Etiket: müslüm metin

  • Hüseyin Gazi Metin Dede, Hakk’a yürüyüşünün 1. yıldönümünde anıldı!-VİDEO

    Hüseyin Gazi Metin Dede, Hakk’a yürüyüşünün 1. yıldönümünde anıldı!-VİDEO

    PİRHA-Hüseyin Gazi Metin Dede Hakk’a yürüyüşünün 1. yıldönümünde Antalya’da anıldı. AKD Antalya Şubesi Zeytinköy Cemevi’nde yapılan anmada Hüseyin Gazi Metin Dede’nin bir kılavuz, Alevi yoluna gerçek anlamda ışık tutan bir dede, bir emekçi, bir devrimci, bir şair aynı zamanda bir halk ozanı olduğu vurgulandı.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şubesi Zeytinköy Cemevi’nde Hüseyin Gazi Metin Dede anıldı. Anmaya Hüseyin Gazi Metin Dede’nin ailesi, AKD Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, Antalya’da örgütlü bulunan Alevi kurum temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Yapılan anmada Üryan Hızır Ocağı Yol Yürütücüsü Kenan Akbaba’nın okuduğu gülbeng sonrasında Hüseyin Gazi Metin Dede’nin yaşamını anlatan slayt gösterimi yapıldı.

    “HÜSEYİN GAZİ METİN DEDE ALEVİLER TOPLUMU İÇİN BİR YOL ÖNDERİ BİR REHBER.BİR KILAVUZDU”

    Sunuculuğunu Bahar Gezer’in yaptığı anmada söz alan AKD Antalya Şubesi Başkanı Kazım Uçarcan, “Hüseyin Gazi Metin Dedemizin bize miras olarak bıraktığı, Alevilerin, asimilasyona karşı nasıl mücadele edilmesi gerektiğidir. Çok sağlam ve yaşamda karşılığı olan ilkelerle hareket eden, Yol’unu sürdüren Hüseyin Gazi Metin Dede’yi geleceğimize ışık tutma anlayışıyla onu kendimize rehber edindik. Alevilerin hak mücadelesini sürdürürken biz bu dirayeti Gazi Metin Dede gibi yol önderlerimizden alıyoruz. Gazi Metin Dede’nin şairliğinden, ozanlığından, felsefesinden alıyoruz” dedi.

    “HÜSEYİN GAZİ METİN BİR DEDE, BİR EMEKÇİ, BİR DEVRİMCİ, BİR ŞAİR HER ZAMAN HALKIN YANINDA OLAN BİR HALK OZANIYDI”

    Oğlu Müslüm Metin ise konuşmasında şunları ifade etti:

    “Babam bir halk adamıydı, bir devrimciydi.  Babam bizim çocukluk dönemimizde gerek devrimci hareket içerisinde olsun gerekse de hak mücadelesinde olsun en önde giderdi. Baba oğul ilişkisinden çok biz onunla yoldaşlık yaptık. İyi bir yoldaşımızdı.

    Babam her zaman şunu derdi: örgütlenin, örgütlenin. Toplum örgütlenirse ancak bu karanlığı yıkabilir. Bu faşist düzene karşı, bu ırkçı, gerici düzene karşı örgütlenirse çözüm bulabilir. Ayrışmayı bırakın örgütlenin derdi. Devri daim olsun babam. Işığı her zaman yanımızda olacak.”

    AKD Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz’ın yaptığı kısa konuşmanın ardından, Hıdır Abdal Ocağı dedelerinden Hüsamettin Işık, Hüseyin Abdal Ocağı evlatlarından İlyas Şimşek, Mehmet Karabudak ve Ersin Genç’in söylediği deyiş ve nefeslerle semahlar dönüldü. Çerağların sırlanmasından sonra okunan lokma gülbengi ile gelen canlara lokmalar pay edildi.

    Hüseyin Gazi Metin kimdir?

    Anadolu’nun kadim geleneklerini geleceğe taşıyan Sivas Divriği Çamşıh Şahin Köyünde 1939 yılında dünyaya gelen Metin, sekiz kardeş arasında büyür. Babası Mahmut, annesi Hatice olan Metin, ailenin sadeliği, köy yaşamının ritmi onun karakterinin en sağlam taşlarını döşer. İlkokulu köyünde tamamlar. Ortaokula başlar. Ancak başındaki yara eğitim hayatını 2.sınıfta bırakmasına neden olur. Hayatın yükünü erkenden sırtlanır. Çobanlık, rençberlik, bir dönem de oğluyla birlikte İstanbul sokaklarında hamallık yapar. Emek onun yol arkadaşı olur. Askerliğinin ardından Divriği Maden İşletmelerinde çalışır. Sendika çalışmalarda etkin rol üstlenir. 25 yıl boyunca alın teri döktükten sonra 1990 yılında emekli olur ve bir yıl sonra Ankara’ya yerleşir. Yıllarını cem yürütmeye, dedelik ve zakirlik yapmaya adayan Hüseyin Gazi Metin hem köyünün hem de inancının kültürel mirasını yaşatmayı sürdürür. Yazın Çamşığın Şahin köyünde kışları Ankara’da geçen bir ömür, aynı zamanda bir dede olarak toplumun rehberliğini üstlenir.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

     

     

     

  • Madımak’ta katledilen Handan Metin’in babası Sadık Metin Hakk’a uğurlandı-VİDEO

    Madımak’ta katledilen Handan Metin’in babası Sadık Metin Hakk’a uğurlandı-VİDEO

    PİRHA- Madımak Katliamı’nda kızı Handan Metin’i kaybeden ve yıllardır adalet mücadelesini sürdüren Sadık Metin, Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi’nden Hakk’a uğurlandı. Metin, Sivas Divriği’de toprağa sırlanacak. 

    2 Temmuz 1993 yılında Pir Sultan Abdal’ı anmak için gittikleri Sivas’ta radikal dinci, faşist kalabalık tarafından yakılarak katledilen 33 candan Handan Metin’in babası Sadık Metin Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi’nden Hakk’a uğurlandı. Metin, toprağa sırlanmak üzere 22.00’de Sivas Divriği’ye götürülecek.

    Sadık Metin’in Hakk’a uğurlama erkanına Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Madımak aileleri, DAD Ankara Şubesi yönetimi, çok sayıda Alevi kurum ve siyasi parti temsilcileri ile birlikte çok sayıda seveni katıldı.

    Hakan Erol Dede’nin yürüttüğü erkanda ayrıca nefesler ve deyişler seslendirildi.

    “BÜYÜK BİR AZİMLE MÜCADEYE DEVAM ETTİ”

    Sadık Metin’in yeğeni Müslüm Metin, tarifi olmayan bir acı yaşandığının altını çizerek, “Amcam çok beyefendi bir adamdı. Ailemiz adına gelen herkese teşekkür ediyorum. Handan’ına kavuştu, 33 canına kavuştu” diye konuştu.

    Sadık Metin’in kızı Şehriban Metin, “Babam için buradayız” diyerek, “Babam bir gün bana bütün dünya Alevi olacak demişti. Bütün dünya adaletten yana olacak demişti. Biz de onunla mücadelenin içerisinde olmaya çalıştık. Babam mücadeleye büyük bir azim ile devam etti. Bu son salıvermelerden sonra bedeniniz ve ruhunuz artık direnemiyor” ifadelerini kullandı.

    “BİR HAFIZAYI UĞURLUYORUZ”

    Metin’in oğlu Doğan Metin, “Bugün burada büyük bir acıyı paylaşmak için toplandık. O sadece bir baba, bir dost, bir eş değil. Bir şair, bir sanatçıydı. Bugün onu uğurlarken sadece bir insanı değil bir hafızayı, bir sanatı uğurluyoruz” dedi.

    “AİLELERİN HAKLARI GASP EDİLMİŞ DURUMDA”

    Madımak ailelerinden Hüseyin Karababa ise Anayasa Mahkemesi’nin haklarını gasp ettiğini belirterek, “Üst üste dava arkadaşlarımı kaybediyoruz. 11 yıldır Anayasa Mahkemesi’nde duran bir davamız var. Ailelerin hakları gasp edilmiş durumda. Bu insanlar davalarının sonuçlarını görmeleri gerekiyordu. Devlet bize bu son salınmalarla savaş açtı. Anayasa Mahkemesi bizim haklarimizi gasp etti” diye konuştu.

    Erkânın ardından lokmalar pay edildi.

    PİRHA/ANKARA

  • Alevi kurum yöneticilerinden yeni yıl mesajı: Barış dolu güzel bir yıl olsun!-VİDEO

    Alevi kurum yöneticilerinden yeni yıl mesajı: Barış dolu güzel bir yıl olsun!-VİDEO

    PİRHA – Alevi kurum yöneticileri, 2022 yılının “Alevilerin eşit yurttaşlık için mücadele yılı” olduğunu ifade ederek, yeni yıla dair dilek ve temennilerini paylaştılar. Mesajlarda, 2023 yılının barış, sevgi yılı olması istendi. 

    Alevilerin taleplerinin görmezden gelinmesi ve asimilasyon politikalarına karşı mücadele yürüten Alevi örgütleri için 2022 yılı bir hayli hareketli oldu. Uzun yılların ardından sokağa çıkan yurttaşlar, tüm baskılara rağmen taleplerini dile getirdi.

    Alevi kurum yöneticileri, 2022 yılının siyasal iktidarın baskısı altında geçtiğini belirterek “daha fazla mücadele” vurgusu yaptılar.

    “BU ÜLKEYİ ÖZGÜRLEŞTİRECEĞİZ”

    Alevi kurumlarında görev alan isimler, yeni yıla dair dilek ve temennilerini PİRHA ile paylaştı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Rukiye Ercan Kara, 2023 yılının mücadele dolu bir yıl olmasını dileyerek “Sokakları güzelleştirmek için, gençlerimizin, kadınlarımızın geleceğini umutla doldurabilmek için mücadele edip örgütleneceğiz. Pir Sultan’ın direnciyle, bilinciyle, inancıyla sokakları ve bu ülkeyi özgürleştireceğiz diye umut ediyorum” ifadelerini kullandı.

    Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şube Sekreteri Kenan Akın ise 2022 yılının iktidarın asimilasyoncu politikaları altında geçtiğini ifade ederek “2023’te asimilasyona karşı mücadelemizi daha da yükselterek, hakikati Alevi halkına anlatarak, mücadeleyi daha da yükseltmeye çalışacağız” dedi.

    Dede Müslüm Metin de 2022 yılını “Maalesef yaşadığımız dünyada insanların, tabiatın lehine hiç güzel şeyler olmadı” sözleri ile özetledi. Müslüm Metin 2023 yılına dair şu dilekte bulundu:

    “Biz Alevilerin örgütlü yapılarla bir arada olması gerekir. Kerbela’dan günümüze sürekli ezildik ama bugün umutluyuz. 2023 yılında bir olmamız gerekiyor. Birbirimizin noksanını görmeden tamamlayarak çok güzel yarınlara gidebiliriz. Gelin dostlar bir olalım zalimin karşısında dik duralım ezilenlerle birlikte tüm dünyada Alevilerin ve ezilenlerin hakkını hep birlikte alalım. Aşk olsun cümle canlara.”

    Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şube ve Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Mustafa Karabudak ise “Siyasal iktidar, Kürtler, Aleviler ve tüm ötekiler üzerinde yoğun saldırılarını 2022 yılında devam ettirdi. İnanıyoruz ki 2023 yılında siyasal anlamda değişimler olur. Direnip ve hakikati söylemeye devam ediyoruz. Umarım tüm dünya halkları, tüm canlılar için barış dolu güzel bir yıl olur.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Avusturya’daki kazanım değerlidir, Türkiye’de ise Diyanet kırılmadığı sürece hiçbir değişim olmaz!’

    ‘Avusturya’daki kazanım değerlidir, Türkiye’de ise Diyanet kırılmadığı sürece hiçbir değişim olmaz!’

    PİRHA – ABF Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin, Avusturya’da Aleviliğin resmiyet kazanmasını olumlu yönde değerlendirerek “Aleviliğin içinde eğitim, sağlık, doğa, tabiat, bilim, ilim yani her şey var. Şimdi edinilen o kazanımları yeni nesillere bir tür ilim-irfan yuvası olarak gençlere ulaştırabilirlerse Aleviliğe çok katkı sağlamış olurlar” dedi.

     

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin, Avusturya’da Aleviliğin “kendine özgü bir inanç” olarak tanınması ardından görüşlerini PİRHA ile paylaştı. Söz konusu kazanımın değerli olduğunu vurgulayan Metin, örgütlü mücadelenin başarıya ulaştığını ifade etti.

    Müslüm Metin, Avusturya’daki kazanımın bütün Alevi toplumu için bir değer olduğunun altını çizerek, “Edinilen statüyü toplumsal bir kazanım olarak görmek gerek” dedi.

    YENİ BAŞTAN BİR ALEVİLİK YARATILACAK DEĞİL”

    Müslüm Metin, Avusturya’daki Alevi inancının İslam dışında yorumlanması ve bu vesileyle alınan statünün yarattığı tartışmalara da işaret ederek “Alevilik farklı bölgelerde değişiklik gösterebilir ama özünde insan sevgisi yatar” diye konuştu.

    Metin, Avusturya’da kazanılan statünün Türkiye’ye yansımasını ise şu sözlerle anlattı:

    “Türkiye’deki yasalar ile Avusturya’daki yasalar aynı değil. Türkiye’de maalesef bu yönetim ve mevcut Diyanet İşleri Başkanlığı ve farklı kesimlerin tekelinde olan yapı kırılmadığı sürece hiçbir değişim olmaz. Bu durumda Türkiye’de Aleviliğe katılacak tek şey; Aleviler örgütlü olarak, diğer demokratik kesimlerle birlikte hareket ederek yaşam biçimini, laik bir yaşamı Türkiye’ye getirdiği zaman burada bir değer olur. Ama Türkiye’de Avusturya’daki durumu örnek alacak bir zihniyet yok. O nedenle alınan kararla bizim bir kazanım elde edebileceğimizi düşünmüyorum.

    Alınan kazanım orası için değerlidir. Çünkü orada Aleviliğin yaşaması ve gelişmesi için birtakım olanaklara ihtiyaç var. Aleviliğin içinde eğitim, sağlık, doğa, tabiat, bilim, ilim yani her şey var. Şimdi edinilen o kazanımları yeni nesillere bir tür ilim-irfan yuvası olarak, Aleviliği gelecek neslin barış elçisi olarak gençlere verebilirlerse Aleviliğe çok katkı sağlamış olurlar. Onun haricinde yeni baştan bir Alevilik yaratılacak değil. Ama çağımıza göre örgütlenirse büyük kazanımlar elde edilir. Ancak üstüne basa basa söylüyorum, Türkiye bugünkü zihniyetle giderse, oradan yani Avusturya’dan alınacak hiçbir kararı buraya getiremez. Hatta tam tersi olur, Türkiye’de mevcut örgütler daha tembelleştirilmiş olur. Ben şuna inanırım; mücadele etmez, emek harcamaz, bedel ödemezsen bir şeyi elde etme şansın yoktur.”

    EREN GÜVEN/ANKARA

  • DAD Ana Fatma Cemevinde ‘Barışa Çerağ’ uyandırıldı-VİDEO

    DAD Ana Fatma Cemevinde ‘Barışa Çerağ’ uyandırıldı-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Derneği (DAD) Mamak Ana Fatma Cemevi “Barışa Çerağ Uyandırmak” başlığı ile panel düzenledi. Konuşmalarda Alevi inancının yaşadığı coğrafyada savaşın egemen olamayacağına vurgu yapıldı.

    Haberin videosu

    DAD Ankara Ana Fatma Cemevi’nde düzenlenen panele Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin ile Siyasetçi Kamil Ateşoğulları katıldı.

    Panel açılışında konuşan DAD Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Hülya Türkmen, “Savaş uzun yıllardır coğrafyamızın bir parçası oldu” diyerek savaşlarda en çok kadın ve çocukların etkilendiğine işaret etti.

    Türkmen ayrıca “Savaş süreçlerinde kadınlar sadece savunmasız korunmasız ve mağdur olarak algılanmamalı, ekonomik, kültürel ve sosyal konularla ilgili barış inşası süreçlerine aktif olarak katılmaları gerekmektedir. Biz kadınlar olarak elimizin hamuruyla barış mücadelesi vermeye devam edeceğiz ve kirli savaşlara hayır diyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    “DEMEK Kİ TOPLUMUN BARIŞA İHTİYACI VAR” 

    Moderatör Kamil Ateşoğulları da “Alevilikte barış nedir, hep birlikte neler yapmalıyız?” sorularına açıklık getirdi.

    Tarihçi Herodot’tan alıntı yaparak konuşmasını sürdüren Ateşoğulları şunları söyledi:

    “Barış zamanında oğullar, babalarını, savaşlarda ise babalar, oğulları gömerler. Şimdi öyle bir dönem yaşıyoruz ki binlerce kaybımız var. Yerinden yurdundan edinen insanlar var.

    Sosyal bilimlerde ‘muhteva analizi’ adlı bir yöntem var. Masa başı çalışması yapılır. Belli bir sürede basında haber olarak çıkan kelimeler sıralanır. En çok neler konuşuluyor, kelime olarak neler kullanılıyor o dönemin nabzı ölçülür. Şimdi bizim bu dönemde de savaş, barış, güvenli bölge, işgal, beka ve buna benzer hatta terörist sözleri basında en çok kullanılan sözcükler. Bu da şunu gösteriyor ki eğer barıştan, temel hak ve özgürlüklerden söz ediyorsak demek ki bir yokluk var.”

    “EN ÇOK SUSADIĞIMIZ KELİME BARIŞ”

    ABF Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin ise “Maalesef ki şu anda bizlere en uzak kelime; barış” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Toplum olarak doğa ile birlikte her şeyin barışık olması, yaşamakta olduğumuz doğada her şeye saygı duyulması gerektiğini savunuruz. Ve doğada yapılabilecek her türlü tecavüzün, yani ormana, ağaca, suya, bitkiye, yaşam döngüsü ile ilgili yapılan her şeyi biz, barışa yapılmış bir tecavüz olarak kabul ederiz. Bizlerin de toplumun olarak barışık olduğumuzu söyleyemiyorum. Barış da emek istiyor. Biz yaşamaya uğraşırken sürekli ölen bir toplumuz. Bizim en susadığımız kelime, barış.

    Yol sana demiş ki ‘Özünde, sözünde ol. Eline, beline, diline de sahip ol. Üzme, komşu hakkına tecavüz etme, hiç kimsenin hakkını yeme, haksızlık karşısında boyun eğme. Öğreti olarak bunların hepsini söylemiş ama biz maalesef kentleşmenin getirdiği mülk edinme hırsı sebebiyle bunlardan uzaklaştık.

    Savaşta en çok mağdur olan kim? Orada yaşayan insanlar, doğadaki her şey. Özellikle benim de içerisinde olduğum Alevi örgütleri bir söz diyemiyoruz. Savaşın karşıtı barıştır. Başka türlü ‘savaşa hayır’ demedikten sonra savaşı yumuşatmanın hiçbir anlamı yok. 72 Millete bir nazarla bakan toplumuz. Başkaları bize ne nazarda bakarlar önemli değil.”

    “İKTİDAR OLUŞTURAN İNANÇLAR SAVAŞI DA OLUŞTURMUŞLARDIR”

    Panelist Pir Zeynel Kete, günümüzde yaşanan savaş nedenlerinin çok eskilere dayandığını söyleyerek “Eğer hakikatçi bir tarihi yöntem esas alınmaz, geçmiş iyi bir şekilde irdelenmezse şu anda anı yakalayamayız.” dedi.

    Kete sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ortadoğu özelde de Kürtler ve inanç olarak ta Alevilere baktığımızda geçmişle ilgili kendi tarihini başkası tarafından yazılmış bir halk gerçekliği vardır. Böyle olunca da geçmişimiz bizim dışımızdakiler tarafından yazılmış ve biz bu geçmiş hakikatimizle yeni yeni birleşmeye çalışıyoruz. Yeni yeni keşfetmeye çalışıyoruz. Arkeolojik verilerle, araştırmalarla, 13-14 bin yıl öncesine kadar giden bir gerçeklik vardır. Bir Göbekli Tepe’den bahsediliyor. Kürtçe ismi Xırabe Reş denilen bir coğrafyadan bahsediliyor.

    Şunu diyebiliriz; kaos ve kriz kendi içerisinde bir akıl oluşacaktır. ‘Şer içinde hayır vardır. Seçebilirsen gel beri’ diyen bir düşünce sistematiğimiz vardır. Yaşanan bu sürecin içeresinde bir akıl vardır. Bu akıl kendi çözümünü kendi içinde barındıracaktır. Ama aslolan biz, bu ezel ebet an diyalektiğini sağlam kurmazsak çözümü de bulamayız. Bu yönüyle Ortadoğu’da ne yaşanıyor?  Ortadoğu’da Hakk yol topluluklarının Rıza Şehri kurma gayretleri vardır. Nedir hak yolu toplulukları? İktidara bulaşmayan, devlete bulaşmayan, ulus devlet anlayışlarına bulaşmayan, ahlaki ve politik yaşamış, farklı etnik yapılar, kılanlar, aşiretler, kabileler, tarikatlar bunlar. Rıza toplumunu oluşturuyor yani. İkrar ve ikrar üzerinde yaşamını devam ettirenler…

    Ortadoğu ve Mezopotamya bu Rıza toplumu bileşenleriyle yoğrulmuştu. Bu çerçevede doğaldır ki bu yaşanan sorunun çözümü de oradadır. Çünkü Mezopotamya ve Ortadoğu coğrafyası evrene, kâinata, toplumsallığa ait ilkleri yaratan bir coğrafyadır. İnançlara, teknik yaşama ve kadına yönelik ilkleri var etmiş civat kültürünü geleneksel hale getirmiş bir coğrafyadır. Kök hücre oradadır.

    Kapitalist, modernist, emperyalist anlayış, Ne-Hakk anlayışlar bu kriz içindeki kaosun kurtuluşunun aklını da bu coğrafya olduğunu bildiklerinden dolayı binlerce yıldır bu coğrafya sürekli baskı altındadır. Eski kadim dönemlerinde bu coğrafyada yaşananlar ve savaşlar tanrılar arası savaş olarak tanımlanırdı.

    Toplumu bir arada tutan rıza şehrini inşa eden ikrarlık ve rızalık üzerine yaşamını devam ettiren inançları birbirinden ayırmakta fayda vardır. Bütün inançlar, dinler ilk çıktıkları dönemde ahlaki, politik ve demokrattır. Bir önceki inanca göre sürekli ileridir. Muhammet-i halk İslam anlayışı iktidara bulaşmış Roma Hıristiyanlığına göre bir adım ileridedir. Bu çerçevede iktidarı oluşturan inançlar savaşı da oluşturmuşlardır. Ama rızalığı oluşturan inançlar barışı da oluşturmuşlardır. Alevi inancında yaratılış yoktur, vardan doğuş vardır. Bizim varoluş mitolojimiz daha ekolojik, daha demokratik bir varoluştur. Bu vardan doğuş inancının olduğu bir yerde savaştan bahsedilemez.”

    PİRHA / ANKARA

  • Pir Sultan Abdal Anma Etkinlikleri, Banaz’da gerçekleşti-VİDEO

    Pir Sultan Abdal Anma Etkinlikleri, Banaz’da gerçekleşti-VİDEO

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri’nin 30’uncusu Sivas Yıldızeli ilçesine bağlı Banaz köyünde düzenlendi.

    Halk ozanı Pir Sultan Abdal, doğum yeri olan Sivas’ın Yıldızeli ilçesine bağlı Banaz köyünde etkinliklerle anıldı.

    Anmadan önce Pir Sultan Abdal heykelinin önüne çelenk bırakılarak gülbeng verildi.

    Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı öncülüğünde çeşitli derneklerin katılımı ile Banaz Köyü Topuzlu Baba Şenlik Alanı’nda düzenlenen etkinlikler, 2 Temmuz 1993’te Sivas Katliamı’nda  yaşamını yitirenler için saygı duruşunda bulunulması ile başladı.

    Banaz köyünden canların semah dönmesinin ardından konuşmalar yapıldı, yerel sanatçılar konser verdi. Anma etkinliklerine kent dışından gelen çok sayıda davetli katıldı.

    “BARIŞ, KARDEŞLİK İSTİYORUZ”

    Anmada konuşan Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Başkanı Muharrem Yılmaz, “Şimdi biz 26 yıl önce Sivas’ta yandıktan sonra biz de yakalım insanları güzelim barış güvercinleri koyalım insanlarla kardeş kardeş olalım. Biz barış istiyoruz kardeşlik istiyoruz huzur istiyoruz bizim asla savaşla kavgayla ya da katliamlar işimiz olmaz en şu an bir partinin genel başkanı oradaki bir kadının bağırarak yakın bunu demesi bile bizim canımızı çok acıttı” ifadelerini kullandı.

    “SİVAS; KARDEŞLİĞİN HÜKÜM SÜRDÜĞÜ TOPRAKLARDIR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan, “PSAKD Yönetim Kurulu adına ve tüm şube başkanlarım adına saygıyla selamlıyorum pirin huzuruna hoş geldiniz” diyerek başladığı konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Sivas toprağı tarih boyunca çok acılara çok olaylara tanık oldu Sivas toprağından Pir Sultan Abdal geçti Sivas toprağından Koyuncu Baba, Şah Kalender Çelebi geçti. Sivas toprağı halklar arasındaki barışın hüküm sürdüğü bir topraktır aynı zamanda evet çok acı çektik Sivas gibi bir acıyı Madımak gibi bir acıyı yüreğimizde yaşadık. Sivas toprağı barışın kardeşliğin hüküm sürdü bir topraktır topraklardır pirimiz Pir Sultan Abdal’ın da dediği gibi siyaset günleri gelip çatmadan işte o siyaset günleri gelip çattığında bu topraklarda acı gördük.

    Konuşma yapan ABF Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin ise “Sivas’ı Feyzullah Çınar’ın deyişleriyle öğrendim. Sivas’ı hem direniş hem üzüntü türküleriyle öğreniyoruz. sevgili canlar Pir Sultan Abdal bozuk düzene karşı bozuk düzene karşı savaş veren sözünü söyledi biz de ona layık olmaya çalışan yoldaşlarıyız” dedi.

    Anma etkinliği panel ve müzik dinletisi ile sürüyor. Etkinlik, yarın ise Banaz’daki inançsal mekanların ziyaret edilmesiyle son bulacak.

    PİRHA/SİVAS

  • ‘Seçimi demokrasi güçleri ve halkların kardeşliği kazandı’-VİDEO

    ‘Seçimi demokrasi güçleri ve halkların kardeşliği kazandı’-VİDEO

    PİRHA- İmamoğlu’nun Büyükşehir Belediye başkanlığına yeniden seçilmesi tüm toplumsal kesimler tarafından olduğu gibi Aleviler tarafından da konuşuluyor. ABF Başkan Yardımcısı Metin ve PSAKD Genel Eğitim Sekreteri Kaya seçim sonuçlarını PİRHA’ya değerlendirdi.

    Geçtiğimiz 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde Millet ittifakının adayı Ekrem İmamoğlu ve Cumhur ittifakının adayı Binali Yıldırım arasındaki oy farkı 13 bin 729’du.

    23 Haziran’da yenilenen seçimde ise İmamoğlu 4 milyon 698 bin 782, Yıldırım ise 3 milyon 921 bin 201 seçmenin oyunu aldı. İmamoğlu’nun oy oranı yüzde 54,03, Yıldırım’ın oy oranı yüzde 45,09 olarak gerçekleşti. Açılan sandık verilerine göre iki aday arasındaki oy farkı 777 bin 581 oldu.

    “SEÇİMLERİ DEMOKRASİ GÜÇLERİ VE HALKLARIN KARDEŞLİĞİ KAZANDI”

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin ve PSAKD Genel Eğitim Sekreteri Onur Kaya seçim sonuçlarını PİRHA‘ya değerlendirdi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin, “İstanbul’da yenilenen seçimi demokrasi güçleri kazandı, halkların kardeşliği kazandı, toplum kazandı. Aslında toplumsal barış kazandı” dedi.

    İstanbul seçiminin kadınıyla, gençleriyle, ezilen bütün halklar ve demokrasi güçleriyle birlikte zafere ulaştığını belirten Metin, sözlerine şöyle devam etti:

    “Biz Alevi toplumu olarak her zaman eşit yurttaşlıktan, paylaşımdan yanayız. Yerel yönetimler halkın birlikte yönetim şeklini oluşturması gerektiği bir yerdir. Hakça paylaşım olması gerekir. Liyakata göre çalışma yapılması gerekir. Bu zamana kadar rant cephelerinin uzaklaştırılması gerekir. Burada seçimde ötekileştirilen toplumlar biraraya geldi, söylem çok önemliydi. İktidar partisi söylemleriyle insanları kutuplaştırdı ve bu kutuplaştırmanın sonucunda kendisi sandıkta gördü.”

    “İNSANLARI KUTUPLAŞTIRMA SİYASETİ  BOŞA ÇIKARILDI”

    Metin konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bana göre bu bir rüzgârdır. Türkiye’de artık demokrasi güçleri, halkların kardeşliği yönünde daha ufku açacak, daha iyi günler görecek şekilde çalışmalar yapacak ve aydınlık geleceğe yönelik çok güzel şeyler olacağına inanıyorum.

    Biz Alevi toplumu devletten ve bütün yerel yönetimlerden tek isteğimiz var. ‘Bize ayrıcalık verin’ demiyoruz. Eşit yönetim, eşit yurttaş olarak bizi görün. Aleviler bu toplumun en aydınlık yüzüdür. Bu yüzlerden sizler yararlanın, özellikle donanımlı gençlerimizi yönetimlere ortak edin, Türkiye’nin hatta dünyanın demokrasinin kazanacağına inancımız tamdır.

    Bu vesileyle İstanbul seçiminin Türkiye’ye hayırlı olmasını dileriz, Ekrem İmamoğlu’na başarılar dileriz. Biz de toplumsal olarak bundan sonraki süreçte her konuda yanlarında olduğumuzu bildiririz. Ayrıca HDD’nin seçim süresince gösterdiği duyarlılığı var. Buradan Alevi toplumu ve şahsım adına teşekkür ediyorum. Hayırlı olsun, güzel günler göreceğiz.”

    “31 MART SEÇİMLERİNDE OYLARIN KİMDEN ÇALINDIĞI ORTAYA ÇIKTI”

    PSAKD Genel Eğitim Sekreteri Onur Kaya ise İstanbul seçimine ilişkin şunları söyledi:

    “31 Mart seçimleri ve sonrasındaki gelişmeler gösterdi ki daha önceki yapılan seçimlerde mutlaka bir şey olduğu ve bu seçim sonuçlarıyla karşılaştırdığımızda daha önceki seçimlerin şaibesinin ortaya çıktığı görülmektedir. Bu açık ve nettir. Evet, bir çalma olayı var, ama bu çalma olayının daha önceki seçimlerde de olduğu ve daha önceki seçimlerin mutlaka tartışılması gerektiği kanaati oluştu. Burada Ekrem İmamoğlu’nun hakkını yememek lazım, gerçekten bir liderlik özelliği gösterdi, oylarına sahip çıktı, oylarına sahip çıkmanın sonucunda da yeniden 23 Haziran seçimleriyle beraber farkın 800 bine kadar dayandığı ve çalınan oyların da 800 bin civarında olduğu kesinleşti. Evet, kimden çalındığı da kesinleşti.

    Çünkü Türkiye’de demokrasi güçleri özellikle bu süreçte çok güzel bir sınav verdiler, iyi bir örgütlülük gösterdiler. Özellikle Kürt oylarının bu konuda belirleyici olduğunu herkes söylüyor. Ben Kürtlerin ve HDP’nin bu konudaki stratejik davranışlarını gerçekten alkışlıyorum, takdir ediyorum. Ve o stratejik davranış sonucunda da işte bizlere bugün bir umut oldu ve bundan sonraki umudumuzu güçlenmesine sebep oldu.”

    “DEMOKRASİ GÜÇLERİ ÇOK GÜZEL BİR SINAV VERDİLER”

    Onur Kaya Aleviler cephesinden de seçimleri şöyle yorumladı:

    “Alevilere yönelik çok açıklayıcı ve Alevilerin sorunlarının çözücü herhangi bir şey olmadığını biliyorum. Ama belki zamanın ruhu buna uygun olmamıştır ama bundan sonraki süreçte Alevilerin kendi örgütlülüğünü daha da artırarak bu umut içerisinde yer alıp kendi sorunlarını çözmesi ve çözülmesi için de çalışmaya başlamaları gerektiğini düşünüyorum. Seçim sürecine ilişkin her şey güzel oldu, ama Alevilerin sorunlarına ilişkin daha çarpıcı, daha duyarlı bir seçim ortamının bundan sonra yaşanmasını diliyorum.

    “HDP’NİN STRATEJİK YAKLAŞIMI UMUTLARIMIZIN ARTMASINA SEBEP OLDU”

    Kaya, önümüzdeki sürece ilişkin olarak da şu tespitlerde bulundu:

    “Bundan sonraki süreçte de yeniden oluşacak siyasette hem CHP’ye, hem de HDP’ye büyük görevler düşüyor. Bunun da bu iki siyasi parti genel merkezlerinde yeniden değerlendirileceğini ve seçimlerde ittifakın farklılaşması gerektiği konusunda kafamızda yeni sürece ilişkin değerlendirmeler olduğunu düşünüyorum Aleviler de burada yer almalıdır ve her şey güzel oldu.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Madımak müze oluyor

    Madımak müze oluyor

    PİRHA – 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta katledilen 33 yurttaş anısına Ankara’da “Madımak Müze” kuruluyor.

    2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 yurttaş anısına Ankara’nın Çankaya ilçesinde “Madımak Müze” inşa ediliyor. Tanıtım etkinliği Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapılan programa, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen, HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, CHP Ankara Milletvekili Murat Emir ve katliamda yaşamını yitirenlerin yakınları da katıldı.

    ‘Sivas’ın Işığı Sönmeyecek’ Pankartının asıldığı etkinlikte ilk olarak Madımak’ta yaşamını yitirenlerin isimleri okundu ardından deyişler ile semahlar dönüldü.

    ALEVİLERİN 25 YILLIK TALEBİ

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan “Bir daha bu acılar yaşanmasın” diyerek müzenin temelinin 31 Mart’tan hemen sonra atılacağını söyleyerek şöyle devam etti:

    “Madımak otelini müze yapana dek bu mücadelemizi sürdüreceğiz. Ancak Madımak Müzesi’nin Ankara’da yapılıyor olması bir ilktir. Proje tüm Alevi örgütlerinin ortak girişimidir. Öveçler bölgesinde arsa tahsisi de yapıldı. 2 Yıl içerisinde de inşaatı bitirmeyi hedefliyoruz. Ankara’da yapmamızın nedeni ise katliamın üzerinden 25 yıl geçti ve artık kuşak kayıbı söz konusu. Bu acıların kaybolmaması lazım. Gelecek kuşaklara aktarmak için önemli bir adım olduğunu düşünüyorum. Müze içerisinde heykeller, şehitlere ait her türlü eşyalar olacak. Müzeye giren yeniden Sivas’ı yaşayacak.”

    “YANDI 33 GÜLÜMÜZ”

    Sivas’ta katledilen Gülsüm Karababa’nın annesi Sultan Karababa ise acılarının anca öldükten sonra dineceğini söyleyerek müze yapım kararına dair “Ölenlerin tümünün annesiyim. Buna can mı dayanır yandı 33 gülümüz. Ama halkımız sağolsun. Bu ışığı söndürmeseler iyi olur” dedi.

    Handan Metin’in annesi Sultan ise müze kararı ile acılarının diri kalacağına işaret ederek “İsterim ki çocuklarımızın anısı her yerde olsun. Pir Sultan 500 sene geçmesine rağmen unutuldu mu? 33 Kişi de unutulmayacak. Bu halk 26 senedir peşimizde durdu” dedi.

    “BENZER KATLİAMLAR BİR DAHA OLMASIN DİYE…”

    Madımak Müze Komisyon Başkanı Alaaddin Türkoğlu ise Kerbela’dan günümüze Alevilere yönelik birçok katliamın yaşatıldığını ifade ederek “Sivas Katliamı sonrasında bizler dik durduk. Yapılanların unutulmaması için mücadele ettik. Aleviliği unutturmamak ve bu katliamlar bir daha olmasın, barış gelsin diye direndik. Kerbela için nasıl matem tutuyorsak bu katliamı da bir Kerbela olarak görüyoruz. ‘Unutma, unutturma’ demeye devam edeceğiz. Bu utanç müzesini barış için yapmak zorundayız” dedi.

    PİRHA / ANKARA

  • ‘Ellerinizi çocuklarımızın üzerinden çekin’-VİDEO

    ‘Ellerinizi çocuklarımızın üzerinden çekin’-VİDEO

    PİRHA- Aleviler çocuklarını herhangi bir dine, ırka, mezhebe mensup yetişmesini istemiyor.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin okullarda Alevi çocuklarına dayatılan zorunlu din dersine ve okullarda öğrencilerin mescitlere götürülüp abdest aldırılmasına ilişkin Pir Haber Ajansı PİRHA’ya konuştu.

    Son dönemlerde her gün tartışmalı bir gündemle karşı karşıya kaldıklarını belirten Metin, “Son zamanlarda ilim irfan yuvası olması gereken okullarda mescit, abdesthane gibi farklı uygulamalarla karşılaşmaktayız. Biz Alevi toplumu olarak hiçbir çocuğumuzun orada herhangi bir dine, ırka, mezhebe mensup yetişmesini istemiyoruz.” dedi.

    Çocukların ilmi, bilimi, teknolojiyi ve uzay çağını öğrenmeleri gerektiğini vurgulayan Metin, ‘Çocuklarımız üretici olsunlar, yeteneklerine göre yetişsinler, sporcu olsunlar başka alanlara yönelsinler ama kesinlikle oralarda herhangi bir dini eğitim veya herhangi bir mezhepsel eğitim almamalılar.” diye konuştu.

    “ÇOCUKLARIMIZI RENGARENK GÖRMEK İSTİYORUZ”

    Alevi Bektaşi Federasyonu olarak daha önce okullarda zorunlu din derslerine  karşı mücadele etmeye de devam edeceklerini kaydeden Metin, şöyle devam etti:

    “Bizim derdimiz Aleviliğin okutulması değil. Biz diyoruz ki çocuklarımız insanı okusunlar, doğayı okusunlar, toplumu okusunlar, laikliği okusunlar ve toplumda iyi birey olsunlar. Çocuklarımızı rengarenk, gök kuşağı gibi görmek istiyoruz. Çocuklarımızın şu an okullardaki zorunlu ihtiyaç ne mescit ne abdesthane. Çocukların ihtiyacı olan şey araç gereç,  parasız eğitim. Bunlara kafa yorulması gerekir. Bizim cemevlerimiz var, diğer vatandaşların camileri var, kiliseler var.  Eğer aileler rızalık gösterirse çocuklar seve seve oraya gidebilirler, orada ibadetlerini yapabilirler orada cem yapabilirler.”

    “BIRAKIN ÇOCUKLARA ZORLA DİN DERSİ VERMEYİ”

    ABF Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin son olarak mevcut iktidardan ve söz sahibi olanlardan şu taleplerde bulundu:

    “Bırakın çocuklara zorla din dersi vermeyi. Ellerinizi çocuklarımızın üzerinden çekin. Çocuklarımız din adamı olmasınlar, bilim adamı olsunlar. Ve son zamanlarda kamuoyunun gündeminde bir beyin göçü olayı var.  Çünkü çocuklarımız tedirgin. Mühendis, doktor, okumuş bir sürü insanımız şu an Avrupa ülkelerine gidiyor.  Çocuklarının geleceğinden duydukları endişeden dolayı beyin göçü yaşanıyor. Gelin bu ülkeyi sevelim, bu ülkede barışı huzuru kardeşliği birlikte inşa edelim. Gelin çocuklarımızın geleceğini birlikte inşa edelim. Yarınlar çocuklarımızın olsun, gelecek bizim olsun.”

    Cebrail ARSLAN-Derya DÖNMEZ/ANKARA

  • ABF Başkan Yardımcısı Metin: Diyanet’in vereceği lokmada gözümüz yok-VİDEO

    ABF Başkan Yardımcısı Metin: Diyanet’in vereceği lokmada gözümüz yok-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin, cemevlerinin Diyanet bütçesinden elektrik, su veya herhangi bir ihtiyacın karşılanmasını istemediklerini söyleyerek, “Devlet dinden elini çeksin” ifadesini kullandı. 

    Mersin’in Tarsus ilçesindeki cemevlerinin, diğer ibadethaneler gibi elektrik muafiyeti kapsamına alınması için 2 yıl önce açılanan davada mahkeme Yenice Sıdkı Baba Cemevi’nin elektrik faturasının Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından ödenmesine karar vermişti. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin PİRHA’ya konuştu.

    Metin, cemevlerinin ihtiyaçlarının Diyanet bütçesinden karşılanmasını istemediklerini söyledi. Metin, “Din, devletin topluma vereceği bir şey değildir, din tamamen ailenin ve  bireylerin kendi vicdanın sesidir.” dedi.

    “BİZİM HELALİMİZE HARAM KATMAYIN”

    “Cemevlerinin ihtiyaçlarının devlet tarafından karşılanmasına bir rızamız olmadığı için karşı olduğumuzu söylüyoruz” diyen Metin, sözlerine şöyle devam etti:

     “Örneğin, sigara ve içkiye karşıyız ama devletin şu anki en büyük bütçesini oluşturan vergilerin, buradan alındığını ve haram olan bir bütçenin Diyanet tarafından da kullanıldığını görüyoruz. Bunun için, biz Alevi toplumu olarak diyoruz ki; ‘Bizim helalimize haram katmayın. Biz helalımızla, lokmalarımızla cemevlerimizin elektriğini suyunu ve diğer ihtiyaçlarını karşılarız. Biz kesinlikle Diyanet’in cemevlerinin masraflarını karşılamasını istemiyoruz.”

    “DİYANETİN VERECEĞİ LOKMADA GÖZÜMÜZ YOK”

    Metin, “Bizim Diyanet’in vereceği hiçbir lokmada gözümüz yok, olmayacak da. Toplumla paylaşmak isteriz. Biz kapansın, onlar elektrik su verelim diyor. Biz, ‘bırakın yaşayalım, sizin verdiğiniz suyla, havayla yaşayacaksak yaşamamızın bir anlamı yok. Barış, kardeşlik huzur, hoşgörü, toplumsal barışın olduğu bir dünyayı birlikte kuralım diyoruz” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN-Derya DÖNMEZ
    ANKARA

  • ABF Genel Başkan Yardımcısı Metin: Diyanet cemevlerimizden elini çeksin-VİDEO

    ABF Genel Başkan Yardımcısı Metin: Diyanet cemevlerimizden elini çeksin-VİDEO

    PİRHA – Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Tunceli Cemevi’ni ziyaret sırasında Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’un kendisinden imam hatip mezunu iki kişinin cemevine dede olarak atanmasını talep etmesine ABF Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin tepki gösterdi. Metin, “Biz 72 millete aynı nazarda bakan bir toplumuz. Onun için diyoruz ki bizim yakamızdan, bizim yuvamızdan, bizim cemevlerimizden elinizi çekin” dedi.

    ABF Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Tunceli Cemevi’ni ziyareti sırasında Tunceli Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’un Diyanet’ten imam hatip mezunu iki kişinin cemevine dede olarak atanmasını istemesine ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    “BİZ ALEVİLER HER YERDE YOK SAYILAN BİR TOPLUMUZ”  

    Son zamanlarda Alevi ve Alevilik üzerinde değişik fikirlerin değişik ziyaretlerin türemeye başladığını belirten Metin, “Biz Alevi toplumu okulda, bürokraside iş yerlerinde de her yerde yok sayılan acı gören, zulüm gören bir toplumuz. Topraklarımızdan sürülmüşüz, ezilmişiz, yakılmışız, zindanlara atılmışız, ama buna her zaman hak demişiz hak demeye devam ediyoruz” dedi.

    “CEMEVLERİMİZDEN ÇEKİN ELİNİZİ”

    “Biz 72 millete aynı nazarda bakan bir toplumuz. Onun için diyoruz ki bizim yakamızdan, bizim yuvamızdan, bizim cemevlerimizden elinizi çekin. Biz herkesin anladığı dilden ibadetimizi yapacak kapasitedeyiz ve bu toplumun hizmetini yürütecek yeteri kadar dedemiz, pirimiz, babamız anamız var. Onun için diyoruz ki Aleviler üzerindeki asimilasyon politikalarına son verin” diyen Metin şöyle devam etti:

    “Özellikle Dersim bölgesinde, Alevilerin yoğun olduğu bölgelerde bu tür girişimler çok olmaktadır. Biz imamların ne yaptığına karışmıyoruz, bıraksınlar insanlar kendi  işleri ile uğraşsınlar. Hatta biz diyoruz ki; hiçbir toplumda, hiçbir yerde inançla ilgili yapılan hizmetler hiçbir devlet tarafından desteklenmemeli bütün hizmetler yapıldığı yerde, yapıldığı mekânda, o hizmeti verdiği topluluk ve toplum tarafından karşılanmalıdır. Yani özü bize dönmelidir. Biz de cemevleri ibadet yeridir, ibadetimizde cemdir. Biz cemlerde rızalık alırız, rızalıkla lokmalarımızı dağıtırız, sohbetlerimizi yaparız, küskünlerimizi barıştırırız. Bütün her şeyimizi rızalık üzerine kuruludur.”

    “BİZİM DEVLETTEN BEKLEDİĞİMİZ BİR ŞEY YOK”

    Metin, rızalığı olan bir topluma rızalık almadan girmeyin. Hele hele Alevilerin acı çektiği o coğrafyaya hiç girmeyin. Bırakın insanlar kendi acılarıyla, kendi dertleriyle uğraşsınlar. Bizim devletten beklediğimiz şu: Biz hoşgörülü bir toplumuz, biz her zaman için diyalogdan yanayız. Biz hiçbir toplumun, topluluğun, azınlığın ve üst sınıfın bir başka kimliğe etki etmesini istemiyoruz” dedi.

    “ELİNİZİ YAKAMIZDAN ÇEKİN”

    Elinizi bizim yakamızdan çekin, biz bize yeteriz diye tepkisini ifade eden Metin, “Bizden korkmayın, Aleviler her yerde var her zaman var ve var olacaklardır. Onun için diyoruz ki bırakın biz kendi meselemizi kendimiz çözeriz. Biz sizden destek istemiyoruz, köstek olmayın. Laik bir devlette Diyanet işleri diye bir şey olmaması lazım. Çünkü laik toplumda din ile devlet işleri farklı farklı şeylerdir” ifadelerini kullandı.

    “HERKES İBADETİNİ YÜRÜTSÜN, İMAMA İHTİYACIMIZ YOK”

    Herkesin ibadetini yürütmesi gerektiğini dile getiren Metin, şu çağrıda bulundu:

    “Cemevlerimize imam lazım değil, bizim pirlerimiz, dedelerimiz, analarımız, sevgimiz, hoşgörümüz var. Bizde fazla olan sizde olmayandır . Onun için size tekrar çağrıda bulunuyorum diyorum ki özellikle Alevi köylerinde, Alevilerin yoğun yaşadığı yerlerden Dersim’den her yerden elinizi çekin. Biz bize yeteriz. Bizler örgütlü bir toplumuz ve kendi kurumlarımız var. Bizim Alevi Bektaşi Federasyonumuz, Alevi Kültür Derneklerimiz, PSAKD , HBVAKV ve musahip kurumlarımız var. Onun için bir dedenin çıkıpta Arapça okuyacak veya imam lazım bana deme hakkı yok”

    “TUNCELİ’DEKİ, DEDE NE ADINA, HANGİ TOPLUM ADINA HAREKET EDİYOR”

    Taleplerinin belli olduğunu Tunceli Cemevi Başkanı’nın da hangi toplum adına, hangi maksatla imam talep ettiğini bilmediklerini ve kınadıklarını belirten Metin, son olarak şunları kaydetti:

    “Hiçbir cemevi hiçbir yerde Alevilerin örf ve âdetine uymayan hizmet göremez. Bizim gülbenglerimiz var ve biz nasıl hizmet göreceğimizi biliyoruz. Onun için diyoruz ki biz hiçbir yerden talebimiz yok. Örgütlerimizin çıkardığı erkân namelerimiz var, cemlerimizi nasıl yürütebileceğimize dair kitapçıklarımız var, bizim her şeyimiz var. Cemevlerinde hizmet gören dedelerin devletten talepleri olduğu zaman bizden talep etsinler biz gerekli hizmeti veririz, çerağlarımızı yakarız, başkalarının çerağlarına gerek yok.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • ‘Devlet Alevileri ve Aleviliği görmek, duymak zorundadır’-VİDEO

    ‘Devlet Alevileri ve Aleviliği görmek, duymak zorundadır’-VİDEO

    PİRHA–Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Ankara Mamak’ta bulunan Hüseyin Gazi Türbesi’nde tüm canlara aşure lokması pay etti. Burada konuşan ABF Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, “Kerbela, soylu bir direnişin öyküsüdür. Güçsüz olanın güçlü olana karşı gösterdiği direniş haklı olanın haksıza karşı sürdürdüğü mücadele azim ve kararlılıktır” dedi. 

    ABF’nin Ankara Mamamak’ta yer alan Hüseyin Gazi Türbesi’nde verilen aşure lokmasına ABF MYK üyeleri, PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan ve PSAKD şubeleri, Hüseyin Gazi Cemevi Başkanı Gülağ Öz, Çankaya Cemevi Başkanı Hüseyin Öz, Avrupa Alevi hareketi kurucularından Gazeteci Recai Aksu, HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, CHP’nin Eski Ankara Milletvekili Aylin Nazlı Aka ve Hüseyin Bayındır, Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım, Divriği Kültür Dernekleri, Halkevleri, Madımakta katledilen Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Hande Metin’in ablası Şehriban Metin, ve yüzlerce can katıldı.

    İlk sözü alan Hüseyin Gazi Ocağı mensubu, ABF Genel Başkan yardımcısı Müslüm Metin, “Aşure deyince aklımıza Kerbela, Kebela deyince Hüseyin gelir. Kerbela’dan bugüne lokmalarımızı, acılarımızı, kederimizi paylaşırız. Onun için Kerbela Alevi toplumu için çok özel ve başlangıçtır. Günümüzün Kerbelası da Sivas’tır” diye konuştu.

    “ALEVİLİĞİN AYDINLANMACI YOLUNUN IŞIĞI BURALARDAN SAÇILDI”

    Daha sonra söz alan Hüseyin Gazi Türbesi Cemevi Başkanı Gülağ Öz yaptığı konuşmasında: “21. yüzyılın ilk çeyreğinde Anadolu’nun Ankara’nın en yüksek tepesinde bulunmamızın bir nedeni var. Atalarımız burayı yurt edinmek için Hüseyin Gazi’nin öncülüğünde Anadolu’ya gelip buraları yurt edinmiştir. O nedenle Hüseyin Gazi bizim için büyük bir zat, büyük bir erendir. Anadolu’nun ilk Anadolu ereni Hüseyin Gazi’dir. Hacı Bektaş Veliler ondan birkaç asır sonra Anadolu’ya geldi. Ve onların yatırlarının bulunduğu yerlerde dergahlar kurdular. Anadoluyu aydınlatma yolunu, ışığını buralardan saçtılar” dedi.

    “KERBELA DİRENİŞİN ÖYKÜSÜDÜR”

    ABF Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül Dede de yaptığı konuşmada şunları söyledi:

    “Kerbela soylu bir direnişin öyküsüdür. Güçsüz olanın güçlü olana karşı gösterdiği direniş haklı olanın haksıza karşı sürdürdüğü mücadele azim ve kararlılıktır. Kerbela, 10 Ekim’de yaşanıp bitmiş bir olay değil, Kerbela kadimden bu yana da sürdürülmektedir. Bugün de Yezitler ve Yezitlere boyun eğenler var. Bir de yenileceklerini bilseler de onlara boyun eğmeyenler İmam Hüseyin’in yolunu sürdürenler var.”

    “ÇIKARLARI PEŞİNDE KOŞANLAR ALEVİLERİN TALEPLERİNİ KARŞILAYAMAZ”

    “Alevi ibadeti cemdir, semahtır, niyazdır, dara durmaktır elbette. Alevilikte ibadet aynı zamanda Hakla birlikte Hak olup hakkın doğru yoluna ulaşmak, tencerede kaynayan aşı yoksulla bölüşmek, dertlinin derdini müşkülün halini dinlemektir” diyen Güzelgül sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Türkiye’de devlet Alevileri ve Aleviliği artık görmek, duymak zorundadır. Bunun için Alevilerin siyasal alanda da inançsal alanda da muhatapları bellidir. İçi boş yandaş kurumlar ve çıkarların peşinde koşanlar Alevilerin taleplerini karşılayamaz, sorunlarını da çözemez. Bu ülkeyi yönetenler bunu bilmeli. Dünya durdukça yolumuzu, inancımızı sürdürmek için o kaynayan kazanların altında yanmaya devam edeceğiz. Bu meydanda paylaştığımız aşuremizin de tüm insanlığın barışına, bizlerin birliğine, dirliğine vesile olsun.”

    Konuşmaların ardından Hüseyin Gazi Ocağı mensubu Müslüm Metin aşure gülbangı okudu. Orada bulunan tüm canlara lokmalar pay edildi, semahlar dönüldü, deyişler söylendi. Pay edilen aşure lokmasına Ankara’nın farklı noktalarından gelen canlar yoğun ilgi gösterdiler.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

    .

     

     

  • DAD Ankara Şubesi’nde oruç açma: Yezid düzene karşı birlikte hareket etmek mecburi

    DAD Ankara Şubesi’nde oruç açma: Yezid düzene karşı birlikte hareket etmek mecburi

    PİRHA- Muharrem ayının 6. gününde Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi’nde oruçlar açıldı, lokmalar pay edildi.

    Muharrem orucunun 6. gününde DAD Demokratik Alevi Derneği Ankara Şubesinde lokma verildi. Bir araya gelen birçok yurttaşın katıldığı oruç açma, Hüseyin Abdal Ocağı Dedesi ve ABF Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin’in lokma duası ile gerçekleşti.

    “GÜNÜMÜZÜN KERBELASI DERSİM, MARAŞ’TIR” 

    Lokma pay edilmesinde konuşan ABF Genel Başkan Yardımcısı ve Hüseyin Abdal Ocağı Dedesi Müslüm Metin, Kerbela’da Hz. Hüseyin’in Yezid zihniyete karşı biat etmeyerek direndiği belirterek şunları söyledi:

    “Kerbela acıların en büyüğü, aynı zamanda insanlığın, uyanışın ve direnişin simgesidir. Kerbela deyince İmam Hüseyin ve yoldaşları aklımıza gelir. Kerbela’da biat etmeme kültürü aklımıza gelir. Kerbela deyince masumu paklar aklımıza gelir. Kerbela günümüzde Dersim, Maraş olarak devam etmektedir. Bu karanlık katliamlar günümüze Kerbela olarak yansımaktadır. Kerbela’nın en büyük özelliği biat etmeme özelliğidir. Kerbela’da Hüseyin ve arkadaşları o günkü düzene, Emevi saltanatına karşı biat etmemiş, şehit olmuşlardır. Bizde günümüzde, geçmişte Hüseyin ve yoldaşlarını andığımız her yerde ve her zaman diyoruz ki Hüseyin ve yoldaşları ışık olmuşlardır. Hüseyin ve yoldaşları bütün insanlığa direnme kültürünü öğretmişlerdir. O sebeple biz oruç ayında oruç tutarak ve onların yaslarını bir nevi hatırlayarak gördükleri zulmü günümüze anlatarak bu günleri anıyoruz. Bizde oruç kültürü yeme içmeden kesilme değildir. Bizde oruç kültürü dürüstlük, namusluluk, biat etmemektir. Oruç olmak nefsine hakim olmak, dostlarını incitmemek, yoldaşlarına yoldaş olmak, örneğin doğaya yoldaş olmak ve yangınları söndürmek tüm insanlığa hizmet etmektir. ”

    “YEZİD ZİHNİYETE KARŞI BİRLİKTE HAREKET ETMEKTE MECBURUZ”

    “Günümüzde de baktığımızda da yezit zihniyeti aynı Emevi zihniyetinde olduğu gibi devam etmekte” diye konuşan Metin şunları vurguladı:

    “Bugünde her konuda Dersim’deki olaylara bakıyoruz burada ki olaylara bakıyoruz dün 3. Havaalanı inşaat işçilerine bakıyoruz düzen aynı düzen. Sevgili canlar bizim bu düzene ve Yezit zihniyetine karşı birlikte olmak ve birlikte hareket etme mecburiyetimiz var. O nedenle biz Hüseyinleri sadece yas için değil, Hüseyni direniş için, can için, toplumsal dayanışma için anmak zorundayız. Çerağ demek aydınlık demek, ışık demek, yol gözeten anlamındadır. Alevi toplumu o dönemde de yani biz ışıktan yanayız, biz aydınlıktan yanayız diyerek çerağ yakmışlardır.”

    Lokma duasının ardından zakir Hıdır Çelebi tarafından okunan deyişlerle oruç lokması sona erdi.

    Cebrail ARSLAN / ANKARA

  • ABF’den orman yangınlarına ilişkin Dersim’de açıklama- VİDEO

    ABF’den orman yangınlarına ilişkin Dersim’de açıklama- VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Müslüm Metin, Hüseyin Gazi Metin Dede ve Güldane Ana, Dersim’deki orman yangınlarına karşı mücadeleye destek amaçlı Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi’ne ziyarette bulundu.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi’ni ziyaret eden ABF Genel Sekteri Müslüm Metin orman yangınlarının bir katliam olduğunu belirterek yangının bir an önce söndürülmesi ve gerekli işlemin başlatılması çağrısında bulundu.

    “DERSİM’İN YARALARINI CUMHURİYET DAHİ KİMSE SÖNDÜREMEDİ”

    “Dersim’in yaralarını, yangınlarını Cumhuriyet dahil kimse söndüremedi” diyen Hüseyin Abdal Ocağı Dedesi Gazi Metin, Dersim’in tarihten beri yakıldığını söyleyerek yangınlara dair bir an önce kurumların ses çıkarması gerektiğini belirtti.

    Gazi Metin sözlerine şöyle devam etti:

    “Dersim bizim gözümüz, asırlardan beri izimiz. Bu yangın bu memlekette yeni başlamadı. Tarihten beri bu yangın Dersim’in ormanlarında, dağlarında devam ediyor ve dinmedi. Bugün burada az da olsa bu dağların yanmasını protesto etmek için buraya geldik. Alevi-Sünni olsun bütün duyarlı yurttaşların bu yangının sönmesine katkıda bulunmak lazım. Bir orman memleketin ciğeridir, oksijenidir. Burada ciğerler yanıyor. Kim veya hangi kurum yakarsa yaksa yanlıştır. Pınar başından bulanır diye düşünüyorum. Bu yangının söndürülmesi işini yapacak kişi bu iktidarın çalışanlarıdır. Dersim’in yaralarını, yangınlarını Cumhuriyet dahil kimse söndüremedi. Bu yangının içerisinde böcek, arı ve canlı her şey var.  Bunlarda yakılıyor ve belli bir durum var. Bazı olaylar fail meçhul derler ama çoğu olayın  faili meçhul değil. Eğer faili meçhul olsaydı bu yangın söndürülürdü. Cumartesi Annelerine saldırıp, dövdüler. Çocuğunu kaybetmiş ama onu dövüyorlar. Yangını kim çıkarırsa çıkarsın başımızdaki iktidarın bunu söndürmesi gerekir. Bu dağlarda böcek, yılan dahil kimsenin barınmaması çıkarılan bir durum.  Hak verilmez alınmalı, haksız kapı çalınmalı. Öyle bir durum yaratıldı ki düzen kendi Alevisini, Kürdünü yaratmış. Buna rağmen Alevi toplumunun çoğunun duyarlı olduğunu düşünüyorum. Kurumlar, dernekler ve sivil toplum örgütleri bu yangını protesto edip demokratik eylem yapmalı.”

    “ORMANLAR SÖNDÜRÜLMELİ VE GEREKLİ İNCELEMELER YAPILMALI”

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Sekreteri Müslüm Metin ise Pir Sultan Abdal Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan ve Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir’in orman yangınlarına karşı mücadeleyi büyütme mesajlarını ileterek şunları söyledi:

    “Burada insanların yüreği hem çok kabarık, hem çok temiz. Doğanın yanması, tahrip edilmesi şehirlerde kentleşme ve diğer amaçlarla kullanılıyor. Bu durum genellikle yıldırma ve göç amaçlı görülüyor. İnsanların nefes alabileceği, yaşayacağı yerler kalmadı. Yaşam hakkı kutsaldır ve kimsenin müdahalesi olamaz. Bu bir katliamdır. İnsanlarda bu canlıları korumak zorundadır. İnsanların nefes alabilmesi için orman lazım. Orman da insanların ciğeridir. Bu yangınların söndürülmesini ve gerekli incelemenin yapılmasını gerekli mercilerden bekliyoruz.”

    “YANAN TOPLUMUN GEÇMİŞİ, TARİHİ VE ZİYARETLERİDİR”

    Demokratik Alevi Dernekleri  (DAD) Genel Merkez Eşbaşkanı Musa Kulu da yananın coğrafya, tarih ve inanç olduğuna dikkat çekerek şunları vurguladı:

    “Burada yanan bir toplumun geçmişi, tarihi, kültürü ve ziyaretleridir. Bir dil, inanç, kültür bu dünyadan yok olursa insanlığın kendisi de yok olur. Bizim inancımızda her canlının, nesnenin hakkın bir parçası olduğunu biliriz. İnsanlık vicdanı bunu kabul etmez. İnsanım diyen herkesin bir ses olması gerekiyor. Olduğu yerden bir duası, sesi, söylemiyle bir şekilde bu yangına dur demesi lazım. Yaklaşık 1 aydır bu coğrafyada yangın devam ediyor. Bu yangının sönmesi için insanlar kendine ateşe atıyor.  Yanan insanlık, coğrafya, tarihtir.”

    DERSİM/PİRHA

     

     

     

     

  • ‘Alevilere yönelik sistematik bir adaletsizlik var’-VİDEO

    ‘Alevilere yönelik sistematik bir adaletsizlik var’-VİDEO

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara Şubesi, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Tiyatro salonunda, “25. yılında Sivas Katliamı ve adalet arayışımız!” şiarıyla panel düzenledi. Panelde, Türkiye’de Türklük ve Sünnilik sorunu olduğu belirtilerek, Alevilere yönelik sistematik bir adaletsizliğin devam ettiği vurgulandı. Madımak müze oluncaya kadar mücadelenin devam edeceği belirtilerek, devletin en tepesindeki nefret söylemlerine işaret edildi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara Şubesi, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Tiyatro salonunda, “25. yılında Sivas Katliamı ve adalet arayışımız!” şiarıyla panel düzenledi.

    Moderatörlüğünü Gazeteci-Yazar Turan Eser’in yaptığı panele, AABK Genel Başkanı Hüseyin Mat, ABF Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin, HBVAKV Başkanı Ercan Geçmez, PSAKD Genel Sekreteri Onur Şahin konuşmacı olarak katıldı. 

    Panelde açılış konuşmasını yapan Yazar Turan Erser, “2 Temmuz etkinlikleri Sivas 25 yıl önce dünyanın, devletin, bizim toplumu gözü önünde yaşanan insanlık dışı vahşetin ötesinde bir katliam yaşandı. Bu katliam bir toplumsal dava haline dönüştüğü için de hükümetin, devletlerin, siyasetin, yandaş medyanın ifade ettiği gibi münferit, ferdi bir olay değil; devletin Kerbela’dan bugüne kadar sürdürdüğü sıralı siyasi, kimlik katliamları ve cinayetleri olarak devam ediyor” dedi.

    Eser, başta şehit aileleri olmak üzere PSAKD örgütlülüğü, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, ABF, HBVAKV, AABF federasyonun bileşenleri, demokratik kamuoyu, demokratik muhalefet, sol, sosyalist hareket olmak üzere toplumun bütün vicdanını temsil eden kamuoyunun bu davayı sahiplendiğine dikkat çekti. Eser, “Toplum olarak yaşadığımız travma hala devam ediyor” ifadesini kullandı.

    “ALEVİLERE YÖNELİK SİSTEMATİK BİR ADALETSİZLİK VAR”

    PSAKD Genel Sekreteri Onur Şahin, “Sivas katliamının sebeplerinin birçok bileşeni var. Alevilere dönük bin yıllık asimilasyon politikalarından bahsedeceğiz” dedi.

    Şahin şöyle konuştu:

    “Alevilere dönük katliam stratejileri genel anlamda Osmanlı döneminde de Çorum’da, Maraş’ta Sivas ve Gazi Mahallesi’nde de genel anlamda şu aşamaları içeriyor: Alevilerin herhangi temel bir alana dayanmayan önyargılardan hareketle bir tehdit algısı olarak sunulması, daha sonra bu tehdidin belli bir olgunluğa ulaştırılması, çeşitli şekillerde kitlelerin tahrik edilmesi ve en son olarak Alevilerin katliama uğratılması.
    Katillerin özellikle ödüllendirilmesi, katilleri koruyan üst düzeyde yer alan yetkililerin ve katliamda ön açıcı rol oynayanların bir şekilde ödüllendirilmesi. Katliam stratejileri genel anlamda bu aşamaları içeriyor. Alevilere dönük katliam, bu ülkede Alevileri yok etmeyi amaçlayan nihai planın bir parçasıdır.
    Adalet ne demek? Ahlaka ve hukuka uygunluk, doğruluk, adil olma durumu, kısaca hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesi.
    Bugün modern anlamda dünyada kabul edilen demokratik standartlardan bahsedeceğiz. Bu dünyada ve bu ülkede yaşananlar mevcut demokratik standartlara liberal burjuva demokrasisi dediğimiz standartlara ne kadar uygun?
    Bu ülkede hiçbir zaman adalet olmadı. Bunu Sivas davasında da beklemiyorduk. Aleviler bu topraklarda hiç bir zaman adalet yüzü görmediler. Bu topraklarda sistematik olarak Alevilere dönük sistematik bir adaletsizlik var. Adalet bu ülkede toplumsal alanda, siyasal alanda, sosyal alanda bir adalet söz konusu değil.

    “NEFRET SÖYLEMİ DEVLETİN EN TEPESİNDEN  BAŞLIYOR”

    Alevilerin toplumsal yaşamın bütün alanlarında ayrımcılığa uğradığını belirten Onur Şahin, “Çocuklarımız zorunlu din derslerine maruz kalıyorlar. Eğitimde yaşanan gericileşme, çocuklarımızın imam hatiplere gönderilme durumu, kutsal mekânlarımız var. Bu kutsal mekânlarımıza ya devlet tarafından el konuluyor ya İslamcı yapılar bir şekilde ele geçirmeye çalışıyor ya da bir şekilde bunlar yok ediliyorlar. Dersim’de, Abdal Musa’da bunun örneğini görüyoruz. Kutsal mekânlarımız sular altında kalıyor. Cemevlerimiz ibadethane olarak tanınmıyor. Alevi köylerimize zorla cami yapılıyor, camiyi kabul etmeyen köylerimize hizmet götürülmüyor. Kamuda Aleviler ayrımcılığa tabi tutuluyorlar. Oruç tutmadığımız için saldırıya uğruyoruz. Alevi halkımıza dönük sürekli bir nefret söylemi var. Ve bu nefret söylemi devletin en tepesinden başlıyor.

    “TOPLUMSAL BİR YÜZLEŞME OLMALI”

    HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez ise “Şu soruyu sormak lazım? Bir yüzleşme mi, bir toplumsal yüzleşme mi? Türkiye’de önce bu soruyu kendimize sorup bu yönden açılımın yapılması gerekliliğine inanıyorum” diye konuştu.

    Geçmez konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Toplumsal yüzleşme olmadan gerçek bir yüzleşmenin gerçekleşeceğine inanmıyorum. Çünkü dünyada örneklerin tamamı toplumsal yüzleşmeyle gerçekleşti. Daha önce İtalya’da, Arjantin’de, İspanya’da, Şili de toplum kendisi ile yüzleşmeyi becerebildi. Becerdikten sonra devleti bu noktaya çekebildiler. Kendi devletlerinin katliamlarla kendisinin yaptığı ayrımcılıklardan sonra nasıl bir değişim yaşaması ile ilgili kanunlar çıkarmak zorunda kaldılar. Ve katlettikleri bu toplumlarla bir biçimde yüzleşmeyi kısmi de olsa becerebildiler. Aslında bizimde istediğimiz bu. Türkiye toplumu kendisi ile yüzleşmesi lazım. Bu sadece Türkiye için değil, ortadoğu ülkeleri için de çok rahat söyleyebiliriz.

    “EN BÜYÜK SORUN TÜRK VE SÜNNİLİK SORUNU”

    “Nasıl bir yüzleşme gerçekleşmeli önce Aleviler mi, yüzleşmeli? yoksa başkaları mı yüzleşmeli? Bence en büyük sorun Türk ve Sünnilik sorunu. Bu iki toplum, Türk ve Sünni olan grupların bir yüzleşme yaşaması lazım. Bu yüzleşmeyi yaşamadıkları sürece biz bu katliamlarla ilgili ne yazık ki bir şeyler yapamayacağımız ulu orta ortada. Peki, bunları, nasıl bu yüzleşmeyi harekete geçirebiliriz?  Tam da bu sessizliği bozarak. Bugün bile bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın atasözlerinin ne kadar bize acı çektirdiğini, bu coğrafyanın acılarını yeniden bu insanlara hatırlatarak bizden önce buralarda kimler yaşıyordu? Nasıl yaşıyorlardı. Bunlar bu coğrafyanın sahibi değil miydiler? Peki, bunları bu coğrafyadan kovan, yok eden bu coğrafyayı onlara mezar yapan kişilerin gelip buraların kendilerine mezar olacağını bir nebzede olsa akıllarından geçirmelerini hatırlatmak lazım.

    İktidar erki elinde silahla başkalarını sürekli yok etme, asimile etme, onları sürekli katliama tabii tutmanın ardından bu olayın kendilerine döneceğini bilmesi gerekiyor. Çok uzağa gitmeye gerek yok. Kimi Sivas’ta, Çorum’da, Maraş’ta, Adıyaman’da kimisi başka bir ilde ve kendi aramızda konuştuğumuzda ya burada bizden önce Ermeniler yaşıyordu, Süryaniler yaşıyordu, şunlar yaşıyordu, bunlar yaşıyordu diyoruz. Peki nerede bunlar arkadaşlar.

    Bunlar kendi istekleriyle mi bu toprakları terk ettiler. Biz yüzleşebildik mi bunlarla. Yani kendimize iğneyi batırmadığımız andan itibaren çuvaldızın gelip bize batacağını hissettik. Ama ne yazık ki katliamlarla hissettik. Bunları gördüysek de sesiz kaldık.

    Devletle yüzleşmeden önce toplumsal yüzleşmesi Türkiye’nin kaçınılmaz bir gerçeği. Bu gerçek üzerinden Türkiye’nin mutlak vicdan sahibi, eşitlikçi, özgürlükçü insanlığın bu alanda bir güç birliği yaparak bir nefer gibi çalışması gerektiğine inanıyorum.

    “SİVAS, İNSANLIK TARİHİNİN EN VAHŞİ KATLİAMI”

    ABF Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin de, “2 Temmuz Kerbela’dan sonra 2 Temmuz’a kadar insanlık tarihinin en vahşi, sözle anlatılamayacak bir katliamı” dedi.

    “Bizler Kerbela’dan günümüze sürekli acı görmüş bir toplumuz” diyen Metin şunları kaydetti:

    “İşin ilginç tarafı bizler 72 millete aynı nazarda bakan bir toplumuz. Ve incinsen de incitme diyen bir toplumuz. Ama her zaman ve her dönemde bütün katliamlar en zararsız ve en faydalı toplumlara yapılıyor. Niye korkuyorlar? Çünkü bizim yeşermemizden korkuyorlar. Bizim kültürümüzden korkuyorlar. Sivas Madımak’ta semahlarımızı yaktılar, çocuklarımızı yaktılar, kültürümüzü yaktılar, aydınlarımızı yaktılar. Ama hiçbir zaman için onlar orada yanmadılar. Işıkları alev oldu. Şu anda bütün dünyada yüreği sızlayan duyarlı tüm toplumları aydınlatıyor. Ben iki şeyden nefret ediyorum: Biri su, biri ateş. Su Kerbela’da, ateş Sivas’ta. Bizler  örgütlü olmak zorundayız, bizler Kerebela’dan, Dersim’den, Maraş’tan, Çorum’dan, Gazi’den günümüze kadar olan bütün katliamların içinde hem kendimizle yüzleşmeliyiz, hem de devlet devletle yüzleşmelidir.

    Bizler ileride katliamlar olmaması için taraf olmak zorundayız, örgütlü olmak zorundayız. Korkunun hiçbir zaman bir topluma faydası olmamıştır, olmayacakta. Biz adalet diyoruz da önce kendi dalaletimizi kendimiz sorgulamamız lazım.

    “KAYBEDENLER DE HEP BİZ OLDUK”

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Hüseyin Mat da,25 yıldır biz Alevi yöneticileri söylenen bütün sözlere baktığımızda demeçlerde, panellerde, söyleşilerde söylenen sözleri alt alta toplayın hep aynı. Tekrara düşüyoruz, değişen bir şey yok. Değişen bir şey olmadı. Burada değiştirmek istediğimiz mesele devletin yaptığı katliamın karşısında hesap vermesi gibi bir düşüncemiz var” dedi.

    Mat, sorun bize karşı bakış açısı ve davranış biçiminden çok, asıl sorun bizden kaynaklanıyor. Şu salondaki katılım oranına baktığımızda da sorun burası, başka yerde sorunu aramak yanlış. Adres yanlış, sorun bizden kaynaklanıyor. Biz bugüne kadar tarihimizle övündük doğruydu. Kerbela’dan, Çaldıran’dan, Pir Sultan’dan, Baba İshak’tan, Baba İlyas’tan, Seyit Rıza’dan bütün değerlerimizden gurur duyduk, doğruydu. Ama bir şeyi kabul edemiyoruz tartışmaya açmakta cesaret edemiyoruz. Bütün bu katliamların karşısında direnenlerin yazdığı tarihle gurur duyuyoruz ama  bir gerçek var ki kaybedenler hep biz olduk.

    “AVRUPA’DAKİ 1.5 ALEVİNİN YÜZDE 5’Nİ ÖRGÜTLEYEBİLDİK”

    Bedel ödeyen biz olduk. Neden Aleviler bedel ödedi? Bu soruya cevap veremiyoruz, vermekte zorlanıyoruz. Yönetici kadrolarımız kurumlarımızda cevap veremiyorlar, tıkandık. Ajitasyonu bir birimize yapıyoruz, tartışmalarımızı birbirimize anlatmaya çalışıyoruz, birbirimizi ikna etmeye çalışıyoruz. Avrupa’da 1.5 milyon Alevi yaşıyor örgütleyebildiğimiz Alevi oranı sadece %5.”

     “MADIMAK UTANÇ MÜZESİ OLUNCAYA DEK MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Avrupa Alevi kadın Federasyonu Genel Başkanı Nevin  Kamilağaoğlu ise “Duygu yüklüyüz. Gerçekten de Sivas biz Alevilerin kanayan yaralarından birisi. Bu yaramız geçmeyecek ta ki Sivas Madımak insanlık adına utanç müzesi oluncaya kadar. Biz Alevilerin mücadelesi devam edecek. Biz bunun davacısıyız. Alevi hareketiyle birlikte sonuna kadar bu mücadeleyi devam ettireceğiz. Ta ki Madımak insanlık müzesi oluncaya kadar.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • HDP Alevi Bektaşi Federasyonu’nu ziyaret etti-VİDEO

    HDP Alevi Bektaşi Federasyonu’nu ziyaret etti-VİDEO

    PİRHA-HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, seçim çalışmaları kapsamında Alevi Bektaşi Federasyonu’nu ziyaret etti. 

    24 Haziran seçimlerine bir aydan az bir zaman kala partilerin seçim çalışmaları sürüyor. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Ankara’da bulunan Alevi Bektaşi Federasyonu’nu (ABF) ziyaret etti. Ziyarette ABF Genel Sekreteri Müslüm Metin, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan ve Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkan Yardımcısı Ali Aktaş hazır bulundu.

    “ŞUANDA MAZLUM GÖRDÜĞÜMÜZ HDP”

    Toplantıda seçimlere dair görüşlerini belirten ABF Genel Sekreteri Müslüm Metin şunları kaydetti: “Bizim Kerbela’dan bugüne söylediğimiz tek şey var zalimlerin karşında mazlumların yanındayız. Bizim hiç çizgimiz değişmedi. Hala da devam ediyor. Şu anda da bizim  mazlum gördüğümüz HDP. Toplumda en çok bedel ödeyen HDP. Neden? Mevcut cumhurbaşkanı adayları halkla buluşamıyor. Ondan dolayı bizim böyle bir kaygımız yok.”

    HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da seçimler için şevkle çalıştıklarını söyleyerek başaracağız vurgusu yaptı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Ankara’da, 4 Mayıs Dersim Tertelesi’nde yaşamını yitirenler anıldı-VİDEO

    Ankara’da, 4 Mayıs Dersim Tertelesi’nde yaşamını yitirenler anıldı-VİDEO

    PİRHA – Dersim Derneği Ankara Şubesi Dersim Katliamı ile ilgili şube binasında basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, “4 Mayıs, Dersim katliamının siyasi emrinin verildiği tarihtir. 4 Mayıs, Laç Deresi’nde, Halvori’de, Kutudere’sinde can bırakılmamasının fermanıdır. 4 Mayıs, Munzur’un günlerce kan akması, toprağa kefensiz düşenlerin Munzur ile akıp gitmesidir” ifadeleri yer aldı.

    Dersim Derneği Ankara Şubesi’nde 4 Mayıs Dersim Tertelesi’nde yaşamını yitirenler anıldı. Anmaya ABF Genel Sekreteri Müslüm Metin, PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, HBVAKV Genel Merkez Yönetim Kurulu adına Birsen Kulu, İHD Genel Merkez Yöneticisi İsmail Boyraz, Dersim Mağdurlar Platformundan İbrahim Öğgeyik, Dersim 37-38 Bellek Platformundan Kazım Genç katıldı.

    Anmada yapılan açıklamayı dernek başkanı Yaşar Kılavuz okudu. Kılavuz, “Bundan 81 yıl önce, 4 Mayıs 1937 tarihinde Bakanlar Kurulu, “Tunceli Tenkil Harekâtına Dair Bakanlar Kurulu Kararı” nı almışlardır. Kararda silahlı direnişçilerin imha edilmesi, köylerin yakılması-tahrip edilmesi, geride kalanların sürgün edilerek Dersim’in bitirilmesi öngörülmüştür. Kararda aynen “Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe (yetindikçe) isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silâh kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar vermeyecek hale getirmek, köyleri kâmilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür.” denilmektedir” diye konuştu.

    “4 MAYIS DERSİM KATLİAMININ SİYASİ EMRİNİN VERİLDİĞİ TARİHTİR”

    Açıklamada, “4 Mayıs, kıyıma ve katliama başlangıcın, tarihe düşülmüş kara bir lekesidir. 4 Mayıs, Dersim katliamının siyasi emrinin verildiği tarihtir. 4 Mayıs, Laç Deresi’nde, Halvori’de, Kutudere’sinde CAN bırakılMAMAsının fermanıdır. 4 Mayıs, Munzur’un günlerce kan akması, toprağa kefensiz düşenlerin Munzur ile akıp gitmesidir. 4 Mayıs, genç kızlarımızın ve kadınlarımızın zalimin eline geçmemek için kendilerini dağlardan, kayalardan atarak onurlarını korumasıdır.

    Ve o gün yazılmıştır, Dersim’in katlinin fermanı. Karar metninin üzerinde “Cumhurbaşkanı ve Mareşal’in huzurları ile tetkik ve mütalaa edilerek aşağıdaki sonuca varılmıştır” şeklinde bir not düşülmüştür. Cumhurbaşkanı ve genelkurmay başkanı, bakanlar kurulunun bu toplantısında hazırdır ve kararın ortağıdırlar. Ve siyaseten de bunun anlamı, söz konusu olanın bir hükümet kararı değil, bir devlet kararı, devlet iradesi olduğudur. Yani bu, düpedüz devletin en üst mercilerinde kurgulanmış, planlanmış bir katliamdır” ifadeleri yer aldı.

    “81 YILDIR BU ACIYLA YÜZLEŞİLMEDİ”

    “Kentin, köylerin, dağların isimleri değiştirilmiş, bu planlı katliam, sosyal ve kültürel kırımla sürdürülmüştür ve halen de sürdürülmeye devam etmektedir. Referans noktaları Türklük ve Sünni İslam olan bir ulus-devlet inşaacıları, Kürt-Kızılbaş kimliği ve direnişçi geleneği nedeniyle Dersim’i ve Dersim halkını hedef almış, katliamı aşar şekilde soykırıma girişmişlerdir” diye konuşan Kılavuz, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “81 Yıldır bu acıyla yüzleşilmedi. Katliamın üzerindeki sis perdesi kaldırılıp gerçeklerin gün yüzüne çıkarılması sağlanmadığı gibi, sorumlulardan hesabı da sorulmadı. Aksine bütün siyasi iktidarlar, inkar ve imha siyasetiyle katliamın sürdürücüsü oldular. Dersim halkı ve kurumları yıllardır bu katliamın bütün yönleriyle aydınlatılması ve hesabının sorulması için mücadele ediyorlar ve mücadelelerini sürdürmeye devam edecekler.

    Dersimliler ve kurumları olarak dersimin acılarının siyasal ranta ve hesaplaşmaya dönüştürülmesine izin vermeyeceğiz. Bir yanda yarım ağız dilenen bir özür, ama gereğini yapmayan zihniyet, öte yanda ise aradan geçen süreye rağmen katliamdaki payını, sorumluluğunu görmeyen statükocu tekçi anlayış, “literatürde yeri varsa özür dileriz” diyenle, “araştırın belki bir şey yoktur” “kötü mü olmuş Dersimliler uygarlaşmış diyen zihniyet arasında, bizim açımızdan her hangi bir fark yoktur.

    Bütün bu gelişmelere rağmen bir yandan zulüm sahiplerini umut olarak gösteren, acılarımızı komisyonlara, tazminatlara taşımaya çalışanları da Dersimliler, kendilerini katledenlerle aynı görmektedirler.”

    “DERSİM’DE ANIT YAPILMASINI İSTİYORUZ”

    Daha sonra söz alan PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan ise şöyle konuştu:

    “Gerek Cumhuriyet’ten sonra birçok alevi katliamının karşılaştığımızı görüyoruz.1914 Ermenilere yapılan katliamlar sonrasında Koçgiri katliamı ve bu süreçten sonrada birçok katliamla halkımız karşı karşıya kalmıştır diyen kaplan, Özellikle Devlet Dersimle yüzleşmediği için ondan sonra gelen diğer katliamların üzeri kapatıldı henüz açıklığa kavuşmuş değildir. 5-6 Haziran olayları vs. Biz özellikle aleviler olarak Dersim katliamında Seyit Rıza ve arkadaşlarınız mezar yerlerinin tespit edilip ve Dersim katliamında yaşamını yitirenler adına Dersim’de bir anıtın yapılmasını istiyoruz.”

    “İNADINA YAŞAYACAĞIZ, HESAP SORACAĞIZ”

    Ardından İHD Genel merkez yöneticisi İsmail Boyraz yaptığı açıklamada;

    “Bu topraklar büyük açılar yaşadı gerek Osmanlı, gerekse de Cumhuriyet döneminde Türkiye’de 1908’den sonra yapılan bütün katliamlar insanlığa karşı işlenen suçlar maalesef cezasız kaldı. Biz insan halkları derneği olarak 1908’den bugüne insanlığa karşı işlenmiş olan tüm katliamların açığa çıkmasını savunuyoruz. Türkiye’de devletin gerçekleştirmiş olduğu bu katliamlar açığa çıkarılıp yüzleşemediği sürece katliam riski devam edecektir” dedi.

    ABF Genel sekreteri Müslüm Metin ise “Biz Alevilerin tarihi katliamlarla dolu bir tarihtir diyen Metin destanlarımızda katliamlar üzerinedir. Devletin her katliamda yüzleşmesi lazımdır. Dersim Sivas, Çorum, Ankara saylanamayacağımız kadar Kerbel’dan beri acıyı yaşayan bir toplumuz ama hep acıyı yaşatıyorlar çünkü biz doğayı seven insanı seven doğadaki her şeyi seven bir toplum olduğumuz için bizden korktukları için yaşamamızı istemiyorlar. Biz inadına yaşayacağız inadına hesap soracağız. Bu duygularla Dersim katliamını kınıyor, katliamında yaşamını yitirenleri saygı ile anıyor, anıları önünde saygı ile eğiliyorum” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Müslüm Metin: Cemevi dışında bir yeri kabul etmiyoruz-VİDEO

    Müslüm Metin: Cemevi dışında bir yeri kabul etmiyoruz-VİDEO

    PİRHA – Diyanet’in, “camiler Alevilerin de ibadethanesidir” açıklamasına tepki gösteren ABF Genel Sekreteri Müslüm Metin, “Biz hiçbir zaman, hiçbir insanın şu veya bu şekilde yaşamasını, bir şekle sokmasını istemiyoruz. Her din, her inanç, her toplum kendi bildiği gibi yaşamalıdır” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Müslüm Metin, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın “Müslümanların İbadet yeri camidir. Camiler hem Sünni hem Alevi’nin ibadet yeridir’’ açıklamalarına ilişkin PİRHA’ya konuştu. Metin, tepkisini şöyle dile getirdi:

    “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın son zamanlarda birçok fetvası var da biz Alevileri en çok inciten camilerin biz Alevilerin ibadet yeri olduğunu söylemesidir. Biz laik demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Biz hiçbir inancın yerini, ibadetini birilerinin belirttiği yerde olmasını istemiyoruz. Biz her inancın kendi cemaati camide, biz Alevilerin de olmazsa olmazı olan ibadethanemiz cemevleridir.”

    “HER GÜN BİR FETVA İLE KARŞIMIZA ÇIKIYORLAR”

    “Her gün bir fetva ile karşımıza çıkıyorlar. Çocuk yaşta evlilikler, başka, başka şeyler. Bırakın çocukların kendi çocuklarıyla ilgili, yaşamla ilgili, aile ile ilgili kararlarını kendileri verirler. Biz hiçbir zaman, hiçbir insanın şu veya bu şekilde yaşamasını, bir şekle sokmasını istemiyoruz. Her din, her inanç, her toplum kendi bildiği gibi yaşamalıdır” diye konuşan Metin sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Diyanet son zamanlarda fetvalarıyla gündeme geliyor. Ama gündemle ilgili yoksulluk, OHAL, KHK’ler ve bir sürü mağdur insanlar, öğrencilerin sorunları, ekonomik sorunlar var.

    Biz Diyanet’in kesinlikle devlet işlerine girmesini istemiyoruz. Zaten hukuk olarak da mümkün değil. Laik bir ülkede din ile devlet işleri farklı farklıdır. Din kendine göre şekillenir ve maneviyatı ilgilendirir, diğeri ise yaşamı ilgilendirir.

    Biz Alevileri ilgilendiren şey ise yaşam ve doğadır. Biz insanın her şeye laik olduğu, yaşam hakkı olduğu, ibadet hakkı olduğunu söylüyor ve söylemeye devam edeceğiz.”

    “ALEVİLERİN İBADET YERLERİ CEMEVLERİDİR”

    Metin, “Bizler ülkemizde barış, kardeşlik ve hoşgörü olması için elimizden gelen her türlü çabayı sarf ediyoruz. Ama nedense birileri bizi sürekli bir yerlere çekmeye çalışıyor” diyerek sözlerini şöyle tamamladı:

    “Ne demek camiler Alevilerin ibadet yeridir. Böyle bir şey olur mu? Cami inanan insanların kendi mekanlarıdır, onlarla bir sıkıntımız yok. Ama devleti yöneten özellikle kurum başkanlarının vereceği demeçler çok önemlidir. Biz Alevilerin ibadet yerleri cemevleridir diyoruz. Cemevinin dışında hiçbir yeri kabul etmiyoruz etmeyeceğimizi de bilmelerini isteriz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Dünyadaki bütün Alevi hareketinin ortak birliğini sağlayacak konfederasyon önerisi-VİDEO

    Dünyadaki bütün Alevi hareketinin ortak birliğini sağlayacak konfederasyon önerisi-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Alevi Çalıştayı’nda son konu da tartışıldı. Konu başlıklarından Alevi kurumlarında tüzük taslak raporu sunuldu. Bu raporun ardından sonuç bildirgesi ile çalıştay sona erecek.

    Alevi kurumlarında tüzük bölümünde Meral Altun, Hasan Gülüm, Müslüm Metin, Zeynel Abidin Koç, Kazım Genç ve Sedat Mutlu’nun yer aldı. Tüzük komisyonu sonuç raporunu Hasan Gülüm okudu.

    Gülüm, bu çalışmanın tüm Alevi örgütlerin tüzük hükümlerinde olması gereken temel başlıklar olarak düşünüldüğünü söyledi.

    Alevilerin son dönemlerde kurumsal yapıları belirleyen yasaların iç hukuku etkileyecek noktaya geldiğini söyleyen Gülüm, kanunlarla belirlenen tüzük kurumlarda yönetme şekli olarak erk oluşturduğunu ifade etti.

    Gülüm sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bugün en çok şikayet edilen dejenerasyon fark edilmeden kurumlarımızda iktidar kültürü oluşturmuştur. Bu durum kendi hukukumuzun işlememesine ve kurumlarda da demokrattık muhtevayı geriye itmiştir. Kendi hukukumuzda olması gereken kuralların kabul görülmese de işletilmesi gerekmektedir. Yüzyıllardır devletsiz kanunsuz hukukunu belirleyen alevler de bugün kanunlarla belirlenen tüzüklerde demokratik kuralları işletilmemesi yaşanan sorunlarda birdir. Bu nedenle tüzük kanunla belirlenen deyip geçilmesi gereken bir hukuk olmamalıdır.”

    “DAR DİDAR HUKUKU İŞLETMELİYİZ”

    Bu tüzüğün dayatılan kuralların dışında iç hukukun en demokratik yanını sunmak istediklerini söyleyen Gülüm, hazırladıkları tüzükte amaçlarını şöyle özetledi:

    “Tüzükteki zorunlu hükümler dışında kaybettiğimiz iç hukukumuzu, bulunduğumuz alanlarda hayata geçirmeyi öncelikle hedefledik. Yaşadığımız sorunlarda, çözüm merkezine dar didarı koymayan bunun yerine kanunların bile yapmadığı demokratik kuralları işletilmektedir. Yolda ortaya çıkan sorunlarımızı cem olmayı, dar didar hukuku ile işletmeliyiz.

    Tüzüğe dair hükümlerin kendisini tartışmadan daha inanç kurulumuzun belirlediği ana başlığın tüzükte temel başlık olarak kabul ettik.

    Bu tüzük kadim halk olan Aleviler için 4 kapı 40 makam ile kurulan rızalık şehrinde rızalık lokması ile kültürünü sürdüren, Muhammet-ali kutsallığını kalbinde taşıyan hazreti Hüseyin direnci, Pir sultanın inancı ve direnişi ile hünkâr Hacı Bektaş velinin bilinci ile doğa insan ilişkisini temel alan,  temelinde insan sevgisi bulunan, her dine mezhebe inanca saygı duyan ve hoşgörüyle bakan, dil din ırk renk farkı gözetmeyen, eline beline diline sahip olma ilkelerini şart koşan ve bunu muhasiplik kurumu ile gerçekleştiren, gelmek isteyen inançlı insanları çatısı altına alarak manevi ihtiyaçları gideren. insanları yaşadıkları toplumda kendi istekleri ile kendi kendilerine yargılamalarını sağlayan; eşitlikçi, katılımcı, paylaşımcı düşünceyi savunan, asıl doğruluk, kemali dostluk, cevheri merhamet, görüşü eşitlik ,hazinesi bilgi, meyvesi sevgi hamuruyla yoğrulmuş insani kâmil yani erdemli insan yaratmayı öngören, bütün çalışmaların hepsini en demokratik kurallar üzerinden yürüten bir çalışmayı esas almalıdır. Bu hüküm uygulanır olsaydı hüküm yazmamıza gerek yoktur. Uyulması gerek her şeyi tarif etmiş durumdadır.”

    “TEMSİLİ DEMOKRASİ DEĞİL, DOĞRUDAN DEMOKRASİ”

    Gülüm, bu hükümlere bağlı kalarak tüzüklerde olması gerekenleri madde madde sıraladı:

    • Derneklerimizde ki yönetim kadrolarında kanınlar eşit temsil edilmelidir. Bu konuda tüzüğümüzde yarısı kadın yarısı erkek şeklinde kesin hükümler olmalıdır.
    • Derneklerimizde bugünü yarına aktaracak gençlerimiz ve çocuklarımız yok denecek kadar az Alevi Gençlik Federasyonu tüm tüzüklerde konulmalı bunun aynı zamanda her federasyonda kendi gençlik sekretaryası kurarak desteklemelidir.
    • Dernek organlarında seçilen yöneticilere mutlaka sınırlamalar getirilmelidir.2 dönemden fazla yöneticilik yapılamaz hükmü konulmalıdır.
    • Yol yürüten dedelerin derneklerde başkanlıklarına aday olmamalıdır.
    • ‘Gelin Canlar Bir Olalım ‘ şiar ile Dünya’daki bütün Alevi hareketinin ortak birliğini sağlayacak konfederasyonun kurulması için çalışma yapılmalıdır.
    • Alevilerin tüzüklerinde bulunan disiplin kurulu iki şekli ile işletilmelidir. İç hukukumuz inanç önderlerinin oluşturduğu dar-ı didar hukuku içinde çözülmelidir. Kurumsal sorunlarımız dair olan kısım disiplin kuruluna çözülmelidir. İç hukukun verdiği karar disiplin kurulunda tartışılmadan karar olarak uygulanmalıdır.
    • ‘Gönül kalsın, yol kalmasın’ sözünden hareketle derneklerimizdeki faaliyetleri aksatacak davranışlarda bulunmamalıdır.
    • Danışma kurulu bugün buradaki çalıştayda olduğu gibi farklı alanlarda emek veren canlarla, üç ayda bir, yılda dört kez bir araya gelmelidir. Bu aynı zamanda kurumsallaşmalıdır.
    • Federasyonlar bünyesinde bilim kurulu, hukuk kurulu kurulmalı bunlar tüzüklerde kurumsallaşmalıdır.
    • Federasyon seçimlerinde tüm bileşenlerin eşit oranda temsil edildiği bir yönetim şekli olmalıdır.
    • Kurumlarımızda yönetim belirleme şeklinde temsili demokrasi yerine, doğrudan demokrasi kullanılmalıdır. (HABER MERKEZİ)

     

  • ABF, peşkeş çekilmek istenen Hüseyin Gazi Dergahı’nda aşure lokması dağıttı – VİDEO

    ABF, peşkeş çekilmek istenen Hüseyin Gazi Dergahı’nda aşure lokması dağıttı – VİDEO

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu Ankara’da dün AKP tarafından kurulan Alevi Bektaşi İnanç Birliği Vakfı’na peşkeş çekilmek istenen  Hüseyin Gazi Dergahı’nda Aşure lokması verdi.  

    HABERİN VİDEOSU

    Ankara Hüseyin Gazi Cemevi’nde Alevi Bektaşi Federasyonu Aşure lokması dağıttı. Sunuculuğunu Özgür Radyo programcısı Gülhan Birsöz’ün yaptığı etkinlik, Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Eğitim Sekreteri Eren Yıldırım’ın lokma duasıyla başladı. Etkinliğe tüm ABF bileşenleri, HBVAKV Genel Merkezi, Demokratik Alevi Dernekleri, AABF Onursal Başkanı Turgut Öker, HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, Kars Milletvekili Ayhan Bilgen, STK ve Emek Alanından Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Fatma Kurtulan, HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş, CHP Ankara Milletvekili Necati Yılmaz, KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, MYK üyesi İlhan Yiğit, GYK Üyesi Hüseyin Gölpınar, CHP Mamak Yenimahalle ilçe yönetim kurulu üyeleri ile çok sayıda kişi katıldı. Etkinlik Hüseyin Gazi Cem Evi Başkanı Gülay Öz’ün konuşması ile başladı.

    “BURAYI MUAVİYELERE KAPTIRMAYACAĞIZ”

    Öz, konuşmasında Hüseyin Gazi Dergahı 13.yy’da kurulmuş bir Bektaşi tekkesi olduğunu ve 13.yy’dan bugüne kadar Bektaşiler tarafından idare edilen bir dergah olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “1926 yılında tekke ve zaviyeler yasasıyla kapatılmış 1980’den sonra Hüseyin Gazi Derneği burayı sahiplenerek buraları düzenlemiştir. Binalarını, ibadet yerlerini, tesislerini kurmuştur. 20 yıldır burayı yönetmekte ve yürütmektedir. Ancak 20 yıldır burada hizmet veren bütün tesisleri yapan bizleri bazı kişiler ve gruplar çekemiyor. Hükümeti de arkalarına almak isteyen günümüzün Hızır paşaları burayı ele geçirmeye çalışıyorlar. Burayı Muaviyelere kaptırmayacağız” diyerek sözlerini tamamladı.

    KERBELA ŞEHİTLERİ ANILDI

    Daha sonra söz alan ABF Genel Sekreteri Müslüm Metin ise Kerbela şehitlerini anarak, yezit ve yezidin yolundan giden şahsiyetsizleri kınadı.

    Hüseyin Gazi Sultan hakkında bilgi veren Metin, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hüseyin Gazi Sultan’da bin 500 yıl önce Emevilerin Şah-ı Merdan Ali ve Ehlibeyt’e hakaret, saldırı, yok sayma ve halka yaptıkları zulmü kınayarak Emevilere karşı mücadele etmiştir! 655-730 yılları arasında yaşadığı düşünülen Hüseyin Gazi Seyit Battal’ın babasıdır. Alevi Erenleri, Aleviler tarafından bulundukları yerleşim yerinin gözcüsü, bekçisi, koruyucusu olarak kabul edilir. Bu anlamda Hüseyin Gazi de Hüseyin ova, yani Ankara’nın gözcüsü, bekçisi, koruyucusudur. Sırlandığı tepenin adı Hüseyin Gazi Dağı, dağdan aşağıya baktığında görülen ovanın adı (Engürü Yaylası/Angora Yaylası) da Hüseyin ova’dır.

    1925 YILINDA DERGAHTAKİ HİZMETLER YASAKLANDI

    Hüseyin Gazi Sultan makamı (Türbesi) Hünkar Hacıbektaş Veli hayatta iken yapılmıştır. O dönemden sonra burada her türlü erkan ve hizmet yürütülmüştür. Ancak 1826 yılında II. Mahmut bütün dergah ve tekkelerimizi kapattığı gibi Hüseyin Gazi Sultan dergahını da kapatmış, baskı ve engellemeler sonucu türbe uzun süre bakımsız ve türbedarsız kalmıştır. 1861’de yeniden dergahta hizmetler yürütülmeye başlanmıştır. Bu durum uzun sürmemiş, Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu ile 1925 yılında dergah tamamen kapatılmış ve dergahtaki hizmetler yasaklanmıştır. 1940’larda dergah adeta yağmalanmış, eşyalarının çoğu çalınmıştır.”

    “HÜSEYİN GAZİ DERGAH’I PEŞKEŞ ÇEKİLMEYE ÇALIŞILMAKTA”

    “1957 yılında kısmen hizmete açılan dergah ancak 1973 yılında bugünkü gibi bir işleyişe kavuşmuştur” diyen Müslüm Metin, bugün Hüseyin Gazi Sultan makamı üzerinde gizli veya açık oyunların devam etmekte olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Bu oyunlar yalnızca Hüseyin Gazi dergahına karşı değildir. Bugün Alevilerin Ser Çeşmesi olan Hacı Bektaşi Veli Dergahı da müze adı altında işgal altındadır. Keza Çorum da Koyun Baba türbesi diyanete devredilmiş ve Camiye dönüştürülmeye çalıştırılmaktadır. Tokat’ta Hubyar Sultan türbesi mahkeme oyunlarıyla Alevilerin elinden alınıp Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilmiştir. Alevilerin kutsal mekânlarından olan Karaağaç Tekkesi işgal edilerek arazisine İstanbul AKP il binası kondurulmuştur. Bilinmelidir ki alevi dergahları ancak ve  ancak  Alevilerindir. Tüm bunları yaparken de derdi Alevilik olmayan yol ve erkana uymayan, hükümetin sözde çalıştaylar sürecinde icat ettiği makul Alevilik tipolojisini yaratmak için, Alevi inancı içinde Alevi olan işbirlikçi bulmakta güçlük çekmemektedir.  Bugünde bu işbirlikçiler eli ile kurdurduğu Alevi Bektaşi İnanç Birliği Vakfına Hüseyin Gazi Dergâhı peşkeş çekilmeye çalışmaktadır. Ancak bilinmelidir ki Hüseyin Gazi Sultan makamı Alevilerin ve Hakka hakikate yürekten bağlı olanların kutsal mekanıdır. Bu makamı kimseye vermeyiz. Biz Aleviler dün İmam Hüseyin önderliğinde Kerbala’da Yezid’e ve işbirlikçilerine nasıl direndikse bugün de günün Yezid’lerine ve onların işbirlikçilerine direnmeye devam edeceğiz.” Metin, Aleviler vardır ve Alevilik haktır diyerek sözlerini tamamladı.

    “TARİHİ KAZANANLAR YAZAR”

    Müslüm Metin’in sonrasında konuşan HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş ise bu tür etkinliklerde kadınlara çok az söz hakkının verildiğini dile getirdi. Önemli bir mekanda olduğunu söyleyen Küçükkeleş, sözlerine şöyle sürdürdü:

    “Önemli bir mekândayız biz Alevilere her zaman şu soruyu sordular. Nereden geldiniz, kimsiniz? diye bizde sürekli anlatmaya çalıştık. Nereden mi geldiğimizi bu mekân bize gösteriyor ki biz buranın en sahip olanlarıyız. Ankara’da bir tepeden bütün Ankara’nın gözetleyeni, koruyucusuyuz aynı zamanda, buradan oraya söz söyleyeniz. Bütün mekânlarımızdan biz razıyız ama biz biliyoruz ki öyle dik duralım ki bütün ziyaretlerimizde bizden razı olsunlar. Alevilik doğum kapısıdır hal kapsıdır. İlk doğarken başlar her şey devri devran olsun deriz bu devri çeviren bir şekliyle bütün kaybettiklerimizi toprak anaya yeniden doğumu anaya borçluyuz. Ana bizler için çok değerlidir. Biz hepimiz canız diyoruz ama öyle bir aşamaya geldik ki bu kapitalizm, bu faşizm bu coğrafya kadınlarımıza bakışımızı da öyle değiştirdi ki hakikaten çok az sayıda mikrofondan çok az kurumda sözlerimiz söyler hale geldik. Bizim ecdadımızdan öğrendiğimiz bir şey vardır. Kadın erkek birlikte yürür. Birlikte mücadele eder deride kalanlarda güçlü bir şekilde yoluna devam eder. Tam da İmam Hüseyin, Zeynep anayla hareket ettiği içindir ki Zeynep ana o katliamdan o vahşetten çıktıktan bile dik durabildi ve sözünü yezidin mahkemelerinde söyleyebildi. Eğer Zeynep ana olmasaydı bugün biz hakikaten geçmiş hakkında Kerbela hakkında ne biliyorduk, bilmiyorum? Çünkü biz biliyoruz ki tarihi yazanlar kazananlardır. Kazananların tarihi de hep yalan tarihtir. Gerçekten biz gerçeği Kerbela gününü Zeynep anadan öğrendik dedi.”

    Etkinlik aşure lokmalarının dağıtılmasından sonra son buldu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA