Etiket: musa özuğurlu

  • ‘Aleviler örgütsüz olduğu için soykırıma uğradı!’-VİDEO

    ‘Aleviler örgütsüz olduğu için soykırıma uğradı!’-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de yaşayan Aleviler Suriye’de süren soykırımı konuştu. Yapılan konuşmalarda Alevilerin soykırımdan kurtulması için “birlik ve mücadele” vurgusu öne çıktı.

     

    Arap Alevi Kültür Derneği, Mersin’in Kazanlı mahallesinde “Suriye’de Alevi Soykırımı ve Gelecekteki Tehlikeler” konulu panel düzenledi.

    Panelin moderatörlüğünü Sabahat Aslan yaparken, konuşmacı olarak Araştırmacı-Yazar Hamide Rencüs, Gazeteci Musa Özuğurlu ve Prof.Dr. Aytuğ Atıcı katıldı.

    Suriye’de katledilenler için bir dakikalık saygı duruşunun ardından başlayan panelde konuşan Araştırmacı-Yazar Hamide Rencüs, Suriye’de Aleviler büyük bir katliama uğratıldığını belirterek, “50 bin Alevi katledildi. Zeytin ağaçlarına kadar kesildi. Bu katliama katşı büyük bir sessizlik yaşandı. Ardından Dürziler, Hristiyanlar son olarakta Kürtler katliama uğradı. Selefi cihadist HTŞ, kendisi dılında bütün herşeyi yok etmek için kurulmuş bir yapı. Kadınlar tecavüze uğradı, 21. yüzyılda kadınlar köle pazarlarında satıldı. Zennubiye kadınları olarak direniş göstermek zorundayız” dedi.

    Gazeteci Musa Özuğurlu ise, Alevilerin sadece Hz. Ali’ye bağlılıklarından kaynaklı tarih boyunca olarak selefiler tarafından katledildiklerini, topraklarından sürüldüklerini söyledi.

    Alevilerde vicdan ve adalet duruşu olduğu için her zaman haksızlığa karşı çıktığını vurgulayarak, “Aleviler Suriye’de yoksuldur. Genellikle devlet kurumlarına okuyarak girmişlerdir. Bunun üzerinden Aleviler Suriye’yi yönetiyor yalanı dolaşımda. Hayır. Esad döneminde kabinede sadece iki Alevi vardı” diye konuştu.

    HTŞ’nin başındaki Colani’nin kullanışlı bir aparat olduğu için emperyalizm tarafından kullandığını ifade ederek, “Batı her zaman Sünni gruplar ve devletlerle sorunu olmamıştır. Batı Alevileri İran yanlısı olmakla suçluyorlar. Bu büyük bir yalan. Aleviler sadece haksızlığa karşıdır. Aleviler tüm bunlara karşı birlik olmak zorundadır” ifadelerine yer verdi.

    Prof.Dr. Aytuğ Atıcı, Suriye’de onbinlerce Alevinin katledildiğini vurgulayarak, “Suriye’de Alevi soykırımı yaşanıyor. Alevi oldukları için katledildiler. Soykırıma karşı birlik olmak zorundayız. Bundan başka şansımız yok. Aleviler sadece kendi toplumuyla kalmamalı, bütün insan hakları mücadelesi verenlerle yan yana durmalı” şeklinde ifade etti.

    Panel soru-cevap ile sona erdi.

    PİRHA/MERSİN

  • Musa Özuğurlu: SDG’nin kaybı Aleviler için yeni katliamların önünü açar- VİDEO

    Musa Özuğurlu: SDG’nin kaybı Aleviler için yeni katliamların önünü açar- VİDEO

    PİRHA- Gazeteci Musa Özuğurlu, SDG’nin olası bir yenilgisinin, başta Aleviler olmak üzere laik ve çok kimlikli kesimler açısından ağır sonuçlar doğuracağını vurgulayarak, “SDG’nin kaybı, Alevileri tamamen yalnız bırakacak ve Suriye’de yeni katliamların önünün açıldığı bir sürece girilecek” dedi.

    Suriye’de Esad sonrası şekillenen yeni güç dengelerini PİRHA’ya değerlendiren gazeteci Musa Özuğurlu, HTŞ’nin iktidara gelmesiyle birlikte ülkede çok kimlikli ve laik kesimlerin ağır bir kuşatma altına alındığını söyledi.

    SDG’nin hedef alınmasının yalnızca Kürtler açısından değil, Aleviler ve Dürziler açısından da hayati sonuçlar doğuracağını vurgulayan Özuğurlu, SDG’nin olası bir yenilgisinin Alevileri tamamen savunmasız bırakacağını belirterek, bunun Suriye’de yeni katliamların önünü açacak bir sürecin başlangıcı olacağına dikkat çekti.

    “ALEVİLERE DÖNÜK SİSTEMATİK BİR İNTİKAM SÜRECİ BAŞLATILDI”

    Gazeteci Musa Özuğurlu, Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’de uluslararası güçlerin tercih ettiği aktörün Ahmet El Şara olduğunu belirterek, bunun ülke açısından yeni bir felaket sürecini başlattığını söyledi. HTŞ’nin ideolojik kökeninin El Nusra’ya dayandığını hatırlatan Özuğurlu, bu yapının tekfirci bir anlayışla hareket ettiğini vurguladı ve bu anlayışın yalnızca Alevileri değil, kendisi gibi düşünmeyen tüm kesimleri hedef aldığını ifade etti.

    Esad’ın devrilmesinin ardından Alevilerin silahlarını teslim ederek yeni yönetime koşullu bir kabulleniş gösterdiğini hatırlatan Özuğurlu, buna rağmen Alevilere yönelik sistematik bir intikam sürecinin başlatıldığını kaydetti. Lazkiye, Tartus, Ceble, Banyas ve Hama kırsalında yaşananlara dikkat çeken Özuğurlu, “Bir yıldır Alevi bölgelerinde katliamlar yaşanıyor. İnsanlar infaz ediliyor, kadınlar kaçırılıyor, köleleştiriliyor. Alevi memurlar işlerinden ediliyor, emekliler maaşlarını alamıyor, evler ve mülkler zorla gasp ediliyor. Bugün Aleviler tamamen örgütsüz ve silahsız durumda, adeta çırılçıplak bekliyorlar” dedi.

    “SDG’NİN KAYBI ALEVİLER İÇİN MUTLAK YALNIZLIKTIR”

    Kürtlerin Suriye’de elde ettiği kazanımların hedef alındığını vurgulayan Musa Özuğurlu, Ankara ve Şam arasında SDG’ye karşı zımni bir ortaklık oluştuğunu söyledi. Bu sürecin uluslararası güçlerin pozisyon değişikliğiyle hız kazandığını belirterek, “ABD, Fransa ve İngiltere gibi aktörlerin daha önce Esad karşıtlığı üzerinden farklı kesimlerle ittifak kurmuştu. Bugün gelinen noktada Batı açısından yeni müttefik HTŞ oldu. İsrail de bölgesel dizayn çerçevesinde bu yönetimle uyumlu hareket ediyor. Bu tablo, HTŞ dışındaki tüm kesimler için felaket anlamına geliyor” diye konuştu.

    Özuğurlu, SDG’nin Ortadoğu’daki en güçlü laik ve demokratik dinamiklerden biri olduğunu vurgulayarak, bu yapının tasfiye edilmesinin zincirleme sonuçlar doğuracağını söyledi. SDG’nin varlığının Aleviler açısından yalnızca askeri değil, moral ve siyasal bir denge yarattığını belirten Özuğurlu, şu değerlendirmede bulundu:

    “Ortadoğu’ya baktığımızda laik dinamikler açısından en önemli güçlerden biri SDG’ydi; bu aynı zamanda Kürt toplumu demekti. Aleviler ve Dürziler de benzer şekilde laik yaşam tarzlarıyla bu hattın parçasıydı. Bu kesimlerin ortak özelliği, HTŞ’nin ideolojisi ve yaşam tarzıyla uyuşmamalarıydı.

    Burada aydınlık ile karanlığın mücadelesinden söz ediyoruz ve bu mücadelede laik kesimlerin en güçlü, en örgütlü ve uluslararası alanda kabul gören yapısı SDG’ydi. SDG’nin yok edilmesi, Ortadoğu’da laiklik, demokrasi ve toplumsal çeşitlilik adına çok önemli bir kalenin kaybedilmesi anlamına gelir. Böyle bir durumda HTŞ’nin Alevilere daha güçlü biçimde yönelmesi kaçınılmaz olacak. Çünkü bugüne kadar HTŞ’yi sınırlayan en önemli dinamiklerden biri SDG ve Rojava’nın varlığıydı. Bu nedenle Alevilere yüzde yüz yüklenemiyorlardı; buna rağmen çok ağır katliamlar yaşandı.
    Eğer SDG son direnişinde başarılı olamazsa, bu yalnızca Suriye için değil; Türkiye için, Kürtler için ve Aleviler için de çok büyük bir kayıp olacak. Aleviler açısından SDG, mücadele eden bir örnekti. Kendilerine yönelik katliamlar karşısında en azından örgütlenme, ses çıkarma ve direnme fikrini canlı tutuyordu. SDG’nin aleyhine sonuçlanacak bir tablo, Alevileri tamamen yalnız bırakacak. Aleviler bugün hiçbir şekilde örgütlü değil, silahları yok ve kendilerine yönelik saldırılara karşı koyabilecek durumda değiller. Aleviler, Kürtler, Dürziler açısından bakıldığında, Suriye’de yeni katliamların önünün açıldığı bir sürece girileceğini söyleyebiliriz.”

    Özuğurlu, benzer bir tehditin Dürziler için de geçerli olduğunu belirterek, HTŞ’nin nihai hedefinin kendisine biat etmeyen tüm toplumsal kesimler olduğunu ifade etti.

    TÜRKİYE İÇİN DE CİDDİ BİR TEHLİKE

    Yaşananların Türkiye açısından da ciddi sonuçlar doğuracağının altını çizen Özuğurlu, SDG’nin yenilgisini “zafer” olarak gören anlayışların büyük bir yanılgı içinde olduğunu vurgulayarak, “Bu durum tarihsel olarak aydınlık ile karanlığın mücadelesi bağlamında değerlendirildiğinde, Türkiye açısından da son derece olumsuz bir tablo. SDG’nin yok edilmesini bir zafer olarak görenler var ancak bu gerçek bir zafer değil. Çünkü sınırlarımızda HTŞ’nin tekfirci anlayışının kök salması anlamına geliyor ve bunun Türkiye’ye sirayet etmemesi mümkün değil. Son dönemde yaşanan olaylar ve operasyonlar bunun işaretlerini veriyor. Laik dinamiklerin her yenilgisi, bu yapıların daha da güçlenmesine yol açmakta ve Türkiye açısından riski büyütmektedir” sözlerini kullandı.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Diyarbakır’da ‘Türkiye ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ paneli düzenlendi-VİDEO

    Diyarbakır’da ‘Türkiye ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ paneli düzenlendi-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Diyarbakır Şubesi’nde ‘Türkiye ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ konulu panel düzenlendi. Suriye’deki katliamı durdurmak için herkesin üzerine düşen görevler olduğunu söyleyen DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, “Bugün halen Suriye’de Alevilere yönelik katliam girişimleri devam ediyorsa demek ki yeterince mücadele etmemişiz” dedi.

    PSAKD Diyarbakır Şubesi’nde ‘Türkiye ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ konulu panel düzenlendi. Panele konuşmacı olarak gazeteci Musa Özuğurlu, DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve insan hakları savunucusu Cemal Coşkun katıldı.

    “ALEVİLER İNANÇLARI NEDENİYLE YOK EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Panelden önce açılış konuşması yapan PSAKD Diyarbakır Şubesi Eşit Başkanı Ayfer Artan, “Aleviler sadece Türkiye’de değil Suriye’de de inançları nedeniyle yok edilmeye çalışılıyor. Bizim yolumuz adaletin, barışın, laikliğin ve halkların eşitliğinin yoludur” diye belirtti.

    “ALEVİLER, ÖZ DEĞERLERİNDEN UZAKLAŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Egemenlerin Alevileri öz değerlerinden uzaklaştırmaya çalıştıklarını ifade eden insan hakları savunucusu Cemal Coşkun, “Aleviler cemevlerini ibadethane olarak kabul ediyor ama devlet tarafından cami, kilise, sinagog gibi inanç yeri olarak kabul edilmiyor. Alevileri öz değerlerinden uzaklaştırmak soykırım olduğunu görüp değerlendirmek gerekiyor” dedi.

    “SURİYE’DE YAPILAN KATLİAMI MEŞRULAŞTIRMA ÇABASI VAR”

    Alevilere yönelik yapılan anti-propagandanın Suriye’de yapılan katliamı meşrulaştırma çabasının bir sonucu olduğunu vurgulayan gazeteci Musa Özuğurlu, “Son dönemde Alevilere yönelik katliam gerçekleşti ve halen de bu bireysel infazlarla ya da farklı bir takım yöntemlerle devam ediyor. Şu anda Aleviler Esad’ın devrilmesinden hemen sonra bir cehennem hayatı yaşıyorlar. Çünkü Alevilerin herhangi bir şekilde bir kalkışma içerisinde olması istenmiyor. Kurumsal olarak Alevilerin dünyada bir kimliği yok ve bu kimliğin kazanılması gerekiyor. Suriye’deki yaşanan katliam geçmişte Maraş’ta, Çorum’da, Dersim’de yaşananlar gibi tekrar etmesin” diye ifade etti.

    “SURİYE’DE KATLİAM DEVAM EDİYORSA YETERİNCE MÜCADELE ETMEMİŞİZ DEMEKTİR”

    Suriye’deki katliamı durdurmak için herkesin üzerine düşen görevler olduğunu söyleyen DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, “Bizim üzerimize düşenler Suriye’de yaşananları sadece Türkiye’de değil aynı zamanda dünyaya daha fazla duyurmaktır. Katliamlar yaşandıktan sonra birçok yerde mitingler gerçekleştirildi. Ama bugün halen Suriye’de Alevilere yönelik katliam girişimleri devam ediyorsa demek ki yeterince mücadele etmemişiz. Bu ülkede yaşayan bütün Aleviler iktidarın Suriye’deki katliama sessiz kalmasına karşı ortak ses çıkarmalı, birlikte mücadele etmeli” diye konuştu.

    “İKTİDAR, SURİYE’DEKİ KATLİAMA ETKİLİ BİR TUTUM ALMADI”

    İktidarın Suriye’de yaşanan katliama karşı etkili bir tutum almadığını dile getiren CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, konuşmasının devamında şunları belirtti:

    “Bana göre devletin din meselelerini örgütleyen alandan çekilmesi lazım ve kolektif bir özgürlük olarak inanç özgürlüğünü kolaylaştıracak, engellemeyecek bir ortam yaratması lazım. Ülkedeki hakim inanç kimliği olan Sünni inancı mensup olanlar Alevi nüfusunu Anadolu’dan arındırmak için ellerinden gelen her şeyi yapmıştır. Ülkemizde yapılan Maraş, Sivas ve Çorum katliamlarıyla birlikte Alevi nüfusu ilk önce büyükşehirlere daha sonra da Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmıştır. Ancak kırsal alanları Alevi nüfusundan ayırma projesi halen devam ediyor.”

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • DİB, Bölgede Barış ve Adalet Konferansı yaptı: Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir -VİDEO

    DİB, Bölgede Barış ve Adalet Konferansı yaptı: Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir -VİDEO

    PİRHA – Demokrasi İçin Birlik (DİB) tarafından yapılan Bölgede Barış ve Adalet Konferansında konuşan ABF Başkanı Mustafa Aslan, “Bu topraklarda bin yılı aşkın bir süredir Aleviler katlediliyor. Bizler düşmanımızı biliyoruz. Kendimizi dostlarımıza da yeterince anlatamamışız, bunun da eksikliğini yaşıyoruz. İnadına Aleviler bulundukları topraklarda siyasal mücadele verecektir. Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir.” dedi.

    Demokrasi İçin Birlik tarafından yapılan “Filistinliler ve Kürtlerin Mağduriyetine Aleviler de Eklenirken Bölgede Barış ve Adalet Konferansı” Beşiktaş Süleyman Seba Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapıldı.

    Başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’daki gelişmelerin değerlendirileceği konferansın açılış konuşmasını DİB Koordinasyon Üyesi Levent Tüzel yaptı. Tüzel, Suriye’deki yeni rejimle birlikte bölgedeki halkların barış arayışına dair şu konuşmayı yaptı:

    “Özellikle HTŞ yönetimindeki cihadist güçlerinin, Aleviler üzerindeki saldırı ve katliam girişimleriydi. Alevi halkının yaşadığı büyük kaygı ve tedirginlik var. Bu nedenle merkezinde bu sorunu irdeleyen ve ülkemizdeki tartışmaları da Kürt halkının taleplerini ele alan bir konferans yapmak istedik. Salon bulma konusunda arkadaşlarımız çok çaba sarf etti. O nedenle bu gecikmeden ötürü özür diliyoruz. Bu arada Bereket Kar yoldaşımızı geçtiğimiz günlerde kaybettik. Birlikte çokça çalışma yürüttük. Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

    “SURİYE’DE ALEVİLER KAYGILI”

    Evet olağandışı süreçlerde halklarımıza olağanlaştırılmak istenen eylemlerle karşılaşıyoruz. Siyasetçiler, gazeteciler tutuklanıyor. Siyasi parti başkanları cezaevinde ve yenileri de tutuklanıyor. Kent uzlaşısı adı altında başarı elde edenlerin bir suç oluşturuyormuş gibi algı yaratılıyor. Tek adam yönetiminden faşist yönetime doğru gidiliyor. Bunlarla birlikte ekonomik krizi sindirmek mücadelesi veren iktidara karşı emekçiler, siyasetçiler, hukukçular var.

    2016’dan buyana ‘Ülkede barış olsun. Laik bir ülke olalım’ diye oluşturduğumuz bir platform DİP. Şimdi Filistin’de yeni bir aşamaya gelindi. ABD, bölgeyi yeniden dizayn ediyor. HTŞ yönetimi devlet başkanlığını ilan etti. Suriye Arap Cumhuriyeti denerek diğer halkları görmediler. Şimdi ABD, bölgede yeni karakollar yaratılıyor. Suriye’de yaşayan halklar demokratik bir sürece ulaşacak mı ne yazık ki bunun zemini oluşturulmadı. Aleviler ciddi kaygı yaşıyorlar. Dolayısıyla Suriye halklarının demokratik geleceklerini belirleme konusunda önümüzde bir süreç duruyor.

    “TEK ÇIKIŞ ORTAK MÜCADELE”

    Esas itibariyle ‘Öcalan gelsin mecliste konuşsun’ adımını, Suriye’deki gelişmelerle birlikte daha iyi görmekteyiz. Tabi kayyımlar da atanırken çelişkiler olduğu gibi duruyor. Bugün bu konferansımız vesilesiyle bu konuları tartışacağız.

    DİB, özellikle ülkemizin bu sancılı sürecinde demokrasi güçlerinin birliğini her daim açık tuttu. Bugün bu faşist rejime giden yolda tek çıkışın ortak mücadeleden geçtiğini tartışıyoruz. Gelecek mart ayında bu tartışmayı olgunlaştırarak önerilerimizi ortak bir çıktı olarak geleceğe taşıyacağız. İnadımız, direncimiz her daim ayakta. Bu tehdit ve baskılara teslim olmayacağımızı ülkemizin her yerinden ifade ediyoruz.”

    “KATLİAMI GEÇTİM SOYKIRIM YAPILIYOR”

    Birinci oturumun moderatörlüğünü Aydın Deniz yürüttü. “İktidar değişimi sonrası Suriye’de Aleviler” konusunun ele alındığı giriş bölümünde Akademisyen Hakan Mertcan, sunum yaptı. Suriye’nin “Terör örgütüne teslim edildiğini” söyleyen Mertcan şu konuşmayı yaptı:

    “Azınlıklara yönelik saldırılar gerçekleşti ve bu saldırılar dünya kamuoyunda da görüldü. Suriye’nin seküler Sünnileri dahi tehdit altında ama Alevilere yoğunlaşmış bir şiddeti göreceğiz. Arap Alevi toplumu da süreklerden birisi. Aleviler, Fransızların kurduğu askerlik alanında yer aldılar. Hafız Esed’ın pozisyonuna bakarak hep Suriye’de bir Alevi devleti, Alevilerin kontrolünde bir ordu, istihbarat servisi gibi şeyler söyleniyor. Suriye’de malesef hiç hakikatle bağı olmayan biçimde sanki Aleviler iktidarı ellerinde tutuyor gibi bir pozisyona geldiler ve bugün de saldırıların merkezinde bir intikam operasyonunda bu işlevsel olarak kullanılıyor.

    14 yıldır Aleviler katlediliyor zaten. Köyler mezarlıklarla doldu. Gencecik insanlar Alevi oldukları için öldürülüyor. Birçok savaş suçu işlendi. Hatta çocuklar hedef alındı. Ağustos 2013’te 199 kişiyi katlettiler. Savaşın altıncı yılında 150 bin Alevinin öldürüldüğü söyleniyor. İnsan öldürmekle kalmayıp doğayı da yaktılar. Aleviler mutlak kötülük olarak ifade ediliyor. Savaş boyunca ağır hak ihlalleri, yargısız infazlar, kaçırılmalar, kutsal mekanlara saldırılar sürüyor. Ancak ciddi bir cezalandırma yok. Şu an Alevi köylerine tehcir de yapıyorlar. Bütün bunları katliamı geçtim soykırım girişimi olarak nitelendiriyorum. Umarım daha demokratik bir ortamda Suriye halkları yaşar.”

    “SURİYE’DE ÖZ SAVUNMA YAPMALARI GEREKİR”

    Konferansın konuşmacılarından ASi-DER Başkanı Tevfik Usluoğlu ise Suriye’de yaşananlara “Düşük yoğunluklu katliam, yüksek gerilimli tehdit” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Aleviler Suriye’de hiç de azınlık değillerdir. Alevilerin toplam nüfusu Suriye nüfusunun yüzde 20’sidir. Suriye’nin her yerinde Aleviler vardır. Humus, Alevilerin en yoğun yaşadığı yerdir. 12 Ekim’de Suriye’den geldim ve o alanda özel çalışmalar yapmaktayım. Bugünlerde herkes kendi nüfusunu arttırmak için mübalağa yapıyor. Avrupa, Amerika gibi birçok yere göç oldu. Zamanında Deniz Baykal’ın “Halep Sünni’dir” sözünün aksine Halep hiçbir zaman Sünni olmadı. Şimdi oralarda Alevilerin onuruna tecavüz niteliğinde eylemler yapılıyor.

    Afrin ve Qamişlo civarında da Kürt Aleviler yaşamaktadır. Irak savaşından sonra Suriye’ye gelen yaklaşık 1,5 milyon Filistinli var. Ancak bu nüfusun çoğu kimlik alamamıştı. Suriye kavimler kapısıdır. Ancak medyanın tersine söylüyoruz; Aleviler ilk kez katledilmiyor. 19 Kez fetvalarla Aleviler katledildi. Suriye’de hala 171 bin silahlı terör örgütü mensubu var. Sistematik olarak orada yapılanlar konusunda hükümetin bilgisi vardır. 8 Aralık’tan sonra 430 kişinin Suriye İnsan Hakları Gözlemevi tarafından katledildiği bilgisi verilmiştir. Rakka ve Hymus kırsalındaki kaçırılmalar ile 2000 kişinin durumları hakkında net bilgi yoktur. Ağırlıklı olarak Alevilere yönelik bir infaz politikası var. Şu an Suriye’nin uygarlık birikimi yok edilmektedir. Alevilerin dost ilişkilenme kurmaları ve Suriye’de öz savunma yapmaları gerekir. Tüm diasporayı kapsayan bir çalışma yapılmalıdır. Demokratik, laik bir Suriye için tüm Alevi kurumlarının harekete geçmesi gerekiyor.”

    SURİYE’DEKİ MEDYANIN SUSKUNLUĞU!

    Gazeteci Hasan Sivri ise konuşmasında “Suriye’de bir devrim değil, devir teslimi” olduğunu belirtti. Sivri, Suriye savaşında basının rolüne de değinerek şöyle devam etti:

    “Şu an Şam El kaide uzantılarının elinde. Şubat ayının başında onlarca sol, sosyalist partinin yasaklandığı bir süreçten bahsediyoruz. IŞİD’in eğitiminden geçen bir HTŞ’den bahsediyoruz. Suriye’deki savaşın başında Alevilere yönelik katliam fetvaları verildi ve işgalci oldukları söylendi. Kimi fetvalarda Alevi kadın ve çocukları ayrıştırılıyor. Ardından kadın ve çocukların da öldürülebileceği tartışmaları oluşuyor.

    Bugün batılı güçler Colani ile el sıkışmaya başladı. Batılı güçlerin, emperyalistlerin, İsrail gibi bir önceliği var çünkü. Bu bölgede çok açık şekilde İsrail’in güvenliğini söz konusu. Aslında Şam değil İsrail’in devrimi denebilir. İsrail’e taş bile atmayan Colani, Filistinlileri sınıra kadar kovaladı. Medya da Suriye savaşı konusunda önemli rol oynadı. Dünyanın hiçbir yerinde bir ay içerisinde aynı taraftan olan 157 kişinin öldürüldüğü görülmemiştir. Şu an Suriye’de 1500’e yakın gazeteci var ama bir sessizlik var. Kimse haber, rapor girmiyor.”

    “AVRUPA, ALEVİLERİN KATLEDİLMESİNE SES ÇIKARMIYOR”

    Gazeteci Musa Özuğurlu da konuşmasında “Suriye’de Aleviler iktidar değillerdi” diye belirtti. Alevilerin toplumun en alt kademesinde olduğunu söyleyen Özuğurlu, şöyle devam etti:

    “Hafız Esad, siyasal düşüncelerle hareket ettiği için iktidara geldi. Suriye’de Aleviler, BAAS rejimiyle özdeş tutulup, yönetimden faydalanıyorlarmış gibi göründüler. Aleviler her zaman için yalnızdılar. Hiçbir zaman için kimsenin temas ve işbirliği kurmadığı kesimdir Aleviler. Aleviler ülkenin en yoksul ve yalnız kesimidir. Günah keçisi ilan edilmelerinin hiçbir maddi temeli yoktur. Sünni kesim, ticaret yapıp devlet memurluğunu aşağıladıkları için Aleviler, asker, polis, devlet memuru olabildiler. Şimdi deyim yerindeyse Aleviler kabak gibi ortada kaldılar. Esad iktidarı bunun hiçbir çalışmasını yapmamış ve şu an Aleviler açık bir şekilde var olma savaşı içerisindeler. Çok ciddi ihlaller yaşanıyor. Hiç kimse de buna ses çıkarmıyor. Tıpkı Kürtlerin, Ezidilerin yaşadıkları gibi şimdi Aleviler için bu süreci görüyoruz. Avrupa şimdi çok büyük ikiyüzlülük içinde. Şimdi El Nusra ile el sıkıştılar ve Alevilerin katledilmesine ses çıkarmıyorlar.

    Aleviler şimdi bir şeyler yapmaya çalışmalı. Avrupa’da ne kadar Alevi kuruluşu varsa bir şeyler yapıyor ama seslerini ulaştıramıyorlar. Bizlerin ciddi ses çıkarması gerekir. Katliam evet yaşanıyor ama daha da ötesinde bir şeyler yaşanmaması için acilen bir şeyler yapmalı. DEM Parti’nin bu konuda birikimi var, bir şeyler yapmalı. CHP de aynı şekilde harekete geçmeli.”

    “ALEVİLER KURUCU GÜÇLERİN DIŞINA ÇIKARILDILAR”

    2. Oturumun moderatörlüğünü Nesteren Davutoğlu yürüttü. “Suriye ve Ortadoğu’da barış ve adalet nasıl sağlanabilir?” başlığının değerlendirildiği oturumun ilk konuşmacısı Hukukçu Orhan Gazi Ertekin oldu. Özellikle, “Kürtler, Aleviler ve Dürzilerin, ölüm ile yaşam arasında kaldığını” söyleyen Ertekin, şöyle devam etti:
    “Aleviler ciddi bir tehdit altındalar. HTŞ, kendisini devlet, liderini de cumhurbaşkanı ilan etti. Özellikle Aleviler, kurucu güçlerin dışına çıkarıldılar. Kurucu güçler dışında kalanlarda katliam, pogrom ve soykırım bir tür kadere dönüşüyor. Kurucu gücün dışında kalanlar göç ve asimilasyonu da beklemek zorundadır. Yoğun bir şiddet potansiyeli ve Colani’nin kartondan bir devleti var. Colani artık ‘devrim dönemi bitti, devlet üzerine konuşalım’ diyor. En çok da hukukçuların daha fazla konuşması, federalizm üzerine daha çok düşünmesi gerekiyor. Daha önce üzerinde hiç düşünmediğimiz meseleler şu an üzerimize yağıyor.
    HTŞ’nin büyük kısmı Rusya ve Avrupa ülkelerinden geldi. Yani modernlik de çöküyor. Yeni bir kamu hukuku geliştirmemiz gerekiyor. Alevilerin bir araya gelmesi üzerine düşünmek gerek.”

    “MÜSLÜMAN OLURLARSA ONLARA DOKUNULMAYACAKTIR”

    Gazeteci İslam Özkan, Selefiliği, ‘Kur’an ayetlerini motamot uygulayanlar’ olarak tanımlayarak bu anlayışın Suriye halkı için karşılık görmeyeceğini ifade etti. Selefiliğin 18. Yüzyılda ortaya çıktığını belirten Özkan, şunları söyledi:
    “Selefilik, ilk çıkışında silahlı çatışmaya karşıydı. Usame Bin Ladin öldürülene kadar cihatçı örgütlerin çoğu, anti batıcı ve anti ABD’ciydi. Sonrasında El Kaide’nin, Suriye’de Alevilere ve BAAS yönetimine yöneldiğini görüyoruz. 2014 yılında Colani’nin bir röportajında ‘İktidar olursanız Müslüman ve sizin mezhebinizden olmayanlara nasıl davranacaksınız?’ sorusu yöneltiliyor. ‘Müslüman olurlarsa onlara dokunulmayacaktır’ diye cevap veriyor.”

    2017 Yılından beri HTŞ, Türkiye ve Rusya ile temasa geçiyor. 8 Aralık operasyonu başlayana kadar HTŞ, teknolojik anlamda çok ilerleme yaşıyor. Drone fabrikaları var mesela. Şu anda uluslararası toplumla iletişime geçen HTŞ’nin, kendi içerisinde de bir çatışma var. Orduyu ele geçirmiş olabilirler ancak toplumu yönetmek kolay olmayabilir. Colani, koşulların dayatılmasıyla bir arada yaşama kültürünü benimsemek durumunda kalacak. Ama ben daha çok AKP tarzı ‘İslami’ bir hegemonya kuracağını düşünüyorum. Devletin kilit noktalarına adamlarını yerleştirecekler. İslam’ı tırnak içerisinde tutmak istiyorum. Çünkü AKP’yi ben de İslam olarak görmüyorum. Eğer HTŞ ile batı arasında sorunlar çıkarsa o zaman çok farklı sonuçlar çıkabilir.”

    “TÜRKİYE’NİN YENİ OSMANLICILIK HAYALLERİ VAR”

    Tarihçi Erdoğan Aydın ise Lozan Antlaşmasıyla birlikte Ortadoğu’daki değişime de işaret ederek şunları söyledi:
    “Siyasal İslamcılık, Ortadoğu’nun son yüzyılına tekabül etmiyor, bin yıllık bir sorun. Savaş Ortadoğu halklarının bir kaderi oldu. Şu anda Türkiye’de iktidar olanlar, dün ulusal devlete karşı çıkıyordu, bugün ise Turancı söylem içerisindeler. Dolayısıyla Türkiye şu anda Suriye’den kopamıyor. Yeni Osmanlıcılık hayalleri ile ilişkili bir iş bu. Ulusal devlet üzerinden bu iş kesinlikle çözülemez. O halde yeni bir formüle, ortak vatanda demokratik bir cumhuriyet mümkün. Buradan yol alınabilirse Aleviler, Kürtler, Dürziler yol alabilir.”

    “SURİYE’DE İSRAİL İLE KOMŞU OLDUK”

    Konferansın üçüncü oturumunun moderatörlüğünü Esen Aslandoğan yürüttü.
    “Ortadoğu’da yaşanan sorunların Türkiye dış ve iç politikasına yüklediği sorumluluklar” başlığını ilk olarak CHP 27. Dönem Milletvekili Ünal Çeviköz yorumlandı.
    Ünal Çeviköz, “Eğer bir şeyler yapmak gerekiyorsa bugünden başlamak gerekir” diyerek sözlerine başladı. Çeviköz, 2017’de önemli değişimlerin başladığını belirterek şöyle devam etti:
    “HTŞ, ustaca bir düzen kurdu. Ancak HTŞ’nin otuz bin militanı var. Bu sayıyla Suriye’yi koruyamazlar. HTŞ’nin içerisinde hala tek vücutluk yok. Şeriat isteyenler var. Onun için Alevilerin üzerine böyle gidiliyor.
    Suriye’de bugün İsrail’e komşu olduk! Bu bölgede değişen jeopolitikle, Suriye’de ileride karşı karşıya gelinebilir. Türkiye’nin İsrail’le karşı karşıya gelmesi de konuşulmakta. Türkiye’deki böyle bir hükümetten, Suriye’de olanlara karşı bir şeyler yapmasını beklemek de pek mümkün görünmüyor.”

    “TÜRKİYE, ORTADOĞUYA SAVAŞ DAYATIYOR”
    DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli de konferansın konuşmacıları arasındaydı. DEM Parti olarak “Ekmek, adalet ve Barış” mücadelesi yürüttüklerini söyleyen Temelli, şu değerlendirmeyi yaptı:
    “Adalet istiyorsak bir araya gelmeliyiz. Büyük bir demokratik dönüşümün eşiğindeyiz. Ama bu dönüşümü hayata geçirmek için yoğunlaşma içerisindeyiz. İstanbul’da kent uzlaşısı yaptıkları için 10 kişi tutuklandı ve Van Büyükşehir Belediyesine kayyım atandı. Bugünkü iktidar, aslında kendinden öncekilerden devraldığını yürütüyor. O nedenle bugün siyasi tutsaklık var. Gazeteciler bu nedenle tutuklanıyor ve belediyelere kayyım atanıyor. Türkiye demokratikleşirse Ortadoğu’nun da barışı mümkün olabilir. Emperyalistlerin rolünü rol yapan senin içerideki sorunundur. Kürt sorunu. Düşünsenize, bu ülkenin anayasası bir darbe anayasası.
    Suriye’de ‘Kürt anasını görmesin’ üzerinden yol almaya çalışıyor. Kürt meselesi, Suriye’de demokratikleşmenin önünü alan bir mesele. Bu yolun açılması için Rojava statüsünün de önünün açılması gerekiyor. Aynı şekilde Irak’taki federatif yapının neden sağlıklı işlemediğine baktığımızda yine Türkiye’nin dayattığı çatışmayı görüyoruz. 15 Şubat’ta İmralı’dan bir açıklama beklenirken Van’a kayyım atanıyor. Tamamen bir kumpas davası yani. Faşizm kurumsallaşıyor. Eğer Türkiye, Kürt meselesini çözmüş olsaydı, Irak ve Suriye’ye sahip çıksaydı bugün Alevilerin yaşadıklarına da Gazze’de olanlarla da karşı karşıya gelmezdik diye düşünüyorum.”

    “BU TOPRAKLARDA 1000 YILLIK ALEVİ SORUNU VAR”
    Konferansın son konuşmacısı Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan oldu. “Ortadoğu’da Aleviler sanki ilk kez mağdur ediliyormuş gibi konuşulmakta” diyen Aslan Aleviler konusunda bir duyarlılık oluşturulamadığını vurguladı. Alevilerin, her mücadelede yer aldığını ancak “Alevi” kimliğiyle görülmediğini söyleyen Mustafa Aslan şu konuşmayı yaptı:
    “2011’den bu yana Suriye’de bir arada yaşamı savunduk ve dile getirdik. Madımak’ta, 10 Ekim’de, Maraş’ta katlettiler ve bu zihniyetin bugün iktidarda çok faklı düşünmediğini görüyoruz. Bu ülkede Kürt sorunu var ve bu sorun 200 yıllık ise Alevi sorunu 1000 yıllıktır. Bunu aynı zamanda bir Kürt olarak söylüyorum. HTŞ’nin, bir katliam yapmadığını söyleyenler var. Kimi yaptığımız görüşmelerde BAAS’ın yıllarca katliam yaptığını, bu zulme karşı Alevilerin ses çıkarmadığını söyleyenler oldu. HTŞ’ye zaman verilmesi gerektiğini, değiştiklerini söyleyenler de oldu. Ama bugün bizim çığlığımıza ses verilmesi gerekiyor. Bu topraklarda bin yılı aşkın bir süredir Aleviler katlediliyor. Bizler düşmanımızı biliyoruz. Kendimizi dostlarımıza da yeterince anlatamamışız, bunun da eksikliğini yaşıyoruz. Bizim inancımız, hiçbir zaman yayılmacı bir anlayış olmadı. Aleviler tabi ki siyasal bir mücadele verecektir. İnadına Aleviler bulundukları topraklarda siyasal mücadele verecektir. Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Özuğurlu: Rusya’nın yaklaşımı eskisi gibi olmayacak

    Özuğurlu: Rusya’nın yaklaşımı eskisi gibi olmayacak

    PİRHA- Gazeteci Musa Özuğurlu, “Bugün artık söylemlerden fiiliyat aşamasına girildi” diyerek İdlip eksenli savaşın yayılabileceğine dikkat çekerek, “Ankara’nın bugüne kadar kullandığı “Suriye ordusu daha önceki mevzilerine geri çekilmeli aksi halde harekete geçeceğiz” kararından geri adım atma ihtimali, yaşanan bu son gelişme ile tamamen ortadan kalktı” dedi.

    Gazeteci Musa Özuğurlu, Gazete Duvar’daki köşesinde İdlip saldırısını değerlendirdiği yazısında “Günlerdir yaşanan tırmanışın sonuçlarından birinin bu olması sürpriz değil. Rusya son zamanlarda Türkiye’ye yönelik açıklamaların dozajını arttırıyordu. Bu mesajlar sadece sert eleştirileri değil uyarıları da içeriyordu ancak Ankara bu uyarıları dikkate almadı” diyerek şunlara yer verdi:

    “Sahada savaşın böyle bir sonuca yol açması kaçınılmaz bir durum ancak Türkiye tarafı kayıpların bu denli büyük olabileceğine ihtimal vermiyordu (Hayatını kaybeden asker sayısının çok daha fazla olabileceği belirtiliyor). Askeri açıdan içinde bulunulan büyük bir başarısızlık hikayesinden bahsediyor da olabiliriz, bu da işin bir başka boyutu. Şimdi Rusya “ben değil, Suriye ordusu vurdu” diyor. Böylece hem sorumluluk almamış oluyor, ama daha önemlisi TSK mensuplarının terör gruplarının arasında savaştığını ve bu nedenle hayatını kaybettiğini vurgulayarak sorumluluğu Türkiye’ye yüklemiş oluyor. Açıklama Rusya’nın bu konuda kararlılığını da gösteriyor. Bundan sonra Türkiye Batı blokunu ve NATO’yu devreye sokmaya çalışacaktır, ancak NATO’nun bu sürece bu başlık altında dahil olması Rusya-NATO karşılaşması anlamına gelir. NATO’nun 5. maddesi ise burada işletilebilir bir madde değil. Zira bu madde “bir NATO üyesinin topraklarında hedef alınması durumunda” geçerli. Ancak gelişmelerin yaşandığı yer NATO ülkesinin (Türkiye’nin) dışında.”

    “Sonuçta bugün artık söylemlerden fiiliyat aşamasına girildi” diyen Özuğurlu, Ankara’nın bugüne kadar kullandığı, “Suriye ordusu daha önceki mevzilerine geri çekilmeli aksi halde harekete geçeceğiz” kararından geri adım atma ihtimali yaşanan bu son gelişme ile tamamen ortadan kalktı. Rusya’nın Türkiye’ye yaklaşımının Türkiye’nin ısrarı ve yaşanan bu son gelişme nedeniyle eskisi gibi olmayacağı büyük olasılık” diye tamamladı.

    Yazının tamamı için;

    https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2020/02/28/rusyanin-yaklasimi-eskisi-gibi-olmayacak/

     

  • ‘Alevilikte ibadet korku üzerine değil sevgi üzerine kuruludur’- VİDEO

    ‘Alevilikte ibadet korku üzerine değil sevgi üzerine kuruludur’- VİDEO

    PİRHA- HDK Halklar ve İnançlar Komiyonu’nun düzenlediği “Halklar ve İnançlar Kendini Anlatıyor” program dizisinin bugün ikincisi gerçekleştirildi. Arap Alevilerinin kendini anlattığı programda konuşan araştırmacı yazar ve sosyolog Tevfik Usluoğlu, “Alevilerde din yaşamdır; gericilik, katletme kültürü üzerine kurulu değildir. Alevilikte cihat ilimle, nefisle ve malla olur, kılıçla cihat olmaz” dedi. 

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Komisyonu’nun düzenlediği “Halklar ve İnançlar Kendini Anlatıyor” program dizisinin ikincisi gerçekleştirildi. Programda Arap Alevileri kendini anlattı. Konuşmacılar Musa Özuğurlu Arap ‘Alevilerinde Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’in önemi’ , Ahmet Kara ‘Hatay Alevi toplumunun özgünlüğü’, Tevfik Usluoğlu ise ‘Tarihsel, kimliksel, inançsal boyutlarıyla Arap Alevileri’ konularını işledi.

    Moderatörlüğünü HDK Halklar ve İnançlar Komisyonu Üyesi Meryem Fehime Oruç’un yaptığı programa Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eşbaşkanı Selda Güneş, DAD yöneticilerinden Bülent Felekoğlu, DAD Eyüp Şube Eşbaşkanı Nergiz Güzel ve HDK bileşenleri katıldı.

    Programda ilk sözü alan gazeteci Musa Özuğurlu, ‘Arap Alevilerinde Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’in önemi’ konusunu anlattı.
    Arap Alevilerinin peygambere uyduklarını belirten Özuğurlu, İslamın içinde sayılması için önce bir Allah inancının olması ve peygambere inanması gerektiğini ve sonradan ayrışmaların çıktığını ifade etti.

    “İNSANLARIN ALEVİ OLUP OLMADIĞINI BELİRLEYEN ALİ’YE OLAN YAKINLIĞIDIR”

    “Neden Arap Aleviliği diyoruz?” noktasında Anadolu Aleviliği ile Arap Aleviliği arasında anlayışlarda ve ritüellerde farklılıklar olduğunu kaydeden Özuğurlu, Arap Alevilerinin Allah’ın birliğine ve peygamberin son peygamber olduğuna inandıklarını söyledi. Ayrımın Hz. Ali ile başladığını dile getiren Özuğurlu, “Arap Alevilerine göre insanların Alevi olup olmadığını belirleyen Ali’ye olan yakınlığıdır” dedi.

    “ARAP ALEVİLERİ İSLAMIN MERKEZİNDE”

    Arap Alevilerinin kendilerini İslam’ın merkezinde gördüklerini dile getiren Özuğurlu, Hz. Muhammed’in Hz. Ali’nin çocukluğundan beri onu vasi atadığını aktardı. Sünni kesimin Ali’ye bir görev verilmediğini ifade ettiğini ancak bir başka kesimin de bunun tam tersini söylediğini aslında Muhammed’in ölmeden önce Ali’yi halife atadığını söylediğini belirten Özuğurlu, Muhammed’in ölümünden sonra iki emanet bıraktığını ve bunların Kuran ve ehlibeyti olduğunu ancak Sünni kesimin bunu ‘Kuran ve sünnetim’ olarak çarpıttığını, Şia kesiminse daha çok Kuran ve ehlibeyti sahiplendiğini kaydetti.

    Alevilerin Hz. Ali’nin yolundan gittiğini ve Ali’nin Arapçanın gramerini yazdığını dile getiren Özuğurlu, Hz. Ali’nin peygamberin ve Kuran’ın bütün ilmine hakim olduğunu bu yüzden Arap Alevilerinin Ali’nin yolundan gittiğini belirtti.

    “BÜTÜN DİNLERİN BATINİ TARAFI VARDIR”

    Alevilerin yüzyıllar boyunca katliamlara uğramalarına rağmen yine de inançlarını ve dillerini korumayı başardıklarını dile getiren Özuğurlu, “Bütün dinlerin gizli tarafları vardır. Ancak bir şeyin gizli olmasıyla yanlış olması ayrı şeylerdir. Bütün dinlerin batıni tarafı vardır ve Alevilerin de batıni tarafı vardır. Felsefi bir tutum olarak insanı en üstün tuttukları için Aleviler Ali’yi merkeze koyarlar” dedi.

    Arap Alevilerinin Kur’an’ı, peygamberi ve Hz. Ali ile ehlibeyti temel aldıklarını ve kendilerini asıl İslam olarak adlandırdıklarını ifade eden Özuğurlu, Arap Alevilerinde ramazan orucu ve namazın var olduğunu dile getirdi.
    Alevilerin kutsal kitaplara ve kişilere eşit derecede kutsiyet atfettiklerini ifade eden Özuğurlu, Arap Aleviliği içinde “Alevilik İslam’ın içi midir, dışı mıdır?” tartışmasının olmadığını kaydetti.

    “GENÇLERDE KAYMA VAR”

    Antakya Kültürünü Tanıtma ve Yaşatma Derneği Başkanı Ahmet Kara, Hatay Alevi toplumunun özgünlüğü konusunu anlattı. Asimilasyona vurgu yapan Kara, Arap Alevilerinin inançlarını çocuklarına çocuklukta öğretmeleri gerektiğini belirtti. Arap Alevi toplumunun kültürünün unutulmaması için Antakya Kültürünü Tanıtma ve Yaşatma Derneği’ni kurduklarını söyleyen Kara, Hatay’da 72 milletin yaşadığı bir Alevi kültürü olduğunu aktardı. Çocukluktan beri Alevi kültürünün iyi verilmediği için gençlerde bir kayma olduğuna işaret eden Kara, resmi kurumların sadece Sünni kesime göre kararlar aldıklarını ve bu yüzden de Alevi inancının yok sayıldığı ve bir adım ileriye gitmediğini ifade etti.

    “ALEVİ KÜLTÜRÜ ÜZERİNDE DAHA ÇOK DURULMALI”

    Hatay’da işlenen suç oranlarının Türkiye genelindeki istatistiklerde düşük olduğunu söyleyen Kara, Hatay’ın 72 milletin var olduğu, insan merkezli evrensel değerlere sahip laik insanların çok olduğu ve kimsenin kimseye karışmadığı güzide bir kent olduğunu dile getirdi. Kara, git gide asimile olan Alevi kültürü üzerinde daha çok durulması gerektiğini de ekledi.

    “ARAP ALEVİLER DİĞER  SÜREKLERDEN KOPUK DEĞİL”

    Kara’nın arkasından söz alan araştırmacı yazar ve sosyolog Tevfik Usluoğlu tarihsel, kimliksel ve inançsal boyutlarıyla Arap Alevileri konusunu işledi.

    Alevi kelimesinin “Ali’ye bağlı olanlar” anlamına geldiğini söyleyen Usluoğlu, kimliksel olarak Arap Alevilerinin Arap oldukları bilgisini verdi. Alevi kelimesinin tarihteki kullanımlarından örnekler veren Usluoğlu, Alevlerin ilk yazılı kaynaklarından biri olan İmam Muhammed Bakır’ın kitabında da Alevi kelimesinin geçtiğini ve bunun 699 yılına tekabül ettiğini belirtti.

    Usluoğlu, Arap Alevilerinin Suriye Humus, Lazkiye, Tartus, Hama, Şam ve Lazkiye, Türkiye’de Adana Mersin, Hatay Filistin Ürdün’de, Lübnan’da, Mısır’da, Irak’ta Arna ve Sincar bölgelerinde, İran, Pakistan, Hindistan, Avustralya Sidney, Melbörn, Şili, Arjantin, ABD Pensilvanya ve Kanada da yaşamakta olduğu dikkat çekti.

    Usluoğlu, Arap Alevilerinin diğer Alevi süreklerinden kopuk olmadığını ve yol bir sürek bin bir düsturuyla süreklerin birbirine bağlı olduklarını kaydetti.

    “ÖZGÜN BİR UYGARLIĞIN ORTAYA ÇIKIŞI GADİR HUM”

    Peygamberin son haccı yani veda haccı olan Gadir Hum’da Ali’nin yolunu tutarak onu vasisi ilan etmesiyle birlikte Aleviliğin ortaya çıktığını ve orada Ali taraftarlarının oluştuğunu belirten Usluoğlu, dinlerin birbirinin devam olduğunu kaydetti. Usluoğlu, Alevilere göre tarihte özgün bir uygarlığın ortaya çıkmasının Gadir Hum’da gerçekleştiğini dile getirdi.

    “ALEVİLİKTE İBADET SEVGİ ÜZERİNE KURULUDUR”

    “Din insan için vardır, insan din için yoktur. Din insanın hizmeti için indirilmiştir” diyen Usluoğlu, Kuranın ilk ayeti olan ‘oku’ kelimesinin insanların sürekli okuyup araştırması gerektiğini vurguladığını ve Alevilerin bunu esas aldıklarını ifade etti. Usluoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Alevilerde din yaşamdır, gericilik, katletme kültürü üzerine kurulu değildir, bu din değildir. Alevilikte cihat ilimle, nefisle ve malla olur, kılıçla cihat olmaz. Zahir, batın meselesi tüm dinlerde vardır. Aleviliğin ibadet algısı ilaha duyulan sevgi üzerine kuruludur, korku üzerinde değil. Alevilik tüm peygamberlere eşit yaklaşır. Arap Alevilerinde İsa’nın havariler bayramı kutlaır 14 Temmuz’da. Farısi kökenli olan Newruzi bayramlar Alevilerde de kutlanır. Birisi Hz. Ali’nin doğumudur. Tecelli, Mihrican bayramları da kutlanır. Arap Aleviliğinde tüm insanlık hazinesi birleştirilerek bir dini ve kültürel algı oluşturulmuştur.”

    Alevilerin merkezi iktidarlara olan tavırlarından dolayı tarih boyunca sürekli katliamlara uğradıklarını hatırlatan Usluoğlu, “Suriye’de kadınlar Fatiha okunarak katledildi. Bunu tarih boyunca yaşanan Alevi katliamlarından da biliyoruz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL