Etiket: narlıdere demokrasi platformu

  • Narlıdere Demokrasi Platformu: Roboski bir hata değil, devletin vicdan sınavıdır!

    Narlıdere Demokrasi Platformu: Roboski bir hata değil, devletin vicdan sınavıdır!

    PİRHA – Narlıdere Demokrasi Platformu, Roboski Katliamı’nın 14. yılında yaptığı basın açıklamasıyla katliamın faillerinin yargılanmasını ve cezasızlık politikalarına son verilmesini istedi. Platform, Roboski’nin “bir hata değil, güvenlikçi ve savaş politikalarının bilinçli bir sonucu” olduğunu vurguladı.

    Narlıdere Demokrasi Platformu, 28 Aralık 2011’de Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski Köyü sınır hattında, savaş uçaklarının bombardımanı sonucu çoğu çocuk 34 sivil Kürt yurttaşın yaşamını yitirdiği Roboski Katliamı’nın 14. yılı dolayısıyla basın açıklaması yaptı. Açıklama, platform sözcüsü Bülent Karakaş tarafından okundu.

    “ROBOSKİ AÇIK BİR KATLİAMDIR”

    Açıklamada, Roboski’de yaşananların açık bir katliam olduğu belirtilerek, katliamın ardından insan hakları örgütleri tarafından hazırlanan Roboski Katliamı Raporu’nun 3 Ocak 2012’de kamuoyuna sunulduğu hatırlatıldı. Ancak aradan geçen yıllara rağmen hakikatin açığa çıkarılamadığı vurgulandı. TBMM’de kurulan komisyonun, sivil ve askeri yargı süreçlerinin adalet üretmediği ifade edildi.

    Anayasa Mahkemesi’nin dosyayı “eksik evrak” gerekçesiyle reddettiği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ise “iç hukuk yolları tüketilmedi” gerekçesiyle başvuruyu kabul etmediği hatırlatılarak, bu süreçlerin failleri koruduğu belirtildi.

    “CEZASIZLIK POLİTİKALARI HAKİKATİ ENGELLEDİ”

    Platform, katliamdan bu yana geçen 14 yıl boyunca Roboski’nin üzerindeki sis perdesinin hukuksuzluk ve cezasızlık politikalarıyla bilinçli biçimde korunmaya çalışıldığını kaydetti. Açıklamada Roboski’nin, devletin Kürt meselesinde sürdürdüğü güvenlikçi politikaların en ağır sonuçlarından biri olduğu ifade edildi.

    Nevala Kasaba, 33 Kurşun ve benzeri katliamlarla birlikte Roboski’nin, sivillerin katledildiği ve sorumluların hesap vermediği tarihsel bir sürekliliğin parçası olduğu vurgulandı.

    Açıklamada, geçmişle yüzleşilmeden, adalet sağlanmadan ve failler yargılanmadan kalıcı bir barışın mümkün olmadığı ifade edildi. “Coğrafya kader değildir” denilen açıklamada, Roboski faillerinin yargılanmasının benzer acıların yaşanmaması açısından hayati bir eşik olduğu belirtildi.

    Savaş üreten inkâr ve ret politikalarının sorgulanmasının ve hakikatin araştırılmasının insan haklarını önceleyen herkesin sorumluluğu olduğu vurgulandı. Halkların eşit ve barış içinde yaşamasının önündeki en büyük engelin antidemokratik uygulamalar ve güvenlikçi politikalar olduğu ifade edildi.

    “ROBOSKİ İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ BİR SUÇTUR”

    Narlıdere Demokrasi Platformu, Roboski Katliamı’nın uluslararası hukuka göre insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında olduğunu belirterek, zamanaşımı ve cezasızlık politikalarıyla bu suçların örtbas edilemeyeceğini kaydetti. Roboski’nin devlet ve iktidar açısından bir “vicdan sınavı” olduğu vurgulandı.

    Açıklamada, Roboski Katliamı’nın 14. yılında yaşamını yitiren 34 yurttaş saygıyla anılırken, şu talepler dile getirildi:

    • Roboski başta olmak üzere tüm katliamların failleri yargılansın,

    • Cezasızlık politikalarına son verilsin,

    • Hakikat ortaya çıkarılsın ve onarıcı adalet sağlansın.

    Basın açıklaması, “Cezasızlık değil adalet istiyoruz”, “Yaşasın halkların eşitliği” ve “Yaşasın kalıcı barış ve demokrasi mücadelemiz” sloganlarıyla sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Narlıdere’de laik ve bilimsel eğitim talebiyle ÇEDES protokolü protesto edildi-VİDEO

    Narlıdere’de laik ve bilimsel eğitim talebiyle ÇEDES protokolü protesto edildi-VİDEO

    PİRHA- İktidarın “siyasi-ideolojik biçimlendirme girişimlerinin bir parçası” olarak tanımladıkları ÇEDES uygulamasının bir önce kaldırılmasını isteyen Narlıdere’deki eğitimciler ve veliler, uygulamanın hem çocukların sağlıklı gelişimine hem de bilimsel eğitime engel olacağını vurguladı.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Narlıdere Şubesi, veli dernekleri ve Narlıdere Cemevi ve Narlıdere Demokrasi Platformu; Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Protokolü (ÇEDES) kapsamında okullara imam, vaiz gibi din görevlilerinin atanmasına yönelik Narlıdere İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması düzenledi. “Laikliği ve laik eğitimi hedef alan politika ve uygulamalara derhal son verilmelidir” pankartı açılan açıklamada “Protokolü iptal edip PDR ilkelerini uygulayın”, “Okulumuzda imam istemiyoruz”, “Laik, bilimsel eğitim kırmızı çizgimizdir” ve “ÇEDES protokolü iptal edilsin” dövizleri taşındı.

    Açıklamayı Narlıdere Demokrasi Platformu adına Eğitim Sen 6 Nolu Şube Başkanı Bülent Karakaş okudu.

    Eğitimin bütün kademelerinde eğitimin niteliğini yükseltmek, çocukların özgür ve sağlıklı bireyler olarak yetiştirilmesi için somut adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Karakaş, ancak bakanlığın, din ve inanç alanı gibi son derece hassas bir konuda “tek din, tek mezhep” yaklaşımıyla hareket ettiğini söyledi. ÇEDES’in iktidarın eğitim sistemini siyasal-ideolojik çizgisi ile biçimlendirmek istemesinin son örneği olduğunu belirten Karakaş, projenin hem laikliğe hem de laik eğitim anlayışına temelden aykırılıklar içeren bir düzenleme olduğunu söyledi.

    “EĞİTİM BİLİMLERİNE VE LAİKLİĞE AYKIRI”

    ÇEDES projesinin etkin bileşeni din referanslı kurumlar olması nedeniyle laik-bilimsel eğitim anlayışına ve eğitim bilimlerine aykırı bir çerçevede hazırlandığını söyleyen Karakaş, “ÇEDES Projesinin amacı “Öğrencilerimizin millî, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerimizi benimseyen, koruyan, geliştiren ve kendi yaşantılarında inşa eden fertler olmalarına, çağın ve geleceğin becerileriyle donanmış, bu donanımı insanlık hayrına sarf edebilen, bilime sevdalı, kültüre meraklı ve duyarlı, aklı selim, kalbi selim ve zevki selim sahibi, bedensel ve sosyal bakımdan dengeli bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlamak” olarak ifade edilmektedir. Dini ve manevi değerleri merkeze alan ÇEDES Projesi, etkin bileşeni din referanslı kurumlar olması nedeniyle laik-bilimsel eğitim anlayışına ve eğitim bilimlerine aykırı bir çerçevede hazırlanmış ve uygulanmaya başlamıştır. Bu proje kapsamında, Milli Eğitim Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı hem programa katkı sağlayan hem de “temsilci öğretmen” kanalıyla öğrencileri bulan ve kamu mekânlarını kullandıran kurumlar olarak işlev görmektedir” dedi.

    “EĞİTİM, DİNİ REFERANSLA SİYASALLAŞTIRILIYOR”

    Karakaş, bu projeyle dini referanslı eğitim anlayışı ile siyasallaştırılmak istendiğine işaret ederek, “1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 56. Maddesine göre “Eğitim ve öğretim hizmetinin, bu kanun hükümlerine göre Devlet adına yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden Milli Eğitim Bakanlığı sorumludur.” ÇEDES Projesi, 1739 sayılı kanuna aykırı olarak eğitim hizmetinin yürütülmesini, gözetilmesini ve denetlenmesini Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile paylaşarak gözetim, yürütme ve denetim görevini ihlal etmektedir. MEB, böylece okulların çocuğun üstün yararı ve kamu yararına işlev görme niteliğini sekteye uğratmaktadır. Yine ÇEDES Projesi, öğrencilerin hem okulda hem de okul dışı ve yaz tatillerindeki geçirdiği zamanları ele geçirerek okulu ve öğrencileri dini referanslı eğitim anlayışı ile siyasallaştırmaktadır. Sorumlu kurumlarca yeterince denetlenmeyen, kamusal alana açık olmayan bu alanlarda çocuğa yönelik yaşam hakkı ihlali, fiziksel şiddet, ekonomik şiddet ve çocuk ihmali ve istismarı olaylarını kamuoyu yakından gözlemlemiştir” ifadelerini kullandı.

    MÜCADELE ÇAĞRISI

    Bu uygulamanın hem çocukların sağlıklı gelişimine hem de eğitim sistemindeki eşit, özgür ve bilimsel düşüncenin ilerlemesine engel olduğunu kaydeden Karakaş, iktidar eliyle hayata geçirilen ÇEDES ve benzeri uygulamalardan derhal vazgeçmesi çağrısında bulunarak şöyle devam etti:

    “Türkiye’de eğitim politikalarının merkezinde yer alan “tek din, tek mezhep” anlayışının, farklı kimlik ve inançlara karşı önyargıları diri tutan ve milliyetçilik temelinde yükselen resmî ideolojiyi besleyen ‘manevi değerler eğitimi’ uygulamasının okullardan başlayarak ülkede yaratılan kutuplaştırmayı derinleştirmesi kaçınılmazdır. Böylesi bir uygulama hem çocukların sağlıklıgelişiminin hem de eğitim sisteminde eşit, özgür ve bilimsel düşüncenin ilerlemesinin önünde önemli bir engeldir. Milli Eğitim bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı, bizzat iktidar eliyle hayata geçirilen ve birbirinden ayrı olması gereken eğitim alanı ile inanç alanlarının birbirine karıştırılmasına yönelik ÇEDES ve benzeri uygulamalardan derhal vazgeçmelidir. Çocuklarımız, ÇEDES ve benzeri projelerle siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerinin parçası haline getirilemez! Bu konuda eğitim emekçileri başta olmak üzere, öğrencilerimizi, velilerimizi ve demokratik kamuoyunu birlikte tavır almaya ve ortak mücadeleye davet ediyoruz” diye konuştu.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

     

  • Narlıdere Demokrasi Platformu: Tek adam rejimine teslim olmayacağız

    Narlıdere Demokrasi Platformu: Tek adam rejimine teslim olmayacağız

    PİRHA – Narlıdere Demokrasi Platformu, HDP’li 3 belediyeye kayyım atanması ardından “Tek Adam Rejimiyle birlikte demokrasinin temel kurum ve ilkeleri bir bir ortadan kaldırılırken demokratik değerlere yönelik adeta bir inançsızlaştırma operasyonu yürütülmeye başlandı.” açıklamasını yaptı. 
    Narlıdere Demokrasi Platformu, HDP’li Mardin, Van ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyelerine kayyım atanmasını protesto etti. Yazılı yapılan açıklamada demokrasi inancının yitirildiğine işaret edilerek şunlar aktarıldı:
    “HALKIN ADALETE İNANCI ZAYIFLADI”
    “Son birkaç yıldır Meclise, adalete, yargıya, basına, sendikalara ve daha birçok kuruma karşı vatandaşların inancını yitirmesi için sistematik bir yönelim yaşanıyor. Devlet/AKP yıllardır planlı ve örgütlü olarak kurumları güdümüne sokacak politikalar hayata geçirdi. Güdümüne giren kurumlar ise asıl misyonlarını, var oluş gerekçelerini bir yana bırakarak AKP’nin şubeleri gibi çalıştı, çalışıyor. Birçok kuruma inanç ve güven yitimi uygulanan bu politika nedeniyledir.
    Geldiğimiz aşamada uygulanan tekçi ve faşizan politikaların sonucu olarak halkın ezici çoğunluğunun Meclise, yargıya, adalete, basına inancı ve güveni oldukça zayıflamıştır.
    Buna paralel olarak güdüme girmeyen, yandaş olmayan, muhalif kurumlar ise demokrasinin asgari kuralları dahi rafa kaldırılarak etkisizleştirilmeye, bastırılmaya ve kriminalize edilmeye çalışılıyor. En son TÜRK-İŞ başkanı örneğinde olduğu gibi muhalif ses ve eleştirilere anında ‘hain, terörist’ damgası yapıştırılıyor.
    Şimdi de seçimleri anlamsızlaştırmak, ortadan kaldırmak ve böylece umutsuzluğu hâkim hale getirerek tek adam rejimine teslim olmamızı hedefliyorlar. Kayyım demokrasiye darbedir ve kabul etmiyoruz. En kısa zamanda üç büyükşehir belediye başkanı görevine iade edilmelidir”
    PİRHA / İZMİR