Etiket: müzakere süreci

  • Zeynel Abidin Koç: Sürecin barışa ulaşması için her türlü fedakarlığı yapacağız!-VİDEO

    Zeynel Abidin Koç: Sürecin barışa ulaşması için her türlü fedakarlığı yapacağız!-VİDEO

    PİRHA – ADFE Başkanı Zeynel Abidin Koç, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne tam destek verdiklerini belirterek “Sonuca ulaşması için her türlü fedakarlığı yapacağız” diye konuştu. Alevi kurumlarının, sürece dair ciddi hazırlık içerisinde olduğunu söyleyen Koç, “Denemek lazım. Her adım, bir önceki adımdan daha kıymetlidir” diye de ekledi.

    Abdullah Öcalan’ın ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ardından başlayan yeni süreç Alevi toplumu tarafından da olumlu karşılandı. Mecliste kurulan ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda Alevileri temsilen Celal Fırat’ın da yer alması, kurumların büyük ölçüde sürece dahil olmasına olanak sağlayacağı yorumlarına yol açtı.

    19 Ağustos’ta dördüncü toplantısını gerçekleştirecek komisyonda çatışmalarda yakınlarını yitiren taraflar dinlenecek. Gelecek toplantılarda ise Alevi toplumunun, demokratikleşme konusunda önerileri de gündeme getirilecek.

    ALEVİLER İÇİN ÇOK OLUMLU”

    Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE) Başkanı Zeynel Abidin Koç da gelinen aşamayı değerli bulduğunun altını çizdi. Sürecin, Alevi örgütlerinin cephesinden nasıl okunduğuna dair konuşan Koç, şu görüşü paylaştı:

    “Bir demokratikleşme sürecinin başlaması tüm halkları sevindirdi. Çünkü Türkiye, çok uzun yıllardır baskı altında yönetilen bir ülke haline dönmüştü. Bu çok olumlu bir adım. Özellikle silah bırakma eyleminden sonra Türkiye’de bütün siyasal partilerin bir araya gelerek TBMM’de kurdukları komisyon da çok kıymetli. Bu seferki açılım, bir önceki açılıma da benzemiyor. Bütün sivil toplum örgütlerini bu sürece dahil edip, onların fikirlerini, taleplerini almak gibi bir çalışma düzeni oluşturuyorlar. Bu da çok kıymetli. Çünkü Türkiye’deki tüm halkların söz kurması bizim açımızdan çok değerli. Ama Aleviler açısından şöyle bir farklılığı daha var; Alevilerin taleplerinin yüzde 99’u Türkiye’de yaşayan tüm halkların özgürleşmesiyle ilgilidir. Yüzde biri ise cemevlerinin ibadethane statüsünde kabul edilmesidir.

    Ama burada da şöyle bir nokta var; Aleviler sessiz bir şekilde bir devrim gerçekleştirdi. Yok sayıldıkları bir ülkede, 20 yıllık bir sürede 2500’e yakın cemevi yapıldı, federasyonlar kuruldu. Türkiye’nin dışında 17 ülkede örgütlenildi. 13 ülkede federasyon kuruldu. Doğal olarak bugün dünyanın hangi coğrafyasına giderseniz gidin, ‘Alevilerin ibadethanesi neresidir?’ derseniz cemevi olduğu ifade edilir. Dünya nezdinde cemevlerinin ibadethane olması zaten kabul görmüş. Ama Türkiye’deki asıl talebimiz devletin dinden çıkmasıdır. Yani dini hiçbir işlevin içerisinde olmamasından bahsediyorum. Devletin, inançlardan elini çekmesini talep etmemizle birlikte yasal çerçevede Alevilerin ibadethanesinin ‘cemevi’ olarak kabul edilmesi de bu masaya gelecek konulardan bir tanesidir.

    Doğal olarak böyle bir sürecin başlamasını Aleviler için çok olumlu, çok doğru görüyoruz ve bunun iyi bir sonuca ulaşması için elimizden ne geliyorsa yapmaya hazır olduğumuzu ifade ettik.”

    “TAVRIMIZ NET!”

    Zeynel Abidin Koç, AKP Hükümetinin 25 yıllık yönetim boyunca toplumsal ayrışma yarattığını söyleyerek, sürece dair tedirginliği olan kesimleri de anlayabildiklerini belirtti. Koç, “Ancak ‘Barış’ ismi masaya geldiği andan itibaren tüm olumsuzlukları bırakmak zorundayız” diyerek şöyle devam etti:

    “Geçmiş tecrübelerimiz var. Yapılan yanlışlar görüldü. Geçmişte sadece iktidarla bir parti arasında geçen bir çalışma varken bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi dahil edildi. Artı o günkü ret oranı gibi bir oran da yok. Yani bugün Türkiye’de savaşın iki tarafı da çok bedel ödemiş toplumlar; Alevileri örnek alırsanız işte Koçgiri, Maraş, Sivas, Çorum, Gazi; bu kadar çok soykırıma uğramış bir toplum bile barışın adı masaya geldiği andan itibaren sahipleniyor. Herkesin bu sürece katkı vermesi gerektiğini Alevi felsefesinde 72 millete bir nazarda bakarız sözüyle hareket ederek ama elindeki güç ve kudreti de bırakmadan onurlu bir mücadele için masaya oturması gerektiğinin altını biz daha çiziyoruz. Yani çok olumsuz bakılmasından yana değiliz. Sonuçta barış ortamı sağlandığı zaman bir iktidar her şekilde olacak. Bu iktidar zaten Türkiye’de demokratikleşmeyi kendine dert edinmiş olsaydı bugün bu masa kurulmazdı.

    Alevi örgütleri olarak barış veya demokratikleşme söz konusu geldiği andan itibaren tavrımız net. Barış masaya geldiği andan itibaren savaşı, kötülüğü geride bırakmak lazım. Biz her dönemde ‘barış’ diyerek karşı tarafın bize benzemesinden tarafız. O yüzden olumlu taraftan bakılmasını bir kere daha rica ediyorum.”

    “ALEVİLERİN BU MASADA OLDUĞUNUN AÇIK KANITI!”

    ADFE Başkanı Koç, “Süreçle birlikte herkes kazanan olmak istiyor. Oysaki asıl kazanan barış olmalı” eleştirisini de yaptı. Koç, değerlendirmesine şu cümlelerle devam etti:

    “Bir kısım da konuşmalarında hep ‘İslam kardeşliği’ni öne çıkarıyor. Tabii Aleviler kendilerini ‘özgün bir inanç’ olarak tanımlıyor. Şimdi doğal olarak bizim aynı inancı paylaşmak gibi bir bakış açımız yok. Ama bizim baktığımız noktada Türkiye’deki bir inancın bir temsilcisi varsa onun bile bir demokratik hak çerçevesinde yaşamasında, özgürlük açısından baktığımız için biz bu işi dinler üstü ve ırklar üstü görüyoruz. Çünkü binlerce yıllık ortak yaşam kültürümüz var.

    ‘Aleviler bu işin neresindedir?’ sorusuna şöyle cevap vermek lazım; TBMM’de Alevileri temsilen bir vekilimiz var; Sayın Celal Fırat. Bu vekilimiz şu anda Alevi dünyasının temsilcisi olarak bu 51 kişilik komisyondaki yerini aldı. Yani doğal olarak Alevi örgütlerinin talepleri Sayın Celal Fırat’ın vasıtasıyla masada temsil ediliyor. Yani biz ilk günde şunu söyledik; biz bu masada olmak istiyoruz! Alevi örgütleri her zaman barıştan yanadır. Söz kurmak istiyoruz ve şu anda da Celal Fırat vasıtasıyla sözümüzü o masada kuruyoruz. Doğal olarak Alevilerin bu masada olduğunun bu bir açık kanıtıdır. Yani biz sözümüzün arkasındayız. Önümüze bir ‘ama’ koymuyoruz. ‘Böyle olursa barış olsun, şöyle olursa barış olsun’ demiyoruz. Ama bunu taçlandırmak istiyorsak bunun adına demokratikleşme paketi dememiz lazım. Çünkü demokratik bir ülke içerisinde kimse ırkından, inancından dolayı sorgulanamaz. Doğal olarak Alevi örgütleri, yaşananlara daha çok demokratikleşme açısından bakıyor.

    Bu anlamda tabii ki Türkiye’nin geleceği üzerinde Alevi-Bektaşi Federasyonu, Türkiye Alevi Federasyonu ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, yaklaşık 10 yıldır her alanda ortak yol yürüyor. Celal Fırat dedemiz, en azından bu örgütlerin temsilcisi olarak bugün o masada yer alıyor.”

    ÖNCELİKLİ GÜNDEM, BARIŞ!

    Zeynel Abidin Koç, gelinen süreçle birlikte Alevi örgütlerinin öncelikli gündeminin barış olduğunu vurgulayarak “30 yıl önce Alevi toplumunun cenazesini kaldıracakları bir mekan yoktu. Ama bugün, verdiğimiz mücadeleyle biz bu sorunları aştık. Yani Alevilerin inançsal ritüellerini yerine getirdikleri tüm sorunlar artık cemevlerimizin vasıtasıyla karşılanıyor. Federasyonlar ise daha çok siyasal konularla ilgileniyor.

    Örnek vermek gerekirse dün siyasal partiler komisyona hangi kurumlarla görüşülmesi gerektiğini listeleyerek verdiler. Alevi örgütleri de bu liste içerisinde. Şu anda Alevi örgütleri tabii ki bu masaya davet edildikleri zaman dosyalarını hazırlıyorlar. Alevi örgütleri, demokratikleşme konusunda tüm görüşlerini bir dosya hazırlayarak hem sözlü hem de yazılı sunum olarak o komisyona vereceklerdir. Alevi örgütleri olarak günlük görüşme halindeyiz. Alevi örgütlerinin sadece başkanlarının değil, hukuk komisyonlarımız, akademisyen komisyonlarımız, genel sekreterlik komisyonlarımız sürekli çalışıyor. Yeni bir anayasa için yeni çalışmalar yapılıyor” diye konuştu.

    HER TÜRLÜ FEDAKARLIĞI YAPACAĞIZ”

    ADFE Başkanı Zeynel Abidin Koç, barış müzakerelerine dair “Uzun soluklu bir süreç olacak. Şu anda doğru temelde yürüdüğüne inanıyorum” diye belirtti. Koç, konuşmasını şu cümlelerle sonlandırdı:

    “Eğer bu mücadele, bu diplomatik görüşmeler, bu çözüm süreci sekteye uğrarsa mücadele devam edecektir. Bir önceki mücadelede gördük bazı şeyler yaşandı. Bugün de bunlar yaşanabilir. Doğal olarak biz sonuca ulaşması için her türlü fedakarlığı yapacağız. Onurlu bir sonuç için sonuna kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

    Kaybımız ne olur? Aslında her gün her bir gün kayıptır. İnsan hayatının bu kadar kısa olduğu bir dönemde mutlu yaşamak varken, sizi mutsuzluğa itmelerine izin vermemek lazım. Adaletsizliğin karşısında mücadele etmek gerekir. Düşünün ki demokratikleşme paketi komple Meclisten geçti. Türkiye’de hukuksuzluk bitecek mi? Dünyanın hangi ülkesinde hukuksuzluk yok? Mücadelemiz kaldığı yerden devam edecek. Kanunların değişmesiyle halk bir günde değişmez. O kanunların bir de uygulanabilirliği önemli. Bugün Türkiye’de trafikle ilgili çok ciddi kanunlar var ama trafik hukuksuzluğu halen devam ediyor.

    Önümüzdeki en büyük sorun, siyasal partilerin oy kaybı korkusu. Oysa ki hepiniz oy kaybedin ama Türkiye halkları kazansın. Yeter ki onurumuzu, ahlakımızı, insanlık sevgimizi, şerefimizi kaybetmeyelim. Gerisinin bir kıymeti yok. Denemek lazım. Yol yürümek lazım. Her adım, bir önceki adımdan daha kıymetlidir.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • TİHV Başkanı Bakkalcı: Müzakere Komisyonunun TBMM’ye irade beyanında bulunması gerekir-VİDEO

    TİHV Başkanı Bakkalcı: Müzakere Komisyonunun TBMM’ye irade beyanında bulunması gerekir-VİDEO

    PİRHA- THİV Başkanı Metin Bakkalcı, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın çok önemi olduğunu belirterek “Sembolik anlamda da olsa silah bırakma, kendi başına çok kıymetlidir. Amasız, fakatsız herkesin buna sahip çıkması gerekir” dedi. Bakkalcı, Ayrıca TBMM bünyesinde kurulan ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi’ komisyonunun TBMM’ye irade beyanında bulunması gerektiğine dikkat çekmek için çağrıda bulunduklarını belirtti.

    Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat’ta yapılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın ardından PKK, kendini fes ederek bir kısım silahları yaktı. Yeni sürece dair Meclis’te Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kurularak çalışmalara başladı.

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Metin Bakkalcı, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “MÜZAKERE KONUSU OLAMAYACAK KONULAR!”

    Metin Bakkalcı, sürece dair Meclis’te bir araya gelen komisyon üyelerinin, ilk toplantısında usul ve esasları belirlediklerini işaret ederek “Demokrasi, evrensel insan hakları değer ve ilkelerine dayalıdır. O temel ilkeleri dediğimiz bütün meseleler, bir müzakere konusu olamayacak konulardır” diye belirtti.

    TİHV Başkanı Metin Bakkalcı, konuşmasına şu cümlelerle devam etti:

    “Aslında bu komisyon, amacını özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti alanlarında yapılacak olan çalışmaları değerlendirmek olarak kendileri tanımladı. Böyle tanımlamasına ancak mevcut durum üzerinden bakmak gerekir. Böyle tanımlayınca, bir insan hakları kurumu olarak bugüne kadar bütün raporlarımızda yer verdiğimiz Türkiye’nin üyesi olduğu Birleşmiş Milletler Avrupa Konseyi başta olmak üzere ilgili birimlerinin raporlarında da yer alan insan hakları durumumuzla ilgili çok kısa bir değerlendirmede bulunmak istiyorum.

    Türkiye’de insan haklarına dayalı rejim fikri önemli ölçüde terk edilmiştir. Bütün raporlarımızda söylediğimiz gibi kavramlar itibariyle özgürlükler, demokrasi ve hukuk devleti açısından ne yazık ki bu değerlerin tahrip olduğu bir dönemde yaşıyoruz.

    Bu yaşananlar sonucunda bir planlamanın zorunlu olduğu, bu noktada insan hakları kurumu olarak diyoruz ki demokrasi kendi başına bir değerdir. Dolayısıyla demokrasinin aslında evrensel insan hakları değer ve ilkelerine dayalı gerçekleşebilir olan demokrasinin o temel ilkeleri dediğimiz bütün meseleler, bir müzakere konusu olamayacak konulardır. Bunda anlaşmak gerekir. Çünkü kendi başına bir değerse evrensel insan hakları, değer ve ilkeleri esas alınacaksa, temel referans bu olacaksa, burada bir mutabakat arama, ‘şuna şu kadar, buna bu kadar’ diye kimsenin haddi değil. Kimse böyle bir girişimde bulunmasın. Bu bakımdan komisyona ilk önerimiz; bir irade beyanında bulunmasıdır. Evrensel insan hakları değer ve ilkeleri, müzakere edilemeyecek temel normlar olarak kabul edilmekte olup, komisyon çalışmalarında bu değer ve ilkelerin tartışma dışı bir konu olarak gözetileceğini açıklıkla beyan etmelidir. Neden bunu söylüyorum? Bu beyan, konuşmanın müzakere süreçlerinin çerçevesini de belirler.”

    “KONUŞMAK ÇOK GÜZEL AMA ÖNEMLİ OLAN BİR  YOLA GİRMEKTİR”

    Neye dayalı konuşacağız? Hangi referanslarla konuşacağız? Konuşmak kendi başına güzel ama bir yola gitmek için temel referanslarımızın olması gerekir. Bu irade beyanı aynı zamanda mevcut durumda ülkemizde mevcut anayasa ve yasaların yanı sıra Türkiye’nin üyesi bulunduğu Birleşmiş Milletler Avrupa Konseyi’nin ilgili sözleşmelerine mutlak anlamda uymak gerekir. Türkiye’de sonuç olarak fiili idari eylemlerle bunlar uygulanmıyor.”

    “ÖNEMLİ OLAN ÖLÜMLERİN DURMASIDIR”

    Metin Bakkalcı, Türkiye’nin, üyesi bulunduğu kurumların ilgili sözleşmelerine aykırı eylemlere derhal son vermesi gerektiğini de vurguladı. Bakkalcı, 27 Şubat çağrısının çok önemi olduğunu da işaret ederek “Sonuç olarak PKK, silahlı mücadeleyi sonlandırdığını, kendini feshedeceğini söz ettikten sonra silah imhasına ilişkin bir etkinlik düzenlendi. Sembolik anlamda da olsa silah bırakma, kendi başına çok kıymetlidir. Amasız, ancaksız herkes buna sahip çıkmalıdır” dedi.

    Bakkalcı, konuşmasının devamında şu konulara dikkat çekti:

    “Hangi koşuldaymış, ne pazarlık yapılmış gibi yaklaşımların hiçbir önemi yok. Silah bırakma demek, en azından bundan sonra ölümü engellemek demek. En azından bundan sonrası için bu ölme potansiyelini taşıyan her kesimden insanın yakınlarında bu kaygıların azaltılması demek.

    Benim gibi elinde silah olmayanlar, burada söz sahibi olanlar değiliz. Muhataplar ne koşulda konuşacaklarsa konuşurlar. Mesele silah bırakma meselesi. Ama biliyoruz ki dünyanın pek çok deneyiminden süzülmüş Birleşmiş Milletler’in de silahsızlanma, yeniden entegrasyon adı altında çok değerli bir programı var. Bu program, bu silah bırakmanın başarıyı ulaşması son derece kolaylaştırıcıdır.

    “YENİDEN ENTEGRASYON SAĞLANMASI ÖNEMLİ”

    Metin Bakkalcı, Meclis komisyonuna Birleşmiş Milletler’in silahsızlanma, terhis, yeniden entegrasyon, programının gereklerine uyması konusunda öneride bulunduklarını da söyleyerek şöyle devam etti:

    “Bu konuda bütün toplum olarak biz insan hakları kurumları olarak da tabii ki herkesin katkısına da ihtiyaç olduğu aşikardır. Bu sürece ilişkin meselenin özünde bir boyutuyla da bir Kürt meselesi, hangi kavram kullanılsa kullanılsın meselenin kendisinde yatmaktadır. Kürt meselesi, asli olarak ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel, hukuki pek çok boyutu olan bir meseledir. Aslında çözümü insanı esas aldığınız zaman basit iken yaşanan bütün bu süreçler içerisinde ne yazık ki karmaşık hale gelmiştir. Bu mesele temel özü itibariyle hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması meselesidir. Dolayısıyla bu kapsamlı programlar tabii ki bir komisyon çalışmasına sıkıştırılacak bir konu değildir. Ama komisyon, bu konuda bunun önünü açacak bir yaklaşım sergilemeli, gerekli hazırlıkları yapmalıdır.

    Tabii ki gelecek son derece önemli. Ama burada şu iki hususu hatırlatmak isterim. Türkiye’de yaşıyoruz. Geleceğe bakalım ama geleceğe bakabilmek için bilelim ki geçmişimiz çok ağır yüklerle yüklüdür. Bu ülke tamamlanamayan yasalar ülkesidir.

    “KÜRT MESELESİ ÇÖZÜME KAVUŞMADIĞI İÇİN BU KADAR ACI YAŞANDI”

    Ne yazık ki Kürt meselesine, demokratik çözüme kavuşmadığı için büyük acılar ve travmalar yaşandı. Yaşanan ağır acılar ya da Kürt meselesinin dışında pek çok konu nedeniyle Alevilerle ya da başka kimliklerle ilgili pek çok konuda çok ağır travmalar yaşandı bu ülkede. Yaşanan bu travmalar nedeniyle bu yükten kurtulamadıkça bu yükle bizim kavramlarımızla baş etme programlarını etkin olarak uygulamadıkça geçmiş geçmişte kalamıyor. O travmatik belleğin ötesinde hep beraber, bir geleceğe, kolektif bir belleği yazabilmek açısından bu geçmişe yönelik travmatik etkilerden arınma programları gerekiyor.

    Onarım, her boyutuyla ve bir daha tekrarlanmayacak bir ortamın yaratılmasını birlikte konuşarak, birbirimizi bir öteki ile ancak  bu travmanın etkilerinden arınmak olanaklı. Bir öteki ile konuşarak, bunun ortamlarını yaratarak ama evrensel insan hakları değer ve ilkelerine esas alan, hürmet eden programlara gerek var. Dolayısıyla beşinci önerimiz de komisyona bu programlarda saf bir komisyon meselesi olamaz. Konunun bütün kesimlerinin katılımıyla bu süreçlerin planlanması gerekiyor.

    Bir müzakereden bahsediliyor. Bir müzakere demek aynı zamanda bir dilin, bir çoğunluğun, nispi çoğunluk, nitelikli çoğunluk ve benzeri gibi kavramlara sıkışacak bir şey değildir müzakere. Müzakere demek bir ötekiyle yürüyeceğimiz bu yolda konuşmaya başlarken kendi pozisyonumuzu zorlayarak onu kabul ettirme telaşından ziyade birlikte bir başka düzeye doğru çıkabilmeyi ön kabul olarak içselleştirmek gerekir. O yüzden bu tartışmalara da böyle bir not düşmek istiyorum.”

    “BİRLİKTE YAŞAMANIN YOLLARINI HER HALÜKARDA BULACAĞIZ”

    THİV Başkanı Metin Bakkalcı son olarak birlikte yaşamanın önemine değinerek “Her halükârda bu ülke, bu yaşanan acıları tabii ki etkili programları uygulayarak, barış içinde, eşit yurttaşlar olarak hiç kuşkusuz birlikte yaşamanın yollarını her hâlükârda bulacaktır. Bugüne kadar bulmalıydık. Kendi adımıza bu konuda, tabii ki bir tür özürlerimizle üzüntümüzü söylemek isteriz. Bugüne kadar başaramadık. Çok şey yapıldı ancak başaramadık, çok geç kalındı. Evrensel insan hakları değer ve ilkelerine dayalı, çok daha etkin bir çaba içerisinde olmalıyız” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • Milletvekili Karaca: Kürt sorununun demokratik çözümünün yanındayız-VİDEO

    Milletvekili Karaca: Kürt sorununun demokratik çözümünün yanındayız-VİDEO

    PİRHA-Müzakere sürecine dair değerlendirmede bulunan EMEP Antep Milletvekili Sevda Karaca, iktidarın son süreçteki gelişmelerden kaynaklı böyle bir adım atmak zorunda kaldığını dile getirerek, “Biz Kürt sorununun demokratik çözüm talebini destekliyoruz. Cumhur İttifakı’nın bu konuda samimiyet taşımadığını ama esas olanın mücadele güçleri olduğunun da altını çiziyoruz” dedi.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmelerin ardından yeni bir çözüm süreci tartışmaları sürüyor. Emek Partisi Antep Milletvekili Sevda Karaca , sürece dair PİRHA’ya konuştu

    EMEK Partisi Antep Milletvekili Sevda Karaca, Cumhur İttifakı’nın bir bütün gelişmelerden ve yaşananlardan kaynaklı böyle bir adım atma zorunluluğu yaşadığını belirterek,  “Çünkü hem ülke içindeki gelişmeler hem bölgedeki gelişmeler aslında bu noktada toplumsal muhalefeti bir taraftan hareket edemez hale getirmeye çalışırken diğer taraftan da aslında iç cephe tahkimatı içinde geniş kesimleri bir beklentiye sokarak kendisini yine iktidarda kalmaya ihtiyaç duyan bir yer de duruyor” diye belirtti.

    EMEP olarak, bir taraftan devlet yumruk gösterip bir taraftan da canı isteyince de devlet yumruğuna kadife eldiven giydirmesini çelişkili bulmadıklarını belirten Karaca, “Bugün artık ekonomik açıdan da siyasal açıdan da toplumsal açıdan da bu büyük bir krizin orta yerinde büyük bir sorumluluk taşıyan bu iktidar aslında geniş halk kesimlerini bir beklentiye sokarak kendisinin bekasını halkın temel ihtiyaçlarını beklentilerini temel karşılığı olarak göstermeye çalıştı” dedi.

    “CUMHUR İTTİFAKI KÜRT SORUNUNUN DEMOKRATİK ÇÖZÜMÜNDE SAMİMİ DEĞİL”

    Kürt sorununun demokratik çözümünün geniş halk kesimlerin nezdinde açık bir talebe dönüşmesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Karaca, konuşmasının devamında şunları kaydetti:

    “Bu önemli bir çaba çok önemli bir gereklilik. Ama bu gereklilik iktidarın kendisini yeniden aslında toplumun bir zorunluluğu olarak korumasını beraberinde getirmiyor. Biz Kürt sorununun demokratik çözüm talebini destekler ve bu talep için geniş halk kesimlerinin buna dair önemli tartışmalar yürütürken iktidarın ve Cumhur İttifakı’nın bu konuda zaten bir samimiyet taşımadığını ama esas olanın mücadele güçleri olduğunu biliyorduk. Böyle de yaklaştık.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Arslan: Bu ülkede barışın olması için öncelikle yaşanan katliamlarla yüzleşilmesi gerekiyor-VİDEO

    Arslan: Bu ülkede barışın olması için öncelikle yaşanan katliamlarla yüzleşilmesi gerekiyor-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Altınova Şube Başkanı Akdeniz Bölge Sorumlusu Adnan Arslan, müzakere sürecine dair yaptığı değerlendirmede, “Barış barış diyorlar öbür taraftan baskı yapıyorlar. Barış istiyorlarsa önce yaşanan katliamlardan dolayı yüzleşilmeli” dedi. PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe’nin ifadeye çağırılmasına tepki gösteren Arslan, “Sizin soruşturmalarınızdan kimse korkmaz, boşuna yorulmayın” diye belirtti.

    Kürt sorununun çözümüne yönelik yürütülen çalışmaları ve PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe’ye açılan soruşturmaya dair PSAKD Altınova Şube Başkanı Adnan Arslan, PİRHA’ya değerlendirmede bulundu.

    “BARIŞIN KONUŞILDUĞU BİR SÜREÇTE GÖZALTILAR VE TUTUKLAMALAR YAŞANIYORSA BÖYLE BARIŞ OLMAZ

    Barış diyerek bir taraftan İmralı’da görüşmeler yapılırken diğer taraftan gözaltılar ve tutuklamaların yaşandığını belirten PSAKD Altınova Şube Başkanı Akdeniz Bölge sorumlusu Adnan Arslan, “Nasıl barış sağlayacaklar? Barış diyorsun heyet oluşturulup İmralı’da Abdullah Öcalan’la görüştürüyorsun öbür tarafta sol, sosyalist, demokratları, belediye başkanlarını tutukluyor, belediyelere kayyım, sesini yükselten insanları alıp içeri atıyorsun. Geçen hafta HDK’den gözaltına alınanlardan 10 kişi tutuklandı. Tutuklananların içerisinde bizim Kumluca Şube Sekterimiz olan eğitim emekçisi Ayşe Kamış’ta var” diyerek, kayyım uygulamalarına ve tutuklamalara tepki gösterdi.

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe’nin ifadeye çağırılmasına da değinen Arslan, “Genel Başkanımız kimseye hakaret etmedi, kimseyi aşılamadı, kimseyi kötülemedi. Bizim yıllardan beri haykırdığımız; Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı ve dergahlarımız bize teslim edilmesi talebimiz var. Genel başkanımız bunları dillendirdiği için bundan ifadeye çağırıldı. Nedir bu? Bizim genel başkanımızı niye çağırıyorsunuz? Bu kişi bir kurumu temsil ediyor. Cuma Erçe diyor ki dergahlarımızı bize bırakın. Biz de bunu diyor ve haykırıyoruz. Sizin soruşturmalarınızdan kimse korkmaz, boşuna yorulmayın. Siz Alevileri katlettiniz olmadı, Alevileri yaktınız olmadı, Alevileri ötekileştirmeye çalıştınız olmadı. Şimdi asimilasyon planlarıyla Alevleri bitirmeye çalışacaksınız bu da tutmayacak” diye belirtti.

    “BİZLER DAR AĞACINA GİDERKEN GÖZÜNÜ KIRPMADAN GİDEN PİR SULTAN’IN ÇİZGİSİNDEYİZ”

    Kendilerinin her birinin bir Erçe olduğunu vurgulayan Arslan, “Hiçbir zaman Pir Sultan örgütlülüğü bunlara teslim olmayacak. Geçmişte nasıl Pir Sultan gözünü kırpmadan darağacına gidip teslim olmadıysa biz de o yolda o çizgideyiz. Biz olması gelen haklarımızı savunacağız alana kadar da mücadele edeceğiz. Onun için biz genel başkanımızın arkasındayız asla yalnız bırakmayacağız ve genel başkanımız da bu Hınzır paşaları yedirtmeyeceğiz bunu bilsinler. Bu nedenle bu devleti yönetenler bu yanlış politikalarından vazgeçsinler” dedi.

    BARIŞ OLMASI İÇİN ÖNCELİKLE YAŞANAN KATLİAMLARLA YÜZLEŞİLMESİ GEREKİYOR”

    “Barış barış diyorlar öbür taraftan baskı yapıyorlar. Barış istiyorlarsa önce yaşanan katliamlardan dolayı yüzleşilmeli” diyen Arslan, konuşmasının devamında şunları kaydetti:

    “Barış istiyorlarsa önce 2 Temmuz’la, Madımak’la, Alevilerle yüzleşmeleri lazım. Bunu yapmadıkları sürece bu ülkede barış olmaz. Onların demeleriyle barış olmaz. Barış o kadar kolay değil. Maraş’ı unutmayacağız, Sivas’ı unutmayacağız, Çorum’u unutmayacağız, Roboski’yi unutmayacağız, Gazi’yi, Gezi’yi unutmayacağız. Bunlarla yüzleşilmediği sürece bu ülkede barış olmaz. Bu konuda da biz netiz ve kararlıyız.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Can: Kürt sorunu çözülmesi hem Kürtlerin hem Alevilerin hayrına olacaktır-VİDEO

    Can: Kürt sorunu çözülmesi hem Kürtlerin hem Alevilerin hayrına olacaktır-VİDEO

    PİRHA- Müzakere sürecine dair değerlendirmede bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Kürt sorunun yıllardır çözülemediğini ve kangrenleşen bir sorun haline geldiğini belirterek, “Çözüm sürecinin olumlu noktalanmasının hem Kürtlerin hem Alevilerin hayrına olacaktır” dedi.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmelerin ardından yeni bir çözüm süreci tartışmaları sürüyor. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, sürece dair PİRHA’ya konuştu.

    Siyasetin gündeminde Kürt sorununun hep bir temel mesele olarak var olduğunu belirten Zeynel Can, “Çünkü gözümüzü açtık hep bu sorun. Hayatının sonbaharını yaşayan biri olarak hala konuşulan, hala kangrenleşmiş ve bir türlü çözülemeyen bir sorun” dedi.

    “BU ÜLKEDE KÜRT SORUNU ÇÖZÜLMEDİĞİ SÜRECE BİR GÜN YÜZÜ GÖREMEYECEK”

    Bu ülkede Kürt sorunu çözülmeden gün yüzü görülemeyeceğinin altını çizen Can, Kürt sorununu temelden çözmek ve halletmek bu ülke siyasetçisinin ve söz sahibi olanların birincil görevi olması gerektiğini vurguladı.

    Zeynel Can, Kürt sorununun çözülmesini istemeyen birinci derecede emperyalistlerin olduğunu dile getirerek, “Çünkü boynunda böylesi büyük yük asılı bir ülkenin dışarıya karşı güçlü olması, huzurlu olması, kalkınma içinde olmasını müreffeh olması mümkün değil. Ülkeler arası rekabet ve güç dengelerinden kaynaklı eşitliğe, kardeşliğe dayanan sınıfsız, sömürüsüz bir dünya olmadığı için üstte kalanın alttakini ezdiği bir dünya sistemi içinde yaşadığımız için herkes kendinden zayıf olanı güçsüz olanı tercih ediyor” şeklinde konuştu.

    Çatışmalardan kaynaklı acıların yaşandığını söyleyen Can, “Müzakere sürecine karşı tepkiler olacaktır. Ancak bunun giderilmesi de süreci yürütenlerin görevidir. Nasıl ki bu olayar olduğunda siyaset ve rant elde etmek adına bunlar sürekli kışkırtılıyorsa aynı şekilde çözüm istenirse bunların önünde de geçilebilir” dedi.

    “SURİYE VE ÜLKEDEKİ GELİŞMELERE BAKILDIĞINDA MÜZAKERE SÜRECİNDEN PEK UMUTLU DEĞİLİM”

    Suriye’deki gelişmelerle beraber ülke içerisinde müzakere süreci ve buna paralel gelişmelere bir bütün baktığında umutlu olmadığını belirten Can, “Bugünkü baş aktör konumundaki sayın Cumhurbaşkanı bu işe sanki ayak sürüyor gibi. Cumhurbaşkanının tavrına karşılık DEM Parti’nin sorunun çözülmesini istiyor. Bunu oldukça samimi buluyorum. Israrla çözümden yana her türlü olumsuzluklara karşın olumlu bir tavır içinde” şeklinde dile getirdi.

    Devlet Bahçeli’den beklenmedik bir şekilde bir tavrın gelmesini hayra yorduğunu ifade eden Can, çünkü Kürt sorununun temelden çözülmesi gerektiğine inandığını söyledi.

    “KÜRT SORUNU ÇÖZÜLÜRSE HEM İÇERDE HEM DIŞARDA ÇOK CİDDİ ETKİ YARATIR”

    İmralı’dan Öcalan’ı vereceği mesajın kendi geçmişi ile müktesebatıyla ters düşecek şekilde bir mesaj olamayacağına dikkat çeken HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, konuşmasının devamında şunları kaydetti:

    “Sonuçta temsil ettiği kesime ve onların haklarına yönelik o doğrultuda mesajlar verecektir. Önemli olan Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin de ortak noktada buluşacak bir çözüm ortamına gelmeleri ve bu noktada buluşmaları. Bu ülkede yaşayan herkesin hayrına olacaktır. Çözüm sürecinin olumlu noktalanmasının hem Kürtlerin hem Alevilerin hayrına olacaktır. Dışardaki ve ülkedeki gerçek dinamikleri harekete geçirme yönünde barış yönünde, kalkınma yönünde ve yaraları hep beraber sarma yönünde önemli etkisi olacaktır.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • Meriç: Sürecin nereye evirileceği konusunda endişeliyiz-VİDEO

    Meriç: Sürecin nereye evirileceği konusunda endişeliyiz-VİDEO

    PİRHA- Müzakere sürecine dair değerlendirmede bulunan Antalya Halkevi Yöneticisi Kutay Meriç, bir yandan adı konulmamış bir çözüm sürecinin işletildiğini diğer yandan ise Kürt halkının bütün demokratik kazanımlarına yönelik saldırılar olduğunu belirterek, “Sürecin nereye evirileceği konusunda endişeliyiz” dedi.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmelerin ardından yeni bir çözüm süreci tartışmaları sürüyor. Antalya Halkevi Yöneticisi Kutay Meriç, sürece dair PİRHA’ya konuştu.

    Ülkenin yeni bir tarihsel sürecin içerisine girdiğini belirten, Antalya Halkevi Yöneticisi Kutay Meriç, “22 Ekim’de Devlet Bahçeli’nin Öcalan’a yaptığı çağrıyla beraber ülke gündeminde o tarihten bu yana yeniden Kürt sorunu üzerinden yeni çözüm yeni bir açılım tartışmaları iktidarın yeni hamleleri ve buna bağlantılı birçok şey yaşanıyor” dedi.

    “GEÇMİŞ MÜZAKERE SÜRECİ İLE BUGÜNKÜ YÜRÜTÜLEN SÜRECİN ÇOK BENZER YANLARI VAR”

    Gelişmeleri hep birlikte izlediklerini dile getiren Meriç, “Bir yandan adı konulmamış bir çözüm süreci işletilirken öte yandan aslında Kürt halkının bütün demokratik kazanımlarına yönelik Kürt siyasetçilerin tutuklanması Kürt halkının kazandığı belediyelerde iradesiyle oluşturduğu belediyelere kayyımların atanmasına kadar da yapılan bir uygulama söz konusudur” diye belirtti

    Gelişmelerin bir bütün irdelendiğinde Ortadoğu ayağının olduğunu vurgulayan Meriç, “AKP’nin aslında bir iç iktidar sorunuyla da bir bağlantısı var. Biliyoruz ki en son 31 Mart yerel seçimlerinde AKP-MHP faşizmi seçimlerden büyük intifa kaybederek çıktı ve arkasından derinleşen ekonomik krizle beraber halkın yükselen tepkileri söz konusu. Çünkü hepimiz zaten bu mücadelenin içindeyiz” dedi.

    İKTİDAR HALKA HİÇBİR VAADDE BULUNAMADIĞI İÇİN MÜZAKERE SÜRECİ BAHANESİYLE ÇIKIŞ ARIYOR”

    Gelinen süreçte mevcut iktidarın gerek ekonomik gerekse de sosyal hakları noktasında halka herhangi bir vaat sunamadığını aktaran Meriç, “AKP toplumun rızasını üretemiyor. Bu noktada elinde kala kala bir sopası, faşizmi kalmış ve bununla bütün topluma saldırıyor. Toplam tabloya baktığımızda AKP-MHP faşizminin karşı cephesinde olanlara ve son birkaç ayda yaşadıklarımıza baktığımızda CHP’li belediyelere, DEM’li belediyelere saldırıları zaten sürekli hale getirdiler ve 3 dönemdir sürekli kayyımlar atanıyor. Gelinen süreçte CHP’li belediyelere de yönelmiş durumdalar. Sosyalistler sürekli hedefteler ve ülkede yükselen halk muhalefetini örgütlemeye aday hangi ilerici unsur varsa hepsi iktidarın hedef tahtasını girmiş durumda” şeklinde konuştu.

    “AKP AŞAĞIDAN GELEBİLECEK İSYAN DOLGASINDAN ÇOK KORKUYOR

    AKP’nin toplumsal tepki dalgasından çok korktuğunu söyleyen Meriç, “Zaten bir gezi fobisi var. Böyle beklentileri böylesi korkuları var. Bu noktada hâlâ o gezi fobisi sürüyor ve hala gezi davaları basına da yönelik olarak yapılmaya devam ediliyor” dedi.

    AKP’nin neden zorbalığa yöneldiğinin Suriye’ye bakıldığında daha net görüldüğünü belirten Meriç, şunları ifade etti:

    “Bahçeli 22 Ekim’de Öcalan’la ilgili yaptığı çağrıya herkes ne olduğuna şaşırdı. O günlerde HTŞ’den doğru açıklamalar gelmesine rağmen o anda bir ciddiye alınmadı ve olayın boyutunun ne olduğu bizler tarafından da çok algılanamamıştı. Kasım ayı içinde HTŞ’ tarafından önce Halep’in ele geçirilmesi ve arkasından Şam’a doğru hareketleri sonucunda 8 Aralık günü direnişsiz bir şekilde Halep ve Şam’ın teslim edilmesini belli ki Türkiye bu olacakları görmüş ve Suriye’de oluşacak iktidar boşluğundan Kürtlerin yararlanarak herhangi bir statü elde etmesini engellemek için 22 Ekim hamlesi yapılmış oldu.

    Türkiye istiyor ki orası parçalanmasın yekpare üniter tek bir devlet olsun, Kürtler asla ve asla orada bir statü elde edemezsin. Hele ki silahlı bir statü asla elde edemesin. 22 Ekim’deki, Bahçeli açıklamasının nedeninin bu gelişmelere dayandığı apaçık ortaya çıkmış durumda.”

    Bir yandan çözüm süreci yapılıyor gibi söylenip öte yandan da demokratik Kürt siyasi hareketine yönelik saldırıların olduğunu vurgulayan Meriç, “Kayyum atamaları, tutuklamalar, gözaltılar ve soruşturmaları yan yana gelmesinin bir benzerini biz 2012- 2013-2014 sürecinde de görmüştük. Orada da benzer şekilde olmuştu. Yine Kandil’e hava saldırıları, yine Türkiye’nin demokratik yasal siyasete yapılan saldırılarla çözüm süreci bir dönem böyle gidip bir dönem sonra ise bir ateşkese bağlı olarak stabil hale gelmişti. 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP’nin iktidar olmamasına yol açan seçim sonuçlarıyla beraber barış sürecini bitirdiler” diye ifade etti.

    “MÜZAKERE SÜRECİNDEN VE DEMOKRATİK ORTAMIN BASKILANACAĞI KAYGISINI YAŞIYORUZ”

    Önceki yaşanan barış görüşmelerinin sonucu açısından bakıldığında bugün yapılan müzakere sürecinden kaygılı olduklarının altını çizen Meriç, “Türkiye’de herkes kaygılı. Aleviler kaygılı, Kürtler kaygılı, işçiler, emekçileri kaygılı, bu ülkenin laik seküler kesimleri kaygılı. Çünkü bu sürecin sonunda nereye gireceğinden yeniden kanlı çatışmaların oluşup ülkenin yine az da olsa kalmış bir demokratik ortamın bununla baskılanacağı, bununla terörize edileceği ve bunun altında yükselen yoksulluk temelli yükselen çeşitli emekçi halk tepkilerini de bu atmosferde bastırılacağı gibi çeşitli kaygılar ve görüşlerde var” diye belirtti.

    “MÜZAKERE SÜRECİNİN ARKA PLANINDA NELER YAŞANIYOR ÇOK BİLMİYORUZ”

    Müzakere sürecine bakıldığında arka planı bilmediklerini ifade eden Meriç, “Çeşitli bilgiler sızıyor ama bir sürecin sürdüğü aşikâr. AKP-MHP faşizminden açıkçası demokratik bir çözümün çıkacağına inanmıyorum. Çünkü söylenen bize en azından yansıyan yanı tamamen Rojava silah bırakacak, Kandil silah bırakacak üzerine kurulu bir şey var ortada. Bir demokratik çözüm üzerine kurulu Kürt halkının çeşitli demokratik kazanımların garantilerinin tartışıldığı bir gündem yok ortada. Dolayısıyla buradan umutlu değilim. Sonuç itibariyle bu sürecin nereye bağlanacağı konusunda da endişeliyim” dedi.

    “KÜRT HALKI ÇOK POLİTİK BİR HALK KOLAY KOLAY KANMAZ”

    Kürtlerin haklarını garantiye almayan bir anayasa değişikliğine neden onay versin diye soran Meriç, “Hangi Kürt siyasi merkezi buna bu şekilde karar verebilir. Bu mümkün değil. Ortalama 40 yıldır çok sert bir mücadele sürdüren halk var. Her şeyi görmüş çok politik bir halk. Bu halkı kolay kolay kimse de kandıramaz. Hiçbir Kürt siyasi merkezi de kandıramaz. Böyle boş şeylere de kimse ikna edemez. Bir halk gerçekliği var bunun bilinmesi gerekiyor” ifadelerine yer verdi.

    Bu müzakere süreci ile birlikte birtakım ulusalcı refleksler geliştiğini belirten Kutay Meriç, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
    “İşte Kürtler Türkiye solunu satıyor, Türkiye işçi sınıfı hareketini satıyor, CHP’yi i satıyor gidiyor AKP ile iş birliği yapıyor gibi bu kadar basit yorumlar yapılmasını doğru bulmuyorum, bunun çok mümkün olabileceğini de düşünmüyorum. Çünkü Kürt halkının talepleri demokratik taleplerdir. Bu taleplerin gerçekleşmesi denen şey Türkiye’de faşizmin çözülmesinin ya da gerilemesine tekabül edecek bir durumdur. Bu talepleri iktidar kabul edecekse zaten faşizmin gerilediği, baskının yerine bir demokratik alanın genişlediği gibi bir sonuç doğurur. Dolayısıyla bu tür kaygılar ve milliyetçi refleksler gereksiz ve yanlıştır.”

    “KÜRK HALKININ TALEPLERİ DEMOKRATİK TALEPLERDİR ÇÖZÜLMESİ GEREKİR”

    AKP-MHP iktidarının kendinden olmayan herkese yönelik topyekûn bir saldırıya geçtiğini aktaran Meriç, “Bu noktada bu ülkede bulunan bütün anti-faşist güçlerin gereken hamleleri AKP-MHP iktidarının bu saldırısına karşı da gereken hamleyi de yapması gerekiyor” şeklinde ifade etti.

    Cebrail ASLAN/ANTALYA

     

  • Uçarcan: Aleviler olarak müzakere sürecinin açık ve şeffaf bir şekilde yürütülmesinden yanayız-VİDEO

    Uçarcan: Aleviler olarak müzakere sürecinin açık ve şeffaf bir şekilde yürütülmesinden yanayız-VİDEO

    PİRHA- Müzakere sürecine dair değerlendirmede bulunan Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, müzakere sürecinin esas olarak Suriye’deki gelişmelerden kaynaklı olduğunu belirterek, “Önemli olan yürütülecek görüşmelerin şeffaf ve açık olması, süreçle alakalı olabilecek bütün dinamiklerin bu işin içerisine dahil edilmesidir” dedi. 

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmelerin ardından yeni bir çözüm süreci tartışmaları sürüyor. Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, sürecin Alevilere nasıl tekabül edeceğini PİRHA’ya değerlendirdi.

    Alevilerin tarihsel süreci incelendiğinde her zaman haksızlıklara karşı yer almış bir misyona sahip olduklarını belirten AKD Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, “Alevlerin duruşu esas olarak Kürtlerin haklarının tanınmasından yana. Anadil hakkından başlayarak kültürel bütün aşamalarını gerçekleştirebilmeleri için gerekli olan haklarını kavuşmaları yönünde öteden beri Alevilerin böyle bir yaklaşımı böylesi bir perspektifi var” dedi.

    “MÜZAKERE SÜRECİNİN AÇIK VE ŞEFFAF YÜRÜTÜLMESİNDEN YANAYIZ”

    Esas olarak gelişmelerin Suriye’de kaynaklı olduğunu vurgulayan Uçarcan, “Bunun bizim açımızdan önemli olan kısmı yürütülecek görüşmelerin şeffaf olması ve bu ülkedeki süreçle alakalı olabilecek bütün dinamiklerin bu işin içerisinde alınmasıdır” diye belirtti.

    Temel dinamiklerin de işin içerisine alarak Meclis’te görüşmelerin yapılması gerektiğini özellikle altını çizen Uçarcan, “Geçmişte bu konuda kısmen HDP’nin hataları oldu. Bir merkezden yapılan görüşmelerle devam ettirildi. Süreç böyle işletilince geçmişteki o yürütülen çalışmaların ayakları yeterince yere basmadı. Yine o süreçte karanlıkta kalan taraflar oldu. Bugün de aslında mesele biraz ona yakın” şeklinde ifade etti.

    Aleviler olarak yaptıkları görüşmelerde öne çıkan eğilimin Selahattin Demirtaş’ında bu süreçte rol alması gerektiği yönünde olduğunu belirten Uçarcan, “Dolayısıyla biz Aleviler olarak bu noktalarda şeffaf olunmasından yanayız. Tüm toplumsal kesimlerin bu sürece dahil edilmesinden yanayız. Başka türlü kapalı kapılar arkasında emperyal güçlerle  kurulan ilişkiler üzerine gerçekleştirilecek bir barış anlayışını gerçek anlamda bizim anladığımız anlamda bir barış olamayacağı kaygısı  taşıyoruz temel yaklaşımımız bu noktada” ifadelerine yer verdi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA 

     

     

     

     

     

  • AKD Genel Başkanı Yılmaz: Barışa dair biz Aleviler de söz söylemeliyiz!-VİDEO

    AKD Genel Başkanı Yılmaz: Barışa dair biz Aleviler de söz söylemeliyiz!-VİDEO

    PİRHA – Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, İmralı görüşmeleriyle başlayan sürece dair konuştu. Yapılan girişimlerden ötürü “umutlu” olduğunu dile getiren Şengünlü Yılmaz, “Ortadoğu, Türkiye yeniden şekillenecekse Aleviler kesinlikle o barış masasında olup söz kurmalı, o heyetler içerisinde yer almalı” dedi.

    Uzun yıllar süren tecridin ardından PKK lideri Abdullah Öcalan ile DEM Partililer arasında bir dizi görüşme sağlandı. AKP-MHP Hükümetiyle de temas kuran DEM Partililer, sürece dair tüm siyasi partilerin yanı sıra demokratik kitle örgütleriyle de bir araya gelmeye devam ediyor.

    Alevi kurumları, önceki müzakere görüşmelerinde aktif rol almazken bu defa “Bizlerin de söyleyecek sözümüz var” diyerek DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile bir araya geldi.

    İstanbul’da 31 Ocak’ta yapılan basına kapalı o toplantıda neredeyse tüm Alevi kurumları, görüş ve önerilerini paylaştı.

    “ÖNCELİKLE ONURLU BİR BARIŞ OLMALI”

    İmralı ve devlet kanadında henüz sadece diyalog süreci işlerken, yapılan görüşmelerin içeriğine dair ise henüz bir detay yok. Ancak taraflar, önceki süreçlerde yaşanan olumsuzluklara yeniden düşmemek adına farklı bir yol ve yöntem yürütme çabasında.

    Her ne kadar henüz kamuoyuna yapılan bir açıklama olmasa da Alevi kanadı, ilk temaslar sebebiyle süreci olumlu görüyor.

    Barış konusunda yapılan her girişimin değerli olduğunu söyleyen Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ile İmralı görüşmelerine dair konuştuk. Yılmaz, taraflar arasında 50 yıldır bir çekişme söz konusu olduğunun altını çizdi. Şengünlü Yılmaz, Alevi toplumunun, her zaman barışın savunucusu olduğunu da sözlerine ekledi.

    AKD Genel Başkanı Şengünlü Yılmaz, toplumun bir tür “kafa karışıklığı” yaşadığını da söyleyip sürece ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Bugünlerde sıkça duyduğumuz bir kelime ‘Barış’. Evet Alevi toplumu inancı, yolu gereği her zaman savaşın karşısında olup barışın yanında durmuştur. Bu süreçte Alevi toplumu, bunu nasıl yorumlayacağını da açıkçası çok kestiremiyor. Çünkü özellikle Alevilerin temsiliyetinin olduğu medya kuruluşları, içimize sızmış bazı medya kuruluşları, bu durumu çok farklı görüyor; işte ülkücü, Türkçü, Turancı bir kafa yapısıyla yorumlarken bazı yapılar da bunu kesinlikle Alevi toplumunun da kazancının olabileceği, aslında ülkenin, Ortadoğu’nun, dünyanın kazancı olabilecek bir durum olarak yorumluyor. Alevilerin de dolayısıyla bu anlamda aklı son derece karışık. Evet, biz savaşın hiçbir zaman taraftarı değiliz ama barışın da tarafı olmaz diye düşünüyorum. Eğer bir memlekete barış gelecekse ki binlerce yıldır ötekileştirilmiş, hakkını alamamış, zulümlere maruz kalmış bir Alevi toplumunu düşünürsek, bizim barışta bir tarafımız olmamalı. Barış nereden, nasıl gelirse kesinlikle destekleyici olmalıyız diye düşünüyorum. Ama bir barış olacaksa bunun da elbette ilkeleri var. Öncelikle onurlu bir barış olmalı. Cesaret varsa barış da tam anlamıyla gelecektir diye düşünüyorum.”

    “BİR TÜRK, BİR KÜRDÜN HAKKINI SAVUNURSA…”

    DEM Parti heyeti ve Abdullah Öcalan arasında geçen görüşmelerde “eşit yurttaşlık” vurgusu dikkat çeken başlık oldu. DEM Parti cephesinden, “Görüşmelerin odağında bütün ezilen kesimler var” yorumuna karşılık Şengünlü Yılmaz da sürece dair önerilerini paylaştı:

    Eşit yurttaşlık, kelime olarak belki sade, basit gibi görünebilir ama Alevi toplumunun, özellikle de Alevi örgütlülüğünün en önde gelen, yani listenin birinci sırasında gelen talebidir. Dolayısıyla eşit yurttaşlık sadece Aleviler için değil Kürtler, Hristiyanlar, Suriye’deki Dürziler, dinler, diller, herkes için… Çünkü içerisinde yaşadığınız devlette vatandaşlık görevini yerine getiriyorsanız elbette ki hakkınızı almanız gerekir. Dolayısıyla ‘eşit yurttaşlık’ söylemini Alevi toplumu çokça dillendirmiş olsa da işte asıl demokrasi burada karşımıza geliyor. Bir Türk, bir Kürdün hakkını savunursa, bir Sünni bir Alevinin hakkını savunursa işte o zaman bu memlekete gerçekten demokrasi gelecek.

    ‘Eşit yurttaşlık’ söylemini aslında tam bir yaşanılabilecek ülke ya da tam bir demokrasiyi özümsemiş ülke olarak düşünürsek en haklı talebimiz olan eşit yurttaşlık talebi nereden gelirse gelsin Alevi toplumu, kesinlikle bunun yanında olmalı diye düşünüyorum.

    “ALEVİLER KESİNLİKLE O MASADA OLMALI”

    Çözüm önerisi konusunu örgütler tartışacak. Örgütlerin tartışmaya çok ihtiyacı var. Çünkü tabanda çok yanlış bir algı var. Şu anda bu olanlar toplumda, ‘cumhurbaşkanının koltuğunu koruma davası’ gibi algılanıyor. Uzun yıllar devleti yöneten bir iktidar, birden bire size elini uzatıyor, aslında meclis kürsülerine giderken önünüzden geçerken size selam vermeyen, aksine hakarete varan söylemlerde bulunan bir lider, çıkıp ‘Bu memlekete barış gelmeli. Abdullah Öcalan, meclise gelip sözünü söylemeli’ diyor. Dolayısıyla biz bir türlü inanamıyoruz. Yani ‘bunun arkasında kesinlikle birilerinin koltuk kaygısı var’ diye düşünüyoruz. Aslında bu barışın tarafları, çok açık yüreklilikle bunu, ötekileştirilen, eşit yurttaşlığı özümsemiş tüm toplumlara net bir şekilde anlatmalı diye düşünüyorum. Öncelikle burayı çözmeliyiz. Sonrasında bu kafa karışıklığı giderildiğinde elbette ki Alevi toplumu, örgütlü bir toplum, ne istediklerini örgütlerine de söyleyeceklerdir. Kimseden taraf olmadan, yani barışı masaya getiren hiçbir kurumun tarafında olmadan Alevi toplumu olarak biz evet, Ortadoğu, Türkiye yeniden şekillenecekse Aleviler kesinlikle o masada olmalı, barış masasında söz kurmalı, o heyetler içerisinde olmalı diye düşünüyorum.”

    “BİZLER DE SÖZ SÖYLEMELİYİZ”

    Seher Şengünlü Yılmaz, sürece dair “umutlu” olduğunu da belirterek AKD tabanına ise şu mesajı verdi:

    “Bizler umudumuzu hiç kaybetmedik. Hallac-ı Mansur’dan, Pir Sultan’dan, Nesimilerden bugünlere geldik. Hala umudumuz diri ki bu örgütlenmeleri sürdürebiliyoruz. Örgütüme şöyle bir mesaj verebilirim; kesinlikle hiçbir ideolojinin, hiçbir inancın; ırkçılığa varan uç noktalarında olmamalıyız diye düşünüyorum. Anadolu’ya güvercin donunda hoşgörüyü, barışı, sevgiyi getiren bir önderin izinden giden toplumumuz, dolayısıyla hiç kimseyi ötekileştirmeden, ön yargılı olmadan ve gerçekten barış bu ülkede yaşayan tüm toplumlar için demokratik bir zeminde hayat bulacaksa evet bizler de söz söylemeliyiz. Bu anlamıyla da çok iyi irdelemeliyiz ve bu masaya da dahil olmalıyız diye düşünüyorum.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • ‘HDP’nin çözümün anahtarı olduğunu yakın zamanda hep birlikte göreceğiz’-VİDEO

    ‘HDP’nin çözümün anahtarı olduğunu yakın zamanda hep birlikte göreceğiz’-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Yerel Yönetimler Konferansı’nda konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “HDP’nin demokrasi güçleriyle oluşturacağı ittifakta çözüm gücü ve çözümün anahtarı olduğunu yakın zamanda hep birlikte göreceğiz” dedi.

    HDP Yerel Yönetimler Kurulu tarafından Ankara’da düzenlenen ‘Demokratik Yerel Yönetimler Konferansı’na ilgi yüksek oldu. Konferansa, Kürt siyasetçi Ahmet Türk, HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ve seçilmiş belediye eşbaşkanları katıldı.

    Konferansta ayrıca Diyarbakır Büyükşehir Belediye eski eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Selçuk Mızraklı’nın gönderdiği mesajlar da okundu.

    “GELECEĞİN MİMARI OLACAK BİR KADROYA SAHİBİZ”

    Ahmet Türk, konferansta yaptığı konuşmada “Demokratik siyasette geleceğin mimarı olacak bir kadroya sahibiz” diyerek şunları söyledi:

    “Biliyoruz ki 90’lardan bugüne baskı, sindirme ve siyasi soykırım politikalarının devam ediyor. Bugün de on binlerce yoldaşımız zindanlarda, onları da buradan selamlıyorum. Bütün sindirme politikalarına rağmen halklarımızın umudu haline gelmiş bir siyasi partiyiz ve inanıyoruz ki demokratik siyasette geleceğin mimarı olacak bir kadroya sahibiz. Elbette ki yürütülen kayyım politikasının amacı Kürtlerle, halkımızla bizi ayırmaya çalışmaktı.

    Mardin’de görevden aldığım birçok daire başkanını kayyım geri getirdi ve bugün onlarla birlikte kayyım yolsuzluktan yargılanıyor. Tabi amaçları belediyeyi yönetmek değil, halkın iradesine ipotek koyarak bizi sindirmeye çalışmaktı. Ama bütün olumsuzluklara rağmen siyaseten gerçekten takdir edilecek, övünülecek bir noktada olduğumuzu, partimizin bu çalışmalarının bütün halkımız tarafından büyük bir ilgiyle izlendiğini görüyoruz. Yerel yönetimler, demokrasinin en önemli ayağıdır.”
    “ÖNCE KÜRT HALKININ STATÜSÜNÜ İÇSELLEŞTİRMEK LAZIM”

    Ahmet Türk, Kürt sorununun çözümü konusunda “Önce statü” diyerek diyerek şöyle devam etti:
    “Türkiye belki de yeni bir döneme giriyor. Kürt sorununun çözümüne dair tartışmalar yürütülüyor. Kürt sorunun barış ve adil bir şekilde çözümü konusunda biz her zaman kapıyı araladık, adım atılmasını bekledik ve her zaman destek sunduk.

    Türkiye’de parlamenter sisteme dönüş, güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüş diyorlar. 5-6 parti bu sistemin tekrar Türkiye gündemine gelmesi ve sağlanması konusunda mutabakat sağlamış. Bir partinin Kürt sorunu konusunda yaptığı çabaların yeterli olmayacağını görüyorum. Eğer bütün partiler bir araya geliyorsa Kürt sorunu konusunda da aynı yaklaşımı göstermeleri sorunun çözümünü kolaylaştırır. Türk’ün ve Kürt’ün ikna edilmesi konusunda önemli bir gelişme olur. Bizler bu mücadelede gerçekten ağır bedellerle bugünlere geldik. Bugün Türkiye’de HDP’siz bir siyasetin asla Türkiye’de iktidar olamayacağını herkes görüyor. Demokratik değişim isteniyorsa, halklarımızın ortak demokratik değerlerde buluşması isteniyorsa, bütün Kürt aktörlerin sesini dinlemek, düşüncelerini almak zorundalar. Bunun dışındaki yaklaşımlar asla ve asla başarılı olamaz. Kürt sorununu çözmek için önce Kürt halkının varlığını, kimliğini, geleceğini, statüsünü içselleştirmek lazım. Eğer bir siyasetçi Kürt halkının haklarını içselleştirmezse o sorunu asla çözemez.

    Zaman zaman muhataplık tartışması oluyor. Muhatap kim? Muhatap halkımız ve halkımızın mücadelesini yürüten tüm aktörlerdir. Bu şekilde biz noktayı koyuyoruz. Elbette ki bugüne kadar mücadeleyi veren hiç kimsenin düşüncesi alınmadan sadece bir kesimle yürütülecek bir çalışmanın verimli olmayacağını herkesin bilmesi lazım.”
    “HALK İRADESİNE SAYGISIZLIĞIN BAŞLADIĞI YERDE DEMOKRASİ BİTER”

    Konferansta konuşan Eş Genel Başkan Mithat Sancar ise “Tartışmaların Kürt sorunu etrafında yoğunlaştığı bir dönemde bu konferansın anlamı büyüktür” diyerek şunları aktardı:

    Demokrasi sadece merkezi idarede kuvvetler ayrılığı ile sadece seçimle gerçekleşebilecek bir yönetim şekli değildir. Şüphesiz seçim ve halk iradesi demokrasinin vazgeçilmez şartıdır. Bunlar olmazsa diğer konuları konuşmanın gereği ve anlamı kalmaz. Halk iradesine saygısızlığın başladığı yerde demokrasi biter. İşte kayyım rejimi halk iradesini gasp etmenin en vahşi yöntemi olarak demokrasinin tümüne yönelik bir darbe olarak karşımıza çıktı ve Türkiye’de çöküşün en önemli adımı oldu. Türkiye’yi karanlık bir çukura sürükleyen gelişmelerin en kritik yerinde halk iradesini tanımayan, keyfi, tekçi anlayış yatıyor. Eğer bu anlayışı durduramazsak gelecekte de böyle olacaktır ama biz bu gidişatı durdurmaya kararlıyız. Demokrasiyi sağlam bir şekilde yerleştirebilmek için halk iradesine mutlak saygı, halkın denetimi ve halkın katılımı şarttır, bütün bunlar da yerelde başlar, ülkenin tümüne yayılır. Böyle olursa demokrasi gerçek anlamına kavuşur. Yerel demokrasi olmadan demokrasinin ülke genelinde kurulmasının anlamı yoktur. Çünkü yerel demokrasi halkın iradesinin en somut yansıdığı alandır.

    Tekçiliğe, zorbalığa karşı halkın iradesinin etkili hayata geçmesi gerekiyor. Eğer erkleri, iktidarı, merkezde toplarsanız keyfilik, yolsuzluk, soygun, talan, yozlaşma kaçınılmazdır. Kuvvetleri devlet içinde birbirinden ayırmak yetmiyor, merkezin yetkilerini yerele devredeceksiniz. Yerele yetki devrini genişlettikçe, yerel yönetimlerin kaynaklarını güvence altına aldıkça demokrasiyi sağlam bir temele oturtmuş olursunuz. Bunun en güçlü ve kararlı savunucusu da HDP’dir. O nedenle diyoruz ki Türkiye’nin demokratik geleceği yerel demokrasiden bağımsız düşünülemez.

    Kayyım rejiminin en az 3 alanda büyük tahribatları var. Birincisi kültürel asimilasyondur. Kayyım halk iradesini gasp ederken kimliğini de talan ediyor. Kültürel asimilasyonun yani 100 yıllık planların en ağır uygulamasını kayyım rejimi oluşturuyor. Kayyım rejimi aynı zamanda siyasal asimilasyon yöntemidir. Çünkü Kürt halkını kendi iradesini kullanabilen bir özne olmaktan çıkarmayı ve siyasal hayatına yabancılaştırmayı hedefliyor. Kürt halkının kendi olarak var olma, kendi ilkeleri ile siyasal temsiliyet oluşturma imkanlarını ortadan kaldırmak istiyor. Kürt halkını iradesiz, başka partilere dağıtılmış, etkisiz bir topluluğa dönüştürme operasyonunun en önemli aracıdır.

    Bir asimilasyon da ahlaki asimilasyondur. Yani yozlaştırma politikalarıdır. Gençlerimizi toplumumuzu, kendi değerlerinden koparma uygulamalarının en sinsi şekilde hayata geçirilmesinin modelidir. Yolsuzluklar, halkın kaynaklarının talanı, gençliğin başta uyuşturucu olmak üzere kendi kişiliğinden ve toplumundan koparılmasının bütün yöntemlerini hayata geçirdiler kayyımlar. Kayyım rejimine karşı mücadele ahlaki asimilasyon ve yozlaşmaya karşı değerlerimizi savunma mücadelesidir.”

    “HER KESİME, HER İNANCA EŞİTLİĞİ GETİRMEK İÇİN YOLA ÇIKTIK”

    “Herkes yarın açıklayacağımız deklarasyonu bekliyor. Bu deklarasyonda neler yer alacağına dair ipuçları vermek istemiyorum. Beklesinler yarın Türkiye’nin bütün halklarına duyuracağız. Orada yer alan bir özü tekrar etmekte sakınca yoktur. Biz bu ülkede her kesime özgürlüğü ve demokrasiyi, her inanca eşitliği getirmek için yola çıktık. Bütün halklar özgür ve bütün inançlar eşit olacak ve demokrasi bu ülkede sağlam bir şekilde kurulacak. Bu olmadan Türkiye’de aydınlığı yakalamak da yeni bir başlangıç yapmak da mümkün değildir. HDP bütün baskılara, bütün oyunlara, kara propagandaya ve psikolojik savaş yöntemlerine rağmen ilkelerinden asla vazgeçmedi, mücadelesinden taviz vermedi, bedel ödemekten geri durmadı.

    Biz programlarımızı kimseye kayıtsız şartsız kabul edilmek üzere dayatıyor değiliz. Toplumun bütün kesimleri ile müzakere istiyoruz. Türkiye’de demokrasiye giden yol, müzakere ve diyalog, katılım ve toplumsal meşruiyetten geçiyor. HDP bunun en etkili önerilerini sunuyor. Yarın da temel mesajımız bu olacak. Hedefimiz bu, müzakere istiyoruz. Müzakereyi çıkarınca siyaset kalmaz, sorunları silahla, şiddetle, savaş politikaları ve güvenlikçi anlayışla değil müzakere diyalog ve en geniş toplumsal mutabakatla çözmek istiyoruz. Türkiye’nin tüm sorunlarını çözmeye talibiz. HDP olmadan bu ülkeye demokrasiyi, barışı, eşitliği özgürlüğü getirmek mümkün olmayacaktır. Müzakere kanalları yerleştikçe, diyalog sürekli hale geldikçe bunu Türkiye’nin bütün halklarına anlatabileceğimizden hiçbir şüphe duymuyoruz.”

    “HDP ÇÖLDE BİR VAHADIR”

    Yolumuza büyüyerek devam ediyoruz. Tüm engellemelere rağmen HDP büyüyor. HDP’nin büyümesi umudun büyümesidir, demokratik gelece inancın büyümesidir. HDP ayazda bir yaz güneşidir. HDP çölde bir vahadır. HDP tayfunda güvenli bir liman, karanlıkta güçlü bir ışıktır. HDP en karamsar dönemlerde halkların en büyük umududur. Bunu önümüzdeki dönemde hep birlikte, mahallede, sokakta, şehirlerde, meydanlarda, salonlarda anlatmaya devam edeceğiz. Müzakere yolunu genişlettikçe halkların demokratik iradesini, HDP’nin demokrasi güçleriyle oluşturacağı ittifakta çözüm gücü ve çözümün anahtarı olduğunu yakın zamanda hep birlikte göreceğiz.

    Çok acı çekildi, çok bedel ödendi ama unutmayın boşuna çekilmiyor bu acılar, boşuna ödenmiyor bu bedeller. Biz diyoruz ki Türkiye’nin başta Kürt sorununda demokratik çözüm ve barış olmak üzere bütün sorunlarını çözecek kadrolara, inanca ve inada sahibiz. O nedenle geleceği birlikte kurmak istiyoruz. Türkiye’ye aydınlık, özgür geleceği birlikte getirmek istiyoruz. Demokrasi diyoruz ille de demokrasi, barış diyoruz ille de barış ve eşitlik diyoruz ille de eşitlik. İnadın ve inancın insanlarına ve partisine ve buna yüzünü dönmüş ve buna umudunu bağlamış bütün insanlara yürek dolusu sevgi ve selam gönderiyorum. İnancınızı, inadınızı, umudunuzu HDP olarak boşa çıkarmayacağız. Birlikte yürüyeceğiz. Bu yol büyüyor, kervan genişliyor ve kapılar açılıyor.”

    PİRHA/ANKARA