Etiket: murat kurum

  • Kordu’dan krom madeni tepkisi: ÇED süreci formaliteye dönüştü

    Kordu’dan krom madeni tepkisi: ÇED süreci formaliteye dönüştü

    PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Pülümür ilçesine bağlı Karagöz (Gurik) köyü merkezli olarak planlanan krom madeni projesinin bölge halkı, ekosistem ve inanç değerleri üzerinde yaratacağı yıkıcı etkileri gündeme taşıdı. Kordu, projeye dair sorularını Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle Meclis’e yazılı soru önergesi sundu.

    Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı Karagöz (Gurik) köyü ve çevresinde, Dimin Madencilik tarafından planlanan krom madeni projesi için ÇED sürecinin yeniden başlatılması, bölge halkı ve yaşam savunucuları tepki göstermeye devam ediyor.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Karagöz köyü merkezli 7 köyde yapılacak krom madeni ocağı için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a yazılı soru önergesi verdi. Projenin geri dönülemez bir ekolojik kıyıma yol açacağını savunan Kordu, maden projesi yapılırsa hayvancılık, arıcılık faaliyetlerini yürütenlerin ve bölge halkının büyük zararlar göreceğini kaydetti.

    ”MADEN PROJESİ HAYATA GEÇİRİLİRSE BÜYÜK RİSK VE ZARARLAR YARATACAKTIR”

    Kordu, Dimin Madencilik San. ve Tic. A.Ş. tarafından hazırlanan projenin, Dağbek, Çakırkaya, Kovuklu, Kaymaztepe, Mezra ve Kocatepe köylerini kapsayan geniş bir havzada planlandığını, toplam 686 hektarlık ruhsat alanının doğrudan Pülümür Çayı ve dolayısıyla Fırat Havzası üzerinde kritik riskler oluşturduğunu belirtti.

    Milletvekili Kordu, ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) sürecinin, yerel halkın 2024’teki güçlü tepkisine rağmen 13 Nisan 2026’da yeniden başlatıldığını hatırlatarak, projenin hem çevresel hem de sosyo-kültürel boyutlarını şu ifadelerle öne çıkardı:

    Eğimli arazide yapılacak kazıların jeoteknik dengeyi bozacağını, erozyonu tetikleyeceğini ve fay hatları üzerinde risk oluşturacağını,

    Ağır metallerin Pülümür Çayı’na karışarak tüm havzanın su kalitesini geri dönülemez şekilde kirleteceğini,

    Bölgede arıcılık ve hayvancılığın büyük tehdit altında olduğunu, meraların kapatılmasıyla yaylaların hayvancılığa kapanacağını,

    Alevi inancı açısından kutsal sayılan Buyer Ana ve Büyük Çeşme gibi ziyaretgâhların maden sahasının etki alanında kalmasının, toplumun inanç özgürlüğüne açık bir saldırı anlamına geleceğini.

    Kordu, önergesinde şu sorulara yanıt istedi:

    1. Halkın açıkça karşı çıktığı Karagöz krom madeni projesi neden yeniden ÇED sürecine alınmıştır?
    2. Projenin Pülümür Çayı ve Fırat Havzası üzerindeki etkisine dair bağımsız bir hidrolojik analiz yapılmış mıdır?
    3. Bölgenin flora ve fauna zenginliğini korumak için hangi somut önlemler alınacaktır?
    4. Mera alanlarının madenciliğe açılmasının arıcılık ve hayvancılık üzerindeki etkisi ÇED raporunda nasıl değerlendirilmiştir?
    5. Eğimli arazide yapılacak kazıların yaratacağı jeoteknik risklerle ilgili kapsamlı bir zemin etüdü var mıdır?
    6. Proje sahasının kutsal ziyaretgâhlarla mesafesi nedir ve bu alanların korunması için bir plan var mıdır?
    7. 686 hektarlık ruhsat alanının yalnızca 66 hektarı için ÇED sürecinin işletilmesi “dilimleme stratejisi” midir?
    8. Dimin Madencilik’in diğer illerdeki projelerinde yaşanan çevresel tahribatlar Bakanlık kayıtlarında mevcut mudur?
    9. Şirketin son 5 yılda Dersim’de başvuruda bulunduğu maden proje sayısı kaçtır?

    Kordu, projenin Anayasa’nın 56. maddesinde güvence altına alınan “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı” ile Türkiye’nin taraf olduğu Bern Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu vurguladı. Ayrıca, halkın iradesinin yok sayıldığı karar alma sürecinin ÇED sürecinin yalnızca bir formaliteye dönüştüğünü gösterdiğini ifade etti.

    PİRHA/ANKARA

  • Milletvekili Fırat’ın cemevleriyle ilgili sorusuna bakanlıktan tek cümlelik cevap!

    Milletvekili Fırat’ın cemevleriyle ilgili sorusuna bakanlıktan tek cümlelik cevap!

    PİRHA – Milletvekili Celal Fırat’ın 4 Ağustos 2025’te cemevlerine yer tahsisi sağlanmasıyla ilgili soru önergesine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan tek cümlelik yanıt verildi. Milletvekili Fırat, bakanlığın “İstatistiki bir çalışma bulunmamaktadır” cevabına karşılık “İnanç özgürlüğü tek cümlelik cevaplarla geçiştirilemez” dedi.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, cemevlerine yer tahsisi sağlanmasıyla ilgili olarak, 26 Kasım 2022’de yapılan imar kanunu düzenlemesi ardından, yasal düzenlemeye rağmen ayrımcı pratiklerin olduğuna dikkat çekmişti.

    Milletvekili Fırat, 4 Ağustos 2025’te ise konuyu Meclis gündemine taşıyarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a “Kanunun yürürlüğe girdiği günden itibaren kaç il ve ilçede imar planına Cemevi yeri ayrılmıştır? Cemevleri için ayrılan alanların tahsis ve yapım süreçlerinin hızlandırılması amacıyla Bakanlığınızca yürütülen özel bir çalışma var mıdır?” sorularını yöneltmişti.

    “ALEVİLER LÜTUF DEĞİL, HAK İSTİYOR”

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, yaklaşık beş aylık süreç ardından Milletvekili Fırat’a tek cümlelik cevap yazdı.

    “İmar planlarında ayrılan cemevleri kapsamında istatistiki bir çalışma bulunmamaktadır” denilen bakanlık yazısına Milletvekili Fırat’tan tepki geldi.

    Konuya ilişkin yazılı açıklama paylaşan Fırat, “Cemevleri görmezden gelinemez, inanç özgürlüğü tek cümleyle geçiştirilemez” ifadelerini kullandı. Celal Fırat, cemevi meselesinin “görmezden gelinerek çözülemeyeceğine” vurgu yaparak şu açıklamayı paylaştı:

    “Cemevlerinin imar planlarında yer alıp almadığına, fiilen tahsis edilip edilmediğine ve uygulamada keyfi engellemelerin sürüp sürmediğine dair yönelttiğimiz yazılı soru önergesine; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın verdiği cevap, yalnızca tek bir cümleden ibaret olmuştur. Milyonlarca Alevi yurttaşın ibadethaneleriyle, dolayısıyla inanç özgürlüğü, eşit yurttaşlık ve anayasal haklarıyla doğrudan ilgili bu denli hayati bir konuda, koskoca bir bakanlığın veri tutmaması, izleme yapmaması ve sorumluluk almaması kabul edilemez.

    Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir. Bu gerçek artık tartışma konusu değildir.

    Buna rağmen bugün hâlâ: Cemevleri birçok yerde imar planlarında yer almamakta, ayrılan alanlar fiilen tahsis edilmemekte ya da başka amaçlarla kullanılmakta, yapım ve kullanım süreçleri keyfi izin mekanizmalarıyla engellenmektedir. Tüm bu sorunlar ortadayken Bakanlığın, çözüm üretmek yerine ‘istatistik yok’ demekle yetinmesi, sorumluluktan kaçmanın açık bir ifadesidir. Oysa istatistik yokluğu bir mazeret değil, idari bir ihmaldir.

    Bu yaklaşım, Alevilerin taleplerini yok sayan, eşit yurttaşlık ilkesini hiçe sayan ve anayasal sorumluluktan kaçan bir anlayışın göstergesidir. İnanç özgürlüğü tek cümlelik cevaplarla geçiştirilemez. Aleviler lütuf değil, hak istiyor. Eşitlik talebi ertelenemez, yok sayılamaz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Bakan Kurum’un “Küllerinden Doğan Hatay” paylaşımı tepki topladı

    Bakan Kurum’un “Küllerinden Doğan Hatay” paylaşımı tepki topladı

    PİRHA- Bakan Murat Kurum’un “Küllerinden doğan Hatay” paylaşımı, depremzede yurttaşlar ve muhalefet partilerinden sert tepkiler aldı. Işıklı caddelerin gösterildiği videoya karşılık, halk hala konteynerlerde yaşadıklarını hatırlatarak “Gerçek bu değil” dedi.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un, sosyal medya hesabından “Küllerinden doğan Hatay’ımız yeniden göz kamaştırıyor” ifadeleriyle paylaştığı ışıklı cadde görüntüleri tepki çekti. 6 Şubat depremlerinde ağır yıkım yaşayan kentte, hala konteynerlerde ve geçici barınma alanlarında yaşam mücadelesi veren binlerce insan varken, bakanlığın seçilmiş birkaç sokaktan oluşan görkemli görüntüleri “gerçeği yansıtmamakla” eleştirildi.

    Görüntülerin estetikle sınırlı kaldığını düşünen bazı yurttaşlar, altyapı, barınma, eğitim ve temel hizmetlerdeki eksikliklerin görmezden gelindiğini savunarak paylaşımı “algı yönetimi” olarak niteledi. Tepkiler, afet sonrası inşa sürecinde gelinen noktanın yalnızca vitrine değil, tüm kente yansıması gerektiğini bir kez daha gündeme taşıdı.

    CHP’li VEKİLLER: GERÇEKLERİ GİZLEME ÇABASI

    CHP Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Göz kamaştıran Hatay değil, göz boyayan bir video. Şehrin dörtte üçü hâlâ harabe hâlinde. Konteynerlerde yaşayan binlerce vatandaşımızın feryadı bu ışıkların gölgesinde kaldı” ifadelerini kullandı.

    CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır da TBMM’de yaptığı açıklamada, “Hataylı yurttaşlarımız hâlâ evsiz, işsiz. Gerçekle ilgisi olmayan birkaç sokak videosuyla halkın aklıyla alay edilmesin” dedi.

    DEVA PARTİSİ VE TİP’TEN ELEŞTİRİ

    DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Burak Dalgın, “Gerçek kalkınma altyapıda, sağlıkta, eğitimde ölçülür. PR videolarıyla kentler ayağa kalkmaz” açıklamasını yaptı. TİP Milletvekili Can Atalay’ın tutukluluğu sürerken, partiden yapılan yazılı açıklamada ise “Hatay’ın yeniden doğuşu, sadece ışıklı yollarla değil, adaletle ve halkın gerçek ihtiyaçlarını karşılayarak olur” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Milletvekili Kordu: Dipsizgöl’deki maden projesi inanç mekanlarını ve doğayı tehdit ediyor

    Milletvekili Kordu: Dipsizgöl’deki maden projesi inanç mekanlarını ve doğayı tehdit ediyor

    PİRHA- Milletvekili Ayten Kordu, Dipsizgöl’de selestit madeni projesinin su kaynaklarını, kutsal ziyaret alanlarını ve endemik canlıları tehdit ettiğini belirterek, Bakan Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    Sivas’ın Zara ilçesine bağlı Dipsizgöl Köyü’nde BARİT Maden Türk A.Ş. tarafından hayata geçirilmek istenen selestit (stronsiyum tuzu) madeni projesi, yöre halkı ve çevre örgütlerinin tepkisini çekmeye devam ediyor. Projenin 150 hektarlık alanı kapsadığı, tarım arazileri, su kaynakları ve Alevi toplumunun kutsal kabul ettiği inanç mekanlarını tehdit ettiği belirtiliyor.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, projeye karşı TBMM’ye soru önergesi sunarak, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’dan yazılı açıklama talep etti. Kordu, ÇED sürecinin şeffaf yürütülmediğini, 12 su kaynağının PTD dosyasında yer almadığını ve keşif sırasında köylülerin jandarma tarafından engellendiğini vurguladı.

    Kordu, Bakan’ın yanıtlaması istemiyle şu soruları sordu:

    “-Dipsizgöl’de verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararının gerekçesi nedir? Bu kararın alınmasında yöre halkının ve bağımsız bilim insanlarının görüşleri alınmış mıdır?

    -Şirketin hazırladığı PTD’da bölgede bulunan 12 çeşme ve köyün ana su kaynağının yer almaması Bakanlığınızca nasıl değerlendirilmiştir? Bu eksiklik tespit edilmesine rağmen kararın iptal edilmemesinin gerekçesi nedir?

    -Proje alanının Seyid Kasım Baba Ziyaret Alanı ve kutsal gölleri kapsaması konusunda Bakanlığınızın bilgisi var mıdır? Bu durum, Alevi yurttaşların inanç özgürlüğü açısından nasıl değerlendirilmiştir?
    -ÇED alanının tarım ve ağaçlandırma alanı içinde kalması, Çevre Düzeni Planı hükümlerine aykırı değil midir? Bu durum neden göz ardı edilmiştir?
    -Maden faaliyetiyle birlikte Zara ve çevresindeki köylerin içme suyu ve tarımsal sulama ihtiyacının riske girmesi durumunda Bakanlığınızın planladığı alternatif bir çözüm var mıdır?

    -Proje kapsamında 150 bin ağacın bulunduğu doğal orman dokusunun zarar görmesi, iklim krizi ve biyolojik çeşitlilik kaybı bağlamında nasıl değerlendirilmektedir?

    -Maden sahasında bulunan nesli tehlike altındaki hayvan türleri (arap tavşanı, vaşak) ve endemik bitkiler (ikiçiçekli safran) için herhangi bir koruma planı yapılmış mıdır?
    -28 Ağustos’taki bilirkişi keşfi sırasında köylülerin jandarma tarafından engellenerek görüşlerini dile getirmelerinin önüne geçilmesi hakkında Bakanlığınızın bilgisi var mıdır? Bu sürece ilişkin soruşturma başlatılmış mıdır?”

    PİRHA/ ANKARA

  • Milletvekili Kordu, Munzur Gözeleri’ndeki statü değişikliğini ilgili bakanlara sordu

    Milletvekili Kordu, Munzur Gözeleri’ndeki statü değişikliğini ilgili bakanlara sordu

    PİRHA – Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Munzur Gözeleri’nin 1. Derece Doğal Sit Alanı statüsünden “Nitelikli Doğal Koruma Alanı” statüsüne geçirilmesini eleştirdi. Alınan kararla birlikte kültürel, dini ve ekolojik etkilerin olacağına işaret eden Kordu, ilgili bakanlıklara “Bu statü değişikliğinin Munzur’un kutsallığı ve kültürel önemi üzerindeki etkileri dikkate alınmış mıdır?” sorusunu yöneltti. 

    DEM Parti Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’in kutsal mekanlarından Munzur Gözeleri’ne yönelik müdahaleyi Meclis gündemine taşıdı. Kordu, 1. Derece Doğal Sit Alanı olan Munzur Gözeleri’nin “Nitelikli Doğal Koruma Alanı” statüsüne geçirilmesi hakkında ilgili bakanlıklara soru önergesi yöneltti.

    “ASİMİLASYON POLİTİKALARINDAN AYRI ELE ALINAMAZ”

    Dersim Milletvekili Ayten Kordu, alınan kararla birlikte kültürel, dini ve ekolojik etkilerin oluşacağının altını çizdi. Ayten Kordu, yapılan değişikliği “Gözelerin koruma statüsünün ikinci dereceye düşürülmesi anlamına gelmektedir” sözleriyle yorumlayarak şu açıklamayı yaptı:

    “Munzur Gözeleri, Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 2003 tarihli kararı ile 1. Derece Doğal Sit Alanı olarak tescil edilmiştir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ise 28 Temmuz 2023 günü yayınladığı ilan ile Munzur ve Pülümür vadilerinin vadi tabanlarının ve Munzur Gözeleri’nin bulunduğu alanın ‘bakanlık makamının olur’u ile ‘Nitelikli Doğal Koruma Alanı’ olarak tescillendiğini duyurmuştur. 29 Ağustos 2023 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Munzur ve Pülümür vadilerinin ‘Korunacak Nitelikli Alan’ ilan edildiği kararı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Bu durum Munzur Gözeleri’nin koruma statüsünün ikinci dereceye düşürülmesi anlamına gelmektedir.

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Munzur Gözeleri’ne ilişkin bu karar değişikliğini yürütmesinin durdurulması ve iptali için dava açmıştır. Zira kesin koruma kararının kaldırılmasıyla bölge her türlü müdahaleye açık hale getirilmektedir. Dersim inancı ve kültüründe kutsal kabul edilen ve halkın inanç merkezi olan Munzur Gözeleri’ne yapılan bu müdahale Dersim’e yönelik bin yıllardır süren asimilasyon politikalarından ayrı ele alınamaz. Bu proje Dersim halkının inancına, kültürüne, tarihine, diline ve doğasına yönelik politikaların bir parçasıdır.

    Göze adı verilen su kaynaklarından oluşan alan, inanç dünyalarındaki yeri nedeniyle yöre halkı tarafından uzun yıllar boyunca korunmuş ve tahrip edilmesi engellenmiştir. Bu tip alanlar uluslararası ve ulusal düzeyde korunması ve sonraki nesillere teslim edilmesi gereken önemli varlıklardır.

    Bölgenin dokusuna zarar vereceği ve geri dönülemez tahribatlara yol açacağı kaygısını taşıyan dernekler ve ibadet kuruluşları gibi birçok kurum şimdiden uyarıyor ve projenin derhal askıya alınmasını talep ediyor

    Tescil işleminin hukuka, kamu yararına, doğal alanların korunması ilkesine aykırı faaliyetler olması nedeniyle telafisi imkansız zararlara yol açacağından uygulamanın yürütmesinin durdurulması gerekmektedir.”

    “HALKIN GÖRÜŞLERİ ALINDI MI?”

    Milletvekili Ayten Kordu, konuyla ilgili Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’a şu soruları yöneltti:

    “Munzur Gözelerinin 1. Derece Doğal Sit Alanı statüsünden “Nitelikli Doğal Koruma Alanı” statüsüne geçirilmesinin kültürel, dini ve ekolojik etkileri değerlendirilmiş midir? Bu statü değişikliğinin Munzur’un kutsallığı ve kültürel önemi üzerindeki etkileri dikkate alınmış mıdır?

    Munzur Gözelerinin yöre halkının inanç ve kültüründe kutsal bir yer olarak kabul edildiği göz önüne alındığında, yapılan düzenlemelerin yerel halk üzerindeki etkileri nasıl değerlendirilmiştir? Bu alana yönelik değişiklikler yapılırken halkın görüşleri alınmış mıdır?

    Munzur Gözeleri gibi uluslararası öneme sahip doğal alanların korunmasına dair UNESCO veya IUCN gibi kuruluşların belirlediği koruma standartları ve rehberlerine uygun hareket edilmiş midir? Eğer uyum gösterilmemişse, bu durumun nedeni nedir?

    Statü değişikliği sonrası alanın yapılaşmaya veya dış müdahalelere açılması durumunda doğal ve kültürel yapının korunmasını güvence altına almak için hangi önlemler alınacaktır? Bu kapsamda alanın korunması için bağımsız denetim mekanizmaları kurulacak mıdır?

    Munzur Gözelerindeki statü değişikliği sonrası bölgede yapılması planlanan projeler bölgenin ekolojik dokusu ve kültürel değerleri üzerinde hangi etkileri yaratacaktır? Bu tür projelerin yaratacağı olası geri dönülemez etkileri önlemek için Bakanlık hangi tedbirleri öngörmektedir?

    Munzur Gözeleri’ne yönelik bu müdahalelerin, Dersim halkının kültürü, dili ve inancı üzerindeki asimilasyon politikalarının devamı olarak görüldüğü endişeleri hakkında Bakanlık nasıl bir görüşe sahiptir? Dersim’in yerel kültürüne zarar verebilecek faaliyetlerin önlenmesi adına Bakanlık ne tür çalışmalar yürütmektedir?

    Dersim’in kültürel mirası ve inançlarının korunması konusunda yerel halkla diyalog sağlamak için Bakanlık ne tür projeler ve destekler sunmayı planlamaktadır?”

    “BİLİMSEL VE ÇEVRESEL DEĞERLENDİRMELER DİKKATE ALINDI MI?”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a ise şu soruları yöneltti:

    “Munzur Gözeleri, 1. Derece Doğal Sit Alanı olarak tescil edilmiş ve korunması gereken bir alandır. Bu alanın korunması gerektiği, her türlü müdahalenin önlenmesi gerektiği kararından neden vazgeçilmiştir?

    Munzur Gözelerinin tescili ile ilgili kararın alınmasında hangi bilimsel ve çevresel değerlendirmeler dikkate alınmıştır?

    Nitelikli Doğal Koruma Alanı olarak ilan edilen bölgelerde, mevcut ekosistemlerin korunması için hangi somut önlemler planlanmıştır?

    Munzur Gözeleri’nin korunması için şu ana kadar herhangi bir çalışma yapılmış mıdır? Yapılmamışsa, planlanmakta mıdır?

    Bölgenin doğal bir miras alanı olmasından hareketle gelecek nesillere aktarımının sağlanması için herhangi bir strateji söz konusu mudur?

    Tescil kararı öncesinde yerel halka, derneklere ve inanç gruplarına danışılmış mıdır? Bu süreçte kamuoyu görüşleri ve önerileri dikkate alınmakta mıdır?

    Tescil edilen alanlara yönelik olası müdahale ve tehditlere karşı Bakanlığın alacağı önleyici tedbirler nelerdir? Bu alanların korunması için denetim mekanizmaları nasıl işleyecektir?

    Bu tür alanların korunmasına yönelik olan uluslararası koruma anlaşmaları dikkate alınmış mıdır? Alınmışsa, hangileridir?

    SİT durumunun değiştirilmesinin gerekçesi nedir? Bu karar hangi resmi ve bilimsel çalışmalar doğrultusunda verilmiştir? Bu çalışmalar kimler tarafından gerçekleştirilmiştir?

    Kararın verilmesinde bakanlık hangi kurum ve kuruluşlardan bilgi talep etmiştir? Bu bilgilerin detayları nelerdir?

    Bölgede artan nüfusun doğal çevreye etkileri ile ilgili herhangi bir çalışma yapılmış mıdır? Yapılmış ise sonuçları nelerdir?

    SİT durumu değişen alana dair bu zamana kadar yapılmış hukuki itirazlar nelerdir? Bakanlığın bu itirazlar karşısındaki tutumu ve değerlendirmeleri nelerdir?

    İlgili izinlerin bakanlık bünyesinde sorumluları kimlerdir?

    Korunan alanlarda çevre sorunlarının giderilmesinden kim sorumludur?”

    PİRHA/ANKARA

  • Malatya’da deprem sonrası yapılan konutlar  yurttaşlara hala verilmedi, mağduriyet sürüyor-VİDEO

    Malatya’da deprem sonrası yapılan konutlar yurttaşlara hala verilmedi, mağduriyet sürüyor-VİDEO

    PİRHA-6 Şubat depremleri sonrası Malatya’da birçok konut yapıldı ancak alt yapı çalışmaları hala yok. Malatya Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Bektaş Tatar, “Depremin üzerinden 1.5 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen hala evler yapılmış değil. Normalde 1 yılda teslim edilmesi gereken evlerin büyük bir kısmı hala vatandaşlara teslim edilmemiş” dedi.

    Maraş Pazarcık Merkezli depremlerin ardından ağır hasar alan Malatya’da, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ)tarafından deprem binalarının bitirildi ancak hala teslim edilmedi.

    Malatya Türk Mimar ve Mühendis Odalar Birliği İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Bektaş Tatar, yeni yapılan TOKİ’lerin şehir merkezine uzak olması, alt yapının bitirilmemiş olması açısından eksikler olduğu için yurttaşların oturmak istemediğini söyledi.

    Tatar, rezerv alanlarının düzenlemesiyle ilgili konuşarak, “Öncellikle rezerv alanlarının belirlenmesi, kaç konutun yapılacağı, rezerv alanında yapılacak binaların hak sahiplerine verilmesiyle ilgili bir açıklama yapılması gerekiyor” dedi.

    “KÖY KONUTLARININ BÜYÜK KISMI KURAYLA ÇEKİLDİ AMA ALT YAPI ÇALIŞMASI BİTMEDİ” 

    Malatya’da deprem konutlarının yapıldığını ancak alt yapıların henüz tamamlanmadığını belirten Tatar, şöyle devam etti:

    “Depremin üzerinden 1.5 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen hala evler yapılmış değil. Normalde 1 yılda teslim edilmesi gereken evlerin büyük bir kısmı hala vatandaşlara verilmemiş. Seçimlerden sonra valiliğin ve bakanlığın değişmesiyle birlikte yeni hızlanmaya başladı. Köy konutlarının büyük bir kısmı kurayla çekildiği halde alt yapılarının çalışması bitmediği için teslim edilmediğini düşünüyoruz.”

    Tatar, konutların şehir merkezinden uzak yerleşim yerlerine yapılmasıyla ilgili olarak da “Merkezde yapılan konutların çoğu yapıldığı halde pek bir rağbet görmedi. Bunun temel sebebi de alt yapı hizmetlerinin düzenlenmemiş olması ve şehir merkezine uzak olmasından kaynaklı insanların tercih etmemesi, halkın sosyal anlamda gidebileceği yerlerin olmaması da en önemli etkenlerden bir tanesi” diye konuştu.

    “ÇALIŞMALAR BÖYLE SÜRERSE 10 YILDA ANCAK TOPARLANABİLİR”

    Yapılan konutların dışında yerinde dönüşümü kendi imkanlarıyla yapmak isteyen vatandaşlar olduğuna dikkat çeken Tatar,  şu ifadeleri kullandı:

    “Bunun içinde belediyelere yapılan başvurular hızlı ilerleyemediği için insanların kendi binalarını yapma konusunda önlerine biraz set çekiliyor. Şu anda bu kısmen de olsa bir ilerleme kaydediliyor. Aslında şehri biraz ayağa kaldıracak olan yerinde dönüşümlerin hızlı ilerlemesiyle alakalı. Bu hızlanmayla beraber şehrin kendine gelmesi sağlanabilir. Eğer bu şekilde devam edilirse şehir bir 10 yılda ancak toparlanabilir.

    “REZERV ALANLARININ BELİRSİZLİĞİ…”

    Malatya’daki rezerv alanlarının düzenlenmesiyle ilgili hala bir değişme yok. Her gün biri ekleniyor bir değişiyor. Bununla ilgili şöyle bir şeyin yapılması gerekiyor: Öncellikle rezerv alanlarının belirlenmesi, kaç konutun yapılacağı, rezerv alanında yapılacak binaların hak sahiplerine verilmesiyle ilgili bir açıklama yapılması gerekiyor. Rezerv alanlarının rant alanlarının dışına çıkarılması gerekiyor. Depremden kaynaklı sorunlarını çözebilecekleri alanlar olarak belirlenmesi gerekiyor.”

    “DENETİME YOĞUNLUK VERİLMESİ GEREKİYOR”

    Tatar, depremden sonra konutlarda hala yeterli anlamda denetimlerin yapılmadığını da söyledi. Kontrollerin daha sıkı yapılması gerektiğini dile getiren Tatar, “Sahada çalışan arkadaşlarla yaptığımız gözlemlerden yola çıkarak şunu söyleyebilirim. Binalarda yapılan denetimlerin o kadar sağlıklı yürütüldüğünden emin değilim. Arkadaşlarımızın tanık olduğu gözlemlere dayanarak bakarsak mevzuata uygun yapılmadığını biliyoruz. İnsanların yaşadıkları korkuyu göz önünde bulundurursak beton dökümlerinde biraz daha denetim altına alınması gerekiyor” dedi.

    “BAKANLIK DEĞİŞTİKTEN SONRA ÇALIŞMALAR HIZLANDI”

    Türk Mimar ve Mühendis Odalar Birliği İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Bektaş Tatar, Malatya’da bakanlık ve valilik değiştikten sonra konutların hızlandırıldığını belirterek, “Çalışmalar sadece üst yapılarla sınırlı olmamalı alt yapıların da aynı şekilde hızlandırılması ve yoğunlaştırılması gerektiğini düşünüyoruz.  Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un Malatya’ya gelmesiyle birlikte çalışmaların daha da hızlandırıldığını fark ettik. Ondan öncesinde çalışmalar yavaş yürüyordu” ifadelerini kullandı.

    Kamber YILDIZ/MALATYA

  • Fırat, Kanal İstanbul kapsamında 34 taşınmazın satışa çıkarıldığını Meclis’e taşıdı

    Fırat, Kanal İstanbul kapsamında 34 taşınmazın satışa çıkarıldığını Meclis’e taşıdı

    PİRHA – Milletvekili Celal Fırat, Kanal İstanbul projesi kapsamında Arnavutköy’de satışa çıkarılan taşınmazlar ve yapılan usulsüzlükler hakkında soru önergesi hazırladı. Milletvekili Fırat, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a konuyla ilgili “Arnavutköy Belediyesi, taşınmazları neden satışa çıkarmıştır?” sorusunu yöneltti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Kanal İstanbul projesi kapsamında satışa çıkarılan taşınmazları gündeme getirdi.

    Milletvekili Fırat, AKP iktidarının, tüm itirazlara rağmen projeyi hayata geçirmeye çalıştığını belirterek, proje kapsamında Arnavutköy’de satışa çıkarılan taşınmazlar ve yapılan usulsüzlükler hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına (TBMM) soru önergesi verdi.

    34 TAŞINMAZ SATIŞTA!

    Milletvekili Celal Fırat, Kanal İstanbul projesi kapsamında 34 taşınmazın satışa çıkarıldığını belirterek, tarım ve mera alanlarında inşaat yapımlarının da hızla sürdüğünü kaydetti.

    Fırat, önergesinde şu hususlara dikkat çekti:

    “AKP iktidarının, uzmanların ve yaşam savunucularının tüm itirazlarına karşın “çılgın proje” diye adlandırdığı “Kanal İstanbul” projesinin deyim yerindeyse yapı taşları santim santim döşeniyor. Deprem tehlikesinin yanı sıra ekoloji ve deniz bilimi açısından da birçok tahribata yol açacağına yönelik uyarılarda bulunulan projenin güzergâhındaki taşınmazlar kamu eliyle satılmaya devam ediliyor.

    AKP’li Arnavutköy Belediyesi’nin sözde Kanal İstanbul güzergâhında yer alan 34 taşınmazı satışa çıkardığı öğrenilmiştir. Bu taşınmazlar Durusu, Haraççı, Taşoluk, Boğazköy, Hadımköy, Bolluca ve Ömerli mahallelerinde yer almaktadır. Bunun yanı sıra Arnavutköy’de hiçbir kural tanımadan Boyalık, Dursunköy, Baklalı, Yassıören Mahallelerinde doğa ve ekoloji tahribatı yapılarak tarım alanlarına, meralara konutlar, inşaat yapımları bütün hızıyla devam ediyor.

    Aynı bölgede “Kanal İstanbul” adı altında; yoksul halkın kendi çoluk çocuğunun rızkından feragat ederek, kendi emekleri ve alın teriyle aldığı arazilerde inşaat yapmalarına izin verilmezken köylünün, çiftçinin ve yoksulun arazisinden % 42 kesinti yapılarak kestiği arazileri birleştirip oluşturulan bölgelere de toplu konut yapılarak ticari alana dönüştürmek istendiği görülmektedir. Yoksul halkın, köylünün, çiftçinin kalan yüzde 58’lik arazilerinin her bir kısmını farklı parsellere atarak elverişsiz hale getirmekte ve inşaat yapımına olanak tanınmamaktadır.”

    “BU TAŞINMAZLARIN GERÇEK BEDELİ NE KADARDIR?”

    Milletvekili Celal Fırat, konuyla ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum tarafından şu soruların cevaplandırılmasını talep etti:

    -Arnavutköy’de Boyalık, Dursunköy, Baklalı, Yassıören Mahallelerinde yapılan konutlar hangi yerli veya yabancı şirketler eliyle yapılmaktadır?

    -Bu yapılan inşaat konut projelerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının ve Arnavutköy Belediyesinin görüş veya onayı alınmış mıdır?

    Arnavutköy’de yoksul halkın arazilerinden kesinti yapılarak konut yapımına başlanırken, arazileri parçalanmış mahalle sakinlerine bu hak neden tanınmamaktadır?

    -Arnavutköy Belediyesi taşınmazları neden satışa çıkarmıştır? Bu taşınmazların gerçek bedeli ne kadardır?

    Geçen dönem 150 milyon TL’ye TOKİ’ye satılan 600 dönüm arazinin, ödenmeyen 50 milyon TL’si için 200 dönüm iade edilmesi gerekirken, 67 dönüm iade edildiği yönündeki iddialar incelenecek midir?”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu: Kanala, talana, Murat Kurum’a onay vermiyoruz- VİDEO

    Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu: Kanala, talana, Murat Kurum’a onay vermiyoruz- VİDEO

    PİRHA- İstanbul için büyük bir çevre ve rant tehdidi olan ‘Kanal İstanbul Projesi’ne ve Murat Kurum’a onayımız yok diyerek bir araya gelen İstanbullular “Rantçı başkan istemiyoruz” sloganları ile Kurum’u protesto etti. 

    Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu, Kanal İstanbul projesinin imzacılarından ve bugüne dek bakanlığı sürecinde pek çok çevre katliamının altında imzası bulunan Murat Kurum’un İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı adaylığına tepki göstererek Kadıköy rıhtımında basın açıklaması düzenledi.

    “İstanbul’da kanala, talana, Murat Kurum’a izin verme” pankartı açılan eylemde, “Ya kanal ya İstanbul”, “Kanal değil rant yolu”, “Kanala, ranta değil depreme hazırlık” dövizleri açıldı. Eyleme, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Eşbaşkan adayı Murat Çepni, Kadıköy Belediye Eş Başkan adayları Nimet Çelebi ve Veysi Eski, İBB Başkan Vekili Sakalar ile çok sayıda siyasi parti, demokratik kitle örgütü temsilcileri katıldı.

    Basın açıklamasını, koordinasyon adına Fatoş Osmanağaoğlu okudu. AKP’nin İBB başkan adayı Murat Kurum’un adaylığı açıklandığından yana Kanal İstanbul’la ilgili projelere yanıt vermediğini ya da “gündemimizde yok” gibi yanıtlarla geçiştirdiğini söyleyen Osmanağaoğlu, diğer yanda Ulaştırma Bakanlığı’nın projeyi devam ettirdiğini belirtti.

    “SERMAYE İÇİN RANT ORTAYA ÇIKACAK”

    “Kurum’un ‘gündeminde olmayan’ ve hatta Erdoğan’a ‘başka önceliklerim var’ diyebileceğini iddia ettiği sırada Kanal İstanbul projesinin ‘kalbi’ olarak ifade edilen Arnavutköy Dursunköy’de bir projenin ihalesi daha yayımlandı” diyen Osmanağaoğlu, İstanbul 11. İdare Mahkemesi’nin ise Kanal İstanbul Yenişehir Rezerv Yapı Alanı birinci, ikinci ve üçüncü etap imar planlarını oybirliğiyle iptal ettiğini kaydetti. Bunun iktidarı durdurmadığını dile getiren Osmanağaoğlu, iktidarın Kuzey Ormanlarını boydan boya yaralayacak bir YHT projesi hazırlığında olduğunu söyledi.

    Açıklamanın devamında ise şu ifadelere yer verildi:

    “Bu yasa ile kentler, tarım alanları, ormanlar kısaca her yer rezerv yapı alanı olarak ilan edilebiliyor. Kentlerde halkın izinli, tapulu ve deprem riski olmayan konutlarına da el konularak “kentsel dönüşüm” adı altında inşaat şirketlerinin daha da zenginleşmesi sağlanacak. “Dönüşüm” iddiasıyla evi elinden alınan ve yerine inşa edilen konutlar için halk borçlandırılacak ve borcunu ödeyemeyenler ise mülkiyet hakkını kaybedecek. Ayrıca afet bağlamında olmasa da araziler ihale edilebilecek. Kabul edilen yasa ile özellikle İstanbul’da büyük bir yer değiştirme ve sermaye için rant ortaya çıkarılacak.

    “MURAT KURUM’A GEÇİT VERMEYECEĞİZ”

    Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu olarak ilan ediyoruz: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı olarak işlediği suçlara yenilerini eklemek isteyen Murat Kurum’a biz İstanbullular geçit vermeyeceğiz. Yeni rant ve talan politikalarına izin vermeyeceğiz. Bugüne kadar olduğu gibi bu seçimde de “atı alan Üsküdar’ı geçti” deseniz de mücadele etmeye devam edeceğiz, size “Kanalı yaptırmayacağız”. İstanbul halkını yerel seçimlerde Murat Kurum’a oy vermemeye, her daim kenti ve doğayı talan eden rant projelerine karşı mücadele etmeye çağırıyoruz.”

     “ŞAHİNTEPELİLER ÖFKELİ”

    Alevilerin ve yoksul emekçilerin yoğunlukta olduğu Şahintepe halk ise yerinden edildiklerini bunun bir kanal değil sürgün projesi olduğunu ifade etti. 2019 yılında bu yana defalarca kez polisler ile karşı karşıya bırakıldıklarını dile getiren mahalle sakinleri AKP’nin rant ve talan politikalarına karşı eylemlerine devam edeceklerini ifade etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Yazar Aydın: Alevi kurumları aydınlarla, dedelerle, ozanlarla bu gidişata tavır almalı

    Yazar Aydın: Alevi kurumları aydınlarla, dedelerle, ozanlarla bu gidişata tavır almalı

    PİRHA- Cemevine ibadethane demeyen Cumhur İttifakı’nın İBB Başkan Adayı Murat Kurum’un Kartal Uğur Mumcu Cemevi ziyareti sırasında “Her mahalleye bir cemevi” sözü vermesi tepki çekti. Yazar Ayhan Aydın, “Camiler gibi cemevlerinin çoğalması bu inanca bir yarar getirmez hatta zararları olur” dedi. Aydın, Alevi kurumlarının; aydınları, yolun değerleriyle hizmet yürüten dede, baba, ozanlarla bir araya gelip  bu gidişe karşı tavır almaları için çağrıda bulundu. 

    Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum, Kartal Uğur Mumcu Cemevi ziyareti sırasında “Her mahalleye bir cemevi” sözü verdi. İktidarın Aleviliğe ve alevi toplumuna yönelik sürdürmeye çalıştığı asimilasyon politikaları tartışılmaya devam ederken, AKP’li Kurum’un bu sözleri tepkilere neden oldu. Yazar Ayhan Aydın konuya ilişkin bir yazı kaleme aldı.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NA KARŞI TEK İLKELİ YAYINCILIK YAPAN PİRHA OLMUŞTUR”

    Yazar Ayhan Aydın, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı çalışmalarının; cemevi yöneticilerinin, dedelerin, babaların ve köklü Alevi kurumlarının etkili tavır almamaları nedeniyle çığ gibi büyüdüğünü söyledi.

    Aydın açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

    ‘AKP. kendi Alevi politikasını sürdürüyor. Alevi Açılımı’ adı altında çeşitli toplantılardan sonra, 5-6 yıldır Alevilerden oy devşirip, Aleviler arasında ikilik yaratmanın yanında AKP’li, asimile edilmiş bir Alevi- Bektaşî kitlesi yaratmak için iyi çalışan iktidar, Kültür Bakanlığı içinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurup faaliyetlerini ilerletmişti. Bu konuda tek ilkeli yayıncılık yapan kanal ise PİRHA (Pir Haber Ajansı) olmuştur. Onları kutluyorum” dedi.

    “SİYASETE ALET OLAN ALEVİLİK; YOZLAŞIP, ASİMİLE OLACAKTIR”

    Yazar Ayhan Aydın, İBB Başkan Adayı Murat Kurum’un sicilinin oldukça bozuk olduğunun altını çizerek, Kartal Uğur Mumcu Cemevi ziyareti sırasında “her mahalleye bir cemevi” sözünü hatırlattı.

    Murat Kurum’u eleştiren Aydın, sessiz kalan Alevileri de eleştirdi. Aydın, “Şu kafaya bakın, inşaat, rant, inanç sömürüsü… Hepsi bir arada. Tam da AKP politikası” diyerek şöyle devam etti:

    Peki, Alevilerin, Alevi kurumlarının, Alevi aydınlarının bu konuda sesleri çıkıyor mu? Hayır. Değerli dostlar, isterseniz bana kızın, bağırın, (bazıları küfrediyorlar zaten) bu çıkarcı, ilkesiz kafaların sonu hüsrandır. Bu kadar siyasete alet edilen Alevilik, Alevi kurumları bu gidişle yozlaşıp, asimile olacaktır. Camiler gibi cemevlerinin çok fazla çoğalması bu inanca bir yarar getirmez hatta zararları olur. Önemli olan; Alevi – Bektaşî Yol ve öğretisinin yaşaması ve yaşatılmasıdır. Alevilerin belli olan köklü sorunlarının çözülmesidir.

    “ALEVİ-BEKTAŞİ BEZİRGANLARI ÇOĞALDI”

    Alevîlik- Bektaşilik konusunda kalıcı, gençlere, geleceğe, eğitim, bilim kültür ve sanata ilişkin çalışmaların arttırılmasıdır. Yoksa ideolojik amaçla kurulmuş ve bir nevi Türk İslam sentezi doğrultusunda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yapamayacağını yapan kurumlara payanda olan yol düşkünü çıkarcı sözde Alevi -Bektaşilerle yol alınamaz, onlarla bu topluma bir şey verilemez. Kendi çıkarları için bu güzel Yol ve öğretimize ihanet eden Alevi-Bektaşi bezirgânları çoğaldı!

    ALEVİ KURUMLARINA ÇAĞRI

    5 yıldır çok güzel işler yapsalar da asli çalışma mecralarından çıkan Alevi kurumlarının; aydınları, yolun değerleriyle hizmet yürüten dede, baba, ozanları da yanlarına alarak bir an önce bir araya gelip, bu gidişe karşı tavır almaları, çalışma yapmaları gerekir. Yoksa sonumuz çok kötü olur.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Erzincan Ziraat Odası’ndan Geyik: Siyanürün yeraltı sularına karışmasına kesin gözüyle bakılıyor

    Erzincan Ziraat Odası’ndan Geyik: Siyanürün yeraltı sularına karışmasına kesin gözüyle bakılıyor

    PİRHA- Erzincan Ziraat Odası eski Başkanı Tamer Geyik, İliç’te yaşanan çevre felaketiyle ilgili “Hocalar, önümüzdeki yıllarda daha büyük zararlar vereceğini çünkü güneşin etkisiyle buharlaşma ya da yağmurun etkisiyle yeraltı sularına karışma olasılığının yüksek olduğunu söylüyorlar” diyerek herkesi bekleyen tehlikeye dikkat çekti.

    Erzincan İliç’te altın maden sahasında meydana gelen felaketin üzerinden 11 gün geçerken, 9 işçi hala göçük altında ve arama çalışmaları da durmuş durumda.

    İliç Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye ait siyanürlü altın madeni sahasında 13 Şubat’ta siyanür ve sülfürik asit dağı göçmüş, 10 milyon metreküp toprak, 200 metrelik yamaçtan 800 metre boyunca akmıştı. İçişleri Bakanlığı, 9 işçinin toprak altında kaldığını açıklarken, 11’inci gününde kayıp işçilere ulaşılamadı. Dereye akan toprağın kaldırılmasının aylar sürebileceği belirtilirken, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ise, patlama sonucu “En az 400 bin kamyona ihtiyaç var” diyerek, kayıp işçilere ulaşılmasının zor olacağını itiraf etmişti.

    2022 yılında siyanür borularının patlamasından sonra madenlerin kapatılması için suç duyurusunda bulunan Erzincan Ziraat Odası eski Başkanı Tamer Geyik, İliç madenlerindeki son durumu PİRHA’ya değerlendirdi.

    “MURAT KURUM SUÇLUDUR”

    İliç maden ocaklarında arama çalışmalarının durdurulduğunu ve yeni bir çalışma da yapılmadığını belirten Geyik, “2022 yılında siyanür borularının patlamasından sonra Erzincan’da tek sivil toplum örgütü olarak o dönemde biz suç duyurusunda bulunduk. Buradaki sorumluların bulunması, tespit edilmesi, çevreye, doğaya olan etkilerinin, zararlarının araştırılması ve madenin kapatılması için ama maalesef bırakın kapatmayı, o dönem kapasite arttırımına gidildi. Dönemin Çevre Bakanı da Murat Kurum’du, onun da imzası vardır. Yani bu olayın meydana gelmesinde en büyük katkısı olanlardan biri de Murat Kurum’dur. Çevre Şehircilik İklim Bakanlığı’ndan ÇED raporunun onaylanmasıyla ilgili Murat Kurum suçludur, yargılanması lazım ama maalesef ki bizim ülkemizde adaletin ve hukukun olmadığını görüyoruz. Olmuş olsaydı zaten bu 9 canın ölümüne neden olan insanların derhal yargı önüne çıkartılması gerekirdi” diyerek tepki gösterdi.

    “ÇIKARILAN MADENİN SADECE YÜZDE 2’Sİ DEVLETE KALIYOR”

    Siyaset kurumunun yine Anagold madenciliği savunduğunu vurgulayan Geyik, “Burada siz bakmayın öyle hani çalışıyoruz, kurtaracağız, yapacağız, edeceğiz demelerine. Diğer taraftan da madeni savunuyorlar. Ekonomik katkısı büyük diyorlar. Binali Yıldırım bu toprak kaymasının meydana geldiği gün böyle açıklamalarda bulundu. Bunu kalkıp çevreciler, bilmem şunlar bunlar savunacak ama bu madenlerin ülkemiz ekonomisine çok büyük katkısı var gibi şeyler söyledi. Demek ki bunların nezdinde insan hayatının hiç önemi yok. Çevreye ve doğaya verdiği zararın hiç önemi yok sadece paranın önemi var. Tamam ülkemize bir katma değer olsun ama yüzde 98’ini Kanadalı firmanın aldığı yüzde 2’sini de devlete verdiği bir durum var. Çok da karlı bir yatırım değil. Kaldı ki insan hayatı ve çevre söz konusu” dedi.

    “SİYANÜRÜN YERALTI SULARINA KARIŞMASINA KESİN GÖZÜYLE BAKILIYOR”

    Maden bölgesinin Fırat’a çok yakın olduğunu söyleyen Geyik, çevrecilerin ve hocaların, buradaki siyanürün yeraltı sularına karışmasına kesin gözüyle baktığını ve önümüzdeki yıllarda daha büyük zararlar vereceğini, “Çünkü bunun güneşin etkisiyle buharlaşma ya da yağmurun etkisiyle yeraltı sularına karışma olasılığının yüksek olduğunu söylüyorlar” diyerek herkesi bekleyen tehlikeye dikkat çekti.

    “BU SUYLA SULAMA YAPILDIĞINDA GIDALAR DA ZEHİRLENMİŞ OLACAK”

    Geyik, herkesin merak ettiği tehlikelerle ilgili şunların altını çizdi:

    “Buharlaşmanın etkisiyle 100 kilometrelik bir alana hava sirkülasyonuyla dağılma durumu var. Bu hocaların bildirdiği raporlarda da var. Bunun Allah göstermesin Fırat suyuna veyahut yeraltı sularına karışması durumunda bırakın bizim ülkemizi, Basra Körfezi’ne kadar gideceği aşikardır. Fırat’ın suyu ülkemizden çıkıp Suriye ve Irak’ı dolaşarak Basra Körfezi’nde denize dökülüyor. Yani bu bütün bölge ülkelerini, bütün insanlığı ilgilendiren bir konu.

    Yani şimdi diyelim ki bunun etkisiyle Malatya’da veyahut Diyarbakır’da yetiştirilen bir karpuz bugün İstanbul’a da, Ankara’ya da, İzmir’e de her tarafa gidiyor. Sonuçta bu, suya karışırsa bu suyla sulama yapıldığında gıdalar da zehirlenmiş olacak ve bu gıdaları yiyen insanları da etkileyecek. Türkiye’nin her tarafına dağılan gıda ürünleri var sonuçta. Bu bölge insanlarının tamamını etkileyecek bir durum. Şimdi bu madem faciası oldu. Bunun sorumlularının bulunması ve bu madenin de derhal bütün lisanslarının iptal edilip kapatılması gerekir.”

    “ÇIKARILAN 100 KG ALTINDAN TÜRKİYE’YE SADECE 4 KG KALIYOR”

    Her şeyin para olmadığını, parasal olarak bakıldığında da bir karlılık durumu olmadığını belirten Geyik, “Bu madenin kapatılması yani ıslah edilmesi, siyanürlü toprakların üzerlerinin kapatılması ve çevreye olan etkilerini de hesaba katarsak, örnek vereyim ülkemiz 2 milyar dolar para kazandıysa, 5 milyar dolardan daha fazla para harcayıp verilen zararı ancak kapatabilir. Çıkarılan 100 kilo altında, ülkemizin aldığı sadece 4 kilogram civarında. O da bunun ne kadarı doğru ne kadarı yanlış kimse bilmiyor” diye görüş belirtti.

    Erzincan’da, yaşanan maden faciasına karşı bir tepki oluşmadığını belirten Erzincan Ziraat Odası eski Başkanı Tamer Geyik, bunun sebebini şöyle ifade etti:

    “Benim o dönemki Ziraat Odası başkanlığımda tek sivil toplum örgütü olarak biz buna suç duyurusunda bulunduk. Başka da kimse yok. İnsanları milliyetçilik üzerinden manipüle ediyorlar. Bu cevherin toprağın altında durduğunu, bunu çıkartarak ülkemize döviz girişi sağlandığını, ekonominin güçlendiğini vesaire vurgulayarak insanları böyle bir algıyla yönetiyorlar. Başka bir şey yok. Oysa biraz önce söylediğim gibi ekonomiye katkısı değil zararı var.

    “MADEN 135 DEFA DENETLENDİYSE NİYE BÖYLE OLDU”

    Bakan açıklıyor, maden ocağı 135 defa denetlendi diye. Eğer135 defa denetlediysen bu olaylar niye oldu? Burası niye böyle yapıldı? Siz kalkıp da toprağı 200 metre yükseltirseniz, dağ gibi yaparsanız burası tabii ki kayacak. Yani hiç mi burayı mühendisler gidip görmediler ama maalesef yani görseler de yapın raporu verip, ne yapıp edip kitabına uyduruyorlar.”

    Siyanürün, sülfürik asidin insan sağlığına zarar veren çok tehlikeli maddeler olduğunu vurgulayan Geyik son olarak, “Avrupa’da, Kanada’da, Amerika’da böyle bir madencilik yapıldığını düşünmüyorum. Bizim ülkemizde maalesef bir kobay olarak, bir deney ülkesi olarak bunlar yapılıyor. Burada toplum olarak buna karşı durmamız lazım. Bu aslında bütün insanların sorunu çünkü bir halk sağlığı sorunu. Doğaya ve çevreye verilen zarar söz konusu. Toplumun duyarlı olması lazım. Sadece İliç altın madeni değil diğer illerimizdeki bütün altın madenlerinin, siyanürle, sülfürik asitle yapılan aramaların derhal durdurulması ve kapatılması gerekmektedir” sözlerini kullandı.

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

  • Özel’den maden faciası tepkisi: Siyanür sızdıran şirket vergi affından yararlandı -VİDEO

    Özel’den maden faciası tepkisi: Siyanür sızdıran şirket vergi affından yararlandı -VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. İliç’teki maden faciasıyla ilgili konuşan Özel, “3 yıl önce orada siyanür sızıntısı oldu. Göstermelik 3 ay durdurdular. İncelediler, suçlu buldular ve 16 milyon lira ceza kestiler. Sadece aylar sonra bu şirket vergi affından yararlandı” diyerek tepki gösterdi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin haftalık grup toplantısında açıklamalarda bulundu.

    “İLİÇ’TE CEZA KESİLEN ŞİRKET VERGİ AFFINDAN YARARLANDI”

    Erzincan’ın İliç ilçesindeki maden faciası ile ilgili konuşan Özel, “Yıllardır hain dedikleri, o çevre mühendisleri, akademisyenler ve CHP’liler hep tehlikeye dikkat çekti. 3 yıl önce orada siyanür sızıntısı oldu. Göstermelik 3 ay durdurdular. İncelediler, suçlu buldular ve 16 milyon lira ceza kestiler. Duyunca büyük para diye düşünüyorsun; sadece aylar sonra Plan ve Bütçe Komisyonu’nda bu şirket vergi affından yararlandı” diyerek tepki gösterdi.

    İliç’te nasıl bir felaketin kenarından geçtiğimizin bilincinde olunması gerektiğini vurgulayan Özel, “Bu mesele aslında herhangi bir demokraside turnusol kağıdı gibidir ve bu yaşandığında iktidarın özrü, özeleştirisi onu kurtarmaz. Başka ülkede bakan, başbakan istifa eder” dedi.

    BAHÇELİ’YE MURAT KURUM TEPKİSİ

    Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

    “Bütün vatandaşlarımız duymalıdır ki; Recep Tayyip Erdoğan’ın haberi olmadan 2 milyon bile el değiştiremez. Bu madenler önce izin almış, ÇED raporu düzenlenmiş, 4-5 kat büyümek için başvurduğunda ÇED raporu hazırlanmış, Bakan Murat Kurum’a bu sorumluluğunu hatırlatıyoruz. Murat Kurum üzerine alınmıyor.

    Bahçeli gelmiş, ‘oradaki hata verilen raporu düzenleyenlerde, Murat Kurum’un konuyla alakası yoktur’ diyor.

    5 kat büyümesine izin veren bu rapor altında Devlet Bey’in dediği gibi ÇED Genel Müdürü’nün imzası var. ‘Bakan adına’ genel müdür imza atıyor. Ey Devlet Bey! Siz devlet işleyişini bilen biri olarak Bakan’ın benim adıma, yani benim adıma imza at dediği Genel Müdür’ün imzasında sorumlu olmadığını söylüyorsun. Oysa belge Kurum adına atıldığını söylüyor. Ben vatandaşlarımıza söylüyorum. Eğer bakan adına atılan imzayla yaşandıysa ben bunu sizlerin vicdanınıza havale ediyorum.

    “MADENLERDE YÜZDE 10 OLAN DEVLET HAKKINI AKP YÜZDE 2’YE İNDİRDİ”

    ‘Anayasa hala madenler devletindir’ der. Cunta sonrası, Türkiye’de çıkarılacak her maden için yüzde 10 devlet hakkını AKP yüzde 2’ye indirildi.

    Halkın çıkarları yerine ayrıcalıklı grupların çıkarlarını üstün tutanların, birilerine rant yaratanların nasıl ekonomimizin canına okuduklarını hem de 9 canımızı nasıl felakete sürüklediklerini gördük. Bu sorunları herhangi bir muhalefet partisi çözemez. 1978’in morali ve gücüyle Ecevit’in cesareti ve Baykal’ın kararlılığıyla CHP çözer.

    “31 MART’TA KIRMIZI IŞIK YAKILMAZSA, SONRASI FELAKETTİR”

    31 Mart akşamının bambaşka bir önemi var. Yoksullar, garibanlar, emekliler ve emekçiler için; bu iktidar beklediği desteği görecek olursa, beklemediği desteği alamazsa, bu gidişata kırmızı ışık yakılmazsa 1 Nisan sonrası felakettir. İlk mesajı 31 Mart’ta verirse ayağını denk alacak. 4 yıl boyunca seçim olmaması, zenginin kayrılması, en düşük maaşa mahkum edilmenize karşı son çareniz, son yetkiniz. Gücünüzü gösterin.

    OECD, 2015’teki ev kiralarını 100 birim kabul ederken, 2023 ev fiyatlarını karşılaştırmış. En tepesinin bir altında Macaristan var. 2015’ten 2023’e konut kiraları en çok artan ülke olmuş. Macaristan’ın bir üstünde Türkiye var. 2015’ten 2023’e yüzde 530 artmış. Ancak gerçek hayatta bu 15-18 kata kadar artıyor. Bunu bizim söylememiz, sizin yaşamanız ayrı ama OECD’nin açıklaması ayrı. Köprü geçişleriyle ilgili bir şey çıktı. Yollar, köprüler, otoyollar yaptık diye övünüyorlar. Maliyeti yokmuş gibi. Geçiş garantisi verilmiş bu köprü ve yolların bize maliyeti Ocak 2024’te 36 milyon TL oldu.

    AKŞENER’E YANIT: CANI SAĞOLSUN

    Biz iktidar olursak ezanı sustururlar dedikleri CHP o ezanı okuyan müezzinin hakkını savunmaya, bayrağı indirecekler dedikleri CHP günü gelince o bayrak için can vermeye her zaman hazırdır. Dışarıda bir basın emekçisi arkadaşımız var bekliyor. Akşener’in açıklamalarına ne diyeceksiniz? Ona karşı vereceğim cevap iki kelime canı sağ olsun.

    HATAY AÇIKLAMASI: YOLUMUZA LÜTFÜ SAVAŞ’LA DEVAM EDECEĞİZ

    Son 22 yılda deprem vergilerini doğru yere harcamamış hükümetin sorumluluğunun bir yere yüklenmesi doğru değildi ama biz mesajımızı aldık. Dün gece saat 3.00’e gelirken biz üzerime düşen bütün eleştiriyi yaparak, Lütfü Savaş’ı ilk kullandığı bazı ifadelerden kendisinin de üzüldüğünü not ederek; ama bir yandan Hatay’ı ele geçirip demokrasisini ele geçirmek isteyen Hatay’ı alıp Hatay’ı Hatay olmaktan çıkarıp anketlerdeki seyre baktığımızda yolumuza Savaş’la devam etmeye karar verdik. Hepimize hayırlı olsun.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Dersim’de İliç açıklaması: Felaketin tüm sorumluları yargı karşısında hesap vermeli-VİDEO

    Dersim’de İliç açıklaması: Felaketin tüm sorumluları yargı karşısında hesap vermeli-VİDEO

    PİRHA- Dersim Kent Konseyi, Erzincan İliç’te meydana gelen çevreyi ve canlıları etkileyen felakete dair yaptığı açıklamada, yetkilileri uyardıklarını, davalar açtıklarını ancak uyarıların dikkate alınmadığını vurgulayarak, “İliç’te yaşanan felaketin tüm sorumluları yargı karşısında hesap vermeli” çağrısında bulundu.

    Erzincan İliç’te siyanürlü toprak havuzunun patlaması sonucu meydana gelen faciada toprak altında kalan 9 işçiye ulaşılamazken, iktidar yetkilileri, yapılan tetkikler sonucunda suyun temiz çıktığını iddia etti.

    Kamuoyu, maden sahasının genişletilemesine ve “ÇED gerekli değildir” kararını verenlerin yargılanması isterken, şu ana kadar 6 maden çalışanı tutuklandı.

    Dersim Kent Konseyi, Erzincan İliç’te meydana gelen çevreyi ve canlıları etkileyen felakete dair yürüyüş ve açıklama yaptı.

    Dersim Sanat Sokağı’nda bir araya gelen kurum yöneticileri ve yurttaşlar, Yeraltı Çarşısı’na kadar yürüyüş yaptı.

    Dersim Kent Konseyi adına açıklamayı Dersim Baro Başkanı Fatma Kalsen okudu.

    Kalsen, “Faaliyete girdiği 2008 yılından itibaren birbiri ardına ortaya çıkan çevresel felaketlerle sıklıkla gündeme gelen Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret AŞ tarafından işletilen Çöpler Kompleks Maden İşletmesi’nde gerçekleştirilen sömürge madenciliği ile yalnızca doğamız ve kaynaklarımız değil, aynı zamanda yaşamlarımız da yok ediyor” dedi.

    “UYARILARIMIZ DİKKATE ALINMADI, FELAKET GÖZ GÖRE GÖRE GELDİ”

    Çöpler Kompleks Maden İşletmesi’nin yarattığı tahribat ve oluşturduğu tehlikeye dikkat çekmek için Dersim Kent Konseyi olarak hem bir çok eylem ve etkinlik yaptıklarını hem de ilgili kurumları uyardıklarını hatırlatan Kalsen, “Ne bakanlık ne yerel idare ne de mahkemelerce uyarılarımız dikkate alındı ve tüm bu ilgisizlik bugün yaşanan felakete yol açmıştır. TMMOB tarafından Erzincan Bölge İdare Mahkemesi’ne, şirketin kapasite artırımına karşı açmış olduğu dava, idari mahkeme tarafından ret edilmiş, devamında Danıştay 6. Daire’nin, idari mahkemenin vermiş olduğu kararı TMMOB ve kamu lehine bozmasına karşın, bilirkişi raporu düzenlenip hazırlanmadan ve hukuki süreç beklenmeden ilgili şirket kapasite artışına gitmiştir” bilgisini paylaştı.

    “BÜYÜK ÇEVRE KATLİAMLARINDAN BİRİDİR

    “Bugün ciddi bir felaket ile karşı karşıyayız” diyen Kalsen, şunları ifade etti:

    “Öncelikli olarak, iş güvenliği anlamında gerekli tedbirlerin alınmadığı bu maden sahasında dokuz emekçi kardeşimiz, zehirli kimyasalla yıkanmış toprağın altında kalmıştır.

    İliç’te yaşanan, ülkemizin görmüş olduğu büyük çevre katliamlarından biridir. Bu facia ülkemizi oldukça kötü noktalara götürecek, bölge halkını, Fırat Nehrini ve ekolojik sistemleri, biyo-çeşitliliği, ülke ekonomisini, toplum ve halk sağlığını çok yönlü ve olumsuz şekilde etkileyecektir. Yetkililer tarafından facianın boyutu gizlenmeye çalışılıyor, Fırat Nehrine atıkların karışmadığı bilgisi verilerek buradan korkulacak herhangi bir şey olmadığı ifade ediliyor. Ancak bu algı oyunudur, yanıltmadır ve hiçbir şekilde gerçeği ifade etmemektedir. Facia zaten yaşanmış durumdadır.

    İliç’te yaşanılan birçok bölgeyi etkileyen bu çevre felaketi sonucu atık havuzlarından sızıntı, başlangıçta yüksek siyanür derişimleri bozuluncaya kadar, akarsu ve göllerde balıkların, kuşların ve diğer canlıların ölümlerine neden olacaktır. Ayrıca, yayılarak hem yeraltı hem de yerüstü su kaynaklarını kirleten ağır metal bileşikleri de tarım ve hayvancılık yolu ile besin zincirine girerek insanlara ulaşmakta ve zaman içinde ortaya çıkan sağlık sorunlarına neden olacaktır. Ağır metaller düşük derişimlerde bile toksik etki gösterebilen elementlerdir. Ağır metaller insanlar tarafından ağız, solunum ve deri yolu ile alınır ve çoğu boşaltım yolları ile (böbrek, karaciğer, barsak, akciğer, deri) atılamazlar. Bu nedenle ağır metallerin büyük bir bölümü, organizmada birikir. Birikim sonucu, yoğunlaşan bu metaller, etkili dozlara ulaştıklarında; endokrin hastalıklar, nörolojik hastalıklar, kanserler, otizm gibi ciddi hastalıklara neden olabilirler.”

    “TÜM SORUMLULAR YARGI KARŞISINDA HESAP VERMELİ”

    Yaşanılan afetin sorumlusunun, ivedilikle sonuçlandırılması yasa ile zorunlu tutulan davaları sürüncemede bırakıp uzamasına neden olan, üzerinden yıllar geçmesine rağmen yürütmenin durdurulması talebini dahi karara bağlamayanlar olduğuna dikkat çeken Kalsen, “Yaşanılan afetin sorumlusu, yıkıcı maden faaliyeti yürütenler kadar yürütülmesine olanak sağlayan, izin veren, doğamızın ve kaynaklarının bir grup yabancı sermaye tarafından yağmalanmasına göz yuman siyasal iktidardır” diye konuştu.

    Madenlerin ulusal ve uluslararası sermaye gruplarının yağma alanı olmaktan çıkarılması çağrısında bulunanDersim Baro Başkanı Fatma Kalsen “İliç’te yaşanan felaketin tüm sorumluları yargı karşısında hesap vermeli, tüm ÇED olumlu kararları iptal edilmeli ve işletme derhal kapatılmalıdır” dedi.

    PİRHA/DERSİM

     

  • AKP’nin İstanbul adayı Murat Kurum’un cemevine ziyareti sosyal medyada tepki çekti

    AKP’nin İstanbul adayı Murat Kurum’un cemevine ziyareti sosyal medyada tepki çekti

    PİRHA- AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, seçim çalışmaları kapsamında Avcılar Yeşilkent Cemevi’ni ziyaret etti. Alevi yurttaşlar sosyal medyada Kurum’un cemevini ziyaret etmesine tepki gösterdi. 

    Alevi inancını ve cemevini tanımayan, zorunlu din dersini kaldırmak yerine din derslerini çoğaltan, asimilasyonu hızlandırmak için Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kuran AKP’nin belediye başkan adayları şimdi de seçim öncesi Alevileri ve cemevlerini ziyaret etmeye başladı.

    AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, dün Avcılar Yeşilkent Cemevi’ne gitti.

    Kurum, bu yola sevgiyle çıktıklarını, Avcılar’ın her sokağına huzur getireceklerini iddia etti.

    Sosyal medyada ise Aleviler, Murat Kurum’un cemevine gitmesine tepki göstererek, “Böyle insanları niye cemevine alıyorsunuz? Onu oraya alanlarda da hata var” benzeri ifadeler kullandılar.

    Tepkilerden bazıları şöyle:

    Sezgin Kartal (Alevi aktivist/Gazeteci): Bu cemevi için 2011-2012’de çok zor şartlarda özellikle kadınların büyük emekleri oldu. Düzene karşı mücadele edip cemevi olmasını kabul ettirdik ama kendi içimizdeki düzenbazlara yenildik. Utanıyorum!

    Selvinaz Durur (CHP Eskişehir İl Gençlik Kolları Başkan Yardımcısı): Cemevlerimizi ibadethane kabul etmeyen partinin adayının ibadethanemizde ne işi var? Oturduğunuz posta evliya ve onların çocukları, onların soyundan gelen ocakzadeler oturabilir sizler değil!

    Alevi yurttaşlar:

    “Seçimden sonra yine Alevilerin evini işaretleyecek misiniz? İbadethane olarak görmediğin yere neden gittin lokma yemeye mi? Sadece seçim zamanı hatırlanırız. Sizi oraya alan o cemevi mensuplarına da yazıklar olsun! Sizlerin utanması yok. Sizlerin ziyaretini kabul eden düşkünlerin de mi hiç utanması yok! Cümbüş evi bir anda kıymetli canların cemevi oldu!! Yatacak yeriniz yok!

    PİRHA/İSTANBUL

  • Okmeydanı Barınma Hakkı Mücadelesi: Adil dönüşüm istiyoruz

    Okmeydanı Barınma Hakkı Mücadelesi: Adil dönüşüm istiyoruz

    PİRHA-AKP’li Beyoğlu Belediyesi kentsel dönüşüm zorbalığıyla temel atma töreni gerçekleşti. Yaşananlara tepki gösteren Okmeydanı Barınma Hakkı Mücadelesi yaptığı açıklamada “Okmeydanı halkı sağlıklı bir barınma koşulları ve adil dönüşüm istiyor. Yandaş inşaat şirketlerine evlerinin peşkeş çekilip binlerce lira borçlandırılmak istemiyor” ifadelerini kullandı.

    İstanbul Beyoğlu Okmeydanı’ndaki kentsel dönüşüm projesi kapsamında dün temel atma töreni gerçekleştirildi. Aylardır süren yıkımda AKP’li Beyoğlu Belediyesi, İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nin elektrik kesintileri ve tahliye edilme kararıyla ilgili kısmi yürütmeyi duruma kararına rağmen, kentsel dönüşüme imza vermedikleri ve evlerini boşaltmadıkları gerekçesiyle hak sahiplerinin elektrik, su ve doğalgazını kesmişti.

    Okmeydanı’ndaki temel atma töreninde konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, “778 konut ve 161 dükkanımızın temellerini heyecanla, coşkuyla, hep birlikte atıyoruz. Beyoğlu ve çevresinin markasını arttıracak, İstanbulumuzun en önemli dönüşüm projelerinden biri olacak yeni yuvalarımız Beyoğlu için, İstanbullu hemşerilerimiz için, ülkemiz için hayırlı, uğurlu olsun” diye konuştu.

    “İNSANLAR BİNLERCE LİRA BORÇLANDIRILDI”

    Okmeydanı Barınma Hakkı Mücadelesi ise yaşanan sürece tepki gösterirken, sosyal medya hesabı üzerinden bir açıklama yayımladı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Okmeydanı halkı rantsal dönüşüm bakanı Murat Kurum ve rantçı Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız’ı istemiyor! Fetihtepe Mahallesi ile başlayan rantsal dönüşüm tüm Okmeydanı’nda yapılmak isteniyor. Fetihtepe Mahallesi’nde elektrik su ve doğalgazı kesilen insanlar haftalarca baskı ve tehdit altında direndi ve imza atmadı. Ancak tehditlerini arttıran belediye mahkemelerin yürütmeyi durdurma kararına uymadan baskıyı sürdürerek insanları imzaya mecbur bıraktı.

    Bu imza sonucunda insanlar binlerce lira borçlandırıldı ve 1950 lira gibi komik bir kira yardımı ile evlerinden atıldı. Rıza ile dönüşüm projesi yapacağız dediler, insanları zulüm ile evlerinden attılar. Temel atma töreni düzenlemek için geleceklerini ilan ettiler. Fetihtepe dışından insan taşıyıp hiçbir şey olmamış gibi yarın büyük laflar edecekler. Ancak biz onların boş vaatlerine inanmıyoruz.

    Okmeydanı halkı sağlıklı bir barınma koşulları ve adil dönüşüm istiyor. Yandaş inşaat şirketlerine evlerinin peşkeş çekilip binlerce lira borçlandırılmak istemiyor. Okmeydanı Barınma Hakkı Mücadelesi olarak ranta karşı komşularımız ile yan yana olmaya devam edeceğiz ve Fetihtepe’de işledikleri tüm suçların hesabını sormak için takipte olacağız.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • CHP’li Bulut, Bakan Kurum’un yalanladığı ‘Avrupa’nın çöplerini’ görüntüledi

    CHP’li Bulut, Bakan Kurum’un yalanladığı ‘Avrupa’nın çöplerini’ görüntüledi

    PİRHA- Bakan Kurum’un Avrupa’dan Adana’ya gelen ‘plastik atıklarla’ ilgili haberleri yalanlamasının ardından, CHP Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, plastik çöpleri yerinde inceleyerek, gelen çöpleri görüntüledi. Bulut, “Türkiye’de poşetler paralı ama Avrupa’dan plastik çöp satın alıyoruz” dedi

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Bloomberg’in Londra’dan yola çıkan ve Adana’ya gelen plastik atıklarla ilgili haberini yalanlayarak; “Görüntülere ilişkin de incemeler yapılmış, görüntülerin yeni olmadığı anlaşılmış, o alanda herhangi bir tehlikeli atığa sahada rastlanmamıştır. Haber ve haberin içeriğinde yer alan tüm bilgiler tamamen asılsızdır ve gerçeği yansıtmamaktadır” demişti.

    Kurum, Adana’daki ‘tehlikeli atık’ iddialarına ilişkinde, 7 denetim ekibi tarafından bütün bölgenin tarandığını ve herhangi bir döküm tespit edilmediğini söyledi. İncelenen görüntülerin yeni olmadığının belirlendiğini ifade eden Bakan Kurum; “Bu tür iddialar daha önce de gündeme getirilmişti. Tehlikeli atıkların yakıldığı iddia edilen 11 noktadan toprak numuneleri aldık, analizlerde çevre ve insan sağlığı açısından tehlike oluşturacak hiçbir parametre tespit edilmedi” demişti.

    Bakan Kurum’un Londra’dan yola çıkan ve Adana’ya gelen ‘plastik atıklarla’ ilgili haberleri yalanlamasının ardından, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, plastik çöpleri yerinde inceleyerek, Çukurova’da yerleşim yerlerinin hemen yakınında Avrupa’dan gelen çöpleri görüntüledi.

    Hepsinin Avrupa ülkelerine ait ve Türkiye’de bulunmayan ürünlerin çöpü olduğunu kaydeden Bulut, çöp dökülmesi yasak olan alana bu çöplerin kaçak olarak atıldığını, ihbar üzerine belediye görevlilerinin çöplerin temizliğini yaptığını belirtti.

    “AVRUPA’DA TÜKETİLMİŞ DÜNYANIN EN BEREKETLİ TOPRAKLARINA GÖMÜLMÜŞ”

    Çukurova’nın yaklaşık 3 kilometre yakınına, inşaatların hemen yanına kaçak olarak çöplerin döküldüğünü vurgulayan Bulut, çektiği videoyu sosyal medya hesabında paylaşarak, şunları dile getirdi:

    “Bu ürünler Türkiye’de satılan ürünler değil, burada plastik çöpleri yakmaya çalışmışlar. Adana’nın dört bir yanında bu görüntüleri görmek mümkün. Seyhan, Sarıçam, Yüreğir’de de bu çöplerden var. Önce bu çöpleri döküyorlar, üzerine toprakla kapatıyorlar. Daha sonra bir kez daha çöp döküp, üzerini kapatıyorlar. Katman oluşturuyorlar. Burası Greenpeace’in ölçüm yaptığı alanlardan birisi. Normal topraktan 400 bin kat fazla zehir içeriyor. Burası bir çöp alanı değil, yerleşim birimlerinin hemen yanı başı. Buradan 1 kilometre ötede göl var. 3 kilometre ötede Çukurova’nın merkezi var. Her türlü çöp burada var. İngiltere’de Almanya’da tüketilmiş, ambalajı dünyanın en bereketli toprakları olan Çukurova topraklarına gömülmüş.

    Elimizi nereye atsak plastik çöp çıkıyor. Türkiye’de poşetler paralı ama Avrupa’dan plastik çöp satın alıyoruz. Yüzlerce yılda erimesi mümkün değil. Kepçeyle tespit edilen çöpler belediye araçları taşıyor. Buralar şikayet sonrası tespit edilen yerler.”

    PİRHA/ADANA

     

  • HDP’li Kenanoğlu’ndan Bakan Kurum’a: Deprem paraları nereye harcandı?

    HDP’li Kenanoğlu’ndan Bakan Kurum’a: Deprem paraları nereye harcandı?

    PİRHA – HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Elazığ ve Malatya’da meydana gelen deprem sonrası yurttaşların da sorduğu “Deprem vergileri için toplanan paralara ne oldu?” sorusunu Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a sordu.

    24 Ocak’da meydana gelen ve merkez üssü Elazığ’ın Sivrice ilçesi olan 6,8 büyüklüğündeki depremde, 37’si Elazığ’da dördü Malatya’da olmak üzere en az 41 kişi hayatını kaybetti, 1.607 kişi de yaralandı.

    Adıyaman, Maraş, Diyarbakır ve Dersim gibi çevre illerde de hissedilen depremde Elazığ ve Malatya’da 87 bina yıkılırken, 1287 binada ağır hasar, 56 binada orta ve 876 binada da az hasar tespit edildi ve acil olarak yıkılması gereken bina sayısı da 12 olarak açıklandı.

    “ÖZEL İLETİŞİM VERGİSİ KALICI HALE GETİRİLDİ”

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Elazığ’da yaşanan deprem sonrasında yurttaşların da merak ettiği deprem vergilerinin nereye harcandığı sorularını Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması için soru önergesi verdi.

    Kenanoğlu, 1999 depremiyle birlikte depremin zararlarını tazmin edebilmek için mevcut hükümetin deprem vergisi olarak bilinen özel iletişim vergisini getirdiğini hatırlatarak, “Bu Özel İletişim Vergisi 1999 depremiyle birlikte depremin zararlarını tazmin etmek, yeni oluşacak depremler için önlemler alabilmek, toplanma alanları, deprem bilincinin gelişmesi gibi harcamaların finanse edilebilmesi için getirilmiş bir vergiydi. Bu vergi hayatımıza geçici olarak girmesine rağmen, iki kez uzatılmış ve 2003 yılında ise kalıcı hale getirilmiştir” dedi.

    Vergi uzmanlarının toplanan paranın 2000 yılından 2019 yılının sonuna kadar 67.5 milyarı geçtiğini kaydeden Kenanoğlu, toplanan bu paranın depremde oluşabilecek çadır, gıda yardımı için ayrılması, deprem bilincinin gelişmesi ve deprem eğitimleri için yapılan tatbikatlara ayrılması için AFAD’a, AKUT’a, Kızılay’a vb. kurumlara aktarılmasını beklediklerini ancak dönemin maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, deprem vergilerinin duble yollara gittiğini söylediğini hatırlatarak tepki gösterdi.

    Deprem sonrasında yurttaşların dayanışma ve yardımlaşma duygusuna sahip olduğunu söyleyen Kenanoğlu, deprem için toplanan paraları Bakan Kurum’a sordu.

    • Deprem için toplanan para ne kadardır?
    • Toplanan bu paraların ne kadarı vatandaşa ne kadarı depremin zararlarından korunmak için kullanılmıştır?
    • Bu para deprem dışında bir yerde kullanılmış mıdır? Ne kadarı kullanılmış, kullanılmayan paralara ne olmuştur?      (HABER MERKEZİ)