PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevinde Hızır Cemi yürütüldü, lokmalar pay edildi.
Alevi inancında önemli bir yeri olan Hızır ayı başladı. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur. Hızır günlerinde pirler talipleriyle buluşur, cem erkanları kurulur.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nde Hızır Cemi yürütüldü, lokmalar pay edildi.
Hızır Ayına ilişkin konuşan Dede Garkın Ocağı’ndan dede Musa Karkın, “Ne ararsan kendinde ara. Kudüs’te, Mekke’de, Hac’ta değil. Hakk insanın kendisidir. Onun için en büyük Kabe insanın gönlüdür. Onun için bizim buradaki duruşumuz, inancımız, felsefemiz, hoşgörüden, ilimden ibarettir. İlim olmayan her bir yerde cehalet vardır, en büyük karanlık cehalettir. Bizim mücadelemiz, cehaleti yok edip aydınlığa kavuşmaktır. İnsanın ilimle, bilimle tanışmalarına yol vermektir, yön vermektir” dedi.
Zeynel Abidin Ocağı’ndan Zakir İbrahim Erkul’un seslendirdiği deyiş, duaz ve mersiyelerle birlikte on iki hizmet yerine getirildi, semah dönüldü.
PİRHA- Maraş merkezli iki büyük depremden etkilenen Diyarbakır’da mağdur olan çok sayıda insan PSAKD Diyarbakır Cemevinde konaklıyor. Depremzedelere kapılarını açan cemevinin Başkanı Aydın Atlı, “Cemevinde yiyecek ve barınma ihtiyacını karşılıyoruz” dedi. Atlı, yardımların, depremden daha çok etkilenen illere gönderilmesi çağrısında da bulundu.
Merkezi Maraş olan 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki iki deprem, 6 Şubat sabahı 10 ilde yaklaşık 13,5 milyon kişinin yaşadığı bölgeyi yıktı. Binlerce insan göçük altında yaşamını yitirdi, binlercesi de kurtarılmayı bekliyor.
Enkazdan yakınlarını kurtarmayı bekleyen depremzedelere ise cemevleri kapılarını açtı.
Diyarbakır’da da depremden etkilenen halk PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevini doldurdu. Depremzedelere sıcak yemek sunulurken gece de cemevinde konaklıyorlar.
AYDIN ATLI: CEMEVİMİZDE YİYECEK VE BARINMA İHTİYACINI KARŞILIYORUZ
Cemevinde PİRHA mikrofonuna konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi Başkanı Aydın Atlı, deprem sonrası hemen cemevini halka açtıklarını söyleyerek, “Cemevinde yiyecek, giyecek, gıda temini yapıyoruz. Şu an Diyarbakır’da acil bir sıkıntımız yok. Barınma ve gıda ihtiyacını karşılıyoruz. Sadece burada yaşayan Alevilere değil dışarıda ihtiyacı olan herkese kapımız açık. Diyarbakır diğer illere göre biraz daha az etkilendi. Özellikle Adıyaman, Maraş, Antep, Malatya ve Antakya’da insanlar daha mağdur durumdalar. Bize gelen yardım taleplerini bu saydığım illere yönlediriyoruz. Çünkü oralardaki canların bizden daha çok ihtiyacı vardır” dedi.
“YARDIMLAR DİĞER DEPREM BÖLGELERİNE GÖNDERİLSİN”
Yardım yapmak isteyen insanlara seslenen Aydın Atlı, “Çok acil olmadıkça yardım gönderilmesin. Özellikle Adıyaman, Maraş, Antep, Antakya’ya bu yardımları ulaştırırılarsa seviniriz” çağrısında bulundu.
CAFER KOLUMAN: ALEVİ KURUMLARI OLARAK KRİZ MASASI OLUŞTURDUK
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) Diyarbakır Şubesi önceki Başkanı Av. Cafer Koluman, büyük bir depremin yaşandığına işaret ederek, ciddi bir organizasyon bozukluğu olduğunu kaydetti.
Enkaz altında kalanların kurtarılmasında ekiplerin eksik kaldığını belirten Koluman, “Diyarbakır tarihinde ilk defa depremden çok etkilendi çünkü 20 civarında bina yıkıldığı söylenmekte. 100’ün üzerinde insanın hayatını kaybettiği ancak bu sayının daha da fazla olabileceği konuşuluyor. Deprem sonrası gücümüzün yettiği oranda PSAKD başta olmak üzere Alevi kurumları olarak kriz masası oluşturduk. Eş güdümlü çalışıyoruz. İnsanlarımız çok duyarlı. Hiç tanımadığımız insanların katkıları oluyor. Halk arasında bir kenetlenme var. Bütün deprem bölgelerinde cemevlerimizi 24 saat açık tutmaktayız. Yeme içme gibi hizmetler cemevinde yapılıyor. İnsanlar gece burada konaklıyorlar, barınıyorlar. Dışarıdan gelen katkılarla teme içme ihtiyaçlarını karşılıyoruz” dedi.
DEDE MUSA KARGIN: CANLARIMIZI MAĞDUR ETMEDEN YARDIMCI OLMAYA ÇALIŞACAĞIZ
Dede Kargın Ocağına bağlı, PSAKD Diyarbakır Cemevi dedesi Musa Kargın ise, “Deprem hepimizi yaraladı. Canını kaybeden, yaralanan canlar hepimizin canıdır, hepimizin acısıdır. Biz bu acıyı paylaşmakla mükellefiz. Cemevi olarak bizler imkanlarımız dahilinde hiçbir canımızı mağdur etmeden yardımcı olmaya çalışacağız. İnsanların kalacak yerlerini temin ettik cemevinde” diye konuştu.
PİRHA-Elif Ana filminin özel gösterimi PSAKD Diyarbakır Şubesi’nin organizasyonu ile Diyarbakır’da yapıldı. Film gösterimi sonrası konuşan yönetmen Kazım Öz, “Bu film tabii ki Maraş Katliamı’nı anlatan bir film değil. Maraş Katliamı bu filmde ikinci, üçüncü planda. Burada Elif Ana, onun yaşam tarzı, inancı, kültürü üzerinden bir şey anlatıyoruz” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi Cemevi’nin organizasyonu ile Elif Ana filminin özel gösterimi yapıldı. Katılımın yüksek olduğu film gösterimine yönetmen Kazım Öz ile filmde yer alan oyuncular da katıldı.
Gösterimin ardından yönetmen ve oyuncularla söyleşi yapıldı. Kısa bir konuşma yapan PSAKD Diyarbakır Şubesi Başkanı Aydın Atlı, “Aslında biz böyle dört günlük bir sürede böyle dört salonu doldurma gibi bir şeyle çıkmadık. Yüz kişiyle gösterimi yapalım dedik ama çok sağolun gösterdiğiniz ilgi için. Dört salon doldu. Burada tabii bize yardımcı olan yönetmenimiz sayın Kazım Öz ve oyuncu arkadaşlarımıza da teşekkür ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“EMEK VERENLERE TEŞEKKÜR EDİYORUZ”
PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi dedesi Dede Kargın Ocağı’ndan Musa Kargın da yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Buraya kadar bu emeklerini getirip, bize ilettikleri için buradaki canlar adına ve Diyarbakır’daki tüm canlar adına size teşekkür ediyoruz. Elbette ki böyle bir dar zaman içerisinde böyle bir güzel olayın sergilenmesi, gerçeklerin ortaya çıkması bizi onurlandırdı. Teşekkür ediyorum. Saygı ve hürmetlerimi bildiriyorum, aşkı niyazlarımı sunuyorum.”
“MARAŞ’A DAİR TEK FİLM YAPILMAMIŞ”
Sözlerine “Pir Sultan Abdal Derneği’ne teşekkür ederim. Davetlerinden dolayı gerçekten de çok mutlu olduk. İlginiz bizim için oldukça önemli. Bunu iyi hissediyoruz, inancımız büyütüyor. Demek ki iyi bir yoldayız. Bize mutluluk veriyor” diyerek başlayan yönetmen Kazım Öz ise Maraş Katliamı’na değinerek, şöyle konuştu:
“Maraş üzerinden 40-50 yıl geçti. Ama daha tek bir film yapılmamış. Asıl mesele bu. Bu film tabii ki Maraş Katliamı’nı anlatan bir film değil. Maraş Katliamı bu filmde ikinci, üçüncü planda olan bir şey. Burada bir Elif Ana, onun yaşam tarzı, inancı, kültürü üzerinden bir şey anlatıyoruz.”
“İYİLİK İYİDİR”
Öz, “Aleviliği daha nasıl anlatabiliriz?” sorusuna ise şöyle yanıt verdi:
“Yüzlerce film lazım. Bu çünkü binlerce yıllık bir kültür, bir inanç. Bir filmde Aleviliğin bir kısmı en fazla anlatılabilir. Elif Ana’nın bizim açımızdan en önemli yanlarından biri de -bunu seçmekte iki şey; zaten filmin afişinde de sloganı vardı- İyilik felsefesi üzerine kurulmuş olmasıydı onun felsefesinin. Gerçekten bölgede nereye gittiysek herkes Elif Ana şuna iyilik yapmış, buna iyilik yapmış, paylaşımcı diyor. Ve düşünün ki Maraş katliamı oluyor. Ablası vahşice katlediliyor. Yine de her şeye rağmen “İyilik iyidir” diyor, gidip başka birini boğazlayıp öldürmüyor. Sanıyorum bu özelliği daha önemliydi bizim açımızdan.”
Etkinliğin sonunda yönetmen KazımÖz, ‘Zer’ kitabını imzaladı.
PİRHA-Muharrem ayı dolayısıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi’nde Muharrem Cemi yapıldı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi’nde Muharrem ayı dolayısıyla Muharrem Cemi yapıldı.
Cemi, Dede Kargın Ocağından Musa Kargın dede yürütürken, zakirliğini Zeynel Abidin Ocağından İbrahim Erkul ile Kureyş Ocağından Onur Hünkar yaptı.
Cem başlarken Ümmühan Kahraman isimli kadın, matem ayı dolayısıyla ağıt yaktı. Musa Kargın dede, Muharrem ayının öneminden söz etti. Cemde, deyişler, nefesler eşliğinde semahlar dönüldü.
Gülbenglerin okunmasının ardından Aşure lokmaları pay edildi
PİRHA- PSAKD Diyarbakır Şubesi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla cemevinde etkinlik gerçekleştirdi. Alevilikte kadının yeri ve 8 Mart’ın önemine ilişkin konuşmaların yapıldığı etkinlikte, emekçi kadınlar gününün aslında bir protesto günü olduğu vurgulandı. Alevilik inancında her canlının eşit olduğu da söylenen konuşmalarda, Alevi kurumlarında kadınların daha çok yer alması gerektiğine dikkat çekildi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla ccemevndeetkinlik gerçekleştirdi.
Etkinliğin yapıldığı cemevi bahçesine ‘Gülistan Doku Nerede?’, ‘Kırklar Meclisi’nde bizde vardık’, ‘Jin, Jîyan, Azadî’ dövizleri asıldı. Etkinliğe Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) il yönetiminde görev alan kadınlar da katıldı.
Emek mücadelesinde yaşamını yitiren kadınlar için yapılan saygı duruşunun ardından programın açılış konuşmasını PSAKD Diyarbakır şubesi üyelerindenSelvi Platin yaptı.
“TARİHTE KADINLAR DAHA İYİ YAŞAM ŞARTLARI İÇİN DİRENDİLER”
Platin konuşmasında şunları dile getirdi:
“1857 yılında Amerika’da 400 kadın işçi, daha iyi koşullarda çalışmak istemesi üzerine bir ayaklanma çıkarır. Polislerin müdahale etmesi üzerine ayaklanma kontrol edilemez bir hal alır ve fabrikada yangın çıkar. Yangında polislerin kurduğu bariyerlerden geçemeyen 129 işçi yanarak hayatını kaybeder. Kadınların daha iyi yaşam standartlarına sahip olmak için çıkardıkları bu ayaklanma yıllar boyu emekçi kadınların günü olarak kutlanmaktadır.”
“EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ TÜKETİM ÇILGINLIĞINA DÖNMÜŞTÜR”
Program kapsamında konuşan PSAKD Diyarbakır Şubesi Başkan Yardımcısı Ayfer Artan ise söz alarak, kadınların daha iyi yaşam standartlarına kavuşmasının ve emekçi kadınlar gününün kutlanmasının günümüzde farklı bir çılgınlığa doğru gittiğini belirterek şunları kaydetti:
“1910 yılında kapitalist sistemin işçiler üzerinde sömürü elde ederek zenginleşmesini emekçi kadınların burjuvaziye olan direncinin simgesi olan 8 Mart günü günümüzde insanların tüketim çılgınlığına dönmektedir. Bunlar farklı oyunlarla cinsiyet ayrımcılığıyla devam etmektedir. Bugün ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ olarak değil yavaş yavaş ‘Dünya Kadınlar Günü’ oluyor. Kutlamalar, oyunlar, eğlenceler… Aslında bu bir anmadır, bu bir protestodur. Bunu iyi algılamak lazım. Bunun yavaş yavaş amacından çıkmasına emekçi kadınlar olarak hayır dememiz lazım. Ataerkil kapitalist sistemin yarattığı eşitsizliğin derinleştiği bu 8 Mart dünyanın dört bir yanında kadınlarla ayrımcılığa, şiddete ve güvencesizliğe karşı itirazlarımızı, sözlerimizi, taleplerimizi buluşturduğumuz ve ‘Başka bir dünya mümkün’ çağrısını yinelediğimiz bir yıl olsun.”
“ERKEKLİK FAY HATTINI KIRMALIYIZ”
Dinlerin birçoğunda erkek hegemonyasının fazla olduğunu belirten Artan; “Ama Alevilikte kadını, erkeği eşit olarak görüyoruz. Asıl olan yoldur bizde, yol da kadındır. Alevi meclisinde kadın, erkek yoktur. İnsan vardır, canlar vardır, erenler vardır. Aleviler herkese can gözüyle bakar. Asimilasyona karşı ısrarla dur demeliyiz. Kadıncıl Alevilik inancı Alevi toplumu tarafından öğrenilmeli, öğretilmeli, içselleştirilmelidir. Böyle olduğunda ancak Alevilikte erkeklik fay hattı kırılır ve yol alınır. Dünyada ve ülkemizde gerçekten de kadın olmak zordur. Bunun için adil, özgür, laik ve barış içinde yaşayacağımız bir dünyayı yaratmalıyız. Kurtuluşumuzun kendi ellerimizde olduğunu biliyoruz. Evde, işte, sokakta, bizleri yok sayanlara karşı direnmeye devam edeceğiz. 8 Mart’ın ücretli izin günü sayılmasını, kadına yönelik her türlü şiddeti önleyici yasal önlemlerin acilen alınması gerektiğini hep söylüyoruz. Ama ülkemizde var olan İstanbul Sözleşmesi bile kaldırılmıştır. Eğitim alanı başta olmak üzere kamusal alanlarının tümüne yayılan cinsiyet ayrımı politikalarından vazgeçilmesi, eşit işe eşit ücret sağlanması için biz her yerdeyiz. Vardık, var olacağız. Bu yolda birimiz kırkımız için, kırkımız birimiz için. Kadıncık Ana aşkı ile selamlıyorum sizleri” diye konuştu.
“BUGÜN KADINLAR TARİH YAZDI”
Etkinliğe katılan eğitimci-yazar Birsen İnal da şunları dile getirdi:
“Bugünün anlamını halaylarla, zılgıtlarla elbette ki sesimizi yükselterek duyuracağız. Fakat bundan ziyade bugünü kafasına silah dayatılan kadınların, ezilen kadınların, şiddet gören kadınların, eve mahkûm edilen kadınların, eşit çalıştığı halde eşit ücret almayan kadınların tarihinin yarattığı bir gün olarak anmak istiyorum.”
“BUGÜN KADINLARIN PROTESTO GÜNÜDÜR”
HDP Diyarbakır il yönetiminden Handan Çelik de söz alarak şunları söyledi:
“Aslında günün anlam ve önemi kadın günü değil, bir kadın protestosu. Kadın savunucusu Clara Zetkin’in öncülüğünde ve 129 kadın arkadaşın bir fabrikanın içinde eşit hak, eşit yaşam statüsü için verdikleri direnişle yakılarak dünyaya ilan edilen günün, aslında kadın günü değil bir kadın yaşam savaşının iradesinin ortaya çıkan göstergesidir. Bizim coğrafyamızda özellikle Kürt kadının üzerinde olan egemen sistem ve özellikle egemen sistemin erk zihniyetinin kadına dayattığı eşit olmayan bir yaşam statüsü ve zindanlardaki kadın arkadaşlarımız, evlere tıkılan kadın arkadaşlarımız, tacize uğrayan kadın arkadaşlarımız var. Bugünün aslında kadın günü değil, birer kadın protesto günü olarak ilan etmemiz gerekiyor.”
“POST KİMSENİN TAPULU MALI DEĞİL”
PSAKD Diyarbakır şubesi üyelerinden Zeynep Yavaş da söz alarak Alevilikte kadın erkek eşitliğine değindi ve şunları aktardı:
“Ritüellerimizde hep söylüyoruz. Kadın, erkek, bizler eşitiz. Cemlerimizi, ibadetlerimizi, kadın, erkek, beraber yapıyoruz. Ama günlük yaşama bunu ne kadar aktarabiliyoruz? Bunu biraz sorgulamak gerektiğini düşünüyorum. Özellikle de postun sadece bir cinse aitmiş gibi sanki tapulu mallarıymış gibi kullanılmasından da rahatsızım. Bir kadın ile bir erkeğin muhakkak cem yürütülürken yan yana durması gerektiğine inanıyorum. Eğer aktif olarak kadın yer almıyorsa bile daha görünür olması gerektiğini düşünüyorum. Bu anlamda Alevi canlara buradan çağrımdır. Bütün alanlarda sadece cemde değil, dedelik ve analık erkânında da bütün on iki hizmetin bütün alanlarında da kadınların daha fazla aktif olması gerektiğini düşünüyorum.”
Cemevi bahçesinde yapılan 8 Mart etkinliği Koma Ma’nın müzik dinletisiyle son buldu.
Program bitiminde PSAKD Diyarbakır Şubesi Başkan Yardımcısı Ayfer Artan, Alevilikte kadının yerine ve 8 Mart’a ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.
“KURUMLARIMIZDA KADINLARA DAHA FAZLA ALAN AÇMALIYIZ”
Alevilikte kadının yeri ve 8 Mart’a gününe ilişkin değerlendirmelerde bulunan Artan şunları dile getirdi:
“Alevi toplumunda kadın erkek eşittir, candır. Bizde kadınlar ayrı bir statüde erkekler ayrı bir statüde yer almamaktadır. Cemde herkes candır. Biz de eşit başkanlık sistemi yıllar öncesi Alevilik var olduğundan beri var. Cemde pir ana, pir dede yürütmekteydi cemleri. Pir ana olmadığı zaman cem yürütülmezdi. Bir posta oturduğunda bir tarafında dede, bir tarafında ana oturduktan sonra cem yapılırdı. Hatta Kırklar Cemi’nde 40 tanesinin 17 tanesinin kadın olması, kadına verilen değerin göstergesidir. Kurumlarımızda ne kadar yapıyoruz bunu? Kurumlarda elimizden geldiği kadar kadın canlarımızı yönetime veya diğer tüm alanlara aktif hale getirmeye çalışıyoruz ama toplumumuzda erkek hegemonyası içerisinde bunu ne kadar başarabiliyoruz? Bu tartışılabilir. Alevi kurumlarının bu kadar üzerine gidilmesinin bir sebebi de bu. Çünkü diğer dinlerde kadına bu kadar değer verilmezken Alevi toplumunda, inancında kadına büyük saygı, büyük hürmet vardır. Çünkü biz canız. Nazarımızda ayrılık söz konusu değildir.”
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün kapitalizmin bir harcama çılgınlığı olmadığını söyleyen Artan son olarak; “Bugün bütün emekçilerin kadınlar günüdür. Bu bir anmadır, bu bir protestodur, bu bir kutlamadır” dedi.
“KADINLARIN DÜNYA ÜZERİNDEKİ EMEKLERİ İNKAR EDİLEMEZ”
Daha sonra söz alan Dede Kargın Ocağı’ndan Musa Kargın Dede, Alevilikte kadının önemine vurgu yaparak şunları aktardı:
“Tüm kadınlar emekçidir canlar. Tüm kadınların dünya üzerindeki emekleri inkâr edilemez. Onun içindir ki bizim kadınların önünde saygıyla eğilmemiz gerekiyor. Çünkü onlar anadır. Ananın duygusu dünyada her şeyden üstündür. Bu muhasebe edilemez. Bunun değerine paha biçilemez. Onun için kadınlar var ise tüm insanlar var demektir. Biz illa bir günle bunu geçiştirirsek bu tüm insanların birer eksikliği olur. Tüm anaların önünde Saygıyla eğiliyorum. Hürmetlerimi bildiriyorum. Aşkı niyazlarımı bildiriyorum.”
PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi’nin 11. Olağan Kurulu’nda Aydın Atlı yeniden başkan seçildi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi’nin 11. Olağan Kurulu toplandı. Dede Kargın Ocağı’ndan Musa Kargın dedenin gülbengiyle başlayan kurul toplantısının divan başkanlığını Bülent Kaya yaptı.
“Biz var olma mücadelesi veriyoruz” diyen Kaya, şunları söyledi:
“Dünden geldik, yarına taşıyacağımız insani toplumsal değerlerimizi, insanlığın hizmetine sunmaya çaba sarf ediyoruz. Kolay bir iş değil. Yok sayılan, jenosite uğrayan, katledilen, yok edilmeye çalışılan bir toplumsal kesim her şeye rağmen ‘ben insanım ve ayaktayım’ diyerek mücadelemizi bugüne kadar getirmişlerdir. Nesimi’den Hallac-ı Mansur’a, Hallac-ı Mansur’dan Pir Sultan’a ve Hacı Bektaş’a kadar çok çileler çekti bu toplum. Değerlerinden, inançlarından, doğaya ve insana olan saygısından dolayı horlandı, yok sayıldı, katledildi ama bir gerçek vardır ki hiçbir zaman biat etmedi, diz çökmedi.”
“MARAŞ’TA ALEVİLER, DEVRİMCİLER DİRENMESEYDİ SAYI ON BİNLERE ULAŞIRDI”
PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Aydın Atlı, Aralık ayında yaşanan katliamları hatırlatırken, “İçinde bulunduğumuz ay katliamlar ayı. Maraş’ta Alevi canlarımıza yönelik bir katliam yapıldı. Onların düşündükleri oradaki Aleviler başta olmak üzere sol düşüncede olan devrimci, sosyalist insanların tamamını imha etmekti. Bunun için önemli ölçüde hazırlıklar yapmışlardı. Maraş Katliamı aslında 12 Eylül faşist darbesine giden yolda çok önemli bir mihenk taşıdır.
Maraş katliamından sonra 12 ilde sıkıyönetim ilan edildi. Maraş katliamını yapanlar ortaya çıkarılmadığı için Çorum katliamı da yapıldı. Günümüze kadar Sivas, Roboski, Ankara Gar katliamı yapıldı. Katliam sonucunda yüzde 80 nüfus Maraş’ın dışına göç etti. Bu gerçekten planlı ve büyük bir katliamdı. Eğer orada Aleviler, devrimciler direnmemiş olsaydı bu sayı on binlere de ulaşabilirdi.”
“İNSANLAR ACILARINI BİLE YAŞAYAMIYOR”
Atlı, katliamda yaşamını yitirenleri anma programının valilik tarafından yasaklanmasını eleştirerek, “Biz acımızı yaşamak istiyoruz ama egemen güçler acımızı yaşamayı bize yasaklarlar. Biliyorsunuz Maraş katliamının 43. Yıldönümü için izin istendi ama bu izin reddedildi. Buna rağmen Alevi kurumları Maraş’taydı. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki insanlar acılarını bile yaşamaya bırakılmıyor. Biz Maraş’ta katledilen canlarımızı unutmadık, unutturmayacağız” dedi.
“ALEVİLİK HER ZAMAN HEDEF HALİNE GELDİ”
PSAKD üyesi Hüseyin Kaya ise Aleviliğin her zaman hedef haline geldiğini belirtti. Şöyle konuştu:
“Alevilik sürekli iktidarların hedefi haline gelmiştir. Çünkü iktidarların işine gelmemiş Alevilerin vermiş olduğu eşitlik mücadelesi. O yüzden hep yok edilmek istenmiş. Biraz da bunun önüne geçmek için mücadelemizi yürütüyoruz. Yalnız zamanında yanlışlıklar yapıldı. Devrimci anlayışlar, sosyalist gelenekler ‘Din afyondur, Alevilik de bir dindir, o da afyondur’ şeklinde yaklaşarak bu güzel inançtan, kültürden uzak durdular. Bu da egemenlerin işine geldi. Dolayısıyla asimilasyonla karşı karşıya kaldık. Daha sonra yine bu devrimciler öncülüğünde derneklerimiz kuruldu. Bu dernekler Aleviliğin tekrar yaşam bulması için çalışma yürüttüler. Dolayısıyla derneklerimiz de hedef haline geldi. O yüzden inadına sahip çıkmamız gerekiyor derneğimize, hem inancımızın geleceğe taşınması için hem de o fırsatı vermemek adına.”
Şubenin önceki başkanı Avukat Cafer Koluman da tarihteki diğer Alevi katliamlarına değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir kez daha katledilen canları saygıyla anıyorum. Anıları anımıza ışık olsun diye. Bu derneklerin kuruluş amacı da aslında bu katliamlar, Alevilere yapılan bu zalimce politikalar, yok saymalar, haksızlığa uğramaların tam da bizi örgütlü bir mücadeleye zorladı. Esasında Aleviler İslamiyet öncesinden beri örgütlü bir toplumdan gelmektedir. Ocak sistemi. Her Alevi bir ocağa mensuptur. Cumhuriyet kuruluncaya kadar gerçekten de güçlü bir ocak sistemimiz vardı. Selçuklu zamanında da yok sayıldık, Osmanlı döneminde de yok sayıldık, Cumhuriyet’ten medet umduk ama maalesef o hayallerimiz de boşa çıktı. Tekke ve Zaviyelerin kapatılması politikası, akabinde Koçgiri katliamı, Dersim katliamı, Çorum, Ortaca, Kırıkhan katliamı, Maraş katliamı bu süre zarfında yaşandı.
Bu dernek kuruldu. İçinde bulunduğumuz siyasi, ekonomik kriz, sağlık koşulları maalesef bizim bu örgütsel yapımızın içini boşaltmaya çalıştılar. El birliğiyle boşaltmaya çalıştılar. Buna el birliğiyle karşı çıkmanın zamanıdır. Şartlar ne kadar kötü olursa olsun, koşullarımız biz ne kadar zorlarsa zorlasın, bize düşen temel görev gerçekten de canla başla emek verdiğimiz, yuvamız dediğimiz, ocağımız hissettiğimiz bu derneklere sahip çıkmamız lazım. Çünkü bizim bizden başka çaremiz yoktur.
Bu ülkede yaşıyorsak tabi ki haklarımız vardır. Haklarımız bizim değerlerimizdir. İnanç kimliğimizin tanınmasıdır. Cemevleri bugün halen yasal statüye sahip değildir, zorunlu din dersi zulmü halen devam ediyor.
Katliamlar yapıldı, bu katliamlarla yüzleşildi mi? Yüzleşilmedi. Normalde faillerin yargılanması gerekirken tam tersi mağdurlar yargılandı, failler ödüllendirildi.”
Faaliyet ve mali raporlarının okunması ardından yeni yönetim belirlendi. PSAKD Diyarbakır şubesi başkanlığına yeniden Aydın Atlı seçildi.
PİRHA-Dede Kargın Ocağı dedelerinden Musa Kargın, Xızır inancını anlattı. Kargın, “Xızır inançlara göre farklı yorumlanmaktadır. Neticede baktığımız zaman hepsinin çıkış noktası Xızır, insanlıktan, güzellikten, yardımseverlikten yana olmanın bir sembolüdür” dedi.
Dede Kargın Ocağı dedelerinden Musa Kargın, Xızır inancını anlattı.
Musa Kargın, “Xızır inançlara göre farklı yorumlanmaktadır. Neticede baktığımız zaman hepsinin çıkış noktası Xızır, insanlıktan, güzellikten, yardımseverlikten yana olmanın bir sembolüdür” dedi.
“BU SENEKİ OLUMSUZLUKLAR XIZIR CEMİNİ CEMEVİNDE YAPMAMIZA ENGEL OLDU”
Her sene cemevinde Xızır cemi gerçekleştirdiklerini söyleyen Kargın, şunları kaydetti:
“Bu seneki olumsuzluklar cemevinde Xızır cemini yapmamıza engel oldu. Sadece biz Xızır’ın darda ve zorda kalanlara yardım ettiği inancıyla, genelde hangi simayla, hangi kılıkla geleceğini bilemediğimiz için kimin Xızır olduğunu bilememekteyiz. Onun için anlatım ve bilgin insanlarımızın ifadelerine göre Xızır, bir peygamber olarak nitelendirilmektedir. Yalnız Allah tarafından ona verilen ileri görebilecek bir kapasitesi olduğu bilinmektedir. Netice bazı işaretler olduğunu geçmişteki yaşlılarımız anlatırlar. Bereket getirdiğine inanılmaktadır. Genelde gıdaların, un, yağ bunların üzerinde elinin işareti olduğunu söylerler. Yarım torbadaki unun dolu olduğu, yarım küpteki yağın dolu olduğu yalnız oradaki bir işaret bırakıldığını bunun da Xızır’ın bereketi olduğu söylenmektedir.”
Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerde de Musa ile arkadaşlık ettiğini ve sabırla, şükürün Xızır’da sonsuz olduğunu belirten Musa Kargın, “Bu sabır ve şüküre Musa a.s’ın katlanamadığından dolayı bazı sorular yönelttiğini, Xızır ise burada arkadaşlığını sonlandırmaya çalıştığını ifade etmektedir. Yalnız sonuçta Xızır ileriyi gördüğü için Allah tarafından verilen bir ferasetle ileriyi gördüğü için yaptığı tüm işlerin ilerisini düşünerek yapıyor. Oysaki Musa a.s o zamana göre bulunduğu ana göre değerlendirdiğinden dolayı ileriyi fark edememektedir ve Xızır ilerisini açıklayarak, ‘Ey Musa git ümmetine peygamberlik yap, sen benim sabrıma ve şükrüme tahammül edemezsin.’ Bu tür rivayetler mevcuttur. Biz de bunu örnek alırsak Xızır, doğruluktan güzellikten hayırseverlikten, fakirin halini anlamaktan yana olduğunu, ondan dolayı genelde bütün hizmetlerinde hep fakirlerin baz alındığını anlatılmaktadır” diye konuştu.
“XIZIR TÜM İNSANLARIN YARDIMINA KOŞSUN”
“Biz de bu inanç üzerine Xızır’a olan saygımızdan dolayı onu cemlerimizde anarak onu yad ediyoruz” diyen Kargın, “Xızır tüm insanların yardımına koşsun. Darda, zorda kalanlara Allah’ın emri ile yardımda bulunsun bu bizim temennimizdir. Bundan sonraki yıllarımızda, yaşantımızda biz Xızır’ı tekrar yad ederiz, ona içtenliğimizi belirtiriz” ifadelerini kullandı.