Etiket: musa anter

  • Musa Anter, İzmir’de anıldı

    Musa Anter, İzmir’de anıldı

    PİRHA- Musa Anter, katledilişinin 33’üncü yılı anısına düzenlenen “Musa Anter’in Kalemi” paneliyle anıldı. 

    Musa Anter’in ailesi, katledilişinin 33’üncü yıl dönümü kapsamında İzmir’in Konak ilçesinde düzenlediği panelle Musa Anter’i andı. “Musa Anter’in Kalemi” adıyla düzenlenen panele sanatçı İlkay Akkaya, siyasetçi Fehmi Işıklar ve İnsan hakları savunucusu Akın Birdal, panelist olarak katıldı. Panele Musa Anter’in kızı Rahşan Anter’in yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

    “UMUDUMUZU YOK EDEMEYECEK, YENEMEYECEKLER”

    Panelde ilk olarak konuşan İnsan hakları savunucusu Akın Birdal, herkesin insan olmaktan kaynaklanan haklarını savunduklarını vurgulayarak, şunları dile getirdi:

    “Coğrafyanın önceliğini İttihat ve Terakki’den gelen tek devlet, ulus, din, mezhep anlatısı oluşturuyordu. Bunların dışında kalan herkes düşmandı. Bu düşmanlıkların başını önce Ermeniler, ardından diğerleri aldı. Marifet dün ile bugünün bağını kurmak, unutmamak ve unutturmamaktır. Bu yaralar hala bugün kanıyor. O yara coğrafyada yaşayan tüm farklılıkların eşit olarak yaşamayasıyla duracak. Yani barış, demokrasi, adalet ve kardeşlik olduğu zaman. Apê Musa bunun hayalini kurdu ve bu uğurda öldü. Coğrafyanın en önemli sorunu Kürt sorunu oldu. Bunun bir sorun olarak gündeme gelmesinde de baş eğmeyen Kürtlerin mücadelesi etkili oldu. Musa Anter de onlardan biriydi.

    PKK gereğini yaptı, Meclis’te bir komisyon oluşturuldu. Komisyon çalışmalarını sona getirdiğini açıkladı. Komisyona neden Rahşan Anter katılmadı. O orada Kürt sorununun nelere yol açtığını, hangi acıları doğurduğunu anlatsaydı. Acaba yüzleri kızarır mıydı? Değerlerimizi katlediyorlar, sürgüne gönderiyorlar, hafızamızı yok etmeye çalışıyorlar. Ama umudumuzu yok edemeyecek yenemeyecekler.”

    Sanatçı İlkay Akkaya da Musa Anter ile tanışma hikayesini anlatarak, “Musa amca ile tanışmış olmak, üretim yapmak hayatımın en büyük şanslarından biriydi” diye konuştu.

    BARIŞ DEDİĞİN ŞEY KARŞILIKLI FEDAKARLIĞA BAĞLI

    Siyasetçi Fehmi Işıklar da, Halkın Emek Partisi (HEP) kuruluş sürecine değindi. HEP genel başkanlığı döneminde 72 faili meçhul yaşandığını aktaran Işıklar, “O dönem siyaset yapmak çok zordu. Musa Anter ile o dönem beraber hareket ettik. O süreç içiresinde en büyük düşmanımızın korkumuz olduğunu biliyorduk ve korkumuzu yenmiştik, herkes mücadelenin içinde rol aldı. Kürtleri bölmüşler ve Kürt sorunu ortaya böyle çıkmış. Kürt halkı bütün olarak zulme uğramış. O bakımdan bu sorun köklü. Devlet Bahçeli kendini de aşan bir tutumla bir çağrıda bulundu. Öcalan buna cevap verdi. Dünyanın en zor işlerinden biriydi. Barış dediğin şey karşılıklı fedakarlığa bağlı. En büyük şey samimi ve dürüst olmak. Güvenilir olduğunu eylemi ve tutum ile ispat edecek. İşimizin zor olduğunu bilmeliyiz” ifadelerin kullandı.

    Panel soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

     

  • 32. Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödül Töreni düzenlendi

    32. Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödül Töreni düzenlendi

    PİRHA – 32. Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödül Töreni’nde Abdullah Öcalan’ın mesajı okundu. Uzun süre ayakta alkışlanan mektupta “Edebiyat konusunda Yaşar Kemal ne ise o da odur. Yaşar Kemal Türkçe’de o da Kürtçe’de. Bu çok değerliydi. Bu anlamda ilksel bir özelliği var. Zaten öyle olduğu için kontralar tarafından katledildi” ifadeleri paylaşıldı.

    Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri, sahiplerine takdim edildi. Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi’nde yapılan törene, katılım bir hayli yüksek oldu.

    Törenin yapıldığı salona, Gurbeteli Ersöz ile Musa Anter’in fotoğrafları asıldı.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Tevgera Jinên Azad aktivistleri, Barış Anneleri, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ile milletvekilleri, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Uçar, Marmara Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği ve Demokratik Aleviler Derneği (DAD) üye ve yöneticileri de programda yer alan isimler arasındaydı.

    Gecede ilk olarak basın şehitleri adına saygı duruşunda bulunuldu. Programın açılış konuşmasını ise Gazeteci Ahmet Güneş yaptı. Güneş, katledilen basın emekçilerinin izinden gittiklerini vurgulayarak barışın önemine vurgu yaptı. Güneş, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin önemine de değinerek “Kürdistan’da barış, küresel anlamda barışı getirecektir” dedi.

    “CİDDİ YURTSEVERDİ”

    Programın devamında Abdullah Öcalan’ın, ödül törenine gönderdiği mektup okundu. Musa Anter’in, alanında ilksel başarılarına vurgu yapılan mektupta şu ifadelere yer verildi:

    “1970’Ier ortamı Kürtler açısından iyi anlaşılmak durumundadır. İnkâr ileri boyutta. Kaçış çok ileri boyutta. Kürt adını bile kendisine koymaktan kaçınıyor, ortam inkârla örülmüş. Adını bile söylesen, her şeyi kaybettin demektir. 1970’lere girişte tarihsel bir dönüşüm yapmak istiyordum. İstanbul’da derneklere giderek ilk hamlemi yaptım. ‘Kürt kavramını kullanayım’ dedim ve kullandım. Musa Anter’i de ilk kez orada gördüm. Bu ilk ve son görmemdi. Ape Musa çok kıymetlidir, değerlidir. 1940’lardan sonra ilk ses çıkaranlardandır. Belki de İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra tek ciddi yurtseverdi. Tek başına bir parti gibi hareket etti. Yarım asır bir tek parti gibi davrandı. Parti kurmamış, fakat Kürtler için edebiyat yoluyla bir şeyler söylemeye çalışmıştı. Edebiyat konusunda Yaşar Kemal ne ise o da odur. Yaşar Kemal Türkçe’de o da Kürtçe’de. Bu çok değerliydi. Bu anlamda ilksel bir özelliği var. Zaten öyle olduğu için kontralar tarafından katledildi.

    Kendisi ile İstanbul’daki görüşmemizde kısa da olsa birlikte yürüme imkânımız oldu. Bize nasihati vardı. ‘Kendinize sahip çıkın’, dedi. Biz de onu yapmaya çalıştık, hala çalışıyoruz. Oradan bugüne geldik.

    Şu anda da Barış ve Demokratik Toplumun inşası amacıyla bir süreç yürütüyoruz. Bunun başarısı da özlü ve değerli bir çaba gerektirecek. Başarıya dair inancım ve umudum yüksektir.

    Sözün hakikatle buluştuğunda çok etkili olduğu; yaratıcı ve yürütücü olduğu unutulmamalıdır. Bu hakikatle değerli basın çalışanlarının bu konuda sorumlu ve katkı sunucu rolünü oynaması tarihi sorumluluk durumundadır.

    Sözlerime son verirken özgür basın şehitlerimizi saygıyla anıyor, Musa Anter’in izinden yürüyerek ideallerini gerçekleştirmeye çalışan basın çalışanlarına başarılar diliyorum.”

    Ardından Özgür Basın tarihi ve mücadelesine dair sinevizyon gösterimi gerçekleştirildi.

    “APE MUSA VE YOLDAŞLARININ BİZE BIRAKTIĞI MİRASI HER ALANDA TAŞIYACAĞIZ”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yaptığı konuşmada şunları söyledi:

    “Bugün ödül törenindeyiz. Bu izlediklerimizden sonra basına bin değil, milyon değil, dünya kadar ödül versek bile emin olun az kalır. İnkârcı bir sistem karşısında, infazcı bir sistem karşısında, yok sayan bir sistem karşısında yaşamını ortaya koyan değerli özgür basın emekçilerini saygıyla anmak gerekiyor. Çok önemli şeyler yaptılar. Doğanın, bütün canlıların sustuğu bir ortamda Kürt’ün, emekçinin, Alevi’nin, kadının ve ezilenin sesi oldular. Köşe bucak arayarak hakikati Türkiye halklarına ulaştırmaya çalıştılar. İnfazlara boyun eğmediler, işkencelere boyun eğmediler. Cezaevlerinde uygulanan zulmün karşısında boyun eğmediler ve hakikatle bizleri buluşturdular. Bu hakikatin en önemli temsilcilerinden biri Ape Musa‘dır. Ape Musa duruşuyla, mücadelesiyle ve çalışmasıyla aslında sadece bir basın emekçisi değildi; aynı zamanda sesi, dili yok sayılan Kürt’ün sesiydi. Yok sayılan kadının sesiydi; Nusaybin’deki ağacın, canlının, doğanın sesiydi; ezilenin, emekçinin sesiydi. Bugün Ape Musa’nın devamcısı olan yüzlerce, binlerce genç basın emekçisi arkadaşı görmek, onlarla bir arada olmak gerçekten bizi mutlu ediyor, umutlandırıyor. Bu hakikatin sesi, bu hakikatin emekçileri, bu hakikatin mücadelecileri ve taşıyıcıları olduğu müddetçe emin olun ki kazanacağız. Kürt’ün, Alevi’nin, emekçinin, kadının eşit yurttaş olduğu; herkesin diliyle, kimliğiyle eşit yurttaş olduğu demokratik bir Türkiye’de hep birlikte yaşayacağız. Ape Musa’nın mirasını, Ape Musa ve yoldaşlarının bize bıraktığı mirası sözümüzde, sesimizde, eylemimizde, yaşamın her alanında taşıyacağımızın sözünü veriyorum.”

    “BARIŞ GELENE KADAR ÜSTÜMÜZE DÜŞEN SORUMLULUK İÇİN HAZIRIZ”

    Barış Annesi Rewşan Döner ise “Söz veriyoruz biz sizin yolunuzu takip edeceğiz. Barış Anneleri yıllardır her şeye rağmen mücadelesini yürüttü ve çalmadığımız kapı kalmadı ve buradan söz veriyoruz; demokrasi, barış gelene kadar biz üstümüze düşen sorumluluk için hazırız. Onurlu bir barış bu ülkeye gelsin hep beraber yaşayalım. Başar yakındır ama çalışmamızı devam ettirmeliyiz” diye belirtti.

    “HAKİKATİN YOLUNU AÇTI”

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş da “Ape Musa katledildiği günden bu yana failler açığa çıkmadı ve dosyalar kapandı. Onlar da bizler de failler kimler biliyoruz. Özgür basın emekçileri de Rojava’da, Süleymaniye’de katledildi. Yeni bir süreçteyiz demokratik toplumun inşası çok önemli. Ape Musa’nın kalemi bugüne kadar yolumuzu aydınlattı ve hakikatin yolunu açtı” dedi.

    Konuşmaların ardından sanatçı Haluk Tolga sahne aldı.

    “BÜYÜK BİR ONUR, AĞIR BİR SORUMLULUK”

    Devamında ödüller sahiplerine teslim edildi. Türkçe haber dalında birincilik ödülü “Welatê Xerîbîye’ye Yolculuk” çalışmasıyla Bir+Bir Express’ten Adem Özgür’e verildi.

    Ödülünü Asrın Hukuk Bürosu avukatı Raziye Öztürk, Özgür yerine gazeteci Ömer Sönmez’e verdi. Özgür, sürgünde olduğu için törende olamadığını belirttiği mesajında şu ifadelere yer verdi:

    “Musa Anter adına verilen bu ödülü almak, benim için hem büyük bir onur hem de ağır bir sorumluluk. Apê Musa’nın mirasını taşımak; Kürtlerin ve sesleri bastırılmış tüm toplulukların hikâyelerini anlatmaya devam etmek demektir. Bu görevi layıkıyla yerine getirmeye çalışacağım.”

    ÖCALAN’IN SELAMINI GETİRDİM”

    Raziye Öztürk ise Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın selamını getirdiğini söyledi. Raziye Örtürk, “Sayın Öcalan bu süreçte çalışan herkese özel selam iletti. Uzun zamandan sonra avukatları olarak kendisini gördük. Biz bir kere daha Sayın Öcalan’ın süreci yürütme ve nihayete erdirme inancını bir kez daha gördük. Bu bir süreç en önemli taraflarından biri de toplum. Toplumun sürece destek vermesi önemli. Bu yüzden dilimize, kültürümüze, şehitlerimize saygı duymalıyız, diyorum” dedi.

    ‘BARIŞ DİLİ’ VURGUSU

    Türkçe Haber dalında Jüri Özel Ödülü “Kavga ettikleri çocuğun babası kaymakam çıkınca hayatları karardı: Mezitli karakolunda yaşananlar kan dondurdu” haberiyle HalkTv.com.tr’den Cengiz Karagöz’e verildi. Ödülünü Barışa İhtiyacım Var İnisiyatifi’nden Zeynep Çelik verdi. Cengiz Karagöz, Ercüment Akdeniz’in tutuklu bulunduğunu ve ilk özel haberini onunla birlikte yaptığını belirterek, selamlarını yolladı. Zeynep Çelik ise “Hepimizin barışa ihtiyacı var. Herkesin elini taşın altına sokmaya basının da barış dilini kullanmaya davet ediyorum” dedi.

    “YOLUNUZ AÇIK OLSUN”

    Görüntülü Haber dalında birincilik ödülü Voys Media’dan gazeteciler Tunca Öğreten ve Murat Baykara’nın imzasını taşıyan “Vatan’da İşkence” röportajına verildi. Ödülünü Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar verdi.

    Gazeteciler Öğreten ve Baykara, ödüle layık görüldükleri için teşekkürlerini iletti. Çiğdem Kılıçgün Uçar ise “Siyasal ve basın alanı Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde çok önemli bir konumu var. Nasıl ki Apê Musa kalemini yere düşürmediyse gazeteci arkadaşlarımız da bunu yere bırakmadı. Yolunuz açık olsun, gözümüz yolunuzda” dedi.

    “BU ÖDÜLÜ BÜTÜN ŞEHİT GAZETECİLER ADINA ALIYORUM”

    Fotoğraf dalında Zana Deniz’in “göç” temalı fotoğrafına birincilik ödülü verildi. Ödülünü MKM’den Engin Cengiz verdi. Zana Deniz adına ödülü gazeteci Aziz Oruç aldı.

    Zana Deniz’in geceye gönderdiği mesaj okundu. Mesajda şu ifadelere yer verildi:

    “Musa Anter ve Gurbeteli Ersöz şahsında Şehit Seyit Evran, Aziz Köylüoğlu, Nagehan Akarsel, Gülistan Tara, Nazım Daştan, Cihan Bilgin ve Egid Roj’u anarak onların bıraktığı mirasın devamcısı olarak mücadelemizi sürdürmeye devam ediyoruz. Bugün beni layık gördüğünüz bu ödülün fotoğrafını çekerken Cihan ile birlikte Tabqa’daydık o halkın arasındaydı ben sınır kapısına gitmiştim, belki Cihan aramızda olsaydı oda haberiyle, fotoğrafıyla ödül alacaktı. Çünkü şehit Cihan ve Şehit Nazım’da Rojava’nın her karış toprağında hakikati sizlere ulaştırmaktan asla geri durmadılar. Onların izinden yürümek bizim için büyük sorumluluktur. Ben bu ödülü şehit Cihan Bilgin ve Nazım Daştan şahsında tüm şehit gazeteciler adına alıyorum.”

    “BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ HALKLARIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN BİR PARÇASIDIR”

    Karikatür Dalı birincilik ödülü Nuri Doğan’ın “Keder Değil” adlı karikatürüne verildi. Ödülünü Modernite Dergisi’nden Rojdan Erez verdi. Nuri Doğan yerine ödülü gazeteci Mehmet Ali Çelebi aldı. Çelebi, Doğan’ın şu mesajını okudu:

    “Basın özgürlüğü halkların özgürlüğünün bir parçasıdır. Onun için destek vermek de insanidir.” Rojdan Erez ise “An serkeftin, an serkeftin” dedi.

    “BU ÜLKENİN ZİNDANLARI İŞKENCE VE KATLİAMLARLA DOLU”

    Karikatür Dalı Jüri Özel Ödülü Konya Ereğli Cezaevi’nde tutsak olan Mahmut Ulusan’a verildi. Ödülünü Marmara Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (MATUHAYDER) Eşbaşkanı Nurten Karagöz verdi. Mahmut Ulusan adına ödülü Musa Şanak aldı.

    Burada konuşan Nurten Karagöz, “Bu ülkenin zindanları işkence ve katliamlarla dolu. Ama ne kadar tecrit etseler de özgürlük sınır tanımıyor ve çıkıp ödüle geliyor. Bize düşen yoldaşlarımızın mücadelesine destek vermek” ifadelerini kullandı.

    “HAKİKATİN İZİNDE OLACAĞIZ”

    Kadın Haberciliği dalında Jüri Özel Ödülü JİNNEWS muhabiri Elfazi Toral’ın “İlmek İlmek Barış Mücadelesi” haberine verildi. Ödülünü TJA aktivisti Hatice Başkale verdi.

    “Kalemleriyle gerçekleri yazan Gurbeteli Ersöz, Musa Anter şahsında şehit düşen tüm arkadaşlarımız saygı duyuyorum” diyen Elfazi Toral, Barış Anneleri’nin de baskıya rağmen direnmeye devam ettiklerini vurguladı. Elfazi Toral, Barış Anneleri’nin “barışın umudu” olduklarını söyledi.

    Elfazi Toral, “Kadın gazeteciler olarak, kadınların maruz kaldığı şiddeti halka yansıtmaya kalemimizle devam edeceğiz. Vicdanın ve ahlakın sesi olan kadın gazeteciler olarak hakikatin izinde olacağız. ‘Jin Jiyan Azadî’” dedi.

     BİLGİN VE DAŞTAN’A ONUR ÖDÜLÜ VERİLDİ

    Onur Ödülü katledilen gazeteciler şahsında Cihan Bilgin ve Nazım Daştan’a verildi. Ödülü Cihan Bilgin ve Nazım Daştan’ın ailelerine verildi. Ödülü, gazeteciler Ender Önder ve Hüseyin Kalkan ailelere takdim etti.

    Nazım Daştan’ın babası Mehmet Ali Daştan ve annesi Zozan Daştan ile Cihan Bilgin babası Nesim Bilgin, herkesi selamladı ve ödül için teşekkürlerini iletti. Ender Öndeş ise katliamlarının birer halka olarak günümüze kadar geldiğini söyledi. Hüseyin Kalkan da Daştan ve Cihan Bilgin’in savaş alanında gazetecilik yaptıklarını ve kendilerinin de onların izinden gideceklerini ifade etti.

    Yeni Özgür Politika Gazetesi emekçileri ise “Hiç olmadığı kadar çok farklı bir dönemin içindeyiz. Bir dönemin sonlandığı, yeni bir dönemin bütün inşa edici unsurlarının henüz ortaya çıkmadığı, diğer bir ifadeyle tam anlamıyla bir geçiş sürecinin yaşandığı bu zamanda özgür basının rolünün ne kadar hayati olduğunun bilincindeyiz” mesajını ödül töreninde okundu.

    Ödül gecesi Koma Vejîn’in seslendirdiği stranlar ile son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kürt aydını Musa Anter’in katledilişinin üzerinden 33 yıl geçti

    Kürt aydını Musa Anter’in katledilişinin üzerinden 33 yıl geçti

    PİRHA- Kürt aydını, gazeteci-yazar Musa Anter’in (Apê Musa), aramızdan ayrılışının üzerinden 33 yıl geçti. Anter, 20 Eylül 1992 yılında bir Kültür-Sanat Festivali’ne katılmak için geldiği Diyarbakır’da JİTEM elemanları tarafından Seyrantepe Semtinde katledildi. Cinayetle ilgili başlatılan soruşturma ve kovuşturmada zamanaşımı gerekçesiyle düşürüldü. 

    20 Eylül 1992 yılında Diyarbakır’da gerçekleşen Kültür-Sanat Festivali’ne katılarak kitaplarını imzalayan Musa Anter, akşam saatlerinde Seyrantepe Mahallesi’nde uğradığı silahlı saldırı sonucu 72 yaşında hayatını kaybetmişti. Cinayetin üzerinden 33 yıl geçti, ancak bugüne kadar failler tek tek, isim isim bilinmesine rağmen yakalanmadı.

    Hayatı cezaevi ve sürgünlerle geçen Musa Anter, 1920 yılında Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Ziwinge  (Eskimağara) köyünde dünyaya geldi. 1944 yılında Ayşe Hale ile evlenen Ape Musa, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki eğitimi yarım bıraktı.

    KÜRT DİLİNE KATKILARI

    Üniversiteden ayrıldıktan sonra Şark Postası ve Dicle Kaynağı’nda yazmaya başlayan Anter, İleri Yurt gazetesindeki Kürtçe şiiri “Qimil/Kımıl” sebebiyle 1959 yılında tutuklandı, idamla yargılandı. 1960 darbesinden sonra serbest kalan Anter, cezaevinden çıktıktan sonra Deng, Barış Dünyası ve Yön dergilerinde yazdı. Ape Musa, çeşitli tariflerde Dicle-Fırat, Azadiya Welat, Yeni Ülke, Özgür Gündem, Rewşen ve Tewlo’da yazdı. Bununla birlikte yedi kitap ve bir de Kürtçe-Türkçe Sözlük yayımladı.

    11 YIL CEZAEVİNDE GEÇTİ

    Daha sonra Türkiye İşçi Partisi’nde (TİP) aktif siyasete atılan Anter, 1965 seçimlerinde Mardin’den aday oldu. Ancak son anda gerçekleşen aday değişikliği yüzünden bağımsız olarak seçimlere giren Anter, 12 Mart 1971’de tekrar tutuklandı ve Seyrantepe Askeri Cezaevi’nde 3 yıl kaldı. 12 Eylül 1980’de ise “Kürtçülük” propagandası yapmaktan tutuklanıp Nusaybin Cezaevine konulan ve 1 yıl sonra tahliye edilen Anter’in, toplamda 11 yılı cezaevinde geçti.

    JİTEM TETİKÇİSİ CİNAYETİ İTİRAF ETTİ

    Kürt aydını Anter, 20 Eylül 1992 yılında bir Kültür-Sanat Festivali’ne katılmak için geldiği Diyarbakır’da JİTEM elemanları tarafından Seyrantepe Semtinde katledildi. Cinayetle ilgili başlatılan soruşturma ve kovuşturmada bugüne kadar bir gelişme sağlanamazken, JİTEM tetikçisi Abdulkadir Aygan 2004 yılında Apê Musa cinayetine ilişkin itiraflarda bulundu. Apê Musa cinayetini JİTEM’in planladığını itiraf eden Aygan, JİTEM kurucusu Binbaşı Ahmet Cem Ersever, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, JİTEM elemanları Mustafa Deniz, Savaş Gevrekçi, Ali Ozansoy, itirafçı Cemil Işık (Hogir) ve Hamit Yıldırım’ın cinayetten sorumlu olduğunu söyledi.

    TÜRKİYE MAHKUM EDİLDİ

    Anter Ailesi, aradan geçen yıllara rağmen sonuç alınamayan cinayetin soruşturmasını 2000’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı. Mahkeme ön kabulden sonra 2005’te tarafları uzlaştırmak istedi ve aileye 15 bin Euro önerdi. Aile maddi tazminat yerine ihlal kararı çıkmasını istedi ve öneriyi reddetti. AİHM 19 Aralık 2006’da Musa Anter’in yaşam hakkının ihlal edildiği ve cinayet hakkında yeterli soruşturma yürütülmediği için, ailesinin mahkemeye “etkin başvuru hakkının elinden aldığı” gerekçesiyle Türkiye’yi 28 bin 500 Euro ödemeye mahkum etti.

    2013’TE DAVA AÇILDI

    Cinayet uzun süre “faili meçhul” kaldıktan sonra 29 Haziran 2012’de tetikçi zanlısı Hamit Yıldırım Şırnak’ta yakalandı. Yıldırım’ın 2 Temmuz 2012’de tutuklanmasıyla dava zamanaşımından kurtulmuş ve soruşturma sonucu hazırlanan 25 Haziran 2013 tarihli iddianame, 5 Temmuz 2013’te Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

    JİTEM DAVASI İLE BİRLEŞTİRİLDİ

    Musa Anter davası 23 Aralık 2014 tarihinde JİTEM Ana Davası ile birleştirilerek, 16 Ocak 2015 tarihinde “güvenlik” gerekçesiyle Diyarbakır 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nden Ankara 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşındı. Ankara 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi, birleştirme kararına itiraz etti, ancak itirazı değerlendiren Yargıtay 5’inci Ceza Dairesi’nin 29 Ocak 2016 tarihli kararıyla iki davanın birleşmesi kesinleşti.

    Musa Anter cinayeti ile ilgili tanık ifadelerine ve delillere rağmen davada tek tutuklu sanık olan Hamit Yıldırım serbest bıraktı. Cinayette adı geçenlerden Cem Ersever ve Mustafa Deniz öldürülürken, Abdulkadir Aygan, İsveç’te yaşıyor, Yeşil’in akıbeti ise bilinmiyor.

    DAVA SÜRECİ

    1999 yılında düzenlenen iddianamelerle 11 sanığın ve 2005 tarihli iddianameyle yargılanan 5 sanığın yargılandığı JİTEM örgütüne ilişkin davalar 2010 yılında birleştirildi ve dava “JİTEM Ana Davası” olarak anılmaya başlandı.

    Bu sırada gazeteci yazar Musa Anter’in 20 Eylül 1992’de öldürülmesiyle ilgili 1992 yılında açılan soruşturma kapsamında, eski JİTEM tetikçisi Abdülkadir Aygan’ın fail olarak işaret ettiği Hamit Yıldırım 29 Haziran 2012’de gözaltına alındı.

    Hamit Yıldırım’ın 2 Temmuz 2012’de tutuklanmasıyla dava zamanaşımından kurtuldu ve soruşturma sonucu hazırlanan 25 Haziran 2013 tarihli iddianame 5 Temmuz 2013’te Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmedi.

    Musa Anter Davası 23 Aralık 2014 tarihinde JİTEM Ana Davası ile birleştirildi ve 16 Ocak 2015 tarihinde “güvenlik gerekçesiyle” Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nden Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakledildi. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi, birleştirme kararına itiraz etti ancak, itirazı değerlendiren Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 29 Ocak 2016 tarihli kararıyla iki davanın birleşmesi kesinleşti.

    JİTEM Ana Davası ile 1993 yılında “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından öldürülen Ayten Öztürk davasıyla birleştirilen davanın karar duruşması, 21 Eylül 2022’de Ankara 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Anter Davası, JİTEM Ana Davası’nda tefrik edilerek, zamanaşımından düşürülmesine karar verildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Musa Anter Gazetecilik Ödülleri başvuruları başladı

    Musa Anter Gazetecilik Ödülleri başvuruları başladı

    PİRHA- Bu yıl 32’nci kez düzenlenecek olan Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri için başvurular başladı.

    Diarbakır’da 20 Eylül 1992 tarihinde katledilen gazeteci-yazar Musa Anter (Apê Musa) ile görevleri başında yaşamını yitiren Özgür Basın çalışanları anısına her yıl düzenlenen “Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri” başvuruları başladı. Yarışma, bu yıl Yeni Yaşam Gazetesi tarafından 32’nci kez düzenlenecek.

    Yarışma, “Türkçe haber”, “Video ve görüntülü haber”, “Kürtçe haber”, “Fotoğraf (Haber fotoğrafı)”, “Karikatür” ve “Kadın haberciliği” olmak üzere 6 ayrı dalda düzenleniyor. Her katılımcı, sadece bir dalda ve sadece bir eserle yarışmaya katılabiliyor.

    Son başvuru tarihi 10 Eylül 2025 olarak belirlenen yarışmada, seçilen eserler 18 Eylül’de açıklanacak. Ödüller ise, gazetenin açıklayacağı bir tarihte törenle sahiplerine verilecek.

    KOŞULLAR

    Yarışma için belirlenen şartlar şöyle:

    * Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Yarışması’nın teknik şartnamesinde belirtilen koşullara haiz, eser sahibi herkes yarışmaya katılabilir.

    * Yarışmaya seçici kurul üyeleri (jüri olduğu yıl) ile Yeni Yaşam gazetesi çalışanları katılamazlar.

    * Yarışmaya katılan eserlerin daha önce yayımlanmamış ya da 10 Eylül 2024 tarihinden sonra yayımlanmış olması gerekmektedir.

    * Katılımcı, daha önce ya da bu yarışma ile eşzamanlı yapılan herhangi bir yarışmada ödül, mansiyon ve sergileme almamış eserleriyle katılabilir.

    * Eserin, daha önce ya da bu yarışma ile eşzamanlı yapılan herhangi bir yarışmada ödül, mansiyon ve sergileme aldığının ortaya çıkması durumunda katılımcı hakkında kural ihlali işlemi uygulanır; alınan ödül iptal edilir. Ödül alınmışsa, katılımcı tarafından iade edilmesi gerekmektedir. Bu işlem diğer katılımcılar için herhangi bir talep hakkı doğurmaz. Yarışmaya gönderilen eser üzerinde, eser kendisinin olmadığı halde kendisininmiş gibi göstermeye ve jüriyi yanıltmaya yönelik her türlü müdahale ve değişikliği yapan katılımcı hakkında jüri tarafından kural ihlali işlemi uygulanır.

    * Yarışmaya eser gönderen tüm katılımcıların, şartnamede belirtilen hususları kabul ettikleri kabul edilir. Bu koşullara uymayan katılımcılar yarışma dışı bırakılır.

    * Eser yayınlanmamış ise eserin adı, çekildiği ya da çizildiği yer ve zaman; yayınlanmış ise yayınlandığı gazete, dergi, ajans, internet sitesi, TV ile yayın tarihi bilgileri ve yayının bir kopyasının dosyada yer alması gerekmektedir.

    * Katılımcılar; özgeçmiş, iletişim adresi ve eser hakkındaki bilgi yazısı ile bir adet fotoğrafını başvuru dosyasına eklemelidir.

    * Gönderilen eserler sahiplerine iade edilmeyecek ve gazetede yayınlanabilecek.

    GÖNDERİLME FORMATLARI

    * Katılımcılar, politika, ekonomi, ekoloji, eğitim, sağlık, toplum-yaşam, kültür-sanat ve spor gibi kategorilerde haber değeri taşıyan çalışmalarla katılım sağlayabilirler.

    * Yarışmaya katılacak haberler yazılı basında yayınlanmış ise PDF formatında, internet medyasında yayınlanmış ise word formatında da belirtilen e-mail adresine gönderilebilir.

    * Video ve görüntülü haberlerin ise wetransfer yoluyla gönderilmesi gerekiyor. İnternet medyasında yayımlanan haberlerin linkinin de gönderilmesi gerekmektedir.

    FOTOĞRAF DALI

    * Yarışmaya gönderilen çalışmaların arka yüzlerinin sol alt köşesine, eser sahibinin adı soyadı ve eserin adı bir etiketle yazılacaktır. Fotoğrafın çekildiği zaman, mekân ile haber adı belirtilmelidir. Fotoğraf dalında yarışmaya gönderilecek eserlerin boyutları; kısa kenar minimum 2000 piksel, JPG formatında, 300DPİ çözünürlükte ve 12 sıkıştırma kalitesinde olarak sunulmalıdır. Seçici kurul gerek görürse katılımcıdan fotoğrafın orijinal halini (Raw) talep edebilir. Üzerinde oynanmış ve gerçekliğini değiştirecek şekilde değiştirilmiş (ışık, renk, kontrast ayarları hariç) fotoğraflar değerlendirmeye alınmayacaktır. Fotoğraflar, JPG formatında aşağıda belirtilen e-mail adresine gönderilebilir. Fotoğrafların “haber fotoğrafı” niteliği taşıması gerekmektedir.

    KARİKATÜR DALI

    Yarışmaya gönderilen eserlerin ismi eserin arka yüzlerinin sol alt köşesine, bir etiketle yazılacaktır. Çizer kullandığı teknikte serbesttir. Ancak eserler orijinal olmalıdır. Sanatçı tarafından (ıslak imza) imzalanması koşulu ile dijital baskı ürünler kabul edilir. Karikatür boyutları en az A4 (21 cm × 29,7 cm) en fazla A3 (29,7 cm x 42 cm) olmalı ve herhangi bir zemine yapıştırılmamalıdır. Karikatürler JPG formatında aşağıda belirtilen e-mail adresine gönderilebilir.

    JÜRİ ÜYELERİ

    * “Türkçe haber”, “Görüntü ve video haber jürisi”: Faruk Bildirici, Ali Duran Topuz, Banu Güven, Candan Yıldız, Nezahat Doğan ve Mehmet Ali Çelebi

    * Kürtçe haber jürisi: Sîma Birokê, Munever Karademir,  Îdrîs Kara, Bişar Durgut ve Ramazan Ölçen

    * Kadın haber jürisi: Dilek Arjin Öncel, Derya Ceylan, Elif Ekin Saltık, Gülfem Karataş ve Bircan Değirmenci

    * Fotoğraf jürisi: Ramazan Öztürk, Öznur Değer, Salih Yeşil, Özcan Yaman ve Murat Baykara

    * Karikatür jürisi: Kemal Gökhan Gürses, Erceren, Aslı Alpar ve Ronî Batte

    BAŞVURU ADRESLERİ

    Eserlerin gönderileceği adresler ise şöyle:

    e-posta: apemusaozgurbasin@gmail.com

    Telefon: 0 212 252 83 99 Fax: 0 212 252 83 90

    Adres: Şehit Muhtar Mahallesi Bekâr Sokak No: 7/3 Beyoğlu/İstanbul

    PİRHA/İSTANBUL

  • Apê Musa vurulduğu yerde anıldı: Kalemini yerde bırakmadık, bırakmayacağız-VİDEO

    Apê Musa vurulduğu yerde anıldı: Kalemini yerde bırakmadık, bırakmayacağız-VİDEO

    PİRHA- Musa Anter, Diyarbakır’da katledildiği yerde anıldı. Anmada konuşan Musa Anter’in oğlu Dicle Anter, Musa Anter’in öldürülmesini “Kürt gazetecilere dönük büyük bir darbe” olarak olarak nitelendirdi. Gazeteci Hüseyin Aykol da, “Öfkemiz ve acımız hala taze. Kalemini yerde bırakmadık, bırakmayacağız” dedi. 

    Gazeteci-Yazar Musa Anter (Apê Musa), 20 Eylül 1992’de JİTEM tarafından katledildiği Diyarbakır’ın Yenişehir ilçesinde bulunan Cumhuriyet Mahallesi 442’nci Sokak’ta anıldı. Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği’nin (MKG) yaptığı anmaya, Anter’in oğlu Dicle Anter’in yanı sıra, çok sayıda siyasetçi ve gazeteci katıldı. Musa Anter’in katledildiği sokağa kadar yapılan yürüyüşte Apê Musa’nın fotoğrafları taşındı.

    Anmada konuşan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği Eş Başkanı Dicle Müftüoğlu, Anter’i katleden JİTEM’in arkasında siyasi güçlerin olduğunu ve faillerin cezalandırılmadığını ifade ederek, “Kürt gazeteciler olarak gerçekleri, halkın gerçekliğini yazmaya devam ediyoruz. Gerçekleri dünyaya duyurmak için mücadele ediyoruz. Apê Musa’nın ardılları mücadeleyi sürdürdü. Özgür basın baş eğmedi, eğmeyecek” dedi.

    Musa Anter’in oğlu Dicle Anter, Musa Anter’in öldürülmesini “Kürt gazetecilere dönük büyük bir darbe” olarak olarak değerlendirerek, “Bu bir insanlık suçuydu. Çete anlayışı ile çalışan kişiler, kurumlar kendi başlarına değil, Ankara’dan bu cinayeti planlamıştı. Kürt basınına karşı yapılan bu büyük darbeye karşı Musa Anter’in generalleri her türlü zorluğa karşı fedakârlıkla, cesaretle yollarına devam ediyorlar” diye konuştu.

    Dicle Anter’in ardından söz alan Gazeteci Hüseyin Aykol ise, “Kimler öldürdü, biliyoruz. Acımız da, öfkemiz de hala sıcak. Bunu biz daha sonra gazeteler çıkararak, ajanslar kurarak, televizyon yayınları yaparak gösterdik. Onun kalemini yerde bırakmadık, bırakmayacağız” şeklinde ifade etti.

    DEM Parti Diayrbakır İl Eş Başkanı Gülşen Özer de şunları söyledi:

    “Apê Musa’nın arkadaşlarının, ardıllarının başı sağ olsun. Failleri belli ama bu sistem onları savunuyor. Savunduğu için her sene burada anmaya devam edeceğiz. Onun ardılları durmuyor. 32 yıl önce Apê Musa’yı katlettiler, bugün Narin’i. Failleri belli”.

    Anma, Apê Musa’nın vurulduğu yere karanfiller bırakılmasıyla sona erdi.

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • Musa Anter’in oğlu Anter Anter yaşamını yitirdi

    Musa Anter’in oğlu Anter Anter yaşamını yitirdi

    PİRHA – Musa Anter’in oğlu Anter Anter, bu sabah saatlerinde evinde yaşamını yitirdi.

    Gazeteci-Yazar Musa Anter’in (Apê Musa) oğlu Anter Anter, bu sabah saatlerinde yaşamını yitirdi. Anter Anter, Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Akarsu Kırsal Mahallesi’ndeki evinin banyosunda hayatını kaybetmiş bir halde bulundu. İhbar üzerine olay yerine jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi. Anter Anter’in hayatını kaybettiği belirlendi. Anter Anter’in cenazesi otopsi için Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı.

    BABASININ KATLEDİLDİĞİ GÜN HAYATINI KAYBETTİ

    Anter Anter, babası Musa Anter’in katledilmesinin 32’inci yılında hayatını kaybetti.

    Musa Anter, bugün Diyarbakır’da JİTEM tarafından katledildiği yerde anılmış,  akşam saatlerinde de Akarsu Kırsal Mahallesi’ndeki kabri başında anma yapılacaktı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dicle Anter babası Musa Anter’i anlattı: Haksızlığa karşı isyan bayrağını kalemiyle çekti-VİDEO

    Dicle Anter babası Musa Anter’i anlattı: Haksızlığa karşı isyan bayrağını kalemiyle çekti-VİDEO

    PİRHA- Kürt aydını, gazeteci-yazar Musa Anter’in (Apê Musa), katledilmesinin üzerinden 32 yıl geçti. Musa Anter’in yazdıkları toplum içerisinde önemli olduğu için hedef alındığını söyleyen Dicle Anter, “Babam çok sevecen birisiydi ancak kalemini haksızlığa karşı en kuvvetli şekilde kullanırdı. Çünkü küçüklüğünden beri haksızlıklar içerisinde yaşadığı için haksızlıkları kabul etmeyecek bir şekilde isyan bayrağını kalemiyle çekti” dedi.

    20 Eylül 1992 yılında Diyarbakır’da gerçekleşen Kültür-Sanat Festivali’ne katılarak kitaplarını imzalayan Musa Anter, akşam saatlerinde Seyrantepe Mahallesi’nde uğradığı silahlı saldırı sonucu 72 yaşında hayatını kaybetmişti. Cinayetin üzerinden 32 yıl geçti, ancak bugüne kadar failler tek tek, isim isim bilinmesine rağmen yakalanmadı ve dava zaman aşımıma uğradı.

    Dicle Anter, babası Musa Anter’i PİRHA’ya anlattı.

    “İSYAN BAYRAĞINI KALEMİYLE ÇEKTİ”

    Musa Anter denilince ilk olarak Musa Anter’in gazeteciliğinin akla geldiğini belirten Dicle Anter, “Babam çok sevecen birisiydi ancak kalemini haksızlığa karşı en kuvvetli şekilde kullanırdı. Kalemini çok iyi kullanmasından dolayı Musa Anter Musa Anter oldu. Müthiş bir zekâya sahipti, ben ona ayaklı kütüphane diyordum. Kürdistan’da olan bütün olayları bilirdi, herkesi tanırdı ve herkesle bir ilişkisi vardı. Herkesin babamla bir anısı vardı o yüzden kendisi çok seviliyordu. Babam mütevazı bir insandı ancak haksızlığa karşı gelmek onun için bir görevdi. Çünkü küçüklüğünden beri haksızlıklar içerisinde yaşadığı için haksızlıkları kabul etmeyecek bir şekilde isyan bayrağını kalemiyle çekti” diye belirtti.

    “İÇ HUKUK YOLLARI TIKANIRSA AİHM’E BAŞVURACAĞIZ”

    Musa Anter’in yazdıkları toplum içerisinde önemli olduğu için hedef alındığını söyleyen Anter, “Metin Göktepe, Uğur Mumcu ve Abdi İpekçi’de gazetecilik yaptıkları için öldürüldü. Musa Anter’in yazdıkları çok önemliydi. Musa Anter dava sürecinin bu şekilde olması haksızlığın bizlere de yansımasını getiriyor. Niye babamızı öldürdünüz, bize bir cevap verin. Babam kimi öldürdü ya da kimin parasını çaldı? Düşünce insanları hiçbir zaman öldürülmemelidir.
    Dava 30 yılın ardından zaman aşımına uğradı. Biz de Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yaptık. Oradan da Yargıtay ve İstinaf Mahkemesi’ne başvuracağız. Eğer başvurularımıza olumsuz yanıt gelirse iç hukuk yolları tıkandığı için AİHM’e başvuru yapacağız” dedi.

    “ZORLUĞA RAĞMEN GENÇ İNSANLARIN GAZETECİLİĞE HEVESLE SARILMASI UMUT VERİCİ”

    Gazeteciliğin Türkiye’de çok zor bir meslek olduğunu ifade eden Anter, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Gazetecilikle ilgili ülke sıralamasında son sıralardayız. Gazeteciler öldürülüyor, cezaevine atılıyorlar. Ancak bu kadar zorluğa rağmen genç insanların gazeteciliğe böyle bir hevesle sarılması umut verici. Çünkü araştırma ve haber ulaştırma çok önemli bir şey. Genç insanlar gözü kara ve cesaretle ceberut iktidara karşı büyük bir özveriyle insanlara haber ulaştırmaya çalışıyorlar. Ben bu durumdan dolayı umutluyum ve daha da iyi olacağını düşünüyorum.”

    Cihan BERK/PİRHA

  • 30. Musa Anter Gazetecilik ödülleri sahiplerini buldu – VİDEO

    30. Musa Anter Gazetecilik ödülleri sahiplerini buldu – VİDEO

    PİRHA- 30. Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri, İstanbul’da yapılan tören ile sahiplerini buldu.

    Yeni Yaşam Gazetesi tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri, Kadıköy Belediyesi Evlendirme Dairesi’nde gerçekleştirilen tören ile sahiplerini buldu. Bu yıl yarışmada, “Türkçe Haber”, “Kürtçe Haber”, “Fotoğraf (haber fotoğrafı)”, “Karikatür” ve Gurbetelli Ersöz anısına “Kadın Haberciliği” olmak üzere beş ayrı dalda ödül verildi.

    Ödül törenine Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eş Sözcüsü Serdar Altan, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü ve Yeni Yaşam Gazetesi’nin İmtiyaz Sahibi olan Cengiz Çiçek, HDK Eş Sözcüsü Esengül Demir, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Sırrı Süreyya Önder ve Ayşegül Doğan, Çiçek Otlu, Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk, İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Eren Keskin, Cumartesi Anneleri/İnsanları, Özgür Basın Şehitleri Aileleri ile Barış Anneleri, Musa Anter’in oğlu gazeteci ve yazar Dicle Anter ve Demokratik Alevi Derneği temsilcileri katıldı.

    Etkinliğin düzenlendiği salona katledilen Kürt bilgesi Musa Anter ile Gurbetelli Ersöz ve 1990’lı yıllardan günümüze kadar katledilen özgür basın emekçilerinin fotoğraflarının yer aldığı “Gerçekler karanlıkta kalmayacak” yazılı pankart asıldı.

    İNADINA İSYAN İNADINA GÜLMEK

    Ödül töreni HDK Eş Sözcüsü ve Yeni Yaşam Gazetesi’nin İmtiyaz Sahibi Cengiz Çiçek’in açılış konuşması ile başladı. Çiçek, özgür basın üzerinde yürütülen gözaltı ve tutuklama gibi saldırılara dikkat çekerek “Özgür Basın isyanın ve hakikatin sesidir” dedi.

    Cengiz Çiçek, herkesi özgür basın ile dayanışmaya çağırarak, tutuklu bulunan gazetecileri de selamladı. Çiçek, Merdan Yanardağ’ın tecrit konusunda hakikati dile getirmesinden ötürü tutuklandığını hatırlatarak, “Özgür basın, aynı zamanda hakikatin yanında olmamız gerektiğini söylüyor. Özgür basın, aynı zamanda İmralı tecridine karşı 3 maymunu oynayanlara karşı teşhir edici ve onları mahkum edici bir ol oynuyor. Bu vesileyle Kürt halkının özgürlük mücadelesinde yılmaz neferi oldu” dedi.

    Çiçek, sözlerini “İnadına isyan, inadına gülmek” diyerek tamamladı.

    “ZULMÜN OLDUĞU YERDE DİRENİŞ VARDIR”

    Yeni Yaşam gazetesi Jin Dergisi editörü Hicran Ürün, özgür basın geleneğinin bombalamalara ve tutuklamalara rağmen mücadele yürüten bir gelenekten geldiğini anımsattı. Ürün, “Basına yönelik saldırı devam ediyor ama bir söz var ‘zulmün olduğu yerde direniş vardır’ diye özgür basın bunun somut olmuş hali. Özgür Basın, gücünü emekçilerden, kadınlardan, Kürt halkında, Alevilerden, özgürlük için bedel ödeyen herkesten alıyor” dedi.

    “ÖZGÜR BASIN KÜRTLER İÇİN ÇOK ZOR BİR ALAN”

    Ape Musa’nın gazeteci oğlu Dicle Anter, konuşmasında “Özgür Basın Kürtler için çok zor bir alan. Eski günlerde, teknolojinin henüz gelişmediği dönemlerde babam bütün işleri kalemiyle yapardı. Bugün teknoloji sayesinde herkes gazeteci adeta. Bundan kaynaklı özgür basının tüm baskılara rağmen sesi kesilmiyor” dedi.

    “GERÇEKLERİ YAZMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Gecede Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin (DFG) tutuklu Eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu’nun, ödül törenine gönderdiği mesaj da okundu. Türkiye cezaevlerinde 59 tutuklu gazetecinin olduğunu hatırlatan Müftüoğlu, mesajında şu ifadelere yer verdi:

    “Cumhuriyet, 100’üncü yılını, ‘Sivil anayasa, demokratikleşme, Avrupa Birliği’ne tam üyelik’ gibi söylemler eşliğinde geride bırakırken, Türkiye cezaevlerinde bugün hala 59 gazeteci bulunuyor. Kürt halkının bilgesi, bizlerin Apê Musa’sı katledilerek bir çınar yok edilmek istendi. Yok sayılan bir halkın hakikat mücadelesiydi. Özgür Basın Apê Musa’dan gücünü, inadını kuşanarak bu kalemi hiç bırakmadı. Bombalamalar, katletmeler, gözaltı ve tutuklamalar Kürt gazetecileri, hakikat mücadelesinden alıkoymadı. Bizler Apê Musa’nın kalemi olup gerçekleri yazdık ve yazmaya devam edeceğiz. Apê Musa’nın katillerini aklayarak bu cinayete sahip çıkan iktidar, bizleri de hapsederek hakikati perdelemek istiyor. Ancak 31. Yıldönümünde bir kez daha mücadelesine bağlı olduğumuzu haykırdığımız Musa Anter’i anıyoruz. Hapsedilsek de Apê Musa’ların, Nagehan Akarsel’lerin, Deniz Fırat’ların, Cengiz Altun’ların kalemini yerde bırakmayacağız.”

    GAZETECİ GÖK’E ‘TÜRKÇE HABER’ DALINDA ÖDÜL 

    Faruk Bildirici, Ali Duran Topuz, Banu Güven, Candan Yıldız, Nezahat Doğan, Mehmet Ali Çelebi’den oluşan Türkçe Haber Jürisi; Mezopotamya Ajansı’nın tutuklu editörü Abdurrahman Gök’ün “Jin jiyan azadî”yi dünyaya yayan “Rojhilat ve İran’dayım: Yeni bir İran umudu” haberine verdi.

    Abdurrahman Gök adına ödülü Mezopotamya Ajansı Editörü Diren Yurtsever aldı. Gök, tutukluluğu sebebiyle ödül gecesi için şu mesajı paylaştı:

    “Apê Musa’nın, Gurbetelli Ersözlerin, özgür basın şehitlerinin direniş ve mücadele inadını arkalarında bıraktıkları miras ile öğrenen ve miskali zerre kadar bile olsa onlara layık olmaya çalışan, cezaevinde ya da dışarıdaki gazeteciler olarak halkın haber alma hakkını tereddütsüz savunmaya devam edeceğiz. Sesi, soluğu kesilenlerin sesi, soluğu olmak, tüm çabamız. Bu uğurda canlarıyla bedel ödeyenlerin yanında bizlerin yaşadıklarının sözü bile edilmemeli belki. Ama yine de dayanışma adına hepimizin hepimize ihtiyacı var. Bu zulümlerin üstesinden en çok böyle gelebiliriz, dayanışmayla. Cezaevinden sizlerle bu mesajı paylaşıyor olabilirim ancak yüreğim orada.

    Mahsa Jîna Emînî’nin 13 Eylül 2022’de Tahran’da polisler tarafından öldürülmesinden sonra tüm İran’a yayılan eylemleri takip etmek için gittiğim İran ve Rojhelat kentlerinde yaptığım haber dizisini ödüle layık gören jüri üyelerine teşekkür ediyorum. Bu ödülü, özgürlüklerinden yoksun bırakılmak pahasına Jîna’nın ölümünü kamuoyuna duyuran İranlı kadın gazeteciler Nilufer Hamedi ve Elahe Mohammadi ‘ye, benim gibi tutuklu olan gazeteci arkadaşlarım Sedat Yılmaz, Dicle Müftüoğlu, Mehmet Şah Oruç, Fırat Can Arslan, Hamdullah Bayram, Remzi Akkaya ve Merdan Yanardağ şahsında bütün tutuklu gazetecilere adıyorum. Tutuklandığım ilk günden beri dayanışmalarını esirgemeyen herkese teşekkür ediyorum. Jîna Emînî’nin umut yaratan kocaman gözlerine selam olsun! Özgürlüğünden yoksun bırakılma riskine rağmen hiç bir şekilde vicdanından ödün vermeyenlere selam olsun!”

    KÜRTÇE HABER ÖDÜLÜ

    Suna Tunç, Hatice Kamer, Rizoyê Xerzî, Remezan Ölçen, Leyla Ayaz’ın yer aldığı Kürtçe Haber Jürisi, Ferid Demirel’i bianet’te yayınlanan “Fermandarê rêxistina Ahrar’uş Şarkkiyeyê ji Zanîngeha Artûklûyê derçûye” başlıklı haberiyle birincilik ödülüne layık buldu.

    FOTOĞRAF ÖDÜLÜ

    Ramazan Öztürk, Özcan Yaman, Murat Baykara, Beritan Canözer, Çetin Altun’un yer aldığı Fotoğraf Jürisi, Ardıl Batmaz’ın “Devletin Eli” başlıklı fotoğrafıyla birincilik ödülüne layık gördü. Fotoğraf jürisi ayrıca, Sedat Suna ile Efekan Akyüz’e de Jüri Özel Ödülü verilmesine karar verdi.

    KARİKATÜR ÖDÜLÜ ERHAN YAŞAR’A

    Murat İpek, Musa Keklik, Aşkın Ayrancıoğlu’nun yer aldığı Karikatür Jürisi, Erhan Yaşar Babalık’ı karikatür dalında birinciliğe layık buldu. Karikatür Jürisi yarıca, Muammer Kotbaş’a ise Jüri Özel Ödülü ile vermeyi kararlaştırdı.

    MEBYA-DER’E ONUR ÖDÜLÜ

    Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma Dayanışma Birlik ve Kültür Derneği (MEBYA-DER), devlet tarafından katledilenlere ilişkin faaliyetleri dolayısıyla Onur Ödülü’ne layık görüldü.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Apê Musa katledilişinin 31’inci yılında anıldı: Küçük generallerin kalemini taşıyor

    Apê Musa katledilişinin 31’inci yılında anıldı: Küçük generallerin kalemini taşıyor

    MKGP VE DFG öncülüğünde çok sayıda özgür basın emekçisi, yazar ve gazeteci Musa Anter’i (Apê Musa), katledilişinin 31’inci yılında andı. 

    Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP) ve Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) öncülüğünde, Kürt yazar ve gazeteci Musa Anter’in (Apê Musa), JİTEM tetikçileri tarafından katledilişinin 31’inci yıl dönümünde anma düzenlendi.

    Diyarbakır’da 20 Eylül 1992’de Seyrantepe Semti Cumhuriyet Mahallesi 442’nci Sokak’ta Musa Anter’in katledildiği yerde yapılan anmaya,  Musa Anter’in oğlu Dicle Anter, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) milletvekilleri Ceylan Akça ve Mehmet Kamaç, Yeni Yaşam Gazetesi yazarı ve gazeteci Hüseyin Aykol, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Yeşil Sol Parti, İnsan Hakları Derneği (İHD) ve sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı.

    ROZA METİNA: KALEMİNİ BIRAKMAYACAĞIZ

    Bir dakikalık saygı duruşuyla başlayan anmada ilk olarak MKGP Sözcüsü Roza Metina söz aldı. Metina, şunları söyledi:

    “Bugün burada Apê Mûsa’nın kaleminin ve direnişinin önünde eğiliyoruz. Mûsa Anter mücadelesinden vazgeçmedi. Gerçekleri yazmaktan, söylemekten ve bugüne kadar eksilmeyen gazeteciliği günümüze kadar ulaştırdı. Hepimiz biliyoruz ki Apê Mûsa’nın dosyası zaman aşımına uğradı. Bugün bu devletin yetkilileri diyor ki; bu devlet hukuk devletidir eğer onun dosyası zaman aşımına uğradıysa bu devletin hukuk devleti olduğunu söyleyemeyiz. Musa Anter kalemiyle büyük bir direniş gösterdi. Biz de onun küçük generalleri olarak onun davasını takip edeceğiz. Biz her zaman onun kaleminin arkasında sıra tutacağız ve biz bütün zorluklara, zorbalıklara rağmen kalemimizi bırakmayacağız. Her zaman bu kutlu gazetecilik mesleğini devam ettireceğiz, çünkü bu büyük mirası bize bıraktı. Bizler bu gelenek devam etsin diye buradayız. Saygıyla Ape Musa’yı anıyoruz.”

    HÜSEYİN AYKOL: VAZGEÇMEDİK, DEVAM EDİYORUZ

    Ardından konuşan Gazeteci Hüseyin Aykol, mücadeleyi Musa Anter’in bıraktığı yerden alarak yükselttiklerini belirterek, “Sevgili Apê Musa yine huzurundayız. Geçen yıl bugün de yine buradaydık. Sana rapor sunmuştum bu nedenle geçmişe fazla takılmayacağım. Senin burada alçakça katledildiğinden bu yana biz gazete çıkarttık. 30 tane Kürtçe gazete çıkarttık, onlar da yetmedi yerel televizyonumuz oldu, hala devam eden dünyaya haber yayan televizyonlar var. Bizler işimize devam ediyoruz, fakat seni vurarak burada alçakça katletmekle bizi korkutup dağıtacaklarını ve bu işlerden vazgeçeceğimizi sandılar. Vazgeçmedik, devam ediyoruz o elinde tuttuğun bayrağı en yükseklere çıkarmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    DİCLE ANTER: KÜÇÜK GENERALLER KALEMİNİ TAŞIYOR

    Musa Anter’in oğlu Dicle Anter ise babasının katledilişi üzerine hatırlatma yaparak, “Babamın bir sözü var, vasiyeti şöyle; ‘Kürt gençleri beni mezarımda rahat uyutsunlar’ Bugün de görüyoruz ki kalemini kırdılar, ama bugün Apê Musa’nın küçük generalleri o kalemi tamir ederek eline aldılar ve devam ettiler, o kalem hiçbir zaman da kırılmayacak. O büyük çınarın dallarına çok cefakâr gazeteciler katıldı. Baba rahat uyu, çünkü küçük generallerin kalemini taşıyor” sözlerini kullandı.

    YEŞİL SOL PARTİ VEKİLİ KAMAÇ: APÊ MUSA DİRENİŞİN İSMİDİR

    Yeşil Sol Parti Amed milletvekili Mehmet Kamaç ise yüz yıllardır Kürtlerin katliamla yüz yüze kaldığını ve bugün burada Apê Musa’yı andıklarını dile getirdi. Kamaç, “Apê Musa’yı katlederek, bu basını bitirebileceklerini düşündüler. Apê Musa Kürt halkının Apê Musa’sıdır, asla unutulmayacak. Direnişin ismidir. 31 yıl önce Apê Musa burada katledildi, ama biz biliyoruz ki geçen yıl yargısal olarak bir kere daha katledildi” dedi.

    Konuşmaların ardından, “Özgür basın susturulamaz” ve “Şehit namirin” sloganları ve zılgıtlar eşliğinde Musa Anter’in katledildiği sokağa doğru yürüyüş gerçekleştirildi.

    Anma, Musa Anter’in katledildiği yere bırakılan karanfillerle sona erdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Apê Musa’nın katledilmesinin üzerinden 31 yıl geçti

    Apê Musa’nın katledilmesinin üzerinden 31 yıl geçti

    PİRHA-Kürt aydını, gazeteci-yazar Musa Anter’in (Apê Musa), aramızdan ayrılışının üzerinden 31 yıl geçti.

    20 Eylül 1992 yılında Diyarbakır’da gerçekleşen Kültür-Sanat Festivali’ne katılarak kitaplarını imzalayan Musa Anter, akşam saatlerinde Seyrantepe Mahallesi’nde uğradığı silahlı saldırı sonucu 72 yaşında hayatını kaybetmişti. Cinayetin üzerinden 31 yıl geçti, ancak bugüne kadar failler tek tek, isim isim bilinmesine rağmen yakalanmadı.

    Hayatı cezaevi ve sürgünlerle geçen Musa Anter, 1920 yılında Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Ziwinge  (Eskimağara) köyünde dünyaya geldi. 1944 yılında Ayşe Hale ile evlenen Ape Musa, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki eğitimi yarım bıraktı.

    KÜRT DİLİNE KATKILARI

    Üniversiteden ayrıldıktan sonra Şark Postası ve Dicle Kaynağı’nda yazmaya başlayan Anter, İleri Yurt gazetesindeki Kürtçe şiiri “Qimil/Kımıl” sebebiyle 1959 yılında tutuklandı, idamla yargılandı. 1960 darbesinden sonra serbest kalan Anter, cezaevinden çıktıktan sonra Deng, Barış Dünyası ve Yön dergilerinde yazdı. Ape Musa, çeşitli tariflerde Dicle-Fırat, Azadiya Welat, Yeni Ülke, Özgür Gündem, Rewşen ve Tewlo’da yazdı. Bununla birlikte yedi kitap ve bir de Kürtçe-Türkçe Sözlük yayımladı.

    11 YILI CEZAEVİNDE GEÇTİ

    Daha sonra Türkiye İşçi Partisi’nde (TİP) aktif siyasete atılan Anter, 1965 seçimlerinde Mardin’den aday oldu. Ancak son anda gerçekleşen aday değişikliği yüzünden bağımsız olarak seçimlere giren Anter, 12 Mart 1971’de tekrar tutuklandı ve Seyrantepe Askeri Cezaevi’nde 3 yıl kaldı. 12 Eylül 1980’de ise “Kürtçülük” propagandası yapmaktan tutuklanıp Nusaybin Cezaevine konulan ve 1 yıl sonra tahliye edilen Anter’in, toplamda 11 yılı cezaevinde geçti.

    JİTEM TETİKÇİSİ CİNAYETİ ANLATTI

    Kürt bilgesi Anter, 20 Eylül 1992 yılında bir Kültür-Sanat Festivali’ne katılmak için geldiği Diyarbakır’da JİTEM elemanları tarafından Seyrantepe Semtinde katledildi. Cinayetle ilgili başlatılan soruşturma ve kovuşturmada bugüne kadar bir gelişme sağlanamazken, JİTEM tetikçisi Abdulkadir Aygan 2004 yılında Apê Musa cinayetine ilişkin itiraflarda bulundu. Apê Musa cinayetini JİTEM’in planladığını itiraf eden Aygan, JİTEM kurucusu Binbaşı Ahmet Cem Ersever, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, JİTEM elemanları Mustafa Deniz, Savaş Gevrekçi, Ali Ozansoy, itirafçı Cemil Işık (Hogir) ve Hamit Yıldırım’ın cinayetten sorumlu olduğunu söyledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • DFG: Karanlık güçlerin katlettiği gazetecileri unutmadık

    DFG: Karanlık güçlerin katlettiği gazetecileri unutmadık

    PİRHA- DFG, “Öldürülen Gazeteciler Günü”ne dair yayınladığı mesajda, “Bıraktıkları miras ve fikirleri hep yaşayacak. Karanlık güçlerin katlettiği gazetecileri unutmadık” dedi.

    Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından, gazetecilik görevini yerine getirdiği için saldırıya uğrayıp hayatını kaybeden gazetecileri anmak ve bu konuda toplumsal duyarlılık yaratmak amacıyla Gazeteci Hasan Fehmi Bey’in suikasta kurban gittiği 6 Nisan gününü “Basın Şehitleri Günü” ilan etti. 2005’te anma gününün ismi “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak değiştirildi.

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) 6 Nisan Katledilen Gazeteciler Günü kapsamında bir mesaj yayınladı. Katledilen gazetecilerin mirasını yaşatma sözü veren DFG, “Apê Musa, Hrant Dink, Metin Göktepe, Abdi İpekçi, Nagehan Akarsel ve ismini burada sayamadığımız her gazetecinin öldürüldüğü gün, kara bir leke olarak kaldı ülkenin hafızasında. Bıraktıkları miras ve fikirleri hep yaşayacak. Karanlık güçlerin katlettiği gazetecileri unutmadık” mesajını paylaştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Musa Anter Davası’nda gerekçeli karar açıklandı

    Musa Anter Davası’nda gerekçeli karar açıklandı

    PİRHA-Gazeteci Musa Anter Davası’nda verilen zaman aşımı kararının gerekçesi açıklanırken, zaman aşımı süresinde sanıklar lehine kanunun esas alındığına dikkat çekildi.

    Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Eylül’de görülen Musa Anter Davası’nda verdiği zaman aşımı kararının gerekçesini açıkladı. Gerekçeli kararda, Musa Anter’in 20 Eylül 1992’de Diyarbakır’da katledildiği ve bu davanın, JİTEM Ana Davası ve 1993 yılında “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından öldürülen Ayten Öztürk davasıyla birleştirildiğine dikkat çekildi.

    Mezopotamya Haber Ajansı’nda yer alan habere göre, dosya içerisinde bulunan tüm delillerin tetkik edilip değerlendirildiğine işaret edilen kararda, zaman aşımı sürelerinin hesaplanması bakımından yapılan değerlendirmede; 5237 sayılı TCK’nın 66/3. Maddesi uyarınca zaman aşımı hesabında suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerinin göz önünde bulundurulacağı tartışmasız olduğu ifade edildi. Kararda, ağırlaştırıcı nedenin varlığı durumunda aynı durumun geçerli olmadığı savunularak, bu durum şöyle açıklandı:

    “(…) ağırlaştırıcı veya hafifletici nedenlerde, maddede öngörülen ceza miktarı üzerinden indirim oranı ya da miktarı belirtilirken; suçun daha ağır ya da daha hafif cezayı gerektiren nitelikli haline ilişkin düzenlemelerde, öngörülen ceza miktarı açıkça belirtilmektedir. Bu nedenle, mevcut dosyada atılı suçların eski ve yeni kanundaki düzenlemelerine göre suçların nitelikli halleri için yasada öngörülen ceza miktarlarının yukarı sınırının dikkate alınması gerektiği cihetle, ağırlaştırıcı nedenler nedeniyle belirlenen oranların dikkate alınamayacağı anlaşılmıştır.”

    Mahkeme, sanıklar Abdulkadir Aygan, Mahmut Yıldırım, Muhsin Gül, Fethi Çetin ve Saniye Emlük (Emel Berak) hakkındaki yakalama emirlerinin devamına karar verdi.

    AİLE, KARARI AYM’YE TAŞIDI

    Anter Ailesi ve AVUKATLARI mahkeme heyetinin 21 Eylül’de verdiği kararın ardından Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne başvuruda bulunurken, gerekçeli karar ardından esasa dair itirazlarını sunacaklarını belirtmişti. Avukatlar, davada verilen zaman aşımı kararını ayrıca Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşımıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Musa Anter davası Anayasa Mahkemesi’ne taşındı

    Musa Anter davası Anayasa Mahkemesi’ne taşındı

    PİRHA-Gazeteci Musa Anter’in katledilmesine ilişkin açılan davanın zaman aşımına uğratılmasının üzerinden bir ay geçmesine rağmen gerekçeli karar açıklanmadı. Anter ailesi davayı Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığını duyurdu.

    20 Eylül 1992’de Diyarbakır’da öldürülen Kürt aydın, gazeteci ve yazar Musa Anter davasının zaman aşımına uğramasının üzerinden bir ay geçmesine rağmen gerekçeli karar henüz açıklanmadı. Anter ailesi ve avukatları kararın ardından Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne başvuruda bulunarak, gerekçeli kararın ardından esasa ilişkin itirazlarını sunacaklarını bildirdi. İstinaf başvurusunun üzerinden ise üç hafta geçmesine karşın gerekçeli kararın açıklanmaması üzerine, verilen zaman aşımı kararı Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşındı.

    Anter’in oğlu Dicle Anter, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Musa Anter davasının gerekçeli kararı çıkmadı. İstinafa başvuru yaptıktan sonra 19 Ekim’de de Av. Selim Okçuoğlu ile AYM’ye başvurumuzu gerçekleştirdik” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Sivas Katliamı davasının her duruşmasından sonra katliam kendisini tekrarlıyor’

    ‘Sivas Katliamı davasının her duruşmasından sonra katliam kendisini tekrarlıyor’

    PİRHA-İstanbul Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş, zaman aşımı tehlikesiyle karşı karşıya olan Sivas Katliamı davası ile Musa Anter’in düşürülen davasına ilişkin yaptığı açıklamada “29 yıldır süren bu davanın her duruşması sonrası bu katliam kendisini tekrarlamaya ve canımızı yakmaya devam ediyor. Katliamın sürekliliği budur. “Sivas yanmaya devam ediyor” derken kastımız budur. Biz bu davayı o divana bırakmamalıyız. Devlet bununla yüzleşmeli” dedi.

    33 kişinin yaşamını yitirdiği Sivas Katliamı’nın 3 firari sanık üzerinden devam eden davasının 29’uncu duruşması 21 Eylül Çarşamba günü Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Zaman aşımı tehlikesi ile karşı karşıya olan davanın bir sonraki duruşması 26 Ocak 2023 tarihine ertelendi. Aynı gün Ankara Adliyesi’nde görülen Musa Anter davası ise zaman aşımı gerekçesiyle düşürüldü.

    Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) bileşeni İstanbul Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş her iki davaya ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “HER DURUŞMA SONRASI KATLİAM KENDİSİNİ TEKRARLIYOR”

    Madımak davasının son duruşmasını yerinde takip eden Bektaş, şunları kaydetti:

    “Sivas Madımak Katliamı davası, Türkiye’deki hukuk sistemini, adaletsizliği gözler önüne sermeye devam ediyor. Davanın avukatlarından Özgür Piroğlu, davayı uluslararası mahkemelere taşıyacaklarını beyan etti. Çünkü 29 yıldır süren Madımak, 2023 yılında 30. yılına girecek ve her ne kadar uluslararası ceza hukuku ile TCK gereğince, insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olmasa da zamanaşımına uğratılacak. Makul ve adil yargı süresinin çoktan aşıldığı bu davanın, iç hukuk yollarının tüketilmesine ramak kala, uluslararası mahkemelere taşınacak olması yerinde bir hamle olacak.

    29 yıldır süren bu davanın her duruşması sonrası bu katliam kendisini tekrarlamaya ve canımızı yakmaya devam ediyor. Katliamın sürekliliği budur. “Sivas yanmaya devam ediyor” derken kastımız budur. Adaletin yerini bulmadığı her gün o alev harlanmış oluyor. Madımak büyük bir  yaradır ve bu yara kabuk bağlamamalı. Buna müsaade etmemeliyiz. Bu yara sarılabilir, ama onun da yolu adalettir.”

    “SİVAS DAVASINI DİVANA BIRAKMAMALIYIZ”

    Davanın zaman aşımı tehlikesine de değinen Bektaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “3 firari sanığın Türkiye’ye getirilmesi için görülen davada; devlet kusuru olduğuna dair rapor Devlet Denetleme Kurulu tarafından tespit edilmiş olmasına rağmen mahkemenin; dönemin başbakanı Tansu Çiller’in, dönemin Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun ve dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in dinlenmesi talebini reddetmesi apaçık bu davanın zamanaşımıyla düşmesini sağlama çabasıdır. Zamanaşımı gelir, hukuk bunu unutur. Ama insanlık unutmaz. Türkiye’de adalet sisteminin onuru için bir turnusoldur Madımak Katliamı.

    Yargının bu davayı zaman aşımına düşürme çabası bir motivasyon gerektiriyor ve biz bu motivasyonun nereden alındığını da çok iyi biliyoruz. Bir önceki davanın zaman aşımından düşürülmüş olmasına “hayırlı olsun” diyen o dil, bugün ülkenin en yetkili ağızı. Dolayısıyla bu motivasyon doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan alınıyor. Biz Alevi örgütleri ve Alevi yurttaşlar da motivasyonumuzu Pir Sultan’dan alıyoruz.

    Pir Sultan der ki, “Kalsın benim davam divana kalsın”. Biz bu davayı o divana bırakmamalıyız. Zaman aşımı olsa da, dava düşürülecek olsa da bu dava yeniden görülmeli, bu alemde görülmeli ve devlet bununla yüzleşmeli. Niye devlet bununla yüzleşmeli diyorum; çünkü başından beri sanık sandalyesinde oturması gereken bu sistemin kendisiydi.”

    “90’LARIN MOTİVASYONU DAVAYI ZAMAN AŞIMINA İTTİ”

    Bektaş, son olarak Musa Anter’in zaman aşımına uğratılan davasıyla ilgili olarak da “Madımak davasının görüldüğü saatlerde, üzerinde “Adalet Sarayı” yazan aynı binanın içinde “Adalet Mülkün Temelidir” yazan bir başka duruşma salonunda bir başka adaletsizlik hâli vardı. Musa Anter davası görülmekteydi. Bu dava zaman aşımı nedeniyle düşürüldü. Aslında baktığınız zaman burada da bir motivasyon hali var. 90’ların motivasyonu. “Karanlık günler” diye adlandırdığımız o yıllarda işlenmiş olan bu cinayet davası yine bu yargı sistemince adeta zaman aşımına itildi” ifadelerini kullandı.

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Musa Anter Gazetecilik Ödülleri sahiplerini buldu: Gücümüz beynimizde, onların ise tetikte-VİDEO

    Musa Anter Gazetecilik Ödülleri sahiplerini buldu: Gücümüz beynimizde, onların ise tetikte-VİDEO

    PİRHA– 29. Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri sahiplerini buldu.

    Yeni Yaşam Gazetesi tarafından bu yıl 29’uncusu düzenlenen Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri, Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen tören ile sahiplerini buldu. Bu yıl yarışmada, “Türkçe Haber”, “Kürtçe Haber”, “Fotoğraf (haber fotoğrafı)”, “Karikatür” ve Gurbetelli Ersöz anısına “Kadın Haberciliği” olmak üzere beş ayrı dalda ödül verildi.

    Törene ilgi bir hayli yoğun oldu. HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, HDP Milletvekilleri Sezai Temelli, Tayyip Temel, Rıdvan Turan, Züleyha Gülüm, EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Akın Birdal, HDP İstanbul İl Eş Başkanları İlknur Birol, Ferhat Encü, DAD İstanbul Şube Eş Başkanı Ali Şeker, CHP İstanbul İl Örgütü, CAN TV, PİRHA ve emek camiasından birçok isim de törene katılanlar arasındaydı.

    “ÖZGÜR BASIN BÜYÜK BEDELLER ÖDEMEYE DEVAM EDİYOR”

    Saygı duruşu ile başlayan törende sahneye ilk olarak HDP Mersin Milletvekili Rıdvan Turan çıktı. Turan, Musa Anter davasının zamanaşımına uğratılmasını eleştirerek şu konuşmayı yaptı:

    “Anter davası asla divana kalmayacak. Sorumlulardan hesap sorulana kadar bu dava kapanmayacak. Özgür basın büyük bedeller ödedi ve ödemeye devam ediyor. Gerçekleri yazmak her şeyden zor. Alanda haber toplayan, devlet şiddetine maruz kalan gazeteciler çok daha fazla konuşmayı hak ediyorlar. Onlar olmasaydı gerçekleri öğrenme mücadelemiz yarım kalacaktı. İyi ki gerçekleri açığa çıkarmak için mücadele ediyorlar.”

    BU ÜLKENİN ADI ‘FAİLİ BELLİ CİNAYETLER ÜLKESİ’ OLARAK KALDI”

    Gecede konuşma yapan isimlerden birisi de HDP Eş Genel Balkanı Pervin Buldan oldu, “Bu ülkenin adı ‘faili belli cinayetler ülkesi’ olarak kaldı” diyen Buldan şu mesajları verdi:

    “Musa Anter’i anlatmak, beş dakikaya sığdırmak mümkün değil. Onun mücadelesini, duruşunu, bilge kişiliğini ifade etmek kolay değil. Aradan 30 yıl geçmesine rağmen onun ardılları, arkasında bıraktığı milyonlar her gün Musa amcanın arkasından mücadele etmeye devam ettiler. Onun bıraktığı kalemi hiçbir zaman yere düşürmediler. Apê Musa’nın kalemi her zaman hakikatleri açığa çıkarmak için yazdı, fotoğraf makinesi halka gerçekleri ulaştırmak için fotoğraf çekti. Onun ardından, bu 30 yılda milyonlarca insan fotoğraf çekti, yazı yazdı.
    Musa Anter gibilerden hep korktular. O yüzden bu ülkede binlerce faili belli cinayet işlendi. Bu faili meçhul ya da belli faili belli cinayetleri hiçbir zaman açığa çıkarmadılar. Tetiği çekenleri ve bu işin arkasında olanları yargılamadılar, sorgulamadılar, cezalandırmadılar. Aksine tetiği çekenleri ödüllendirdiler, emri verenleri kahraman ilan ettiler. O yüzden bu ülkenin adı ‘faili belli cinayetler ülkesi’ olarak kaldı.
    Ama bizler Apê Musa’nın çocukları, torunları, yoldaşları, mücadele arkadaşları olarak onun failleri yargılanana kadar bunun hesabını sormaya devam edeceğiz. 21 Eylül’de Ankara’da Apê Musa’nın davası zaman aşımına uğradı. Peki, biz kapandı demeden bu defter kapanır mı, biz bitti demeden bu defter kapanır mı? Buradan Apê Musa’ya söz veriyoruz: Senin bize bıraktığın miras, bize bıraktığın güç, bize verdiğin mücadele aşkı o davanın kapanmasına asla izin vermeyecek.
    Musa Anter Kürtler için şunu söylerdi: ‘Kürtler öldürüldükçe tükenmeyecekler’. Buradan söz veriyoruz Apê Musa’ya; Kürtler öldürüldükçe tükenmeyecek.”

    BİLSİNLER Kİ BU DAVANIN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Buldan’ın ardından konuşmasını yapan Yeni Yaşam Gazetesi’nden Reyhan Hacıoğlu ise “Baskının arttığı böyle dönemlerde bir araya gelmek çok önemli. Bizler hakikat için bedel ödeyenleriz. Kadın düşmanlarının, cezaevlerini işkencehanelere çevirenlerin karşısında olduk. Ape Musa’nın davasını zaman aşımına uğratanlar bilsinler ki bu davanın peşini bırakmayacağız. Adalet sağlanana kadar takipçisi olacağız” şeklinde konuştu.

    Dicle Fırat Gazeteciler Platformu Eş Başkanı Dicle Müftüoğlu ise “Ape Musa ile birlikte hakikat mücadelesinde yitirdiğimiz gazetecileri anıyoruz. Ape Musa’nın ardından 29 yıldır gazeteciler her türlü baskıya rağmen gerçekleri yazmaya devam ediyor. Diyarbakır’daki arkadaşlarımızın tutuklanmasının üzerinden 3 ay geçti. Hala iddianame hazır değil. Bizler Ape Musa’nın ardıllarıyız. Tutuklamaya rağmen mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

    “GÜCÜMÜZ BEYNİMİZDE, ONLARIN İSE TETİKTE”

    Musa Anter’in oğlu Dicle Anter de dava sürecini eleştirerek “Musa Anter davası kolay kolay düşmez. Gücümüz beynimizde, onların ise tetikte. Zaman aşımını hiç kimse kabul etmiyor. Türkiye hukuku bizim hukukumuz değil artık. Öyle bir zaman yaşıyoruz ki; o kadar çok gazeteci arkadaşımızı kaybettik. Genç arkadaşlarımıza nasıl kıyılıyor? Bunlar gerçekleri yazmak istiyorlar. Basın şehitlerinin önünde saygıyla eğiliyorum” ifadelerini kullandı.

    Konuşmalar ardından Sanatçı Feryal Önal kısa bir müzik dinletisi yaptı.

    “HALKININ YAŞADIĞI BASKININ TANIĞIYDI”

    Gecede tutuklu gazeteci Serdar Altan’ın cezaevinden gönderdiği mesaj da okundu. Altan, kaleme aldığı mesajda şunları ifade etti:

    “Ape Musa, halkının yaşadığı baskının tanığıydı. Eli kanlı katiller aldı aramızdan. Torunları mücadeleyi sürdürüyor. Bizler bu sistemin ötekileriyiz. Ama davacıyız bu zorba düzenden. Baskı ve zorla yıldırılmaya çalışıldı. Dört duvar arasında susturulmaya çalışıldı. Büroları bombalandı. Onlarca Kürt gazeteci doğruları yazıyor diye katledildi. Her vuruşta daha da keskinleşti kalemi. Daha çok yazdı, anlattı. Yalanın perdesini yırttı adeta. Bugün dört duvar arasında olabiliriz ama hala sürüyor mücadele. Aranızda olmayı çok isterdik. Gönlümüz sizinle. Bağlılığımız şehitlerimize. Anılarını kendimize rehber ediniyoruz. Devran böyle gitmez. Mazlumun ahını alan zalimin sonu yakındır. Güzel ülkemizde özgürlüğün türküsünü söyleyeceğiz.”

    TÜRKÇE HABER ÖDÜLÜ GERİ ÇEKİLDİ

    Konuşmalar ve müzik dinletisi ardından ödüller sahiplerine takdim edildi.

    Candan Yıldız, Faruk Eren, Fatih Polat, Tuğrul Eryılmaz, İbrahim Varlı ve Hüseyin Aykol’un jüri üyesi olduğu “Türkçe Haber Dalı”nda birincilik ödülü Bianet’ten Evrim Kepenek’in “Beylikdüzü’nde 2 yaşındaki çocuğa istismar iddiası” başlıklı haberine verilmiş fakat daha sonra jüri tarafından yapılan açıklama ile ödülün geri çekildiği kaydedilmişti. Türkçe Haber Jürisi açıklamasında, “İsmi verilmeyen bir doktor beyanı ve acil servis raporunun varlığına ilişkin dip not eşliğinde yapılan haberle ilgili karar verme sürecinde ‘detaylı değerlendirme ihmalini’ kabul etmektedir. Jüri, özetlenen sürecin ardından bu yıl Türkçe Haber Dalında ‘birincilik’ ödülü verilmemesini kararlaştırmıştır” ifadelerini kullanmıştı.

    Jüri Özel Ödülü için ise 3 haber ödüle değer görüldü. Evrensel’den Murat Uysal’ın “Yenisahra’da ne oldu? | Yangın için her şey hazırdı, kibriti çocuklara çaktırdılar”, Kaos GL’den Yıldız Tar’ın “Mira’yı öldüren katil, arabasını çalıp arkadaşlarıyla düğüne gitmiş” ve Mezopotamya Ajansı’ndan Semra Turan ve Tolga Güney’in “Aydın Cezaevi’nde şüpheli ölüm: İntihar mı cinayet mi?” başlıklı haberleri Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü.

    “ONLARIN YOLUNDA YÜRÜYORUZ”

    Ödül alan Gazeteci Semra Turan yaptığı konuşmada “Üstü örtülmeye çalışılan bir cinayetin haberini arkadaşım Tolga ile haberleştirdik. Ödül veren jüri üyelerine teşekkür ederim. Ülkede çok büyük hak ihlalleri yaşanıyor. Bu da ondan birisiydi. Direnen tüm tutuklulara ödülümü adamak istiyorum. İyi ki bu ülkede Ape Musa, Gurbetteli Ersöz, Hrant Dink, Metin Göktepe var oldular. İyi ki onların mirasını devraldık. Onların yolunda yürüyoruz” dedi.

    Ödüle layık görülen bir diğer isim Tolga Güney ise “Musa Anter anısına ödül almak çok gurur verici. Cezaevlerinde ve sokaklarda çok büyük hak ihlalleri var. Ödülümü hak ihlallerine ve ekolojik talana ışık tutan ve tutuklanan arkadaşlarıma ithaf ediyorum” dedi.

    KÜRTÇE HABER ÖDÜLÜ SAHİBİNİ BULDU

    Leyla Ayaz, Kadri Esen, Suna Tunç, Beritan Zagros, Ramazan Ölçen’in yer aldığı Kürtçe Haber Dalı Jürisi, Denge Amerika’da çalışan Ömer Faruk Baran’ın “Manaya bilibendê û çend sirên ‘Kurdish Mashup 2019’” başlıklı haberini birinciliğe layık gördü. Kürtçe Haber Dalı Jüri Özel Ödülü’ne ise JINNEWS’ten Medya Üren’in “Girêdayî êrişa nîjadperest a li Qazakistanê agahiyên nu!” başlıklı haberi değer görüldü.

    FOTOĞRAF ÖDÜLÜ ‘BİR TORBANIN AĞIRLIĞI’NA VERİLDİ

    Ramazan Öztürk, Özcan Yaman, Nezahat Doğan, Refik Tekin ve Çetin Altun’un yer aldığı Fotoğraf Jürisi, Diyarbakır’ın Sur ilçesinde 2 Aralık 2015’te ilan edilen sokağa çıkma yasağı sırasında yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden Hakan Arslan’ın cenazesini, 7 yıl sonra bir torba içinde alan babası Ali Rıza Arslan’ın çekilen fotoğrafını birincilik ödülüne layık gördü. Mezopotamya Ajansı’ndan Eylem Akdağ’ın “Bir Torbanın Ağırlığı” başlıklı fotoğrafına ödül verildi. Jüri Özel Ödülü ise Evrensel’den “Benim Yuvam Gitti” adlı fotoğraf layık görüldü.

    KADIN HABERCİLİĞİ ÖDÜLÜ SAFİYE ALAĞAŞ’IN

    Ceren Sözeri, Bircan Değirmenci, Elif Akgül, Pınar Ural ve Habibe Eren’in yer aldığı Gurbetelli Ersöz Kadın Haberciliği Jürisi, birincilik ödülünü JINNEWS Yazı işleri Müdürü Safiye Alağaş’ın, Cizre’de 8 Nisan’da polis Enes A.’nın, S.S. adlı kadına cinsel saldırıda bulunarak intihara sürüklediği “Polis tecavüz etti, savcı, doktor ve polis üstünü örtmek istedi” başlıklı haberine verdi. Diyarbakır’da gazetecilere yönelik yapılan operasyon kapsamında 16 meslektaşıyla birlikte tutuklanan Alağaş şu an, Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor.

    KARİKATÜR ÖDÜLÜ İKİ ESER ARASINDA PAYLAŞTIRILDI

    İmam Cici, Sefer Selvi ve Aslı Alpar’ın yer aldığı karikatür Jürisi, birincilik ödülünü iki eser arasında paylaştırdı. Ödül Özgür Evran’ın “Atlaslı” karikatürü ile Murat İpek’in “Gül açmış ceset” torbalı karikatürüne verildi. Halil İbrahim Çoban’ın cezaevi duvarına cesetlerle atılmış çentikli karikatürü ise Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü.

    TUTUKLU ANNELERİNE ONUR ÖDÜLÜ

    Hasta ve infazı yakılan tutukluların serbest bırakılması ve cezaevlerindeki tecride son verilmesi talebiyle nöbet başlatan anneler ise Onur Ödülü’ne layık görüldü. Annelere ödüllerini HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan verdi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Sancar’dan zaman aşımı tepkisi: Apê Musa’nın sesini de mirasını da yaşatacağız!-VİDEO

    Sancar’dan zaman aşımı tepkisi: Apê Musa’nın sesini de mirasını da yaşatacağız!-VİDEO

    PİRHA- Musa Anter davasının zaman aşımına uğratılmasına tepki gösteren HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, cezasızlığın Türkiye’nin devlet politikası olduğunu söyledi. Sancar, “Davaların peşini bırakmayacağız. Apê Musa’nın sesini de mirasını da yaşatacağız” dedi. Sancar’ın açıklamasına Alevi kurum başkanları da katılarak destek verdi. 

    Diyarbakır’da 20 Eylül 1992’de öldürülen Kürt aydın, gazeteci ve yazar Musa Anter’in katledilmesine dair açılan davanın 37’nci duruşması, yasal zaman aşımı süresinin dolmasından bir gün sonra Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
    Mahkeme heyeti, 20 Eylül itibariyle yasal zaman aşımı süresinin dolduğunu gerekçe göstererek Anter davasının zaman aşımına uğramasına karar verdi.

    Kararın ardından adliyenin A Kapısı’nda HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, Musa Anter’in oğlu Dicle Anter ile Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu üyeleri, milletvekilleri açıklama yaptı.

    Sancar, “Zaman aşımı dolayısıyla dava düşürüldü. Aslında mahkeme zaman aşımı kararı vermek zorunda değildi. Çünkü bu cinayet sıradan bir eylem olarak görülemezdi. Bu, devlet içinde örgütlenmiş, siyasi bir kararla planlamış cinayetler serisinin önemlilerinden biriydi. İnsanlığa karşı suç kapsamında kabul edilmesi gerekiyordu. Evrensel hukuk böyle emrediyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları içtihatları da böyle bir karar vermeyi emrediyordu. Ama mahkeme bunlara uymadı, 30 yıllık sürenin dolduğunu belirterek davayı düşürdü” dedi.

    Sancar, bugün yargının içinde bulunduğu bir durumun başka bir karara imkan vermesini beklemenin fazlasıyla iyimserlik ve nahiflik olacağının altını çizen Sancar, “Uzun süredir cezasızlık politikasının bütün benzer davalarda zamanaşımı bahanesiyle hayata geçirildiğine tanık oluyoruz. Cezasızlık bu ülkede derin bir devlet politikasıdır, siyasal kültürün ihtiyaç duyulduğunda devreye sokulan sabit bir unsurudur. Cezasızlık devlet suçlarının, devletle bağlantılı suçların devlet içindeki örgütlenmeler tarafından işlenen suçların örtülmesinin bir yöntemidir” diye konuştu.

    “DAVALARIN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Sancar şöyle devam etti:

    “AKP ve MHP iktidarı da kendisinden önceki dönemlerin bu kültürünü sahiplenmiş bu politikasını kararlı bir şekilde hayata geçirmeye devam etmektedir. Bugün bu davalar, Musa Anter Davası ve bundan önce başka davalar bu şekilde düşürüldüyse bunda iktidarın cezasızlık politikasını en ileri boyutlara taşıması belirleyici rol oynamaktır. Bu iktidar başka alanlarda da cezasızlık politikasının yayılmasını sağlamıştır, uygulamalarıyla politikalarıyla bu ülkede ve toplumda bir suç imparatorluğunun ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bizler bu davaların peşini bırakmayacağız. Cezasızlık politikası bir tahakküm ve sindirme aracıdır. İktidardakilerin ve devlet içindeki güçlerin muhalefeti ve toplumu sindirme politikasının etkili bir yöntemidir. Bu iktidar da bu yöntemi her alanda hayata geçirmeye devam ediyor.

    “DAVANIN 30 YILDA BİTİRİLMEMESİ POLİTİKTİR”

    Musa Anter Davası’nda bütün gerçekler ortadadır, itiraflar en üst düzeyde devlet görevlileri tarafından yapılmıştır. Meclis araştırma komisyonunda yapılan çalışmalar rapora dönüşmüş ve orada da bütün bağlantılar bu cinayetin işlenmesine giden süreçlerin bu cinayetin işlenmesinde rol alanlar açıkça yazılmıştır yer almıştır. Bütün bu gerçeklere rağmen her şey çıplak bir şekilde ortada olmasına rağmen davanın 30 yılda bitirilmemiş olması hukuki gerekçelerle asla açıklanamaz. Tam tersine politik bir tercih, son derece net bir yansımasıdır. Bu davaların bu şekilde düşürülmesi hakikat ve adalet mücadelesine elbette engel olmayacaktır. İktidar hakikat peşinde koşanların, adalet isteyenlerin sesini kısmak için her yönteme başvurmaktadır. Bugün İstanbul’da Cumartesi Anneleri’nin maruz kaldığı saldırı da yine aynı zihniyetin ve politikanın ürünüdür. Cumartesi Anneleri de failli meçhuller ve kayıplar konusunda hakikat ve adalet mücadelesini kararlılıkla sürdürdükleri için her türlü engellemeye baskıya ve şiddete maruz kalmaktadırlar.

    “MUTLAKA YÜZLEŞMEK ZORUNDA KALACAKLAR”

    Hakikat mücadelesinin bitmeyeceğini adalet arayışının büyüyerek devam edeceğini buradan herkese duyuruyoruz. Bu dosyalar bugün kapatılmış olabilir, yargısal süreçlerin bundan sonraki aşamalarında da farklı kararların bu şartlar altında beklemek de  iyimserlik olabilir, ama bu şartlar değişecektir. Bu suç imparatorluğunu cezasızlık politikasıyla büyüten rejim değişecektir, bu suçlarda yer alan devlet içindeki çeteler onların siyasi hamileri ve işbirlikçileri onların suçlarının örtülmesinde rol oynayan her kademedeki görevliler bu rejim değiştiğinde adalet mücadelesinin sonuçlarıyla mutlaka yüzleşmek zorunda kalacaklardır. Adalet arayışı aynı zamanda bu suç rejiminin cezasızlık politikasını her yere ve alana yayan bu iktidar zihniyetinin son bulmasını da hedeflemektedir. Adalet mücadelesi aynı zamanda gerçekten bir adaleti sağlama ve bütün bu devletçi örgütlenmelerin çeteleşmenin işlediği korkunç suçların hakikatin ortaya çıkmasında yeni bir başlangıç yapma hedefini de içermektedir.

    “APE MUSA’NIN SESİNİ DE MİRASINI DA YAŞATACAĞIZ” 

    Bu ülke demokrasi için, adalet için ve hakikat için yeni bir bir başlangıç mücadelesini yürütenlerin başarı hikayesini yakın zamanda mutlaka görecektir. Bu sayfayı bütün demokrasi güçleri birlikte açacaktır. Yeni bir inşayı mutlaka başaracaktır. Apê Musa’nın katledilmesi davasının bu şekilde sonuçlanması Apê Musa’nın sesinin bizlere ve bizden sonraki kuşaklara hakikati ve mücadeleyi telkin eden bizlere bunu görev olarak yükleyen duruşunu mirasını ve sesini sahiplenmeyi de emretmektedir. Apê Musa’nın sesini de mirasını da yaşatacağız. Hakikati ve adalet mücadelesinde onun bize bıraktığı bu değerler yol gösterici olacaktır. Adalet mücadelesi sürüyor. Daha da büyüterek bu mücadeleyi yürütme mecburiyetimiz açıktır. Bu konuda hiç kimsenin görevini, sorumluluğunu savsaklama sorumluluktan kaçma hakkını lüksü yoktur. En geniş adalet, hakikat, demokrasi mücadelesini ortaklığını kurma mecburiyetimiz vardır. Bunu da başaracağımıza inanıyoruz.”

    PİRHA/ ANKARA

     

  • Musa Anter davası zaman aşımından düşürüldü; Dicle Anter: Adaleti öldürmeyin!

    Musa Anter davası zaman aşımından düşürüldü; Dicle Anter: Adaleti öldürmeyin!

    PİRHA- Musa Anter davasının 37’nci duruşması Ankara Adliyesi’nde görüldü. Mahkeme heyeti, 20 Eylül itibariyle yasal zaman aşımı süresi dolan Anter davasının zaman aşımına uğramasına karar verdi.

    20 Eylül 1992’de Diyarbakır’da öldürülen Kürt aydın, gazeteci ve yazar Musa Anter’in katledilmesine dair açılan davanın 37’nci duruşması, yasal zaman aşımı süresinin dolmasından bir gün sonra Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
    Mahkeme heyeti, 20 Eylül itibariyle yasal zaman aşımı süresinin dolduğunu gerekçe göstererek Anter davasının zaman aşımına uğramasına karar verdi.
    Duruşmaya Anter’in oğlu Dicle Anter’in yanı sıra çok sayıda hukuk örgütü ile demokratik kitle örgütlerinin yanı sıra HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Milletvekilleri Kemal Peköz, Fatma Kurtulan ve Rıdvan Özcan, ABF yöneticileri, PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, DAD Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi Başkanı Mustafa Karabudak ve bir çok Alevi yurttaş, İHD Ankara Şubesi de katıldı.
    Mahkeme kimlik tespiti ve beyanların okunmasıyla başladı.
    Anter’in avukatları davanın insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında olduğunu ve zaman aşımına uğramaması yönünde talepte bulundular.

    “İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ SUÇTUR”

    İlk olarak Anter’in avukatı Öztürk Türkdoğan söz aldı ve, “Anter’in ölümünün üzerinden 30 yıl geçti. Şimdiye kadar yürütülen soruşturmalar etkin olmadı. Eksik kaldı. Buna ilişkin AİHM kararları var. Bu dava insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilmeli. Çok sayıda insan devlet içinde çeteler tarafından öldürüldü. Bu cinayetlerin hepsi toplumda infial yaratmıştır. Bu cinayetlere meclis araştırma raporlarında yer verildi. Bu rapora göre bu cinayetleri işleyenler korundu kollandı. Bu raporlarda bu cinayetler insanlığa karşı işlenen suç kapsamındadır. Dolayısıyla zaman aşımına uğramaması gerekiyor. Ayrıca dinlenmesi gereken şahıslar hala dinlenmedi” diye konuştu.

    “ZAMAN AŞIMINA UĞRATILIRSA AİHM’E GİDECEĞİZ”

    Avukat Oya Aydın ise, “Bu dava zaman aşımına uğrayamaz. Yaşam hakkı ve işkence söz konusudur. Anter davası bu kapsamdadır. Bu tür cinayetler AİHM kararlarına göre zaman aşımına uğramaz. Bu dava çok uzatıldı. Birçok itiraf ve delil var. Ama dosya sonuçlandırılmadı. Eğer bu dava zaman aşımına uğratılırsa tüm yasal haklarımızı kullanacağız. AİHM’e kadar gideceğiz” dedi.

    Orhan Miroğlu’nun avukatı Sedat Menzilcioğlu ise söz alarak, “JİTEM adlı örgüt devlet içerisinde bir yapılanmadır. Halkı sindirmek korkutmak için faaliyet yürütmüştür. Bu yapının işlediği suçlar zaman aşımına uğrayamaz. Etkin bir yargılama yapılmadı. Bunu kabul etmiyoruz. Müvekkilim Orhan Miroğlu şu mesajı gönderdi; Ben Kürt halkının acılarını dile getirdim. Bu cinayetten ben de yaralı kurtuldum. Ancak hep suçlandım. Bunları kesinlikle kabul etmiyorum. Ben bu dava için elimden geleni yaptım. Bugün zaman aşımına uğrayacaksa bu PKK’nın yüzündendir. Cinayetten sadece devlet sorumlu değildir. Bunda başka örgütlerinde eli var. JİTEM ve PKK birlikte işledi bu cinayeti” iddiasında bulundu.

    MİROĞLU’NUN AVUKATININ SÖZLERİ TEPKİ ÇEKTİ

    Miroğlu’nun avukatının sözlerine Anter’in avukatları tepki gösterdi. Tanık olarak Miroğlu’nun mahkemeye gelip katılması istendi. Miroğlu’nun avukatı ise ısrarla müvekkilinin beyanlarını kendisinin ileteceğini söyledi. Miroğlu’nun avukatına izleyicilerde AKP propagandası yapıyorsun diyerek tepki gösterdi. Miroğlu’nun avukatı savunmasına devam etti. İzleyiciler bu savunmayı salonu terk ederek protesto etti. Mahkeme heyeti Miroğlu’nun avukatının savunmasını yapmasına müdahale edildiğini belirterek Anter’in avukatlarını uyardı.

    “VERECEĞİNİZ KARAR TARİHİDİR, ADALETİ ÖLDÜRMEYİN”

    Anter’in oğlu Dicle Anter söz aldı. Dicle Anter konuşmasında, “Türkiye’de cezasızlık politikası izleniyor. Vereceğiniz karar tarihidir. Cezasızlık kültürüne uymayın. Adaleti öldürmeyin. Davayı zaman aşımına uğratmayın” diye belirtti.
    Miroğlu’nun avukatı Dicle Anter’in konuşmasına da müdahale ederek duruşmayı provokasyon etmeye çalıştı.

    “DURUŞMALAR BİLİNÇLİ BİR ŞEKİLDE UZATILDI”

    Avukat Ayşe Uzun ise, “Bu cinayetlerin cezalandırılmaması çok acı. Bazıları bu davayı siyasi cv yapmış kendisine. JİTEM adlı örgüt bir suç örgütüdür. Devlet içinde kurulmuş bir çetedir. Bu davanın aydınlatılması devletin aydınlatılması olacaktır. Devlet içinde bu yapıyı kimler kurmuş ve neler yapmışlardır?  Bunlar ortaya çıkarılmalıdır. Abdulkadir Aygan’ın getirilmesi için İsveç devletiyle bir türlü yazışmalar sağlanamıyor. Kasıtlı olarak davanın uzaması için bu yazışmalar yapılmıyor. Mahkemeniz bu davanın zaman aşımına uğramasına izin verilmemeli” dedi.
    Avukat Mesut Özer de, “Musa Anter’in yaşam hakkı korunamadı. Devletin içindeki bir kesim onu öldürdü. Burada devletin suçu var” diye konuştu.

    SAVCI VE SANIK AVUKATLARI ZAMAN AŞIMI İSTEDİ

    Avukatların konuşmalarının ardından iddia makamı olan savcılık, davanın süresinin 30 yılı aştığını belirterek zaman aşımına uğramasına karar verilmesini istedi.
    Savunma avukatları ise, “Anter ailesinin acısını paylaşıyoruz. Savcılık makamına katılıyoruz. Zaman aşımına uğramalı. Aslında biz de yargılama uzasın istemezdik. Çünkü müvekkillerimiz masumdur. Yargılama sonuçlansaydı müvekkilim beraat etmiştir. Bu cinayetlerin bir sorumlusu derin devlet, bir sorumlusu devlettir. Müvekkillerimiz hakkındaki adli kontrol kararları da düşmeyle birlikte kaldırılmalıdır” dediler.

    ANTER DAVASI ZAMAN AŞIMINA UĞRADI

    Mahkeme heyeti de davanın süresinin 30 yılı aştığını belirterek, dosyanın zaman aşımına uğramasına karar verdi. Bu kararla Musa Anter davası kapanmış oldu.

    PİRHA/ ANKARA

  • Apê Musa 30 yıl önce katledildiği sokakta anıldı

    Apê Musa 30 yıl önce katledildiği sokakta anıldı

    PİRHA-Kürt gazeteci-yazar Musa Anter, katledilişinin 30’uncu yılında vurulduğu sokakta anıldı. Kürt gazetecilerin öğretmeni Musa Anter’in 30 yıl önce Cumhuriyet Mahallesi’ndeki 442’nci sokakta katledildiğini dile getiren DFG Eş Başkanı Dicle Müftüoğlu, “Ona sıkılan kurşun bir halkın diline, hakikat arayışına sıkıldı. Apê Musa’nın katledilmesiyle bu halkın susturulması ve kalemsiz kalması amaçlandı” dedi.

    Kürt gazeteci- yazar Musa Anter (Apê Musa), 20 Eylül 1992 tarihinde JİTEM tarafından Diyarbakır’ın Seyrantepe Mahallesi’nde vurulduğu sokakta anıldı.

    Anmaya Musa Anter’in oğlu Dicle Anter, DFG, Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), milletvekilleri İmam Taşçıer ve Gülistan Kılıç Koçyiğit, hasta tutuklu yakınları, Tutuklu ve Hükümlü Ailelerle Yardımlaşma Derneği (TUHAY-DER), Diyarbakır 78’liler Girişimi, gazeteci Hüseyin Aykol ve çok sayıda kişi katıldı.

    “HAKİKAT MÜCADELESİNDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Kürt gazetecilerin öğretmeni Musa Anter’in 30 yıl önce Cumhuriyet Mahallesi’ndeki 442’nci sokakta katledildiğini dile getiren DFG Eş Başkanı Dicle Müftüoğlu, “Ona sıkılan kurşun bir halkın diline, hakikat arayışına sıkıldı. Apê Musa’nın katledilmesiyle bu halkın susturulması ve kalemsiz kalması amaçlandı. ‘Kürt basınının çınarı katledilirse bu halk susar’ diye düşünüldü. Evet, öğretmenimiz, Apê Musamız bu sokakta katledildi ve kalemi kanlar içinde kaldı. Ama ardılları o kalemi alarak gerçekleri yazmaya devam etti. Cengiz Altunlar, Gurbetelliler, Ferhat Tepeler, Deniz Fıratlar, Nujiyan Erhanlar o kalemi devraldı ve bizlere bıraktı” dedi.

    Apê Musa’nın katledilmesinin ardından gazete binalarının bombalandığını, gazete dağıtımcılarının katledildiğini ve tutuklandığını söyleyen Müftüoğlu şunları ifade etti:

    “Apê Musa’nın ardılı olan 16 özgür basın emekçisi, gerçekleri halka ulaştırdıkları için 8 Haziran’da gözaltına alınıp 16 Haziran’da tutuklandı. Arkadaşlarımızın dosyasına koyacak delil bulamayan polis, kameralarımızı, fotoğraf makinelerimizi ve bugün elimizde onurumuz olarak tuttuğumuz bu fotoğrafları delil olarak sergiledi. Bugün buradan bir kez daha söylüyoruz; hakikat halka ulaştırmaya çalışırken katledilen bu isimler bizim onurumuzdur. Operasyonlarla, tutuklamalarla bizi vazgeçireceklerini düşünenlere bir kez de Apê Musa’nın katledildiği yerden sesleniyoruz biz Apê Musa’nın kalemiyiz, onun küçük generalleriyiz onun ardıllarıyız, bu hakikat mücadelesinden vazgeçmeyeceğiz.”

    “BÜYÜYEREK DEVAM EDİYORUZ”

    Geçmiş yıllarda özgür basın çalışanlarına dönük saldırıları hatırlatan Gazeteci Hüseyin Aykol ise, “Tutuklamalar oldu ama biz yine de devam ettik. Buraya Apê Musa’yı katledenlere nefreti söylemek için gelmedim, ben buraya Apê Musa’ya borcumu ödemeye geldim. Biz bıraktığın gibi değiliz, o günden bu yana 50’ye yakın gazete çıkardık, radyolarımız oldu. Bütün dünyaya yayın yapan televizyonlarımız var. Her ulusun kendi ajansı olur. Biz bu uğurda şehit olduk, hapse girdik. Ajanslarımız da gazetelerimiz gibi kapandı. Bugün biz yaşadıkça Kürt halkının yaşadıklarını haber yapacağız. Bütün dünyaya duyuracağız. Ben 33 yıldır buradayım. Çocuğum, torunum yaşındaki gençler özgür basına katıldılar. Büyüyerek devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    “KÜRTLER TARİHTE BİRÇOK KEZ YOK EDİLMEK İSTENDİ”

    Kürtlerin tarihte birçok kez yok edilmek istendiğini belirten HDP Diyarbakır Milletvekili İmam Taşçıer, “Apê Musa, bunu ‘kabul etmiyoruz’ dedi. Bunun için Kürt halkı için yazılar yazdı. Bunun için 70 yaşında bu sokakta katledildi. Bu düzen devam ettikçe Apê Musa gibi insanlar olacaktır. Apê Musa o gün belki tekti ama bugün milyonlarcadır” diye konuştu. Konuşmaların ardından anma, Musa Anter’in katledildiği yere karanfil bırakılmasıyla son buldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri: Suçlara ortak olmaktan vazgeçin

    Cumartesi Anneleri: Suçlara ortak olmaktan vazgeçin

    İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, gözaltında kaybedilen Kenan Bilgin dosyasındaki kararı hatırlatarak, “İnsanlığa karşı işlenmiş suçların sorumlularını zamanaşımı kararlarıyla aklamak, çürüyen bir hukuk politikasının göstergesidir” dedi.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılması talebiyle her hafta düzenledikleri eylemlerinin 912’ncisini online gerçekleştirdi. Cumartesi Anneleri bu haftaki eylemlerinde 12 Eylül 1994’te gözaltında kaybedilen sosyalist işçi Kenan Bilgin’in akıbetini sordu.

    Bu haftaki açıklamayı okuyan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, zamanaşımı ile dosyaların kapatılmasına dikkat çekti. Yoleri, 20 Eylül’de zamanaşımı süresi dolacak olan JİTEM, Musa Anter ve gözaltında kaybedilen Ayten Öztürk davasında mahkeme heyetinin duruşmayı 21 Eylül’e erteleyerek, zamanaşımı süresinin dolmasının beklendiğini söyledi.

    ‘ÇÜRÜYEN HUKUK POLİTİKASI’

    Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a seslenen Yoleri, “Zorla kaybetmeler dahil olmak üzere, insanlığa karşı işlenmiş suçların sorumlularını zamanaşımı kararlarıyla aklamak, çürüyen bir hukuk politikasının göstergesidir. Yürüttüğünüz hukuk politikalarıyla fail ve sorumluların suçlarına ortak olmaktan vazgeçin” ifadelerini kullandı. Yoleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) oy birliğiyle mahkumiyet kararı vermiş olmasına rağmen Kenan Bilgin davasının da zamanaşımına uğradığını hatırlatarak, adaletin sağlanmadığını belirtti.

    BİLGİN DOSYASI KAPATILDI

    Yoleri, Bilgin’in 35 yaşında Ankara Dikmen’deki otobüs durağından gözaltına alınarak Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğünü ifade etti. Yoleri, Bilgin’in akıbetini sormak girişimlerde bulunulduğunu ancak emniyetin Bilgin’in gözaltında olduğunu inkar ettiğini belirtti. Sonrasında 11 tanığın Bilgin’i emniyette işkence edilirken gördüklerini kamuoyuna açıkladıklarını hatırlatan Yoleri, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuran Bilgin Ailesi, Kenan’ın bulunmasını istedi. Kenan’ı bulmak, faillere ulaşmak için girişimlerde bulunan Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Selahattin Kemaloğlu’nun görevini yapması engellendi ve Ankara’dan sürüldü. Soruşturmayı devralan savcı Özden Tönük ailenin ve tanıkların başvuruları ile ilgili gerekli girişimlerde bulunmadı. Tanıkların, polisi ve devleti küçük düşürmeye yönelik gerçek dışı iddialarda bulunduğunu içeren 3 sayfalık bir rapor yazarak dosyayı kapattı.”

    ZAMANAŞIMI GEREKÇESİYLE TAKİPSİZLİK

    İç hukuktaki girişimlerin sonuçsuz kalması nedeniyle davanın AİHM’e taşındığını belirten Yoleri, AİHM’in oybirliği ile Türkiye’yi mahkum ettiğini vurguladı. Yoleri, “AİHM, Bilgin Ailesi’nin iddialarının hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık olduğunu belirtmesine rağmen, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ‘Kenan Bilgin’in Ankara Emniyeti’ne bağlı nezarethanelerden birine alındığına dair hiçbir veriye ulaşılamamıştır’ dedi ve dosyada zamanaşımı gerekçesiyle takipsizlik kararı verdi. Karara yapılan itirazlar da reddedildi. Kısacası iç hukukta mevcut tüm hukuki yollar kullanıldığı halde hiçbir sonuç alınamadı” diye belirtti.

    ‘AİHM KARARLARI DİKKATE ALINMAK ZORUNDA’

    Yoleri, Türkiye’nin hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) taraf bir ülke olarak hem de Anayasa’nın 90’ıncı maddesi gereği AİHM kararlarını tam olarak yerine getirmekle yükümlü olduğunu hatırlatarak, “Yargı makamları AİHM kararlarını dikkate almak zorundadır. Kaç yıl geçerse geçsin; Kenan Bilgin için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 213 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Anter davası sonrası açıklama: Cezasızlık politikasıyla karşı karşıyayız -VİDEO

    Anter davası sonrası açıklama: Cezasızlık politikasıyla karşı karşıyayız -VİDEO

    PİRHA- Musa Anter’in katledilmesine dair açılan davanın 36’ncı duruşması, zaman aşımına 5 gün kala Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Musa Anter’in oğlu Dicle Anter ve demokratik kitle örgütleri duruşmanın ardından yaptıkları açıklamada, “Bir ülke hakikati açığa çıkartmıyorsa her türlü ihlalin yaşandığı problemli bir ülkedir. Biz hakikati öğrenmek istiyoruz. Devletin içindeki çetenin açığa çıkmasını, faillerin ceza almasını istiyoruz” dedi.

    20 Eylül 1992’de öldürülen Kürt aydın, gazeteci ve yazar Musa Anter’in katledilmesine dair açılan davanın 36’ncı duruşması, zaman aşımına 5 gün kala Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Mahkeme heyeti, davanın insanlığa karşı işlenen suç olduğu gerekçesiyle zaman aşımına uğratılamayacağı talebinin önümüzdeki celsede değerlendirilmesine karar vererek bir sonraki duruşmayı 21 Eylül 2022 saat 16:00’a erteledi.

    Duruşmanın ardından Musa Anter’in oğlu Dicle Anter ve demokratik kitle örgütleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi’nde basın açıklaması yaptı.

    “CEZASIZLIK POLİTİKASIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Açıklamada ilk olarak söz alan İHD Eş Genel Başkanı Avukat Öztürk Türkdoğan, “Maalesef mahkeme niyetini açığa çıkardı. Aygan’ın ifadesi hala alınamıyorsa cezasızlıkla karşı karşıya olduğumuzu belirtmek istiyoruz. Nasıl oluyor da iki ülke iki günde yapabileceği işlemi yapmıyor. Hakikati bilme hakkı çok önemlidir. Ceza muhakemesinin amacı hakikati açığa çıkarmak değil midir? Bir ülke hakikati açığa çıkartmıyorsa her türlü ihlalin yaşandığı problemli bir ülkedir. Biz hakikati öğrenmek istiyoruz. Devletin içindeki çetenin açığa çıkmasını, faillerin ceza almasını istiyoruz” diye konuştu.

    “ZAMAN AŞIMI OLMASINI İSTEMİYORUZ”

    Musa Anter’in oğlu Dicle Anter zamanaşımının olmaması gerektiğinin altını çizerek, “Devletin içinde bir yapılanma var bu yapılanma açıkça karşı fikirdeki insanları ortadan çıkarmaya yeminli bir yapı. Mahkeme içinde taleplerimizi yineledik. Aygan’ın bir hafta içinde o sorulara cevap vermesi gerçekleşebilir. Hamit Yıldırım’ın 5 Eylül’de imza ihlali var. Türkiye’de faili meçhul cinayetlere baktığımız zaman tarihsel bir süreç var. Toplumsal Bellek Platformu olarak yaptığımız bir liste var. İsmini sayamayacağım kadar çok insanın davasının açığa çıkması Musa Anter davasının açığa çıkması ile bağlantılı. 21’inde karar verilecek. Biz zaman aşımı olmasını istemiyoruz. Gözlerimizi 21 Eylül saat 16:00’a çevirdik” dedi.

    “DEVLETİN GÖREVİ BU CİNAYETİ AYDINLATMAK”

    Hafıza Merkezi temsilcisi Özlem Kaya da yaşanan hukuksuzluklara vurgu yaparak, “Bu sürüklenmenin en temel nedeninin eksik çeviri, eksik talep olduğunu görüyoruz. Adalet Bakanlığı tarafından belgeler eksik gönderiliyor. Bu belgeleri kontrol edemediğimiz için hak savunucuları olarak göremiyoruz ama bunu hatırlatmak gerekiyor. 30 yıllık zamanaşımı nedeniyle yapacağımız konuşma Musa Anter Cinayetinin ardından kamuoyunun ısrarlı bir takibi vardı. 20 Eylül’de süre soracak. Mahkeme 21 Eylül’de karar verecek. Devlet cezalandırma refleksi gösterseydi bugün bu durumlara gelmezdik. Başka failler de cesaretlendirildi, onların da sırtı sıvazlandı. Aslında devletin görevi bu cinayeti aydınlatmak” ifadelerini kullandı.

    “ANTER CİNAYETİ KAPATILMAK İSTENİYOR”

    KESK Eş Başkanı Mehmet Bozgeyik konuşmasında, “Bugün hepimizin talebi Türkiye’de örgütlü kötülük olarak ifade ettiğimiz JİTEM aracılığıyla gerçekleşen Musa Anter cinayetinin kapatılmaması gerekiyor. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda dünyada zamanaşımı kavramının olmadığını görüyoruz. Bu mücadeleyi yürütmek gerekiyor. Önümüzdeki dönem yapılacak seçimlerde iktidara aday olan muhalefet partilerinin yüzleşme söylemi var. Türkiye’de bir yüzleşme olacaksa devletin içinde yer aldığı bu suçların da açığa çıkartılması gerektiğini ifade ediyoruz” dedi.

    Açıklamanın ardından yarın Ankara Adliyesi’nde görülecek olan Ankara JİTEM Faili Meçhul Cinayetler davasına da çağrı yapıldı.

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABER

    >Musa Anter davası görüldü: Zaman aşımına uğramasına yönelik karar sonra verilecek