Etiket: Musa Piroğlu

  • Piroğlu: Asıl sorun, bu barış sürecinin kim tarafından sahiplenip nasıl yürütüleceğidir!-VİDEO

    Piroğlu: Asıl sorun, bu barış sürecinin kim tarafından sahiplenip nasıl yürütüleceğidir!-VİDEO

    PİRHA – DEM Parti MYK Üyesi Musa Piroğlu, Kürt sorununun çözümü konusunda yürütülen süreci değerlendirdi. Piroğlu, “Asıl sorun, bu barış sürecinin kim tarafından sahiplenileceği ve nasıl yürütüleceğidir” diyerek Kürt halkının taleplerinin uluslararası görünürlüğe ulaştığını vurguladı. Musa Piroğlu, “Bu ülke belki de tarihin en travmatik yoksullaşmasını, en ağır sosyal çürümesini ve en büyük adaletsizlik dönemini yaşıyor. Barış mücadelesi aslında bu yüzden bunların da aşılabilecek koşulları yaratmadır” diye de ekledi.

    1 Ekim 2024’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Mecliste yaptığı konuşmada “Yeni bir döneme giriyoruz. Dünyada barış olurken ülkemizde de bu barışı sağlamalıyız” cümlelerini sarf etti. Bahçeli’nin bu konuşması ardından ülke, yeni bir gündeme perde aralamış oldu.

    Cumhuriyet tarihinin en sağcı, en dinci hükümeti olarak ifade edilen AKP-MHP Hükümeti, Kürt sorununun çözümü adına nasıl bir adım atacak; detaylarını Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Merkez Yürütme Kurulu üyesi Musa Piroğlu ile konuştuk.

    “DEVLET AKLI, SURİYE’DEKİ GELİŞMELERİ DOĞRU OKUDU”

    Aynı zamanda 27. Dönem HDP İstanbul Milletvekilliği yapan Musa Piroğlu, “Devlet Bahçeli niye böyle bir çağrı yaptı? Bu çağrı neden Bahçeli tarafından yapıldı?” sorularını irdeleyerek değerlendirmesine şu sözlerle başladı:

    “Bahçeli aynı açıklamada iki tane önemli vurgu yaptı. Bir; ‘sınırının ötesinde çok ciddi gelişmeler oluyor’. İki; ‘Terörsüz Türkiye’de ekonomi canlanacak, maaşlara zam yapılacak’ dedi. Aslında iki vurgunun kendisi bu çağrının neden yapıldığını da göstergesiydi. Kişisel inancım şudur ki aslında Devlet Bahçeli’yi bu sürece itekleyen uluslararası gelişmelerin kendisi oldu. İçeride de bir dizi gelişme var ama savaş ortamının en aza indiği içeride, çatışma ortamının neredeyse uzun süredir hissedilmediği bir dönemde ve onların deyimiyle ‘örgütün bittiğini’ iddia ettikleri süreçte Bahçeli çıktı; hem de en uçtan, ‘Abdullah Öcalan çıksın gelsin bu açıklamayı yapsın’ dedi. Bahçeli’yi buna itekleyen şey aslında onun temsil ettiği devlet kliklerinden birinin, siyaset okumasıdır. Benim iddiam, bu süreçte Devlet Bahçeli ile Erdoğan arasında bir açı farkı oldu. Bu uzunca bir sürede Erdoğan’ın süreçte ayak diremesiyle de çok belirgin hale de geldi. Devlet Bahçeli’nin temsil ettiği devlet aklı, Suriye’deki gelişmeleri doğru okudu. Ve şunun farkına vardılar ki Esad yıkılacak. Esad’ın yıkılması demek Aslında Suriye’de haritanın yeniden çizilmesiydi. Esad sonrası harita yeniden çiziliyordu ve Suriye’de bir seçenekleri vardı. Ya Kürt halkı ile beraber bu sürece hegemonik olarak dahil olacaklardı ya da topyekün kaybedeceklerdi.”

    “ÖNEMLİ BİR KAVŞAK!”

    DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Musa Piroğlu, sürecin “Demokratik toplum” vurgusuyla ele alınması gerektiğini söyledi. “Kürt halkı özgürleşmeden Türkiye’de demokrasinin gelme şansı yok” diyen Piroğlu, şöyle devam etti:

    “Türkiye’de demokratikleşme mücadelesi ve demokratikleşme sağlanmadan Kürt halkının özgürleşme şansı da söz konusu değil. Bu ikisi iç içe geçmiş, birbirini diyalektik olarak besleyen bir olgudan ibarettir. Bu noktada PKK’nin silah bırakma çağrısı, hamlesi ve bunun üstünden devletle yürütülen görüşmeler eğer bir demokratik barışla sonuçlandığı andan itibaren kaçılmaz olarak Türkiye’deki otoriterleşme eğilimlerin de son bulması anlamına geliyor. Önemli bir kavşaktan geçiyor ülke. Bir yandan bir barış süreci işliyor. Tarihsel bir gelişme, 50 yıllık bir çatışmanın sona ermesi bütün Ortadoğu’yu kapsayan bir olgudan söz ediliyor. Sorun, bu barış sürecinin kim tarafından sahiplenileceği ve nasıl yürütüleceği. Kabul etmek gerek; masaya oturan herkesin kendi planları, ajandaları vardır ve bunu oraya dayatmaya çalışırlar. İki kanadın da ayrı ayrı ajandaları olsa bile ortaklaştıkları ajandalar var.”

    DOĞRU SÜREÇTE SİLAH BIRAKMA KARARI!

    Musa Piroğlu, PKK’nin kendini feshetme kararını da yorumladı. Kürt halkının çok ağır bedeller ödediğini vurgulayan Piroğlu “Ancak, dili dahi yasak olan bir halk, dilini konuşur hale geldi. Kimliği yok sayılan, ‘kart kurt’ denilen bir halk bir ulusal kimlik haline geldi bu mücadelenin sonunda” diye ekledi.

    Musa Piroğlu, konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Bu mücadelenin sonunda örneğin Newroz olgusu bu ülke topraklarında boy verdi, bir bahar bayramından çıkıp bir siyasal duruşa evirildi. Bunların hepsi ağır mücadelelerin sonucunda kazanıldı ve Kürt özgürlük mücadelesi, Kürt halkının talepleri, uluslararası bir görünürlüğe ve uluslararası meşruiyete ulaştı. Örneğin Rojava, bu sürecin ürünü olarak şekillendi. Kürt hareketini sadece Kandil ile sınırlayan, onun etki alanını, Kürt halkının varoluş koşullarını sadece Kandil’de gören ve bu yüzden de ne kazanıldığı tartışmasını yürütenler bir bütün Kürt coğrafyasına bakmadan bunu sağlayamazlar. Örneğin uzun süredir dile getirilen Kürt Ulusal Konferansı’nın toplanma imkanları ortaya çıktı. O yüzden 47 yıllık mücadele aslında çok büyük kazanımlarla geldiği yere ulaştı ve belki de finali dediğimiz o silah bırakma işini aslında bu kazanımların üstüne inşa etti. Sadece ‘Türkiye yakasında ne kazandılar, ne aldılar devletten’ sorusu üstünden bir tartışma yürütüldüğünde bunun boyutları tam görülemiyor. Dediğim gibi süreci başlatan sadece Türkiye’deki gelişmeler değil de süreci başlatan, belki de esas olarak Rojava’daki gelişmelerdi. Bazen tarihsel alanı unutup anı tartışmaya kalkıyoruz. O anı yaratan tarihsel dokuyu görmezden geldiğimizde hiçbir şeyi de görmez hale geliyoruz. O yüzden bence kazanımlar çok büyük. Tarihini tam çıkaramıyorum ama yine bir ateşkes dönemiydi; yapılan açıklama şuydu: ‘Biz yapacağımızı şimdiye kadar yaptık. Sıra artık demokrasi güçlerinde. Biraz da artık onlar bu işi üstlenmeli. Silahın geldiği yer burası’ denildi. Bugün geldiği yer de biraz bununla tarif etmek zorundayız.”

    “DEMOKRASİNİN OLMADIĞI YERDE BARIŞIN ŞANSI YOK”

    Kürt sorununun çözümünün Türkiye’de başka sorunların çözümüne de eşik olacağını ifade eden Musa Piroğlu, şunları söyledi:

    “Tam da aslında mihenk taşı buradan geçiyor. Barış, Kürtlerin sorunu değil. Barış, sadece Kürt halkının talebi değil. Barış, birebir Türkiye’deki demokrasi güçlerinin, emek güçlerinin de sorunu. Bunun birkaç tane başlığı var. Birinci başlık, ekonomik alan. Milyar dolarlar harcanıyor savaşa. Savaş, sadece bir para ve insan öğütme makinesi olmaktan da çıkmış durumda. Aynı zamanda her çeşit toplumsal kirliliğin kaynağı haline gelmiş durumda. Savaş aynı zamanda batıdaki siyasal baskının da temel aracı hâline gelmiş durumda. Örneğin, Selçuk Kozağaçlı’dan, Can Atalay’a kadar bir sürü insan, terör suçlamasıyla çok rahat tutuklanabiliyor. İşte üniversite öğrencilerine saldırılar buradan kaynaklanıyor. Kayyum sadece Kürt şehirlerindeki belediyelerin sorunu olmaktan çıktı. CHP de bugün onun kavgasını veriyor. CHP’ye de kayyum atanacak deniyor. Bir kayyum devleti haline geldi bu devlet ve bunların hepsi aslında önce Kürt halkına yönelik saldırılar ve bu saldırıların toplumun bütünündeki sessizlikten beslenmesiyle yürüdü ve adım adım buraya geldi. Bu noktada Kürt halkı ile yürütülen barış görüşmesi demokratikleşmeden bağımsız bir şey değil. Zira demokrasinin olmadığı yerde barışın yeşerme şansı yok. Ve aslında bence bunun en farkında olan kişilerden biri de Erdoğan. Yani kafasındaki otoriter rejimi devam ettirmesi sıkıntıya giriyor. Bu yüzden sürekli ayak diretmeye çalışıyor ve belki de hala tedirgin olduğumuz yer bu süreçte Erdoğan’ın bu durumu. Barışın olmadığı bir coğrafyada da demokrasinin inşa edilme şansı kesinlikle yoktur.

    “BUNDAN SONRA SORUNUN NASIL ÇÖZÜLECEĞİNİ KONUŞACAĞIZ”

    Musa Piroğlu, “Bundan sonrasında ne olacak?” sorusunu da cevapladı. Piroğlu ayrıca, devlet tarafından öncelikle yapılması gerekenleri ise şu şekilde sıraladı:

    “Öncelikle hapishanelerle ilgili taleplerimiz var. Bunların başında da siyasi tutuklular ama özellikle de hasta tutukluların derhal serbest bırakılması yatıyor. Bu siyasi tutsakların içinde eş başkanlarımız, üyelerimiz, belediye eş başkanlarımız var. Ama aynı zamanda bunların içinde Can Atalay, Selçuk Kozağaçlı, onlarca gazeteci de var. Bu uygulamaların sona ermesi, infaz ceza yasasında gerekli değişimlerin yapılması gibi bir temel talebimiz var.

    İkinci ve bundan da önce gelen talep, İmralı tecridinin sonlandırılması ve Sayın Öcalan’ın bu süreçte nasıl ki silah bırakma sürecini yönetip, yönlendirdiyse şimdi demokratikleşme sürecinde de toplumla doğrudan temasının sağlanması ya da toplumsal dokuya önderlik eden kişilerle doğrudan temasının sağlanması gibi bir talebimiz var.

    Bugünlerde Kürt Dil bayramı kutlanıyor. Tabii ironik bir durum da var. Kürtçe şarkı söylediği için tutsak olan sanatçıların olduğu bir coğrafyada Kürt dil bayramı kutlanıyor ve barış sürecinden geçiyoruz aynı zamanda güya! O yüzden bunların aşılması gerekiyor. Kürt halkının temel taleplerinin ve özellikle de belediyelerine kayyum atanmasına yol açan o irade gaspının sonlanacağı bir dönemin inşa edilmesi ve aslında bir bütün olarak gerçekten Kürt sorununun çözüleceği bir dönemin başlamasını istiyoruz. Bunların kendisi Kürt sorununun çözülmesi anlamına gelmiyor. Sadece Kürt sorununun tartışılacağı sağlıklı bir zeminin oluşması anlamına gelecek. Bundan sonra Kürt sorununun nasıl çözüleceğini konuşacağız. Çünkü Kürt sorunu sadece dil sorunu değil, sadece ceza yasası sorunu değil. Kürt sorunu bir ulusal sorun ve bütün bu baskı, Kürtler ulusal kimliklerine sahip oldukları için yürütüldü. Ve bunun sonlandırılacağı bir dönemin inşası gerekiyor ve burada da partimiz ısrarla TBMM’nin bu konuda görev almasını, bu sürecin meclis tarafından yönetilmesini istiyor.”

    BİZİM İÇİN BARIŞ DEMOKRATİKLEŞMEDEN BAĞIMSIZ DEĞİL”

    Musa Piroğlu, sürecin olgunlaşması adına yurttaşlara çağrı yaparak sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:

    “Barış, bu ülkede sadece insanların katledilmesinin sonlanması anlamına gelmiyor. Barış, bu coğrafyada gerçekten eşit, adil bir toplumun kurulması imkanlarının ortaya çıktığı, demokrasi mücadelesinin yükseldiği bir dönemin başlaması anlamına geliyor. Savaşa akıtılan kaynakların içeride halkın ihtiyaçlarına yönelik akıtılması anlamına geliyor barış. Barış, cezaevlerinde fikrini söylediği için insanların hapis yatmaması anlamına geliyor. Barış, hakkını arayan ya da tepkisini gösteren üniversite öğrencilerinin darp edilip tutuklanmaması anlamına geliyor. Barış, iki halkın arasındaki husumetin artık son bulduğu, birbirine kardeş olduğu bir dönem haline geliyor.

    Demokratik kamuoyunun bir kısmında ‘Kürt halkıyla AKP barışacak ve Erdoğan’ın otoriterliği yürüyecek’ şeklinde bir yorum var. Herkes 7 Haziran 2015’i hatırlamak zorunda. O dönem de bir çözüm süreci yönettik ama o günden bugüne AKP ile yan yana yürümedik. Biz demokratikleşmeden yana yürüdük. Şimdi hem uluslararası açıdan, hem içerideki dengeler açısından, hem de ekonomik açıdan başka bir dönemin içinden geçiyoruz. Bu ülke belki de tarihin en travmatik yoksullaşmasını, en ağır sosyal çürümesini ve en büyük adaletsizlik dönemini yaşıyor. Barış mücadelesi aslında bu yüzden bunların da aşılabilecek koşulları yaratmadır. Görev bu yüzden büyük oranda bize düşüyor. Erdoğan’ın iki dudağına bakıp, yasaların onlar tarafından çıkarılmasını, tutsakların serbest bırakılmasını, onların adalet sistemi içinden beklersek buradan bir şey kazanma şansımız yok. Ama biz sürece sahip çıkabilirsek bunun arkasından çıkarız. Biz bütün gövdemizle ve inancımızla bu sürecin arkasındayız ve bizim için barış demokratikleşmeden bağımsız değil. O yüzden zaten ‘demokratik toplum’ söylemini ısrarla söylüyoruz ve barışı da bunun için kurmaya çalışıyoruz. Herkesi destek vermeye çağırıyoruz.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Tutuklanan gazeteciler için açıklama: Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalı!- VİDEO

    Tutuklanan gazeteciler için açıklama: Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalı!- VİDEO

    PİRHA-Dicle Fırat Gazeteciler Derneği ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği, geçen hafta SİHA saldırısında öldürülen 2 gazeteci için eylem yaptıkları için tutuklanan gazetecilerin serbest bırakılması için basın açıklaması yaptı. SİHA saldırısıyla gazetecilerin hedef alınmasının suç olduğu ifade edilen açıklamada, “Gazeteciliğin onurunu her koşulda savunacağız! Gazeteci arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır! Yaşasın Özgür Basın!” denildi.

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG), SİHA saldırısıyla katledilen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin için 21 Aralık’ta İstanbul’da yapılan eylemde gözaltına alınıp tutuklanan 7’si gazeteci 9 kişinin serbest bırakılması talebiyle İHD İstanbul Şubesi’nde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamaya, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, DEM Parti Milletvekili Çiçek Otlu, DEM Parti MYK üyeleri Musa Piroğlu, Ender İmrek’in yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

    “Gazeteciliği savunacağız” pankartının açıldığı eylemde katledilen ve tutuklanan gazetecilerin fotoğrafları taşındı.

    Basın açıklamasını Yeni Yaşam Gazetesi Muhabiri Ezgi Çadırcı okudu.

    “SİHA SALDIRISIYLA 5 GAZETECİ YAŞAMINI YİTİRDİ”

    Ezgi Çadırcı, “Türkiye’ye ait SİHA ile yapılan saldırıda gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin yaşamını yitirdiğini söyleyerek “Bu Türkiye’nin SİHA ile gazetecileri hedef aldığı son saldırı değil” dedi. Ezgi Çadırcı, son 5 ayda Ezidi gazeteci Murad Mirza İbrahim’in Şengal’de, gazeteciler Gülistan Tara ve Hero Bahadîn’in Süleymaniye’de SİHA saldırısına uğraması ile birlikte yaşamını yitiren gazeteci sayısının da 5’e yükseldiğine dikkat çekti.

    “BU ÜLKEDE GAZETECİ OLMAK MAFYA BARONU OLMAKTAN DAHA TEHLİKELİ!”

    Türkiye’deki gazetecilerin gözaltı, hapis, darp, engellenme gibi sayısız hak ihlali ile boğuşurken, komşu ülkelerin topraklarında ise suikastlere uğradığını da ifade eden Ezgi Çadırcı, sözlerine şöyle devam etti:

    “Gazetecilik mesleği giderek en tehlikeli meslekler arasına girerken, mafya baronları, uyuşturucu tacirleri, kadın tacizcileri, çocuk istismarcıları, yolsuzluk yapanlar güven içinde hareket ediyor ve yaşıyor. Bugün bu ülkede gazeteci olmak, mafya baronu olmaktan daha tehlikeli!”

    “ARKADAŞLARIMIZ İŞKENCEYLE GÖZALTINA ALINDI”

    Gazetecilerin katledilmesinin savaş suçu olduğunu ifade eden Ezgi Çadırcı, “Çatışma bölgelerinde hayatlarını korumakla mükellef olduğu gazetecileri hedef aldığı yetmemiş gibi gazetecilerin katledilmesini protesto eden gazetecileri de hedef almaktadır. İstanbul’da anayasal bir hak olan basın açıklamasına katılmak isteyen gazeteci arkadaşlarımız, tüm yasalar çiğnenerek, anayasa ayaklar altına alınarak işkence ile gözaltına alınmıştır. Gazeteci arkadaşlarımız Gülistan Dursun, Pınar Gayıp, Serpil Ünal, Hayri Tunç, Enes Sezgin, Osman Akın, Can Papila ile yurttaşlar Hacı Ugis ve İmam Senol tutuklanmıştır” diye konuştu.

    “İŞİD’LİLER TAHLİYE EDİLDİ”

    Bununla yetinmeyen iktidar, gazetecilerin katledilmesine tepki gösteren bir paylaşım yapan gazeteci Seyhan Avşar, olayı haberleştiren T24, hukuku hatırlatan İstanbul Barosu’na da soruşturma açmıştır. Yetmemiş Gazeteci Özlem Gürses hakkında da Suriye’deki gelişmelere dair söylediği sözler yüzünden ev hapsi verdi. Gazetecilere yönelik dört koldan bir saldırı başlatılırken eşzamanlı olarak katliama karışmış DAİŞ üyeleri sokağa salınmaktadır. Önce Atatürk Havaalanı’na saldırıp 45 kişinin katledildiği saldırıya ilişkin davada 6 DAİŞ’li tahliye edildi. Ardından DAİŞ’e finansman sağlayan 18 DAİŞ üyesi tahliye edildi.

    “GAZETECİLİĞİN ONURUNU HER KOŞULDA SAVUNACAĞIZ!”

    İŞİD sanıklarının tahliye edilmesine tepki gösteren Ezgi Çadırcı, “Biz biliyoruz ki burada hedef alınan hakikattir! Çünkü son dönemde Kuzey-Doğu Suriye’de olan bitenlere dair kamuoyunun dönüp baktığı temel kaynaklardan başında Nazım Daştan ve Cihan Bilgin geliyordu. Ve tam da bu yüzden hedef oldular. Çünkü gerçeğin gücü daima egemenleri, iktidarları korkutur. Çünkü halkın gerçeğin gücünü keşfetmesi her baskıcı iktidarın kabusudur. İşte gazeteciler bu keşfin aracılarıdır ve o yüzden hedeftir. Ancak asla vazgeçmeyeceğiz, asla! Gazeteciliğin onurunu her koşulda savunacağız! Gazeteci arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır! Yaşasın Özgür Basın” ifadelerini kullandı.

    “HABERİNİ YAPTIĞIMIZ İŞKENCELERİN ON KATINI YAŞADIK”

    Tutuklanan gazeteciler adına söz alan Yeni Yaşam Gazetesi Editörü Mahsun Sağlam, bu tutuklamaların yüzyılın bir özeti olarak belirtmek gerektiğini ifade ederek, “Türkiye’nin benzer tekrarlara girerek halklara zulüm baskı işkence yaşatmak istediği açık. Kim gazeteci? Bunu iktidar mı belirliyor. Gazetecilik AKP-MHP iktidarı tarafından kriminalize edilen bir meslek. Gazeteci HTŞ ile röportaj yapanlar mı? Bizim alnımız, sözümüz, hakikatimiz ortada. Kendi köyümüzün yanında, dağın ardında yaşananları kendi köyümüze anlatıyoruz. Son eylemimizde savaş alanında hakikati yazan arkadaşlarımızı kaybettiğimiz için protesto eylemi gerçekleştirmek istedik. Haberini yaptığımız işkencelerin on katını yaşadık” diye belirtti.

    “TÜM HUKUKİ YOLLARA BAŞVURACAĞIZ”

    Ardından ÖHD üyesi Esra Kılıç söz aldı. Aynı eylemde iki üyelerinin de gözaltına alındığına dikkat çeken Esra Kılıç, “Bununla beraber gözaltı sürecinde; ters kelepçe, işkence, hakaret eylemleri olduğunu gördük. Tutuklanan müvekkillerimiz de çıplak arama ve işkenceye maruz bırakıldı. Bu cuma günü suç duyurusunda bulunacağız. Gazetecilerin karşı karşıya kaldıklarına karşı tüm hukuki yollara başvuracağız” dedi.

    “ADALET MÜCADELESİNE VURULMUŞ AĞIR BİR DARBE”

    İktidarın muhalefete yönelik bir ‘kıyım’ politikası yürüttüğünü vurgulayan İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Hakim politikanın karşısında duranlar yargı baskısı, işkence, öldürülmekle karşı karşıya kalıyor. Akıl dışı diye tariflediğimiz gerekçelerle insanlar gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Türkiye kendi yasalarını ihlal ediyor. İşkence yasağı ihlal ediliyor ve mağdur edilenler tutuklanarak işkence gizlenmeye çalışılıyor. Halkın haber alma, halkın tarihin hafızası, adalet mücadelesinin olmazsa olması bu faaliyetlerin cezalandırılması hepimizin adalet mücadelesine vurulmuş ağır bir darbe” ifadelerini kullandı.

    “ÖZGÜR BASININ HABERLERİ ÖZGÜRLÜK KAPILARINI AÇACAKTIR”

    Özgür basın şehitlerini anarak sözlerine başlayan DEM Parti Milletvekili Çiçek Otlu da şunları kaydetti:

    “Katledilen arkadaşların hikayesine baktığımızda hapishane, Kürdistan’da sömürgeci polislere karşı çıkmayı görüyoruz. Nazım’ı nereden tanırsınız? 19 Aralık’ta Taybet Ana katledildiğinde, cenazesi sokakta bırakıldığında, bu hakikati Nazım tüm halka duyurmuştu, oradaki özgürlük umudunu bize iletmişti. Nazım ve Cihan bu hakikati Rojava’da tüm dünya halkalarına duyurmak için haberlerini yapıyorlardı. Atılım Gazetesi’nde çalışmış olan Bayram Namaz ‘Bu mücadele bedel kapılarından geçilerek yürütülüyor’ demişti. Özgür basının bütün haberleri bedel kapılarından geçerek özgürlük kapılarını açacaktır” dedi.

    “ÜLKE ABLUKA ALTINA ALINMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Nazım ve Cihan katledildikten sonra yapılan tüm eylemlere saldırıldığını belirten DEM Parti MYK üyeleri Musa Piroğlu, “Gazeteciler tutuklanıyor, baroya soruşturma açılıyor. Bir bütün ülke abluka altına alınmaya çalışıyor. Halka sefalet, yoksulluk, çürüme dışında bir şey sunmayan iktidar kendini kalıcı haline getirmeye çalışıyor. Özgür basını susturmak istiyorlar, susturamayacaklar. Çünkü onlar katledilen kadınların, yoksulların, işçilerin sesi” ifadelerini kullandı.

    “HAKİKATİN SESİNİ BOĞMAK İSTEDİLER”

    Cihan ve Nazım’ın hakikatin sesi olduğunu söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Hakikatin sesini boğmak istediler. Kalemleri yere düşmezken bizlerin de canlara mücadelelerinde ortak ve destek olması gerekiyor. Herkesi terörist ilan eden bir devlet yapısıyla karşı karşıyayız” sözlerini kullandı

    Burada bulunan tüm gazetecilerle sokaktan tanışıyoruz. Tutuklanan ve burada bulunan gazetecilerin hepsiyle sokaktan tanıştıklarını ifade eden SGDF Eş Başkanı Berfin Polat, “Bizler de işkenceye maruz kaldığımızda onlar da bunu yansıtmak için orada oluyordu. Onlar birer eylemciydi, bizim bu mücadelede omuz omuza yürüdüğümüz yoldaşlar kendileri. Devletin her türden saldırısıyla karşı karşıyayız. 2 Aralık’ta da yoldaşlarımız Rojava’yı savunduğu için tutuklandılar. Hemen ardından Cihan ve Nazım’ı andıkları, onların sesini sokaklara taşıdıkları için tutuklandılar” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından eylem, “Özgür basın susturulamaz” sloganlarıyla son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD’den çağrı: Ermeni Soykırımı’nı tanı, af dile, tazmin et -VİDEO

    İHD’den çağrı: Ermeni Soykırımı’nı tanı, af dile, tazmin et -VİDEO

    PİRHA- İHD İstanbul Şubesi, Ermeni Soykırımı’nın 109. yılına ilişkin dernek binasında açıklama yaptı. İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, “Biz tanı, tazmin et, af dile çağrımızı yineliyoruz. Bu konu tartışılmadan bu coğrafyada gerçek bir barış olamayacağını biliyoruz” dedi

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Ermeni Soykırımı’nın 109. yılında “Tanı, Af Dile, Tazmin Et” başlığıyla basın açıklaması yaptı.

    “CUMHURİYET BU SUÇU YARGILAMIYOR, YÜZLEŞMİYOR”

    Açıklama öncesi söz alan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, “Bu soykırımın ittihatçıların suçu olduğunu biliyoruz ama bu cumhuriyet bu zihniyetin devamı. Cumhuriyet bu suçu yargılamıyor, yüzleşmiyor. Evet bu büyük felaket ama bunun adı soykırım. Biz ‘tanı, tazmin et, af dile’ çağrımızı yineliyoruz. Bu konu tartışılmadan bu coğrafyada gerçek bir barış olamayacağını biliyoruz” dedi.

    Ermeni Soykırımı basın metnini Gülistan Yarkın okudu. Yarkın’ın okuduğu açıklamada “Bütün hukuki sonuçlarıyla birlikte suçu kabul edin. Ancak o zaman nehirlerden akan, vadilerde üst üste yığılan, uçurumlardan atılan, denizlerde boğulan mezarsız ölüler hak ettikleri gibi, haysiyetlerine uygun şekilde gömülmüş olacak. Ruhları huzura erecek. Adalet yerini bulacak” denildi.

    Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Bundan 109 yıl önce 24 Nisan 1915’de zamanın Osmanlı toplumunun sanat, edebiyat, düşünce ve kültür dünyasının en üretken temsilcilerinin de aralarında bulunduğu 220 İstanbullu Ermeni gözaltına alındı. Önce merkez cezaevi olarak kullanılan Mehterhane’ye yani bugün Türk İslam Eserleri Müzesi’nin bulunduğu Merkez Cezaevi’ne, ertesi gün Sarayburnu’na götürülerek orada kendilerini bekleyen bir gemiye bindirilip Haydarpaşa tren istasyonuna götürüldüler. Oradan da Anadolu’nun içlerine doğru yola çıkarıldılar. Bir grup Ayaş’a, bir grup Çankırı’ya götürüldü. Ayaş’a götürülen 70 kişiden 58’i, Çankırı’ya götürülen 150 kişiden 81’i öldürüldü. Bu vahşet bununla sınırlı kalmadı. Dönemin yöneticileri olan İttihat ve Terakki Partisi ve onun tetikçi örgütü Teşkilat-ı Mahsusa aracılığı ve yerel halkın katılımıyla İzmit’ten Eskişehir’e, Kayseri’den Sivas’a, Erzurum’dan Van’a, tüm Anadolu’daki Ermeni varlığına, bütün tarihsel, kültürel, ekonomik ve sosyal dokusuyla birlikte son verildi. Ermenilerin sadece canlarına kastedilmedi. Mallarına, mülklerine, paralarına, hatıralarına, tarihlerine el konuldu. Bir uygarlık, binlerce yıllık anayurdundan tüm izleriyle birlikte silinip yok edildi. Bu süreçte Kuzey Mezopotamya’nın en eski halklarından Süryaniler, Pontus ve Küçük Asya Rumları da soykırıma uğratıldı. Daha da önemlisi T.C devleti dünyanın en başarılı ve en uzun süreli soykırım inkârını gerçek kıldı, kurumsallaştırdı ve en geniş tabana yaygınlaştırdı. İnkâr o kadar başarılı oldu ki, bugün Ermeniler kendi memleketlerinde soykırıma uğradıklarını anlatmak bir yana binlerce yıllık varlıklarını bile kanıtlamak zorunda bırakıldılar.

    Türkiyeli Ermeniler bu inkâr ikliminde, inkârın hayatın her alanındaki taşıyıcıları ve sözcüleri ile birlikte yaşamak zorundayken, dünyanın dört bir yanındaki Ermeniler de ata topraklarından uzaklarda sürekli aile büyüklerinin anılarının incitilmesine katlanmak zorunda kalıyorlar.

    “SÜREKLİ SORUŞTURMA VE DAVA AÇILIYOR”

    Türkiye Cumhuriyet devleti, soykırımı inkâr etmekle kalmıyor, aksine 1915 soykırımını tartışmak isteyenleri de hukuken cezalandırma yoluna gidiyor. Özellikle soykırımla ilgili yapılmış açıklamalara 2018 yılından bu yana sürekli soruşturma ve dava açılıyor. Genel olarak söz konusu soruşturmalar takipsizlik kararıyla, açılan davalar beraat kararıyla sonuçlanmış olsa da son dönemde bu politikanın da değiştiğini görüyoruz. Geçtiğimiz ay sonuçlanan bir davada, yargılanan kişilere, soykırım anması nedeniyle, Türk Ceza Kanunu 301. Maddeden cezalar verildi. İnsan Hakları Derneği, Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon üyeleri Eren Keskin ve Gülistan Yarkın aynı madde nedeniyle yargılanmaktalar. Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon olarak, 2021 tarihinde yaptığımız soykırım anma açıklamamız, cezalandırılmak isteniyor. Bunun da Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu düşünüyoruz. Soykırımın inkârı, soykırımın sürdürülmesidir. İnkâra son verin. Bütün hukuki sonuçlarıyla birlikte suçu kabul edin. Ancak o zaman nehirlerden akan, vadilerde üst üste yığılan, uçurumlardan atılan, denizlerde boğulan mezarsız ölüler hak ettikleri gibi, haysiyetlerine uygun şekilde gömülmüş olacak. Ruhları huzura erecek. Adalet yerini bulacak.”

    “SOYKIRIMA SOYKIRIM DEMEK ZOR BİR DURUMA DÖNÜŞTÜ”

    Açıklamanın ardından DEM Parti MYK üyesi Murad Mıhçı konuşarak, “Yıllardır en gerçekçi sözü kuran İHD, Ermeni toplumunun bir ferdi olarak bizi yüreklendiriyor. Biliyoruz ki yaşadığımız bu süreçte soykırıma soykırım demek zor bir duruma dönüştü. Yargılamalara rağman bu mücadeleyi veren İHD’nin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük. 24 Nisan’la yüzleşmemin azınlık bırakılan halklardan saha çok çoğunluktaki halklar için önemi var. Çünkü yüzleşilmeyen bir toplum büyük tehdit altındadır. Korkuyoruz. Bu konularda konuşabilecek kimse kalmadı. Türkiyeli bir Ermeni olarak bu coğrafyada mücadeleye devam ediyoruz. Her iki topluma da her iki ülkeye de çağrımızdır barışı gerçekten istiyorsanız biz burada köprü olmaya hazırız” dedi.

    “YÜZLEŞME YAŞAMIN SAHİPLENİLMESİDİR”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki de “Tarihsel olarak tanığız ki bu coğrafya katliam ve direniş coğrafyası. Bu soykırımla yüzleşilmesinin önemini çok iyi biliyoruz, bu yaşamın sahiplenilmesidir. Biz biliyoruz ki değişim karşılaşmalarla, tanıklıklarla, tanık olmanın sorumluluğunun yerine getirilmesiyle mümkündür” diye konuştu.

    “YÜZLEŞMEK IRKÇILIĞA KARŞI ÇIKMAK DEMEKTİR”

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) önceki dönem İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu ise “Yüzleşmek yapılmış olanın kabul edilemez olduğunu kabul etmek ve yapılacak olana karşı tavır almak demektir. Bütün suçların, katliamların, soykırımların üstleri örtülüyor. Ermeni halkına karşı işlenen bu suçla yüzleşmek ırkçılığa karşı çıkmak demektir” dedi.

    Konuşmaların ardından basın açıklaması son buldu.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 966. hafta eylemine polis müdahalesi: Çok sayıda gözaltı -VİDEO

    Cumartesi Anneleri 966. hafta eylemine polis müdahalesi: Çok sayıda gözaltı -VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’ndaki eylem ısrarı bu haftada polis ablukası altında devam etti. Eylemde Cumartesi Anneleri ve hak savunucuları kelepçelenerek işkenceyle gözaltına alındı.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 966’ncısı gerçekleştirdi.

    Cumartesi Anneleri’nin Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) verdiği “ihlal” kararına rağmen 25 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkmaları engellenen Cumartesi Anneleri/İnsanları ve hak savunucularının eylemi bu hafta da polis ablukası altında gerçekleşti. Bu haftaki eyleme HDP önceki dönem milletvekili Musa Piroğlu ve TİP Milletvekili Ahmet Şık da destek verdi

    ABLUKA BU HAFTA DA DEVAM ETTİ

    Meydan ve meydana çıkan tüm ara sokaklar  polisler tarafından saatler önce kapatıldı. Yoğun ablukaya rağmen Cumartesi Anneleri/İnsanları ve hak savunucuları, meydana yaklaşır yaklaşmaz polisler tarafından önleri kalkanlarla kesilerek ablukaya alındı. Ablukayı görüntülemek isteyen gazeteciler de ablukadan uzaklaştırıldı.

    MUSA PİROĞLU’NA İKİ ABLUKA

    Cumartesi Anneleri eylemine desteğe gelen Musa Piroğlu alana girmek istediğini belirtmesine rağmen kolluk tarafından tek başına ablukaya alındı. Ablukanın ardından Galatasaray Meydanı’na giden Piroğlu, yeniden ablukaya alındı. İkinci ablukanın ardından konuşan Musa Piroğlu, “Kamuoyuna açık çağrı yapıyorum. Bu ablukayı beraber kıracağız. Birlikte olamazsak bu abluka bu ülkeyi boğacak. Ben herkesi Cumartesi Anneleri ile omuz omuza durmaya, bulunduğu her yeri Galatasaray Meydanı’na çevirmeye çağıyorum” dedi.

    Eylemin engellenmesi çevrede bulunan birçok yurttaşın tepkisine neden oldu.  Polisin müdahalesine karşı yurttaşlar uzun süre alkışlarla Cumartesi Anneleri’ne destek verdi.

    26 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI 

    AYM’nin ihlal kararına rağmen bu hafta 26 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanların isimleri şöyle:

    Hanife Yıldız, İkbal Eren, İrfan Bilgin, Mikail Kırbayır, Besna Tosun, Hasan Karakoç, Ali Ocak, Newroz Ali Tosun, Eren Keskin, Oya Ersoy, Leman Yurtsever, Nazım Dikbaş, Cüneyt Yılmaz, İsmail Yücel, Şükran Diler, Türkan Acar, Ömer Kavran, Hatice Onaran, Seyit Doğan, Begali Kurnaz ,Davut Arslan, Hüseyin Aygül, Doğan Özkan, Gülendam Özdemir, Cem Güncü, Zehra Demir.

    Dilan ŞİMŞEK – Devrim FINDIK/ İSTANBUL

  • Piroğlu: Cumartesi Anneleri’ne yönelik abluka kırılmadan bu ülkeye demokrasi gelmeyecek- VİDEO

    Piroğlu: Cumartesi Anneleri’ne yönelik abluka kırılmadan bu ülkeye demokrasi gelmeyecek- VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’ndaki 960. Hafta eyleminde AYM’nin ‘ihlal’ kararına rağmen bir kez daha ters kelepçe ile gözaltına alınmasına tepki gösteren Musa Piroğlu ” Herkes istediği şekilde hukuğu ezip kendi sözünü hukuk yerine koyabiliyor “dedi.

    Cumartesi Anneleri’nin eylemlerinde her hafta alana çıkarak destek veren Halkların Demokratik Partisi (HDP) önceki dönem vekili Musa Piroğlu Cumartesi Annleri’nin ve insan hakları savunucularının 960. Hafta eyleminde ters kelepçe işkencesiyle gözaltına alınmasının ardından PİRHA mikrofonuna konuştu.

    Piroğlu, herkesin ortak duygu halini paylaştığını ifade ederek “Kanunlar yok. Hukuk işlemiyor ve yukarıdan aşağıya herkes istediği şekilde hukuğu ezip kendi sözünü hukuk yerine koyabiliyor. Burada yaşanan tam da bu. Yazılı bir emir geliyor muhtemelen her hafta sadece tarihi değiştiriyor ve diyor ki burada eylem yapmak yasak. Anayasa Mahkemesi(AYM) kararları bizi bağlamıyor. AYM kararı dendiğinde ‘Bizi kaymakamın emri bağlar. AYM kararı siyasi’ diyerek kenara çekiliyorlar. Bugün de aynı şey yapıldı. Kötü olan ters kelepçe uygulaması devam ediyor. İnsanlar direnmiyor zaten yaş ortalaması oldukça yüksek. Hiçbir direniş olmadan pek çok insanı ablukanın içinde ters kelepçe yaparak gözaltına almaya çalışıyorlar” dedi.

    “GALATASARAY MEYDANI AÇILMADAN HİÇBİR MEYDAN AÇILMAYAK”

    Galatasaray Meydan’ında hukuksuz bir biçimde 19 Haftadır süren gözaltı ve ablukaya karşı ortak mücadele çağrısı yapan Piroğlu, konuşmasını şu ifadelerle tammaladı; “Bu abluka ülkenin Akbelen’in, Dikmece’nin, işçi eylemlerinin, bir bütün olarak bu ülkedeki siyasetin özeti. Yapılması gereken tek şey var, mahkemelerle yasalarla değil halkın kendi öz gücüyle meşru mücadelesiyle bunu aşabiliriz. Sendikalar, kitle örgütleri, siyasi partiler buraya gelip fiili olarak bütün gücümüzle yanlarında durduğumuzu göstersek biz bu ablukayı kırarız. Herkes şunu bilsin Cumartesi Anneleri’ne yönelik abluka kırılmadan bu ülkede demokrasi gelmeyecek. Galatasaray Meydanı açılmadan hiçbir meydan hiç kimseye açılmayacak. Devletin çizdiği çizgiler var. Ya bu çizgileri aşacağız ya da bu çizgilerin altında ezilip kaybolacağız.”

  • ‘AKP, imamı devlet okullarına atıyor; yoksul çocukları çok etkilenecek’- VİDEO

    ‘AKP, imamı devlet okullarına atıyor; yoksul çocukları çok etkilenecek’- VİDEO

    PİRHA- Önceki dönem HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu, okullara imam atanmasının sadece laiklik sorunu değil sınıfsal bir sorun olduğuna işaret etti. Piroğlu” Bu iktidar işçi çocuklarına sadece işçi kalma imkanı veriyor, okuma imkanları bitirildi” dedi. 

    Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından imzalanan, “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)” kapsamında okullara “manevi danışmanlık” hizmeti adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve kuran kursu öğreticisi atanıyor. İlk olarak Eskişehir ve İzmir’de okullara atamalar yapılırken, proje kapsamında tüm illere buna benzer atamaların yapılması planlanıyor. Projeye eğitimciler, veliler ve demokratik kamuoyu tepki gösteriyor.

    Önceki dönem Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu okullara imam atanmasına dair görüşlerini PİRHA’ya anlattı.

    Konuşmasına seçim sonrası süreci değerlendirerek başlayan Piroğlu, “İçine girdiğimiz yeni dönemin ilk uygulamaları okul sistemi içinde kendini gösterdi. Erdoğan bir olağanüstü rejimi kalıcı kılma çabasında. Zaten seçime giderken herkes bu sürecin bir rejim oylaması olduğu iddiasındaydı. Cumhuriyet Halk Partililer bunun referandum olduğunu iddia ediyorlardı. Biz de bunun tarihin en kritik seçimlerinden biri olacağını hatta ben kişisel olarak sandık yoluyla hükümet değiştirme olasılığının ortadan kalkma olasılığının yüksek olduğunu düşünüyordum. Bu olasılık hala yüksek olarak duruyor” dedi.

    “BÜTÜN FATURAYI YOKSUL HALKA ÇIKARDILAR”

    AKP’nin seçimden galip çıktığını ancak çok ağır bir ekonomik sorunla yüz yüze kalındığını belirten Piroğlu, “Ciddi bir para arayışı söz konusu çünkü ekonomik problem çok üst boyutta. Verdiği sözler var; maaşlara zam yapacağız gibi. Bunun karşılığı olarak ÖTV’ye yapılan zamla beraber travmatik afiş bir zam devlet eliyle yapılmaya başlandı. Mehmet Şimşek’in deyimiyle rasyonel ekonomik politikasına geçtiler. Ama onların rasyonelliği ile bizimki aynı olmuyor. Bu, şu demek oluyor bütün faturayı yoksul halka çıkardılar” diye belirtti.

    “SİYASAL BASKI DAHA DA ARTMAYACAK ZATEN ÜST BOYUTTA”

    “Dolaylı vergiler dünya çapında en adaletsiz vergilerdir” diyen Musa Piroğlu, şunları kaydetti:

    “Pratiği şudur; Petkim’in sahibi Ali Koç’la Petkim işçisi benzine aynı vergiyi verir. Bu ağır ekonomik yıkım, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) tabanında huzursuzluğu arttıracak. Zaten AKP büyük şehirlerde oy kaybına uğramıştı. Biz bu büyük şehirlerde oy kaybı işini orta sınıf bakış açısıyla okuyoruz. Büyük şehir sanayi şehridir. İşçiler ve yoksullar tarafından bir oy kaybına uğramıştı. Doğal olarak kendi tabanını konsolide edecek bir dizi adım atma ihtiyacı var. Bunların başında da toplumsal olanın dinselleştirilmesi ve laik dindar ikileminin toplumsal mücadele içine sıkıştırılmak istenmesi arzusu var. Bu bir politik tercih, yeni bir şey değil. Benim iddiam şu ki siyasal baskı daha da artmayacak. Zaten üst boyutta gidiyor. Cumartesi Anneleri eyleminden tutun bütün hak arama eylemlerine karşı çok üst boyutta bir baskı var. Merdan Yanardağ kararı ortada. Gazetecilikten ötürü Kürt meselesine bakışla ilgili bir çizgi çizdi ama sosyal alanı daraltacaklar. Toplumsal alanın tarikatlar eliyle daha da daraltıldığı, devletin de onların hizmetinde peyder pey derinleştirdiği bir sürece gireceğiz.”

    “LAİKLİK ELDEN GİDİYOR, ÜZERİNDEN BİR TARTIŞMA OLMAMALI”

    Piroğlu, okullara imam atanması meselesinin sınıf bakışı açısı olmadan eksik değerlendirileceğini söyledi.

    Piroğlu, “İlk adımlardan biri okul sisteminde atılıyor. Ben bunun yeni olmadığı iddiasındayım. Okul sistemindeki bu düzenleme 4+4’le başladı ve devam eden süreçte ‘imam hatipler kapatılsın’ tartışmaları vardı. Benim iddiamsa şuydu; devlet okullarının tamamının imam hatipleştirilmesi. Bunun arkasında bir mantık var. Biz bunu farklı bir yerden okur durumdayız. Meseleyi laiklik dindarlık sıkışmasına getirdiğimiz andan itibaren, ÇEDES’le beraber karma eğitimin de tartışıldığı bir dönemde laiklik elden gidiyor üzerinden bir tartışmaya girdiğimizde ne yazık ki Erdoğan’ın kendi tabanının konsolide olduğu, hem de bizim yanımızda durması gerken insanların karşımızda durduğu bir döneme girme olasılığımız yüksek. Bu söylem üzerinden kendi tabanımızı yeterince hareket ettirme olasılığımız da yok. Sebebi şu: Neoliberal ekonomi denen AKP iktidarının kayıtsız ve kesintisiz uyguladığı politikaların ana mantıklarından biri kamusal hizmetlerin tamamının özelleştirilmesidir. İkincisi ise üretimde teknolojinin gelişmesine paralel olarak bir avuç yetişkin dışında çoğunluğun bilgisiz, öğretimde vasıfsız işçi olmasına olanak veren bir sistemdir” diye konuştu.

    “AKP İKTİDARI İŞÇİ ÇOCUKLARINA SADECE İŞÇİ KALMA İMKANI VERİYOR, OKUMA İMKANLARI BİTİRİLDİ”

    Toplumda korkunç bir yoksullaşma olduğunu ifade eden Musa Piroğlu, şöyle devam etti:

    “Bu yoksullaşma neredeyse bir toplumsallaşma yaşadı. Çalışanların neredeyse yüzde 70’i asgari ücret alıyor. AKP devlet okulu sistemini bitiriyor. Bizim tartışmamız gereken temel şey bu. ÇEDES meselesinde okullara manevi danışman adı altında imam gönderecekler. Bunları özel okullara yollamayacaklar devlet okullarına gönderecekler. Biz bu işi sadece laiklik olarak ele aldığımızda yoksulların çocuklarının dini eğitime tabi tutulup bilgiden mahrum bırakıldığı bir sınıfsal gerçeği görmezden geleceğiz. Böyle yaptığımızda da başka bir sorunla daha yüz yüze geliyoruz. ÇEDES’i salt laiklik üzerinden ya da okulların dinselleştirilmesi meselesini tartıştığımızda başka bir sorunla da yüz yüze geleceğiz. Bir laik dindar sıkışmasına gireceğiz. Bu aslında sınıfsal olarak orta sınıfla yoksullar arasında bir çatışmada bizi orta sınıfdan yana taraf yapacak ve şöyle bir ikilemle karşılacağız; bu laikler neden ÇEDES’e müdahale etmiyor diye soruyorlar. Çok basit. Çünkü orta sınıf çocuklarını devlet okullarına yollamıyor. Onların böyle bir yaşamsal sorunları yok. Yoksul Alevi mahallerinin sorunu, yoksul Kürt mahallerinin sorunu, yoksul Türk mahallerinin sorunu işçilerin ve yoksulların sorunu. Ve bu iktidar işçi çocuklarına sadece işçi kalma imkanı veriyor, okuma imkanları bitirildi.”

    Dilan ŞİMŞEK- Zafer TAŞKIN/ İSTANBUL 

    İLGİLİ HABERLER:

    -Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO
    > -‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > -‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO
    > -‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’- VİDEO
    > -‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO
    > -‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’-VİDEO
    > -‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’
    > ‘Okullara imam atanması herkesi Türk ve Müslüman yapma projesidir’-VİDEO
    > ‘Eğitimin görevi inanç aşılamak değil, çocuklarınızı imamlara teslim etmeyin’- VİDEO
    > ‘Şeriatı getiriyorlar, Türkiye’de ciddi şekilde laiklik kavgası verilmelidir’ -VİDEO
    >‘Okullara imam atanması; siyasetin ilkokula, anaokuluna kadar inmesidir’
    > ‘Türkiye Afganistan’a dönüşüyor, Alevi olmayanlar da bu projeye karşı çıkmalı’- VİDEO
    > ‘Dindar-kindar gençlik yetiştirme projesi, herkesi mücadeleye çağırıyorum’-VİDEO
    > ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefe ve ilkelerinin altına dinamit koymaktır’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasıyla gerici bireyler yetiştirmek amaçlanıyor’- VİDEO
    >‘Okullara imam atanması asimilasyondur, değerleri deforme eder’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevi inancını katleder; çocuklarınıza inancımızı öğretin’-VİDEO

  • Gözaltında öldürülen Hasan Ocak ile Rıdvan Karakoç mezarları başında anıldı-VİDEO

    Gözaltında öldürülen Hasan Ocak ile Rıdvan Karakoç mezarları başında anıldı-VİDEO

    PİRHA-Gözaltında öldürülen Hasan Ocak ile Rıdvan Karakoç, ‘Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’ kapsamında mezarları başında anıldı. Anmada konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Ortada bir cinayet varken fail yok. Cezasızlık politikasından yararlananlar var. Bugün, zihniyetin, yaklaşımın aynı olduğunu görüyoruz. Mücadele eden insanları her hafta iktidar engellemek istiyor” dedi.

    Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak ile Rıdvan Karakoç, Gazi Mahallesi’ndeki mezarları başında anıldı. Cumartesi Anneleri ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi tarafından gerçekleştirilen anma programına Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, HDP İstanbul eski milletvekili Musa Piroğlu, HDP İstanbul İl Eş Başkanı İlknur Birol, İHD İstanbul Şubesi Başkanı Av. Gülseren Yoleri‘nin yanı sıra kayıp yakınları da katıldı.

    “DEVLET KENDİ ANAYASASINA UYMAKLA YÜKÜMLÜDÜR”

    Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası kapsamında ilk olarak Rıdvan Karakoç’un daha sonra da Hasan Ocak’ın mezarı başında anma yapıldı. Burada konuşan Av. Gülseren Yoleri şunları söyledi:

    “17-31 Mayıs gözaltında kaybedilenleri anma haftasındayız. Gözaltında kaybedilenlere dair tüm hafızamızı tazelemek istiyoruz. 28 yıl boyunca dile getirdiğimiz bir talebimiz var. Failler bulunsun hesap sorulsun. Kaybedilenlerin tarihini daha da geriye götürebiliriz. Biz o zamanlardan bu zamanlara adalet için yakınlarının mücadele ettiğini biliyoruz ve Cumartesi Anneleri’nin bu mücadeleyle en büyük etkilerinin kayıp suçunun işlenmesinin önüne geçmesidir. Bu süre boyunca engellemelere rağmen durmadılar.

    İnsanlığa karşı işlenen bu suç bütün toplumu tehdit ediyor. Devlete sorumluluklarını hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz. Ona şunu hatırlatmak zorundayız ‘bağlı olduğu uluslarası sözleşmelerde bu topraklarda yaşayan herkesi korumak zorundadır. Bu doğrultuda da gösteri ve protesto hakkını kolaylaştırması gerekir. Uluslararası sözleşmelere uyulmak zorundadır. Devlet kendi anayasana uymakla yükümlüdür.”

    “DEVLET SUÇ ÜSTÜ YAKALANMIŞTIR”

    Yoleri‘nin ardından söz alan Maside Ocak ise “Kimsesizler Mezarlığı’ndan çıkarıp buraya getirdiğimizde babam ‘burası Hasan’ın düğünüdür’ demişti. Burada bir mezar var ve üzerinde ‘Hasan Ocak’ yazılıdır. Adaletin olmadığı yerde kayıpları olan bütün ailelerle bir araya geliyor ve gelecek. Söyleyecek söz kalmadı belki ama söyleyeceklerimiz de bitmedi. Biz birbirimizden ve bizi destekleyenlerden aldığımız güçle adaletin sağlanacağı güne kadar durmayacağız” dedi.

    Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak da “Hasan Ocak nezdinde devlet suçüstü yakalanmıştır. Biz mücadele etmeye çalışırken onlar engellemeye çalışıyorlar. Bizim susmayan bir irademiz var. Biz Hasan’ın arkadaşlarıyla mücadele ettik mücadelemize de devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    “CEZASIZLIK POLİTİKASINDAN YARARLANANLAR VAR”

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ise şöyle konuştu:

    “Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç şahsında tüm kayıpları anmak istiyorum. Hakikat ve adalet mücadelesi bitmedi, bitmeyecek. Faillerin 28 yıldır yargılanmamış olması bizim bu mücadeleyi büyütmemiz gerektiğine dikkat çekmiştir. Ortada bir cinayet varken fail yok. Cezasızlık politikasından yararlanan insanlar var. Bugün, zihniyetin, yaklaşımın aynı olduğunu görüyoruz. Mücadele eden insanları her hafta iktidar engellemek istiyor. Bu engellemeler demokrasiye yöneliktir. Biz de asla kayıplarımızın akıbetlerini sormaktan asla vazgeçmeyeceğimizi buradan bir daha ilan ediyoruz.”

    Buldan, 28 Mayıs’ta gerçekleştirilecek olan ikinci tur cumhurbaşkanı seçimlerine de değinirken, “Belki de önümüzde son bir tercih fırsatı var. Bu tercih karanlık ve aydınlık arasındadır. 28 Mayıs’ta faşizmi göndermek demokrasiye erişmek gerekiyor herkesin sandığa gidip oy kullanması bu açıdan elzemdir” dedi.

    PİROĞLU: SONUNDA KAZANAN BİZ OLACAĞIZ

    Eski HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu ise “Devletler, kendilerine muhalif olanlara en vahşi uygulamaları yaptı. Bunların en vahşisi de gözaltında kaybetmektir. Bu politika bütün toplumu esir alma politikasıdır. Kaybedilmeleri ortadan kaldırmak toplumun bu tehditten kurtulması demektir. Cumartesi İnsanlarının yürüttüğü mücadele; ülke halkının insanca yaşama mücadelesidir. Kaybedenler, kaybedecek. Bu mücadele tarih boyunca yürüdü. Bundan sonra da yürüyecek. Sonunda kazanan biz olacağız” ifadelerini kullandı.

    Gözaltına kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız oğlunun arandığı günden bugüne başından geçen süreci anlatarak, “Ben devleti tanımıyordum. Beni ‘oğlun silahla öldürülse daha mı iyi?’ diyerek kandırdılar. Oğlumu çağırdım ‘gel’ dedim o da beni kırmadı geldi. Sonra oğlumu kaybettiler. Her ölüm acıdır. Bir mezar olur insan teselli bulur ama bizim öyle bir tesellimiz olmadı. Ben Hanife bu da oğlum Murat Yıldız onu aramaktan vazgeçmeyeceğim” dedi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • İşten çıkarılan LC Waikiki işçileri eyleme başladı

    İşten çıkarılan LC Waikiki işçileri eyleme başladı

    PİRHA- İstanbul’da LC Waikiki deposunda taşerona bağlı çalışan, ağır çalışma koşullarına karşı çıktıkları için işten atılan 12 temizlik işçisi, depo önünde eylem başlattı.

    İstanbul Esenyurt’ta bulunan LC Waikiki deposunda Kluh isimli taşeron firmaya bağlı çalışan 12 temizlik işçisi, ağır çalışma koşullarına karşı çıktıkları için “Kod 46” gerekçe gösterilerek işten atıldı. İşçiler, bunun üzerine DİSK Limter-İş öncülüğünde depo önünde eylem başlattı. İşçiler, başlattıkları eylemin 14’üncü gününde Kadıköy’de bulunan Halitağa Caddesi’nde açıklama yaptı.

    HDP’li Musa Piroğlu, yaptığı açıklamada “Bu dayanışma hiç kimse yalnız kalmasın diye yapılan bir dayanışmadır. Bu dayanışma işten atılacak olan işçilerin, atılmaması için yapılan bir dayanışmadır. Bu dayanışma yoksulluğa karşı, sefalete karşı bir dayanışmadır. LC Waikiki işçilerinin direnişi, bu ülkedeki yoksulların, bu ülkedeki ezilenlerin talebidir” diye konuştu.

    Limter-İş Sendikası Genel Başkanı Kanber Saygılı da, “Biz onlara ‘bu sorunları çözün, direniş başlatmayalım’ dedik. Direnişçiler 3 yıldır, 5 yıldır, 7 yıldır depolarda çalışıyor. Hiç utanmıyoruz musunuz? Bu insanların birikmiş haklarına el koydunuz. İstiyorsunuz ki işçiler ceketini alsın gitsin, biz de onların haklarına çökelim! Zaten bu memlekette çökme işi meslek haline geldi. Çöktürmeyiz. Hiçbir şey alamazsak bile boğazınızda kılçık oluruz. Perişan edeceğiz sizi” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tutuklu yakınlarının Aksaray’daki açıklamasına polis müdahalesi: Aileler gözaltına alındı

    Tutuklu yakınlarının Aksaray’daki açıklamasına polis müdahalesi: Aileler gözaltına alındı

    PİRHA-Tutuklu yakınlarının cezaevlerindeki hak ihlallerine ilişkin İstanbul Aksaray’da yapmak istediği açıklamaya müdahale eden polis tutuklu ailelerini gözaltına aldı.

    Hasta ve infazları yakılan tutukluların yakınları tarafından, cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ve ölümlere ilişkin İstanbul Aksaray Meydanı’nda yapılmak istenen basın açıklamasına polis müdahale etti. Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu’nun da destek verdiği açıklamaya polis izin vermedi.

    Gazetecileri alandan uzaklaştıran polis, tutuklu yakınlarını gözaltına aldı. Ailelerin 28 haftadır İstanbul’un çeşitli noktalarında yapmak istedikleri açıklama polis ekipleri tarafından engellenirken, her defasında gözaltı işlemi gerçekleştiriliyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tutuklu yakınlarına polis müdahalesi protesto edildi-VİDEO

    Tutuklu yakınlarına polis müdahalesi protesto edildi-VİDEO

    PİRHA-İstanbul Adalet Sarayı önünde infazı yakılan ve hasta tutukluların yakınları tarafından devam ettirilen adalet nöbetine polis yasak olduğu gerekçesiyle müdahale etti. HDP Bahçelievler İlçe Eşbaşkanı Fatma Çatar’ın gözaltına alındığı eylemde HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm “Her gün cezaevlerinden çığlık sesleri geliyor. Cezaevlerinde yükselen sesin kamuoyuna yansımaması için buradaki açıklamayı engelliyorsunuz. Herkes işlediği suçlardan yargılanacak” dedi.

    İnfazı yakılan ve hasta tutukluların yakınlarının İstanbul Adalet Sarayı önünde başlattığı ancak Kağıthane Kaymakamlığı’nın yasaklama gerekçesiyle her hafta polis müdahalesine maruz kaldığı adalet nöbetinde HDP Bahçelievler İlçe Eşbaşkanı Fatma Çatar gözaltına alındı. Eyleme Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekilleri Dilşad Canbaz, Züleyha Gülüm ile Musa Piroğlu da destek verdi.

    “Ya tutuklular intihara sürükleniyor ya da işkence ile katledildiği haberleri geliyor. Bugüne kadar cezaevlerinde iyi bir haber alma şansımız olmadı. Buna karşı anneler uzun bir süredir nöbetlerini sürdürmeye çalışıyor. Ama her hafta engellemeyle karşı karşıya kalıyor ya da valilik kararıyla yasaklanıyor” diyen Gülüm, konuşmasını sürdürürken, polis eylemin yasak olduğunu belirterek engellemeye çalıştı. Gazetecileri de engellemeye çalışan polis, HDP Bahçelievler İlçe Eşbaşkanı Fatma Çatar‘ı gözaltına aldı.

    “CEZAEVLERİNDEN HER GÜN ÇIĞLIK SESLERİ GELİYOR”

    Polisin engellemesine rağmen konuşmasına devam eden Züleyha Gülüm, müdahaleye tepki göstererek, “Görüyorsunuz annelerin seslerini duyurmaması için buradaki eyleme engel olmaya çalışıyorlar. Cezaevlerinde yaşananlar bilinmesin diye müdahale ediliyor. Ülkede hiçbir hukuk, Anayasal uluslararası sözleşme kalmadı. Hukuksuz bir şekilde sesimiz kısılmaya çalışılıyor. Gerçekten cezaevlerinde bir sorun yoksa neyi açıklamamızdan korkuyorsunuz. Madem öyle cezaevi kapılarını açın sivil toplum örgütleri tarafından denetlensin. Gerçekten tutuklulara kötü muamele yoksa bu tutukluları neden kapalı kapılar ardında tutuyorsunuz. Tutukluların aileleriyle yapmış olduğu telefon görüşmelerinde aktardığı işkenceleri burada dile getirmelerinden neden rahatsız oluyorsunuz” ifadelerini kullandı.

    Gülüm sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Her gün cezaevlerinden çığlık sesleri geliyor. Cezaevlerinde yükselen sesin kamuoyuna yansımaması için buradaki açıklamayı engelliyorsunuz. Bu şeklide tutuklu yakınlarının sesini kısmaya çalışacağınızı mı düşünüyorsunuz. Cezaevlerinde yaşananlardan, her yaşanan zulümden Adalet Bakanlığı ve Cezaevleri yetkilileri sorumlularıdır. Bu yargı düzeni bir gün değişecek. Yargılanacağınızı düşünmüyor musunuz? Herkes işlediği suçlardan yargılanacaktır.”

    “AYSEL TUĞLUK MAHKEMEDE SORULAN SORULARA CEVAP VEREMİYOR”

    Hastalığına rağmen tahliye edilmeyen Aysel Tuğluk’u da hatırlatan HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu ise şöyle konuştu:

    “Aysel Tuğluk çıkarıldığı mahkemede kendisine sorulan sorulara cevap veremiyor. Çünkü artık hastalığından dolayı kavramıyor. Ağır hastalığına rağmen bugün cezaevinde kalabilir raporu veriyor ATK. Bugün sadece siyasi tutsaklar yatmıyor cezaevlerinde. Binlerce hasta tutuklu yatıyor. Hapishanelerdeki bu cehennem bu ülkenin aynasından başka bir şey değildir. Hapishanelerdeki bu durumu şimdi çevrenizde görüyorsunuz. Bugün HDP’liyseniz ve zulme başkaldırıyorsanız size her şey yasak. Bugün bu yaşananlara sessiz kalınırsa yarın bu yasaklar herkese yasak olur. Bugün bizlere yapılanlar ülkenin geleceğine yapılıyor demektir. Ülkede artık kimsenin can güvenliği değildir. Bizler hasta tutukluların yanında olmaya ve onların sesi olan yakınlarının sesi olmaya devam edeceğiz. Bütün işkenceciler eninde sonunda yargılanacaktır.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Garip Dede Cemevi Kitap Fuarı başladı-VİDEO

    Garip Dede Cemevi Kitap Fuarı başladı-VİDEO

    PİRHA-12 Haziran’a kadar sürecek olan Garip Dede Cemevi Kitap Fuarı başladı. Fuar açılışında konuşan HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu, “Bu önemli bir görev zira ülke ağır bir karanlığa gömülmek isteniyor. Konserler yasaklanıyor. Edebiyat, bilim insanları baskı altına alınmak isteniyor. Bu noktada bilime, sanata ulaşmak aslında karanlığa karşı bir ışık, mum yakmak; itiraz etmek anlamına geliyor” dedi.

    İstanbul Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Cemevi’nde kitap fuarı başladı. 12 Haziran Pazar gününe kadar sürecek olan kitap fuarına çok sayıda kitabevi ve yazar katılıyor. Fuar kapsamında imza etkinlikleri ile söyleşiler düzenlenecek. Fuarın son gününde ise Metin ve Kemal Kahraman kardeşler sahneye çıkacak.

    Bugün gerçekleştirilen fuar açılışına Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu, Avcılar Belediye Başkanı Turan Hançerli, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İnan Masası’ndan Vedat Kara ile İstanbul’daki birçok cemevi yöneticisi de katıldı.

    “HER CEMEVİNDE BU GÜZELLİKLERİ ÇOĞALTMAK İSTİYORUZ”

    Kurdele kesim töreni öncesi yapılan konuşmalarda ilk olarak söz alan Garip Dede Cemevi Başkanı ve Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, kültürel etkinlikleri her cemevinde yaygınlaştırmak istediklerini belirtti. Fırat şöyle konuştu:

    “Ülkede büyük bir sorun, hazımsızlık var. İnsanlar her gün ötekileştiriliyor. Biz cemevlerimizde, Türkiye’de dünyada sevginin, kardeşliğin, barışın buluşmasını arzuluyoruz. Bu ülkenin cumhurbaşkanı kendisi gibi düşünmeyenleri ötekileştirebiliyor. Hünkar Hacı Bektaş Vel’nin dediği gibi “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” sözüyle kültürel çalışmalara devam etmek istiyoruz. Yunus’un dediği gibi “Bizim dinimiz sevgidir. Başka dine inanmayız” düsturuyla her cemevinde bu güzellikleri çoğaltmak istiyoruz.”

    “KİTAP FUARI DÜZENLEMEK SON DERECE ÖNEMLİ”

    Kitap fuarı düzenlemenin önemli olduğuna dikkat çeken Avcılar Belediyesi Başkanı Turan Hançerli ise “Kitap fuarı düzenlemek son derece önemli. Özellikle okumanın azaldığı, kitap okumanın faydalarının önemsenmediği bir dönemde inandına aydınlık için kitap okumayı öneren, yazarlar ile okuyucuları buluşturacak böyle bir etkinlik için cemevi yönetimine teşekkür ediyorum. Başarılı geçmesini temenni ediyorum” ifadelerini kullandı.

    “CEMEVLERİ BİR ANLAMDA KÜLTÜR SİTELERİ”

    Yazar Yaşar Seyman ise şunları söyledi:

    “Cemevleri zaten bir anlamda kültür siteleri. Bir cemevinde kitap fuarının olması yarınlar adına insanı çok umutlandırıyor. Hacı Bektaş Veli ne diyor? Okunacak en güzel kitap insandır. Fuarın çok iyi geçmesini diliyorum.”

    “BİRLEŞİRSEK ZULMÜ DE SALTANATI DA YERLE BİR EDERİZ”

    HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu ülkenin ağır bir karanlığa gömülmek istendiğini belirtirken; “Bu önemli bir görev zira ülke ağır bir karanlığa gömülmek isteniyor. Konserler yasaklanıyor. Edebiyat, bilim insanları baskı altına alınmak isteniyor. İnsanların bilime sanata, edebiyata ulaşmasının önüne bariyerler kuruluyor. Bir bütün olarak ülke, ülkenin halkları, inançları, çoğulcu yapısı teslim alınmaya, tekleştirilmeye ve bütün ötekileştirilenler yok edilmeye çalışılıyor. İnsanların hayat tarzlarına müdahale edilmeye çalışılıyor. İnsanların yaşam koşulları neredeyse cehenneme çevrilmeye çalışılıyor. Bir bütün olarak iktidar bütün zor aygıtlarına dayanarak kendisini kalıcı hale getirmek; kendisiyle beraber de sahiplendiği, üslendiği, örmek istediği karanlığı, baskıyı kalıcı hale getirmek istiyor. Bu noktada bilime, sanata ulaşmak aslında karanlığa karşı bir ışık, mum yakmak; itiraz etmek anlamına geliyor. Bu görevi taşımak, halkların bilimle, sanatla coşkuyla, kardeşlikle, barışla buluşmasını sağlamak bize düşüyor. Bu yüzden çok önemli bir görev. Cemevi yönetimine böylesi bir rolü oynadığı için teşekkür ediyorum. Biz çoğuz, kalabalığız, milyonlarız. Birleşirsek zulmü de, saltanatı da yerle bir ederiz” şeklinde konuştu.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Polis, Çağlayan’da tutuklu yakınlarına müdahale etti; çok sayıda gözaltı var

    Polis, Çağlayan’da tutuklu yakınlarına müdahale etti; çok sayıda gözaltı var

    PİRHA-Hasta ve infazı yakılan tutuklular için Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde açıklama yapmak isteyenlere müdahale eden polis, bir kişiyi darp ederek gözaltına aldı. 

    Hasta ve infazı yakılan tutuklu yakınlarının her perşembe günü Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde yaptıkları basın açıklaması Kağıthane Kaymakamlığı tarafından yasaklanmıştı. Yasaklama kararını gerekçe gösteren polis Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu’nun da katıldığı bugünkü eyleme müdahale etti.

    Açıklama yapmak isteyen tutuklu yakınları darp edilerek, gözaltına alındı. Müdahale anını görüntülemek isteyen gazeteciler de darp edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Gözaltında kaybetmeler bu topraklarda örgütlü biçimde gerçekleşti’-VİDEO

    ‘Gözaltında kaybetmeler bu topraklarda örgütlü biçimde gerçekleşti’-VİDEO

    PİRHA-Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası kapsamında İstanbul Adalet Sarayı önünde açıklama yapan Cumartesi Anneleri, İHD İstanbul Şubesi ile TİHV, gözaltında kayıp suçlarının cezasızlık ile sonuçlandığını belirtti. Av. Gülseren Yoleri, “Hiç şüphe yok ki, gözaltında kaybetmeler bu topraklarda örgütlü bir biçimde gerçekleşti ve yalnız yargının değil, ilgili tüm devlet kurumlarının işbirliği ile örtbas edildi” dedi.

    Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) 17-31 Ağustos Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası vesilesiyle Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde açıklama yaptı. Açıklamaya gözaltında kaybedilenlerin yakınları, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekilleri Züleyha Gülüm, Musa Piroğlu ile HDP İstanbul İl Eş Başkanı Ferhat Encü de katıldı.

    “GERÇEKLER ÖRTBAS EDİLDİ, FAİLLER CEZASIZ BIRAKILDI”

    Cumartesi Anneleri adına basın açıklamasını ise İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Başkanı Avukat Gülseren Yoleri okudu. “Adliyelerin kapıları inkara ve cezasızlığa değil, hakikate ve adalete açılsın” başlıklı açıklamada Yoleri şu ifadeleri kullandı:

    “Bu yılki Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’nın açılışını adalet talebimizden asla vazgeçmediğimizin ifadesi olarak Çağlayan Adliyesi önünde yapıyoruz.

    Her yıl olduğu gibi bu yıl da 17-31 Mayıs tarihleri arasında düzenlediğimiz hafta etkinlikleri ile; uluslararası hukukta insanlığa karşı suç olarak tanımlanan gözaltında kaybetme suçuna, bu suçun işlenmesine imkan yaratan cezasızlık politikalarına, inkar edilen gerçeklere ve bu insanlığa karşı suçla mücadelenin önemine dikkat çekmeye çalışıyoruz.

    Buradayız; çünkü yargı makamları gözaltında kaybetme vakalarında maddi gerçeği açığa çıkarma ve suçun faillerini tespit edip cezalandırmak yerine, gerçeği örtbas etme, failleri cezasız bırakıp adalet talep edenlerin seslerini bastırma ve cezalandırma yönünde bir pratik sergiledi.

    “ADALETSİZLİĞİ DERİNLEŞTİREN KEYFİYETE SON VERİN”

    Hiç şüphe yok ki, gözaltında kaybetmeler bu topraklarda örgütlü bir biçimde gerçekleşti ve yalnız yargının değil, ilgili tüm devlet kurumlarının işbirliği ile örtbas edildi. Bu yüzden yaygın ve sistematik biçimde işlenebildi ve sonuçsuz, cezasız bırakılarak işlenmeye devam etti.

    Hukuku ve vicdanı yok sayan, suçu ve devlet şiddetini normalleştiren bu zihniyetin karşısına hakikati bilme, travmatik geçmişle yüzleşme ve hesaplaşma talebiyle çıkıyoruz. Biliyoruz ki; kanamaya devam eden toplumsal yaralarımızın sarılması için, hak ve adalet yokluğunun ülkemizde yarattığı ağır tahribatların telafisi için, bütün bunların kaynağı olan geçmişle yüzleşmek ve hesaplaşmak zorundayız.
    Gözaltında Kayıplar Haftası vesilesi ile; bir kez daha devleti yönetenlere sesleniyoruz:

    İnsan haklarını ve hukuku yok sayan, kurumları çürüten, adaletsizliği derinleştiren keyfiyetinize son verin. Dört yıla yakın bir süredir hiçbir hukuki dayanağı olmadan bize ve tüm topluma kapattığınız Galatasaray’daki yasağı derhal sonlandırdı. Bu yasağın kaldırılması için yaptığımız hukuki girişimleri boşa çıkarmaktan vazgeçin.

    “GÖZALTINDA KAYBETMEYİ SUÇ OLARAK DÜZENLEME YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜ YERİNE GETİRİN”

    Kayıp yakınlarını ve destekçilerini yargı yoluyla taciz etmeye son verin. Bizi susturmaya çalışmak yerine 6 Ağustos 2019 tarihinden beri kayıp olan Yusuf Bilge Tunç’un zorla kaçırıldığına dair iddialara cevap verin. 2 Ekim 2018’de İstanbul’daki Suudi Arabistan Konsolosluğu’na girdikten sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Cemal Kaşıkçı’nın kaybedilmesi ile ilgili davayı fail durumundaki Suudi Arabistan’a devretmenizin gerçek nedenini açıklayın.

    Gözaltında kaybedildiğini kendiniz itiraf etmenize rağmen, TBMM Raporu’na, delillere, belgelere, tanıklara rağmen zamanaşımıyla kapattığınız Cemil Kırbayır dosyası başta olmak üzere zamanaşımına sürüklediğiniz tüm kayıp dosyalarını yeniden açarak etkin soruşturma ve kovuşturma yapma yükümlülüğünüzü yerine getirin.

    Gözaltında kaybetmeyi suç olarak düzenleme, yargılama ve cezalandırma yükümlülüğünüzü yerine getirin. Gözaltında kaybetme suçunun TCK’da yer alan insanlığa karsı suç maddesi kapsamına alınmasını sağlayın. Gözaltında kaybetmelerin önlenmesi ve geçmişte yaşanan kaybetmelere dair hakikat ve adalete erişimin sağlanması sorumluluğu getiren BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’yi derhal imzalayın ve uygulayın.

    Baskı ve yasaklarınız boşuna; bize yaşattığınız cezasızlığı ve adaletsizliği aşmak, hakikate ulaşmak için mücadele etmek insan ve yurttaş olma sorumluluğumuzun gereğidir. Bu sorumluluğumuzu yerine getirmekten vazgeçmeyeceğiz. Kayıplarımızdan ve kayıplarımızla buluşma mekânımız olan Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceğiz. İnsan haklarına dayanan, demokratik bir Türkiye talebimizde ısrar edeceğiz.”

    Yoleri’nin ardından İHD Eş Genel Başkanı Avukat Eren Keskin, TİHV’den Ümit Efe, Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır, Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız ile Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç da konuşma yaptı. Kitlenin açıklamasının ardından Hanife Yıldız konuşmasındaki “Süslü Sülo” sözleri nedeniyle gözaltına alındı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • İstanbul’da iki HDP’li vekil polisin şiddetine maruz kaldı

    İstanbul’da iki HDP’li vekil polisin şiddetine maruz kaldı

    PİRHA- Kobane soruşturmasına karşı Kadıköy’de düzenlenen eylemde polisin müdahalesine maruz kalan HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu tekerlekli sandalyesinden düşürülürken, HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu’nun da elinde doku zedelenmesi oluştu. Daha sonra Milletvekili Piroğlu hakkında soruşturma başlatıldı. 

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Kobanê soruşturması kapsamında 13 kentte yapılan ev baskınlarına karşı İstanbul Kadıköy’de dün (12 Mart) yapılan protesto eyleminde polis orantısız şiddet kullandı.

    Eyleme yönelik polis müdahalesinde Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu, polis tarafından tekerlekli sandalyesinden düşürülürken, HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu’nun da polis şiddeti sonucu eli yaralandı.

    Bu arada, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, yere düşürülen Piroğlu hakkında, “Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” iddiasıyla soruşturma başlattı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • ‘Garibe Gezer’in ölümü cinayettir; sorumlu Adalet Bakanlığı’dır-VİDEO

    ‘Garibe Gezer’in ölümü cinayettir; sorumlu Adalet Bakanlığı’dır-VİDEO

    PİRHA- Kandıra 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu olan Garibe Gezer dün yaşamını yitirdiği açıklandı. Aileye haber veren cezaevi yönetimi Gezer’in intihar ettiğini iddia ettti. Ancak İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri ve HDP Milletvekili Musa Piroğlu, Gezer’in ölümünün şüpheli olduğunu belirterek, bunun bir cinayet olduğunu kaydettiler. 

    Kandıra 1 No’ lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kalan ve cinsel saldırıya uğradığını açıklayan tutuklu Garibe Gezer’in dün cansız bedeni bulundu. Aileye haber veren cezaevi yönetimi Gezer’in intihar ettiğini iddia etti.

    Gezer’in şüpheli ölümüne ilişkin Can TV mikrofonuna konuşan konuşan İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, cezaevinde şüpheli şekilde hayatını kaybeden Gezer’in yaşadığı haksızlar karşısında disiplin cezası aldığını, durumun her geçen gün kötüleştiğini belirtti.

    YOLERİ: ŞÜPHELİ BİR ÖLÜM

    Yoleri şunları kaydetti:

    “Garibe Gezer, İnsan Hakları Derneği’nin başvurucusuydu. Uğradığı haksızlıklara karşı bir mücadele yürütüyordu. İnsan hakları derneğinden de yardım istemişti. Avukatlar aracılığıyla yaşadığı sorunlara bir yandan çözüm bulunmaya çalışılıyordu. Yaşadığı haksızlıkları duyurmaya çalışması ona yeni disiplin cezaları olarak döndü. Garibe’ye birbirini takip eden hücre cezaları verildi. Bu cezaların uygulanması sürecinde de yalnız kalmaktan ve tecritin ağır etkilerinden kaynaklı durumunda gittikçe bir bozulma gerçekleşti. Dün akşam geç saatlerde ailesine gelen bir haberle intihar etmeye kalkıştığı ve hastaneye kaldırıldığı bildirildi, sonra da vefatı öğrenildi. Avukatları hemen hareket etti. Gerçek durumu öğrenmeye çalışıldı. Fakat avukatlarının gelmesi beklenmeden otopsi işlemi gerçekleştirildi. Ön otopsi için avukatlara gözlem şansı verilmedi. Oldukça can yakıcı acı bir olay. Aynı şekilde binlerce mahpus var. Biz bu tür vakaların artacağından büyük endişe duyuyoruz. Şüpheli bir ölüm olayı bu. İntihara sürükleme, uygulanan şiddetin daha şüpheli şekilde ortaya çıkması söz konusu olabilir. Net bir şey söyleyemiyoruz. ”

    PİROĞLU: GARİBE GEZER’İN ÖLÜMÜ CİNAYETTİR, HESABINI VERECEKLER

    Halkların Demokratik Partisi İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu ise Garibe Gezer’in intihar ettiği iddiasına tepki göstererek, cinayet işlendiğini söyledi. Piroğlu şöyle devam etti:

    “Garibe Gezer’in ölümü cinayettir. Hücrede bir sürü şikayetinin ve psikolojik rahatsızlığının olduğu bilinmesine rağmen intihar etti deniliyorsa; buna kimse inanmaz. Bizim geçmişimiz onlarca insanımızın yıllar boyunca işkencede katledilip; intihar etti laflarıyla doludur. Bunların hepsinin dokümanları ortaya çıkarıldı; sorumluları da bulundu. Bugün bu işkenceyi yapanlar, hapishanelerde tutsaklara eziyet edenler cezasızlık korunmasına sığınarak bunu yapıyorlar. Onlara bu korumayı sağlayan iktidardır; bu iktidarın yöneticileridir. Yaşanan bütün hukuksuzlukların ve saldırıların sorumlusu ana tepedeki kişidir. Garibe Gezer’in cinayetinin sorumluları da Kandıra Cezaevi yönetimidir; Adalet Bakanlığı’dır ve bu işkenceyi yapanlardır. Halkımız bu işin peşinde olacak. Bu kişiler bunların hesabını verecekler.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Milletvekili Piroğlu: Devlet engellileri yok sayıyor-VİDEO

    Milletvekili Piroğlu: Devlet engellileri yok sayıyor-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu, Dünya Engelliler Günü vesilesiyle yaptığı açıklamada, engellilerin sorunlarına ilişkin konuştu. Engellilerin toplumun en ezilen grubunu oluşturduğunu belirten Piroğlu, devletin de engellileri yok saydığını kaydetti. 

    HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, yarının 3 Aralık Dünya Engelliler Günü olduğunu hatırlattı. Piroğlu, “Engellilik meselesi, her toplumsal mesele gibi yeterli irade ve yaklaşımla çözülebilir.” dedi.

    AÇIKLAMALAR YAPILACAK YİNE GÖRMEZDEN GELİNECEK

    Bu konuda haberler yapılacağını, kamu kurumlarında günün önemine dair açıklamalar gerçekleştirileceğini, öne çıkmış bazı isimlerle fotoğraflar çektirileceğini ifade eden Piroğlu, “Ancak onun gerisindeki koskoca bir karanlık, koskoca bir gerçeklik görmezden gelinmeye devam edilecek.” diye konuştu.

    Engellilerin toplumun en ezilen grubunu oluşturduğunu belirten Piroğlu, devletin de engellileri yok saydığını kaydetti.

    ENGELLİ MAAŞLARI KESİLDİ

    Kendisi de engelli bir milletvekili olan Musa Piroğlu, engellilerin sorunlarının giderek büyüdüğünü vurgulayarak salgın koşullarında engellilerin ikinci bir izolasyonla yüz yüze kaldığını söyledi. Musa Piroğlu, rehabilitasyon kurslarının kapatılmasıyla buralara gidenlerin eğitimlerinin kesintiye uğradığını, öğretmenlerin de işsiz kaldığını ifade etti.

    İktidarın kanunlar çıkardığını ancak uygulamanın olmadığını savunan Piroğlu, engellilere yapılan sosyal yardımların da azaltıldığını, engelli maaşlarının kesildiğini savundu.

    Sorunların çözümünün en basit yönteminin engellilerin istihdama katılması olduğunu belirten Piroğlu, “Engellilik meselesi, her toplumsal mesele gibi yeterli irade ve yaklaşımla çözülebilir.” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Piroğlu: Hükümet ve belediyeler engellilerin sorunlarına çözüm üretmelidir-VİDEO

    Piroğlu: Hükümet ve belediyeler engellilerin sorunlarına çözüm üretmelidir-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu, koronavirüs salgınında engellilerin sorunlarının arttığına dikkat çekerek, hükümet ve belediyelerin sorunlara çözüm üretmesi gerektiğini söyledi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu, dünya ve Türkiye’nin ağır bir salgın krizi ile yüz yüze olduğunu ve hükümetin kriz karşısında insanlara “Evde kal” çağrısı yaptığını belirterek, “Ne yazık ki evde kalın çağrısı evde nasıl kalınacağına yönelik çözüm önerileri ile beraber yapılmadığı için yoksullar, işçiler ve özellikle de engelliler derin bir sorun ve sıkıntıyla yüz yüze kalmıştır” dedi.

    “HÜKÜMET, ENGELLİLERİN MEDİKAL VE İLAÇ SORUNU GİDERMELİ”

    “Ekonomik olarak çok ciddi sıkıntılar yaşayan, istihdamın dışında bırakılan, çalışma koşulları engellenen engellilerin, emeklilik hakları da rapor meselesi ile ellerinden alınmış ve bu olağanüstü koşullarda hayatlarını nasıl sürdüreceklerine dair herhangi bir çözüm önerilmemiştir” diyen Piroğlu, şunları ifade etti:

    “Engelliler birinci derecede risk grubunu oluştururlar. Sağlık hizmetleri almak zorundadırlar. Rehabilitasyon ve fizik tedavi hizmeti almak zorundadırlar. Ayrıca çeşitli medikal hizmetlere, araçlara ve ilaçlara ulaşım sorunu yaşamaktadırlar. Hem ekonomik sebeplerle, hem olağanüstü koşullar nedeniyle bunlara ulaşımları neredeyse imkansız hale gelmiştir. Hükumetlerin ve belediyelerin buna yönelik çözüm önerileri üretmesi gerekmektedir. Aynı şekilde EBA adı altında milli eğitimin yayınladığı program görme ve işitme engellileri görmezden gelmekte, onların bu ulaşımını da engellemektedir. Yine milli eğitim rehabilitasyon merkezlerindeki eğitimi askıya aldırarak, buradaki öğretmenleri ortada bırakmış, öğrencileri de çözümsüz hale getirmiştir.”

    “Engellilerin emeklilik haklarına yönelik saldırılara son vermeli, rapor uygulamasından vazgeçilmelidir” diyen Piroğlu, hükümete “Engellilerin medikal ve ilaç sorunu giderilmeli, bütün sağlık hizmetlerine ve medikal malzemelere ücretsiz erişimi sağlanmalı, gıda ve ekonomik destek yapılmalıdır” çağrısında bulundu.

    Cebrail ASLAN/ANKARA

  • Piroğlu: İktidar, halka ölüm ve sefaleti dayatıyor-VİDEO

    Piroğlu: İktidar, halka ölüm ve sefaleti dayatıyor-VİDEO

    PİRHA – Koronavirüs salgını sürecinde hükümetin uyguladığı politikalara ilişkin açıklama yapan HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu, “İktidarın ne  ekonomik paketi halkın yararınadır, ne de infaz paketi halkın yararınadır. Her ikisinde de iktidarın ikiyüzlülüğü söz konusudur. Sefalet, ölüm ve yoksulluğu dayatması söz konusudur” ifadelerini kullandı. 

    Haberin Vidosu

    Halkların Demokratik Partisi İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu, koronavirüs salgını sürecinde hükümetin uyguladığı politikalara tepki gösterdi.

    “HALK, SALGINLA YÜZ YÜZE BIRAKILIYOR”

    Dünyada birçok devletin, bu salgına karşı çeşitli tedbirler açıkladığını belirten Piroğlu, “AKP hükümeti ise bir bağış kampanyası yaparak bu sürece başladı. Aslında bu sürecin bu bağış kampanyasının halkın zihnindeki karşılığı şudur, başınızın çaresine bakın. Hükümet tüm devlet imkanlarını kendi desteklediği sermayeye ve onu destekleyen patronlara aktarırken,  halka kendi başının çaresine bırakmasını ve bağış yardımıyla hayatta kalmasını önerdi. Bu kampanya ikiyüzlü bir kampanyadır. Devletin imkanlarını ekonomik kalkan adı altında yandaş müteahhitlere ve patronlara aktarılması, savaşa aktarılması öte yandan da halkın, çalışan yığınların kendi başının çaresine bakması, salgınla yüz yüze bırakılması anlamına gelmektedir” ifadelerini kullandı.

    “NE EKONOMİ PAKETİ NE DE İNFAZ YASASI HALKIN YARARINA DEĞİLDİR”

    İnfaz yasasına değinen Piroğlu, şunları kaydetti:

    “Aynı ikiyüzlülük infaz paketi adı altında piyasaya sürülen yargı paketinde de söz konusudur. İnfaz paketinde de iktidar hırsızlara, uyuşturucu satıcılarına ve her çeşit vergi kaçıranlara, her çeşit suçu işlemiş insana af çıkarırken, siyasi tutsaklara düşünce suçlularından dolayı gazetecilere hapishanede tutmaya ve bir rehin gibi kullanmaya kararlı olduğunu göstermektedir.

    İktidarın ne  ekonomik paketi halkın yararınadır, ne de infaz paketi halkın yararınadır. Her ikisinde de iktidarın ikiyüzlülüğü söz konusudur.  Her ikisinde de iktidarın kendi yardakçılarına, kendi yandaşlarını koruması, halka ise sefalet, ölüm ve yoksulluğu dayatması söz konusudur.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • HDP’den silahlı saldırıya tepki: Olayın asıl sorumlusu hükümettir-VİDEO

    HDP’den silahlı saldırıya tepki: Olayın asıl sorumlusu hükümettir-VİDEO

    PİRHA – HDP İstanbul il binasına kimliği belirsiz kişi veya kişiler tarafından silahlı saldırı gerçekleştirildi. HDP İl örgütü tarafından yapılan açıklamada, olayın asıl sorumlusunun hükümet olduğuna dikkat çekildi. 
    Haberin videosu:

    HDP tarafından yapılan açıklamada bugün saat 15.00 dolaylarında il binasına saldırı gerçekleştirildi. Polis olayla ilgili inceleme başlatırken HDP İstanbul İl Örgütü saldırı hakkında şu açıklamayı yaptı: “Söz konusu saldırıda 7 el ateş edilmiştir. Saldırıda şans eseri kimse yararlanmazken olay yeri inceleme ekipleri il binamızda tespitte bulunmaktadır. Çeteler eliyle parti binalarımız bu tür saldırılara daha önce de maruz kaldı. Bu saldırıyla yöneticilerimiz, partililerimiz ve halkımız korkutulmak ve sindirilmek istenmektedir. Bu faşist ve çeteci saldırılar karşısında demokratik tepkimizi sonuna kadar kullanacağız.”

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul İl Örgütü, partilerine dönük silahlı saldırıya ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi.

    HDP İstanbul İl binası önünde yapılan açıklamaya İstanbul İl Eş Başkanları Elif Bulut, Erdal Avcı, HDP Milletvekili Musa Piroğlu, partinin il, ilçe üyeleri çok sayıda yurttaş katıldı. Açıklamada sık sık “Baskılar bizi yıldıramaz” ve “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları atıldı.

    “ASIL SORUMLU HÜKÜMET YETKİLİLERİDİR”

    Açıklamada konuşan HDP İstanbul İl Eş Başkanı Elif Bulut, şunları kaydetti:

    “Bugün 15.00 saatlerinde her gün ki günlük faaliyetlerimizi sürdürürken, bir ses duydum. O sırada girişteki bir odada görüşme yapıyorduk. Sese doğru baktığımda bir kişinin partimize dönmüş bir şekilde havaya silahla ateş açtığını gördüm. Ölümlü bir sonuç olabilirdi. Bu kişi iki gün önce il binamıza gelmiş ve oturmuştur. Geldiği gün il binamızda kimi temelsiz konuşmalar yapmış. Arkadaşlarımız temelsiz konuşmalarına rağmen gerekli ikramlarda bulunduktan sonra şahıs il binamızdan ayrılmıştır. Bugün tekrar geliyor. Bu durum bireysel basit bir durum değildir. Sabah akşam basından partimize yönelik tüm kışkırtmaların sonucunu bugün bu olayın yaşanmasına yol açmıştır.

    Gündüz çok rahat bir şekilde gelinip il binamıza ateş açılıp ardından ise çok rahat bir şekilde polise teslim olunabiliyor. Cumhurbaşkanından, İçişleri Bakanına dek birçok hükümet yetkilinin HDP’ye dönük kışkırtıcı konuşmaları bu olayın asıl sorumlusudur. En son bir tiyatro olayının onların üzerindeki yıkımını gördük. Tüm partili arkadaşlarımızı daha dikkatli olmaya çağırıyoruz.”

    “SALDIRI BİREYSEL DEĞİLDİR”

    İl Eş Başkanı Erdal Avcı ise partilerine dönük saldırının bireysel olmadığını söyledi. Avcı, “Biz biliyoruz ki bu olay planlı ve programlıdır. Hem partimize hem de kamuoyu güçlerine bir mesajdır. Son dönemlerde siyasi iktidarın dili, tartışma biçimi, partimizi hedefe alan üslubu bu saldırıları cazip hale getirmiştir.  Mafyacı olabilirler ama Türkiye’nin dili bu olayın ana kaynağıdır. Siyasi iktidarın bu dilinden uzak durarak barışçıl, demokratik ve herkesin siyaset yapma zeminini sağlamaya davet ediyoruz. Bu saldırılar Türkiye’nin demokrasisine, barışına hiçbir katkısı olmadığı gibi, Türkiye’yi git gide savaşın, çatışmanın zeminine çekmektedir”  diye konuştu.

    “DİZ ÇÖKMEDİK ÇÖKMEYECEĞİZ

    HDP Milletvekili Musa Piroğlu ise, Hrant Dink’in 19 Ocak’ta katledildiğini anımsatarak, bu saldırının da Dink’in katledildiğine yakın bir tarihte gerçekleşmesine dikkat çekti.

    Saldırının yalnızca HDP’ye dönük olmadığını vurgulayan Piroğlu, “Kabul etmek gerekir ki, HDP bu ülkede rahat ve özgür bir şekilde siyaset yapamadığı, Kürt sorunu adil ve demokratik bir şekilde çözülmediği sürece hiç kimse özgür olamayacaktır. Biz bu çeşit saldırıları geçmişte de gördük. İktidar kendi tabanında kaybetmeye başladığında siyaseti farklı alanlara çekmeye çalışıyorlar. Bu saldırıyı gerçekleştirenler bilmelilerdir ki, biz şuana kadar ne diz çöktük ne de bundan sonra diz çökeriz” ifadelerini kullandı.

    Açıklama alkışlar ve sloganlar eşliğinde sona erdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Aliağa Belediyesi işçileri kontak kapattı

    Aliağa Belediyesi işçileri kontak kapattı

    MHP’li Aliağa Belediyesi’nde son bir ay içerisinde 179 işçinin işten çıkarılmasına karşı belediye işçileri kontak kapattı. İşten çıkarılan emekçilerin çadırını ziyaret eden HDP Milletvekili Musa Piroğlu, dayanışma çağrısında bulundu.

    31 Mart yerel seçimlerinin ardından işçi kıyımına gidilen İzmir’in MHP’li Aliağa Belediyesi’nde son bir ay içerisinde işten çıkarılan işçilerin sayısı 179’a yükseldi.

    En son 47 kişinin daha işten çıkarılmasıyla belediye işçileri durumu protesto etmek amacıyla kontak kapattı. İşten çıkarmaların devam edeceği baskısıyla çalışan işçiler, sabah saatlerinde çöp kamyonlarını işe çıkarmayarak yaşanan durumu protesto etti. Temizlik İşleri biriminde çalışan işçilerin işe çıkmama eylemlerine park bahçe ve fen işleri birimindeki işçilerden de destek geldi. İşçiler işten çıkarmaların durdurulması ve çıkarılan işçilerin geri alınması talebiyle eylemlerine devam ediyor.

    “ALİAĞA İŞÇİLERİN BU ŞEHRİN CAN DAMARIDIR”

    Öte yandan HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu, işçilerin Demokrasi Meydanı’nda kurulan çadırda başlattığı nöbeti ziyaret etti. Piroğlu, işçi sınıfı ve demokrasi mücadelesi açısından ya hep beraber omuz omuza direneceklerini ya da kaybedeceklerini belirtti. Piroğlu, “Bu yüzden Aliağa, Sibaş direnişleri, Tüpraş’taki TİS görüşmeleri, Cargill nöbeti, yani işçi sınıfının bütün direnişleri Türkiye işçi sınıfının ortak sorunudur. Bu aynı zamanda emek ve demokrasi güçlerinin ortak kavgasıdır. Saray hepimize düşman ve ancak bir araya gelirsek onu püskürteceğiz. HDP dün olduğu gibi bugün de Türkiye işçi sınıfının yanında emek güçlerinin yanında onlarla mücadele etmeye devam edecek. Kazanan biziz, güçlenen biziz. Aliağa bir işçi kenti. Aliağa’da işçiler olmazsa bu şehir olmaz. Aliağa’daki herkes bu işçilerin ürettiği emeğin karşılığı olarak burada yaşıyor. Okullar işçiler sayesinde açılıyor, bakkallar işçiler sayesinde yaşıyor. İşçileri çıkardığınızda bu şehir kalmaz. Bu şehrin can damarı işçilerdir. Aliağa Belediyesi’nin başındaki başkanın bu saldırısı Aliağa’ya yapılmış bir saldırıdır” diye konuştu.