Etiket: mürşit

  • ‘Hakk ve Hakikat Aşkına Yol’u Yürütenler’ kitabının 2. Cilt baskısı yapıldı

    ‘Hakk ve Hakikat Aşkına Yol’u Yürütenler’ kitabının 2. Cilt baskısı yapıldı

    PİRHA – Yazar Mehmet Kabadayı’nın ‘Hakk ve Hakikat Aşkına Yol’u Yürütenler’ kitabının 2. Cilt baskısı yapıldı.

    Yazar Mehmet Kabadayı’nın ‘Hakk ve Hakikat Aşkına Yol’u Yürütenler’ kitabının 2. cildinin ikinci baskısı Vesta Yayınları’ndan çıktı. Kitapta, Alevi inancında önemli yer tutan birçok kavramın ne anlam ifade ettiğine ışık tutuluyor.

    Yazar Kabadayı, kitabında farklı ocaklardan pirlerle yapılan röportajlar ve değerlendirmeleri ile ‘Alevilikte ocak nedir? İkrar, Hakk, cem, dar-didar, semah, pir, dede, mürşit, rehber, talip, müsahiblik, rıza şehri, çar (4) anasır (4 kapı) – 40 makam, Hızır ve Hızır lokması, yetmiş iki âlem ve devri daim’ gibi kavramlara açıklık getiriyor.

    Kitapta ayrıca Alevi kurumlarını, örgütlenmelerini ve ‘Asimilasyon kıskacından nasıl kurtulacağız?’ sorusuna da cevaplar aranıyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Ocağını, pirini kaybettiğinde sen de kaybolursun’-VİDEO

    ‘Ocağını, pirini kaybettiğinde sen de kaybolursun’-VİDEO

    PİRHA- 1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu’ndaki konuşmalarda köyden kente göçle birlikte Aleviliğin kaybedilmeye başlandığı vurgulandı. 

    İkinci gününde devam eden 1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu’nda pir, ana, bacı, dede, talip, rehber, mürşit kavramları hakkında bilgiler verildi. Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Üyesi Aysel Demir Kılavuz, pir, ana, bacı, dede kavramları konuşuldu.

    “HER TALİBİN PİRİ, HER PİRİN DE MÜRŞİDİ VAR”

    Pirin bir kişiye değil bir ocağa bağlı olduğunu söyleyen Kılavuz,  “Her talibin bir piri, pirin de bir mürşit ocağı vardır. Pir veya dedenin olmadığı yerde rehber yol yürütebilir. Bazı yerlerde bilgili kişilere el verilerek dikme dedeler yerleştirilir ama dikme ocağı yoktur. Aleviler dedenin eşine ana, bacı diye hitap ederler ya da ana sultan derler. Dedenin olmadığı yerde ana, bacı da yol yürütür.” bilgilerini aktardı.

    “OCAĞINI, MÜRŞİDİNİ KAYBETTİĞİN ZAMAN SEN DE KAYBOLURSUN”

    Köyden kente göç ederken Aleviliğin kaybedilmeye başlandığını vurgulayan Kılavuz, “Ocağını, mürşidini, pirini kaydettiğin zaman sen de kaybolursun, inancın da kaybolur.” dedi. Toplumdaki kirlenmişliğe dikkat çeken Kılavuz, tüm inançların siyasete alet edildiğini kaydetti.

    “ALEVİLİK TALİP YOLU”

    Mersin Cemevi Kadın Kolları Üyesi Fatma Sarıyarlıoğlu da talip, rehber ve mürşit kavramları hakkında bilgiler verdi. Alevilikte el ele el hakka düsturuyla hareket edildiğini ifade eden Sarıyarlıoğlu, “Her mürşit pirdir ama her pir mürşit değildir.” dedi. Bilinen 7 mürşit ocağı ve 40’a yakın pir ocağı olduğu bilgilerini veren Sarıyarlıoğlu, pir ocaklarının mürşit ocaklarının altında olduğunu söyledi. Aleviliğin aslında talip yolu olduğunu ifade eden Sarıyarlıoğlu, her pirin bir mürşit pire talip olduğunu kaydetti. Sarıyarlıoğlu, canların ancak tarikat kapısında ikrar vererek talip olduğunu belirtti.

    Suay ABAK/MERSİN

  • DAD Mamak Şube’de ‘Kuşatılmış Alevilik’ konuşuldu-VİDEO

    DAD Mamak Şube’de ‘Kuşatılmış Alevilik’ konuşuldu-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Derneği’nin düzenlediği “Kuşatılmış Alevilik” panelinde cemevlerinin asmilasyonun kıskacında olduğu, bu tekçi zihniyet karşısında direnişçi yapıya uygun bir örgütlenme modeli oluşturmak gerektiği vurgulandı.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi tarafından, “Kuşatılmış Alevilik” konulu panel düzenlendi. Moderatörlüğünü Serpil Köksal’ın yaptığı panele konuşmacı olarak Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete, DAD Eş Genel Başkanı Selda Güneş katıldı.

    Panele DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Murat Işık, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şube üyeleri,  HDP Mamak ilçe temsilcileri, HDK Mamak Yürütmesi ve Tuzluçayır halkı katıldı.

    Süleyman Deprem’in gülbangıyla birlikte çerağ uyandırılarak başlayan panelde açılış konuşmasını DAD Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Hasan Altun yaptı.

    HÜSEYNİ DURUŞ VE DİRENİŞÇİ YAPIYA UYGUN BİR ÖRGÜTLENME MODELİ

    Alevi inancına ve değerlerine çok yoğun saldırıların olduğu bir dönemden geçildiğini vurgulayan Altun, “İnancımız üzerinde süre gelen inkar, red ve asimilasyon gibi tüm tahribatlara, yıkımlara karşı bireysel ve kurumsal olarak kendimizi dara çekmezsek, var olan sorunların çözümüne kalıcı, ileriye taşıyan bir çözüm üretemeyiz. Ancak doğru bir tarz, doğru bir üslup ve doğru bir temelde yaratacağımız örgütlülüklerle dost ve musahip kurumlarla koordinasyon içerisinde kolektif bir çalışmayla ifade ettiğimiz sorunları aşabiliriz. Öncelikle bütün kurumsal ilişkilerimizde birbirimize destek ve güç veren bir anlayışı oturtmalıyız. Bu zulümatın tekçi, katliamcı (fiziki ve kültürel), asimilasyon politikalarının önüne geçmenin yolu; bu öğretinin özüne, Hüseyni duruş ve direnişçi yapısına uygun bir örgütlenme modelini önümüze koymaktır” şeklinde konuştu.

    “HER İKTİDAR KENDİ ÖTEKİSİNİ YARATTI”

    Altun’dan sonra söz alan DAD Eş Genel Başkanı Selda Güneş, bu ülkede kadın olmanın başlı başına sorun olduğunu, Kürt Alevi kadın olmanın ise sorunun katmerleşerek devam etmesini beraberinde getirdiğini kaydetti. Her iktidarın kendisini var etmek için bir öteki yarattığını belirten Güneş, halklar arasındaki farklılıkların olmasının yaradılış esası olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Hepimiz doğduğumuz haneyi seçemeyiz, doğduğumuz hanenin dilini seçemeyiz, doğduğumuz hanenin inancını seçemeyiz. Bunların her bir tanesi bizim doğuştan getirdiğimiz haklardır. Bunlar tartışma konusu değildir aslında. Tıpkı ceylanın hakikati gibi, tıpkı tırtılın hakikati gibi, tıpkı bir çamın hakikati gibidir bu. İnsanın hakikati de insanın doğduğu coğrafyayla, doğduğu toprakla, bir hak yasası olma halidir. Ama ne yazık ki iktidarlar kimlik adı altında kendilerini var etmek adı altında da işte bu farklılıkları öteden beri kaşıyor, bir öteki kavramı üzerinden halkları birbirine kırdırıyor. Öngördükleri, kendilerinin belirledikleri anlayış çerçevesinde de yaratmak istedikleri toplum modeline uygun insan yetiştirmek istiyorlar.”

    “HANELERİMİZ PİR GÖRMEZ OLDU”

    Türkiye’de yaşayan Kürt Aleviler olarak bu coğrafyanın en ötekisi olduklarını kaydeden Güneş, “Defalarca katliamlardan geçirildik, defalarca toprağımızdan edildik, yaşadığımız coğrafyalardan sürüldük. Her şeye rağmen bugün Ankara’da Mamak’ta bir apartmanın giriş katında gene cem olmayı becerebiliyoruz” dedi. Kentleşme ve göçlerle birlikte yaşanılan asimilasyon sonucu Aleviliğin olmazsa olmazı olan talip-pir-rehber ilişkisinin ortadan kalktığına vurgu yapan Güneş, “Hanelerimiz rehber görmez oldu, hanelerimiz pir görmez oldu. Yolumuzu nasıl yaşayacağımıza dair rehbersiz kaldık” diye ifade etti.

    “KENTLER BİR HAFIZASIZLAŞTIRMA TOPLUMU”

    Kente geldikten sonra yolun yegane yürütücüsü olan kadının kent hayatı içerisinde kendisini var etme, hane kültürünü geçmişten getirdiği tarihsel birikimi aktarma konusunda bir hafıza kırılması yaşadığını belirten Güneş, kentleri bir hafızasızlaştırma toplumu olarak tanımladığını ekledi.

    “İKRARLAŞMA VE RIZALIĞA BAĞLI BİR İLİŞKİ”

    Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete de Alevi inancında her klan, kabile ve aşiretinin bir ocağa bağlı olduğun belirtti. İlişkilerde ikrarlaşma ve rızalığın olduğuna dikkat çeken Kete, şöyle devam etti:

    “İlk kavim dönemlerde insanoğlu sapiens olup ayakları üzerine kalkıp alet kullandı, doğayı tanımaya başladı, kendi kendine kemalete erdi, doğayı tanıdı, kendini tanımaya başladığından itibaren bireyle, evrenle ve doğayla ilişki geliştirdi. Bu ilişki tahakküme bağlı, zora bağlı, baskı altına almaya bağlı, bir ilişki tarzı değil, ikrarlaşmak ve rızalığa bağlı bir ilişki. Toprakla da rızalık ve ikrarlık vardı, bitki ile de ilişkiye geçerken tarzı buydu.”

    “HİYERARŞİ VE İKTİDAR YOK” 

    Bu örgütlenme tarzının ana kadın etrafında oluştuğunu söyleyen Kete, “Gelişen süreç içerisinde her aşiret mutlaka bir ocağa bağlıdır. Bazı aşiretler Alevi aşiretleridir ve bir ocağa bağlılar. Bir ocağa niyaz etmişler. O ocağın bir piri var, bir mürşidi var, bir rehberi var. Rehber Kızılbaş Alevi inancında babadan oğula devam ediyor. Ama bu değildir ki ne olursa olsun pirin oğlu da posta oturacak, böyle bir şey yok. Yol buna bir çare bulmuş ve yol demiş ki ‘Yol taliple başlar. Talip hak kapısıdır. Aynı zamanda talip odur ki pirini ateşin içinden alır.’ O ocak içerisinde herhangi bir aile erkan yürütüyorsa, pir postuna oturmuşsa yanlış yaptığında o ocaktan başka birine niyaz edilir. Bu yönüyle pirler dokunulmaz değildir. Yanlış yaptığında çok rahatlıkla talibi pirini dara kaldırabilir. Niye? Pirin de piri var, o da mürşittir. Pir de ona taliptir. Sonuç itibariyle bu üçü yola taliptir. Biz buna el ele el hakka diyoruz. Kimse kimseden üstün değildir. Bu ilişki tarzında bir hiyerarşi ve iktidar yoktur” şeklinde konuştu.

    Ocakların devlet ve iktidar dışı oluşumlar olduğunu kaydeden Kete, gelinen aşamada Alevi ocaklarının bitirilmeye çalışıldığını belirtti. Ayrıca Kete, Diyanet İşleri Başkanı’nın Dersim Cemevi’ne gitmesini de eleştirdi.

    “DÖRT DUVARA SIKIŞTIRILMIŞ BİR İBADET MEKANI YOK”

    Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem ise 20-30 yıla yakındır ülkede yaşanan kaos ortamıyla birlikte talan, sürgün, imha ve inkar politikalarının dayatılması sonucu mülteci konumuna düşen Alevilerin ülkenin varoşlarına sığınarak yaşamlarını sürdürmeye başladıklarını ancak inançlarını yaşama noktasında sıkıntılar çektiklerini kaydetti. Alevilerin şehirlerde inançlarını sürdürebilmek için devletten ve yerel yönetimlerden cem yapabilecekleri alanlar istediklerini ifade eden Deprem, “Gerçek anlamda kadim Alevilikte statü olarak cemevi diye bir ev yoktur. Cami gibi, kilise gibi, havra gibi kutsanmış dört duvara sıkıştırılmış bir ibadet mekanı Alevilerde yoktur” dedi.

    “CEMEVLERİ ASİMİLASYONUN KISKACINDA”

    Alevilerin ibadet mekanının bütün yeryüzü olduğunu söyleyen Deprem, şöyle devam etti:

    “Günün 24 saati ve dünyanın her yeri bir Alevi’nin hakla hak olabilmesi, hakkın huzurunda ikrar verebilmesi, hakkın huzurunda özünü dara çekebilmesi için her yer ve her saat müsait. Bu anlamda statü olarak bir cemevine ihtiyacı yoktur. Ancak toplumsal olarak bir araya gelmek için bir alana ihtiyacı vardır. Buradan kaynaklı olarak devletin kendisine vermiş olduğu dünya insan haklarının da imza altına aldığı ilkeler doğrultusunda hakkı olan bir toplanma alanı talep etmiştir. Ancak bu talep resmi olarak verilmemiş son dönemde Alevlerin kendileri kendi paralarıyla  köylerinde ve kendi mahallelerinde yaptıkları cemevlerini cemevi olarak isimlendirmelerine müsaade edilmemiş, kültür evi adı altında bunlara izin de verilmemiş, ses çıkartılmamış. Ancak devlet boş durmamış cemevi dediğimiz yerlere el altından pir ya da dede kılığında imam göndermiştir. Şu anda bütün cemevleri bu anlamda bir asimilasyonun kıskacındadır.”

    Panelin ardından Yoldaşça Türküler grubunun katıldığı bir müzik dinletisi gerçekleştirildi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • Pir Sefa Öztürk: Zulme sessiz kalanlar Aleviliğe mürşitlik yapamazlar

    Pir Sefa Öztürk: Zulme sessiz kalanlar Aleviliğe mürşitlik yapamazlar

    PİRHA – Güvenç Abdal Ocağı Piri Sefa Öztürk, Aleviliğin üzerindeki baskıya ve yaşanan asimilasyona dair mürşitlerin ne yapmaları gerektiğini yazdı. Öztürk, “Aleviliğin devasa sorunlarına çözüm üretemeyenler, zulüme sessiz kalanlar, kendinden başkasını düşünemeyenler, Aleviliğe mürşitlik yapamazlar” diyerek çağrıda bulundu. 

    Güvenç Abdal Ocağı pirlerinden Sefa Öztürk, Aleviliğin yüzyıllardır yaşadığı baskı ve asimilasyona ilişkin açıklamalarda bulundu. Aleviliğin yüz yıllardır zulüm altında, baskılara, katliamlara rağmen, derin egemen asimilasyon politikalarına rağmen varlığını, inancını, kararlılıkla sürdürmüş olduğunu belirten Pir Öztürk, bugün yaşananları ise şöyle belirtti:

    “Bugün ilginç bir durum var. Önceki yıllarda olduğu gibi cemler, erkânlar basılmıyor ama Aleviler büyük bir aşkla birbirlerini asimile ediyor. Dergâh kültürü, dört kapı kırk makam felsefesi, kamil insan hedefi, rıza şehri projesi terk edilerek, cennet ve cehennem anlayışına dayalı semavi dinlerin kuyruğuna takılmış uyduruk bir inanç günden güne palazlanıyor, gelişiyor.”

    “BÜTÜN YAŞANANLAR KARŞISINDA MÜRŞİTLER  NE YAPIYOR?”

    “Bugün Aleviliğin devasa sorunları var, bunlar inkâr edilemez. Zorunlu din dersleri bir Alevi çocuğu için zulüm, temel hak ve özgürlükler açısından da faciadır. Bu coğrafyada Aleviler yok sayılmaktadır” diye konuşan Pir Öztürk, yaşananları ve yaşananlara karşı mürşitlerin yaptıklarına şöyle değindi:

    “Erkânda ve dilde kirlenmeler, müsahipliğin erozyona uğraması, cemevlerinde saatlerce okunan Arapça dualar, binlerce sorunumuz kangrenleşerek çözümsüzlüğe doğru gidiyor. Sorun şudur: Bütün bu yaşananlar karşısında mürşitler ne yapıyor? Alevi kitlelerine ışık olabilecek, sorunlarına sahip çıkacak, bilgisi ve görgüsüyle önderlik yapabilecek ve sahada haklar için mücadele eden kaç mürşit tanıyorsunuz?”

    “ZULME SESSİZ KALANLAR, ALEVİLİĞE MÜRŞİTLİK YAPAMAZLAR”

    Soyuna sığınarak, bunu ırkçılık düzeyine taşımış yetersiz, omurgasız ve bilgisiz yüzlerce sözde mürşidin Aleviliği bütün değerleriyle ters yüz etmekle meşgul olduğunu ifade eden Pir Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu anlayışla etkin mücadele edilmediği takdirde sonuçları Alevilik açısından çok dramatik olacaktır.
    Sürekli iltifata alışmış, haramı helali seçemeyen, soyundan başka sermayesi olmayan bu asalak ve rantiyeci mürşit anlayışı mahkum edilerek, Yol’un değerlerini yaşayan ve yaşatan inanç önderleri var edilmek zorundadır.
    Aleviliğin devasa sorunlarına çözüm üretemeyenler, zulme sessiz kalanlar, kendinden başkasını düşünemeyenler, Aleviliğe mürşitlik yapamazlar.”

    Pir Sefa Öztürk, son olarak şunları dile getirdi:

    “Tarih, mürşitlerin misyonunu, görevlerini ve sorumluluklarını belirlemiştir. “Ben falan soydan geliyorum, mürşitim” demek tek başına yeterli de değil, günümüzün gerçeği de değil.
    Aslında bugün taliplere de büyük bir sorumluluk düşüyor. İnanç önderlerini seçerken inisiyatif kullanabilmeli ve Yol’u hak edenlerle yol yürümelidir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Pirler Alevi çalıştayında: Mürşit-pir-dede-talip ilişkisi sağlıklı yürütülmeli-VİDEO

    Pirler Alevi çalıştayında: Mürşit-pir-dede-talip ilişkisi sağlıklı yürütülmeli-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu’nun çağrısıyla Edremit’te biraraya gelen Alevilerin ‘Alevi çalıştay program taslağı’ toplantısı ikinci gününde devam ediyor. 12 taslak programdan biri olan Alevi inancı (Dar-Didar) ve (İkrar) masasında hazırlanan taslak raporda cemlerde kadın erkek eşitliğine özen gösterilmesi, mürşit-pir-dede-talip ilişkisinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesinin sağlanması gerektiği belirtildi. 

    Alevi Bektaşi Federasyonu’nun çağrısıyla Balıkesir Edremit’te biraraya gelen Alevilerin ‘Alevi çalıştay program taslağı‘ toplantısı ikinci gününde sürüyor.

    Alevi inancı (Dar-Didar) ve (İkrar) masası Alevi çalıştay taslak raporunu açıkladı. Nurettin AKSOY, Adı Güzel ERBAŞ, Sefa ÖZTÜRK, Ali ERDEM, Zeynel KETE, Ali YAMAN tarafından hazırlanan taslak rapor, Pir Zeynel Kete tarafından açıklandı.

    Alevi inancı (Dar-Didar) taslak raporunda, “Alevilik tek başına sadece dini ritüelleri olan bir inanç değil aynı zamanda toplumsal yaşam projesidir. Dar, Alevi inancında terim olarak Hallac-ı Mansur’un asıldığı ağaç direk anlamında kullanılır. Alevi inancında yola yalip olan ikarlık ve rızalık gösteren her canın kendisini halkın ve hakkın adaletine teslim ettiği ikrar, bend olduğu yerin adıdır” denildi.

    Raporda şunlar dile getirildi:

    “Alevi toplumunun her türlü hukuksal sorunları başta olmak üzere şikayet, sorgulama, yargılama, cezalandırma ikrar verme, müsahip tutma, cem erkanında hizmet verme dar olayının içindedir. Cemevlerinde dar, pirin huzurunda dara durması kendini dara alması dar anlamına gelir. Her darın bir amacı vardır.

    -Mansur Darı

    -Nesimi Darı

    -Fazlı Darı

    -Hüseyin ve Fatma Darı

    Mevcut Alevi kurumlarımız Dar-Didar hukukuna uyuyor mu? Kurumlarda yönetim ilişkisi, pirler, analar, dernek başkanları nasıl ilişki içinde olmalıdırlar?

    Alevi hukuk sistemi hangi metinler üzerinden inşa edilmelidir. Geleneksel olanın yeniden değerlendirilmesi, uygulanması için neler yapılmalıdır?

    Sanayi toplumunda bunu nasıl uygularız? Bu sorular üzerinde tartışmalıyız.

    “CEMEVLERİNDE İNANÇ KURULU OLMALI, KADINLAR KURULDA MUTLAKA OLMALI”

    Cemevlerinde bir inanç kurulu oluşturulmalıdır. Kadınlar bu kurulda mutlaka olmalıdır. Gelinen aşamada Alevilik kadınsız bırkılmaya çalışılıyor. Cemevlerinde kadın özgürlüğü esas olan bir kadın birimi meclisi komisyonu bir kadın bütçesi olmalıdır.

    Talibi olan, erkan yürüten, görgüden geçenlerden oluşan bir inanç kuruludur.

    Her canın sorunlarına eğilmeli, dara çekilmelidir. Bunların müdahale alanını aşarsa ocağına havale edilmelidir. Cemevi inanç kurulu, bölgeler inanç kurulu, ocağın inanç kurumu oluşturulabilir.

    “BAŞKAN VE YÖNETİM KURULLARI ERKANA VE İNANCA MÜDAHALE ETMEMELİDİR”

    Kentlerdeki mevcut kurumlarda iç hukuk nasıl uygulanır?

    Alevilikte ulu divan vardır. Somut düzeyde ulu divan cem meclisidir. Birey toplum ve doğaya karşı geçmiş yöntemlerle geleneksel hukuk formlarıyla sorunlar çözülemez duruma gelmiştir.

    Derneklerimizde talip gören, görgüden geçen, ocağını bilen dedeler, pirler tarafından erkan yürütülmelidir. Yönetim kurulunda bir canın inanç kuruluna, inanç kurulundan bir canın ise yönetim kuruluna kalmalıdır. Bunların oy hakkı olmamalıdır. Başkan ve yönetim kurulları erkana ve inanca müdahale etmemelidir.

    “YENİ BİR ALEVİLİK YARATILMAYA ÇALIŞILIYOR” 

    Pir Eren Yıldırım da Alevi inancı (İkrar) taslak raporunu sundu. Pirler Celal FIRAT, Eren YILDIRIM, Cengiz GÜLEÇ, Kemal BÜLBÜL, Türabı SALTUK, Bektaş PİROĞLU, Mustafa ŞEN, Mehmet TIRYAKI, Ali DERELİ, Pire ER tarafından hazırlanan taslak raporda yeni bir Alevilik akımı yaratılmaya çalışıldığını, egemenler tarafından tarif edilmiş bir inanç dünyası ile devletin Alevisi yaklaşımının da var olduğu belirtilirken, “Aleviler son 70 yıllık süreçte göç ve kentleşmeyle birlikte büyük bir değişim, dönüşüm yaşadılar. Geleneksel kurumlarını sürdürmekte büyük sorunlarla karşılaştılar” denildi.

    Taslak raporda şunlara değinildi:

    “Biz, Aleviliğin tanımı üzerinden yürütülen tartışmalara katılmayı doğru bulmuyoruz. Çünkü; Aleviliğin yazılı ve sözlü kaynaklarında ve pratiklerinde, Yol ulularımızdan, aşığı sadıklardan, nefeslerden, gülbenglerden, hak için hakk’a yürüyen mürşitlerimizden yapılmış bir tanım vardır.
    Tam da bu nedenle, hem tartışmalarımızda hem de ibadetlerimizde Alevi yol dilini kullanmaya daha fazla özen göstermesi gerektiğini düşünüyoruz.

    Yaşadığımız en önemli sorunlardan birisi de, sürekli ve çok yönlü yürütülen asimilasyon girişimlerine ve baskılara maruz kalmamızdır. Fakat, bunlara rağmen, Aleviler, ikrarından dönmediler, dönmeyecekler.

    Bildiğimiz gibi, Alevilikte ikrar, yola girmenin, yola bağlı kalmanın ve insan-ı kamil olmanın ilk adımdır. Yol ikrar üstüne kuruludur. İkrar vermek, bizi birbirimize bağlayan, birliğimiz ve dirliğimizi sağlama alan bir ilkedir. Bu nedenle, yolumuzun temeli olan, ikrar vermeyi, kent ortamında sürdürmenin yollarını bulmayı en önemli önceliklerimizden birisi olarak görüyoruz.

    “CEMLERDE KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİNE ÖZEN GÖSTERİLMELİDİR”

    Günümüzde, uzun ve zorlu bir mücadele sonucunda, artık kentlerde de Alevi itikat-inancının temeli olan cemler yürütülmektedir. Alevilikte kadın ve erkek (ana-bacı) bir ve eşittir. Özellikle cemlerde bu eşitliğin tüm boyutlarıyla yaşanmasına özen gösterilmelidir. Öte yandan, cemlerde inancın temel değer ve uygulamalarıyla bağdaşmayan türden anlayış ve ifadelere yer verilmesi gizli bir asimilasyona da kapı açmaktadır. Diğer bir sorun ise, bazen cemlerimizde semahların folklorik bir gösteri gibi gerçekleştirilmesidir.
    Hem gizli asimilasyona kapı açacak uygulamalardan kaçınmalıyız hem de cemlerimizin seyirlik bir etkinlik düzeyine indirgenmesini önlemeliyiz.

    “MÜRŞİT-PİR-DEDE-TALİP İLİŞKİSİ SAĞLIKLI YÜRÜTÜLMELİ”

    Alevi inancının geleneksel örgütlenmesi ocaklardır. Bu temel kurumun işlevi mürşit-pir-dede-talip ilişkisinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlamaktır. Bu aynı zamanda yolun sürdürülmesinin de güvencesidir. Alevilikte bu anlayış yol bir sürek bin bir söyleyişi ile dile getirilmektedir. Kent koşullarında geleneksel ocak sisteminin korunması ve sürdürülmesinde çeşitli sorunların yaşandığı bilinmektedir. Bu sorunların, Alevilerin iç çeşitliliğini ve geleneklerini zedelemeden ele alınması ve yeni çözüm yollarının aranması gerekmektedir.

    “ZORUNLU KALDIKÇA BİTKİ VE HAYVANDA DA RIZALIK ALINIR”

    Kentleşmenin yol açtığı dönüşümlerden birisi de doğa ile ilişkimizin temelden değişmesidir. Bu nedenle, Alevilik inancının doğaya bakışının tekrar hatırlatılması gerekmektedir. Alevi inancı bütün varlıklara eşit ve dostça bakar. Her şeyin bir canı vardır. Doğadaki canlı cansız varlıklar arasında bir hiyerarşi gözetmez. Alevi öğretisindeki 4 Kapı 40 Makam’ın her kapısında simgesel olarak da derin anlamlar vardır. Bu anlamlardan birisi de kadim bilgelikteki kurucu 4 temel element karşılığına denk gelir. Evrenin kurucu elementleri olarak bilinen bu ilkelere Alevilik batini bir anlam yüklemektedir. Alevilikte doğa bizim yararlanacağımız bir imkan ve fırsatlar kümesi değil varoluşu kuşatan bir gerçekliktir. Bu anlayışın gereği olarak zorunlu kalmadıkça can incitilmez. Zorunlu kalındığında ise, bitki veya hayvandan rızalık alınır.

    Sonuç olarak; bir yandan geleneğimizi sürdürmemiz diğer yandan yeni çözüm yolları üretmemiz gerekmektedir. Tüm bunları Alevi edep ve erkanı çerçevesinde yapmamız ve Alevi yolunun dilinden ayrılmadan sürdürmeliyiz.”

    (HABER MERKEZİ)