PİRHA- PSAKD önceki dönem Mamak Şube Başkanı Mustafa Demirtaş, Hakk’a uğurlandı. Uğurlamaya PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan ve MYK üyeleri ve çok sayıda Alevi kurum yöneticisi ve üyesi katıldı.
Koronavirüs nedeniyle yaşamını yitiren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) önceki dönem Mamak Şube Başkanı Mustafa Demirtaş Hakk’a uğurlandı.
Uğurlama erkanına PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri, ABF MYK üyesi Mustafa Çınar, PSAKD Mamak Yönetim Kurulu (YK) ve üyeleri, DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi Yönetim Kurulu ve üyeleri, Divriği Kültür Derneği önceki dönem Genel Başkanı Metin Aktan, Şair Bayram Kaya, HDP Mamak İlçe, Tuzluçayırlı Kadınlar Derneği, Yuva Külahlı Kültür ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu üyeleri ve vatandaşlar katıldı.
“MUSTAFA DEMİRTAŞ YOL ERENİMİZDİ”
Hakk’a uğurlama erkanı öncesi PSAKD Mamak Şube Başkanı Fadime Türkyılmaz yaptığı konuşmada, ” Yıllardır yol ve erkanımıza emek veren, demokrasi mücadelesine emek veren Pir Sultan’ın emektarı Mustafa Demirtaş’a güle güle demek, uğurlar olsun demek, devrin daim olsun demek için buradayız. Biliyorsunuz ki Mustafa Demirtaş kardeşimizi, yoldaşımızı, Yol erimizi pandemiden dolayı kaybettik. Bu nedenledir ki biz normal cenaze erkanı yapamadık, dün toprağa sırlandı Mustafa Demirtaş’ımız. Ama bu demek değil ki Mustafa Demirtaş kimsesizdir, örgütlü insanlar yalnız değildir. Bu nedenle Mustafa Demirtaş’ın arkasında koskoca Pir Sultan var. Yaşamını Pir Sultan’a ve demokrasi mücadelesine adayan abimizdi, üstadımızdı, yoldaşımızdı, Yol erenimizdi. Ey Mustafa Demirtaş devrin daim olsun, ey Mustafa Demirtaş sana söz olsun, yeryüzü aşkın yüzü olana kadar Rıza Şehri yeryüzüne gelene kadar mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.
GANİ KAPLAN: ÇOK ÜZGÜNÜN BİR ÇOK ARKADAŞIMIZI, YOLDAŞIMIZI KAYBETTİK!
Ardından söz alan PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan ise şunları kaydetti:
“Ülke olarak kötü koşullardan geçiyoruz. Sağlık anlamında yoldaşımızın, canlarımızın, annemizin, babamızın kardeşimizin cenazelerine gidemez olduk, onlara karşı son görevimizi yapamaz olduk. Bunlardan birisi de Mustafa Demirtaş kardeşimiz. Hakk’a yürüdü maalesef, ne örgüt olarak, ne de bireysel olarak son görevimizi yerine getiremedik. Özellikle son günlerde örgütün genel başkanı olarak çok üzgünüm. Örgütün tüm kadrolarında görev alan, yıllardır örgütümüz de mücadele eden arkadaşlarımızı tek tek kaybediyoruz. Çok büyük üzüntü içerisindeyiz. Oktay arkadaşımızı kaybettik, Hüseyin Aydoğdu’yu (62) kaybettik, Mustafa yoldaşımızı kaybettik, Manavgat şube başkanımızı kaybettik, üye ve birçok yöneticimizi yoldaşlarımızı kaybettik, gerçekten çok üzgünüm. Mustafa Yoldaş’ın devri daim olsun, Pir Sultan örgütlülüğün başı sağ olsun. Uzun yıllar Mamak şube başkanlığımızı yürüttü, Mamak şubemizin başı sağ olsun. Umut ediyorum ki Mamak şubemizin yöneticilerden üyelerine kadar Mustafa başkanımızın mücadelesini en üst seviye çıkartacaklar ve kaldığı yerden sürdürüyorlar, sürdürecekler. Tekrar Mustafa başkanımızın devri daim olsun.”
Ankara Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası Başkanı Ali Şahin de konuşmasında, “Gerçekten kelimelerin kifayetsiz kaldığı sözün bittiği noktadayız. Bizler de Mustafa canımızı Pir Sultan’daki mücadelesinden biliyoruz. Ama biz mali müşavirler odası olarak aynı zamanda bizim yol göstericimiz olarak biliyoruz. Ne zaman ihtiyacımız olsa, ne zaman mesleki bir mücadele de ona ihtiyaç duysak hiçbir zaman mazeret bildirmeden, işini gücünü bırakıp her zaman yanımızda oldu. Her zaman bizlerle birlikte oldu, her zaman yol gösterici oldu.
Ben onun kadar mütevazı, onun kadar saygıdeğer bir insanı kolay kolay tanımadım. Ne zaman bizleri görse, o meşhur “Canlar merhaba, canlar nasılsınız” hitabını hiçbir zaman biz meslek camiası olarak unutmayacağız, kendisini de unutmayacağız. Pir Sultan’da vermiş olduğun mücadele de hem de, mesleki mücadele de her zaman bizlerle birlikte olacak, her zaman bizlerle birlikte yaşayacak, sonsuza kadar bizle birlikte olacak” dedi.
“12 EYLÜL FAŞİST DARBESİNDE İŞKENCELERE MARUZ KALMIŞTI”
PSAKD önceki dönem Mamak Yönetim Kurulu üyesi Şener Türkmen de, “Sevgili başkanla 12 Eylül’den önce farklı siyasi görüşten olsak da birçok mücadelede birlikteydik. Sevgili başkan 12 Eylül faşist darbesinde işkencelere maruz kaldı. Çok işkence gördü. Cezaevinde çok uzun süre yattı. Ve onun çok izleri vardı ve o izleri taşıyordu. Ama hiçbir zaman kişiliğinden ve devrimci mücadelesinden, sosyalizm görüşünden dolayı taviz vermediğini ve bu ülkede halkların kardeşliğinden, eşitliğinden hiçbir zaman taviz vermedi” diyerek duygularını paylaştı.
PSAKD Yenimahalle Şubesi Cemevi Dedesi Hasan Saçındık ise cenaze erkânından önce yaptığı konuşmada şunları ifade etti:
“Batıkent Pir Sultan örgütü adına burada bulunan bütün canlara başsağlığı dileriz. Mustafa canımızın devrinin daimini dileriz. Bu yolda çok emek vermiş, çok hizmet yapmış, bu örgütte özgürlük, dostluk, hak, hukuk ve adalet için çok emeği geçmiş bir canımız aramızdan ayrıldı, çok üzgünüz. Fakat Hakk’tan gelip Hakk’a dönüyoruz yapacak bir şeyimiz yoktur. Aramızdan pandemi dolayısıyla ayrıldığı için daha da üzgünüz, keşke bu şekil olmasa idi. Onun için hizmetlerimizi burada yolumuza inancımıza göre onun huzurunda yapmış olsaydık daha iyi olurdu. Fakat manevi huzurunda da siz değerli canlar onu yalnız bırakmıyorsunuz, buradasınız. Onunla ilgili hizmetlerimizi yapıyoruz, bu hizmetler için sizlerden rızalık alacağız, bir de devriye söyleyerek hizmetimizi tamamlayacağız” dedi. Daha sonra Zakir Gökhan Erol’un deyiş duazı imamlarıyla cenaze erkanı tamamlandıktan sonra, Mustafa Demirtaş için hazırlanan lokmalar canlara paylaştırıldı.
Cebrail ARSLAN/ANKARA
PİRHA-PSAKD önceki dönem başkanlarından Mustafa Demirtaş Hakk’a yürüdü. DAD yayınladığı mesajda “Alevi kurumlarında emeği olan, Yol’a hizmet etmiş, Yol’un talibi, canımız, dostumuz Mustafa Demirtaş canımızı pandemiden kaybettik. Devrin daim olsun” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) önceki dönem başkanlarından Mustafa Demirtaş koronavirüs salgınından kaynaklı Hakk’a yürüdü. Yıllarca Alevi hareketine hizmet etmiş olan Demirtaş için, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi mesaj yayımladı.
Yayımlanan mesajda, “Alevi kurumlarında emeği olan, Yol’a hizmet etmiş, Yol’un talibi, canımız, dostumuz Mustafa Demirtaş canımızı pandemiden kaybettik. Devrin daim olsun Mustafa can. Işıklar içinde uyu, ailesine ve tüm sevenlerine sabır diliyoruz. Seninle Yol yürüyen cümle canın başı sağ olsun, niyaz olan canların gayreti kendisine çerağ olsun. Heq rama xwe leke” denildi. PİRHA/ANKARA
PİRHA – Türkiye’de koronavirüs salgını sürecinde iktidarı başarısız bulan PSAKD önceki dönem Mamak Şube Başkan Mustafa Demirtaş, 65 yaş üzeri için sokağa çıkma yasağında psikolojik baskı ve ruhsal gerilim yaşadıklarını söyledi.
Türkiye’de yaşanan koronavirüs salgın sürecini değerlendiren Mali Müşavir PSAKD önceki dönem Mamak Şube Başkanı Mustafa Demirtaş, koronavirüs dolayısıyla 65 yaş üzeri için uygulanan sokağa çıkma yasağı nedeniyle zor zamanlar geçirdiklerini, psikolojik ve ruhsal gerilimler yaşadıklarını söyledi.
“KORONAVİRÜS SALGININDA HÜKÜMET BAŞARISIZDI”
Yaşadığı psikolojik gerilimleri atlatmak için kitap okuduğunu kaydeden Demirtaş, “Satın alıp okuyamadığımız kitaplar vardı, onları okumaya başladık. Daha sonra Marksist klasiklere döndük. Felsefenin Temel İlkeleri, Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm, Faşizme Karşı Birleşik Cephe bunları tekrar gözden geçirdik” dedi.
Koranavirüs mücadelesinde sağlık emekçilerine teşekkür eden Demirtaş, sağlık çalışanlarının başarılı bir şekilde mücadele ettiğini ancak hükümetin başarısız olduğunu belirtti.
Demirtaş, “Türkiye koronavirüs mücadelesinde hasta ve can kaybı bakımından ülkeler arasında dördüncü ve beşinci sırada. Vatandaşlarımızı Umre’ye göndermemeliydi, Umre’ ye gönderdikten sonra dönüşlerinde 5 gün karantinaya alıyor, 15 günde serbest bırakıyor, böylelikle virüs yayıldı. Hükumet öngörülü olmalıydı. Koronavirüs Çin’de Aralık ayında ortaya çıktı, bize Mart ayının sonuna doğru geldi. Hükümet bu süreç içinde ne yaptı? Hiç bir şey yapmadı. Biz hükumeti başarısız ilan ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Son olarak Demirtaş, salgın nedeniyle Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını mezarları başında anamadıkları için üzgün olduğunu belirterek, “6 Mayıs‘ta Denizlerin mezarına gidemediğimiz için, onlara pankartlarımızla flamalarımızla sloganlar atamadık, oradan Mahirlerin mezarına gidip Yaşasın Halkların Kardeşliği, Yaşasın Devrimci Mücadele sloganı atıyorduk onları atamadık, bu bana dert oldu” dedi ve mücadele çağrısı yaptı.
PİRHA– Emekliler için yapılan ücret zamlarını değerlendiren Emekli-Sen Genel Sağlık Sekreteri Hüsnü Akkuş ve Mustafa Demirtaş, verilen zamların açlık sınırının altında olduğunu, TUİK’in araştırma raporlarının dahi gerisinde olduğunu kaydettiler.
Emekliler için 2019 yılının ilk zammı enflasyon oranlarının açıklanmasıyla netlik kazandı. Geçtiğimiz yılın en düşük işçi maaşı 939 TL idi. Bu yıl maaş ve aylıklar toplamda yüzde 10.69 oranında zamlanacak.
Memur ve memur emeklileri 1 Ocak’tan geçerli olmak üzere yüzde 4 toplu sözleşme zammının yanı sıra yüzde 6.69 da enflasyon farkı alacak. Böylece maaş ve aylıklar toplamda yüzde 10.69 oranında zamlanacak. Buna karşılık işçi, esnaf ve çiftçi emeklilerinin aylıklarına geçmiş 6 aylık enflasyon kadar, yani yüzde 10.19 oranında zam yapılacak.
“VERİLEN MAAŞLAR YOKSULLUK SINIRI ALTINDA”
Verilen bu emekli maaşlarıyla insan onuruna yakışır bir yaşantı sürdürülmeyeceğinin altını çizen Emekli İşçi Mustafa Demirtaş, “Türk Sağlık İş Sendikası bin 900 TL ile geçinen dört kişilik bir aile için yaptığı araştırmada açlık sınırında yaşadığını kaydetti. Yani dört kişilik bir ailenin yalnız gıda harcamaları için ayda bin 900 TL gerekiyor. Peki, bu ailenin gıda, elektrik, su, ulaşım hizmetleri için giderler olmayacak mı? Olsa dahi bin 900 üzerinde bir gelir gerekiyor. Yine araştırmaya göre yoksulluk sınırı 6 bin TL civarında yani konut, elektrik, su, beslenme giderleri için 6 bin TL gerekiyor. 6 bin TL’nin altında maaş alan aileler yoksulluk sınırında olduğunu gösteriyor. Bin 900 TL altında alınan emekli aylığı ile gerekli gıdaları, vitaminleri, minareleri alamıyoruz” diye konuştu.
Emeklilerin çoğunluğunun açlık sınırının altında bir maaş aldığını kaydeden Demirtaş, “Çiftçilerin emekli maaşı 600 TL’den başlıyor. Ne yapsın bu 600 lirayla. BAĞ-KUR emeklileri ortalama bin 500 TL alıyor. Memur emeklileri biraz daha farklı alıyor ancak onların da aldığı maaşlar açlık sınırı civarında” diyen Demirtaş şöyle devam etti:
“Hükümet bunları düşünmeli ve insan onuruna yakışır bir ücret vermeli. Açlık sınırında bir maaş değil de en azından yoksulluk sınırı olan 6 bin TL’ye yakın emekli maaşı vermeli ki o insan insanca yaşasın. Ben emekli olalı 6 sene oluyor ama çalışmak zorundayım. Aldığım 1700 TL maaş ile geçinemiyorum. Yaşım 70 hala çalışıyorum. Hem emekliyim hem çalışıyorum yani insanca bir yaşam için yoksulluk sınırında kurtulabilmek için bizi çalışmaya zorluyorlar.”
“AVRUPA’DA EMEKLİLER ALDIĞI MAAŞLA DÜNYA TURU YAPIYOR”
Hükümetin işine geldiği konularda Avrupayı emsal gösterdiğini belirten Demirtaş, “Avrupa’da bir emekli aldığı maaşla dünya turuna çıkıyor, tatil yapıyor. Biz ise aldığımız maaşlarla geçinemiyoruz. Emeklilere gelince deniyor ki hükümetin imkânları böyle, bütçesi böyle denilerek burada bir maniple yapılıyor ve halk yanıltılıyor” şeklinde konuştu.
“SÖZ KONUSU EMEKLİ VE EMEKÇİLER OLUNCA BÜTÇEDE PARA YOK”
Sarayın yıllık harcaması 20 milyon TL, kaynak yoksa nereden buluyor 20 milyon TL’yi. Cumhurbaşkanı maaşı bürüt 74 bin TL oldu. Onlara gelince ülkenin kaynakları var, emekliye gelince, çalışana gelince, ülkenin kaynakları yok. Bu halkı yanıltıyorlar. Emekli ve çalışan kesime hükümet ücret vermiyor” diyen Demirtaş şunları ifade etti:
“Hükümetin politikası ve düzenin işleyişi böyledir. Kapitalizm ve hükümet sınıflara göre maaşları belirler, ödemeleri yapar. Ve kapitalizmin kendi sınıfı burjuvadır. Burjuva sınıfı için çalışır, onlar için devlet olanak ve imkanlarını ayırır. Biz çalışan kesimler olarak daha iyi yaşayabilmek için, örgütlenmemiz lazım. Birlikte mücadele verir, alanları doldurur, sesimizi çıkartırsak ücretlerimiz ona göre artırmak zorunda kalırlar ”
Günümüz koşullarında emeklilerin ciddi anlamda büyük sorunlarının olduğunu belirten Emekli Sen Genel Sağlık SekreteriHüsna Akkuş da, “Dünyanın kuruluşundan bugüne kadar insanlar arasındaki çıkar çatışmaları günümüze kadar devam etmiştir. Ve dünya altı evrim geçirmiştir her evrim içerisinde de çıkar çatışmaları vardı” diye konuştu.
“ZENGİN VERGİ ÖDEMİYOR, BÜTÜN VERGİLER FAKİRİN SIRTINA BİNİYOR”
Kapitalist toplumdaki insanların yaşam biçimlerini kapitalistlerin belirlediğini kaydeden Akkuş, “Biz emeklilerin koşullarını ve gidişatını da ülkemizdeki kapitalist sistem belirliyor. Türkiye genelinde 80 milyon nüfus var, 80 milyon nüfusun yarısı bir avuç insana çalışıyor. Bir avuç insan zengin oluyor, diğerleri fakir oluyor. Zenginden daha fazla vergi alınması gerekirken ama ne hikmetse Türkiye’de fakirden yüklü vergi alınıyor ancak zenginden alınmıyor. Bir nevi zenginin ekmeğine tereyağı sürülmüş oluyorlar” ifadelerini kullandı.
Emeklilere Türkiye genelinde yüzde 10 civarında zam yapıldığını yapılan zam ile ancak bir kuşun karnın doyurabileceğine dikkat çeken Akkuş, “Bu yapılan zamların tamamını kabullenmiyoruz. Günümüz koşullarında yapılan zamlar 20 yıl sonraki doğacak çocuklarımıza insanlarımıza yansıyacak.Türkiye genelinde sağcısı, solcusu bakkala giderken birimiz ekmeği 1 TL’ye alıp diğeri 50 kuruşa almıyor sonuçta hepimiz 1 TL’ye almış oluyoruz” dedi.
“EMEKLİLER ÖRGÜTLENİRSE İKTİDARIN VE ÜLKENİN KADERİNİ DEĞİŞTİRİR”
Türkiye genelinde sağlıklı ve örgütlü bir yapı olması gerektiğini dile getiren, Emekli Sen Genel Sağlık Sekreteri Hüsna Akkuş sözlerini şöyle tamamladı:
“Demokratik kitle örgütleri ve sendikalar olarak bu haklarımızın mücadelesini vermek zorundayız. Bu yoksullaşmayı bitirmenin yolu örgütlü bir toplumdan geçer. Yani Türkiye genelinde 13 milyon emekli var. Eğer 13 milyon emekli örgütlenirse Türkiye’nin kaderini değiştirir, iktidarın kaderini değiştirir. Bilinçli, örgütlü, sağlıklı bir toplum yaratırsak herhalde 20 yıl sonra doğacak çocuğun şikâyeti bizde olmaz.”
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde cemevi yöneticileri tarafından Yas-ı Muharrem vesilesiyle oruç tutan canlar için lokma verildi.
Aleviler için kutsal olan Muharrem ayının başlamasıyla birlikte Aleviler oruçlarını tutmaya ve lokmalarını paylaşmaya devam ediyor. DAD Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde Muharrem ayında oruç tutan canlarla biraraya gelinerek oruç lokması verildi.
DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi’nde verilen oruç lokmasına Aka-Der, CHP Mamak Meclisi üyesi Necati kahraman, Araştırmacı Yazar Özcan Öğüt, HDP Mamak ilçe Yönetim Kurulu üyeleri, PSAKD Eski Başkanı Mustafa Demirtaş ve çok sayıda mahalle halkı katılım gösterdi.
“HÜSEYİN’İN DURUŞUNU SAHİPLENMEK GEREK”
Lokma öncesi canlardan rızalık alarak konuşma yapan PSAKD Eski Başkanı Mustafa Demirtaş, “Yas-ı Muharrem ayının önemine vurgu yaparak Hüseyin için ağıt yakmak ve gözyaşı dökmek yerine Hüseyin’in duruşunu sahiplenmek gerek. Hz. Hüseyin her zaman mazlumların sesi oldu. Yezit ise her zaman lanetlendi” diye konuştu.
İmam Hüseyin için gözyaşı dökmek onun yoluna gitmek değildir” diyen Demirtaş, “Canlar, Hz. Hüseyin’in yaptığını yapması gerekiyor. Zalimin zulmüne karşı durmak, mazlumlardan yana olmak gerekiyor. Bugüne kadar kaybettiğimiz şehitlerimizi İmam Hüseyin’in nezdinde anıyoruz” diyerek konuşmasını sonlandırdı.
PSAKD’nin eski Başkanı Mustafa Demirtaş’ın konuşmasının ardından Zakir Murat Yılmaz deyişler söyledi. Ardından tekrar gülbanglar okunarak oruç lokması tamamlanmış oldu.
PİRHA – PSAKD Ankara Mamak Şube’de Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı. Anmada konuşan Mamak Şube Başkanı Mustafa Demirtaş, her katliam insanlık suçudur diyerek, “Maraş, bu toprakların gördüğü en büyük kıyımı yaşadı”dedi.
HABERİN VİDEOSU
Pir Sultan Abdal Kültür Merkezi Mamak Şubesi Tuzluçayır Mahallesi’nde bulunan dernek binasında Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenler için bir anma gerçekleştirdi. Anma Maraş, Çorum, Malatya, Madımak, Gazi, Suruç, Adana Diyarbakır, Ankara, İzmir katliamda yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. Saygı duruşunun ardından Mamak Şube Başkanı Mustafa Demirtaş açıklama yaptı.
“Maraş, hafızalarda ıstırabı, vahşeti ve hüznü her an diri kalan, asla ama asla kapanamayacak derin bir yaradır” diyen Mustafa Demirtaş, o gün kurban seçilenlerin sadece Aleviler değil Alevilik nezdinde Maraş’taki tüm insanlığın kurban edildiğini söyledi.
Maraş dendiğinde oradaki Aleviler için ‘Kanrevan Maraş, Kara Maraş’ olarak akıllarda kaldığını söyleyen Demirtaş’ın konuşmasından satır başları şöyle:
“DİRENİŞ OLMASAYDI VAHŞETİN BOYUTU ARTACAKTI”
“24 Aralık 1978’de Maraş için insanlık kavramını yitirmiştir. Tek bilinen sözcük ölümdür, o gün orada her ne olursanız olun Aleviyseniz ölümü en feci şekilleri ile haketmişsinizdir. İşin en trajik ve çelişik tarafı ise insanlar Allah’ın evi olarak kabul ettikleri camilerden çıkıp sürüler halinde Alevi mahallerine, evlerine, iş yerlerine dalarak Allah’ın yarattıklarını, çocuk, bebek, kadın, yaşlı demeden en acımasız şekillerde katletmişlerdir. Maraş’ta devrimciler yapılan bu faşist saldırılar karşında mahalle halkının yanında oldular. Saldıran faşistlere karşı Maraş’ta devrimci direniş ve özsavunma vardı. Bu direniş yapılmasaydı vahşetin boyutları daha da artacaktı.
MARAŞ’TAN GERİYE KALAN AĞIT VE GÖZYAŞLARI
Maraş’ta Aleviler için 24 Aralık 1978’de kıyamet mahşeri beklememiştir. Tarumar olmuş hayatların, umutların ardından geriye sadece gidenlerin arkasından yakılmış ağıtlar ve gözyaşları kalmıştır. Yüreklerden hiç çıkamayacak o sessiz çığlıkların tüyler ürpertici esintisi canlarda her dem diri kalmaya mahkumdur.
“ALEVİLER BU KANLI TARİHİ UNUTMAZ”
Maraş olaylarının tertipçisi Ökkeş Şemdiller ve dönemin ülkü ocakları başkanı Muhsin Yazıcıoğlu olmuştur. MHP’nin Alevilere dair herhangi bir söz etmeden önce, elindeki Alevi kanlarının hesabını vermesi gerekir. Maraş’tan Sivas’a, Çorum’a ve Madımak’ta bu ülkede Alevilerin kanlarını dökenlerin başında MHP gelir. Alevi halk, bu kanlı tarihi unutmuş değildir.
Bu toprakların gördüğü en büyük kırımı yaşadı Maraş. Kuşkusuz yakın tarihimizde pek çok katliam yaşadık. Yabancısı oldukları bir şehre mihman olarak gelenlerin otel odasında benzin dökülerek yakıldığına da tanık olduk. Suruç’ta, Ankara’da, İstanbul’da, Kayseri’de hain bombalarla onlarca insanımızın katledildiğine de…
“HER KATLİAM İNSANLIK SUÇUDUR”
Her katliam bir insanlık suçudur. Hiç birinin acısı diğeri ile yarıştırılamaz. Ancak Maraş Katliamı diğerlerinden farklı kılan pek çok unsur var. Ön hazırlığının aylar öncesinden yapılması, katledilecek kitlenin evlerinin önceden belirlenmesi, katliama katılacak kitleyi psikolojik olarak hazırlamak için provokatif olayların sahnelenmesi, bir hafta boyunca sürmesi, toplu bir cinnet halini yansıtması, olayın failleri arasında çok sayıda kadın olması, katillerle maktullerin çoğunlukla tanıdık hatta komşu oldukları, kurbanların savaşta bile eşine rastlanmayacak vahşetle katledilmeleri, kurbanların arasında çok sayıda kadın ve çocuğun olması Maraş Katliamı’nı diğer katliamlardan ayıran özellikler.
Maraş Katliamı’nın bir diğer yönü de 804 sanıklı davada 29’u ölüm, 7’si müebbet, 7’si 15-24 yıl, 259’u 5-10 yıl, 26’sı 1-5 yıl arasında hapis cezasına çarptırılmasına rağmen 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Yasası nedeniyle tüm sanıklarının serbest kalması.
BU KATLİAMLARIN ÖZNELERİ KADINLAR…
Bizi en çok etkileyen ise, bu katliamın özneleri arasında pek çok kadının olması. Kimi sanık, kimi tanık, kimi mağdur kimi de katliam mağdurlarının koruyucusu, kalkanı olmuş kadınlar.
Hiçbir ırk, hiçbir millet, hiçbir inanç, hiçbir şehir hakkında genelleme yapılamayacağı gerçeği bu olayda da ortaya çıkıyor. Katliam sırasında saldırganlara ‘Aha bu evde Alevi, sağ koymayın öldürün’ diyerek saldırgan gruba rehberlik yapan yada saldırıya uğramış komşularının evini talan eden, saldırganlara evlerinden satır, tahra, tenekelerle gaz taşıyan kadınları da görüyoruz. ‘Öldürecekseniz ikimizi aynı anda öldürün’ diye kocasının üzerine atlayan, ‘Beni öldürün ama çocuklarıma dokunmayın’ diye katillere yalvaran, hunharca katledilen kadınları da…. Bir de komşularını evinde saklayan, saldırgan grup geldiğinde de ‘Onlara dokunmayın, ne istiyorsunuz komşularımdan’ ya da ‘Benim komşularım gavur değil Müslüman, hadi gidin işinize’ diye posta koyan şövalye ruhlu kadınlar var eli öpülesi.
Maraş Katliamı davasında yargılanan 804 sanıktan 54’ü kadın. Bunlardan 36 kadın sanık yeterli delil bulunmadığından ya da tek tanığın ifadesi ile suçlandığından beraat ediyor. Firari 68 sanıktan iki firari kadın sanık bulunup sorgulanmadığından davadan tefrik ediliyor. Dokuz kadın sanık hakkında 6 yıl ağır hapis, dört kadın sanık hakkında ise 2 yıl hapis ve 50 TL para cezası veriliyor.
Katliamda yaşamını yitiren 111 kişiden 17’si kadın. Ölenlerin isimlerine bile yer verilmedi dönemin gazetelerinde. İddianamenin sararmış sayfalarında yer aldılar sadece. Birde köylerindeki mezarlıklarda dikilen beyaz mermer taşların üzerinde. O bile şüpheli, zira katledilenlerin büyük bir kısmı belediyenin Şeyh Adil Mezarlığı’na toplu gömülmüşler.
Bir de kocasını, çocuğunu, kardeşini, anasını, babasını ya da torunlarını kaybetmiş mağdur kadınlar var. Yakınları gözleri önünde hunharca katledilen bu kadınlar, olayın travmasını aradan geçen 38 yıla rağmen atlatabilmiş değiller. O vahşet tablosu düşünüldüğünde ölenler mi daha şanslı yoksa yakınlarının boğazlanmasını izlemek zorunda kalanlar mı diye de düşünmeden edemiyor insan.
Maraş Katliamı’nda mazlum ve zalim kadınlar çoğunlukla birbirlerini tanıyorlardı. Aynı mahallenin, aynı sokağın insanlarıydılar, komşuydular. Belki birlikte damda tarhana yaptılar, erişte kestiler. Düğünde kol kola halay çektiler. Peki ne oldu da böyle bir vahşetin faili ve kurbanı oluverdiler? Bosna’da, Kosova’da ne olduysa Maraş’ta da o oldu. Yıllarca planlı bir şekilde kin tohumları ekildi.
ESMA SUNA’NIN HİKAYESİ…
Ölen kadınlar arasında iki isim Esma Suna ile Cennet Çimen, katliamın adeta sembolü oldu. Esma Suna 8 aylık hamile genç bir gelin. Cennet Çimen ise, 80’lik gözleri görmeyen bir nine.
Esma Suna’nın doğumuna az kalmıştır. Saldırganlar Suna ailesinin evini silahlarla ateş altına alırlar, evin içine patlayıcı madde ve benzinli paçavralar atarlar. Sonra evin kapılarını kazma ve baltalarla kırarak içeriye giren faşistler, evde bulanan Fidan, Ali, Fikri ve Mehmet Suna ile Musa Funda’yı kurşuna dizerler. Fazlı ile Elif Suna da sopa ve satırlarla ağır yaralanır ve öldü diye bırakılır. Esma Suna, ‘Kocamı, kardeşlerimi öldürdünüz bari beni öldürmeyin hamileyim’ diye yalvarır. Sopa, satır ve şiş darbelerinden o da nasibini alır. Karnındaki bebeği kurtarmak için can havliyle sokağa fırlar. Ancak arkasından bu kez ateş ederek Esma’yı yere düşürürler. Öldü sanılarak bırakılır. Bir komşusu Esma gelini sırtlayarak Devlet Hastanesi’ne götürmeyi başarır. Doktorlar Esma’nın yaralarının ağır olduğunu görür ve ‘bari bebeği kurtaralım’ diye sezaryenle bebeği çıkartırlar. Operasyon sırasında doktorlar gözyaşlarını tutamaz. Zira annesinin karnına aldığı darbeler nedeniyle bebek de annesi gibi ölmüştür.
Bebeğin anne karnından çıkarıldığı anın resmi Maraş Katliamı’nı anlatan resimler arasında ilk akla geleni. Sedat Ergin, yıllar sonra o bebeği anne karnından çıkaran gözü yaşlı doktoru bulup konuşturdu.
Esma Suna’nın kaynanası Elif Suna, mahkemede o gün olanları şöyle anlatıyor: ‘23.12.1978 günü sabahı ‘dükkanlar tahrip edildi’ diye haber gelince önce arabayla çocuklarımla birlikte eşim Musa Suna’nın dükkânına bakmak üzere Döngel sitesine gittik. Mahallenin üst tarafından 300-400 kişilik bir grup ‘Müslüman Türkiye, Maraş Alevilere mezar olacak’ sloganları atarak geliyordu. Dönüp evimize geldik. Saat 11.00 sularında o azgın kalabalık bizim evin önüne geldi. Evin karşısındaki Milcan Gök’e ait odun deposundan bu topluluğa sopalar dağıtıldı.
Saldırganlar önce evin alt katındaki ilköğretim müfettişi Süleyman Metin’in evine taş ve sopalarla saldırmaya başladı. Sonrasında gaz döküp Metin ailesinin evini yaktılar. Süleyman Metin’i öldürdüler. Tanıdığımız Musa Funda o sırada duvardan atlayarak eve geldi. Ben camdan ‘İmdat!’ diye bağırarak komşu kadından yardım istedim. ‘Siz Müslüman değil misiniz, bizi kurtarmak için niye bir şey yapmıyorsunuz?’ diye sordum. Komşu kadın evimize merdiven dayayarak bize yardım etmek istedi. Ancak saldırganlar o komşu kadını da döverek evine soktular.
Saldırganlar gaza bulanmış bezleri yakıp evden içeri atıyorlardı. Evin her tarafını ateş sarmıştı. Saldırganlardan biri sürekli olarak, ‘Bize boş yere oyalamayın çıkın dışarı’ diye bağırıyordu. Ben de ‘kardeşler yapmayın bu vicdansızlığı, biz de Müslümanız, yarın pişman olursunuz. Bizim öldürseniz de ne olacak geri kalanlarla yarın yine birlikte yaşayacaksınız’ dedikçe saldırganlar, ‘anasını avradını s… o…su neren Müslüman senin’ diye küfür etmeyi sürdürdüler.
Saat 16.00’ya kadar eve saldırdılar. Sonra ‘Size bir şey yapmayacağız dışarı çıkın’ diye bağırdıklarında kızım Fidan Suna ile yeğenim Aziz Tüzün balkona çıktıklarında Şeker Mehmet’in evinden (365 no.lu sanık Mehmet Çetintaş) yapılan atışla vuruldular. Oğlum Fikri Suna, cenazeleri banyoya taşıdı. Evin her tarafını ateş sarması üzerine çocuklarla beraber banyoya saklandık. Kocam Musa Suna da tuvalete girdi. Yakınımız Musa Suna da tuvaletin önüne yattı. Saldırganlar ‘bunlar banyoya saklanmışlar’ diye bağırınca bu kez misafir odasına geçtik. Bu sırada eşim Musa Suna açılan ateşle başından yaralandı. Artık direnecek cesaretimiz kalmayınca teslim olmaya karar verdik.
‘Teslim olacağız ama size güvenmiyoruz biz merdivenden inmeyeceğiz, siz gelip teslim alın bizi’ dedim. Onlar içeri gelip bizi teslim alırken oğlum Fikri Suna ‘Anne yengem vuruldu’ diye salondan bağırdı. Sürünerek salona girdiğimde hamile gelinim Esma Suna’nın ve kızım Fidan Suna’nın vurulduğunu gördüm. Mutfak penceresinden ateş etmişler. Çocuklar gelinimin ve kızımın cenazelerini aşağıya indirdiler. O sırada yukarı çıkan saldırganlar eşim Musa Suna’yı soruyorlardı. Tuvalette yaralı bir vaziyette saklanmış olan kocama ‘çık teslim ol, yavrularımız hep öldü, bir şey yapmayacaklarına yemin ettiler artık onların vicdanlarına kaldı’ diye seslendim. Kocam tuvaletin kapısını aralayarak ‘ne istiyorsunuz, beni tanımıyor musunuz’ dedi. Yeğeni Aziz Tüzün’ün cesedini içeriden çıkarmak istedim, ancak gücüm yetmedi.
Musa Funda ile Aziz Tüzün’ün cesedi içeride kaldı. Merdivenden aşağıya indiğimiz sırada Ali Uzunçay’ın başına demir bir sopa ile vurdular, oğlum Ali Suna’ya da ateş ederek yaraladılar. Yaralı oğlumun koluna girerek yolun ortasına doğru götürdük. Saldırganlar biri beni kolumdan çekiştirerek, ‘kimden medet umuyorsun, Ecevit gelsin sizi kurtarsın’ diye sürükledi. Geri döndüğümde oğlum Ali Suna’nın ölmüş olduğunu, saldırganlar da oğlumun cesedine sopalarla vuruyorlardı. Saldırganlar üç oğlum Fikri, Mehmet ve Fazlı Suna’yı alarak sağ tarafa götürdüler kadınları da komşumuz Cuma Kâhya’nın evine soktular. Gelinim Esma Suna’yı hastaneye götürdüler. O da karnındaki bebeği de ölmüştü.
EN YAŞLI MAKTULÜ
Cennet Çimen, Maraş Katliamı’nın en yaşlı maktulü. Saldırganlar mahalledeki diğer evleri yakıp yıkarken tek gözü hiç görmeyen diğer gözü ise çok az görebilen Cennet Nine, ‘Ne oluyor?’ diye dışarı fırlar. Feryat seslerini duyunca da çevreden imdat ister. Katiller, ‘Gel nene gel biz seni kurtaracağız’ diyerek kolundan tutup bahçeden sokağa çıkarırlar. Sokakta yere yıktıkları 80’lik kadının ayaklarından sürüyerek boş bir evin bahçesindeki helaya götürürler. Cennet Nine’nin feryatlarını duyan mahalleli korkudan imdadına gidemez. Cesedini bulduklarında iki gözü tornavida ile oyulmuş. Başı hela çukuruna sokulmuş, üzerine de yanmış bir at arabasının kasası yığılmıştır. İddianamede oğlu Hasan Çimen, tanık Fatma Kara ve Dilber Yılmaz bu hazin tabloyu ayrıntıları ile anlatmaktadır.”
PİRHA- PSAKD Mamak Şube Başkanı Mustafa Demirtaş, dernek olarak Alevi inancının tanınması ve Alevilerin inançlarını unutmaması için birçok faaliyet yürüttüklerini söyledi. Demirtaş, ülkede yaşanan sorunların çözümünde Alevilerin, Kürtlerin ve işçi sınıfının ortak mücadeleyi yükseltmesi gerektiğini ifade etti.
Haberin Videosu
PSAKD Mamak Şube Başkanı Mustafa Demirtaş dernek olarak Alevi inancının tanınması ve Alevilerin inançlarını unutmaması için birçok faaliyet yürüttüklerini PİRHA’ya anlattı.
Demirtaş, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şube olarak, Alevi kültürünü yaşatmak ve Alevi kültürünü çağdaş kültürle birleştirmek için eylem ve etkinlikler yaptıklarını belirterek şunları söyledi:
“Kendi kültürümüzü yaşatmak için etkinliklerimizin başında semah kurslarımız geliyor. Zaten semah kendi ibadetimiz. Bu kurslarımız devam etmektedir. Bunun yanı sıra bağlama kurslarımız var. Bağlama kurslarımız devam ediyor. Her cuma günleri de koromuz var, saz ve müzik korosu. Âşıklarımız katılıyor, üyelerimiz herkes kendi isteğine göre şiirlerini söylüyor, deyişlerini bizlerle paylaşıyor. Derneğimizin temel görevlerinden biriside 2 Temmuz anması. Rutin olarak her yıl Sivas’ta yapmaktayız. Burada kitle örgütleriyle birlikte Madımak otelinde yitirdiğimiz canlarımızın anısını yaşatmak ve o canileri lanetlemek. Bildiğiniz gibi dava zaman aşımına uğradı. İnsan haklarında zaman aşımı olmaz ama bizim ülkemizde zaten insan hakları yok, demokrasi yok, hiç bir şey yok.”
“ASİMİLASYONA KARŞI GÜÇLERİMİZİ BİRLEŞTİRMELİYİZ”
Ankara’da ve ülke genelinde olan 1 Mayıs gibi 6 Mayıs anmaları gibi bir çok eyleme destek sunduklarını ifade eden Demirtaş, şunları kaydetti:
“Alevilik tarihi, katliamlar tarihidir. Ama bu kimliği yine de yok edemediler, bu kimliği günümüze kadar taşıdık. Devletin yapısı üniter bir devlettir. Tek bir millet, Türk milleti. Kürtleri ne yapacağız? Asimile et, tek bir inanç, Suni İslam. Alevileri ne yapacağız? Asimile et. İşte bunun için ortak noktamız var. Kürt halkıyla birlikte asimilasyona karşı birlikte mücadele etmeliyiz. Güçlerimizi birleştirip, demokratik bir çözüm bulunması için Kürtlerle birlikte mücadele etmeliyiz. Alevilerin asimilasyonuna karşı eşit yurttaşlık temelinde verdiği mücadelede de Kürt halkının desteğini bekleriz. Zaten sermaye devletinin de korkusu bu. Mazlumlar Türk, Kürt halkı, sömürülen işçi sınıfı hep birlikte birleşir de mücadeleye katılırsa ne yapacağız diyor. Bu mücadeleyi sürdürmeliyiz. Onların yüreğine de korkuyu salıp, bu baskı ve zulümlere rağmen mücadelemizi sürdürmeliyiz.”
PİRHA – PSAKD Mamak Şubesi Hacı Bektaş Veli Tuzluçayır Cemevi’nde Yas-ı Muharrem dolayısıyla cem yapılıp Aşure lokmaları paylaşıldı. Alevilerin taleplerini bir kez daha dile getiren PSAKD Mamak Şube Başkanı Mustafa Demirtaş, dergahların iade edilmesini istedi.
Haberin Videosu
PSAKD Mamak Şubesi Hacı Bektaş Veli Tuzluçayır Cemevi’nde Yas-ı Muharrem dolayısıyla cem yapılıp Aşure lokmaları paylaşıldı. Cem erkanı Celal Abbas Ocağından İbrahim Erzincan’ın rızalık almasıyla başladı. 12 hizmetin görüldüğü cem erkanında Zakir Özcan Özdemir ve Kamber Özdemir deyişleriyle eşlik etti.
“NEREDE İNSANLIK DRAMI YAŞANIYORSA BİZ ORADAYIZ
Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Ankara Gar’da, Roboski’de katliamların yaşatıldığını ifade eden Celal Abbas Ocağı’ndan İbrahim Erzincan “10 Ekim Ankara Gar katliamında bir çok emekçi, mazlum insan bir çırpıda yaşamını yitirdi. İşte yezitlik bu, yezitlik devam ediyor”dedi.
Yezitlere karşı Alevisiyle, sunnisiyle yan yana durmak gerektiğini vurgulayan Erzincan, “Aydın insanın Alevisi, sünnisi olmaz. Ama yobazın Alevisi de yobazdır, sünnisi de yobazdır. Biz yobazlarla olmayacağız, biz zalimlerle olmayacağız, biz yetimlerle olacağız, biz mazlumların yanında olacağız. Görünüşte ağlamak, yas tutmak, timsah göz yaşları dökmek doğru değil. Bütün mazlumların yanında durup dini, dili, rengini, gözetmeksizin nerede bir insanlık dramı yaşanıyorsa bunlara bakmak zorundayız. Bunun Alevisi, sunnisi önemli değil, bu bir insanlık sorunudur” ifadesini kullandı.
İbrahim Erzincan dededen sonrasında söz alan PSAKD Mamak Şube Başkanı Mustafa Demirtaş yaptığı konuşmada sıkıntılı günlerden geçildiğini belirterek şunları ifade etti:
“Saraydaki şahıs mezhep eksenli siyaset yürütüyor. Suriye’de ve ülkemizde Suriye’deki Alevi yönetimi devirip sünni bir yönetim kurup Cuma namazını Şam’da kılmak istiyordu. Ama emellerine layık olamadı. Bu zat Osmanlı’yı övüyor, Ebu Süfyan’ı övüyor, Yavuz’u övüyor, bunların hepsi Alevi katliamını yapan kişiler. Bunların soyu Yavuzlara, Muaviyelere bizim soyumuz ise Kerbela’ya, Pir Sultanlara, Hacı Bektaşlara çıkar. Yaşadığımız bu süreçte baskılar, zulümler hep bizler için oldu. Hükümletin baskısı, insan haklarının tanınmaması, milletvekillerimizin, basın mensuplarımızın ceza evlerine atılması.”
İnanç özgürlüğünün olmadığını ve Alevi inancının hükmet tarafından ret edildiğini dile getirdiğini söyleyen Demirtaş, Hacı Bektaş Dergâhı 1826 yılında kapatılıp dergaha bir minare yapılarak camiye dönüştürüldüğünü belirtti.
CEMEVLERİNE YASAL STATÜ TALEBİ
Kapatılan dergahların Alevilere verilmesini isteyen Mustafa Demirtaş, taleplerini şöyle dile getirdi:
“Cumhuriyet döneminde de tekke ve türbelerimiz kapatılmış, Hacı Bektaş Dergahı Kültür Bakanlığı’na bağlı bir müze statüsündedir. Bu devletin ayıbıdır. Orası bizim inanç merkezimizdir ve Alevi kurumlarına bırakılmalıdır. Zorunlu din dersi kendi çocuklarımıza sünni inanç öğretilmekte. Zorunlu din dersleri Avrupa insan hakları mahkemesi tarafından kaldırılmasını talep etmesine rağmen hala sürmekte. Ayrıca Madımak oteli müze olmalıdır. Yılardır demokratik taleplerimizi dile getirmemize rağmen mevcut hükümet bu taleplerimizi yasal bir statüye bağlamıyor. Cemevlerimiz hala yasal bir statü altında değil. Camiler havralar, kiliselere yasal bir statü tanınmasına rağmen hala bizim ibadet yerlerimize yasal bir statü tanınmış değildir. Bizler bu mücadeleyi demokratik kitle örgütleriyle beraber vereceğiz. Asimilasyona karşı mücadeleyi yine başka bir asimilasyona tabii tutulan Kürt halkı var. Onlarla birlikte olacağız. Yine başka mazlum haklar var, işçi sınıfı ile birlikte yürüteceğiz. Demokratik bir yönetim kurulana dek bu mücadeleyi yürüteceğiz.”
Cem erkanında çerağlar yakıldı, semahlar dönüldü ve 12 hizmet görüldü. Dedenin lokma duasıyla aşure lokmaları pay edildi.
PİRHA – Önceki gün gözaltına alınan DAD Mamak Şube Başkanı Hasan Altun için Alevi kurum temsilcileri PİRHA’ya konuşarak serbest bırakılmasını istedi.
HABERİN VİDEOSU
Aralarında Demokratik Alevi Dernekleri Mamak Şube Başkanı Hasan Altun ile HDP üye ve yöneticilerinin de bulunduğu çok sayıda kişi önceki gün yapılan ev baskınlarında gözaltına alınmıştı. Altun’un gözaltına alınmasına tepki gösteren Alevi kurum temsilcileri PİRHA’ya konuşarak Altun’un serbest bırakılmasını istedi.
“ALEVİLERE VE CEMEVLERİNE SALDIRI BAŞLAMIŞTIR”
HBVAKD Genel Başkanı Tuncer Baş, daha önce de Alevi kurum temsilcilerinin gözaltına alındığını vurgulayarak, “Bütün gözaltılara ilişkin somut, dişe dokunur bir açıklamada yapılmıyor. Uzayan bir gözaltının ardından canlarımız serbest bırakılıyor. Buradan net olarak aldığımız mesaj ‘biz hep Alevi’ye saldırının son dönemler de olduğunu’ söylüyorduk. Ama artık alevi kurumlarına ve cemevlerine de bir saldırı başlamıştır” dedi.
“O ‘bin operasyon ve bin tane isim’ dönemleri geri gelmiştir” diyen Baş, “Operasyon başlamıştır ki bunu mevcut içişleri bakanı ‘bundan sonra her gün bir operasyon olacaktır’ diyerek altını çizmiştir. Türkiye yeniden karanlık günlere, kontrgerillanın hâkim olduğu, faili meçhullerin yoğun olduğu o günlere döndüğünün işaretini veriyor.”
Bu durumlarda Türkiye’de bir kargaşa yaratıldığında ilk olarak alevi toplumuna ve kurumlarına yönelimin olduğunu vurgulayan Tuncer Baş, “Biz bu noktada artık okun bize net olarak döndüğünü, bunun devam edeceğini, sadece Hasan canla sınırlı kalmayacağını, bundan sonra tüm alevi kurumlarının ve tüm alevi toplumunun bu konuda dikkatli olması, kenetlenmesi gerektiğini, birlik olması gerektiğini, ifade ediyoruz. Ve kesinlikle bütün arkadaşlarımıza ve bütün kurumlarımıza sahip çıkacağız” ifadelerini kullandı.
“BU POLİTİKALAR ALEVİLERİ YILDIRAMAZ”
PSAKD Mamak Şube Başkanı Mustafa Demirtaş ise AKP’nin Alevilere yapmış olduğu bu gözaltıların Alevileri yıldırma politikası olduğunu kaydetti. “AKP kendi muhalefetine hep aynı taktiklerle gidiyor” diyen Demirtaş, AKP’nin Alevileri teslim almak için Alevi çalıştayları düzenlediğini fakat bu çalıştaylar sonucunda da bir şey çıkmadığını belirterek şunları söyledi:
“Alevi çalıştayına bakıyoruz, içi boş. Alevileri oyalama ve yandaş kazanma tavırlarıyla yapılan çalışmalar. Aleviler tarihi boyunca hep zalimin zulmüne karşı boyun eğmemiştir, biat etmemiştir. Aleviler olarak böyle bir geleneğimiz var. Onun için bu faşizan iktidarın bu uygulamalarına boyun eğmeyeceğiz. Her zaman zalimlerin karşısında olacağız. Bu politikalar Alevileri yıldıramaz. AKP kendi Alevi yandaşlarını yaratamaz her zaman mücadelemiz sürecek. Boyun eğmeyeceğiz, yılmayacağız, korkmayacağız.”
“SADECE ALEVİ İNANCINA HİZMET ETMİŞTİR”
Hasan Altun’un haksız bir şekilde gözaltına alındığını söyleyen DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi Yöneticisi Hüsniye Kat da “Ana Fatma Cem evinin kuruluşundan itibaren çok emekleri olmuştur. Her tür koşuşturmada bulunmuştur. Arkadaşımızın bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz. Hiç bir suç işlememiştir. Arkadaşımız kendi halkının inancına hizmet etmekten başka bir şey yapmamıştır” dedi.