü Ovacık’tayken ruhum daha çok açılıyor, müziğe olan bağlılığım artıyor. Dedelerimizin, nenelerimizin yanına gittiğimizde onların hikayeleri de ilham veriyor bu müziği yapabilmemiz için. Dilerim benim yaşımdaki herkes veya yeni gelen nesil de bu kadar kenetlenebilir, kültürüne, diline. Ki Zazaca (Kırmancki) zaten kaybolmaya yüz tutan bir dil ve bu nedenle ona ağırlık veriyorum” dedi.

    Zazaca’yı yeterince konuştuğunu düşünmediğini, Amerika’da dili geliştirme imkanlarının kısıtlı olduğunu ifade eden Berfin, “Ama bu bir bahane bence. Geçmişimizi ve geleceğimizi yönlendirmek için hepimizin gerçekten dilimizden başlamamız gerektiğini düşünüyorum. Araştıralım, öğrenelim, okuyalım ve birbirimize aktaralım nesilden nesile” dedi.

    “KEÇA KURDAN SANKİ BENİM İÇİN YAZILMIŞTI”

    Enstrüman olarak yan flütle başladığını, sonra bağlamayla devam ettiğini, şimdi de tembur öğrendiğini belirten Berfin, “Erbaneyi de çalıyorum. Erbaneye 13 yaşımda Pejman Hadadi ile başladım. Kendisi İranlı çok efsane bir perküsyonist. Amerika’da müzik dalında zaten İranlıların yanında kendimi ilerlettim ve onların sahnelerinde büyüdüm” dedi.

    6-8 yaşlarında Amerika’da ‘Keça Kurdan’ı söyleyerek küçük bir dinleti verdiğini ve bunun ilk konseri olduğunu söyleyen Berfin, “Etrafımda insanlar ‘keça kurdan’ ne demek diye soruyordu. Annemle babam çok heyecanlanmışlardı. Çünkü Kürtçe bilmiyordum, sadece az-çok Zazaca biliyordum. Ben de dinletiden bir gün önce acaba bu ne, ben neyi söylüyorum diyerek Aynur Doğan’ın yeni CD’sinin arka kapağından okumuştum. Dedim bu benim için yazılmış. Bağıra bağıra onu söylemiştim, anlatmıştım. Annemle babam da bir rahatlamışlardı” dedi.

    “AMERİKA’YLA YARIM KALMIŞ BİR HİKAYEM VAR”

    Türkçe’sinin iyi olmadığını, 5 yaşından beri İngilizce konuştuğunu, Türkçe’yi de Ovacık’a, Dersim’e, Türkiye’ye gelerek geliştirdiğini vurgulayan Berfin, Amerika’yla yarım kalmış hikayesini şöyle anlatıyor:

    “Amerika’ya aslında geri dönmek istemiyorum. Burada hayat devam ediyor ve burada gerçekten özgür bir şekilde hayata devam edebiliyorsun. İstediğin şekilde, istediğin gibi mutlu da olabiliyorsun. Ama buranın koşulları da artık bir nevi belli. Bulunduğumuz ülkenin koşulları da belli ve ayrıca benim yarım kalmış bir hikayem de var, Amerika’da üniversiteyi bitirdim, siyaseti bölümünü bitirdim ama hukuka geçiş yapmanın vakti de geldi ve benim hukukta hem Amerika hem de Türkiye ile ilgili daha farklı hayallerim var. Ama müzikle birlikte hukuku götürebilecek miyim, onu da yıllar gösterecek.

    Okul bittikten sonra buraya dönüp dönmeyeceğim daha belli değil ama hedefim şu; hukukun mesleğim, müziğin de sanatım olması. Müzikten, sanattan herhangi bir şekilde ticari anlamda bir şeyler yapmak gibi bir hedefim yok şu an ama ileride bu nasıl olur hiç bilmiyorum. Amerika’dan Türkiye’ye ya da Dersim’e taşınma ihtimalim olur mu, onu da bilmiyorum.

    “OVACIK’TA CANIM NE ZAMAN SIKILSA SU KENARINA İNİYORUM”

    Şu an su kenarındayım. Alıştım artık. Üç yıldır Ovacık’tayım. O yüzden ne zaman canım sıkılsa hep su kenarına iniyorum ama şunu fark ettim ki, bunu istem dışı yapıyorum, içtenlikle yapıyorum. Suyla bir oluyorsun çünkü ciddi anlamda. Bunu felsefi bir şekilde klişeleştirerek de söylemek istemiyorum ama insanlar Munzur’un yanına gelip Munzur’u izlerken ne demek istediğimi çok iyi anlayacaklardır.”

    NURAY ATMACA/DERSİM

  • Engin Eroğlu davasında gerekçeli karar açıklandı

    Engin Eroğlu davasında gerekçeli karar açıklandı

    PİRHA- Dersimde 3 yıl önce yolcu otobüsünün açılan bagaj kapağının çarpması ile nehire düşüp, hayatını kaybeden Engin Eroğlu’nun (28) ölümüne ilişkin davada gerekçeli karar açıklandı. Otobüs şoförü Erdal Samoğlu ile yedek şoför Mesut İçyer’in 4 yıl 8 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldığı davanın gerekçeli kararında, kazanın bagaj kapağının arızalı olması nedeniyle gerçekleştiği ve olayın oluşumunda her iki sanığın kapaktaki arızayı bilmelerine rağmen yola çıkmaları nedeniyle kusurlarının bulunduğu belirtildi.

    Gerekçeli kararda 4 yıl 8 ay 20 gün hapis cezasına çarptırılan Erdal Samoğlu ile yedek şoför Mesut İçyer’in bagaj kapağının arızalı olduğunu bilmelerine rağmen yola çıkmaları nedeniyle kusurlu bulundu. Dava sırasında şoförlerin Engin Eroğlu’na çarptıklarını farkedip etmedikleri muamması günlerce konuşulmuştu. Olay sırasında bir yolcunun tesadüfen çektiği görütü kaydının bir yerinde geçen “kafasını çarptı” cümlesi ise akıllarda soru işareti bıraktı.

    CANSIZ BEDENİ 19 GÜN SONRA BULUNDU

    Hayvanlarını otlatırken birden bire kaybolan Engin Eroğlu’nun ölüm şekli günlerce konuşuldu. 28 yaşındaki çoban Engin Eroğlu’nun cansız bedeninin bulunması 19 gün sürdü. Jandarma ve AFAD ekipleri ile UMKE ve su altı arama kurtarma ekiplerinin katıldığı çalışmalar sonucu Engin Eroğlu’nun cesedi Munzur Çayı’nda suyun içindeki çalılıklara takılmış halde bulunmuştu.

    2 SANIK 4 YIL 8 AY HAPİS CEZASINA ÇARPTIRILDI

    İstanbul’da olduğu tespit edilen otobüs şoförü Erdal Samoğlu ile yedek şoför Mesut İçyer, gözaltına alınıp Dersim’e getirildi. Samoğlu, ifadesinde; bagaj kapağının hasar gördüğünü sonradan fark ettiğini, Tokat’ta tamir ettirdiğini söyledi. 2 şüpheli, işlemlerinin ardından serbest bırakıldı. Öte yandan Engin Eroğlu’nun cesedi, aramaların 19’uncu gününde bulunup, toprağa verildi. Engin Eroğlu’un ölümüne ilişkin davanın 12’nci duruşması, geçen yıl 14 Ekim’de Tunceli 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Tutuksuz sanıklar Samoğlu ve İçyer’e ‘bilinçli taksirle ölüme sebebiyet verme’ suçundan ayrı ayrı 4 yıl 8 ay 20 gün hapis cezası verildi. Sanık avukatları ise kararı istinaf mahkemesine taşıdı. Ayrıca sanıklara adli kontrol hükümlerinin uygulandığı bildirildi.

    MAHKEME GEREKÇELİ KARARINI DA AÇIKLADI

    İki hafta önce mahkemenin gerekçeli kararı da açıklandı. Kararda, “Aracın sanık Erdal Samoğlu’nun sevk ve idaresinde olduğu, sanık Mesut İçyeri’nin yedek şoför ve muavinlik yaptığı, sanıkların gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek, arızalı ve kilitlemeyi unuttukları bagaj kapağı ile trafiğe çıktıklarının sabit olduğu, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi raporunda sürücü Erdal Samoğlu’nun ‘asli kusurlu’ olduğu, müteveffa Engin Eroğlu’nun kusursuz olduğunun belirtildiği, kazanın bagaj kapağının arızalı olması nedeniyle gerçekleştiği ve olayın oluşumunda her iki sanığın kapaktaki arızayı bilmelerine rağmen yola çıkmaları nedeniyle kusurlarının bulunduğu, mahkememizce her iki sanığın da trafiğe çıkmadan önce bagaj kapağını uygun şekilde kapatmak ve kontrol etmekle sorumlu oldukları ancak sanıkların arızalı olduğunu bildikleri bagaj kapağı ile trafiğe çıktıkları ve söz konusu kapağı kilitlemeyi unuttukları mahkememizce sabit görülmüştür. Bunun gerçekleşmesini istemedikleri halde ‘Bir şey olmaz’ saikiyle sırf şanslarına veya başka etkenlere hatta kendilerinin beceri veya bilgilerine güvenerek trafiğe çıktıkları, dolayısıyla sanıkların bilinçli taksirle hareket ettikleri anlaşılmıştır” denildi.

    “NEHİR KENARINDA BAGAJ KAPAĞINI GÖRDÜM”

    Görüntüyü çeken Ç.R. de ifadesinde; Engin Eroğlu’nu görmediğini ve çarpma sesi duymadığını belirterek, “Otobüs durdu, geri geri gitmeye başladı. Araçta bir sorun olduğunu tahmin ettim. Ne olduğunu merak ettiğim için aşağıya indik. Munzur Nehri’nin kenarında bagaj kapağını gördüm. Kapağı aldık, bagajın menteşeleri yamulduğu için yerine takamadık. Kapağı aldığımızda herhangi bir kan izi, şapka ya da cep telefonu olup olmadığına dikkat etmedim. Bagaj üzerinde kan olup olmadığı dikkatimi çekmedi. Olayı, arkadaşımın Engin’in kaybolduğunu bilgi vermesinden sonra öğrendim. Kardeşim A.R.’yi aradım. Kardeşim yol kenarında Engin’e ait kan izi, cep telefonu ve şapka ile iki adet amortisör bulunduğunu söyleyince olayın otobüs kapağının yerinden çıkması ile ilgili olabileceğini düşündüm. Kardeşime olayın olduğu yerde video çektiğimi söyledim ve kendisine attım” dedi.

    ‘KAFASINI ÇARPTI’ ŞEKLİNDE BİR KONUŞMA GEÇMİŞ

    Ovacık İlçe Jandarma Komutanlığı’nca söz konusu görüntülerin izleme tutanağında; 69 saniyelik görüntünün 23’üncü saniyesinde Engin Eroğlu’nun yolun sağ tarafında görüntüye girdiği, 24’üncü saniyede görüntüden çıktığı, yüksek bir şekilde çarpma sesi geldiği, 33’üncü saniyede de otobüsün durduğu, şoför olduğu düşünülen kişinin, ‘Sen orayı kapatmadın mı?’ diye soru sorduğu, seslendiği kişinin de ‘Nereyi’ diye cevap verdiği ve bunun üzerine ilk soruyu soran kişinin ‘Kapağı’ diye cevap verdiğinin duyulduğu tespitlerine yer verildi. Raporda ayrıca 32 ve 33’üncü saniyelerde ‘Kafasına çarptı’ şeklinde bir konuşmanın geçtiği ve videonun son 2 saniyesinde ise kan izlerinin bulunduğu yerde otobüsün fren yaparak, durduğu belirtildi. Kararda, ayrıca sanıkların sürücü belgelerinin 3 yıl geri alınmasına karar verildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Koronavirüs salgınına karşı Munzur suyuna giriyor-VİDEO

    Koronavirüs salgınına karşı Munzur suyuna giriyor-VİDEO

    PİRHA- Dersim’in Ovacık ilçesinde yaşayan Hasan Akkuş adlı yurttaş kışın dondurucu soğuğunda Munzur’da yüzmenin koronavirüs salgınına geçit vermediğini ifade ederken, Munzur’a baraj yapılmaması ve gözelerin inanç merkezi olarak kalması çağrısında bulundu.

    Uzun yıllar Avrupa’da yaşayan ve geçen sene memleketi olan Ovacık’a bağlı Zeranik (Yeşilyazı) köyüne yerleşen Hasan Akkuş’un Munzur suyundaki görüntüleri sosyal medyada ilgi ile karşılandı.

    Boş zamanlarını bisiklet sürmek, yüzmek ve köy işleri ile geçiren Akkuş, “Covid 19 salgınından korunmak için sığındığımız anavatanımız, böylelikle bizleri hem güvenle koruyor hem de kışın başlamasıyla da bizlere eşsiz fırsatlar ve görsel güzellikler sunuyor. Oysaki yoğunluklu olarak Dersime (Ovacık) genelde yaz ayları da gelinir düşüncesi hakimken bu yıl süreç gereği kış dönemini anavatan Dersim’de geçirmeyi planlamakla en doğru olanı yapmış olduğuma inanıyorum ve iddia ediyorum ki koranavirüsten uzak kalmak için Munzur’un derinliklerinde yüzmek maske, mesafe, ve temizlikten sonraki en iyi antikorana tedbiridir” diyor.

    Munzur suyu ile şoklanan vücudun inatçı direngenliği ile koranavirüse geçit vermediğini hatırlatan Akkuş, Munzur’a baraj yapılmaması ve gözelerin inanç merkezi olarak kalması çağrısında bulunuyor.

    PİRHA/DERSİM

  • Eroğlu için baraj kapakları kapanıp açılacak

    Eroğlu için baraj kapakları kapanıp açılacak

    PİRHA- Dersim’de kaybolan ve kendisinden haber alınamayan Engin Eroğlu için Mercan HES barajının kapakları kapatılıp açılacak. Yurttaşların, yarın Munzur Çayı’ndan uzak durmaları uyarısında bulunuldu. 

    Dersim’de 15 Haziran günü şehirlerarası bir otobüsün açık bagajının çarpması sonucu Munzur Çayı’na düştüğü tespit edilen 28 yaşındaki Engin Eroğlu’nu arama çalışmaları çok sayıda ekibin katılımıyla sürüyor.

    Çalışmalar kapsamında yarın Ovacık ilçesinde bulunan Mercan Hidroelektrik Santrali’nin önce kapakları kapatılacak, ardından açılarak kayıp gencin bulunması için çalışma yapılacak.

    Munzur Çayı’nda devam eden arama çalışmaları; JÖAK, AFAD, jandarma, emniyet, Türkiye Rafting Federasyonu, Rize, Kayseri, Elazığ, Cizre, Diyarbakır, Mersin ve İstanbul’dan gelen ekiplerin yanı sıra gönüllülerin de katılımıyla sürüyor. Küçükçekmece Belediyesi Sivil Savunma Amirliği’nden 8 kişilik ekip de Ovacık Belediyesi’nin talebi üzerine Munzur Çayı’nda devam eden arama çalışmalarına destek amacıyla kente gelerek çalışmalara başladı.

    Öte yandan kayıp genci arama çalışmaları kapsamında yarın saat 11.00 ile 15. 00 saatleri arasında Mercan HES’in önce kapaklarının kapatılacağı, ardından tazyik oluşturması amacıyla açılacağı belirtilirken yurttaşlardan bu saatler arasında Munzur Çayı’ndan uzak durmaları istendi.

    (HABER MERKEZİ)