Etiket: musa bakı

  • Metin-Kemal Kahraman ile Musa Baki’den Zazaca eser: ‘Mele’ dinleyiciyle buluştu!-VİDEO

    Metin-Kemal Kahraman ile Musa Baki’den Zazaca eser: ‘Mele’ dinleyiciyle buluştu!-VİDEO

    PİRHA- Metin & Kemal Kahraman ile Musa Baki’nin birlikte hazırladığı Zazaca “Mele” adlı eser, 5 Mart’ta YouTube ve tüm dijital müzik platformlarında yayımlandı. Dersim’in sözlü kültüründen beslenen anonim ezgi Lizge Müzik etiketiyle dinleyiciyle buluştu.

    Metin & Kemal Kahraman ile Musa Baki’nin birlikte hazırladığı Zazaca “Mele” adlı eser, 5 Mart Perşembe günü saat 21.00’de YouTube ve tüm dijital müzik platformlarında yayımlandı. Dersim’in sözlü kültüründen beslenen anonim ezgi, Lizge Müzik etiketiyle dinleyiciyle buluştu.

    Dersim coğrafyasının kadim ezgilerini uzun yıllardır müzik aracılığıyla günümüze taşıyan Metin & Kemal Kahraman, Musa Baki ile bu çalışmada bir araya geldi. Üç sanatçının ortak çalışması olan “Mele” yalnızca bir aşk hikâyesini anlatmakla kalmıyor aynı zamanda Dersim’in kültürel hafızasını bugüne taşıyan bir müzikal anlatı olarak öne çıkıyor.

    Pülümür yöresine ait anonim bir eser olan “Mele” daha önce Mehmet Çapan tarafından da seslendirilmişti.

    PİRHA-DERSİM

  • ‘Grup Yorum’un talepleri kabul edilsin, başka ölümler olmasın’- VİDEO

    ‘Grup Yorum’un talepleri kabul edilsin, başka ölümler olmasın’- VİDEO

    PİRHA – Dersimli yazar ve sanatçılar, ölüm orucunda olan Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek ve Mustafa Koçak’ın taleplerinin karşılanması için çağrıda bulundu. 

    Haberin Videosu

    “Grup Yorum üyeleri Bakanlığın arananlar listelerinden çıkarılsın, yaklaşık 3 yıldır neredeyse tüm konserleri yasaklanan Grup Yorum üzerindeki konser yasakları kaldırılsın, Grup Yorum üyeleri hakkında açılan davalar düşürülsün, tutuklu Grup Yorum üyeleri serbest bırakılsın” taleplerinin kabul edilmesi için ölüm orucu eylemini sürdüren Bas Gitarist İbrahim Gökçek’in durumuna dikkat çekmek amacıyla sanatçılar, yazarlar, siyasetçiler birçok platformda söz söylemeye, Grup Yorum ezgilerini seslendirmeye devam ediyor.

    “MAKUL TALEPLER KARŞILANSIN”

    Dersimli sanatçılar Mikail Aslan, Musa Baki ve Yazar Özlem Armen, Grup Yorum’un taleplerinin kabul edilmesi çağrısında bulundu.

    Sanatçı Mikail Aslan, “Makul talepler karşılansın. Ölüm orucu son bulsun. İkinci bir ölüm olmasın” dedi.

    “GRUP YORUM’UN TALEPLERİ, TALEPLERİMİZDİR”

    Yazar Özlem Armen ise, “Grup Yorum, özgürce bizim türkülerimizi söylemek istiyor. Helin Bölek’i ölüm orucunun 288. gününde kaybettik. Başka ölümler istemiyorsak sanatçılarımıza sahip çıkalım. Grup Yorum’un talepleri insani taleplerdir, hepimizin talepleridir” diyerek, İbrahim Gökçek ve adil yargılanma talebiyle ölüm orucunda olan Mustafa Koçak’ın yaşaması için tüm kesimlere duyarlılık çağrısı yaptı.

    “BAŞKA ÖLÜMLER OLMASIN”

    Sanatçı Musa Baki de, “Grup Yorum’un talepleri kabul edilmeli, ölüm oruçlarına son verilmeli. Başka ölümler olmasın” diyerek Grup Yorum’un ‘Düşenlere’ ezgisini seslendirdi.

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

  • Musa Baki’nin albümü ‘Repal’ çıktı: Dil hafızadır- VİDEO

    Musa Baki’nin albümü ‘Repal’ çıktı: Dil hafızadır- VİDEO

    PİRHA- Dersimli Sanatçı Musa Baki son albümünde de kendi anadilinden vazgeçmedi. Baki’nin Kırmançki çıkardığı yeni albümü ‘Repal’ tüm müzik marketlerde ve dijital platformlarda yerini aldı.

    HABERİN VİDEOSU

    Dersimli sanatçı Musa Baki’nin maxi single albümü ‘Repal’ Kalan Müzik etiketiyle geçtiğimiz günlerde dijital olarak yayınlandı.

    Musa Baki’nin, son albümünde sözü ve müziği kendisine ait olan “Rewala mı”, Hozat’tan “Meleme”, Pülümür’den ise “Lazım Değilsin” isimli derlediği toplamda üç eser bulunuyor. Sanatçı Musa Baki anadilin önemine vurgu yaparak, yok olan diller arasında olan Kırmancki’nin bir hafıza oluşturduğunu belirtiyor.

    Dersimli Sanatçı Musa Baki ile son albümü olan Rapel’e ve müziğe başlama sürecine ilişkin konuştuk.

    Çocukluktan beri içinde bir müzik duygusunun olduğunu dile getiren Baki, müziğe bağlama eğitim alarak başladı. Ardından gitar ve armoni ile müzik eğitimlerine devam eden Baki, sonraki yıllarda ilk albüm çalışması olan ‘Na Dina’ ile 2012’de dinleyicileri ile buluştu. Albümün aranje, mix ve stüdyo kayıtlarını sanatçı Fuat Saka ile yapan Musa Baki, dünyada yaşanan acıların insanda bıraktığı etkileri müziğe taşıyor.

    “ANADİLİMDE KLAM, ŞARKI SÖYLEMEYİ SEVİYORUM”

    Dersim yöresine özgü, çoğunlukla anadili Kırmancki dilinde ezgilerini seslendiren Baki, son albümünde de kendi anadilinden vazgeçmedi.

    Baki, ‘Yalın’ anlamına gelen yeni albümü ‘Repal’ albümünü neden anadili olan Kırmançki ile yaptığını ise  şöyle anlattı:

    “Anadilimde klam ve şarkı söylemeyi seviyorum. Bu bizim bir kültürümüzdür. Bin yıllar önce içselliğimizden gelen tonlardır. Çünkü orada çıkan ses tonlarımız duygularımız, yaşantılarımız daha bir başkadır. Kırmançki konuşan arkadaşlarımızın Kırmançki dili ile şarkı söylemesinin diğer diller ile şarkı söylemesi arsında fark var. Çünkü kendi dillerinde insanların tonları daha net çıkar, daha içten gelir daha duygu doludur. Bunun yanında bir de işin dil meselesi var. Müzikal olarak Kırmançiki dilinde birçok albüm çıktı ve daha da çıkmaya devam edecek.”

    “KLAMLAR BİR HAFIZADIR”

    Kaybolmaya yüz tutmuş diller arasında olan Kırmançki’ye ilişkin akademik eğitimlerin verilmesi gerektiğini vurgulayan Baki, dilin artık evlerde de konuşulmadığına dikkat çekti.

    Sanatçılara da bu anlamda çok iş düştüğünü dile getiren Baki, “Beste formatı dışında Dersim’de ulaşılmayan birçok klam var. Yani bunları derleme yapıp insanlara sunmak gerekir. Çünkü bu eski klamlar bir nevi hafızadır” dedi.

    Dil üzerinde 38 ile başlayan ve okullar yolu ile asimilasyon politikalarının yoğun bir şekilde devam ettiğine de değinen Baki, “Bir toplumun en büyük ayağı kültürel ayağıdır. Onu yok ettiğin zaman topum yok olur asimilasyon olur ve kaybolur” ifadelerini kullandı.

    “DERSİM’E GİRDİĞİMDE KIŞLADA YAŞIYOR GİBİ HİSSEDİYORUM”

    Dil dışında Dersim bölgesinde özellikle yoğun bir baskının olduğuna vurgu yapan Baki, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ben Dersim’e girdiğimde kışlada yaşıyor gibi hissediyorum. Her taraf mobese her taraf kalekollarla çevrili. İnsanlar korkuyor ve çok bedel ödedi. Bunun bedelleri ağır oldu.

    Kaz dağlarından tutun, Karadeniz’e kadar birçok mesele var. Munzur Dağlarında baraj yapımı olasılığının bitmiş olduğunu halen düşünüyorum. Bununla ilgili sadece sanatçılar ile değil bütün kurumlar ile beraber gerçekten daha geniş bir kamuoyu yaratmak lazım. ‘Çocuklarımıza bırakacak bir gelecek yok’ diyorlar. Ben bunu o kadar çok uzun vadeli düşünmüyorum. Çünkü bize bile kalmayacak. Bu madenler ve HES çalışmaları devam ederse önümüzdeki 10-20 yıl içerisinde tamamen bunu hissedeceğiz.”

    “ALEVİLER TEHDİT ALTINDA OLAN BİR TOPLULUK”

    Alevilerin yeterince örgütlü olmadıklarını ve doğru örgütlenemediklerini kaydeden Baki, “Alevilerin kendi ritüellerini çok tanıdıklarını düşünmüyorum. İnanç konusunda çelişkileri var. Yıllardan beri tehdit altında olan bir topluluktur. Bir araya gelme gibi durumları yoktur. Dünyada bunu başarabilen topluluklar oldu. Aleviler kendileri için bir şeyler yapsınlar. Bu Dersimliler için de böyle. Çünkü Dersim de potansiyel olarak tehdit altında olan bir bölgedir” şeklinde konuştu.

    İsmet SEFER- Sevim KAHRAMAN
    İSTANBUL

     

  • Dersim Araştırmalar Merkezi’nde Gağand kutlaması-VİDEO

    Dersim Araştırmalar Merkezi’nde Gağand kutlaması-VİDEO

    PİRHA- Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM) İstanbul Taksim’deki dernek binalarında  ‘Gağandı’ kutladılar.

    Dersim coğrafyası ve Mezopotamya’nın çeşitli hakları tarafından kutlanan Gağand   İstanbul Taksim’de DAM dernek binasında kutlandı. Yapılan Gağand kutlamasında Dersim Pertek’te su değirmeninde öğütülen 150 yıllık buğday unu ile zerefet yapıldı ve pay edildi.

    DAM’da gerçekleşen Gağand kutlamasına 78’liler Vakfından Celalettin Can, İnsan Hakları Savunucu Nimet Tanrıkulu, Şair ve Yazar Nesimi Aday,  Sanatçı Doğan Çelik, Taylan Yıldız, Musa Baki, DAM Dernek Üyeleri ve çok sayıda Dersimli yurttaş katıldı.

    Gağand kutlamasında konuşan DAM Üyelerinden Songül Yalçın, “Biz Dersimliler burada Gağandı kutluyoruz. Gağand demek eski yılı uğurlamak yeni yılı mutlu, sağlıklı ve barış içerisinde geçirmektir. Bugün lokmalarımızı yaparken de amacımız barışmak, helalleşmek, hak alıp hak vermektir” diye konuştu.

    Sanatçı Doğan Çelik ise, “Gağand Dersim rütielinde hak ve hakikat manasını taşır. Çünkü Gağand’da dost, komşu bir birini ziyaret eder. Kurdun, kuşun lokması verilir ve güneş karşılanır. Gağand aynı zamanda bizim için payda yaşamı, birlikte olmayı, eksiklerimizi gidermeyi ifade ediyor” diye konuştu.

    DAM’da gerçekleşen Gağand kutlamasında herkesin ortaklaşa yaptığı zerefet pay edilip yenildikten sonra Sanatçı Doğan Çelik, Taylan Yıldız ve Musa Baki hep birlikte Dersim klamlarını seslendirdikten sonra kutlama sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Nükleer santral meselesi siyasi bir meseledir, enerji meselesi değil-VİDEO

    Nükleer santral meselesi siyasi bir meseledir, enerji meselesi değil-VİDEO

    PİRHA-Munzur Çevre Derneği’nin “Yeni Çernobiller yaşanmaması için; Sinop’tan Munzur’a Mücadeleyi Dayanışmayla Büyütelim” şiarıyla düzenlediği dayanışma etkinliğinde konuşan Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen, “Nükleer santralleri yapmayın biz mum ışığında kalmaya razıyız. ‘Yaşamın olmadığı bir yerde enerjiye ihtiyaç var mı?’ soruyorum size” dedi.

    Munzur Çevre  Derneği dünyanın en büyük nükleer kazalarından biri olan Çernobil faciasının 32. yılında “Yeni Çernobiller yaşanmaması için; Sinop’tan Munzur’a Mücadeleyi Dayanışmayla Büyütelim” şiarıyla dayanışma etkinliği düzenledi.

    Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte salona asılan “Nükleer değil yaşam, yaşam için isyan”, “Munzur özgür aksın, Sinoplu nükleersiz yaşasın”, “Dersim’de HES’lere, Sinop’ta nükleere geçit vermeyeceğiz”, “Ölüm değil yaşamak istiyoruz, nükleer enerjiye hayır…!” yazılı pankartlar dikkat çekti.

    Etkinliğe çeşitli yöre ve çevre dernekleri, doğaseverler, İstanbul çevre konseyi, siyasi oluşumlar ve sivil toplum kuruluşları destek verdi.

    Çevre ve yaşam mücadelesinde ölümsüzleşenler için saygı duruşuyla başlayan etkinlikte Munzur Çevre Derneği’nin Çernobil faciasıyla ilgili hazırladığı sinevizyon gösterildi.

    “RADYASYONLU BULUTLARIN TEĞET GEÇTİĞİNİ SÖYLEYEREK DALGA GEÇTİLER”

    Sinevizyonun ardından konuşan Munzur Çevre Derneği başkanı Hatun Esen, aradan 32 yıl geçmesine rağmen Çernobil faciasının etkilerinin hala devam ettiğine dikkat çekti. Diğer ülkelerin radyasyona karşı önlem aldığını kaydeden Esen, Türkiye’yi yönetenlerinse radyasyonlu bulutların teğet geçtiğini söyleyerek insanlarla insanlarla dalga geçtiklerini belirtti. Çernobil faciasından Karadeniz’in kıyı kentlerinin çok etkilendiğini ifade eden Esen, neredeyse her evden bir kişinin hayatını kaybettiğini de ekledi.

    “NÜKLEER YAPMAYIN MUM IŞIĞINDA KALMAYA RAZIYIZ”

    Çernobilden sonra gelişmiş ülkelerin kendi ülkelerinde nükleer santralleri durdururken Türkiye’ye yöneldiklerini hatırlatan Esen, ülkemizde enerjiye ihtityaç olduğu için yapılmak istenen üç nükleer santrale dikkat çekti. Esen “Nükleer santralleri yapmayın biz mum ışığında kalmaya razıyız. ‘Yaşamın olmadığı bir yerde enerjiye ihtiyaç var mı?’ soruyorum size” dedi.

    “ATIKLAR İÇİN TOROSLARI DÜŞÜŞNÜYORLAR”

    Türkiye’de insan ölümlerinin kolaylığına işaret eden Esen, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim ülkemizde insan ölümleri o kadar kolay ki taş ocaklarında ölüyoruz, çöp konteynırı patlamalarında ölüyoruz. Bu da yetmiyormuş gibi Mersin’de, Sinop’ta nükleer santral yapıyorlar. Mersin’de kurulacak nükleer santral 60 yıl sonra işlevini yitirdiği zaman atıklarını nereye atacaksınız? Onun için de Torosları düşünüyorlar.”

    “BÜTÜN DERELERİMZE KELEPÇELER VURULUYOR”

    Türkiye’de doğal yaşam alanlarına saldırıların arttığını kaydeden Esen, “Kıyılarımız birilerine peşkeş çekiliyor, ormanlarımız yok oluyor. Akan bütün derelerimize kelepçeler vuruluyor. Vadilerimiz HES’lerle yok ediliyor. Sur, Hasankeyf, Dersim Sinop, Mersin her yer yok oluyor. Biz biliyoruz ki yolumuz uzun, mücadelemiz zor. Ama biz sesimizi yükselteceğiz, buna geçit vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    DİRENİŞE DEVAM VURGUSU

    Çevre mücadelesinde hayatlarını kaybeden Büyüknohutçu çiftini de unutmayarak onlara selam yollayan Esen, direnişe devam vurgusu yaparak sözlerine şöyle devam etti: “Bizler coplansak da gözaltına alınıp içeri atılsak da doğamıza, taşımıza, mahallemize, sokağımıza yönümüzü çevirerek yaşam alanlarımızı koruyacağız. Lokal direnişleri genel direnişlere çevirirsek kazanırız.”

    SİNOP’TA YAPILACAK MİTİNGE ÇAĞRI

    22 Nisan’da Sinop’ta nükleere karşı yapılacak mitinge katılımın önemli olduğunu söyleyen Esen, egemenlerin yarın öbür gün nükleer santralden sonra nükleer silah üretmek istediklerini söyleyebileceklerine de dikkat çekti.

    Esen’in ardından sahneye çıkan Musa Baki Zazaca ve Türkçe söylediği türkülerle katılımcılara keyifli anlar yaşattı.

    “GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEZ”

    Baki’nin arkasından kısa bir konuşma yapan İstanbul Çevre Konseyi Başkanı Şeyma Dumrul, İğneada, Akkuyu ve İnceburun’da kurulmak istenen nükleer santrallere değindi. Bakanların nükleer santraller için mantıklı bir açıklama yapamadıklarını belirten Dumrul, amaç enerjide Türkiye’yi dış ülkelerden bağımsız hale getirmekse nükleer santrallerin değil güneş santrallerinin konuşulması gerektiğini kaydetti. “Yeşil Türkiye Projesi” adı altında Cumhurbaşkanının 23 milyon haneye mektup gönderdiği ve bunun maliyetinin de yurttaşların ceplerinden çıktığını belirten Dumrul, “Mektupta halka demişler ki ‘Çevreye daha duyarlı olun.’ Onlara şunu söylemek lazım ‘Gölge etme başka ihsan istemez.’ Siz olmazsanız bu halk yeterince çevreci, yeterince çevreye duyarlı.” ifadelerini kullandı.

    “BİZ BURADAYIZ ÇÜNKÜ TÜRKİYE BİZİM”

    Canlı ağaçların kiralanması kararının meclisten geçtiğini kaydeden Dumrul, havanın, suyun her geçen gün daha fazla kirlendiğini, ormanlık alanların her geçen gün sermayeye peşkeş çekildiğini hatırlattı. Dumrul hükümete şöyle seslendi: “Şuan buradaysak demek ki umut var. Her şeyden önce bu ülkenin kadınları var. Yaptığınız çevre kıyımlarına sessiz kalmayacağız. Biz buradayız çünkü Türkiye bizim.”

    “NÜKLEER SANTRAL BİR SİYASİ MESELEDİR ENERJİ MESELESİ DEĞİL”

    Dumrul’un arkasından söz alan Metalurji Yüksek Mühendisi Cemalettin Küçük, hazırladığı sunum ve görsellere nükleer santrallerin ne kadar zararlı olduğunu anlattı. Küçük, Türkiye’de zaten nükleerin var olduğunu vurguladı. Ortada OHAL, faşizm, baskı ve katliamların olduğunu söyleyen Küçük, OHAL’in demokratik haklar kullanılmasın ve insanlar fikirlerini söylemesin diye var olduğunu kaydetti. Sinop’ta bir salonda ÇED toplantısı düzenlenirken çevrecilerin alınmayarak taşımalı sistemle AKP’li köylülerin getirildiğini ve nükleerin etkilerinin anlatıldığını ifade etti. Bunu yaparken OHAL’den destek aldıklarını işaret eden Küçük, “Mersin’de yapılacak toplantıya katılım da böyle engellendi. Nükleer santral meselesi bir siyasi meseledir. Bir esir alma meselesidir. Enerji meselesi değil.

    Güneş enerjisi santralleri ile rüzgar tribünlerinin zararlarına da değinen Küçük, Hasankeyf’in üzerinin toprakla kapatıldığını ve bunu yapmak için de ekolojik bomba kullanıldığının söylendiğini kaydetti.

    Küçük’ün arkasından sahneye çıkan sanatçı Ayla Yılmaz türkülerini seslendirdi.

    “SİYASET SADECE ANKARA’DAN KARAR VERMEK DEĞİLDİR”

    Yılmaz’ın arkasından HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş söz alarak Mersin’de milletvekilliği yaptığı kısa dönemde nükleerle mücadeleye destek verdiğini belirtti. HDP’nin toplumun kendi siyasetini kurduğu bir siyaseti benimsediğini ifade eden Küçükkeleş, siyasetin sadece Ankara’dan karar vermek değil toplumun her alanında söz söylemek olduğunu vurguladı. İnsanların bu coğrafyada yaşayan canlılardan tek farkının konuşabiliyor olması olduğunu kaydeden Küçükkeleş, bu yaşamda eşit olmanın ve doğaya bakabilmenin başarılabildiği zaman daha yaşanılabilir bir dünyanın kurulabileceğine işaret etti.

    “İNSANLIK AYAKTA KALMAYA DEVVAM EDECEK”

    “Hiçbir yağmur, yağarken hangi insanın cebinde ne kadar parası olduğuna bakmadı. Hiçbir toprak, üzerinde gezen canlının ne kadar sarayı, ne kadar köşkü olduğuna bakmadı” diyen Küçükkeleş, insanlığın bir vicdanı olduğunu ve insanların ellerini vicdanlarına koyduğu takdirde vicdanlarının insanlığın doğru olduğunu söyleyeceğini ifade etti. Hayata ve vicdanlarına sahip çıktıklarını söyleyen Küçükkeleş, bu coğrafyada kurulan kalelerin bir gün yıkılacağını ancak insanlığın ayakta kalmaya devam edeceğini vurguladı.

    Küçükkeleş’in konuşmasının ardından sahneye çıkan Mehmet Ekici seslendirdiği türkülerle katılımcılara keyifli anlar yaşattı.

             

  • Munzur Çevre Derneği’nden Çernobil faciasının 32. yılına ilişkin dayanışma etkinliği

    Munzur Çevre Derneği’nden Çernobil faciasının 32. yılına ilişkin dayanışma etkinliği

    PİRHA- Munzur Çevre  Derneği dünyanın en büyük nükleer kazalarından biri olan Çernobil faciasının 32. yılına ilişkin “Yeni Çernobiller yaşanmaması için; Sinop’tan Munzur’a Mücadeleyi Dayanışmayla Büyütelim” şiarıyla dayanışma etkinliği düzenliyor.

    Munzur Çevre ve Kültür Derneği Çernobil faciasının 32. yılına ilişkin “Yeni Çernobiller yaşanmaması için; Sinop’tan Munzur’a Mücadeleyi Dayanışmayla Büyütelim” şiarıyla 13 Nisan Cuma saat 19:00’da Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde dayanışma etkinliği yapıyor.

    Munzur Çevre  Derneği’nin düzenleyeceği etkinlikte Sanatçı Mehmet Ekici, Sanatçı Pınar Aydınlar, Sanatçı Ayla Yılmaz ve Sanatçı Musa Bakı yer alacak.

    “İNSAN HAYATI İLE KUMAR OYNUYORLAR”

    Munzur Çevre Derneği yönetim kurulu sosyal medya üzerinden 32. yıl dünyanın en büyük nükleer kazalarından biri olan Çernobil faciasına ilişkin şunları ifade etti:

    “Ukrayna’da 32 yıl önce yani 1986’da tarihin en büyük nükleer patlaması yaşandı. Bu patlamada Avrupa’nın büyük bölümüne ve Türkiye’ye yayılan radyoaktif serpinti bugün bile yaşamlarımızı etkilemeye devam ediyorken, ülkemizin birçok yerine nükleer santral kurmayı planlıyorlar. 32 yıl önce bizden kilometrelerce uzaklıkta patlayan ve hala etkisini gösteren bu ölüm bombası bugün hayatımızın tam ortasına inşaa edilmek isteniyor. Daha fazla enerji ve kâr hırsı için milyonlarca insanın hayatıyla kumar oynuyorlar. Sessiz kalırsak Çernobil geleceğin Akkuyu’su ve Sinop’u olacak.”

    ÇERNOBİL FACİASI

    26 Nisan 1986 tarihinde, Ukrayna’nın Kiev kentine bağlı Çernobil, saatler 01:23’ü gösterdiğinde büyük bir sarsılmayla karşı karşıya kalmıştı. Bu, etkileri onlarca yıl sürecek olan ve gerçekleştiği yüzyılın en büyük nükleer kazası olan Çernobil faciasıydı. Ukrayna’da meydana gelen ve dünyanın en büyük nükleer kazalarından biri olan Çernobil faciasına, hatalı tasarım ve yetersiz güvenlik donanımı öncülük etmiştir. İyi kontrol edilemeyen nükleer güç reaktörünün 4. ünitesinin patlaması sonucu tarihin en büyük facialarından biri yaşanmıştır. Çernobil faciası, başta Ukrayna olmak üzere, Rusya, Beyaz Rusya ve bütün Avrupa’yı etkileyen geniş çaplı bir felaket olmuştur. Facianın ardından açığa çıkan radyoaktif maddeye en çok maruz ülke ise Bulgaristan’dır. İngiltere’nin Galler bölgesi de facianın etkilerini hissetmiştir.

    Çernobil faciası tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de etkisini oldukça hissettirmiştir. Coğrafi konum itibariyle Karadeniz’e komşu olan Türkiye, Çernobil’in olumsuz etkilerinden payını almıştır. Özellikle Karadeniz sahil şeridinde bulunan illerde sıklıkla rastlanan kanser vakalarının nedeni Çernobil faciası’na atfedilmektedir. O dönemde Karadeniz bölgesinde yetişen tarım ürünlerinin özellikle de çayın tüketilmesinin tehlikeli olduğu gündeme gelmiştir. Fakat Çernobil sonrasında hafızalara kazınan bir başka olay da, dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral’ın medyanın gözü önünde çay içerek çayda tehlike olmadığını vurgulamak istemesidir. (HABER MERKEZİ)