Etiket: müze

  • Mut’un Köprübaşı Köyü’nde tarihe ışık tutan müzede tarihe yolculuk!-VİDEO

    Mut’un Köprübaşı Köyü’nde tarihe ışık tutan müzede tarihe yolculuk!-VİDEO

    PİRHA-Mersin Mut’un Köprübaşı Köyü’nden Şair Hüseyin Cılız, köyün cemevinde kurduğu etnografya müzesinin hikayesini PİRHA’ya anlattı. Küçük yaşlarından itibaren geçmişe dair objeler topladığını ifade eden Cılız, “Zamanla çoğaldı ve müzeye dönüştü” dedi. 

    Mersin’in Mut Köprübaşı köyünde bulunan Köprübaşı Cemevi’nin bir odasında Etnografya Müzesi bulunuyor. Tahtacı Alevilerin yüzyıllardır kullandıkları ev ve iş aletleri Şair Hüseyin Cılız‘ın çabalarıyla bir araya getirilip mütavazı bir müzeye dönüşmüş.

    Geçmişte kullanılan testerelerden, Sanatçı Musa Eroğlu’nun annesinin kullandığı takı kutusuna, 80 yıl önce cemlerde kullanılan bağlamaya kadar bir çok objeye ev sahipliği yapan Köprübaşı Cemevi Etnografya Müzesi’ne dair Şair Hüseyin Cılız, PİRHA’ya konuştu.

    Çocukluğundan itibaren geçmişte kullanılan objelere merakının olduğunu aktaran Cılız, “1987 yılından itibaren toplamaya başladım. İlk önce üç beş parçaydı. Evde büfeye yerleştirdim. Daha sonra evin kenarına şark köşesi yaptım. Daha sonra sığmaz olunca da bu cemevimizin odasını müzeye çevirdik. Çevre köylerin desteğiyle de müze gelişti. O gün bugündür bütün tarihi malzemeleri topluyoruz. Köyümüze gelen insanlar müzeyi ilgiyle geziyor, tarihe yolculuk yapıyorlar” dedi.

    Şair Hüseyin Cılız, müzenin tarihçesini paylaştıktan sonra, özenle koruduğu objeleri kameramıza anlattı.

    Diren KESER/MERSİN

  • Halil Atılgan Toroslar Yörük Müzesi, sırtını Toroslar’a dayamış tarihi günümüze taşıyor -VİDEO

    Halil Atılgan Toroslar Yörük Müzesi, sırtını Toroslar’a dayamış tarihi günümüze taşıyor -VİDEO

    PİRHA-Mersin’in Tarsus ilçesine bağlı İncirgediği köyünde kurulan Halil Atılgan Toroslar Yörük Müzesi, geçmişin izlerini binlerce materyalle günümüze taşıyor. Müzede, plaklardan radyolara, ev gereçlerinden kitaplara, sabandan testilere kadar araç gereçler yer alıyor.

    Araştırmacı-Yazar Doktor Halil Atılgan, çocukluğundan itibaren plaklardan radyolara, ev gereçlerinden kitaplara, sabandan testilere kadar biriktirdiği binlerce materyali baba ocağında sergiliyor.

    Doktor Halil Atılgan, onlarca yıllık hazırlığı sonrası 2015 yılında restore edilerek müzeye dönüştürülen baba ocağında tarihi günümüze taşıyor.

    50 yılı aşan bir çalışmanın sonucu müzenin oluştuğunu ifade eden Doktor Halil Atılgan, “Geçmişten günümüze toparladım. Toparladığım bu materyalleri bir yerde sergilemem gerektiğini düşündüm. Ardından baba evini satın alarak projemi uygulamaya geçirdim. 2015 yılında Halil Atılgan Toroslar Kültür Sanat Evi olarak açılışını yaptık. 50 yıldır biriktirdiğim etnografik eşyaları burada sergileyerek geçmişle gelecek arasında çok güzel bir köprü kurdum” dedi.

    Müzede 2 binin üstünde bir objenin olduğunu vurgulayan Atılgan, müzenin ücretsiz gezilebildiğini belirtti.

    Müze çalışanı Kazım Mamuk da, Doktor Halil Atılgan’ın büyük emeği sonrası müzenin kurulduğunu belirterek, müzede yer alan tarım aletleri hakkında bilgileri paylaştı.

    Diren KESER/MERSİN

  • Taşucu Arslan Eyce Amphora Müzesi; geçmişten günümüze ışık tutuyor-VİDEO

    Taşucu Arslan Eyce Amphora Müzesi; geçmişten günümüze ışık tutuyor-VİDEO

    PİRHA- Taşucu Arslan Eyce Amphora Müzesi Türkiye’nin en zengin amforaya sahip müze konumunda. Müzeye dair bilgi veren Mustafa Devrim Eyce,  amforalar 40 yıl süre ile babası Aslan Eyce tarafından toplandığına işaret ederek, balıkçılık kooperatifinin vakfa dönüşme sürecini anlattı.

    Taşucu Arslan Eyce Amphora Müzesi, Mersin’in Silifke ilçesine bağlı Taşucu’nda antik dönem amforalarının sergilendiği bir müzedir. Taşucu Aslan Eyce Müzesi kooperatifçi ve gazeteci Aslan Eyce’nin başkanlığındaki vakıf tarafından kuruldu. Müzede çeşitli boy ve tipte 400 kadar amfora bulunurken, bu amforalar 40 yıl süre ile Aslan Eyce tarafından toplandı. Amforaların en eskisi MÖ 3200 en yenisi ise 1800 yılına aittir.

    Vakfın ve müzenin kurucusu 2018 yılında Hakk’a yürürken, vakfın yönetim kurulu başkanlığını Aslan Eyce’nin oğlu Mustafa Devrim Eyce yürütüyor.

    Müze ve vakıf hakkında PİRHA‘ya konuşan Mustafa Devrim Eyce, 1800’lü yıllarda Rum ticaret alanı içerisinde han olarak kullanıldığını aktararak, “Bin dokuz yüz altmış sekiz yılında da rahmetli babam ve arkadaşları tarafından kurulan Taçucu Balıkçılık Kooperatifi kurulduktan sonra bu bina alınıyor ve uzun yıllar Taşucu’daki balıkçıları örgütleyerek burada yurt içi ve yurt dışına balık satışı yapılıyor ve bin dokuz yüz doksan iki yılına kadar bu balıkçılık kooperatifi serüveni devam ediyor” dedi.

    Taçucu Balıkçılık Kooperatifi’nin daha sonra Taşucu Eğitim ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı’na dönüştürüldüğünü ifade eden Eyce, vakfın kurulmasının ardından balık satışı yapılan binanın müzeye dönüştürüldüğünü paylaştı.

    “ASLAN EYCE’NİN ÖZEL KOLEKSİYONU”

    Mustafa Devrim Eyce, müzeye dair şunları ifade etti:

    “Türkiye’de şu anda en zengin amforaya sahip bir müze konumundayız. Beş yüz elliye yakın amforamız var. rahmetli babamın da özel koleksiyonuydu. Daha sonra bu koleksiyonu vakfa bağışladıktan sonra Kültür Bakanlığı tarafından ‘Amfora Müzesi’ olarak tescilendi ve Kültür Bakanlığı tarafından restore edildi. Buradaki gördüğünüz ve milattan önce ve milattan sonraki döneme ait olan amforoların hepsi Ege Üniversitesi’nden Doçent Doktor Kaan Şenol ve ekibi tarafından kayıt altına alınıp kitap haline de getirildi.”

    “33 ÖĞRENCİYE BURS VERİYORUZ”

    Taşucu Eğitim ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın en önemli açılımlarından birinin de öğrencilere burs vermek olduğunu belirten Eyce, “Geçen sene yirmi öğrencimize burs verdik. Bu sene de öğrenci sayımızı otuz üçe çıkardık. Aynı zamanda müzede şair-yazar ve sanatçı dostlarımızı da davet edip etkinlikler yapıyoruz. Her yurttaşımızın buraya geldiği zaman müzemizi ziyaret etmesini arzu ediyoruz” diye konuştu.

    “BALIKÇILAR BALIK TUTAMADIKLARI ZAMAN AMFORA TOPLUYORLARMIŞ”

    Araştırmacı-Yazar Celal Necati Üçyıldız da, müzenin olduğu binanın ticari deponun yanı sıra meyhane olarak da kullanıldığını söyleyerek, “Bu bina balıkçılık kooperatifiydi. Aslan Eyce’de balıkçılık kooperatif başkanıydı. Balıkçılar balığa gidermiş. Balık bulamadıkları zaman denizin altında amfora bulurlarmış ve getirirlermiş. Aslan Eyce amforaları da satın alırmış. Balığı aldığı gibi ve onları topluyor, evinde ve zaman gelince de hayaldeki müzeyi gerçekleştiriyor” şeklinde konuştu.

    Diren KESER/MERSİN

  • AABK, sanal ‘Madımak Müzesi’ oluşturuyor, çalışmalar başladı

    AABK, sanal ‘Madımak Müzesi’ oluşturuyor, çalışmalar başladı

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Sivas Katliamı’nın 30’uncu yılı için katliama ilişkin belgelerin yer alacağı bir bilgi merkezi oluşturmayı amaçlayan sanal ‘Madımak Müzesi’ çalışmalarına başladı.

    Madımak Oteli’nde 33 aydın, yazar ve 2 otel çalışanının yakılarak katledildiği Sivas Katliamı’nın 29’uncu yıl dönümünde adalet arayışı sürüyor. Alevi kurumları başta olmak üzere birçok insan hakları savunucusu bugün 29 yıl önce katledilenleri anıyor. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ise toplumsal hafıza konusunda önemli bir çalışmanın startını verdi.

    2 Temmuz 2023 tarihinde tamamlanması öngörülen proje kapsamında, Sivas Katliamı’nın 30’uncu yılında katliam ile ilgili bugüne kadar yapılan çalışmalar, doktora tezleri, kitaplar, incelemeler ve dokümanlar bir web portalı üzerinde toplanacak. Proje kapsamında alevi kurumlarının yıllardır talep ettiği “Madımak Müzesi” de sanal müze olarak ziyarete açılacak. Yine katliamla ilgili hazırlanan belgesel film de Sivas Katliamı’nın 30’uncu yılında izleyici ile buluşacak.

    HEDEF ‘MADIMAK HAFIZA MERKEZİ’ KURMAK

    Projeyle ilgili detayları Gazete Duvar’dan Cihan Başakçıoğlu’na anlatan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Sekreteri ve Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya, çok yönlü proje için mart ayında çalışmalara başladıklarını dile getirerek, sözlerine şöyle devam etti:

    “Nisan’da Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu bünyesinde, konusunun uzmanlarınca tasarlanan disiplinler arası bir atölye tarafından, 2 Temmuz 2023 tarihinde tamamlanması öngörülen proje kapsamında, Belgesel Sinema Filmi, 3D Sanal Müze, Multi Medya Web Belgeseli, Dijital Sözlü Tarih Merkezi, Dijital Kütüphane gibi, 5 farklı dijital ürün hedefleniyor. 30’uncu Yıl Hafıza Merkezi iki dilli olarak bütün dünyada bu konuda çalışma yapmak isteyen araştırmacı, akademisyen, gazeteci ve sanatçıların kolayca erişebileceği, yeni eserler yaratabilmeyi teşvik edici dijital bir mekan olarak tasarlanıyor. Bu çalışma ile uluslararası internet ağında Madımak’ın dünyanın her yerinde öğrenilmesi sağlanacak. Proje çok kapsamlı ve dünyada ilk kez bu tarz bir çalışmaya örnek olacak.”

    Alevi hareketi olarak tam 29 yıldır Madımak Oteli’nin müze olması için mücadele ettiklerini hatırlatan Kılıçkaya, Sivas Katliamı ile ilgili yıllardır süren yargılama sürecine de değindi. Yargılamada halen sonuç alınamadığına dikkat çeken Kılıçkaya,  “Sivas Madımak Katliamı’nın firari sanıkları yönünden devam eden davanın 28’inci duruşması 22 Haziran günü Ankara 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme 29 yıldır, katliamın siyasi ve idari sorumlularının dinlenilmesi, yurt dışındaki firari sanıkların iadesi için yapılan yazışmaların dosyaya sunulması, firari sanıklar için kırmızı bülten çıkarılması gibi talepleri ısrarla kabul etmiyor. 29 yıldır halen bu işin faillerinin yakalanması bir yana, Madımak katilleri gereğince aranmıyor ve hatta yakalananlar Ahmet Turan Kılıç örneğinde olduğu gibi, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından affediliyor. Bizlerin, ailelerin ve kurumların dirençli duruşuna rağmen mahkemelerden bu konuya dair hiçbir sonuç alamamanın üzüntüsünü yaşıyoruz” şeklinde konuştu.

    Katliamın üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen, halen katillerin ellerini kollarını sallayarak dolaşmasını kabul etmediklerini vurgulayan Kılıçkaya, ”29 yıldır bu kişilerin adres tespitini bile yapamamışlar. Bu kadar teknolojinin geliştiği bir dünyada halen adres tespiti yapamayanların samimiyetsizliği ile karşı karşıyayız. Sivas Katliamı ile ilgili adalet arayışımız hiç olmadığı kadar kararlı bir şekilde devam ediyor. Madımak’ın hesabı mahşere kalmaz. 33 insanı diri diri yakanların iki elimiz iki yakasında olacak” dedi.

    ‘KAÇIŞ VE TESLİMİYETE KARŞI MÜCADELE DİYORUZ’

    Cumhuriyet öncesi ve sonraki dönemlerin en çok hırpalanan kesiminin Alevi toplumu olduğunu belirten Kılıçkaya, “Her dönem kumar Aleviler üzerine oynandı. Adeta fırsatı ganimete çevirmek isteyenler, yakma, yıkma, katletme aşkı ile Cuma namazlarından çıkıp Alevilerin bulunduğu alanlara, mahallelere saldırdılar. Bu durum, savaşı kazanan ve kaybeden taraflar yarattı. İşte bu durumda ağır bedeller ödeyen Aleviler hep kaybeden tarafta oldu” diye konuştu.

    Yalnızca Sivas Katliamı değil, tüm katliamlara karşı mücadeleyi sürdürdüklerini ifade eden Kılıçkaya son olarak şunları kaydetti;

    “Alevilere, “Güçle başetme” yöntemine başvurmayı dayatıyorlar. Devletin karanlık eli her seferinde Alevi düşmanı farklı toplumsal dinamikleri, kışkırtıyor ve destekliyor. Aleviler ya açıkça karşı koyuyor, bazıları bırakıp gidiyor, bazıları da içe dönüyor. Yani şu üç sonuç çıkıyor; mücadele, kaçış, teslimiyet. Alevi kurumları olarak ilkini tercih edip ‘mücadele’ derken, kendimize ait olana da sahip çıkıyoruz. Bunu yapmadığımız taktirde birbirimize yamalanmış gibi yaşarız. Madımak’ta, Çorum’da, Maraş’ta, Gazi’de, Dersim’de yaralarımızı iyileştirmeye çalışırken, paylaşarak acının hafifleyeceğini biliyoruz. Yakılarak yok edilmek istenirken küllerinden daha da güçlü çıkanlar olarak, bir daha aynı acıları yaşamamak adına, kayıplarımızı her yıl dostlarımızla birlikte anıyoruz. Bu yıl da 2 Temmuz’da binlerle yine Madımak’ın önünde olacağız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Tahtacı Alevilerin iki asırlık birikimi: Kırtıl Müzesi-VİDEO

    Tahtacı Alevilerin iki asırlık birikimi: Kırtıl Müzesi-VİDEO

    PİRHA- Tahtacı Aleviler, Edremit’ten İslâhiye’ye kadar köylerinde hem inançlarını hem de kültürlerini korumaya devam ediyor. Tahtacı Alevilerin, inançlarını ve kültürlerini korumaya çalıştığını belirten Halk Bilimi Araştırmacısı Celal Necati Üçyıldız, oluşturulan 3 müzeyle 2 asırlık kültürü yansıttıklarını ifade etti.

    Uzun süre dağlarda, ormanlarda çalışan, sonra yerleşik düzene geçen Tahtacı Aleviler, Edremit’ten İslâhiye’ye kadar köylerinde hem inançlarını hem de kültürlerini korumaya devam ediyor.

    Şehirleşmenin artmasıyla Tahtacı Alevi nüfusu köylerde azalsa da, çeşitli dernek ve vakıflar üzerinden örgütlenerek asimilasyona karşı direniyorlar.

    Özellikle köylerde yaşayan Tahtacı Aleviler hem inancını hem de geleneklerini yaşatıyorlar. Tahtacı Alevi inancını ve geleneğini sürdürmek adına bir grup araştırmacı, uzun uğraşlar sonucu Edremit’in Tahtakuşlar, İzmir’in Narlıdere ve üçüncüsü de Mersin’in Silifke ilçesine bağlı Kırtıl köyünde olmak üzere Tahtacı kültürünü yansıtan müze açtı.

    “2 ASIRLIK BİR KÜLTÜR MÜZEYE YANSIYOR”

    29 Ekim 2008 günü açılışı yapılan ve zenginleşerek bugüne kadar gelen Kırtıl köyü müze ve kütüphanesine dair, Halk Bilimi Araştırmacısı Celal Necati Üçyıldız, PİRHA’ya konuştu.

    Üçyıldız, üç müzenin ortak özelliğinin, üretim araçlarının aynı olması olduğunu belirterek, “800 km uzaklık bir şey değiştirmemiş. Geleneklerine sıkı sıkıya sahip çıkan, dağların kovuklarına da gitse, yasaklar da konsa kültürünü yaşamaya devam ediyor” dedi.

    İki asırlık bir kültürün müzeye yansıdığının altını çizen Üçyıldız, müzenin daha da zenginleşmesi için Tahtacılara çağrıda bulundu.

    Diren KESER/Erol KAMALAK/MERSİN

     

     

  • PSAKD Sivas Şube Başkanı Yıldırım: Madımak Oteli mutlaka müze olacak – VİDEO

    PSAKD Sivas Şube Başkanı Yıldırım: Madımak Oteli mutlaka müze olacak – VİDEO

    PİRHA – Sivas anmasının 26. yılında yapılacak anma için hazırlıklarını yapan PSAKD Sivas Şube Başkanı Hidayet Yıldırım,  anma için yasal süreçlerin tamamlandığını, anmaya katılımın yüksek olması için çalışmaların yapıldığını belirterek, Madımak Oteli’nin müze olması için mücadelelerine devam edeceklerini kaydetti.

    Sivas Katliamı’nın 26 yılında yapılacak anmalar için Sivas’da hazırlıklar tüm hızıyla devam ediyor. Sivas Katliamı’nda hayatını kaybedenleri 26. Yılında anacaklarını söyleyen PSAKD Sivas Şube Başkanı Hidayet Yıldırım, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için tüm yasal süreçlerini tamamladıklarını ve anmaya katılım yüksek olması için çevre köylerde çalışmalar yürüttüklerini belirtti.

    Madımak Oteli’nin utanç müzesi olması için mücadelelerinin devam edeceğini kaydeden Yıldırım, Madımak Oteli’nin müze olması halinde yönetiminin de PSAKD’ye verilmesini talep ederek, aksi takdirde türlü sorunların yaşanacağını belirtti. Yıldırım, Otelde ismi yazılı olan gericilerin isimlerinin şilinmesi için de mücadele ettiklerini vurguladı.

    “MADIMAK MUTLAKA MÜZE OLACAK”

    Madımak Oteli binasının yıkılacağına dair söylentilerin olduğunu söyleyen “Geçmişte de kültür merkezi yapacağız deyip etma komutasını kaldırıp ondan sonra kültür merkezi yapıp iki katlin ismini de oraya ilave ettikleri gibi Alevilerin de asimile olmuş tayfasının etkileriyle orasını yıktıktan sonra parka çevirip bizim istemediğimiz birşey yapabilirler. Eğer orası yıkılacaksa da yıkma işini de arsayı da bize versinler, bunu biz yaparız. Yoksa oranın bizim istediğimiz şekilde olmayacağını biliyoruz.

    Görüşmelerimizde bunu dile getiriyoruz. Madımak mutlaka müze olacak, o iki katilin adı silinecek ve 33 canımızın heykeli orada yaşayacak.”

    Son olarak PSAKD Sivas Şube Başkanı Hidayet Yıldırım, Sivas anmasına çağrıda bulundu.  Cebrail ARSLAN-Kamil Murat DEMİR /SİVAS

     

     

  • Binlerce kitap, fotoğraf ve belge Dersim’de kütüphanede buluşacak

    Binlerce kitap, fotoğraf ve belge Dersim’de kütüphanede buluşacak

    PİRHA – Dersim’in tarihine, kültürüne, inancına ilişkin yayın yapan Munzur Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Yazar Mesut Özcan, Dersim’de özel bir sanat, edebiyat ve tarih kütüphanesi ile müze kuruyor.

    Munzur Dergisi kurucusu, yayın yönetmeni araştırmacı yazar Mesut Özcan, Dersim’in tarihini yansıtacak belgeler, fotoğraflar ve kitaplarla kütüphane ile müze kuruyor.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Mesut Özcan, “Dersim tarihiyle, Dersim kültürüyle ve inancıyla ilgili birçok belge, kitap, fotoğraf ve ses kaydı yok oluyor bu yüzden bunları bir merkezde toplayalım istedik. Ve bundan 5 yıl önce Munzur Dergisi’nin yönetim yerini Dersim’e taşıyarak bu ailelere ulaştık ve ellerindekini bize bağışlamalarını, bağışladıkları her türlü belge resim, kitapların Dersim’de kurulacak müze ve kütüphanede yaşatılacağını, korunacağını ve kütüphaneye gelecek herkese ücretsiz sunacağımızı söyledik. Kütüphane ve müze kurma hikayesi de böyle başladı” ifadelerini kullandı.

    15 BİNDEN FAZLA KİTAP, BİNLERCE FOTOĞRAF

    Bugüne kadar 15 binden fazla kitap bağışlandığını söyleyen Özcan, şunları kaydetti:

    “Bağışlanan kitaplar, insanların evlerindeki özel kitaplar ve fotoğraflardır. Bizde bu kitapları insanlardan alarak kütüphanemize taşıdık. Binlerce orjinal fotoğramız var. Bunların içinde Dersim 1937-38 yıllarına ait resimlerde var. Daha önceki yıllarda Dersim’in sosyal hayatına dair fotoğraflarda bulunuyor. Sadece 1937-38 yılına ait resimler yok, 1960, 1980 ve 2000 yıllara ait resimler de bulunuyor. Kütüphanemizde bine yakın not ve mektuplarda mevcut. Yapmak istediğimiz şudur; Dersim’de kendi coğrafyamızda sanat, kültür, tarih kütüphanesi kurmak ve bir de müze oluşturmaktır. Bu topladığımız orijinal şeyleri bir müzede sergilemek istiyoruz.”

    Kurulması halinde Dersim’de bir ilk olma özelliği taşıyacak olan müze ve kütüphane fikri, Dersimli yurttaşlar ve yazarlar tarafından olumlu karşılandı.

    PİRHA/DERSİM

  • Gülsüm, Handan ve Gülender’in heykelleri yapılacak-VİDEO

    Gülsüm, Handan ve Gülender’in heykelleri yapılacak-VİDEO

    PİRHA PSAKD’nin yapmış olduğu 2 Temmuz Sivas Şehitleri Müze’si için Gülsüm Karababa, Handan Metin ve Gülender Akça’nın heykeli yapılacak. Bunların yapımını üstlenen CHP Avcılar Belediye Başkanı Handan Toprak, “Biz sanatı sanatla yaşatmaya, inancın ve ideolojinin hiçbir şekilde yok edilemeyeceğini, buradan bu mesajı geleceğe evrensele taşıyarak sürdürmüş olacağız” dedi. 

    2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenlerden Sivas şehidi Asım Bezirci’nin, 3 aylık ortak çalışması sonucu yapılan heykelinden sonra Madımak Müze Komitesi’nin daveti üzerine Gülsüm Karababa, Handan Metin ve Gülender Akça’nın heykelinin yapımını üstlenen Avcılar Belediye Başkanı Handan Toprak ve CHP örgütlemeden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya PSAKD Genel merkezine bir ziyaret gerçekleştirdi.

    PSAKD Genel Merkez binasında biraraya gelen ve aralarında ABF Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin, PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan ve MYK, GYK üyeleri, CHP örgütlemeden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, bir önceki dönem CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlı Aka, Avcılar Belediye Başkanı aynı zamanda Gülsüm Karababa’nın Kuzeni Handan Toprak ve 2 Temmuz aileleri katıldılar. Kısa bir değerlendirme toplantısından sonra 2 Temmuz Şehitleri Müze bölümüne geçilerek burada bir açıklama gerçekleştirildi.

    Açılış konuşmasını yapan Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Sivas Katliamı’nın üzerinden 25 yıl geçtiğini belirterek, 2 Temmuz Şehitleri Müzesi için Asım Bezirci ile birlikte somut adımların atıldığını söyledi. Karababa, Avcılar Belediye Başkanı Handan Toprak’a sunduğu katkılardan dolayı teşekkür etti.

    “EN KIYMETLİ SANATÇILAR, CUMHURİYETİN KURULDUĞU YERDE KATLEDİLDİ”

    Avcılar Belediye Başkanı aynı zamanda Gülsüm Karababa’nın kuzeni olan Handan Toprak da kısa bir konuşma yaptı. Toprak, “Sanatı sanatla yaşatan inancı ve ideolojisini yüz yıllardan beri sürdürmenin en önemli temsilcilerinden biri olan Pir Sultan Abdal’ın anma etkinliğinde Sivas’ta Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği en kıymetli sanatçıların olduğu bir yerde  cumhuriyetin kurulduğu yerde yok edilmek için bir katliam gerçekleştirdi” dedi.

    “SANATLA TAŞINAN HİÇ BİR İDEOLOJİ VE İNANÇ YOK EDİLEMEZ”

    Güzel bir girişimin yapıldığını, yapılan müzeyle sanatçıların başka bir sanat dalı olan heykelle yaşatılmasının ve sanatın hiç bir zaman yok edilemeyeceğini belirten Toprak, “Hayatlarını kaybetmiş olanların burada başka bir sanat dalıyla buluşmasını sağlamak, onlar için yapılabilecek en güzel şeyin yapılacak bir müzeyle, sanatla buluşmasını sağlayarak yaşatmak olacaktır ” diye konuştu.

    Toprak, inancın ve ideolojinin hiçbir şekilde yok edilmeyeceğini belirterek şunları söyledi:

    “Bu odaya girdiğim zaman ben sanki Asım Bezirci’yi görmüş gibi oldum. Heykeli o kadar güzel yapılmış ki; onlar hep yaşamaya devam edecekler ve sanatını sürdürmeye, kitabını imzalamaya, türkülerini söylemeye ve semahlarını dönmeye devam edeceklerdir. Kaybettiğimiz çok değerli sanatçıların değerlerin arasında benimde yakınlarım vardı. Gülsüm Karababa, Handan Metin ve Gülender Akça’nın heykelinin sorumluluğunu da alarak müzeye bundan sonra yapılacak olanları da, yapılacak her şeyi de beraber sürdürmeye devam edeceğiz. Biz sanatı sanatla yaşatmaya inancı ve ideolojinin hiçbir şekilde yok edilemeyeceğini, buradan bu mesajı geleceğe evrensele taşıyarak sürdürmüş olacağız. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum.”

    “KERBELA’YI YAŞAMAYA DEVAM EDİYORUZ”

    Daha sonra söz alan Gülsüm Karababa’nın annesi Sultan Karababa, “Bu halk olmasa biz buralara gelemezdik. Ama bu acı hiçbir acıya benzemiyor. Kerbela’dan beri aynı Kerbela’nın yaşadığını biz de aynı şekilde Kerbela’yı yaşıyoruz” dedi.

    “BU ACI HİÇ UNUTULMUYOR

    Sivas şehitleri aileleri olarak kimi zaman yalnız kaldıklarını belirten Karababa, Sivas davasının zaman aşımına uğradığının altını çizdi. Karababa, “Garda ölenler de benim çocuklarım, Hüseyin’in de, Yusuf’un da, Deniz’in de hepsinin de annesiyim. Hatta Pir Sultan’ın da annesiyim. Onunda bir annesi vardı, bu acı bambaşka bir acı hiç unutulmuyor” dedi.

    Handan Metin’in annesi Sultan Metin de duygusal anlar yaşadı. 25 yıl sonra Asım Bezirci ve kızı Handan Metin’in burada olduğunu söyledi. Metin, “Şu Allah’ın işine bak. İkisi de Sivas’ta ölüyor, burada resim çektiriyorlar, burada ikisi aynı masada. Asım Bezirci’yi gördüğümde canlı dedim. Handan’ım ölmedi yaşıyor.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Müze diye boşaltıldı, imam hatip yapıldı

    Müze diye boşaltıldı, imam hatip yapıldı

    Tarihi okul müze olacak diye boşaltılıp bir yıl boş bekletildikten sonra, imam hatip yapıldı. Söz konusu bölgede hali hazırda 6 tane imam hatip bulunduğu ortaya çıktı.

    İmam hatiplere ilgi olmamasına rağmen AKP iktidarı bu okulları çoğaltmaktaki ısrarını sürdürüyor. 3 imam hatip ortaokulu, 3 imam hatip lisesinin olduğu Giresun’da, Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi binası hülle yoluyla imam hatip lisesine çevrildi.

    1947 yılından bu yana faaliyetini sürdüren Kale Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, geçtiğimiz yıl alınan ani bir kararla boşaltıldı. Lise, başka bir mevkiye taşındı. Henüz eğitim-öğretim yılı sona ermeden ve öğrencilerle velilere bilgilendirme dahi yapılmadan gerçekleştirilen bu acele taşınma, o günlerde tepkilere neden olmuştu. Yapılan açıklamalarda, tarihi binanın ‘Kent Müzesi’ne dönüştürüleceği bildirilmişti.

    AYNI BÖLGEDE 6 İMAM HATİP OKULU VAR

    Sözcü’nün haberine göre 1 yıl boş bekletilen tarihi binaya, söylenenin aksine Kent Müzesi yapılmadı. Kent Müzesi olacağı beklenen ve bir yıldır boş olan tarihi binaya, Hurşit Bozbağ Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi tabelası asıldı. Hurşit Bozbağ Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin daha önce kullandığı bina ise Hurşit Bozbağ İmam Hatip Ortaokulu’na dönüştürüldü. Giresun merkezde halen üç adet imam hatip ortaokulu, bir adet kız Anadolu İHL, bir tane erkek Anadolu İHL ve bir tane de İHL bulunuyor. (HABER MERKEZİ)

  • Trabzon Ayasofya Müzesi’nin cami yapılmasına karşı mahkemeden önemli karar

    Trabzon Ayasofya Müzesi’nin cami yapılmasına karşı mahkemeden önemli karar

    Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilen ve camiye çevrilen Trabzon’daki Ayasofya Müzesi’ne ilişkin mahkemeden önemli bir karar çıktı. Trabzon İdare Mahkemesi’nin bilirkişi raporlarını dikkate almayarak reddettiği davada, Mimarlar Odası’nın itirazı kabul edildi ve projelerin onayına ilişkin Koruma Kurulu kararı üst mahkemece iptal edildi.

    Trabzon’daki Ayasofya Müzesi’nin cami olarak kullanılmasına dönük projelere karşı başlatılan yargı sürecinde önemli bir karar çıktı.

    Mimarlar Odası tarafından 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na, Koruma Yüksek Kurulu İlke Kararlarına ve altına imza atılan uluslararası koruma ilkeleri arasında yer alan Venedik Tüzüğü’ne aykırı idari işlem ve kararlara ilişkin Trabzon İdare Mahkemesi’nde açtığı fakat bilirkişi raporları dikkate alınmayarak reddedilen davaya ilişkin itiraz bir üst mahkemede görüşüldü.

    İtiraz üzerine durumu değerlendiren ve kararını açıklayan üst mahkeme, müzenin cami olarak kullanılmasına dönük İl Koruma Kurulu’nun onayladığı projeleri iptal etti.

    “EN UYGUN ÇAĞDAŞ KULLANIM ŞEKLİ MÜZE”

    Kararın ardından TMMOB Mimarlar Odası tarafından karara ilişkin yapılan yazılı açıklamada şunlar belirtildi:

    “Ülkemizin kültürel çeşitliği ve zenginliği bakımından önem taşıyan, bölgenin ve Trabzon’un geçmişinde önemli bir yere sahip anıtsal yapı için en uygun ve çağdaş kullanım şekli müze olarak varlığını sürdürmesidir.

    DUYARLI KESİMLERE VE SORUMLULARA ÇAĞRI

    Bu bağlamda Mimarlar Odası olarak; insanlığın mirası olan tarihi eserin sanatsal ve simgesel değeriyle korunarak ziyaretçilere açık olması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz. Mahkeme kararının uygulanarak yapının yeniden müze işlevine kavuşturulması, kültür mirasının korunması için duyarlı tüm kesimleri ve sorumluları harekete geçmeye çağırıyoruz. Sahip olduğumuz mesleki uzmanlık kapsamında, zarar gören mimari ve kültürel mirasın korunması için katkı ve yardımlarımızı sunmaya hazır olduğumuzu değerli kamuoyumuzla paylaşıyoruz.”

    NE OLMUŞTU?

    İnşa edildiği 13. yüzyıldan günümüze kadar özgünlüğünü koruyan yapı, 1964 yılında müzeye dönüştürüldü. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 2013 yılında Kültür Bakanlığı’na açtığı dava sonucunda ise müzenin kontrol ve idaresi Trabzon Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne geçmiş, bu tarihten itibaren de müze cami olarak kullanılmaya başlanmıştı.

  • Geçmişi gelecek ile buluşturan köy müzesi-VİDEO

    Geçmişi gelecek ile buluşturan köy müzesi-VİDEO

    PİRHA- Sivas Divriği’ye bağlı Çamşıh Köyü’nde bulunan Hüseyin Abdal Cemevi’nde geçmişte kullanılan ev ve süs eşyaları, tarım aletleri ve fotoğraflardan bir etnografya müzesi oluşturuldu.

    HABERİN VİDEOSU

    Sivas Çamşıh Hüseyin Abdal Cemevi’nin içinde yer alan köy müzesine ilişkin Sivas Çamşıhı Hüseyin Abdal Dernek Başkanı Gazi Orhan Türkyılmaz ile konuştuk.

    “Toplumlar kültürleriyle yaşarlar” diyen dernek başkanı Gazi Orhan Türkyılmaz, yörede geçmişte dedelerinin kullandıkları ev, tarım, süs eşyalarını uzun bir süre toplayarak köy müzesi oluşturmuş.

    1992 yılından bu yana 8 yıllık bir çalışmanın ürünü olan bu müzeye ilişkin Türkyılmaz, “Bizden sonra gelen çocuklarımıza, torunlarımıza, dedelerinin yaşamlarıyla ilgili hem bilgilendirme hem de kültürlerine sahip çıkmak amacıyla yola çıktık. Ve bu müzeyi bu çevrede topladığımız eşyalarla oluşturduk. Burayı daha sonra yapısal olarak değiştirerek çok daha düzenli hale getireceğiz ve bizden sonra gelenlere emanet edeceğiz” dedi.

    KULLANILMAYAN TÜM EŞYALAR MÜZEDE

    Müzedeki pek çok eşya artık günümüzde kullanılmıyor. Türkyılmaz, bunları bir araya getirirken yaşadığı zorlukları şöyle anlattı:

    “Halen kullanılan eşyalar çok az. İnsanlar güven duydukları yerlere her şeyini feda ederler. Alevi toplumu da zaten böyle bir güven duygusunu aldığı zaman gerektiği şekilde sana yardımcı olur. Biz onlara müze yapacağımızı ve eşyalarının kaybolmayacağını söyledik. Onlarda evlerindeki çatılarında, yıkılan binalarında ne varsa getirdiler burada böyle bir şey hazırladık ve topluma sunduk.”

    EVDEN KAÇARKEN GÖTÜRDÜĞÜ VALİZ, BEŞİK, YAYIK…

    Türkyılmaz sözlerini şöyle sürdürdü:

    Tarımla uğraşmak zor. Bunlar birçoğu insan ve hayvan gücüyle yapılan alet ve edevat. İnsanlar artık daha rahat ve daha kolay, çabuk ve üretimi hızlı olan şeylerle uğraşıyor. Dolayısıyla bunların işlevliği kalmadı. Ve tarımda modern yapılıyor artık. Şu anda köylerimizin adı köy ama modern şehirdeki yaşantısının aynısını uyguluyor. İşte tavuğu yok, ineği yok, yumurtayı çarşıdan alıyor, sütü, yoğurdu çarşıdan alıyor. Dolayısıyla köy yaşamı da bitmiş. İnsanlar sadece yazdan yaza buraya eğlenmeye, gezmeye, hava almaya, suyundan, havasından yararlanmaya geliyor. Yoksa tarımsal bir kalkındırmayla herhangi bir ilgisi yok.”

    Müzede bulunan eşyalardan biri de Türkyılmaz’ın 1964’de evden kaçıp annesine, ‘Senin davarını yaymayacağım, okuyacağım’ diyerek yola çıkarken aldığı valizi. 1964’den beri sakladığı tahta valiz şimdi müzenin bir parçası. Müze de valizin yanı sıra kardeşinin beşiği, annesinin yayığı da bulunuyor.

    GÖTÜRÜLMESİN DİYE TEL ÖRGÜLER ARKASINDA

    Müzedeki eşyalar tel örgüler arkasında. Nedeni ise insanların dedelerinden kalan eşyaları alıp evlerinde saklamak istemeleri. Türkyılmaz, “Burada olan hiçbir şey satılık değildir. Burası derneğimize ait bir etnografya müzesi” dedi.

    RESİM ARŞİVİ DE BULUNUYOR

    Eşyaların yanında bir de bu yörede yaşamış büyüklerin resim arşivi bulunuyor.

    Türkyılmaz sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Çamşıhı belki bilmeyenler için 15-20 köyün bir arada bulunduğu yörenin tamamına Çamşıh denir. Bu resimler oradaki her köyün kendi büyüklerine ait. Bu resimlerin kaybolmasını istemedik. Burada oluşturduğumuz köşede halkın görseline sunduk. Divriği’deki ilk köy okulu Çamşıh Şahin Köyü’nde kurulmuş. Bunun yanında 1972’de ilk defa Divriği’nin köylerindeki ortaokulu da. Eğitim bu yörenin birinci tercihi.”

    Semra ACAR /Sevim KAHRAMAN

    SİVAS

  • Elbistan Toprakhisar Köyü’nde tarih kokan ev-VİDEO

    Elbistan Toprakhisar Köyü’nde tarih kokan ev-VİDEO

    PİRHA – Üç kuşağa ev sahipliği yapan, eski yayıktan çakmağa, elli yıllık el işlemesi halılardan bakır tabaklara kadar çok sayıda eşyanın bulunduğu ev müze özelliği taşıyor. Yazın bu evde kalan Tacim Yıldız, eskiden kalan hiçbir şeyi atmamış. “İçinde büyüdüğüm, yokluk çektiğim bu evin o tarihini yaşatmaya çalıştım” diyor.

    Haberin videosu

    Maraş Elbistan’a bağlı Toprakhisar Köyü’nde Mehmet ustanın yaptığı konak ve içindekiler adeta müze özelliği taşıyor. Eskiden köylerde kullanılan eşyaların bir araya getirildiği ev, 1958 yılından bu yana gelecek kuşakları ağırlamaya devam ediyor.

    Şimdilerde çocukları ile birlikte yazın bu evde kalan Tacim Yıldız, eskiden kalan hiçbir şeyi atmamış. “İçinde büyüdüğüm, yokluk çektiğim bu evin o tarihi yaşatmaya çalıştım” diyor.

    KAYBOLMAYA YÜZ TUTMUŞ EŞYALAR

    Yıldız, Mehmut usta ile birlikte babası, amcaları ve birkaç komşusu ile yaptıkları bu evi gelecek kuşaklara aktarmak istediğini söylüyor. Yıldız sözlerini şöyle sürdürüyor:

    “Yarın benim torunlarım, eşim ve dostum geldiğinde bu ne dediklerinde onlara tüm bunları anlatmak istiyorum. Benim yaşıtlarım zaten benim yaşadıklarımı biliyor. Ben geçmişine sahip çıkan birisiyim. Evin içinde olan eski yıllara ait bu tarih niteliğindeki eşyaların bir kısmı bana ait bir kısmını arkadaşlarım getirdi bir kısmını ise para ile satın aldım. Çünkü bunlar kaybolmaya yüz tutup unutuluyor. Bunları götürüp karşılığında alüminyum ve naylon eşyalar alıyorlar. Ancak ben bunları ileriye taşımak ve geçmişimi anlatmak için toplayıp sakladım. Herkes para buldu. Herkes ayrı ortamlara gitti. Ancak herkes isteyerek gitmedi. Çünkü kimse memleketine hasret kalmak istemez. Ama para her şeyi yaptırdı.”

    “TEKNOLOJİ İŞ GÜCÜNÜ AZALTIYOR FAKAT ÇOK ŞEYİ DE GÖTÜRÜYOR”

    Günümüzde teknolojinin etkisi çok fazla. Eskiden radyolar varken şimdilerde bilgisayarlar, telefonlar bütün ihtiyaçlara cevap veriyor. Tacim Yıldız da teknolojinin insanın iş gücünü azaltığını ancak çok şeyini de götürdüğünü düşünüyor. Bunu da şu cümlelerle dile getiriyor:

    “Eskiden bir radyomuz vardı. Onu da rahmetli Tacim Amcam getirdi. Akülüydü ama biz bilmiyorduk. Ondan sonra pilli radyolar çıktı ve eski radyolar atıldı. Plaklar ve gramofonları yaşlılar getirir çalardı. Eskiden köy evlerine toplanır Mustafa Yıldız adında bir amcamız vardı ve hafızası çok güçlüydü. O gelince herkes ona ‘Mustafa ajanslarda ne var’ diye sorardı. Rahmetlik Mustafa Yıldız amcam her şeyi birebir anlatırdı. Ancak şimdi her şey değişti. Şimdi bilgisayarlar çıktı radyolar gitti. Bence teknoloji insanın iş gücünü azaltarak çok şeyini götürdü.”

    “ATAMIN YURDU DİYE YIKMADIM”

    Üç kuşağa ev sahipliği yapan ve müze özelliği taşıyan evde doğan ve yaşamını sürdüren hakikatçi Tacim Yıldız evle ilgili anılarını anlattı.

    “Eskiden marangoz filan yoktu keser ve bıçkı ile evin üstleri yapılırdı. Bu ev atamın yurdu diye yıktırmadım. Bu evde babamın, annemin, dedemin ve amcamın anıları vardı. Yoksa yıkıp beton ev yapabilirdim. Şimdi torunum ve gençler geldiğinde amca bu evdeki eşyalar kokuyor diyor. Evdeki eşya ve halılar bakır ve yünden oluştuğu için kokmak zorunda. Çocuk kokuyu görmemiş bilmiyor. Ama benim için fark etmiyor. Çünkü ben burada kalkıp burada oturuyorum ve yatıyorum. Bağı bu şekilde kurmak istiyorum. Bazı gençlerde gelip resim çekiyor ve hayran kalıyor.”

    ESKİ YAYIKTAN ESKİ ÇAKMAĞA KADAR ÇOK SAYIDA ESKİ EŞYA 

    Evde, eski tahta yayık, elli yıllık el işlemesi halılar, 70-80 yıllık yastıklar, eskiden cam, pencere yapmak için rende, halı yapma makinası, fotoğraf makinası, eski çakmak, eski kapı kilidi gibi bir çok eşya bulunuyor.

    Semra ACAR/Sevim KAHRAMAN

    MARAŞ

  • Öğrencisizlikten müze haline gelen okul-VİDEO

    Öğrencisizlikten müze haline gelen okul-VİDEO

    PİRHA- Bir zamanlar tebeşir kokan, kapısında çocukların şen kahkahalarının duyulduğu okul 6 yıldır öğrencisiz idi. Şimdilerde yine öğrencisi olmasa da 50 yıl öncesinden günümüze çocukların karneleri ve yaptıkları işlerinin bir araya getirildiği okulda geçmişin tozlu sayfaları açıldı. Sivas’ın Davulalan Köyü’nde 51 yıllık bir okul geçmişi müze haline geldi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Çeşitli nedenlerle birçok Alevi köyünde yaşanan-yaşatılan göç nedeniyle geçmişte yaşam kokan mekanlar ya harabeye dönüyor ya da Davulalan köyünde olduğu gibi hala bağlarını koparmamış olanlar tarafından yeni bir çehreye kavuşturuluyor.

    Davulalan Köyü Sosyal Eğitim Vakfı tarafından 1960’da başlayıp 50 yıldan fazla eğitim hizmeti veren Davulalan İlköğretim Okulu müzeye dönüştü. 51 yıl boyunca okulda çekilmiş fotoğraflar, yapılmış ödevler, alınmış karneler gün yüzüne çıkartıldı. Yıllar önceki fotoğrafları ve çocukluk anıları ile karşılaşan köy sakinlerinin mutluluğu gözlerinden okunuyor. Bu çocuklardan biri de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Gani Kaplan. Müze haline dönüştürülen okulu görmeye gelenlerle dünü bugünü konuştuk.

    Ankara’da yaşayan Devran Batır, 1993’de dernek olarak kurulan ve 1997 yılında vakıf olarak faaliyetlerine devam eden Davulalan Köyü Sosyal Eğitim Vakfı üyesi. Köye yönelik projeleri 300 üye ile birlikte yürüttüklerini vakfın bir çalışması da bu müze.

    KÖYÜN ORTAK YAŞAM ALANI

    Davulalan İlköğretim Okulu’nun müzeye dönüştürme fikrinin nasıl oluştuğunu şöyle anlatıyor Batır:

    “1960 yılından 2011 yılına kadar eğitim sürdü. 2011’den sonra taşımalı eğitime geçildi ve burası da harabeye döndü. Buradan her geçişimizde bizi üzüyordu. Köylülerimizden ve üyelerimizden bu yönde talepler geldi. Bizden önceki yönetim projelendirmiş, burayı restore etmeye karar verdik. Davulalan Köyü eğitim ve tarih müzesi olarak tasarlandı. Burası köyün ortak yaşam alanı. Eskiden köylerde harman yerleri vardı. Artık o alanlar yok oldu. Bu okul aynı zamanda öyle bir ihtiyacı da karşılamış olacak.”

    51 yıllık anıların bir araya getirildiği okul köylülerin ortak anılarını birleştirmiş. Batır, “Eğitim hayatını burada tamamlayanlar çok duygulandılar” diye tanımlıyor müzenin köy halkında yaşattığı hissi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Gani Kaplan da ilkokul beşe kadar bu okulda okumuş. Müze olan okulu gezerken denk geliyor ve Kaplan’ın aldığı notlar, çocukluk fotoğraflarına bakıyoruz. “Çok dayak da yedik bu sınıflarda” diyor.

    EĞİTİM İÇİN KÖYDEN GÖÇ ETMEK ZORUNDA KALDI

    “Buralar cıvıl cıvıldı. Bir dönem 6 öğretmenin olduğu bir okuldu burası” diyen Kaplan şimdi ise okulun öğrencisizlikten müze haline geldiğini söylüyor.

    Herkes bir nedenden köyünden göç etmek zorunda kalmış. Kaplan ve diğer köylülerin göç nedeni ise eğitim. Kaplan, “Buralar doğduğumuz yerler, buraya gelince toprak bize gülümsüyor. Bizler zorla göç ettirilmedik bu coğrafyadan eğitim için göç etmek zorunda kaldık. Türkiye coğrafyasının çok büyük bir bölümünde zorla göçe tabi tutulan, köyleri yakılıp, yıkılan köylerimiz var. Bu köye geldiğimde onları çok daha iyi anlıyorum” diyor.

    “O GÜNKÜ EĞİTİM BUGÜN LİSELERDE VERİLMİYOR”

    İlkokul eğitimini bu okulda tamamlayan Kaplan döneminde aldığı eğitimin oldukça kaliteli olduğuna da şu sözlerle değiniyor:

    “140 öğrenci vardı, birleştirilmiş sınıflarda okuyorduk. Birleştirilmiş sınıflarda okumamıza rağmen ilk beşe kadar verilen eğitim, bugün liselerde verilmiyor. O zaman ki öğretmenler mesleğini öğretmek için eğitilmiş öğretmenlerdi. Eski köy enstitüleri devamı olan öğretmen okullarından gelen öğretmenlerdi. Bize tarımı, çiftçiliği her şeyi burada öğrettiler. İlkokulda yaptığımız deneylerle elektrik üretimini bile öğrendik. Büyük bir proje olsaydı köyde kendi elektriğimizi üretecek hale gelmiştik. Basit buhar makinesiyle dinamoyu döndürüyordu o da elektriği üretiyordu.”

    “DEVLET ÖĞRETMEN YETİŞTİREN KURUMLARA ACİL DÖNMELİDİR”

    70’li yıllardaki eğitim sistemini şimdiki eğitim sistemi ile karşılaştıran Kaplan büyük bir uçuruma dikkat çekiyor. Şimdiki eğitim müfredatının o yıllardaki eğitimin çok gerisinde olduğuna dikkat çeken Kaplan sözlerini şöyle sürdürüyor:

    O dönemlerde çok çeşitli dersler vardı. Tarım dersleri vardı, yurttaşlık bilgisi dersleri vardı, deneye dayalı fen bilgisi dersleri vardı. Şimdi ise 60’lı 70’li yılların eğitim sisteminin çok gerisindeyiz. Son zamanlarda hükümetin tasarı olarak karşımıza getirdiği eğitim sistemine baktığımız zaman, tamamen bilimsellikten uzak, dinci temellere dayalı bir eğitim sistemi var. Bu sistemde zamanla bizleri Araplaştırmaya çalışıyor. Bu devlet öğretmen yetiştiren kurumlara acil dönmelidir. Şimdi ezberci bir sistem var. Test sistemi eğitim sisteminin çöküşüdür.”

    Sevim KAHRAMAN/Semra ACAR

    SİVAS/DAVULALAN

  • Tarihi Taş Mektep imam hatip mi olacak?

    Tarihi Taş Mektep imam hatip mi olacak?

    Büyükada’daki tarihi Taş Mektep’in, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne Büyükada İmam Hatip Ortaokulu olarak kullanılmak üzere gizlice tahsis edildiği ortaya çıktı.

    Cumhuriyet’in haberine göre, Büyükada’daki tarihi Taş Mektep’in, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne Büyükada İmam Hatip Ortaokulu olarak kullanılmak üzere gizlice tahsis edildiği ortaya çıktı. Müdürlük tarihi bina üzerinde hiçbir restorasyon ya da yenileme çalışması yapmayınca İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) binayı geri aldı. Taş Mektep’e şimdi ne olacağı belirsiz.

    MÜZE OLACAKTI

    Yaklaşık 150 yıllık binanın mülkiyeti İBB’ye ait. Bina 2005’te, Adalar Belediyesi’ne “müze ve sergi sarayı olarak kullanılmak üzere” 10 yıllığına tahsis edildi. Adalar Vakfı, Adalar Müzesi’nin kurulması ve binanın restorasyonu için talip oldu. Adalar Belediyesi’yle proje yaptı. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti (AKB) Ajansı 2009’da projeyi kabul etti ancak protokolün imzalanması daha sonraya bırakıldı. Bu sırada İBB ise Adalar Belediyesi’ne yaptığı tahsisi iptal etti. İBB, tarihi binayı 11 Şubat 2010’da da “Fiziksel Engelliler Rehabilitasyon Merkezi” kurulması amacıyla beş yıllığına Milli Eğitim Müdürlüğü’ne tahsis etti.

    İBB’nin önceki gün gerçekleşen meclis oturumuna tarihi binayla ilgili tartışma yaratacak bir rapor geldi. Raporda, binanın, İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü adına 25 yıllığına bedelsiz olarak Büyükada İmam Hatip Ortaokulu yapılmak üzere 2015 yılında tahsis edildiği belirtildi. Restorasyon, restitüsyon ve rölöve çalışmalarının bu tarihe kadar tamamlanması gerektiğine dikkat çekilen raporda, tarihi binanın 2 yıl boş kalması ve kulanılmaması halinde tahsisin iptal olacağı anlatıldı. Tahsis oy birliğiyle iptal edildi.

    (Kaynak: Cumhuriyet)