Etiket: Murat Çelikkan

  • Hafıza Merkezi’nden ‘Kuşaklararası Buluşma’ etkinliği: Zorla kaybetmelere karşı mücadele buluşması

    Hafıza Merkezi’nden ‘Kuşaklararası Buluşma’ etkinliği: Zorla kaybetmelere karşı mücadele buluşması

    PİRHA- Hafıza Merkezi, “Kuşaklararası Buluşmalar” devam ediyor: Kayıplar Mücadelesinin Geleceğe Mirası şiarıyla Türkiye’de zorla kaybetme suçuna karşı mücadele yürütenlerle bir araya geldi.

    Hafıza Merkezi, “Kuşaklararası Buluşmalar” başlığında düzenlediği etkinliğin üçüncüsünde İstos’ta gerçekleştirdi. Kayıplar Mücadelesinin Geleceğe Mirası konu başlığıyla gerçekleşen etkinlikte Türkiye’de gözaltında kayıplara karşı mücadele yürüten Nimet Tanrıkulu, kayıp yakını ve aktivist Besna Tosun, Hafıza Merkezi kurucularından Murat Çelikhan, Dargeçit filmi yönetmeni Berke Baş konuşmacı olarak yer alırken moderatörlüğü Hazal Özvarış üstlendi.

    “MÜCADELEMİZDE TEMEL OLAN VAZGEÇMEME VE DİRENİŞ KÜLTÜRÜ”

    İlk sözü ömrünün kırk yıldan uzun bir zamanını insan hakları mücadelesine adayan Nimet Tanrıkulu aldı. Tanrıkulu, mücadele deneyimlerini şöyle aktardı:  “Türkiye’de gözaltında zorla kaybetme meselesi yeni bir olgu değil. Cumartesi Anneleri özelinde baktığımızda tarih 1980lere dayanıyor. Bizler de 12 Eylül de gözaltına alınanlar arasındaydık. Gözaltında kayıpların olduğunu biliyorduk. İnsan Hakları Derneği (İHD) kurulduğunda bu meseleyi görünür kılamadık. Bir süre sonra gözaltında kayıplar gerçeği konuşulmaya başlandı. Türkiye’de Cumartesi Anneleri’nin başlangıcını Hasan Ocak’la belirlemek mümkün. Hasan Ocak iki kez gözaltına alındı. İlkinde serbest bırakıldı ama ikincisinde 58 gün boyunca kayıptı. O dönemde Arkadaşıma Dokunma grubuyla kadınlar mücadelelerini yürütüyordu.  Hasan’ın kaynı üzerine, Çoğunluğu Arkadaşıma dokunma kampanyasından kadınların oluşturduğu ekiple sessizce Galatasaray Meydanı’nda oturmaya karar verdik. Mücadelemizde en temel olan şey vazgeçmeme ve direniş kültürüydü.

    “CUMARTESİ ANNELERİ BİZİM DAYANIŞMAMIZIN ADI”

    Tanrıkulu, Galatasaray Meydanı’nda geçen ilk 200 haftalık süreçte kayıpları fiziksel olarak da bir aradıklarını ise şu sözlerle anlattı:

    “Bizim bir kaybı aramak kendimize tanıdığımız süre üç gündü. Bir kayıp haberi geldiğinde kaybedilme olgusuna sadece devlet perspektifinden bakamıyoruz. Üzerindeki giysileri tanımlıyorduk. Çevredeki insanlarla konuşarak araştırma yapıyorduk. Kimi zaman o mezarların içine girdik, mezarlık defterlerine bakmaya çalışıyorduk. Kaybedilen kişilerin mezardan üstündeki kıyafetlerle, ellerinde mühürlerle çıkarıldığına şahit olduk. Cumartesi Anneleri bizim kendi aramızdaki dayanışmamızın adıydı.”

    “BU SUÇUN HEM MAĞDURU HEM TANIĞIYIM”

    Galatasaray Meydanı’nı annesinden devralan, “Bu suçun hem mağduru hem tanığıyım. Babam benim yanımda kaçırıldı. Babam evimizin önünden kaçılırken failleri ile göz göze gelip onlara gülümsemiştim”  diyen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun yaşadığı acının nasıl insan hakları mücadelesine dönüştüğünü anlattı:

    “Babamı arama süreci başladığında annemle hep yan yanaydım. Annem İHD’ye babam için başvuru yapıp döndükten sonra “Basın toplantısı kararı alındı. Seni götüreceğim gördüklerini anlatacaksın” dedi. O süreci birlikte yaşayarak aramızda bir deneyim aktarımı gerçekleşti.

    Galatasaray Meydanı’na ilk çıktığımda 12 yaşındaydım. Eyleme müdahale başladığında gözleri ne yaşlıları ne çocukları görüyordu. Annelerimiz gözaltına alındığında Nimet Erdoğan, Leman Yurtsever işten, dernekten çıkıp koşa koşa bize yemek yapmaya gelirlerdi. Çiğdem Mater o zamanlar 18 yaşındaydı bizle İHD’de oyunlar oynuyordu. Annelerimiz müdahaleden dolayı artık bizi meydana götürmemeye başlamıştı. Dolayısıyla 12.00de televizyon karşısına geçip haberleri tedirgin bir şekilde izliyorduk. Leman’ın eve gelişinde anlıyorduk ki o gece annem eve gelmeyecek”

    “BU COĞRAFYA GEÇMİŞ YÜKÜNÜN ÇOK AĞIR OLDUĞU BİR COĞRAFYA”

    Zorla kaybetme suçuna karşı mücadele yürüten ve hafıza merkezinin kurucularından olan Murat Çelikkan ise “12 Eylül darbesiyle kesilen toplumun örgütlenme ve direnme gücünü bu döneme taşıyan, insan hakları mücadelesinin ağırlığını üstlenen kadınlar oldu. Kayıpları arama mücadelesinin ağırlığını da kadınlar oluşturdu. 1990 yılına kadar İHD’nin gündeminde mücadele alanlarının hepsi olmasına rağmen kaybedilenler mücadelesi yoktu. Dernek gücünü toplumla olan bağından alır. En başta hikayeleri anlamıyorduk. Buna bir isim koyamıyorduk ama çok kısa zamanda bu dernek içerisinde oluştu ve kadınlar cumartesi eylemlerini başlattılar. Bu coğrafya geçmiş yükünün çok ağır olduğu bir coğrafya. Ve devletin bununla yüzleşmesi gerek. İktidarlar değişiyor ve yeni gelen iktidarın bunu yargılaması gerek. Bunu Arjantin örneğinde görebiliyoruz. Bu hafızayı oluşturmak, belgeleri korumak için ‘Hafıza Merkezi’ni kurduk. Çünkü biliyoruz bir gün o yargılamalar yapılacak” diye konuştu.

    “MÜCADELEYE TANIK OLAN FİLM”

    Dargeçit Jitem dosyası olarak bilinen gözaltına kayıpların ailelerine ulaşarak altı buçuk yıl süren bir çalışma sonucunda ‘Dargeçit’ isimli  belgeselin yönetmeni Berke Baş bu davanın 17 celsesini takip ederek hazırladıkları belgeselle ilgili şunları söyledi:

    “Biz bu filmi yaparken Hafıza Merkezi’nin arşivlerine daldık. O arşivden onlarca film çıkabilir ama biz bugünkü mücadeleye tanık olan ve eşlik eden bir film olsun istiyorduk. Dev bir cezasızlık yumağı içerisinde bu filmle bir yol aradık. Bu film aileler duruşma salonundan çıktıktan sonra başlayacak, bu karar olumlu bir karar olmayacaktı ve bizim hikayemiz o zaman anlamını bulacaktı.”

    Etkinlik dinleyicilerin sorularının cevaplanmasının ardından son buldu.

    Dilan ŞİMŞEK/İSTANBUL 

  • ‘AKP’nin seçimlerdeki yenilgisi Suriyelilerden soruluyor’-VİDEO

    ‘AKP’nin seçimlerdeki yenilgisi Suriyelilerden soruluyor’-VİDEO

    PİRHA-Hepimiz Göçmeniz Irkçılığa Hayır Kampanyası, bugün Taksim Hill Otel’de düzenlediği basın açıklamasıyla mültecilerin zorla geri gönderilmesinin durdurulmasını talep etti.

    Geçtiğimiz günlerde başta Suriyeliler olmak üzere İstanbul ve çeşitli şehirlerde bulunan mültecilerin sınır dışı edilmesi başlatılmıştı. İstanbul Valiliği geçici koruma statüsünde olan Suriyelilere 20 Ağustos’a kadar ‘kayıtlı oldukları şehre’ dönmeleri için süre vermişti.

    Kamuoyunda çeşitli tepkilere yol açan zorla sınır dışı etme uygulaması çeşitli kentlerde de protesto edildi.

    Bugün Hepimiz Göçmeniz, Irkçılığa Hayır Kampanyası tarafından Taksim Hill Otel’de sınır dışı etmelerle ilgili basın toplantısı düzenlendi. Basın toplantısına siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşları katıldı.

    “SIĞINMACI OLMAK BASİT BİR ŞEY DEĞİL”

    Toplantıda ilk olarak söz alan avukat Gülden Sönmez, şunları belirtti.

    “Mart 2011’de başlayan Suriye savaşı içerisinde yaşayanlar olarak hepimizi insanlık suçları çerçevesinde derinden etkiledi. Özelde Suriyelilere yönelik başlayan ırkçılık ve nefret söylemi içeren kampanya tehlikeli boyutları barındırıyor. Savaştan, ölümden ve zulümden nefes almak, yaşayabilmek için ülkelerinden kaçtılar. Bir insanın evini, yurdunu, komşularını geride bırakarak başka bir ülkede yaşamak zorunda bırakılması yani sığınmacı olması çok basit bir şey değil. Tecavüzden, işkenceden, yargısız infazdan, bombardımandan, kimyasal silahlardan kaçarak geldiler buraya ve diğer ülkelere. Bir taraftan da görüyoruz ki aslında bu kaçış ve sığınmayla beraber sığındıkları ülkelerde göçmenler ciddi bir baskıyla karşı karşıyalar. Biz bir taraftan göçmenlere kucak açan bir ülke olarak gösterilirken son zamanlarda ırkçılığın her gün arttığına şahit oluyoruz. Bu basın toplantısının bir amacı da buna dikkat çekmek. Yeryüzünün hepimize yetecek kadar büyük olduğunu biliyoruz. İstanbul’un da bu potansiyeli kaldıracak kadar geniş olduğunu biliyoruz. Bu problem şimdi yaşanan bir problem değil Avrupa’da Amerika ülkelerinde karşılık bulan ve birbirini etkileyen genel bir politika. Bu da bizi daha fazla endişelendiriyor. Irkçılık insanlık suçudur. Yaşam hakkı söz konusuysa sınırlar konuşulmamalıdır. Ülkemize sığınanlar hangi dilden, dinden ırktan olursa olsun hepsine canı gönülden ‘hoş geldiniz’ demek istiyorum. Beraberiz, hepimiz kardeşiz. Kendilerini güvende hissetmelerini istiyoruz. Sorumluluk sahibi olan başta hükümet olmak üzere tüm siyasi parti temsilcilerine, sivil toplum kuruluşlarına çağrıda bulunmak istiyorum. Çok tehlikeli bir oyun oynanıyor. Bu oyun bugün son bulsun.”

    “SURİYE HALA BARIŞ ORTAMINDAN UZAK”

    Ardından ortak basın metnini Hepimiz Göçmeniz Irkçılığa Hayır Kampanyası’ndan Yıldız Önen okudu. Suriye’nin henüz barış ortamından uzak olduğuna vurgu yapan Önen, “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne göre sığınma bir insanlık hakkıdır. Herkesin savaştan, yoksulluktan, iklim değişikliğinden ve hayatı yaşanmaz kılan diğer göç etme ve daha iyi bir hayatı arama hakkı vardır. Türkiye’ye sığınan göçmenler, lütuf göstermemiz gereken zavallı varlıklar değil, uluslararası hukuktan gelen haklarını tanımamız ve eşit, kardeşçe bir yaşamı kurmak için çaba sarf etmemiz gereken insanlardır” dedi.

    DAYANIŞMA ÇAĞRISI

    Sınırların ve ulusların yarattığı yapay ayrımlara karşı tüm insanların eşit ve özgür olduğu bir dünya istediklerini dile getiren Önen, nefreti, düşmanlığı, ırkçılığı körükleyenlere karşı dayanışmayı büyütme çağrısı yaptı. Suriyeliler başta olmak üzere tüm göçmenlerin haklarının tanınması için mücadele ettiklerini ifade eden Önen, Suriyelileri bir gün evine dönecek ‘misafirler’ olarak gören anlayışın terk edilmesini, toplumdaki sorunların kaynağı olarak Suriyelilerin gösterilmesine son verilmesini, birlikte yaşamı kolaylaştıracak politikalar üretilmesini, göçmenlerin barınma, beslenme, sağlık, eğitim gibi insanca bir yaşam için ihtiyaç duydukları hizmetlere erişimlerinin sağlanmasını istediklerini kaydetti.

    “ENTEGRASYON SORUNU VAR”

    İnsani yardım alanında çalışan Aktivist Doktor Fatma Örgen de 2011 yılında başlayan Suriye savaşının üzerinden 8 yıl geçtiğini hatırlatarak “Bir toplum yardıma muhtaç konumda tutulamaz. Sığınmacıların kendilerini ayakta tutabilecek bir politikanın yürütülmesi gerekiyordu. Eşit iş, eşit maaş gibi şeyler sağlanarak iki toplum arasında eşitlik sağlanmalı. Ciddi bir entegrasyon sorunu var. Toplumun uyumu sağlanmalı” dedi.

    “AKP’NİN SEÇİMLERDEKİ YENİLGİSİ SURİYELİLERDEN SORULUYOR”

    Hepimiz Göçmeniz Kampanyası’ndan Şenol Karakaş ise son günlerde ırkçılığın tırmandırıldığına vurgu yaparak şunları kaydetti:

    “Neyse ki ırkçılar karşısında ‘ırkçılığa hayır’ diyenlerin olduğunu da gördük. AKP’nin seçimlerdeki yenilgisinin hesabını Suriyelilerden sormaya çalışıyorlar. Suriyeli arkadaşlarımız 10 gündür evlerinden çıkamıyorlar kimlik kontrolü yapılır diye. Evlerinden çıkamayan insanlar işlerine de gidemiyor. Bu yüzden evlerine ekmek, su alamıyorlar. İstanbul Valiliği’nin, İçişleri Bakanı’nın başka işi mi yok Suriyelilerin sınır dışı edilmesiyle uğraşıyor. Suriyelilerle temas kuracaksa devlet yetkilileri talepleri yerine getirmelidir, sınırlar açılmalıdır. Göçmenler sınırda kötü koşullarda kalmamalıdır. Mültecilik hakkı tanınmalıdır. Eşit işe eşit ücret verilmelidir. Partonların Suriyeli işçileri sömürmesine son verilmelidir. Nefret söylemleri yasaklanmalıdır. Irkçılık insanlık suçudur ve cezalandırılmalıdır. Zorunlu sürgün ve sınır dışı etmelere son verilmelidir.

    CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve insanlara büyük bir umut veren Ekrem İmamoğlu ‘geri gönderilmelidirler’ dedi. Suriyelilerin geri gönderilmesini savunmak onları ölüme göndermek anlamına geliyor. Sanki işsizliğin sorumlusu göçmenlermiş gibi davranılıyor. Dayanışmanın açığa çıkması ve sokaklarda örgütlenmesi gerekiyor. Suriyelileri Türkiye işçi sınıfının bir parçası olarak görüyoruz. Biz Suriyelilerde kendimizi görüyoruz.”

    “HALA BUNLARI KONUŞUYOR OLMAMIZ BİR UTANÇTIR”

    Yurttaşlar Derneği’nden Melek Ulagay ise Yurttaşlar Derneği’nin 1990 yılında yurttaşlık haklarını korumak için kurulan bir dernek olduğunu söyleyerek “20. Yüzyılda hala bunları konuşuyor olmamız insanlık adına bir utançtır. Devletler kurumlar uluslararası kurumlar tüm yapılarıyla bu korkunç insanlık suçlarından öte insanların denizlerde botlarda boğulmasını seyretmemeli” dedi.

    “GÖÇMENLERİN SORUN OLDUĞU İZLENİMİ OLUŞTURULUYOR”

    Uluslararası Mülteci Hakları Derneği Avukat İbrahim Ergin de “2014 yılında IŞİD ve benzeri selefi gruplarla birlikte göç yönetiminde güvenlik eksenli bir bakış geliştirildi. Genelde göçmenlerin sorun olduğu izlenimi oluşturuldu ve halka da hissettirildi. Göçün yönetimi konusunda devlet gerekli önlemleri alamamıştı. Geçici koruma altında olan Suriyelilerin çalışma hakkı AB’nin dayatmasıyla ortaya kondu. Öncesinde yasal olarak çalışma hakları yoktu. Cezalandırma eğilimi söz konusu. Muhatap olan resmi kurumlar da böyle yaklaşıyor” diye konuştu.

    “HER ŞEY SİYASET ARACI OLARAK GÖRÜLÜYOR”

    Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz ise “Birçok soruna olduğu gibi buna da kendimizce Türk usulü çözüm bulmaya devam ettiğimiz sürece büyük sorunlarla karşı karşıya kalmaya devam edeceğiz. Evrensel hukuk açısından Türkiye Cumhuriyeti’nin hukukunda bir karşılığı var mı yok. Bu bir ayrımcılık. Türk usulü her şeyi siyasetin aracı haline getirmek belirleyici. Bu da ilk günden itibaren Suriye sorununun bir insanlık sorunu savaş sorunu olarak ele almadan önlemler alınmadığı için şu an nefret söylemi, milliyetçilik sürüyor.” şeklinde ifade etti.

    “İKTİDAR SURİYELİLERİ PAZARLIK KONUSU OLARAK KULLANIYOR”

    Hafıza Merkezinden Murat Çelikkan da şunları belirtti:

    “Yaşamlarını sürdürebilme adına ülkelerini terk etmek zorunda kalanlara Türkiye kapılarını açmıştı. Bu takdir edilmesi gereken bir davranıştı. Ancak bu insani ve hukuki zorunluluğu, insani nedenlerle yaşamlarını sürdürebilmek için göç etmek zorunda kalmış insanları iktidar pazarlık konusu olarak kullandı. Bugün de iktidar Suriye politikasında güvenli bölgenin oluşturulması için pazarlık unsuru olarak kullanıyor. Ana muhalefet sırf iktidara muhalefet edebilmek için ırkçı bir politika gütmekten kaçınmıyor. Yasalar gereği bireysel ve toplu geri gönderme suçtur ve hukuka aykırıdır. Tüm siyasi partiler ırkçılık, ayrımcılık ve yabancı düşmanlığını körükleyen politikalara son vermek zorundadır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Eren Keskin’le olmak eşitliği, özgürlüğü yalnız bırakmamak demek’- VİDEO

    ‘Eren Keskin’le olmak eşitliği, özgürlüğü yalnız bırakmamak demek’- VİDEO

    PİRHA- Hakkında 105 bin kesinleşmiş para cezası ve 12 yıl hapis cezası kararı bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı avukat Eren Keskin’e destek için insan hakları savunucuları, siyasetçiler, gazeteciler ve müvekkilleri İHD’de bir araya geldi. 

    İnsan hakları savunucuları, siyasetçiler, gazeteciler ve müvekkilleri, hakkında 105 bin kesinleşmiş para cezası ve 12 yıl hapis cezası kararı bulunan Eren Keskin’e destek için İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi binasında basın toplantısı düzenledi.

    Hakkında 143 dava olan Keskin’e bu ceza 2014-2016 yılları arasında Özgür Gündem gazetesiyle dayanışma amacıyla yaptığı eş yayın yönetmenliği görevi nedeniyle verildi.

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde gerçekleşen toplantıya gazeteciler Ümit Kıvanç, Tuğrul Eryılmaz, Yasemin Çongar, Murat Çelikkan, oyuncu Nur Sürer, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, DİSK Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Başkanı Ümit Efe, Müzisyen Eylem Aktaş, İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu üyesi ve Demokratik Kadın Hareketi sözcüsü Kıvılcım Arat ve 78’liler Girişimi’nden Nimet Tanrıkulu ile Eren Keskin’in müvekkilleri ve hak savunucuları katıldı.

    “KESKİN’E ‘KAÇ GİT BU ÜLKEDEN’ DİYORLAR”

    Toplantıda ilk sözü alan avukat Özcan Kılıç, Keskin’e açılan davalara ilişkin bilgilendirme yaptı.

    Kılıç, “Eren Keskin örgütün neredeyse merkez komite üyesi olarak ana davada yargılanıyor. Para ve hapis cezalarıyla Keskin’e ‘kaç git bu ülkeden ya da kaybol’ diyorlar. Türkiye’de 25 yıldır böyle alışkanlık oluştu, ceza alan birçok insan palyatif çözümle yurt dışına gidiyor. Devlet de buna alıştı. Fakat bu defa sert kayaya çarptılar. Çünkü Erdoğan’ın avukatları davaları sonlandırmak için, baroya da Keskin’in avukatlığını bitirmek için baskı yapıyorlar. Yargıtay’da cezalardan biri onanırsa, sonu yok, diğerleri de ardı ardına infaza girecek” dedi.

    Kılıç konuşmasının ardından 7 Mayıs günü görülecek duruşmaya da katılım çağrısı yaptı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı avukat Eren Keskin de yıllarca hak mücadelesi yürüttüğü için cezalar aldığını hapis yattığını ifade etti.

    “AVRUPA ÜLKELERİ NEDEN SESSİZ?”

    Keskin, dava konusu olan Özgür Gündem gazetesiyle dayanışma amacıyla yaptığı eş yayın yönetmenliği görevini neden yaptığını anlatarak yaşananları şöyle değerlendirdi:

    “Musa Anter’e, Burhan Karadeniz’e, Ferhat Tepe ve onlar gibi birçok kendimi borçlu hissettiğim için, bu gazete onların olduğu için, dayanışma amacıyla ismim oraya genel yayın yönetmeni olarak yazıldı ama bu işi hiç yapmadım ve gazeteye de gitmedim. Benim hiçbir zaman inanmadığım ancak onların barış süreci dediği zamana kadar gazetenin hiçbir davası yoktu ancak sonrasında davalar ardı ardına geldi. Üç yıl adım yazılıydı gazetede. Baskıdan dolayı arkadaşlara beni değiştirin, dedim çünkü 85 yaşında bakmak zorunda olduğum annem var.

    Ana davada müebbet ile yargılanıyorum, yurtdışına çıkış yasağım, 105 bin kesinleşmiş para cezam ve 12 yıl hapis cezam var. İnsanın yazmadığı yazılardan müebbet ceza oranında ceza alması hiçbir hukuk vicdanına uymaz. Türkiye şu anda tüm uluslararası sözleşmeleri ihlal ediyor. Türkiye hukuk devleti değil ama AB ülkeleri neden sessiz kalıyor?

    “TEK DÜŞÜNCEM ANNEM VE KEDİLERİM”

    Yurtdışına gitmeyeceğim, ifade özgürlüğü mücadelesine devam edeceğim. Tek düşüncem annem ve kedilerim. Bu haksızlığı kabul etmiyorum. O nedenle mücadeleme devam edeceğim.

    Ahmet Altan ‘Cezaevinde ölmeye hazırım siz hazır mısınız’ demişti. Kendileri yatmasın diye bütün bir toplumu ateşe atıyorlar ama bu coğrafyada her gün, her an, her şey değişebilir.”

    “EREN KESKİN’İN UĞRADIĞI SALDIRI HEPİMİZE KARŞIDIR”

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri de Keskin’e verilen cezaların kabul edilmesinin mümkün olmadığını belirtti.

    “Eren Keskin insanlara karşı borcunu ödemek için burada, biz de Eren Keskin için buradayız” diyen İHD’nin Eski Genel Başkanı Akın Birdal ise şu şu ifadelere yer verdi:

    “Eren Keskin gerçek bir insan hakları savunucusu. Tecavüze uğramış kadınların, sokak çocuklarının, emekçilerin, ötekileştirilmişlerin, dışlananların savunucusu ve bir hukuk insanı. Bu baskı hepimize yönelik baskıdır. Onun susturulmak istenmesi bizim susturulmak istenmemizdir.

    Eren Keskin kimseyi; dili, dini, ırkı reddedilenleri yalnız bırakmadı. Toplumun haber alma hakkının kanalları kapatıldı. Eren Keskin’in bugün uğradığı saldırı hepimize karşıdır. Susmayacağız. Yitirdiklerimize karşı nasıl sorumluluğumuz varsa yaşayanlara da onları diri tutma sorumluluğumuz var. Biz Eren Keskin’le beraber olacağız. Onu yalnız bırakmayacağız. Eren Keskin’le olmak demek eşitliği, özgürlüğü yalnız bırakmamak demek.”

    Konuşmaların ardından katılımcılar söz aldı. Müvekkilleri, sanatçı, siyasetçi, LGBTİ üyeleri Eren Keskin’le ilgili anılarını paylaşarak, Keskin’in mücadelesini geleceğe taşıyacaklarını vurguladılar. Açıklamaya katılanların konuşmaları Keskin’in duygusal anlar yaşamasına neden oldu. (HABER MERKEZİ)