Etiket: müslüman

  • Mersin’de barış için ortak ses: Yasal adımlar bir an önce atılsın-VİDEO

    Mersin’de barış için ortak ses: Yasal adımlar bir an önce atılsın-VİDEO

    PİRHA- Mersin Doğu Güneydoğu Dernekler Federasyonu’nun çağrısıyla bir araya gelen onlarca hemşeri, ve inanç kurum temsilcisi Barış Süreci’nin başarıya ulaşması için üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazır olduklarını belirterek, Meclis’in tatile girmeden yasal düzenlemeleri çıkarma çağrısında bulundu.

    Mersin’de onlarca yöre, demokratik kitle örgütü ve inanç kurumlarının olduğu dernekler Barış ve Demokratik Toplum Süreci için bir araya geldi.

    Açıklama Alevi Piri Hasan Kılavuz, Ortodoks Hristiyan Kilisesi Papazı Coşkun Temur, İslam Din Alimler Derneği Başkanı Umrettin Etiz barış için dua okuyarak başladı.

    Mersin Doğu Güneydoğu Dernekler Federasyonu ve inanç kurum temsilcileri adına ortak açıklamayı Mersin Vanlılar Kültür ve Dayanışma Derneği (VAR-DER) Başkanı Murat Karahan okudu.

    “İNKÂRIN DEĞİL EŞİT YURTTAŞLIĞIN YANINDAYIZ”

    Karahan, Türkiye’nin en önemli ihtiyaçlarından birisinin; toplumsal barışın güçlendirilmesi, kardeşlik hukukunun yeniden tahkim edilmesi ve farklılıkları zenginlik olarak gören demokratik bir anlayışın kalıcı hale gelmesi olduğunu vurgulayarak, “Yüzyıllardır aynı coğrafyada birlikte yaşayan Türkler, Kürtler, Araplar, Aleviler, Sünniler ve tüm halklar; acıyı da sevinci de ortak yaşamış, tarih boyunca kader birliği yapmıştır. Bizler, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun kadim kültürünü taşıyan sivil toplum temsilcileri olarak; çatışmanın değil diyaloğun, ayrışmanın değil kardeşliğin, inkârın değil eşit yurttaşlığın yanında olduğumuzu güçlü bir şekilde ifade ediyoruz” dedi.

    “LİDERLERİN BARIŞA KATKISI ÖNEMLİ”

    Türkiye’nin geleceğinin, demokratikleşme, hukukun üstünlüğü, insan hakları, toplumsal adalet ve ortak yaşam iradesiyle daha güçlü olacağına inandıklarını belirten Karahan, “Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmişten bugüne çözüm ve kardeşlik eksenli yaklaşımını, sayın Devlet Bahçeli’nin toplumsal birlik ve iç huzura yönelik mesajlarını; Türkiye’nin ortak geleceği adına kıymetli buluyoruz. Aynı şekilde sayın Abdullah Öcalan’ın silahların susması, demokratik siyasetin güçlenmesi ve toplumsal barışın gelişmesine dair ortaya koyduğu yaklaşım Mezopotamya ve Anadolu hakları arasındaki birliği yeniden inşa ve ihya ya olumlu katkısı da ülkemizin huzuru açısından önemli olduğuna inanıyoruz” diye konuştu.

    “ÇOĞULCU, DEMOKRATİK VE KAPSAYICI BİR TÜRKİYE MÜMKÜN”

    Gerçek barışın, yalnızca silahların susmasıyla değil; adaletin, eşit yurttaşlığın ve karşılıklı saygının tesis edilmesiyle mümkün olacağının altını çizen Murat Karahan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kürtçenin kamusal alanda özgürce yaşatılmasını, ana dilde kültürel ve eğitimsel hakların demokratik standartlar içerisinde değerlendirilmesini, Türkiye’de yaşayan tüm halkların ve inançların kendisini anayasal güvence altında eşit hissetmesini, Kürtlerin, Alevilerin, Arapların, Türkmenlerin ve tüm toplumsal kesimlerin kendisini bu ülkenin asli unsuru olarak görmesini, demokratik, sivil ve kuşatıcı yeni bir anayasanın toplumun ortak mutabakatıyla hazırlanmasını önemli görüyoruz. Bizler, “tekçi” anlayışların değil; çoğulcu, demokratik ve kapsayıcı bir Türkiye’nin herkes için daha güçlü bir gelecek inşa edeceğine inanıyoruz.”

    “BARIŞ SÜRECi’NDE ÜZERİMİZE DÜŞEN HER TÜRLÜ SORUMLULUĞU ALMAYA HAZIRIZ”

    Sivil toplum kuruluşlarına bu süreçte büyük sorumluluk düştüğüne dikkat çeken Karahan, dernekler, federasyonlar, kanaat önderleri, akademisyenler, sanatçılar ve gençler olarak Barış Süreci’nde üzerlerine düşen her türlü sorumluluğu almaya hazır olduklarını açıkladı.

    MECLİS’E ÇAĞRI!

    Barışın kalıcılaşmasının önünü açacak yasal düzenlemelerin Meclis kapanmadan önce yaşama geçirilmesi çağrısında bulunan Karahan, “TBMM nin gündemine alıp çıkarılması istiyoruz ve barışı, kardeşliği, toplumsal huzuru ve demokratik uzlaşıyı önceleyen herkesi sağduyuya, diyaloğa ve ortak geleceğimizi birlikte inşa etmeye davet ediyoruz. Yaşasın Anadolu ve Mezopotamya halklarının kardeşliği!” ifadelerine yer verdi.

    Mersin Doğu Güneydoğu Dernekler Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Siyasi Partiler Sözcüsü ve Batmanlılar Dernek Başkanı İhsan Taş da, Kürtçe yaptığı konuşmada, Meclis’in tatile giremeden yasal adımların atılması gerektiğini belirterek, “Barış tatilden daha değerlidir. Barış için çalışma yürütenlerin aynı masada buluşması ve mücadele etmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.

    PİRHA/MERSİN

  • Dört inanç, aynı gün oruç tuttu

    Dört inanç, aynı gün oruç tuttu

    PİRHA- Her 33 yılda bir görülen nadir bir olay gerçekleşti. Bugün Müslümanların Ramazan orucu, Êzidîlerin Xıdır İlyas’ı, Hıristiyanların Büyük Oruç’u ve Alevilerin Xızır ayı oruçları aynı döneme denk geldi.

    Her 33 yılda bir nadir görülen küresel bir çakışma sonucu, bugün aynı anda Müslümanlar, Êzidîler, Hıristiyanlar ve Aleviler oruç tutuyor. Sabah ezanıyla birlikte Müslümanlar Ramazan ayının ilk gün orucuna başladı. Ramazan orucu bir ay sürecek ve üç günlük Ramazan Bayramı ile sona erecek.

    XIDIR İLYAS ORUCU

    Bu yıl Êzidî Kürtlerin orucu da aynı döneme denk geldi. Bugün (Çarşamba), Xıdır İlyas Orucu’nun üçüncü ve son günü. Êzidîler Pazartesi günü oruca başlamıştı. Oruç süresince tan yerinin ağarmasından gün batımına kadar yeme ve içmeden uzak duruyorlar.

    Perşembe günü ise Xıdır İlyas Bayramı kutlanacak.

    HRİSTİYANLAR HAYVANSAL ÜRÜNLER YEMİYOR

    Hristiyanlar da bugün, 16 Şubat’ta başlayan Büyük Oruç döneminde bulunuyor. Hristiyanlar gece saat 00.00’dan öğlen 12.00’ye kadar hiçbir şey yiyip içmiyor. Öğlen 12.00’dan gece 00.00’ya kadar ise et ve hayvansal ürün tüketmemek şartıyla yemek yiyebiliyorlar.

    Bu dönem, Diriliş Bayramı’na hazırlık amacıyla tutuluyor. Oruç süresi uzun olsa da pazar günleri kutsal kabul edildiği için ayrı bir önem taşıyor.

    ALEVİLERİN XIZIR AYI ORUÇLARI

    Alevilerin Xızır ayı oruçları da Şubat ayında tutuluyor. Xızır ayı oruçları bölgesel olarak farklılık gösterse de bir çok bölgede üç gün süren oruç boyunca lokmalar dağıtılıyor.

    Xızır günlerinde pirler talipleriyle buluşuyor ve cem erkanları kuruluyor. Bu ay aynı zamanda zorlu kış günlerinin geride kalmasının simgesi olarak kabul ediliyor.

    HABER MERKEZİ

  • Yazar Murad Mıhçı: Barış için ilk adım atıldı; içinin doldurması tüm demokrasi yanlılarının çabasıyla olacaktır-VİDEO

    Yazar Murad Mıhçı: Barış için ilk adım atıldı; içinin doldurması tüm demokrasi yanlılarının çabasıyla olacaktır-VİDEO

    PİRHA – Ermeni Siyasetçi Murad Mıhçı, ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair “Görüyoruz ki ilk adım atıldı. Bunun içinin doldurması da tüm demokrasi yanlısı insanların çabalarıyla olacaktır” dedi. Mıhçı, Ermeni toplumunun da, eşit yurttaşlık talebinin olduğunu vurguladı.

    Ölüye Saygı İnisiyatifi, toplumsal barış arayışı konusunda 26 Temmuz’da İstanbul’da önemli bir çalışmaya imza attı. “Öncelikle hakikatle yüzleşme olmalı” vurgusunun öne çıktığı panelde, ‘Barış inşasında ölüye saygı ve adalet talebi’ başlığı birçok yönüyle değerlendirildi.

    Panelin konuşmacılarından birisi de DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu Üyesi, Göçmen ve Mülteciler Komisyonu Eş Sözcüsü Murad Mıhçı’ydı.

    Ajansımıza konuşan Murad Mıhçı, ölüye yapılan işkenceler, mezarlıkların bombalanması, faili meçhuller gibi konuların yeni süreçte aydınlatılması gerektiğinin altını çizen Ermeni Siyasetçi Mıhçı, “hakikatle yüzleşme” vurgusu yaptı.

    ARAFTA KALAN RUHLARIN AYDINLANMASI İÇİN…”

    “Hakikat, çok büyük bir talep değil ya da jest değil” diyen Murad Mıhçı, yeni sürece dair şunları söyledi:

    “Bahsedilen hakikat, insan haklarının, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde var olan hakları talep etme, arzulama ve bunu istemek… Taleplerimiz bu yönde. Yani biliyoruz ki bu coğrafyada insan haklarına uymayan birçok konu var. Birçok acılar yaşandı ve bunların telafisi olmadı. Ve bu telafinin olmadığı sürece de tekrarının olma ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Bunu geçmişten bu yana görüyoruz. Bu anlamda bunun son bulması için, arafta kalan ruhların aydınlanması için inatla bu mücadele veriyoruz.”

    ‘ÖTEKİNİN’ MEZARINA YAPILAN AYRIMCILIK!

    Murad Mıhçı, Türkiye’de “Ötekinin ölüsü” olma halinin büyük bir hak gaspı olduğunun da altını çizdi. Müslüman olmayan ölülere, standardın altında mezar yeri verildiğini söyleyen Mıhçı, “Özellikle İstanbul’da defin hizmetleri sırasında 6. maddede şöyle yazıyor; ‘Müslüman mezarlıklarının en az 2.67 metre ölçülerinde açılması; ‘ekaliyet’ yani az bırakılan halkların, azınlıkların ise 2 metre olması yönünde bir madde var ki bu açıkçası egemen bakışın yansıması olarak da görebiliyoruz” diye belirtti.

    OKUL KAYDI ESNASINDA MÜSLÜMAN OLMAYANLARA KOD UYGULANIYOR!

    Yazar Murad Mıhçı, bir Ermeni yurttaş olarak Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair görüşlerini de paylaştı. Mıhçı, yeni anayasa hazırlığına da değinerek şunları söyledi:

    “Bir ülkenin demokrasisinin en önemli belirgin özelliği, en azın, sesinin duyulması halidir. Bu çok çok değerli. En azın sesi duyulacak olursa zaten çoğunlukların sesleri bir şekliyle toplumlar içerisinde yer alabilir. Bizim toplum olarak barıştan talebimiz; bir kere eşit yurttaşlık. Bunu şuradan kurabiliriz; bugün Ermeni vakıf okullarına öğrenci kaydetme sırasında kod uygulaması yapılıyor. Çünkü geçmişte bir devletin elindeki bir hafıza var. Kod uygulamasına göre Rumlar kod 1, Ermeniler kod 2, Yahudiler kod 3 ve kod 4 olarak da Süryaniler yer alıyor. Bu bir fişleme anlamına geliyor ve bu uygulama dahi açıkçası çok tehlikeli ve çok sıkıntılı. Bu tarz yaklaşımların kalkması, Ermeniliğin tarifi sadece Hristiyanlık üzerinden yapılmaması; yani bugün bu coğrafyada Müslümanlaştırılmış veya Müslüman olan, dinsiz ya da farklı tercihleri olan insanlar var ve bunlar da aslında Ermeniler. Bu haklar sadece Ermeni toplumu için değil, bu coğrafyadaki tüm haklar ve inançlar için çok önemli. Halen daha vakıf seçimlerimizin yapılamayışı; büyük bir hastane vakfımızın seçimin yapılamaması, kendi din adamımızın, partimizin seçimi noktasında devletin izinlerine tabi olmaması gibi birçok konu var. Umuyorum bu süreç bunların bir başlangıcı olacak.

    Evet görüyoruz ki ilk adım atıldı. Bu bir başlangıç. Bunun içinin doldurması da tüm demokrasi yanlısı insanların çabalarıyla olacağına inanıyorum.”

    Eren GÜVEN, Rozerin TEK/İSTANBUL

  • Mahfuz Güleryüz: Alimler, Analar ve Pirler Buluşması çok umut vaat etti, olumlu izler bıraktı

    Mahfuz Güleryüz: Alimler, Analar ve Pirler Buluşması çok umut vaat etti, olumlu izler bıraktı

    PİRHA- DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Mahfuz Güleryüz, Siirt’te yapılan Alimler, Analar ve Pirler Buluşması’nı değerlendirdi. Güleryüz, devletin, Diyanet aracılığı ile inançlara biçim verdiğini vurgulayarak, “Diyanet’in, toplumu dizayn etmesi en başta inancın kendisine hakarettir. Yaptığımız toplantıda da özellikle mütedeyyin kesim tarafından bu görüş savunulmuştur” dedi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu “Alimler, Analar ve Pirler Buluşması” çalıştayının ilkini Siirt’te yaptı. Toplum tarafından ilgiyle karşılanan buluşmanın detaylarını DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Mahfuz Güleryüz, PİRHA’ya değerlendirdi.

    “Toplantımız hem katılım hem de Siirt’teki arkadaşlarımızın ev sahipliği boyutuyla çok güzeldi” diyen Güleryüz, “Ama esas kıymetli olan, Kürt toplumunun iki inancının bir araya gelip kendi meselelerini konuşmasıydı” sözlerini de ekledi.

    İNKAR POLİTİKALARINA KARŞI ‘ORTAK MÜCADELE’ VURGUSU!

    Mahfuz Güleryüz, 20 Ekim’de yapılan programda teolojik bir tartışmanın yürütülmediğini vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Kürt Alevi ve Müslüman toplumunun, yüzyıl boyunca yaşamış olduğu sorunları ve kendi aralarında örülen duvarların aşılması meselesi konuşuldu. Bu açıdan bir ilkti. Ama en çok önemsediğimiz, esas amacımız, sorunlarımızda ortaklaşmak ve ortak bir pratik inşa etmek oldu. İnkar politikalarına karşı nasıl ortak bir mücadele geliştirilebileceğine dair konuşup, ortak bir zeminde buluşmayı murad ettik. Bu konuda epey olumlu bir tartışma zemini gelişti. Bunun üzerine 2. hatta 3. ve 4. bir toplantıyı yapma ve bu toplantılar neticesinde ortak bir pratik inşa etme hedefimiz var. İlk toplantımız bu konuda çok umut vaat etti, olumlu izler bıraktı.”

    SORUNLARIN BAŞ ADRESİ DİYANET!

    Mahfuz Güleryüz, her iki inanç kesiminin, “sorun” olarak dile getirdiği konuların adresinde ise Diyanet İşleri Başkanlığı olduğunu belirtti. Güleryüz, Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren inançlar üzerinde hegemonik bir yapı oluşturulduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Diyanet bunun için kuruldu. Diyanetin, inançlar üzerinde dizayn etkisi olduğunu hepimiz biliyoruz. Kendi Müslümanını, Alevisini, kendi mezheplerini, kendi dinini yaratma kültüyle oluşturulmuş bir Diyanet olduğunu hepimiz biliyoruz. İnkar ve asimilasyon politikalarının esasının buradan geçtiğini biliyoruz. Dolayısıyla bu mesele tabii ki devletin esas planlamasıdır. Yani ‘devlet başka türlü kurguladı, Diyanet başka türlü yaklaştı’ gibi bir bakış açısı yok. Diyanet, inkarcı, asimilasyoncu devletin bir organı olarak görevlendirilmiş. Dolayısıyla son dönemde cemevlerini Kültür Bakanlığı’na bağlama girişimi de benzer bir saikle yapıldı. Yani Aleviliği dizayn etme, Diyanet’e biçilmiş benzer bir rolle kendi denetimi altına alma girişimi olarak görüyoruz. Bu konuda Alevi örgütlerinin ortaya koymuş olduğu tutum takdire şayandır. Bu tutumun büyütülüp desteklenmesi gerekir. Hatta diğer inanç örgütleri de benzer bir tutum göstermeli. Toplantıda Diyanete karşı koyulmasının önemli olduğu da açığa çıktı.”

    “AKP, KENDİ DİYANETİNİ KURGULADI”

    Mahmuz Güleryüz, Alimler, Analar ve Pirler Buluşması’nda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, inançları dizayn etme politikası yürüttüğünü, bu nedenle de tüm kesimlerin eleştirisinin olduğunu aktardı. Güleryüz, değerlendirmesine şu sözlerle devam etti:

    “Aslında Diyanet’in kaldırılması Türkiye’deki cemaat yapılarının uzun yıllardır ortak talebiydi. Bu konuda Erbakan, milli görüş çizgisi başta olmak üzere AKP öncesi hemen hemen bütün cemaatlerin ‘Diyanet kaldırılmalıdır’ talebinde ortaklaştıklarını biliyoruz. Tayyip Erdoğan gibi şahsiyetlerin bu konuda ettikleri tonlarca söz var.

    İkincisi, neden bu konuda geri adımlar atıldı? En büyük gerekçelerden biri şu; AKP, tıpkı diğer hükümetler gibi kendi Diyanetini kurguladı. Sonrasında ise Diyaneti kaldırmak sözünden vazgeçti ve her geçen gün Diyanete kadro ve kaynak aktaran bir yapıya dönüştü. Şu an geldiğimiz aşamada yurttaşlara, ‘devlet kurumları içerisinde en çok güvenirliği olan devlet kurumu hangisidir?’ diye sorulduğunda, en az güvenilirliği olan kurum Diyanet İşleri Başkanlığı oluyor. Yani bu kurum, her geçen gün daha fazla itibar kaybedip tartışılan bir pozisyondadır. Dolayısıyla ‘AKP, Diyanet meselesini bir propaganda malzemesi olarak kullanacaktır’ kaygısından kurtulmak lazım. Geçmişte Necmettin Erbakan ‘Diyanet kaldırılsın’ derken dinin kaldırılmasından bahsetmiyordu. Herkesin vicdanı ile hareket etmesi gereken bir meselede özgürlüğün verilmesi talebi vardı. Dolayısıyla bugün bizlerin ya da mütedeyyinlerin ‘Diyanet kaldırılmalıdır’ sözü asla karşı propaganda malzemesi yapılmamalıdır. Biz, devletin ya da bir başka kurumun inançlarımız üzerinde politika yapması, inançlarımıza yön ve biçim vermeye kalkışmasını, inançlarımızı dizayn etmesi politikalarını doğru bulmuyoruz. İnanç, kişinin kendisiyle tanrısı arasında kuracağı bir bağdır. Dolayısıyla Diyanetin ya da bir başka kurumun bu konuda toplumu dizayn edip biçim vermesi en başta inancın kendisine hakarettir. Yapmış olduğumuz toplantıda da bu tutum ve söylem ön plana çıkmıştır. Özellikle mütedeyyin kesim tarafından da bu görüş savunulmuştur.”

    “TOPLANTILARI BÖLGE İLE SINIRLI TUTMAYACAĞIZ”

    Siirt’te gerçekleşen ilk buluşmanın bölge ile sınırlı tutulduğunu belirten Mahfuz Güleryüz, sonraki planlamaya dair ise “Bu toplantıları sadece bölge ile sınırlı tutmayacağız. Örneğin bir inanç merkezi olan Hatay tarafında da 3. bir toplantı düşünüyoruz. Türkiye’deki bütün inançları bir araya getirmek açısından İstanbul’da 4. bir toplantı planımız da var. Yapılan ilk toplantıda esasen bölgedeki bütün sürekleri davet ettik. Dolayısıyla tek bir sürek ve ocakla sınırlı kalmadık” diye konuştu.

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Erdoğan Sezer Dede: Bizler lokmamızı taliplerimizden alırız, devletten değil! 

    Erdoğan Sezer Dede: Bizler lokmamızı taliplerimizden alırız, devletten değil! 

    PİRHA- Erdoğan Sezer Dede, iktidarın Alevi politikalarını eleştirerek “Dedelerin, devletin vereceği aylığa ihtiyacı yoktur. Dedeler, lokmalarını taliplerinden alır” dedi. Erdoğan Dede, cemevlerinin “Kültür Merkezi” ismi altında resmileşeceği iddialarına ilişkin ise “Kendisini insan haklarından sorumlu, evrensel, aydın düşünen gören her insanın, bundan rahatsız olması gerekir” ifadelerini kullandı.

    Hubyar Ocağına mensup Erdoğan Sezer Dede, iktidarın yeni “Alevi açılımı” hakkında konuştu. Dedelerin maaşa bağlanıp, cemevlerinin ise “Kültür merkezi” statüsü ile anılacağı iddialarına cevap veren Erdoğan Sezer Dede, “Devletin, Alevilere yapması gereken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vermiş olduğu kararı tanımasıdır” dedi.

    “ALEVİLERİN BUNU KABUL ETMEMESİ GEREKİR”

    Erdoğan Sezer Dede, Alevilerin, dışarıdan gelecek hiç bir lokmayı kabul edemeyeceklerine vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Dedelerin de hiçbir aylığa ihtiyacı yok. Bu bir tür asimilasyon ve oyalama sürecidir. Alevilerin bunu kabul etmemesi gerekiyor.

    İnançlar, kültürlerle beraber doğar, yaşar ve korunur. Bu çok doğaldır ama şunu görmek gerekiyor; devlet, bize ‘Kültür evi yasaktır’ diye bir kanun koymuyor. Yani bu bir aldatmacadır. Devletin bize yapacağı tek şey; cemevlerini ibadethane olarak tanımaktadır. Her kesimin kendine göre kültür dernekleri var. Yani bu söylenenler bir tür oyundur. Alevilerin de bu oyuna gelmemesi gerekir. Ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararını tanırlarsa cemevlerini ‘ibadethane’ olarak tanımış olacaklardır.”

    “YAPILANLAR TAM ANLAMIYLA İKİYÜZLÜLÜKTÜR”

    Cemevlerinin ibadethane sayılması dışında hiç bir şeyin değer ifade etmeyeceğini belirten Sezer, “Yaşananları şöyle görmek gerekiyor; nasıl ki ‘Cami-Cemevi’ projesi Alevi kamuoyunu işgal edip oyuna getirildi ise bu da ‘Kültür Evi-Cemevi’ oyunu olarak aynı şekilde geliştiriliyor. Ama burada önemli olan cemevinin ibadethane olarak tanınması, evrensel insan haklarında olduğu gibi herkesin kendi ibadetini kendi ibadethanesinde yapmasıdır. Cemevleri ibadethane olarak tanınmayacaksa hiçbir değeri yoktur. ‘Kültür merkezi olarak cemevleri adlandırılacak ve dedelere maaş verilecek’ ne kadar da birbiriyle çelişkili. Eğer sen, cemevlerini ‘Kültür Evi’ olarak tanıyorsan bir anlamda kültür eğitmenine aylık verirsin. Peki bu durumda ‘dedeler cemevine değil de kültür evine mi aittir’ diyeceğiz? Çok çelişkili ve uyumsuz bir durum söz konusu. Yapılanlar tam anlamıyla ikiyüzlülüktür. Cemevleri ibadethanedir. Eğer ibadethane olarak tanımıyorsanız aylığınızı da istemiyoruz. Zaten dedelerin devletten aylık alması da doğal değildir” diye konuştu.

    “TOPLUMDA DEDELERİ DAHA ÇOK RENCİDE EDECEKLER”

    Dedelik hizmeti ile cemevlerinin, siyasete amaç ve araç olmaması gerektiğini vurgulayan Erdoğan Sezer Dede, “Bizler sadece vatandaşlık haklarımızı istiyoruz” diye belirtti. Devletten herhangi bir bağış taleplerinin olmadığını söyleyen Erdoğan Dede, cemevlerinin dolaşılarak “İhtiyaç listesi” adı altında rapor hazırlanmasını eleştirdi. Erdoğan Sezer Dede şu açıklamayı yaptı:

    “Örneğin, Ermeni, Yahudi ve Müslümanların nasıl ki sinagog, kilise ve camisi var ise Aleviler de kendi ibadethanelerini cemevi olarak görüyorlar. Bu çok doğal bir insan hakkıdır. Bunun siyasete alet edilmesi, siyasetçilerle pazarlık konusu yapılmasını doğru görmüyorum. Bugün birçok ibadethanemizin önünde ‘cemevi’ yazıyor. Şimdi o ‘cemevi’ yazısını sildirip ‘Kültür Evi’ yazılırsa Alevilerin onuruna dokunmaz mı? Kendisine ‘Aleviyim’ diyen ya da kendisini insan haklarından sorumlu, evrensel, aydın düşünen gören her insanın, bundan rahatsız olması gerekir.

    Olayın bir de şu yanı var; bizler, örneğin belediyelerin kültür evinde istediğimiz kültürün eğlencelerini yapabiliyorsak yarın cemevlerine ‘Kültür Evi’ tabelası koyulduğunda başka topluluklar oraya gelip ‘Biz burada kültürümüzü icra edeceğiz’ derlerse ne yapacağız? Cevap vermeyeceğiz. O zaman kusura bakmayın burası ibadethanedir, cemevidir; kültür evi değildir. Bu riskleri göz önüne almadan sadece parayla gözümüzü kapatmak yanlış olur. Bunun faturasını da dedelere çıkaracaklar. Toplumda dedeleri daha çok rencide edecekler ve dedeleri hırpalayacaklar. Dedelerin bu konuda çok uyanık olmaları gerekiyor. Dedeler diyecekler ki ‘hayır, bizler lokmamızı talibimizden alacağız, ibadethanemizin ismi de ‘Cemevi’ olacak’”.

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘Taleplerimiz yerine getirilsin; dedelere maaş istemiyoruz, para ile inanç yapılmaz’
    2- ‘Cemevlerinin statüsü tartışılırken dergahımızın elektriğini kesmek samimiyetsizliktir!’
    3- ‘Diyanete ‘hayır’ diyeceğimize ‘bize de pay verin’ demek Alevice değildir!
    4- AABK Eşit Başkanlarından iktidara cevap: Haddinizi bilin, oturun oturduğunuz yere!
    5- Alevilerden statü tepkisi gelmeye devam ediyor: Bu vaatler asimilasyon politikalarında yeni bir aşama
    6- Aleviler sosyal medyadan hükümete tepki gösterdi: Cemevi bizim ibadethanemizdir!
    7- Alevilerden statü tepkisi: AKP, Aleviler için böl, parçala, yönet taktiği uyguluyor
    8- ‘Hükümetle onurlarını pazarlık konusu yapanlar kendilerine ‘Alevi’ demesinler’
    9- AKP hükümeti cemevine ‘ibadethane’ yerine ‘kültür merkezi’ statüsü verecek iddiası

  • ‘Alevilerin talepleri biliniyor fakat hala sadaka mantığıyla yaklaşılıyor’-VİDEO

    ‘Alevilerin talepleri biliniyor fakat hala sadaka mantığıyla yaklaşılıyor’-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, cemevlerine yönelik iktidar tarafından yapılan ziyaretler ile ilgili olarak, “Alevilerin ne talep ettiği biliniyor. Bütün bunlara rağmen hala Alevilerin inançsal değerleri ve ibadethaneleri yok sayılarak, bir sadaka dağıtma mantığı içerisinde Alevilere yaklaşılıyor. Bunu doğru bulmuyoruz” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Bütçe Komisyonu’nda, 2022 yılı bütçesine dair yaptığı konuşmada, Diyanet İşleri Başkanlığı’na ayrılan paya dikkat çekerek; “7 bakanlık ve 26 başkanlık bütçesinden fazla. Diyanet bütçesinden kimler faydalanıyor? Sadece Hanefi-Sünni Müslümanlar faydalanabiliyor. Şafiiler ve Caferiler kısmen faydalanabiliyor. Aleviler, Hıristiyanlar, Museviler ile hiçbir inanca mensup olmayan insanlar hiçbir şekilde faydalanmıyor. Faydalanamadıklarının tam tersine bunlara yönelik bir de Diyanet’in hışmı var” ifadelerini kullandı.

    “DİYANET’İN BÜTÇESİ, 7 BAKANLIK VE 26 BAŞKANLIKTAN FAZLA”

    Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) sözcüsünün, “Bütçe 86 milyonu kapsamaktadır” sözüne değinen Kenanoğlu, “Bir kurum var ki, sadece bir toplumsal kesime hitap ediyor. Oldukça da desteklenen bir kurum. Diyanet İşleri Başkanlığı. Diyanet için 2022 bütçesinde öngörülen 16 milyar 98 milyon 581 bin TL. 2021’e göre 3 milyar 120 milyon artırılmış durumda. Yedi bakanlık ve yirmi altı başkanlık bütçesinden fazla. Diyanet bütçesinden kimler faydalanıyor? Sadece Hanefi-Sünni Müslümanlar faydalanabiliyor. Şafiiler ve Caferiler kısmen faydalanabiliyor. Aleviler, Hıristiyanlar, Museviler ile hiçbir inanca mensup olmayan insanlar hiçbir şekilde faydalanmıyor. Faydalanamadıklarının tam tersine bunlara yönelik bir de Diyanet’in hışmı var. Onların üzerinde bir asimilasyon faaliyeti var” dedi.

    “DİYANET’İN MÜSLÜMANLIĞINDA KÜRTÇE YOK”

    Kenanoğlu; Diyanet’in, iktidarın siyasi hedeflerine uygun iş yapan işlevsel bir aparat halinde durduğunu söyledi. “Birçok Müslüman tarafından da Emevi İslamı, Muaviye İslamı’nın temsilcisi olarak görülüyor” diyen Kenanoğlu, şöyle konuştu:

    “Örneğin Diyanet’in Müslümanlığında Kürtçe yok. Böyle bir dili hiç tanımıyorlar. Hiçbir din hizmetinde Kürtçe hizmet verilmiyor. Kürt Dil Platformu Ekim 2020’de Diyanet’e dilekçe yazarak, dini hizmetlerinin Kürtçe de verilmesini talep etti. Ancak bu talepler de yerine getirilmedi. Ayetlere ilişkin diğer dillerde mealler bulunurken, Kürtçe olan yerlerde de kaldırıldı. Diyanet’in din görevlileri yine Kürtler üzerinde güvenlikçi politikalarını sürdürüyorlar.

    Son zamanlarda Kürt din alimlerine yönelik operasyonlar yapıldı. Din insanları bu operasyonda gözaltına alındı. Bu da, “Bizim Müslümanlığımızı kabul etmiyorsanız, yoksunuz” anlamına geliyor. Diyanet’in, her ne kadar laikliğin gereği olarak kurulduğu iddia edilse de esas amacı toplumu din üzerinden kontrol etmektir. Laik olan hiçbir ülkede böyle bir kurum yok. Yalnızca statükocu laikliğin, yani yasakçı laiklik anlayışının benimsendiği ülkelerde var ki bu da bizim ülkemiz. Gerçek laikliğin uygulandığı ülkelerde dinler, inançlar çok özgür. Hatırlarsanız, bu ülkede baş örtüsü yasağı varken, laikliğin gerçek anlamda uygulandığı ülkelerde baş örtülüler çok rahat şekilde gidebiliyorlardı. Sorun laiklikte değil, laikliğin uygulanışında, gerçek laiklik meselesinde. Laiklik, demokratik bir cumhuriyetin gereğidir.”

    “TÜRKİYE’DE BİR ALEVİ GERÇEKLİĞİ VAR”

    Türkiye’de bir Alevi gerçekliğinin olduğunu belirten Kenanoğlu, “İbadethanesi cemevi, toplu ibadeti cem, orucu Hızır ve Muharrem, kıblesi insan-ı kamil, kutsal dağı, taşı, ormanı, suyu olan, temelinde doğa sevgisi ve kutsiyetine dayalı Hızır inancı olan bir Alevi gerçeği var. Oysa Diyanet ve topyekun devlet, iktidar bu gerçeği görmüyor; tam tersine Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerine karşı, “Bizim kırmızı çizgimizdir. Asla ibadethane olarak kabul etmeyiz” diyebiliyor. Bu bütçeye Alevilerin vergileri de gidiyor. Diyanet buradan da payını alıyor” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLERE SADAKA MANTIĞIYLA YAKLAŞILIYOR”

    Kenanoğlu son olarak, Cumhurbaşkanı yardımcısının geçen yıl Aleviler ile ilgili olarak “Çok iyi aşure dağıttıklarını” ifade eden konuşmasına değinerek; şunları söyledi:

    “Hakikaten komediydi. Bilmiyorum bu sene ne anlatacaklar? Cumhurbaşkanı dün konuşmasında 58 ilde bin 585 cemevini ziyaret ettik, dedi. Bu ziyaretlerin sebebi neydi? “Bir ihtiyacınız var mı?” sorusu. Bunun cevabı aslında boya, badana, tuğla, beton ihtiyacınız var mı? “Cemevlerine statü istiyoruz” denildiğinde, “O bizim işimiz değil. O başka iş” cevabını aldılar. Oysa bu iktidar Aleviler ile ilgili yedi çalıştay yaptı. Ben de o dönem Alevileri temsilen kurum başkanı olarak o masada oturanlardan birisiydim. O çalıştayların sonunda Alevilerin ne talep ettiği biliniyordu. Bütün bunlara rağmen hala Alevilerin inançsal değerleri ve ibadethaneleri yok sayılarak, bir sadaka dağıtma mantığı içerisinde Alevilere yaklaşılıyor. Bunu doğru bulmuyoruz. Diyanet’in bütçesini de tutumunu da kabul etmediğimizi ifade etmek istiyoruz.”

    PİRHA/ ANKARA

  • FEDA: Tüm inançlı Müslümanların bayramını kutluyoruz

    FEDA: Tüm inançlı Müslümanların bayramını kutluyoruz

    PİRHA – Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Ramazan Bayramı dolayısıyla bir mesaj yayınladı. Bayram tebrik mesajında “Hak ve Hakikat” vurgusu yapan FEDA, açıklamasında “Nahakka karşı kimlik mücadelesi yürüten tüm inançlı Müslümanların bayramını kutluyor, gerek kadim coğrafyamızda, gerekse tüm dünyada barışa vesile olmasını temenni ediyoruz” dedi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Ramazan Bayramı dolayısıyla bir mesaj yayınladı. Mesajında bayramın barışa vesile olması temennisinde bulunan FEDA “Alevilik hakikati bizlere tüm halklar ve inançlarla rızalaşmayı önermiştir. Rızalaşmak ve niyazlaşmak temel düsturlarımızdandır” diyerek Hak ve Hakikat yolunda doğruyu yapan, inancını özünde yaşayan ve inancını sevgiyle adaletle harmanlayan tüm Müslümanların bayramını kutladı. 

    “AKP HÜKÜMETİ VARLIĞINI ŞİDDETLE HAKİM KILMAYA DEVAM EDİYOR”

    Bayram tebrik mesajında AKP iktidarının baskılarına değinen FEDA, “Yürüttüğü nahak politikalar sonunca adeta varlık ve yokluk aşamasına gelen AKP Hükümeti kendi varlığını şiddet üzerinden hakim kılmaya devam ediyor.  Her geçen gün yeni kaoslar üreterek başta inanç grupları olmak üzere tüm etnik gruplara yönelimini / zulmünü arttırıyor. Ne cenazelere, ne de mezarlıklara hürmeti kalmayan bu nemrudi zihniyet diğer yandan din ve iman üzeri insanları köleleştirme politikalarına devam ediyor. Mevcut iktidarın gözü öylesine dönmüş, nefse bulaşmıştır ki farklı inançlara ettiği zulümle yetinmemiş mensubu olduğu inanca dahi zerre saygısı kalmamıştır.  Hak, adalet ve vicdan gibi kavramları  hiçe saymış, inancı kendi siyasetine, zalimane âmellerine aracı  etmeye çalışmaktadır” dedi.

    “ALEVİLİK HAKİKATİ BİZLERE TÜM HALKLAR VE İNANÇLARLA RIZALAŞMAYI ÖNERMİŞTİR”

    Alevilik öğretilerinin yeryüzünde nefes alan tüm insanlar ve inançlara saygılı, onları inançlarıyla ibadetleriyle kabul etmeyi ve onlarla rızalaşmayı önerdiğini belirten FEDA açıklamasına “Binlerce yıldır ait olduğumuz kadim coğrafyada yaşayan halklar toplumsal, kültürel etkileşimi günlük  yaşamlarında hoşgörü olarak adlandırmış ve biçimlendirmiştir.   Bu minvâlde; binlerce yıllık Alevi hakikati bizlere tüm halklar ve inaçlarla rızalaşmayı önermiştir. Rızalaşmak ve niyazlaşmak temel düsturlarımızdandır. İçerisinde bulunduğumuz dönemler “Gotine Gir” yani abartılı sözler yerine “Gotine Xeyr” yani hayırlı sözler söyleyerek hayırlı işler yapma evreleridir. Tekçi, nahak zihniyete karşı ortak mücadelede bir araya geldiğimizde Rızalık Toplumunu yeniden inşa edebileceğine inanıyoruz” diyerek devam etti.

    “TÜM İNANÇLAR HAK, ADALET VE VİCDANLA CAN BULUR”

    Ramazan Bayramı tebrik mesajını “İnsanlık tarihinde gelmiş  geçmiş tüm inançların hak, adalet ve vicdan üçlüsüyle şekillenip can bulduğunu göz önüne aldığımızda bayramlar tüm inançlar ve toplumlar için ayrı bir kutsallık ifade eder” sözleri ile devam ettiren FEDA “Bu mânâ ile biz Demokratik Alevi Federasyonu olarak iktidar zihniyetinden uzak, nahakka karşı kimlik mücadelesi yürüten tüm inançlı Müslümanların bayramını kutluyor ve gerek kadim coğrafyamızda gerekse tüm dünyada barışa vesile olmasını temenni ediyoruz” diyerek açıklamasını sonlandırdı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Fırat: Halklar için barış gülbengleri söylemeye devam edeceğiz

    Fırat: Halklar için barış gülbengleri söylemeye devam edeceğiz

    PİRHA – Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat, Suriye’de yaşanan çatışmalarla ilgili barış çağrısı yapıp, dostluk ve müzakerenin hakim kılınmasını istedi. Fırat, dünya halklarının hakları için barış gülbengleri söylemeye, mücadele etmeye devam edeceklerini kaydetti. 

    Türkiye hükümeti ve Suriye arasındaki gerginlikler ve İdlib’deki çatışmalar devam ediyor. ADFE Genel Başkanı, İmam Rıza Ocağı pirlerinden Celal Fırat ” Emperyalizme hizmet eden zihniyetin bugün sonuçlarını anneler çekiyor. Evlatlarını, babalarını, kardeşlerini kaybeden insanların acısıyla beslenen bu emperyalizme karşı birlik ve beraberlik hakim olmalıdır” dedi.

    “MÜSLÜMAN DENİLİNCE AKLA SAVAŞ GELİYOR”

    Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) ve Garip Dede Cemevi Başkanı Pir Celal Fırat, bu savaş ortamında da emperyalist devletlerin her türlü baskısına karşı dirençli olunması gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:

    “Müslüman mülteciler, Müslüman göçmenler ülkelerinin rejimine müdahale eden emperyalizm savaşından  ya da din baskısından kaçarak Avrupa’ya gitmek için ölümü göze alıyor. Müslüman denilince silah, petrol ve ölüm; diğer dinler denilince barış, huzur ve ekonomik refah insanın aklına geliyorsa oturup bir daha düşünmek lazım. Biz Aleviler, sonu kestirilemeyen bu savaşların artık bitmesini istiyoruz. İnsanların tehdit unsuru olarak sınırlarda ölmesine karşıyız, her ülkenin  kendi siyasi, ekonomik sorununu kendi sınırları içinde çözmesinden yanayız. Yani kısacası, insan olmayı, insan gibi yaşamayı inancımızın gereği görüyoruz.”

    “NEDEN MÜSLÜMANLAR BU ACIYI YAŞIYOR?”

    İnsanlık onurunu inciten görüntülerin Müslüman toplumlardan geldiğini belirten Pir Celal Fırat, “Müslüman dünyası ile Batı veya Doğu Asya ülkeleri arasında, barış, kardeşlik ve hoşgörü  üretkenliği konusunda koca bir boşluk var. Müslümanlar teknoloji üretmiyor, üretse bile bunu tehdit mekanizmasına sokarak yine kendi gibi Müslüman olan bir ülke için planlıyor. Din adına bilimsel faaliyeti yasaklıyor, fikir üretmiyor, özgürlüğü yasaklıyor, aslında uğrunda savaştığı dini samimi bulmuyor” dedi.

    Celal Fırat “Tüm dünya halklarının hakları için hep birlikte barış gülbengleri söylemeye, mücadele etmeye devam edeceğiz” ifadesini kullandı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

     

  • MEB nereye koşuyor? Bu kez nurcularla anlaştı

    MEB nereye koşuyor? Bu kez nurcularla anlaştı

    MEB, öğrencilere yönelik harem selamlık etkinlikler düzenleyen ve Nur Cemaati’ne yakınlığıyla bilinen Siverek Öğrenci Derneği ile işbirliği anlaşması imzaladı. Anlaşma ile derneğin, ‘uygun görülen yer ve zamanda’ öğrencilere yönelik ‘manevi içerikli’ seminerler düzenlemesine izin verildi.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) dini vakıf ve derneklerle imzaladığı işbirliği anlaşmalarına bir yenisi daha eklendi. BirGün’den Mustafa Mert Bildircin’in haberine göre, Siverek İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Siverek Öğrenci Derneği ile işbirliği protokolü imzaladı. Yaz okulunun kapanış töreninde küçük yaştaki erkek öğrencileri takke, kız öğrencilere ise türban ile sahneye çıkartan vakfa, protokol ile ‘Uygun görülen yerlerde öğrencilere yönelik seminerler düzenleme’ yetkisi verildi.

    Protokol öğrencilere yönelik düzenlenecek etkinliklerde inisiyatifi tamamıyla derneğe bıraktı. Protokol kapsamında yapılacak bilimsel, sportif ve kültürel etkinliklerin düzenleneceği yerlerin, Siverek Öğrenci Derneği’nce belirleneceği belirtildi.

    OKULLARIN KAPISI AÇILDI

    Lise öğrencilerine, ‘Müslüman’ın sosyal medyada nasıl hareket etmesi gerektiğini’ anlatan derneğin protokol ile okullara fiili olarak da girmesine olanak sağlandı. Derneğin, okulların ve gençlik merkezinin laboratuvar, kütüphane, konferans salonu, spor salonu gibi tesislerinden yararlanabileceği belirtildi.

    AHLAKİ KONULARDA BİLGİLENDİRME

    Siverek Öğrenci Derneği’ne protokol çerçevesinde verilen görevler, protokol metninde şöyle sıralandı:

    *Ortaokullarda, liselerde ve pansiyonlarda öğrencilere yönelik değerler eğitime ile ilgili seminer yapmak.

    *Ortaokul ve lise öğrencilerine uygun görülen yer ve zamanda bilimsel, kültürel ve sportif alanlarda danışmanlık yapmak.

    *Okullarda öğrencilere yönelik panolar oluşturulup, manevi ve ahlaki konularda bilgilendirme çalışmaları yapmak.

    İLKOKUL ÖĞRENCİLERİNE “İSLAM TERBİYESİ”

    Siverek Öğrenci Derneği, Davet ve Kardeşlik Vakfı bünyesinde faaliyet gösteriyor. Öğrencilere yönelik çok sayıda etkinlik düzenleyen vakfın internet sitesinin, ‘Hakkımızda’ kısmında, “Siverek-Der içinde bulunduğu toplumun kalbine akıp, onu Kuran’la dirilten bir ruhtur. İslam’ı gerçek anlamda yaşamak ve yaşatmak için yola koyulan bir dernektir” ifadeleri yer alıyor. Dernek, ilköğretim öğrencilerine yönelik, ‘İslam terbiyesi’ konulu dersler düzenliyor. Müslüman Kardeşler’in kurucusu Hasan El-Benna’nın fotoğrafları, derneğin Gençlik ve Spor Bakanlığı’ndan aldığı ödenek ile kurduğu kafenin duvarlarını süslüyor. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Kuran kursu’ adı altında işkence evi

    ‘Kuran kursu’ adı altında işkence evi

    PİRHA- Nijerya’da ‘Kuran kursu ve rehabilitasyon’ için gönderilen yüzlerce çocuğun işkence ve tacize uğradığı öğrenildi.

    Nijerya’nın Kaduna eyaletinde, ailelerinin Kuran kursu ve rehabilitasyon için gönderildikleri evde işkence yapıldığı ortaya çıktı. 400 Erkek çocuğun bulunduğu evde taciz vakasının yaşandığı da duyuruldu.

    Kaduna Eyaleti Polis Sözcüsü Yakubu Sabo, kurtarılan çocukların 10 ile 18 yaşları arasında olduğunu, “işkence evi”nde yaklaşık 3 ay boyunca zincirlendiğini, taciz ve şiddet gördüğünü açıkladı.

    Çocukların Kuran eğitimi için veya uyuşturucu bağımlığı gibi sorunları nedeniyle ebeveynleri tarafından söz konusu eve gönderildiklerini belirten Yakubu Sobo, olayla ilişkin 7 kişinin gözaltına alındığını aktardı.

    ÇOCUKLAR ÇETELER TARAFINDAN DİLENDİRİLİYOR

    Nijerya’nın kuzeyinde Müslümanların çoğunlukla yaşadığı şehirlerde çocukların dilencilik yapması yaygın. Çoğunlukla fakir aileler, çocuklarını Kuran eğitimi alması için ücretsiz medreselere gönderiyor. Bunlar arasında birçok çocuk çeteler tarafından dilenmeye zorlanırken kimileri tecavüze ve şiddete maruz kalıyor.

    Hükümet yetkilileri, bu eylemlere son vererek okul çağındaki bütün çocukların eğitim alması gerektiğini vurgulayarak, bu duruma ani bir şekilde son vermenin halkın tepkisini çekebileceği gerekçesiyle aşamalı olarak yapılması gerektiği görüşünü dile getiriyor.

    PİRHA / ANKARA

  • Tan: Kimse boşuna uğraşmasın Abdal Musa da Kaygusuz Abdal da Alevidir

    Tan: Kimse boşuna uğraşmasın Abdal Musa da Kaygusuz Abdal da Alevidir

    PİRHA- Yazar Abbas Tan, Abdal Musa ve Kaygusuz Abdal’ı Sünni ve Şii gibi gösterenlere tepki gösterdi. Aleviliğin yok edilmeye çalışıldığını belirten Tan, Alevi kurumlarına ve dedelere Abdal Musa’ya ve Aleviliğe sahip çıkma çağrısında bulundu. 

    Abdal Musa Anma Törenleri’nin 2. gününde, düzenlenen ‘Alevi Bektaşi İnancında Abdal Musa ve Kaygusuz Abdal’ panelinde İslam vurgusunun öne çıkmasına ve panelistlere Yazar Abbas Tan tepki gösterdi.

    Sosyal medya hesabından “Abdal Musa ve Kaygusuz Abdal Alevi mi, Müslüman mı?” başlığıyla kaleme aldığı yazısında, “Kim Alevi kim Müslüman belirsiz oldu ve birbirine karıştı.
    Binlerce yıldır Aleviliği yok etmeye çalışanların yapamadıklarını günümüzde Aleviler kendi elleri ile yapmaktadırlar ve Aleviliği ortadan kaldırdıkları gibi Alevi değerlerini de bir yerlere yamamaya başladılar. Elbette bunları yapanlara Alevi denir ise” ifadelerini kullandı.

    “Sözde Aleviler, kimlerin nasıl destek verdikleri de ortada; bu desteklerle bütün güçleri ile Aleviliği yok ediyorlar” diyen Abbas tan, şöyle devam etti:

    “ALEVİLERİ KANDIRMAKLA MEŞGULLER”

    “Bir taraftan Şia diğer taraftan Sünni anlayış ve onların destekçileri sözde Alevileri kullanarak Aleviliğe iyice saldırmaya başladılar. Aleviliği bilmediği halde bildiğini sananlar ya da öyle görevlendirilenler çıkmışlar ortaya her yerde ‘Alevi İslam, Müslüman Alevi’ gibi Alevilikle ilgisi alakası olmayan kelimeler kullanarak bazı zavallı Alevileri kandırmakla meşguller.
    Alevilikte Yol nedir, erkan nedir? Dört kapı anlayışı nedir? Nasıl kamil insan olunur ve Rıza Şehri anlayışı, yaşam biçimi nedir? Rıza şehrine nasıl ulaşılır? Bunların hiç birisini bilmeyen sözde yazar çizerler ve kimi Ocak mensubu zavallılar çıkarlar ortaya ahkam keserler. Son dönemlerde bu çalışmalar hızla artmaya başladı.”

    “CEMEVLERİNE GÖNDERİLEN YÜZLERCE KİTAPLA ÇOCUKLARI ASİMİLE EDİYORLAR”

    Alevilik üzerine tez hazırlayanların ve onların hocalarının Alevilikle ilgisi olmayan insanların, Alevilikle ilgili yazılar yazdığını ve tezler hazırladığını belirten Yazar Abbas Tan, “Tezler kısa süre sonra kitaba dönüştürülerek cemevlerine, dergahlara parasız gönderilmektedir. Hem de onlarca, yüzlerce kitap cemevlerine bedava gönderilmektedir. Bazı cemevi yöneticileri ve cemevi dedeleri de kendileri dahi okumadan bu kitapları bedava diye Alevi çocuklarına vererek kendi elleri ile asimile politikalarına destek vermektedirler” dedi.

    “ABDAL MUSA DERGAHINI ZİYARETE GELENLERİN KAFASI KARIŞTIRILIYOR”

    Abdal Musa dergahını ziyarete gelenlerin kafasının karıştırılmak istendiğini, sadece Abdal Musa’yı değil Kaygusuz Abdal’ı da değiştirmeye çalıştıklarını ifade eden Tan, “Kimse boşuna uğraşmasın Abdal Musa da Kaygusuz Abdal da Alevidir. Başka bir inancı yoktur, başka inançlara da sığmazlar” vurgusunu yaptı.

    Abbas Tan, Kaygusuz Abdal’dan bir dörtlük de paylaştı.

    Kıldan bir köprü yapmışsın
    Gelsin kullar geçsin diye
    Hele biz şöyle duralım
    Yiğit isen sen geç tanrı

    Yücelerden yüce gördüm
    Erbapsın sen koca tanrı
    Allahlığı sen nereden
    Satın aldın koca tanrı

    Kaygusuz’um der burada
    Cümle mahluku yaradan
    Kaldır perdeyi aradan
    Gezelim beraber tanrı.

    ALEVİ KURUMLARINA VE DEDELERE ÇAĞRI

    “Alevi ulusu Kaygusuz Abdal’ın bu sözlerini şimdilerde Kaygusuz’a sahiplenen, ahkam kesen sözde Aleviler söyleyebilirler mi?” diye soran Tan, Alevi kurumlarına ve dedelere Abdal Musa’ya ve Aleviliğe sahip çıkma çağrısında bulundu.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • ‘Ezanın sesi yüksek’ dedi, hapis cezası aldı

    ‘Ezanın sesi yüksek’ dedi, hapis cezası aldı

    Endonezya’da evinin yakınındaki camiye giderek ezan sesinin kısılmasını istediği belirtilen Budist bir kadın dine hakaretten 1,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. İnsan hakları örgütleri karara tepki gösterdi.

    Dünyanın en büyük Müslüman nüfusuna sahip ülkesi Endonezya’da, ezanın sesinin yüksek olmasından şikayet eden Budist bir kadın dine hakaretten 1,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Çinli olduğu belirtilen Meiliana adlı 44 yaşındaki kadının Temmuz 2016’da Medan kentinde evinin yakınındaki camiye giderek sesin kısılmasını istediği söyleniyor.

    Meiliana’nın şikayetinden sonra bölgede bazı Budist tapınakları ateşe verilmiş, öfkeli kalabalıkların saldırısına uğramaktan korkan bazı Çinliler evlerini terk etmişti.

    Avukatı, Meiliana’nın mahkemede gözyaşlarıyla karşıladığı kararı temyize götüreceklerini açıkladı. Uluslararası Af Örgütü’nün Endonezya bürosu ise kararı “gülünç” olarak niteledi. Nahdlatul Ulama adlı Sünni örgütün hukuk bürosu başkanı Robikin Emhas da “Ezanın sesi yüksek” demek nasıl dine ya da bir gruba hakaret olarak değerlendirilebilir?” tepkisini gösterdi.

    Robikin, dine hakaretle ilgili yasaların ifade özgürlüğünü engelleme aracı olarak kullanılmaması gerektiğini söyledi. Meiliana’nın şikayetinden sonra ülke genelindeki 800 bin kadar caminin ses sistemleri elden geçirilmişti. Yaklaşık 260 milyon nüfuslu Endonezya’da nüfusun yüzde 87’si Müslüman. Budistler, nüfusun binde 7’sini oluşturuyor.

  • Erkek arkadaşına sarılan kadına saldırı: Burası müslüman mahallesi-VİDEO

    Erkek arkadaşına sarılan kadına saldırı: Burası müslüman mahallesi-VİDEO

    İstanbul Kartal’da bir kadın, erkek arkadaşına sarıldığı için mahallelilerin saldırısına uğradı. Yerlerde sürüklendiğini ve saçından çekildiğini belirten genç kadına saldıranlar ise olaydan sonra kameralara konuşup “Bir kez daha olursa yine yaparız” dedi.

    Show TV’nin haberine göre genç kadın, erkek arkadaşına sarıldığı için bir kadının kendisine sataştığını söyleyerek “Yerde sürüklediler, saçımı çektiler” dedi. Saldırının ardından konuşan saldırganlardan biri ise “Burası Hürriyet Mahallesi burası Kurfalı. 35 senedir böyle bir şey yaptırmadım” diyerek kadına saldırdıklarını övüne övüne kabul etti.

    Saldırıya uğrayan genç kadın ise yaşadıklarını “Sevgilim beni bırakınca sarıldım. Orada çöp atan bir bayan vardı, gördü. Bana direk ‘… çocuklar var sarılma” diyerek anlattı. Yerlerde sürüklendiğini ve çevrede bulunan 30-40 kişinin bir şey diyemeyip sadece bakmakla yetindiğini söyleyen genç kadının gördüğü şiddet, yüzündeki çizikler, gözündeki morluklar ve bacaklarındaki yaralardan görülebiliyor.

    “BURASI MÜSLÜMAN MAHALLESİ, KİMSE SALYANGOZ SATAMAZ”

    Saldırıyı yapanlar arasında bulunan kişi ise “Burası Müslüman mahallesi burada kimse salyangoz satamaz. Benim evimin önünde namahrem davranamaz” diyerek mikrofonlara, ne kadar rahat olduğunu gösterdi.

    Saldırıyı sadece kendisinin yapmadığını ‘övünerek’ anlatan saldırgan, kameralara çevrede bulunan mahallelileri gösteriyor. Saldırgana kameraya seslenerek yanıt veren mahalleliler de saldırıyı hep birlikte yaptıklarını onaylıyor.

    Olayın mağduru genç kadın saldırıyı yapanlar hakkında suç duyurusunda bulunurken, saldırganların da genç kadın hakkında suç duyurusunda bulunduğu öğrenildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Şort giyinen öğrenciye, ‘Müslümansan kapanmak zorundasın’ baskısı

    Şort giyinen öğrenciye, ‘Müslümansan kapanmak zorundasın’ baskısı

    PİRHA- Sakarya Üniversitesi öğrencisi Betül Ceylan, şort giydiği için soruşturmaya uğradı KYK yurdunda yaşadıklarını anlattı. Genç kadın, yurt müdiresinin kendisine “Müslümansan kapanmak zorundasın” dediğini söyledi.    

    Üniversite öğrencisi Hümeyra Betül Ceylan hakkında misafir olarak kaldığı Kredi Yurtlar Kurumu yurdunda “şort” giydiği için soruşturma başlatıldı.

    Sakarya Üniversitesi Mühendislik Fakültesi 3. sınıf öğrencisi Hümeyra Betül Ceylan, Haziran ayının son haftasında ‘misafir öğrenci’ olarak KYK (Kredi Yurtlar Kurumu) Arif Nihat Asya Yurdu’nda kalmaya başladı.

    YURT MÜDÜRÜ: GEL BAKAYIM ŞÖYLE

    Yurtta kaldığı günler boyunca İmam Hatip kökenli öğrencilerin tacizine uğradığını söyleyen Ceylan sosyal medya hesabından şunları paylaştı:

    “Yurt içinde kendi yaşıtlarım yanlarından geçerken bana ‘kaşar’ muamelesi yaptılar. ‘Ay nasıl giyiniyor, cıkcıklamalar. Geçerken bacağımı süzmeler, fısıldaşmalar, neler neler…”

    Ceylan ‘şort’ skandalını ise şöyle anlattı:

    “Saat 11.00 gibi kalktım. Yurtta kahvaltı yapıp gidecektim. Üzerimde gömlek ve şortla. Üst blokta veriliyor yemek. Her neyse çıktım. Müdür beni gördü. ‘Sen buranın öğrencisi misin?’ dedi. Ben de ‘hayır misafir olarak kalıyorum’ dedim. ‘Gel bakayım şöyle’ deyip odasına çağırdı.

    Kem-küm ederek örf ve adetten başlayarak şort giymemi doğru bulmadığını söyledi. Ben orada anladım zaten. Çok çok hassasım bu konuda. Daha önce de söylediğim gibi sözlü tacize çokça uğradım. Ve bir süre okuluma gidemedim. Şortumu giymeye devam edeceğim. Ve bu kimseyi ilgilendirmez dedim.

    “KİLİSEYE BİLE DON-ATLETLE GİRİLMEZ”

    “Hayır ilgilendirir. Özgürlük sınırsız bir şey değildir dedi. Avrupa’da bile. Bak Avrupa’da bile Kiliselerin üzerinde don ve atletle girilmez diye uyarı var” dedi. Ben zaten bunu duyduktan sonra şok içerisinde konuşmaya devam etti. ‘Kilise nedir?’ dedim. ‘Veya burası cami mi?’ dedim. “Cami olsa camiye nasıl girilmesi gerektiğini biliyorum çok şükür gitmediğim bir yer değil!” dedim.

    Benden rahatsız olduğunu söyledi ben de ‘ne yapayım, kapanayım mı?’ dedim. “İnancını bilmem ama müslümansan kapanmak zorundasın” diyor bana. “Bir zahmet benim vicdanıma bırakın” diyorum “hayır özgürlük sınırlı değildir” diyerek her konuşmayı bitiriyor. Daha sonra “öyleyse paramı verin çıkayım” dedim. Bana “ilişiğini kesersen paran yatar” dedi. ‘Ne zaman yatar?’ dedim haliyle. Çünkü ucuz olduğu için KYK’da kalıyorum. Hani param yatsın ki üzerine koyup başka yerde kalayım diyorum. “Ben cebimden veremem ne zaman yatar bilmiyorum” dedi.

    “ŞEHİTLERİMİZİN KANI YERDE KALIYOR!”

    Ağlamaya başladıktan sonra “siz neden bana bunu yapıyorsunuz?” dedim. “Ben seninle iletişim kuramıyorum ama. Sen hep başka yerlere çekiyorsun” dedi. “Şehitlerimizin kanı yerde kalıyor bu yüzden” dedi. “Bizim örf, adet, şeref, namusumuz, haysiyetimiz var” dedi. “Ben namussuz muyum bunu giydiğim için?” dedim. Beni odadan çıkardı.

    Tekrar ilişiğimi kesmek için döndüğümde ablalarım, abilerim aramış onu. “Siz beni çok yanlış anladınız kavga etmeye gelmişsin sen” dedi. Ben de “artık konuşmak istemediğimi gerekli kişilerle konuştuğumu” söyledim. Beni odadan kovdu. Oradaki memurlara “buna tutanak yazın ilişiğini kesin” dedi. Ağlayarak ailemi aradım. Olanları anlattığımda “bırak gel” dediler bana. Bunlar beni yıldıramaz. Bu saatten sonra okulumu okurum, istediğim gibi giyinirim.”

    Bu yaşananların ardından Hümeyra Betül Ceylan’ın yazılı olarak ifadesi alındı. Genç kadın, yine twitter hesabından paylaştığı o ifadede şunları kaleme aldı:

    “SAPIK DÜŞÜNCE SİZİNLE KALSIN”

    “Ben kimsenin özgürlüğünü kısıtlayacak bir harekette bulunmadım. Asla da bulunmam. Bana yazılan tutanağı asla kabul etmiyorum. İlgili kişilerle görüşeceğimi bilmelerini isterim. Umarım kılık kıyafetten daha önemli konuları konuşulduğu bir dünya olur. Sapık düşünce sizinle kalsın. Sevgiyle…”

    Öte yandan Hümeyra Betül Ceylan’ın soruşturmayla ilgili sosyal medya hesabından yaptığı paylaşıma Kredi Yurtlar Kurumu’nun resmi Twitter hesabından yanıt verildi. Kurumun yanıtında “Merhaba, yurt kurallarına aykırı hareket etmeniz disiplin işlemi gerektirmektedir. Hakkınızda başlatılan disiplin işlemi ile ilgili süreç Yurt Müdürlüğünce yürütülmekte olup detaylı bilgilendirme için lütfen idarenize başvurunuz. İyi günler dileriz” ifadeleri yer aldı.

    Kaynak-gazetemanifesto