PİRHA- Bugün yayınlanan Resmi Gazete’de Munzur ve Pülümür vadileri “kesin korunacak hassas alan” ilan edildi.
Dersimli yurttaşların, çevre ve hukuk örgütlerinin verdiği mücadele sonuç verdi, Munzur ve Pülümür vadileri “kesin korunacak hassas alan” olarak ilan edildi.
Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla yayınlanan kararda Munzur ve Pülümür vadileri “kesin korunacak hassas alan” ilan edildi.
PİRHA- Dersim Ovacık’taki Munzur Gözeleri’nin koruma statüsünün düşürülmesine karşı TMMOB tarafından açılan dava kapsamında bugün yapılan keşif öncesi Dersim Emek ve Demokrasi Platformu tarafından bir basın açıklaması yapıldı. Açıklamada karara tepki gösterilerek, bu kararla kutsal bir mekanın tahribatına izin verileceği belirtildi. Ayrıca Bakanlık kararının hukuka aykırı olduğu ve iptal edilmesinin zorunlu olduğu belirtildi.
2003 yılında “1. Derece Doğal Sit Alanı” olarak tescillenen Dersim’in Ovacık ilçesindeki Munzur Gözeleri, 28 Temmuz 2023’te statüsü düşürülerek, ‘Nitelikli Doğal Koruma alanı’ olarak ilan edilmişti.
Dersim Alevileri için kutsal sayılan en önemli yerlerden birisi olup son yıllarda doğal güzellikleri nedeniyle turizme de açılan Munzur Gözeleri’nin 1. Derece doğal Sit alanı olmaktan çıkarılıp, statüsünün 2’nci dereceye düşürülmesine karşı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Dersim İl Koordinasyon Kurulu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kararının iptali yönünde Erzincan İdare Mahkemesi’ne dava açmıştı. Davada tescil edilen alanlardan yalnızca Munzur Gözelerine ilişkin kısmın yürütmesinin durdurulması ve iptali istendi.
Açılan bu dava kapsamında bugün mahkeme heyeti Munzur Gözelerinde keşif yaptı. Keşfin heyetinin gelişinden önce Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, gözelerin girişinde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklama öncesinde çerağ uyandırıldı. Açıklamaya DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim Barosu, Tunceli Ticaret ve Sanayi Odası, TMMOB Dersim İl Koordinasyonu, Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Dersim Dernekleri Federasyonu, Munzur Çevre Derneği, Ovacık Belediyesi Başkanı Mustafa Sarıgül, Hozat Belediye Başkanı Aydın Kaya ile siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Keşfin hemen öncesinde Gözelerin girişinde toplanan kalabalık, buradan göze alanına yürüdü. Yürüyüşten sonra Dersim Emek ve Demokrasi Platformu adına yapılan açıklamayı Erdal Kınaş okudu.
“MUNZUR GÖZELERİ BÖLGE İNSANININ KİMLİĞİNİN AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR”
Dersim’in doğal ve kültürel zenginlikleri yalnızca yerel halk için değil, tüm insanlık için büyük bir değer taşıdığını belirten Kınaş, “Bu zenginlikler, özgün coğrafyası, eşsiz ekosistemi ve derin tarihi ile bölge insanının kimliğinin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Dersim halkının sorumluluk bilinciyle koruduğu bu miras, 1. Derece Doğal Sit Alanı statüsü sayesinde bugüne dek varlığını sürdürmüştür. Ancak, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 18 Temmuz 2023 tarihli kararı, bu mirasa ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Munzur ve Pülümür Vadileri’nin ‘Doğal Sit-Nitelikli Doğal Koruma Alanı’ ve ‘Doğal Sit-Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı’ olarak tescili, ekolojik değerlerimizi ve halkın iradesini hiçe sayarak bölgede yapılaşma ve doğal kaynakların talan edilmesine zemin hazırlamaktadır” dedi.
“BU KARAR GERİ DÖNÜLMEZ BİR TAHRİBATA YOL AÇACAKTIR”
Kınaş, bu alanın, ender bulunan özellikleri nedeniyle bilimsel çalışmalar dışında her türlü yapılaşmadan uzak tutulması gereken bir bölge olarak değerlendirildiğini ancak buna rağmen, Munzur Gözeleri’ni yapılaşmaya açmayı hedefleyen projelerin uzun yıllardır gündeme geldiğini vurguladı.
Kınaş, şunları kaydetti:
“Bakanlığın bu alana ‘Nitelikli Doğal Koruma Alanı’ statüsü vermesi, yalnızca koruma derecesini düşürmekle kalmamış, aynı zamanda bölgede gerçekleştirilebilecek faaliyetlerin kapsamını da genişletmiştir. Munzur Nehri’nin 65 kilometrelik sağ ve sol kıyılarının koruma statüsünden çıkarılmasıyla birlikte yöremiz balıkçılık, taş, kum ve çakıl ocakları gibi şantiye faaliyetlerine açılmaktadır. Bunun yanında yüzlerce maden şirketinin ruhsat sahibi olduğu ilimizde bu düzenleme, maden arama ve çıkarma faaliyetlerini, güneş enerjisi santrali kurulmasını ve turizm yatırımlarını kolaylaştırmaktadır. Tüm bu ticari faaliyetler, Munzur’un doğal dengesini bozarak geri dönülmez bir tahribata yol açacaktır.
“KORUMA STATÜSÜNÜN KALDIRILMASI RANT UĞRUNA YOK EDİLMESİNE ZEMİN HAZIRLIYOR”
Koruma statüsünün kaldırılması, Munzur’un doğasının rant uğruna yok edilmesine zemin hazırlayan bir karar niteliğindedir. Bu durum, korunması gereken alanların yapılaşmaya açılmasına, doğal dengenin bozulmasına ve kültürel ile ekolojik değerlerin zarar görmesine yol açacaktır. Koruma-kullanma dengesini, Anayasa’yı, uluslararası sözleşmeleri, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nu ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nu hiçe sayan bu kararın kamu yararı ile hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, Bakanlık kararı hukuka uygun değildir ve iptali zorunludur.
“EKOLOJİK VE KÜLTÜREL YAPIYI TEHLİKEYE SOKAN BİR KARAR”
Platformun ardından TMMOB üyesi Uğur Beycan, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Ovacık Belediyesi Başkanı Mustafa Sarıgül ve Munzur Çevre Derneği Dersim Temsilcisi Yusuf Topçu da birer konuşma yaparak karara tepki gösterdiler.
TMMOB Dersim İl Koordinasyon Kurulu üyesi (İKK) Uğur Beycan, Munzur Gözeleri gibi bölgelerin ‘hassas koruma alanı’ statüsünden çıkarılmasının ekolojik ve kültürel yapıyı tehlikeye sokabileceğine dikkat çekti. Beycan, özellikle maden ve inşaat faaliyetlerinin çevreye olası zararlarına vurgu yaparak, bu kararın Munzur Nehri’nin çevresine de olumsuz etkileri olabileceğini belirtti.
“BURADA YAPILACAK BİR FAALİYETİN BÜTÜNLÜĞÜ BOZUCU ETKİSİ VAR”
Konuşma ve protestolarından ardından Erzincan İdare Mahkemesi heyeti, aralarında çevre mühendisi, hidrojeoloji mühendisi, jeomorfolog, ekolog ve peyzaj mühendisinin de bulunduğu uzman bilirkişiler ile birlikte, jandar ekipleri gözetiminde keşif yaptı. Keşifi kalabalık bir yurttaş topluluğu da izledi.
Davayı açan TMMOB adına alanda bulunan TMMOB Hukuk Müşaviri Ferhat Çelepkolu keşif heyetine bir sunum yaptı. Bilimde sınırların keskin hatlarla çizilemeyeceğini, bir bölgede belli bir alanı kesin korunacak hassas alan ilan edip suyun çıktığı gözeleri farklı bir koruma statüsüyle korumanın mümkün olmayacağına vurgu yapan Çelepkolu, “Burada yapılacak bir faaliyetin bütünlüğü bozucu etkisini takdirinize bırakıyoruz. Hazırlayacağınız rapor iki şeyi tespit etmiş olacak; birincisi bu alanın özellikleri nelerdir? Bu alanın önemi nelerdir? Bunun tespitine yaramış olacak, ikincisi de bu alanda hangi faaliyetlere izin verilebilir; bunu görmüş olacağız. Söylemiş olduğumuz gibi kesin korunacak alanlar ile nitelikli doğal koruma alanlarında birtakım farklılıklar mevcut. Kesin korunacak alanlarda yapı yasağı bulunmakta ancak nitelikli doğal koruma alanı ilan edilmesiyle burada yapılaşma faaliyetleri söz konusu olacak” değerlendirmesinde bulundu.
“HUKUK TOPLUMUN HASSASİYETLERİNE GÖRE KARAR VERMELİDİR”
Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Zeynel Kete de keşif heyetine, Munzur Gözeleri ve bu toprakların binlerce yıldır kutsalları olduğunun altını çizerek, “Bu topraklar Raya Haq diye tanımladığımız Alevi inancımızda adeta bizim genetik şifremizdir. Asırlardır burada insanlarımız ibadetlerini yerine getirmiştir. Büyüklerimiz burada sigara dahi içmezdi havası kirlenir diye. Bura bizim kimliğimizdir ve kendi doğal haliyle kalmalıdır. Hukukun da toplumumuzun hassasiyetini göz önüne alarak bir karar vermesi gerektiğine inanıyorum.”
Keşifte ayrıca Türkiye Barolar Birliği Kent ve Hukuk Komisyonu Üyesi avukat Barış Yıldırım da söz alarak heyete sunum yaptı.
PİRHA- Dersim’in Ovacık ilçesinde, baharın gelişi ve karların erimesiyle beyazın hakimiyetinin yerini rengarenk açan nevruz, kardelen, küre, nergis ve sümbül çiçeklerine bıraktı. Baharın gelişi ve bayram tatilinin kesişmesiyle şimdiden yoğun bir turist akımına uğrayan ilçe, doğal güzellikleriyle bir çekim merkezi olmaya devam ediyor.
Dersim’in, yerli halkın ilçe merkezine Pulur, bölgenin geneline ise Vacuğe dediği Ovacık ilçesinde, karların erimesiyle kış ayları boyunca beyazın hakimiyetinde olan doğa, baharın gelişiyle canlanınca gökkuşağının bütün renkleri hayata büründü. Dağlar hala beyaza meyil verse de ova da nevruz, kardelen, küre, nergis ve sümbül çiçekleriyle renklenen doğa, dağlara meydan okuyor.
BAHAR VE BAYRAMLA TURİZM SEZONU ERKEN BAŞLADI
Kış ayları boyunca kimsesiz kalan Ovacık, yaz aylarında ise Doğu Anadolu Bölgesi’nin yoğun talep gören bir turistik merkezi konumunda. Doğası itibariyle yoğun ilgi gören ilçede, ağaçlar çiçek açtı, arılar çiçeklere konmaya ve şelaleler coşkuyla akmaya başladı.
Ovacık, baharın gelişi ve bayram tatilinin kesişmesiyle, erkenden yoğun bir turist akımına uğrayarak görenleri mest etmeye devam ediyor.
Akın Gedik’in görüntüleri, doğanın sesleri ve Ali Haydar Güçlü’nün ‘Özlerim seni Ovacık’ türküsü eşliğinde bir Ovacık baharına davettir dile gelen…
PİRHA- Türkiye’nin en önemli 100 jeolojik mirası ve anahtar jeolojik alanları belirlendi. Yok olduğunda bir daha asla yerine konulamayan doğal zenginlikler olarak tarif edilen jeolojik miras listesine, Munzur Vadisi de Türkiye’nin en önemli 39. jeolojik mirası olarak katıldı.
14 Mart 2024 tarihinde gerçekleştirilen ‘Ulusal ve Uluslararası Görünürlük İçin Türkiye’nin En Önemli 100 Jeolojik Mirası ve Anahtar Jeolojik Alanlarının Belirlenmesi Çalıştayı’nın sonuç bildirgesi yayınlandı. Türkiye’nin en önemli jeolojik mirası ve anahtar jeolojik alanlarının belirlendiği sonuç bildirgesine göre, Munzur Vadisi de 39. sıradan Türkiye’nin ilk 100 jeolojik miras alanı içine alındı.
JEOÇEŞİTLİLİĞİN KORUNMASI VE GELECEK NESİLLERE AKTARILMASI İÇİN YAPILIYOR
2021 yılında UNESCO tarafından alınan karar çerçevesinde dünyanın sahip olduğu jeoçeşitliliğin korunması ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla başlatılan ve ilki Uluslararası Jeoloji Bilimleri Birliğin (IUGS) öncülüğünde 2022 yılında açıklanan ‘Dünyanın En İyi 100 Jeolojik Miras Alanı’ seçiminden sonra, bu yıl da ikinci 100 en iyi jeolojik miras alanı ile anahtar jeolojik alanlar, Ağustos-2024 tarihinde Güney Kore’de gerçekleştirilecek olan Dünya Jeoloji Kongresinde belirlenecek.
Bu kongrenin öncesinde, UNESCO Türk Milli Komisyonu, MTA Genel Müdürlüğü, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü, Jeolojik Mirası Koruma Derneği (JEMİRCO) ile Jeoloji Mühendisleri Odası tarafından, 14 Mart 2024 tarihinde ortaklaşa, ‘Ulusal ve Uluslararası Görünürlük İçin Türkiye’nin En Önemli 100 Jeolojik Mirası Ve Anahtar Jeolojik Alanlarının Belirlenmesi Çalıştayı’ düzenlendi.
ÇALIŞTAYIN AMACI DÜNYA LİSTELERİNE TÜRKİYE’DEN YENİ YERLER EKLEMEK
Doğaseverlerin de büyük ilgi gösterdiği çalıştaya, üniversite, kamu, özel sektörden başta jeoloji mühendisleri olmak üzere harita mühendisleri, coğrafyacılar, mimarlar, şehir plancıları, peyzaj mimarları, öğretmenler, maden mühendisleri ve profesyonel turist rehberleri katıldı.
Çalıştayda amaç Uluslararası Yer Bilimleri Birliği’nin (IUGS) yapmış olduğu listelere Türkiye’den yeni yerler eklemekti. 2022 yılında Türkiye’den 2 bölge dünyanın 100 jeolojik mirası listesine girdi. Birincisi Kapadokya, ikincisi Pamukkale oldu. Gelecek dönemde de bu listeye girmesi muhtemel olan yerler Nemrut Dağı ve Salda Gölü.
JEOLOJİK MİRAS: YOK OLDUĞUNDA YERİNE KONULAMAYAN DOĞAL ZENGİNLİK
Çalıştayın sonuç bildirgesinde şu hususlar vurgulandı:
“Jeolojik miras, yok olduğunda bir daha asla yerine konulamayan doğal zenginliklerdir. Yerkürenin geçmişini ortaya koymasının yanında doğal afetleri tanıma, iklim değişikliğine uyum gibi küresel sorunlara cevaplar taşımakta, bu yüzden UNESCO ve diğer uluslararası kurumlar tarafından desteklenmektedir. Uluslararası Yerbilimleri Birliği (IUGS) “Dünyanın En Önemli 100 Jeositi Listesi” projesini başlatmış, Kapadokya ve Pamukkale’nin içinde olduğu birinci grubu 2022’de ilan etmiş, ikinci yüzlük liste bu yıl Ağustos ayında açıklanacaktır.
Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN), “Uluslararası Anahtar Jeolojik Alanlar”ı seçmek ve ortaya çıkacak yerleri dünyaya tanıtmak için başvuru ölçütlerini tamamlanmak üzeredir. Türkiye adı geçen uluslararası projelere uzak kalamayacağını bu çalıştay ile göstermiştir. Çabalar ve varılmak istenen sonuç, dünyanın bu önemli projelerinin parçası olmaktır. Çalıştayda ülkemizin önde gelen jeolojik zenginlikleri, “jeolojik miras” ve “anahtar jeolojik alan” olarak seçilmiş ve tercih sırasına konulmuştur. Listelerde yer alma şartı uluslararası yayınlara ve tezlere konu olmalarıdır. Anahtar Jeolojik Alanlar ile Jeolojik Miraslar birbirlerinin alternatifi değil, farklı projelere adaylık şartları gözetilerek belirlenmiştir. Yeni alanların listeye eklenmesi için çalışmalar sürdürülmelidir.
“DOĞA KORUNDUKÇA GELECEĞE GÜVENİMİZ ARTACAKTIR”
Çalıştayda listelerin ortaya çıkışını takiben yapılan değerlendirmeler iki husus üzerinde yoğunlaşmış olup ilgililere çağrı nitelindedir. Birincisi dar alanlardan başlayarak, kasaba, ilçe, il ve ülke düzeyinde jeolojik miras envanterlerinin ilgili kamu kuruluşları, meslek örgütleri ve sivil toplum desteği ile güvenilir şekilde ortaya çıkarılmasıdır. İkincisi ve önceki kadar değerli olan jeolojik mirasların tescili ve korunması için yerel yönetimlerin katkıları ile gerekli önlemlerin alınması ve bu konuda gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasıdır. Doğa, tek tek fertlerin ve ilgili bütün tarafların katkıları ile korunur, korundukça da geleceğe güvenimiz artacaktır.”
PİRHA- Dersim-Ovacık yolunun yaklaşık 10. kilometresinde bir yamaç köyü olan Siliç (Dilek), Dersim merkeze bağlı birçok köy gibi kışın pek uğramadığı yerlerden biri. Köyün bulunduğu yamaçtan, Ovacık’a doğru uzanan Munzur Vadisi, Munzur Irmağı ve Dersim-Ovacık yolu, dört mevsim seyirlik bir manzara oluşturuyor.
Dersim’in birçok bölgesinde kara kış yaşanırken, özellikle Dersim merkez, Pertek ve Mazgirt, belli bölgeleri hariç çok az karın düştüğü yerler.
Dersim-Ovacık yolunun yaklaşık 10. kilometresinde bir yamaç yerleşimi olan Siliç (Dilek) Köyü, Dersim merkeze bağlı birçok köy gibi kışın pek uğramadığı yerlerden biridir. Etrafı karlarla kaplı yüksek dağlardan oluşan bu bölgenin düşük rakımlı yerlerine pek kar düşmüyor, düşse de erken eriyor. Özellikle barajlar yapıldıktan sonra bu durum daha çok bu durumda.
Siliç Köyü’nün bulunduğu yamaçtan Ovacık’a doğru uzanan Munzur Vadisi, Munzur Irmağı ve Dersim-Ovacık yolu dört mevsim, görenleri mest eden seyirlik bir manzara oluşturuyor.
Yaz aylarında doğa tutkunlarının yoğun ziyaretine maruz kalan bölge, kış aylarında sessiz sedasız vadiyi, ırmağı ve yolu gözlüyor.
PİRHA- TMMOB, Munzur Gözelerinin koruma statüsünü ikinci dereceye düşüren Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kararının hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle iptal edilmesi için dava açtı. Bu kararla yapılaşma yasağının kaldırıldığı ve korunması gerekli alanların tahrip olacağı belirtildi.
28 Temmuz 2023 tarihinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı internet sitesinde yayımlanan kararla, Munzur Gözelerinin sadece üst kısmında bulunan küçük bir bölge ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmiş, Munzur Vadisi’nin bunun dışında kalan bütün diğer kısımları ise Munzur Gözelerini de içine alacak şekilde, ikinci derece koruma sağlayan ‘Nitelikli doğal koruma alanı’ ilan edilmişti. Bu kararla, daha önce hiçbir koruma statüsü bulunmayan Pülümür Vadisi de ilk defa nitelikli doğal koruma alanı olarak tescil edilmişti.
Pülümür nehri tabanının nitelikli koruma alanı statüsüne alınması her ne kadar olumlu olsa da Munzur Gözeleri ve Munzur nehri tabanının kesin korunacak hassas alanlar statüsünden nitelikli koruma alanı statüsüne indirgenmesi yani statü kaybına uğratılması itirazlara neden olmuştu.
“BU KARAR HUKUKA UYGUN DEĞİL”
Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun, 1409 sayılı kararı ile 2003 yılında ‘1. Derece Doğal Sit Alanı’ olarak tescil edilen Munzur Gözelerinin, koruma statüsünü ikinci dereceye düşüren bu kararın, hukuka uygun bulunmadığı gerekçesiyle, Türkiye Mimar Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) Bakanlık kararının Munzur Gözeleri ile ilgili kısmının iptal edilmesi için dava açtı.
TMMOB Dersim İl koordinasyon Kurulu, TMMOB’un açtığı iptal davasıyla ilgili kamuoyunu bilgilendirmek için bir açıklama yayımladı.
“BU KARARLA YAPILAŞMA YASAĞI ORTADAN KALKTI”
İlginç özellik ve güzelliklere sahip olması ve ender bulunması nedeniyle 1. Derece Doğal Sit alanı olarak tescil edilen Munzur Gözeleri’nin, kamu yararı açısından, korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında mutlak korunması gereken bir alan niteliği kazandığı belirtilen açıklamada şunlar ifade edildi:
“Bölgenin önem ve özelliklerine rağmen yıllardır Munzur Gözelerini yapılaşmaya ve yoğun insan kullanımına açmaya yönelik projeler gerçekleştirilmektedir. Gerek Birliğimiz ve bağlı Odaları gerekse de yurttaşlar ve sivil toplum örgütlerince kamu yararına aykırı bu projelere yönelik yargısal süreçler yürütülmekte ve mahkemelerce de alanın 1. derece sit niteliği göz önünde bulundurularak tahribat projelerinin iptaline karar verilmekte idi.
Ancak Bakanlığın Munzur Gözelerini Nitelikli Doğal Koruma Alanı olarak tescil etmesi, alanın niteliğini değiştirdiği gibi bölgede yapılabilecek faaliyetleri de genişletmiştir. Munzur Gözeleri 1. Derece Doğal Sit Alanı statüsüne sahipken kesin yapılaşma yasağı söz konusuydu. Bakanlık kararı ile sit statüsünün düşürülerek Nitelikli Doğal Koruma Alanı ilan edilmesiyle bölgede içme suyu amaçlı baraj ve göletler ile tarımsal sulama amaçlı göletlerin” ya da “rüzgâr ve güneş enerji santralleri gibi faaliyetlerin yapılabilmesinin önü açılmıştır.
“KORUNMASI GEREKLİ ALANLARIN TAHRİP EDİLMESİNE NEDEN OLUYOR”
Korunması gereken alanları yapılaşmaya açan, doğal dengesinin ve korunması gerekli niteliklerinin bozulmasına ve tahribata uğramasına neden olan; koruma-kullanma dengesine ve Anayasa, uluslararası sözleşmeler, 2872 sayılı Çevre Yasası ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasasında düzenlenen ve güvence altına alınan koruma ilke ve esaslarına aykırı olan, kamu yararı içermeyen Bakanlık kararında hiçbir biçimde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Gerek flora ve fauna unsurları ve ekolojik yapısı gerekse de inanç merkezi olması itibariyle kültürel değeri bakımından şimdiki ve gelecek kuşaklar açısından kesin korunması gerekli bir niteliği taşıyan Munzur Gözelerinin; sit statüsünün düşürülerek 1. Derece Doğal Sit Alanından Nitelikli doğal koruma alanı olarak ilan edilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığından Bakanlık kararının Munzur Gözeleri ile ilgili kısmının iptal edilmesi için Birliğimiz tarafından dava açılmıştır.
“MERCAN DAĞLARI DA KORUMA STATÜSÜNE KAVUŞTURULMALIDIR”
Bölgenin keyfi kararlarla yapılaşmaya açılmasına olanak tanıyan ve hukuka aykırı olan Bakanlık kararının Munzur Gözeleri ile ilgili kısmının derhal iptal edilerek Kesin Korunacak Hassas Alan olarak ilan edilmesi gerekmektedir. Ayrıca Munzur ve Pülümür Vadilerinin koruma statülerinin arttırılarak koruma sınırlar mümkün olduğunca geniş tutulmalıdır. Munzur ve Pülümür Vadilerinin yanı sıra bu vadilerin su kaynaklarını oluşturan ve Ovacık İlçesinden Pülümür İlçesine kadar uzanan Mercan Dağları da koruma statüsüne kavuşturulmalıdır.
Dünyada ve ülkemizde ender güzelliklere sahip Dersim coğrafyasının bir bütün halinde korunması gerekmektedir. TMMOB olarak korunması mutlak özelliklere sahip olan Munzur Gözelerini yapılaşmaya açacak bu karara karşı hem yargısal yollarla hem de toplumsal alanda mücadele etmeye devam edeceğiz.”
PİRHA-Dersim Baro Başkanı Avukat Fatma Kalsen, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, daha önce tam koruma altında olan alanların bu statüsünün düşürüldüğünü ve bununla Dersim coğrafyası ve yaşam alanlarının risk altına girebileceğini ifade ediyor.
Munzur ve Pülümür vadileri, 28 Ağustos 2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Potansiyel Doğal SİT Alanı’nın koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda ‘kesin korunacak hassas alan’ olarak ilan edildi. Bu karar belli bir kesimde sevinç, bazılarında ise endişe yarattı.
Munzur ve Pülümür vadilerinde gölet, gözeler, kaya, ulu ağaç gibi yeryüzü kültleri, açık inanç mekânları var. Bu vadiler Dersimli Aleviler için inanç merkezleri aynı zamanda.
Munzur ve Pülümür Vadilerinin, Cumhurbaşkanlığı Kararıyla ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesinin ne anlama geldiğini ve olası sonuçlarının neler olabileceğini Dersim Baro Başkanı AvukatFatma Kalsen’e sorduk.
“KORUMA ALTINA ALINAN ALANLAR ÇOK SINIRLI”
Munzur Vadisi, Pülümür ve merkezin nehir kısımlarını kapsayan alanların kesin korunması gereken hassas alan olarak belirlendiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin, basına düşünce Dersim kamuoyu tarafından büyük bir sevinçle karşılandığını ancak işin aslının böyle olmadığının altını çizen Kalsen, “Dersim coğrafyasının öteden beri devam edegelen sorunları noktasında Dersim halkının bir mücadelesi vardı. Ovacık ve Pülümür vadilerinde yapımı planlanan baraj ve HES (Hidroelektrik Santrali) projelerinin iptalini sağlamaya yönelik mücadelelerle bugüne kadar gelindi. Son kararname ile birlikte hem Ovacık hem Pülümür vadilerinin korunmasına dair kararnamenin çıkarılması, halk nezdinde verilen bu mücadelenin bir sonucu olarak da algılandı. Ancak kararname ekinde gösterilen krokiler incelendiğinde, koruma altına alınan alanların çok sınırlı kaldığı, sadece vadi tabanlarını kapsayan ve ikinci derece koruma sağlayan bir kararname olduğu ortaya çıktı” dedi.
Munzur Vadisinin daha önce Munzur Gözelerini de kapsayan birinci derece SİT alanı olarak belirlendiğini ve buraya birinci derecede mutlak korunması gereken alan statüsü verildiğini ancak yayımlanan son kararname ile bu statünün sadece gözelerin üst kısımlarını kapsadığını, Munzur Gözeleri alanı da dahil tüm diğer alanların bu statüden çıkarıldığını vurgulayan Kalsen, ilerleyen süreçte bu kararnameyle koruma altına alınan alanlarla ilgili pratiklere bakıp Dersim Barosu olarak gerekli hukuksal değerlendirme ve çalışmaları yapacaklarını ifade etti.
“COĞRAFYA VE YAŞAM ALANLARIMIZ CİDDİ BİR RİSK ALTINA GİREBİLİR”
Kalsen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kararname ile birlikte koruma altına alınan alanların çok sınırlı kaldığını, Dersim coğrafyasının bitki örtüsüyle, florası faunasıyla, endemik bitki türleriyle, yaban hayatıyla bir bütün olarak korunması gereken özgün bir alan olduğunu düşünüyoruz. Gelecekte bizi bekleyen en ciddi tehlikelerden biri de verilen birçok maden ruhsatının hayata geçirilmesi durumunda, coğrafya ve yaşam alanlarının ciddi bir risk altına gireceği yönünde ortaya çıkan kaygıdır.
Yayımlanan bu kararname aslında Dersim coğrafyasının bu özgünlüğünü koruyan bir kararname değil. Çünkü sadece vadi tabanlarını ikinci derece koruma altına alıyor ama bu da tam bir koruma statüsü değil. İlerleyen süreçte madencilik faaliyetlerinin hayata geçirilmesi durumunda, bir altın arama faaliyetinin yürütülmesi esnasında kullanılacak siyanürün Munzur’a, Pülümür nehrine karışmasını engelleyen bir koruma kararı olmadığı için, bunun yetersiz bir koruma statüsü olduğunu ifade etmek istiyoruz.”
“DERSİM COĞRAFYASININ BİR BÜTÜN OLARAK KORUNMAYA ALINMASI LAZIM”
Her ne kadar buralarda madencilik faaliyetleri yapılamayacak ise de aslında doğal suların kullanımı konusunda da herhangi bir engelin söz konusu olmadığını dile getiren Kalsen, “ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) sürecine bağlı olarak alınacak raporlarla, idari izinlerle, ortaya konan ilke kararları ve uygulanan pratiklerle birlikte, her iki vadinin nehir tabanları üzerinde birtakım faaliyetlerin yapılabileceğini maalesef görebiliyoruz. Bizce koruma altına alınması gereken bu alanların genişletilmesi ve bir bütün olarak Dersim coğrafyasını korumaya yönelik, hakikaten buradaki doğal yaşamı, endemik bitkileri, yaban hayatı ve inanç merkezlerini birlikte korumayı sağlayan bir kararnameyle idari tasarrufun yapılması gerektiğini düşünüyoruz” ifadelerine yer verdi.
PİRHA- TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan, Munzur ve Pülümür Vadilerinin ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesiyle ilgili Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Munzur Vadisinin birinci derece sit alanı olmaktan çıkarıldığını ve bu kararla yapılaşmanın önünün açılacağını ifade ediyor.
Munzur ve Pülümür vadileri, 28 Ağustos 2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Potansiyel Doğal SİT Alanı’nın koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda ‘kesin korunacak hassas alan’ olarak ilan edildi. Bu karar belli bir kesimde sevinç, bazılarında ise endişe yarattı.
Munzur ve Pülümür vadilerinde gölet, gözeler, kaya, ulu ağaç gibi yeryüzü kültleri, açık inanç mekânları var. Bu vadiler Dersimli Aleviler için inanç merkezleri aynı zamanda.
Munzur ve Pülümür Vadilerinin, Cumhurbaşkanlığı Kararıyla ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesinin ne anlama geldiğini ve olası sonuçlarının neler olabileceğini TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan’a sorduk.
“NİTELİKLİ KORUMA ALANLARINDA BAŞKA FAALİYETLER DE YÜRÜTÜLEBİLİYOR”
Konuyla ilgili 28 Ağustos’ta bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayımlandığını ve bu kararnameyle Munzur ve Pülümür Vadilerinin hassas koruma alanları ilan edildiğini söyleyen Beycan, “Bu topluma, kamuoyuna, vadilerin tamamının birinci derece Sit alanı ilan edilmiş gibi yansıdı ama biraz teknik veya yasal-hukuki boyutuna girdiğimiz zaman, daha önceden Türkiye’de sit alanları birinci, ikinci ve üçüncü derece diye nitelendiriliyordu. Sonra yapılan bir değişiklikle birinci derece sit alanları, ‘hassas koruma alanları’ olarak nitelendiriliyor. İkinci derece sit alanları ‘nitelikli koruma alanları’, üçüncü derece sit alanları ise ‘sürdürülebilir koruma alanları’ olarak nitelendiriliyor” dedi.
Üç dereceli bu koruma sistemiyle ilgili detayları ise Beycan şöyle açıklıyor:
“Hassas koruma alanları, üzerinde herhangi bir beşeri faaliyetin yürütülemediği, bir yapılaşmanın geliştirilemediği, turizm, madencilik faaliyetlerinin yürütülemediği, insan baskısından ve beşeri yapılaşmadan tamamen izole edilen, tabiri caizse çivi çakılmayan, doğanın, ekolojinin korunması üzerine şekillendirilmiş alanlardır. Nitelikli koruma alanlarında da bir koruma alanı mevcut ama bu koruma alanı içinde yürütmek istediğiniz faaliyetler bakanlık düzeyinde bir kurulun iznine tabi tutulmak zorunda. Nitelikli koruma alanlarında HES’ler (Hidroelektrik santralleri), baraj gölleri, GES’ler (Güneş enerjisi santrali), maden faaliyetleri yürütülebiliyor. Geçen sene yapılan bir düzenleme ile hidroelektrik santralleri ve barajlar bu kapsamdan çıkarıldı ama diğer faaliyetler hala yürütülebiliyor.”
“MUNZUR GÖZELERİ BİRİNCİ DERECE SİT ALANINDAN ÇIKARILMIŞ OLDU”
Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle ilgili olarak da, yekünüyle ele alındığı zaman olumsuzlanacak bir durum olmadığını belirten Beycan, “Munzur Gözeleri daha önce birinci derece sit alanı içindeydi. Bu kararname ile Munzur Gözeleri birinci derece sit alanı içerisinden çıkartıldı ve ikinci derece yani nitelikli koruma alanı statüsüne dahil edildi. Hassas ve birinci derece dediğimiz koruma alanları ise Munzur Gözelerinin çıktığı üst kotları kapsıyor. Gözelerin üst tarafında bir çıplak dağ var. O alanı kapsıyor. Çap olarak vermek gerekirse Ziyaret, Yeşilyazı (Zeranik), Koyungölü (Kedek) bölgesinin üst kotlarını kapsıyor” şeklinde konuştu.
“KARARNAME MADENCİLİK VE TURİZM FAALİYETLERİNİ ENGELLEMİYOR”
Kararnameyle ortaya çıkan yeni durumu hem toplumsal hem de TMMOB olarak değerlendirdiklerini ifade eden Beycan, şunları aktardı:
“Munzur nehrinin tabanıyla, Pülümür nehrinin tabanı, şu anda ikinci derece olarak nitelendirdiğimiz, nitelikli koruma alanı statüsüne alınmıştır. Bu, şu anlama geliyor: Munzur nehrinin tabanıyla, Pülümür nehrinin tabanı, bu hat boyunca burada HES yapamazsınız ama GES yapabilirsiniz. Günübirlik tesisler yapabilirsiniz. Buralar insan baskısına açılabilir. Turizm işletmeciliğine açılabilir. Bunların yapılabilmesi bakanlık ve kurul onaylarına tabi ama bu kararname, bunun önünü açan bir yasal düzenlemedir. Pülümür nehri ilk defa bir yasal statü kazanıyor. Bu anlamda önem arzediyor ama bu yasal statü ile nehir tabanından ziyade kapsamının daha da genişletilmesi uygun olacaktır. Munzur nehrinin tabanı hakeza ikinci derece koruma alanını kapsıyor ve bu madencilik, GES, turizm faaliyetlerini engelleyen bir nitelik taşımıyor. Buranın da çapının genişletilmesi, hatta her iki nehrin tamamının birinci derece hassas koruma alanları kapsamına alınması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü oradaki ekolojik flora ve faunadan tutun da oradaki canlı yaşamına, endemik türünden tabiat parklarına kadar; kesinlikle insan baskısından uzaklaştırılması, beşeri yapılaşmaya kapatılması gerekiyor. Burası Türkiye’nin en büyük, dünyanın da sayılı milli parklarından biri ve çok ciddi korunması gerekiyor ve bu korumanın devletin statüsüyle yapılması gerekiyor.”
PİRHA- Önceki dönem CHP Dersim Milletvekili Polat Şaroğlu, Munzur ve Pülümür Vadilerinin ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesiyle ilgili Cumhurbaşkanlığı kararını, faydalı ve doğru olarak nitelendirdi. Şaroğlu, “İhtiyaç halinde her şey yapılabilir ama birinci önceliğimiz doğanın korunması ve ona zarar verilmemesidir” dedi.
Munzur ve Pülümür vadileri, 28 Ağustos 2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Potansiyel Doğal SİT Alanı’nın koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda ‘kesin korunacak hassas alan’ olarak ilan edildi. Bu karar belli bir kesimde sevinç, bazılarında ise endişe yarattı.
Munzur ve Pülümür vadilerinde gölet, gözeler, kaya, ulu ağaç gibi yeryüzü kültleri, açık inanç mekânları var. Bu vadiler Dersimli Aleviler için inanç merkezleri aynı zamanda.
Munzur ve Pülümür Vadilerinin, Cumhurbaşkanlığı Kararıyla ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesinin ne anlama geldiğini ve olası sonuçlarının neler olabileceğini önceki dönem CHP Dersim Milletvekili Polat Şaroğlu’na sorduk.
“SEVİNÇLE KARŞILIYORUM”
Kararın oldukça olumlu olduğunu ifade eden Şaroğlu, “Sürecin böyle sonuçlanması Tunceli açısından, bizim açımızdan çok faydalı ve çok doğru. Sevinçle karşılıyorum. Burası bizim için önemli. Buraya yalnızca bir doğa olarak bakmayın, yalnızca bir toprak ya da gelir kaynağı olarak bakmayın. Alevi toplumu, doğaya inancı gereği, doğadan geldiğine, doğadan varolduğuna inandığı için, asla ve asla bu toprakların taşına toprağına kimseyi dokundurtmayacak bir inanca sahip. Bu vadinin her kilometresinde bir ziyaret, adak kesme yeri var. İnsanların gerek yurtiçinden gerek yurtdışından gelip buralarda inancını yaşadığını, dua ettiğini, adaklarını kestiğini biliyoruz” dedi.
“DEVLETİN BİZİ ANLAMASINI İSTİYORUZ”
Baraj ya da madencilik bahane edilerek doğanın ve inanç yerlerinin yok edilmek istendiğini belirten Şaroğlu, “Biz de toplum olarak buna sürekli karşı geleceğimizi, devletle çatışma içinde olmak istemediğimizi ama devletin de bizi anlaması gerektiğini söylüyoruz” ifadelerini kullandı.
“YERÜSTÜ ZENGİNLİKLERİ YERALTI ZENGİNLİKLERİNDEN DAHA DEĞERLİDİR”
Alınan kararın tüm Dersim coğrafyasına yayılarak her bölgenin bu şekilde hassas korunması gerektiğini söyleyen Şaroğlu, “Ama en azından bu da güzel bir sonuç. İnşallah önümüzdeki süreçte, belki bizim iktidarımız döneminde, bu toprağı tamamen kesin koruma altına alarak doğamızı koruruz. Çünkü biz şuna inanıyoruz. Yeraltı zenginliklerimiz yerüstü zenginliklerinden daha değerli değil. Yeraltı zenginliği bir anlıktır, alırsınız, biter ama yerüstü zenginliklerimiz bitmeyecek, nesilden nesile devam edecek ve her şeye gelir olarak baktığınız zaman bile, yerüstü zenginlikleri sürekli kazandıran bir şey” diye belirtti.
Doğasıyla, yaşam tarzıyla, insana ömür vermesiyle özel olan Dersim coğrafyasının mutlak korunması gerektiğinin altını çizen Şaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Düşünün ki bugün bir maden çalışması yapıldığı andan itibaren, yer altı dengelerinin, su yataklarının yapısının bozulması ve kaynakların kaybolmasıyla hayat bitecek. Oysa doğayı bu haliyle koruduğumuz zaman sürekli gezilip görülebilen, yaşamı devam ettiren, ömre ömür katan bir coğrafya sağlayacağız. O yüzden biz her zaman diyoruz ki yerüstü zenginliklerimiz yeraltı zenginliklerinden kat be kat daha kıymetlidir. Ve biz bunun böyle kalması için, halkla ve doğaseverlerle birlikte sonuna kadar mücadele edeceğiz. Tabi ki ihtiyaç varsa, o ihtiyaç doğrultusunda coğrafyaya, o toprağa, o doğaya yakışır bir şekilde istihdam da yaratılabilir. Biz ‘çarşı her şeye karşı’ mantığıyla bakmıyoruz. İhtiyaç halinde her şey yapılabilir ama birinci önceliğimiz doğanın korunması ve ona zarar verilmemesidir.”
PİRHA- Munzur ve Pülümür Vadileri ile ilgili Cumhurbaşkanlığı Kararının detaylarıyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Avukat Barış Yıldırım, alınan her iki kararı da net olarak olumlu buluyor.
Cumhurbaşkanlığı Kararıyla Munzur ve Pülümür Vadilerinin ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesinin ne anlama geldiğini ve olası sonuçlarının neler olabileceğini Avukat Barış Yıldırım’a sorduk.
Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Hukuk Komisyonu ile Çevre ve Ekoloji Hareketi Avukatları (ÇEHAV) üyesi olan Yıldırım, geçmiş dönemde Dersim Baro Başkanlığı da yapmış bir hukukçu ve halihazırda bu alanda çalışma yürüten biri. Yanısıra Dersim ve çevre illerde baraj ve HES’lerle madencilik projelerine karşı yürütülen davaların avukatlığını da yapıyor.
Munzur ve Pülümür Vadileri ile ilgili Cumhurbaşkanlığı Kararının detaylarıyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Avukat Barış Yıldırım, alınan her iki kararı da net olarak olumlu buluyor.
“TARİHİ ÖNEME SAHİP OLUMLU BİR KARAR”
Yıldırım, “Coğrafyamız için son derece tarihi öneme sahip, olumlu iki karar var. Tunceli ili merkez ilçesi, Ovacık ve Pülümür ilçesi sınırları dahilinde bulunan Munzur ve Pülümür vadileri, 25 Temmuz 2023 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile nitelikli doğal koruma alanı olarak ilan edildi. İlan edilen saha Munzur Vadisi Milli Parkı’nın temel kaynak değeri Munzur nehrinin tabanı, suyun toprağa temas ettiği kısmı ile Pülümür Vadisi’nin temel kaynak değeri olan Pülümür çayının taban bölümüdür. Ayrıca 29 Ağustos 2023 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararıyla da Munzur havzasının bir bölümü kesin korunacak hassas alan ilan edildi” dedi.
Bunların mevzuattaki en önemli doğal koruma statüleri olduğunu, en üstün doğal koruma statüsünün kesin korunacak hassas alan, ikincisinin nitelikli doğal koruma alanı olduğunu ifade eden Yıldırım, bunun, belli ekolojik alanların özel mevzuat hükümleriyle korunması hususunda düzenlemeler içerdiğini söylüyor.
“MUNZUR, DÜNYA KÜLTÜREL MİRAS LİSTESİNE ÖNERİLMELİDİR”
Ovacık ve Pülümür vadilerinin, ekolojik öneme sahip, doğal karakteri korunacak alanlar pozisyonunda olduğunu belirten Yıldırım, “Bölge flora olarak çok zengin. Geçmişte Orman ve Su işleri Bakanlığı’nın UBENİS, Ulusal Biyolojik Çeşitlilik, Envanter ve İzleme Projesi kapsamında yaptığı çalışmalarda 2000’in üzerinde bitki saptandı. Bu bitkilerin yüzde yirmisi endemik. Bu bitki sayısı Hollanda’dan, İngiltere’den fazla. Avrupa’nın herhangi bir ülkesinden çok daha fazla tür var. Bu bile buradaki biyolojik zenginliğe delalet etmesi bakımından çarpıcı bir veri” diyor.
Munzur havzasının bir bütün olarak, Türkiye’nin taraf olduğu Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına dair sözleşme hükümlerine göre, Dünya Kültür Mirası Listesi’ne önerilmesi gerektiğini söyleyen Yıldırım, “Bir doğal veya kültürel havzanın dünya kültür mirası listesine alınması için 10 kriter var. Munzur, tek başına 6’sını karşılayan ender milli parklardan biri. Bu bakımdan sadece doğal koruma statüleri ile teçhiz edilmesi değil aynı zamanda dünya kültür mirası listesine de önerilmesi için görevli bakanlıklarımız vasıtasıyla bir çalışma yürütülmesini de bekliyoruz” şeklinde konuştu.
“KAMUOYUNUN HİÇBİR KUŞKUSU OLMASIN”
Doğal koruma statülerinin hepsinin son derece önemli olduğunu, burada bir doğal koruma statüsünün kaldırılmadığını, yeni bir doğal koruma statüsü inşa edildiğini ifade eden Yıldırım, “Kamuoyunda hiçbir kuşku oluşmasın, bunu çok net söylüyorum. Nitelikli doğal koruma alanlarında kesinlikle baraj, HES gibi ekosistemi yıkıcı şekilde etkileyecek projelere izin verilmiyor. Kesin korunacak hassas alanlar ise bilimsel amaçlı çalışmalar dışında insan etkileşimine tamamen kapalı olan alanlardır. Kesin korunacak hassas alan, birinci derece doğal sit alanına, nitelikli doğal koruma alanı ise ikinci derece sit alanına tekabül ediyor. Ama her ikisinde de ortak özellik şudur; ekosistem tahribi, habitat tahribi kesinlikle yasaklanmıştır” değerlendirmesinde bulundu.
“NİTELİKLİ DOĞAL KORUMA MADEN SAHALARINI KAPSAMIYOR”
Maden projelerinin gerçekleştirilmek istendiği sahaların, vadi tabanından çok daha yukarıda bulunduğunu, nitelikli doğal koruma alanının sınırının ise akarsu habitatı boyunca uzanan yerler olduğunu ve sadece akarsu yataklarının koruma kapsamda olduğunun altını çizen Yıldırım, “Ancak örneğin 2021’de madenciler Ovacık ilçesi, Reşko Deresi bölgesinde, kaçak şekilde maden sondajı yaptılar. Reşko Deresi Munzur’a akıyor. Dolayısıyla orada yapılacak çalışma aşağıda nitelikli doğal koruma alanının temel kaynaklarını zedeleyici olursa -ki zedeler- bu da madenler için bir engeldir. Orada hiçbir doğal koruma statüsü olmadığını düşünün. Mesela Pülümür Vadisi’nde hiçbir doğal koruma statüsü yoktu, burası bir statüye kavuşturuluyor” dedi.
PİRHA- Munzur ve Pülümür vadilerinin, Cumhurbaşkanlığı Kararı ile ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesi, başlangıçta bir sevinç yaratsa da devamında soru işaretlerini de gündeme getirdi. Avukat Murat Cano, bu kararın vadilerde yapılaşmanın önünü açabileceğini düşünüyor.
7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile Munzur ve Pülümür vadilerinin ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesinden sonra, Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren kararın gerçekten neye tekabül ettiğini, dosyamızın ikinci bölümünde Avukat Murat Cano’ya sorduk.
Murat Cano, Dersimli bir avukat olmasının yanında azınlık hakları, Hasankeyf ve 2000’lerinlerin başında Munzur Vadisi etrafında yapılması planlanan 8 baraj projesi gibi birçok alanda hukuki itirazlarıyla bilinen bir avukat.
Cano ayrıca Türkiye’deki pek çok Rum, Ermeni, Yahudi vakfına, hukuk mücadelelerinde önemli katkılar sağladı. Hasankeyf’in sular altında kalmasına sebep olan baraj projesi ile ilgili davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı. Cano, Dersim’de yapılması planlanan baraj projelerine de itiraz etti. Başlattığı hukuk mücadelesine toplumsal bir baskının eşlik etmesi gerektiğini savunan Cano, ‘Munzur boğulmasın’ başlığıyla 2000’lerin başlarında Dersim dernekleri öncülüğünde yürütülen protesto kampanyasına önemli destek verdi.
“KARARA KARŞI DAVA AÇMAK GEREKİYOR”
Munzur ve Pülümür Vadilerini kapsayan söz konusu kararla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Avukat Murat Cano, kararın yaratabileceği sonuçlar hakkında olumsuz düşünenlerden biri. Öncelikle PİRHA’ya açıkladığı görüşlerin bir ön değerlendirme olduğunu, kesin değerlendirmesini teknik tespitleri harita üzerinde uzmanlardan aldıktan sonra, su-iklim-hayat ilişkisine göre yapacağını belirten Cano, şunları söyledi:
“Bu karar yürürlükte kalırsa ve buna göre uygulama yapılırsa biz coğrafyamızı kaybederiz. Doğal alanların korunması konusunu ikiye ayırmışlar. Mutlak olarak korunması gereken alanlar birinci derecede koruma altına alınırken, nispeten korunabilir alanlar için ikinci derecede koruma tarifi yapılıyor. İkinci grup alanlarda yapılaşma bakımından daha kolaylaştırıcı ve gevşek davranılmış. Bu ayrımda mutlak olarak korunması gereken alanlar dışındaki bütün alanlarda yapılaşma olanağı oluşuyor. Turizm amaçlı, kamu güvenliği ihtiyacı amaçlı, hayvancılık, balık çiftliği gibi tesis kurma amaçlı yapılaşmanın önü açılıyor. Ayrıca kesin korunması gereken alanlar dışındaki alanlar bakımından, önceden var olan koruma statüsü hemen hemen bertaraf edilmiş durumda. Bu kararın uygulanmasının durdurulması ve iptali için Ankara’da dava açmak gerekiyor.”
ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERE İŞARET EDİLDİ!
Murat Cano, Munzur Vadisi Milli Parkı’nın kabul edilmiş ve haritaya bağlanmış sınırları olduğunun ise altını çizdi. Cano, Pülümür Vadisi’nin de potansiyel korunması gereken doğal varlık olma özelliği olduğunu ama bu yönlü henüz bir tescilin olmadığını belirterek şunları söyledi:
“Her iki vadi birlikte, iklim dengesi, orman varlıkları, bitki örtüsü, milli park, yaban hayatı, su ve su canlıları bakımından bir bütünlük arz ediyor, birlikte bir fonksiyon ifa ediyorlar. Bunların korunmasıyla ilgili bir dizi uluslararası sözleşme var. Hatta Paris İklim Sözleşmesi şartları artık gözetilmek zorunda. Çünkü su, iklimi belirleyen belli başlı temel unsurlardan biri.”
PİRHA- Munzur ve Pülümür vadileri, Cumhurbaşkanlığı Kararı ile kesin korunacak hassas alan ilan edildi. Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, korumaya alınan bölgenin yetersiz olduğunu belirterek, “Dersim’de Alevi inanç toplumu, vadinin tamamını bir inanç vadisi olarak görüyor. Vadinin, sadece ekolojik temelli bilimsel çalışmalara göre değerlendirilmesi kabul edilebilir değil” dedi.
Munzur ve Pülümür vadileri, 28 Ağustos 2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Potansiyel Doğal SİT Alanı’nın koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda ‘kesin korunacak hassas alan’ olarak ilan edildi. Bu karar belli bir kesimde sevinç, bazılarında ise endişe yarattı.
Munzur ve Pülümür vadilerinde gölet, gözeler, kaya, ulu ağaç gibi yeryüzü kültleri, açık inanç mekânları var. Bu vadiler Dersimli Aleviler için inanç merkezleri aynı zamanda.
Cumhurbaşkanlığı Kararı ile kesin korunacak hassas alan ilan edilmesinin ne anlama geldiğini Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan’a sorduk.
Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, birinci derecede koruma altına alınmış bölgenin Munzur Gözeleri’nin kuzeyinde yer alan yamaçlarla sınırlı tutulduğunu, elbette buranın da korunması gerektiğini ancak sadece bu alanın korumaya dahil edilmesinin yetersiz olduğunu söyledi.
Alan, “Dersim’de Alevi inanç toplumu, vadinin tamamını bir inanç vadisi olarak görüyor. Bölge insanı için inanç merkezi konumunda bulunan ve kutsiyet değeri olan bir vadinin, toplumun manevi değerlerinden koparılarak, buranın sadece ekolojik temelli bilimsel çalışmalara göre değerlendirilmesi kabul edilebilir değil” dedi.
Geçtiğimiz yıllarda yaptıkları Munzur Jeoapark Çalıştayı’nda bölgede yer alan çok sayıda buzul gölü, buzul vadileri, moren çökelleri, şelaleler, ören yerleri, Ovacık fay lokasyonu ve sayısız kanyonların yer aldığını, çok sayıdaki bu jeolojik varlık için hiçbir koruma statüsü getirilmediğini belirten Alan, şöyle devam etti:
“Buranın ekolojik tabanlı raporlarla değil, bölge insanı için bir inanç merkezi olması niteliğinde olması nedeniyle korunması, vahşi kullanım ve kirleticilerin etkilerinden arındırılması için Yeni Zelanda’daki Whanganui ile Hindistan’daki Ganj nehirlerinde olduğu canlı varlık statüsü tanınması için özel yasal düzenleme yapılması gerektiğini düşünüyorum.”
PİRHA- 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Munzur ve Pülümür Vadileri, kesin korunacak hassas alan olarak ilan edildi.
7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Munzur ve Pülümür Vadileri, Potansiyel Doğal SİT Alanının koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda kesin korunacak hassas alan olarak ilan edildi. Karar, Resmi Gazete’de bugün yayımlandı.
7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı şöyle:
“Tunceli ili Pülümür, merkez ve Ovacık ilçeleri sınırları içerisinde bulunan Munzur ve Pülümür Vadileri Potansiyel Doğal Sit Alanının koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda, ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanın kesin korunacak hassas alan olarak tescil ve ilan edilmesine 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 109’uncu maddesi gereğince karar verilmiştir.”
DAHA ÖNCE RAPOR HAZIRLANMIŞTI
İki yıl önce Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum öncülüğünde Munzur ve Pülümür vadilerinin doğal SİT açısından değerlendirilerek, “kesin korunacak hassas alan” ilan edilmesi ile ilgili olarak, ‘Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Projesi’ hazırlanmıştı. Bu proje kapsamında, alanı tehdit eden faktörlerin kontrol altına alınabilmesi ve bunların korunarak gelecek nesillere aktarılabilmesi için, bilimsel kriterler ışığında alanın biyo-ekolojik, jeolojik, hidrojeolojik ve jeomorfolojik değerlerinin belirlenmesi amacıyla bölgeye gönderilen uzmanlarla, ekolojik değerlendirme çalışması yapılmış ve bir rapor hazırlanıp Cumhurbaşkanlığı’na sunulmuştu.
PİRHA-Devlet Su İşleri’nin Munzur Vadisi’nde dere ıslahı projesi devam ederken, yapılan tahribat tehlikeli boyutlara ulaştı. Avukat Barış Yıldırım, “Doğal yapılara hiçbir şekilde suni bir müdahale yapılamaz. Dünyada sadece Munzur ırmağında habitatı bulunan endemik bir balık türü olan Munzur alabalığının yumurtlama alanlarının iş makinaları ile bozulması hukuka aykırıdır” dedi.
Dersim coğrafyasına yönelik talan politikaları hız kesmeden devam ediyor. DSİ’nin (Devlet Su İşleri) Munzur Vadisi’nde dere ıslahı projesi devam ederken yapılan tahribat tehlikeli boyutlara ulaştı. Avukat Barış Yıldırım konuya ilişkin açıklama yaptı.
“BU ÇALIŞMALARA SON VERİLMELİ”
DSİ’nin iş makinaları tarafından dere yatağında yapılan çalışma nedeniyle bölgenin doğal peyzajının değiştirildiğini belirten Yıldırım, şunları kaydetti:
“2872 sayılı çevre kanunun 9. Maddesine göre akarsu yataklarının doğal yapısının korunması zorunludur, bu doğal yapılara hiçbir şekilde suni bir müdahale yapılamaz. Dünyada sadece Munzur ırmağında habitatı bulunan endemik bir balık türü olan Munzur alabalığının yumurtlama alanlarının iş makinaları ile bozulması hukuka aykırıdır. Yetkililer bu çalışmalara son vermeli ve buradaki akarsu yatağı eski haline getirilmeli” diye konuştu.
PİRHA- Munzur Vadisi’nde bulunan Sal Deresi’nde ormanlık alanda yangın çıktı. Yangına müdahale için bir araya gelen gönüllerin belediye binası önünden yola çıktığı bildirildi.
Dersim’de Munzur Vadisi’nde bulunan Sal Deresi’nde orman yangını çıktı. 29 Ağustos’ta Munzur Vadisi’nde bulunan Fırtına Veli Çeşmesi’nde orman yangını başlamıştı ve yangın Sal Deresi’ne yayılmıştı. Edinilen bilgilere göre, dün sabah saatlerinde Sal Deresi’nde yeni bir orman yangını başladı.
Yangına müdahale için toplanan gönüllülerin saat 11.00’de Dersim Belediyesi binası önünde toplanarak yola çıktığı bildirildi.
PİRHA-Dersim’de 42 bin 674 hektarlık alanı, akarsu kaynakları, bölgeye özgü canlıları, endemik bitki türleri ve örtüsü ile eşsiz değere sahip Munzur Vadisi’nin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesinin ardından bakanlık yetkilileri, bölgede keşif çalışmalarını tamamlayarak, rapor hazırladı.
Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, bir süre önce Dersim’e yaptığı ziyarette, 1971’de ‘milli park’ da ilan edilen Munzur Vadisi’nin ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edildiğini açıkladı. Görenlerin doğal güzelliğine hayran kaldığı Munzur Vadisi ile ilgili karar, yöre halkını sevindirdi. ‘Kesin korunacak hassas alan’ ilanının ardından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıkları Koruma Genel Müdürlüğü’nden 3 uzman, bölgeye gelerek, keşif çalışmalarını tamamlayıp, rapor hazırladı.
MUNZUR VADİSİ YÜZLERCE CANLIYA EV SAHİPLİĞİ YAPIYOR
Ovacık ilçesinde bulunan, kırk gözeden doğan ve onlarca dere suyuyla beslenen Munzur Çayı, yöre halkı tarafından kutsal sayılıyor. Zengin bitki türleriyle kaplı Munzur Vadisi, vaşak, yaban keçisi, kırmızı benekli alabalık, bozayı, Anadolu parsı ve koca engerek yılanı gibi yüzlerce canlıya ev sahipliği yapıyor.
PİRHA- Dersim’de yoğunlaşan ziyaretçi akınına ilişkin PİRHA’ya konuşan Mersin Dersimliler Derneği Başkanı Hasan Tanrıkut, kutsalların ve doğanın korunması gerektiğini belirterek, “Dersim’in kutsallarına, doğasına ve kültürüne sahip çıkılmasına her zamankinden daha çok ihtiyaç var” çağrısında bulundu.
Dersim’de, Munzur Gözeleri’ne yapımına başlanan peyzaj projesine, Munzur Vadisi ve Pülümür Vadisi boyunca doğa tahribatına yol açılmasına tepkiler devam ediyor.
Konuya dair PİRHA’ya konuşan Mersin Dersimliler Derneği Başkanı Hasan Tanrıkut, “Özellikle çevre illerden piknik amaçlı gelen insanlarla birlikte yurt dışından ve Türkiye metropollerinden Dersim’e giden Dersimliler ve Dersim dostlarının gelmesiyle yolların, araç park alanlarının yetersizliği ve alt yapı eksikliklerinin eklenmesiyle bölge adeta bir keşmekeş hal alıyor” dedi.
“TABİAT VARLIKLARIMIZ VE İNANÇ YERLERİMİZ YOK OLMA TEHDİDİ İLE KARŞI KARŞIYA”
İnsanların çevreye ve doğaya karşı olan hoşgörüsüzlüğü ve dikkatsizliği çevre ve doğanın kirlenmesini kaçınılmaz kıldığını vurgulayan Tanrıkut, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu durumda bölge halkının haklı tepkisine zemin hazırlıyor. Özellikle Munzur Gözeleri, Halvori Gözeleri gibi halkımızın inanç yerleri olarak gördüğü mekanlarda suya girilmesi, çevreye çöplerin atılması, mangal yakılması vb. durumlar doğal olarak halkımızın tepkisiyle karşılaşmaktadır. Doğayı kirleten faktörlerden biri de insan kaynaklı katı atıkların çevreye rastgele atılmasıdır. Bütün bu insan yoğunluğunun bölgeye verdiği çevre ve doğa kirliliği, mangal dumanları, çöp yığınları merkezlerde trafik yoğunluğunun yanında son zamanlarda sıkça gündeme gelen Munzur Gözeleri peyzaj projesi, Halvori Gözeleri’nde yapılması düşünülen proje kapsamında bungalov evler, diğer yandan Ovacık’ta köylülerin ekip biçtiği tarım arazilerinin (2300 dönüm) 49 yıllığına bir şirkete kiralanması, madencilik, taş ve kum ocakları, baraj ve HES projeleri de eklenince tabiat varlıklarımızın, inanç yerlerimizin, doğamızın, çevremizin, akarsularımızın ve ormanlarımızın yok olması sonucunu doğurmaktadır.”
“TURİZM ALTYAPISI YOK”
Dersim’de olup bitenlere kurumlar olarak bütüncül baktıklarını belirten Tanrıkut, “Dersim’e çevre illerden günü birlik gelenler turist değildir. Zaten bu denli insan yoğunluğunu karşılayacak turizm altyapısı da ne yazık ki yoktur, olmamıştır. Konaklama olsun sosyal ve spor tesisleri olsun, yeme içme tesisleri olsun her alan yetersizdir” dedi.
“SAHİP ÇIKMAYA HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK İHTİYAÇ VAR”
Devletin güvenlik ekseninde yaklaştığını belirten Tanrıkut şunları kaydetti:
“Devlet bugüne kadar bu bölgeye askeri üstler ve kalekollar inşa ederek güvenlik ekseninde yaklaşmıştır. Daha sonraki süreçte ticaretleştirmek isteyerek ranta peşkeş çekmeye çalışmıştır. Dersim’deki kurumlar ve Dersim halkı olarak devletten ve devletin kurumlarından isteğimiz Dersim halkına ve Dersim kurumlarına sormadan onayını almadan doğal SİT alanı olan Munzur Milli Parkı’nda herhangi bir yapılaşma çalışmasına girilmemesi ve bu vadiye kazma vurulmamasıdır. Ayrıca gerek devlet kurumlarının gerekse yerel yönetimlerin bu konulara hassasiyetle yaklaşmalarını, halkımızın ihtiyaçlarını giderecekleri hizmetlerin ivedilikle sağlanmasını talep ediyoruz. Bugün Dersim’in kutsallarına, doğasına ve kültürüne sahip çıkılmasına her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır.”
PİRHA-Dersim coğrafyası ziyaretçi akınına uğruyor. Bu yoğunluk bir taraftan devam eden pandemi sürecinden kaynaklı endişe yaratırken, diğer taraftan Dersim coğrafyasının tahrip edilmesine yol açıyor.
Haberin videosu;
Dersim görülmemiş hareketlilik yaşıyor. Pandemi boyunca sakin olan kent “normalleşme” adımları sonrası ziyaretçi akınına uğruyor. Munzur vadisi ve Pülümür vadisi boyunca mangal dumanları yükselirken, yoğunluk doğa tahribatına da yol açıyor.
Dersimliler, bir taraftan koronavirüsten kaynaklı tedirginlik yaşarken, diğer yandan ortaya çıkan çöp yığınlarından ve doğa talanından rahatsız. Bazı esnaflarında var olan yoğunluğu fırsata çevirmesi de bir başka şikayet konusu. Belediyelerin denetimleri arttırması gerektiğini belirten yurttaşlar, ziyaretçilere de doğaya saygılı davranmaları çağrısında bulundu.
PİRHA – Dersim’in kutsal mekanlarından Halvori Gözeleri’nde otel yapımı olacağı duyuruldu. Duruma tepki gösteren Dersim Kültürel ve Doğal Miras Koruma Girişimi Sözcüsü Barış Yıldırım, “Doğamıza ve kültürel mirasımıza ticarileştirmeye karşı sahip çıkacağımızı belirtmek istiyoruz” dedi.
Munzur Vadisi Milli Parkı sınırları içerisinde bulunan, Dersim’in kutsallarından olan Halvori Gözeleri’nde Bungalow Ev Tip Otel işletmeciiliği için resmi süreç başlatılmış olduğu öğrenildi.
Konuya ilişkin açıklama yapan Dersim Kültürel ve Doğal Miras Koruma Girişimi Sözcüsü Av. Barış Yıldırım, “Millî Park’ın temel kaynak değerlerinden biri de Halvori Gözeleri’dir. Halvori Gözeleri, ilginç özelliklere ve güzelliklere sahip olduğu gibi bilimsel ve estetik bakımından da muhteşem bir tabiat alanıdır. Gözelerde çok sayıda noktadan çıkan su kaynakları bulunmaktadır. 2872 sayılı Millî Parklar Kanunu ile Millî Parklar Yönetmeliği’ne göre Halvori Gözeleri Millî Parkın “Mutlak Koruma Zonu”nda bulunmaktadır. Gözeler, aynı zamanda kültürel ve inançsal bakımdan da kültürel miras alanıdır. Hal böyleyken Doğa koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü XV. Bölge Müdürlüğü tarafından Halvori Gözeleri’nde, Bungalow Ev Tip Otel işletmeciiliği için resmî süreç başlatılmış olduğunu bugün öğrendik. Bu kapsamda önümüzdeki süreçte inşaat için ihale gerçekleştirileceğini de öğrendik” diyerek duruma tepki gösterdi.
“HALVORİ GÖZELERİ’NDE OTEL İNŞA ETMEK HUKUKSUZLUKTUR, VİCDANA AYKIRIDIR”
Yıldırım, şunları kaydetti:
“Halvori Gözeleri’nde Otel inşa edilmesi hukuka, akla ve vicdana aykırıdır.
Neden mi?
1.Bölge Munzur Vadisi Millî Parkı’nın Mutlak Koruma Zonu’ndadır. Bu sahalarda insan kaynaklı hiçbir faaliyete izin verilmez.
2.Bölge Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi’nin EK-II Listesi’ne göre koruma altında bulunan Yaban Keçileri’nin habitat alanıdır. Bu alanlarda insan etkileşimi kesinlikle yasaktır.
3.Bölge Birleşmiş Milletler Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi hükümlerine göre koruma altındadır.
4.Avrupa Peyzaj Sözleşmesi’ne göre de bölgenin doğal peyzajının korunması esastır.
5.Bölgede Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi bulunmadığından insan kaynaklı atıklar 2872 sayılı Çevre kanunu’na aykırı şekilde toprak ve suya karışacaktır. Bu durum ise başta su kaynağı durumundaki Halvori Gözeleri’nde ve Munzur NEHRİ’NDE GERİ DÖNÜŞÜMÜ OLMAYACAK kirlenmeye sebebiyet verecektir. Bu durum ise sucul ekosistemin bozulmasına sebebiyet verecektir.
6.Gözeler Aleviler açısından ziyaretgâh yeri olup “Kavl-u karar” mekanıdır.
Dünya’da ve Türkiye’de doğal yaşam ortamlarının insan baskısı ile tahrip edilmesinin virüs salgını gibi hangi olumsuzluklara sebebiyet verdiğinin son derece açıkça anlaşıldığı bugünlerde Halvori Gözeleri gibi ender bulunan bir tabiat sahasında Otel inşa edilmesinin anlaşılır bir yanı da yoktur.
Doğamıza ve kültürel mirasımıza ticarileştirmeye karşı sahip çıkacağımızı belirtmek istiyoruz.
Yukarıda açıklanan tüm gerekçelerle derhal Otel Projesi’nden vazgeçilmelidir.
Aksi durumda tüm hukuksal yollara başvuracağımızı belirtmek isteriz.”
PİRHA – Munzur Özgür Aksın Meclisi, Munzur Vadisi üzerindeki baraj ve HES projelerinin iptaline ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Munzur Vadisi üzerinde planlanan baraj projelerine karşı yürüttüğümüz meşru ve fiili mücadele günümüze kadar devam etmiş, geldiğimiz aşamada da hukuksal mücadele ile baraj projeleri iptal edilmiştir” denildi.
Munzur Özgür Aksın Meclisi, Munzur Vadisi üzerindeki baraj ve HES projelerinin iptaline ilişkin basın açıklaması yaptı.
Dersim Belediyesi’nde yapılan açıklamaya ilçe belediye başkanları, siyasi parti ve kurum temsilcileri, hukukçular ile meclis bileşenleri katılım gösterdi.
Açıklamayı okuyan Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, “Gelinen aşama itibariyle Ankara 10. İdare Mahkemesi, Konaktepe Barajı ve Konaktepe HES I- Konaktepe HES II Projesine dair açılan başka bir davada Munzur Özgür Aksın Meclisinin açıklamalarını teyit eder mahiyette kararını vermiş ve İptal edilmiş Baraj ve HES Projeleri için yeniden keşif yapılamayacağını ve İptal edilmiş Baraj ve HES Projelerinin yeniden dava konusu edilemeyeceğini teyit etmiştir” ifadelerini kullandı.
“HUKUKSAL MÜCADELE İLE BARAJ PROJELERİ İPTAL EDİLDİ”
“Munzur vadisi üzerinde devlet kurumlarının öteden beri planladığı ve uygulamak istediği baraj projelerine karşı Dersim halkı ve Dersim Emek ve Demokrasi güçleri olarak yürüttüğümüz meşru ve fiili mücadele günümüze kadar devam etmiş, geldiğimiz aşamada da hukuksal mücadele ile baraj projeleri iptal edilmiştir” diye konuşan Sarıgül, şöyle devam etti:
“Bilindiği üzere, 15.10.2019 tarihinde medyaya yansıyan haber ve açıklamalarda Munzur Vadisi Milli Parkı’nda geçmişte projelendirilmiş Kaletepe Barajı ve HES’in İdare Mahkemesi’nce İptal edildiği ve anılan kararın Munzur Vadisi Milli Parkı’nda yapımı planlanan diğer Baraj ve HES Projeleri için emsal teşkil edeceği şeklinde tespitlerde bulunulmuştu. Keza 23/10/2019 tarihinde medyaya yansıyan haber ve açıklamalarda Munzur Vadisi Milli Parkı’nda geçmişte projelendirilmiş Konaktepe Barajı ve Konaktepe HES I – Konaktepe HES II Projesi için Mahkemece Keşif kararı alındığı belirtilmişti.”
“İPTAL EDİLMİŞ PROJELERDE KEŞİF İCRA EDİLEMEZ”
Anılan haber ve açıklamalar üzerine Munzur Özgür Aksın Meclisi’nce 14.11.2019 tarihinde yazılı basın açıklaması yapılarak: Munzur Vadisi Milli Parkı’nda Baraj ve HES Yapımına Onay veren Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın 18.04.2011 tarihli Üstün Kamu Yararı kararının Av. BARIŞ YILDIRIM tarafından açılan dava kapsamında Ankara 3. İdare Mahkemesi’nin 02.11.2018 tarihli ve 2018/1679 E. – 2018/2166 K. sayılı kararı ile İptal edildiğinden yeni bir hukuksal durumun bulunmadığı, Konaktepe Barajı ve Konaktepe HES I – Konaktepe HES II Projesi’ne dair yapılan Keşif açıklaması için ise Munzur Vadisi Milli Parkı’nda Baraj ve HES yapımına onay veren Üstün Kamu Yararı Kararı Konaktepe Elektrik Üretim A.Ş.’nin de bizzat müdahil olduğu davada Ankara 3. İdare Mahkemesi tarafından İptal edildiğinden anılan Proje için yeniden Keşif kararı alınmasının hukuka aykırı olduğu belirtilmişti.
Munzur Vadisi Milli Parkı’na yönelik Baraj ve HES Projeleri iptal edildiğinden anılan projeler için yeniden Keşif yapılamayacağına ve açılan davaların yeniden incelenemeyeceğine dair karar alındı.
Ankara 10. İdare Mahkemesi, Munzur Vadisi Milli Parkı’nda Baraj ve HES Yapımına Onay veren Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın Üstün Kamu Yararı kararı, Munzur Özgür Aksın Meclisi’nin 17/12/2018 tarihinde yaptığı Basın Açıklaması ile duyurduğu Ankara 3. İdare Mahkemesi’nin kararı ile iptal edildiğinden, İptal edilmiş Baraj Projeleri için yeniden Keşif yapılamayacağını ve İptal edilmiş Baraj ve HES Projelerinin yeniden dava konusu edilemeyeceğine dair karar verdi.
Gelinen aşama itibariyle Ankara 10. İdare Mahkemesi, Konaktepe Barajı ve Konaktepe HES I- Konaktepe HES II Projesine dair açılan başka bir davada Munzur Özgür Aksın Meclisinin açıklamalarını teyit eder mahiyette kararını vermiş ve İptal edilmiş Baraj ve HES Projeleri için yeniden Keşif yapılamayacağını ve İptal edilmiş Baraj ve HES Projelerinin yeniden dava konusu edilemeyeceğini teyit etmiştir.”
“MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Sarıgül, Munzur Özgür Aksın Meclisi olarak Dersim doğası ve Munzur için çalışma yürütmeye devam edeceklerini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Dünya Kültür Mirası Listesi’ne yer alması gereken ve kültürel / doğal mirasımızın temellerinden Munzur’u Maden Projeleri’ne, insan baskısına ve atıklara karşı korumaya fiili ve meşru mücadeleye devam edeceğiz.
Munzur Özgür Aksın Meclisi olarak Dersim doğası ve Munzur için çalışma yürüten bütün arkadaşlarımıza kurumlarımıza şükranlarımızı sunuyoruz.
Dersim’de ekoloji mücadelesi yürüten ve Dersim’in tarihine, kültürüne ve inancına sahip çıkan tüm kurum ve aktivistleri ‘Munzur Özgür Aksın’ meclisi çatısı altında mücadeleyi büyütmeye davet ediyoruz.”