PİRHA-Genel Sanat Yönetmeni, şair ve yazar Necati Şahin, mütevazı evinin küçük bir resim galerisine dönüştürdüğü odasında, yıllara yayılan sanat mücadelesini, dostlukları ve direniş öykülerini ajansımıza anlattı.
Genel Sanat Yönetmeni, şair, yazar Necati Şahin bugüne kadar bir çok büyük projelerin genel sanat yönetmenliğini, bir çok tiyatro oyununun ise metin yazarlığını yaptı.
Sanat çalışmalarına devam edeceğini belirten Şahin PİRHA’ya mütevazi, ama aynı zamanda küçük bir resim galerisine çevirdiği odasının kapılarını açtı.
“HER TABLONUN BİR RUHU VAR”
Şahin için evdeki her tablonun, duvara astığı her eserin bir hikayesi, bir ruhu var. İlk hikayesine de piyanonun üzerine astığı cura’dan başlıyor:
“Ben ne cura çalabiliyorum ne de piyano çalabiliyorum. Ancak Alevi toplumunda Alevi hareketinin ilk yıllarında, ‘Bin Yılın Türküsü‘ projesinden önce de hep şu çağrıyı yaptım Alevi kurumlarına: Ya derneklerimizde bağlama kursları çok var. Ama piyano kursları da olsun, keman kursları da olsun. Şöyle bir tez atmıştım ortaya: Bağlamanı piyano üzerine as. Sonra işte 2006 yılında kızım Hazal oldu. Ben hemen Hazal daha doğmadan önce ona bir piyano aldım. Bir de curası var. Böylelikle o topluma lanse etmeye çalıştığım şeyi şu küçücük evin bir köşesinde görmek beni mutlu ediyor.”
İSMAİL ÇOBAN’IN TABLOSU VE ARKADAŞ TİYATROSU
Şahin, ardından 2024 yılında yaşamını yitiren ressam İsmail Çoban’ın Arkadaş Tiyatrosu oyunu için yaptığı tabloyu anlatmaya başlıyor.
“İsmail Çoban üstadımızın tablosu. Arkadaş Tiyatrosu’nun ilk oyunlarından. Bertolt Brecht’in Cesaret Ana oyunuyla, Fernando Arabal’ın Cephede Piknik oyununun aynı andaki bir afişi. Biz bu oyunu ilk kuruluş yılları olan 86’da sahneye koyduk. Orada ben de aynı zamanda oynuyordum.”
GÖNÜL ŞEN VE GÖÇMENLİĞİN HİKAYESİ
Şahin’in odasının duvarında, 2014 yılında yaşamını yitiren ressam Gönül Şen‘in tablosunu da bulunuyor. Yerel seçimlerde yabancıların posizyonuna da atıfta bulunan Şahin, şunları aktarıyor:
“Gönül Şen’in önemli bir ressam arkadaşımızdı. Onu da kaybettik neyazık ki. Ama şöyle bir öykümüz oldu. Gönül Şen’in ilk resim sergisini biz o zaman Öğretmenler Derneği ve Arkadaş Tiyatrosu olarak Köln Belediyesi’nde açtık ve Köln Belediyesi’nin o dönemdeki belediye başkanı açılış konuşması yaptı. Ben de bir konuşma yaptım: Bugün göçmen bir kadın sanatçı, sanatçı olarak Köln Belediye binasına girdi. Umarım günün birinde göçmen kökenli biri de bu belediyeye belediye başkanı olarak girebilir. Yıllar sonra Berivan Aymaz arkadaşımızdan doğru buna çok yaklaştık. Çok kültürlü topluma karşı direnen Almanya’da bu kırıldı. Almanya’da artık evet bir bir göçmen ülkesiyiz. Çok kültürlü bir toplumun ülkesiyiz.”
HALAY ÇEKEN KIZLAR VE GENÇ BİR SANATÇI
Halay çeken kızların resimlendiği ve 18 yaşında Azerbaycanlı Rükav isminde bir gencin yaptığı tabloya da dikkat çeken Şahin şöyle devam ediyor:
“Azerbaycan 14 bölge olduğu için her bölgeye birinin sembolü olarak yaptığını anlattılar bana. Yazdığımız bir çocuk oyununun, “Yaşasın Gökkuşağı’ydı” oyununun afişi olarak kullandık. Ve o oyun Avrupa’da binlerce kez oynandı.”
CEMİLE TEYZENİN DİRENİŞİ
Genç bir sanatçının yanı sıra, tablo yapmaya 80’li yaşlarda başlayan Cemile teyzenin öyküsünü de anlatıyor Şahin. Cemile teyzenin kanserle mücadele ettiğini ve söz konusu tabloyu kendisine hediye olarak getirdiğini de sözlerine ekliyor. Fakat daha önemlisi çalışmaları için bir sergi açmak istediğini de belirtiyor.
“İMDAT İNSANLAR GELİYOR”
Şahin tabloların ardından yine bir tiyatro afilini paylaşıyor bizimle. Oyunun ismi “İmdat insanlar geliyor.Gerisini ise şöyle anlatıyor:
“Bu bir tiyatro oyunu, bir çevre oyunu ve bunu biz aşağı yukarı belki Avrupa’da bine yakın oynamışızdır. Naçizane, bunu ben yazdım. Ben yönettim. Çok önemli arkadaşlarımız burada işte müziğini yaptı, kostümlerini yaptı. Burada oynayan arkadaşlarımızın büyük bir çoğunluğu Hakk’a yürüdü. Bu da böyle bir hikaye. ”
PİRHA- Sanat yönetmeni, şair ve yazar Necati Şahin, Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarının 6 Mart 2025’ten bu yana devam ettiğini belirterek, uluslararası sessizliği “suça ortaklık” olarak tanımladı. Şahin, yayımladığı “Suriye Alevi Soykırımı” kitabıyla yüzleşme ve dayanışma çağrısı yaptı.
Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırıları, Esad sonrası geçiş sürecinde özellikle 6 Mart 2025’ten itibaren Lazkiye-Tartus hattında başlayarak açık biçimde görünür hale geldi. Bu tarihten sonra sahil hattında, Hama ve Humus çevresinde Alevi siviller mezhep kimliği üzerinden hedefe konuldu; ‘Alevi misin?’ sorusuyla yürütülen infazlar, toplu öldürmeler, kaçırmalar, yağmalar ve zorla yerinden etmeler, doğrudan toplumsal varlığı hedef alan sistematik bir yok etme pratiği olarak yaşandı.
Mart 2025’teki ilk dalgada yüzlerce insan yargısız biçimde katledildi. Daha sonra yayımlanan kimi raporlar ve tanıklıklar, bu saldırıların kısa süreli bir çatışma değil, Alevi toplumunu kolektif biçimde cezalandırmaya dayalı bir mezhepçi şiddet rejimi olduğunu ortaya koydu.
Suriye’nin yıkıntıları arasında yalnız şehirler değil, hafıza da kuşatma altında.
Sanat yönetmeni, şair ve yazar Necati Şahin, Suriye’de yaşanan Alevi soykırımını kitaplaştırdı. Kitabın kapağındaki şu ibareler ise dikkat çekici: Bazı acılar vardır; ölmez, yalnızca susar. Suriye’de Alevilerin yaşadığı tam da budur. Bu metinler öfkeyle değil, hafızayla yazıldı.“
Necati Şahin ile Suriye’de Alevilere dönük saldırıları ve Suriye Alevi Soykırımı kitabın yazılma hikayesini konuştuk.
Şahin PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede, Suriye’de Alevilere dönük saldırıları, uluslararası suskunluğu ve Alevi toplumunun öz savunma tartışmalarını gündeme getirdi. Şahin Esad döneminde Alevilerin durumuna dikkat çekti., “Esad ailesi baştayken Aleviler orada yönetiyordu” şeklindeki yaygın algının gerçeği yansıtmadığını belirten Şahin şu ifadeleri kullandı:
“ Herkes şöyle düşünüyor. Esad Esad ailesi baştayken Aleviler orada yönetiyordu. Aleviler orada işte bir eli yağda bir eli balda diye düşünüyordu. Ve devletin politikasını Alevilerin belirlediğini zannediyorlardı ve Esad’ların da Aleviliği benimsediğini, biz Aleviyiz dediklerini düşünüyorlardı, ki böyle bir şey yok. Yani oradan başlamak lazım. Esad’lar döneminde kendi adıyla örgüt, dernek kurulması yasaklanan tek toplum Alevilerdi. Düşünebiliyor musunuz? Yani herkes kendi diliyle, kendi kültürüyle derneğini, kurumunu vesaire kuruyor. Bunu yasak olan tek toplum Alevilerdi. ”
“KAN KÜLTÜRÜYLE BESLENEN BİR ZİHNİYET… HEDEF ALEVİLER OLDU”
Şahin, Esad sonrası dönemde “IŞİD’in devamı” olarak tarif ettiği yapıların, “kan kültürü” ve “ganimet kültürü” ile hareket ettiğini; ilk hedeflerden birinin Aleviler olduğunu söyledi. Şahin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ve onları o kanı vermek için işte SDG’nin üzerine gönderemezlerdi. Çünkü bir ordu var. Başka illere gönderme şansları yoktu. Neydi? Esad atıkları bahanesiyle Alevilere yönelik önce küçük küçük, katliamlar yapmaya başladılar. Ve baktılar ki dünyada ses gelmiyor. Baktılar ki Alevilerden de ses gelmiyor. Bakıyorlar ki Türkiye Alevilerinde de bir ses yok. Nasıl olsa onlar onlar Arap, Müslüman, bize ne? Sonra baktılar ki Esad ordusunun kaçan generalleri, orada da bir ses yok. Türkiye zaten bunları destekliyor. Sonra çok bilinçli bir şekilde katliam yaptılar ve soykırım yaptılar.”
Şahin, yaşanan sürecin başında bir grup kişiyle birlikte “Suriye’de baskı ve tehdit altındaki topluluklar için” bir insan hakları inisiyatifi kurduklarını belirtti.
“Hatta inisiyatifimiz adı Suriye’de baskı ve tehdit altında olan topluluklar için insan hakları inisiyatifi. Yalnız Alevilere yönelik de değil. Alevilere yöneldiler. Ve sonra Dürzilere yöneldiler. En son biraz daha güçlenince, biraz daha palazlanınca, Türkiye’yi arkalarına alınca, uluslararası dengeleri gözetince işte bir sürü görüşmeler yapıldıktan sonra esas hedeflerinden biri Kürtlere yöneltiler.”
“SAVUNMA GÜCÜ YALNIZ SİLAH DEĞİLDİR: BİLİMDİR, SANATTIR”
Şahin, Alevilerin tarih boyunca katliam ve soykırımlara maruz kaldığını, bunun nedenlerinin toplumun örgütlülüğü ve “savunma gücü” tartışmalarıyla birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Şahin Alevilerin bir savunma gücü oluşturmadıklarına dikkat çekti. “Savunma gücü yalnız silahlı değildir. Savunma gücü çok yönlüdür. Bu bilimdir, bu efendime söyleyeyim edebiyattır, sanattır, sınırları olmayan bir durumdur. Bu savunma güçlerini oluşturamadılar Aleviler.” ifadelerini kullandı.
Şahin, Alevi toplumunun “vizyon üretecek entelektüel” birikimi büyütmesi gerektiğini ifade ederken, kalabalık mitinglerin zaman zaman “yanıltıcı” olabileceğini de söyledi:
“Her katliamdan sonra sokaklara 10.000’lerin, 20.000’lerin dökülmesi toplumun psikolojisi için iyidir ama bazen de yanlış. Orada ‘ya biz yalnız değilmişiz’ yanılgısını veriyor. Aslında Alevi toplumu yalnızdır. Kendi öz savunma gücünü yapacak altyapın yok. Toplumun ne olacağına dair bir düşüncen yok. Bu Alevi toplumunu daha uzun yıllar, hedefe koyacaktır.”
Şahin, “Aleviyim” diyen geniş kesimlerin inanç öğretisini yeterince bilmemesini sert sözlerle eleştirdi:
“Şöyle çok basite indirgeyim isterseniz. Yani kendi bir defa öğretisini bilmeyen bir toplum. Kendi inancını, Aleviyim diyor ama inancının ne olduğunu bilmeyen bir toplum. Sıradan bir Alevi’ye sorulduğu zaman “Ya Alevilik nedir?” diye sorulduğu zaman ne diyor? “Biz namaz kılmayız. Biz oruç tutmayız. Biz hacca gitmeyiz.” Düşünebiliyor musun? Bir inanç sahibi, o inançta olduğunu bir inanç sahibi kendi inancını bilmediği için, ne olduğunu bilmediği için Başka bir inanç üzerinden üzerinden kendisini ifade etmeye çalışıyor. Bu korkunç bir şey. Bu örneği sık sık veriyorum. Bu örnek dahi ne kadar vahim bir durumda olduğumuzu gösteriyor.”
“BU KATLİAMLAR YALNIZ SURİYE’DE KALMAYACAK”
Şahin, bölgede yeni risk alanlarına işaret ederek, Alevilerin yalnız kendisi için değil “tehdit altındaki mazlum halklarla” işbirliği içinde olması gerektiğini vurguladı:
“Ne Türkiye’de tırnak içinde söylediğimiz Arap Alevi arkadaşlarımız, ne Anadolu Aleviler dediğimiz Aleviler, ne de Balkanlarda Bektaşi dediğimiz Aleviler hiçbiri eski Alevi olmamalı. Eğer bunu başaramazsa bu katliamlar daha çok olacak. Yalnız Suriye’de kalmayacak. İşte yarın öbür gün bakın İran çatırdıyor. İran’da da çok ciddi bir Alevi toplumu var. Onların başına ne geleceğini henüz bilmiyoruz. Türkiye’de Alevilerin başına ne geleceğini bilmiyoruz.”
Şahin, “Suriye’de baskı ve tehdit altındaki topluluklar için insan hakları inisiyatifi”nin büyüme sürecini ve eylemlerini anlattı:
“Alevi toplumunun ya da Suriye’de başta Aleviler olmak üzere mazlumların üzerine zalim bir çığ düştü. Altında kaldık. Cihadist bir deprem oldu. Enkazda kaldık. Bir kara bulut çöktü üstümüze. Karanlıkta kaldık. Ve bu insanlar bu dediğim güzel yürekli insanlarla biz enkazda, karanlıkta, el yordamıyla önce kendi vicdanımızı aramaya başladık. Önce bir çığlık at, çığlık atıp duyurmamız lazım.”
Şahin, uluslararası sessizliğin ve örgütlü politik tepkinin yetersizliğinin sonuçlarına işaret ederek şöyle konuştu:
“Şimdi biz dünyayı ayağa kaldıramadığımız için, elinde Suriye’deki çocukların, Kürt çocuklarının, Alevi çocuklarının, Ezidi çocuklarının, Dürzi çocuklarının, Hristiyan çocuklarının kanı kurumadan elini kolunu sallayarak Cani Colani Berlin’e gelebiliyor. Almanya’nın başkenti gelebiliyor. Almanya’nın başkentinde bu ülkenin başbakanıyla rahatlıkla görüşmeye gelebiliyor.(Söyleşi yapıldığı sırada Colani’nin Berlin’e gelmesi bekleniyordu)”
“SURİYE ALEVİ SOYKIRIMINDA BİNLERCE ÇOCUK YETİM KALDI… KORUYUCU AİLE PROJESİ”
Şahin,kurdukları inisiyatifin dernekleştiğini, önümüzdeki günlerde resmi çağrı yapacaklarını ve yetim çocuklara dönük “koruyucu aile” projesi hazırladıklarını söyleyerek projeleri hakkında şöyle bilgi verdi:
“Biz şöyle bir şey düşündük. Bu inisiyatifimiz bir derneğe de dönüştü. Suriye Alevi Soykırımında binlerce çocuk yetim kaldı. Yani hem anasını yitirdi hem babasını yitirdi. Bunların listeleri yavaş yavaş bize gelmeye başlıyor. Suriyeli Alevi dostlarımızın elinde 2.000’e yakın böyle isim var. Biz de dedik ki, biz bu çocuklara koruyucu bir aile bulmamız lazım. Ve böyle bir proje çalıştık. 18 yaşına gelene kadar onun koruyucu ailesi olacak. Biz o aileyle o çocuk arasında ilişki kuracağız. O çocuğun kim olduğunu bir tek o aile bilecek. Bir de çocuk bilecek. Organizesini Suriye’ye İnsan Hakları Topluluğu derneği olarak biz yapacağız.”
“KİTABIN ADI: SURİYE ALEVİ SOYKIRIMI ”
Şahin, gelirini Suriye’deki yetimlere aktarmayı planladıkları kitabı ve içeriğini de anlattı:
“Kitabın adı Suriye Alevi Soykırımı. Alt başlığı da derdi can derdi olanların çığlığı. Arka kapağın başlığı da ‘Duyurmakta Direniştir’. Zaten bu üç deyim içinde kitabın içeriği anlatılıyor. Yayınevi yönetmeni Aydın Şimşek bizi yönlendirdi. ‘Necati hocam hiçbir kelimeyi dışarıda bırakma. Bu bir hafızadır. Bu bir belgeseldir aynı zamanda’ dedi. Yüzün üzerinde işte o andaki duygumla olaylar karşısında yazdığım yazılar, makaleler, ağıtlar, haykırışlar var. Yaptığımız eylemlerde yapılan konuşmalar var. Bu konuşma İngilizce ise İngilizcesi var içinde. Görsel fotoğraflar var. Yani katliama, soykırıma uğrayan çocukların, kadınların fotoğraflarını ön plana koyduk ama orada vahşet fotoğraflarını olabildiğince koymamaya çalıştık.”
Şahin, kitaba katkı sunan isimleri ve içerik türlerini de anlattı:
“Ve 41 arkadaşımızın bu kitapta bu konuya hakim olan bu süreci bizimle birlikte yaşayan dostların çok değerli yazıları var. Bazı yazılar oldukça uzun tarihsel süreci anlatan yazılar. Günümüzü anlatan yazılar var. Hukuk yönünü anlatan yazılar var. Ve bu süreçte yaptığımız bütün duyurular, afişler, bunlar da kitapta yer alıyor.”
PİRHA-Sanatçı Necati Şahin, okullara imam atanması (ÇEDES) projesinin iptali, laik eğitim ve eşit yurttaşlık talebiyle 16 Eylül’de İzmir’de gerçekleştirilecek mitinge çağrı yaptı.
16 Eylül’de İzmir’de okullara imam atanması (ÇEDES) projesinin iptali, laik eğitim ve eşit yurttaşlık talebiyle Aleviler ve Eğitim-Sen’in ortaklığıyla miting gerçekleştirilecek.
“EY HALK BİR KERE OLSUN AYAĞA KALK”
Gerçekleştirilecek olan miting için sanatçı Necati Şahin’de bir çağrı yaptı:
“Ey halk, çocuklarını, torunlarını şeriata teslim etmek istemiyorsan, şeriatçı bir eğitime hayır demen gerekir. Ey halk bir kere olsun ayağa kalk, laiklik mitingi için 16 Eylül’de İzmir’e koş”
PİRHA- İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi, 30’uncu yıl kutlamalarının startını üye toplantısı yaparak verdi.
Alevi toplumunun göç yollarına düştüğü 1960’lı yıllardan itibaren diasporada bir araya gelerek inancını ve kültürünü korumak adına dernekler etrafında bir araya geldi.
1990’lı yıllarda ise Aleviler kendilerini görünür kılmak ve ‘Bizde varız’ demek adına Alevi Kültür Merkezleri ve Cemevleri kurmaya başladı. Maraş, Dersim, Malatya, Sivas gibi kentlerden İngiltere’de yaşamaya başlayan Alevilerin örgütlü micadelesi 30’uncu yılına girdi.
İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi, 30’uncu kuruluş yıldönümü dolayısıyla üye toplantısı yaptı. Üye toplantısında 9 Aralık’ta yapılacak etkinliğin hazırlıklarıyla ilgili bir bilgilendirme yapıldı. Etkinliğin kordinatörlüğünü yapacak olan sanatçı Necati Şahin, bilgilendirme bulunurken, toplantıya katılan üyeler sorular sordular ve önerilerde bulundular.
Toplantının ardından PİRHA’ya değerlendirmede bulunan Necati Şahin, Alevi toplumunun dünyaya vizyon projelerle seslenmesi gerektiğine işaret ederek, 30’uncu yıl vesilesiyle yapacakları çalışmanında bu minvalde olduğunu aktardı. Sanat dilini kullanarak Alevilerin inancını ve yaşama bakışını anlatacaklarını ifade eden Şahin, ” Bu proje sosyo-kültürel eğitim projesidir. Startını verdik, çalışmalarımıza devam edeceğiz” dedi.
İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Başkanı İbrahim Has da, diasporadaki çalışmaların öneminin altını çizerek, “Türkiye’de toplum ağır bir baskı altında. Bizler yaşadığımız ülkelerde bir nebze daha rahat koşullardayız. Avrupa’da Alevi kurumları ciddi bir mesafe kaydetti. 30’uncu yıl vesilesiyle de “Bütün diller barış söyler” diyerek kültürek etkinlik yapacağız. Herkesi bu çalışmaya omuz vermeye davet ediyoruz” dedi.
Gece Kuzey Londra Wood Green’deki Dominion Center yapılacak. Projenin kostümleri ise Urfa’da 200 kadının çalıştığı atölyede dikilecek.
PİRHA-Demokrasi Konferansı Bileşeni olan Aleviler öncülüğünde demokrasi güçlerinin, ana sınıfına kadar zorunlu din dersinin dayatılmasına karşı başlattığı kampanyaya dair konuşan Sanat Yönetmeni Necati Şahin, “Hani Milli Eğitim Bakanlığı içeriye demokrasi girmesin diye kapısına zincir vurdu ya, biz de Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu girişimine zincir vurmalıyız. İmzalarımızla zincir olmalıyız. Bunlara bu konuda geçit vermemeliyiz” dedi.
Demokrasi Konferansı Bileşeni olan Aleviler öncülüğünde demokrasi güçleri, ana sınıfına kadar indirilmek istenen zorunlu din dersine karşı “Eşit yurttaşlık temelinde özgür bir toplum için laik ve bilimsel bir eğitim istiyoruz” başlığıyla 28 Aralık 2021’de bir imza kampanyası başlattı.
Türkiye’de, Avrupa’da ve Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan Alevi çatı örgütleri ve şubeleri, Alevi yurttaşlar, aydınlar, yazarlar, sanatçılar, gazeteciler, demokratik kitle örgütlerinin, bazı siyasi partilerin büyük destek verdiği kampanya devam ediyor. Kampanya 3 Mart 2022’ye kadar sürecek.
Kampanyayı yürütenler ve destek verenler paylaştıkları kısa videolarla zorunlu din dersinin kaldırılmasını ve laik bir eğitim sisteminin getirilmesini istiyor.
“BU GİRİŞİME İMZALARIMIZLA ZİNCİR VURMALIYIZ”
Kampanyaya kapsamında konuşan Sanat Yönetmeni Necati Şahin şunları dile getirdi:
“Milli Eğitim Şurası Aralık ayında bir öneri kararı alıyor, çocuklarımıza zorunlu din dersi uygulansın diye. Bu ne demektir? Bu şu demektir; Artık çocuk imam kreşi, çocuk imam yuvası ve ana imam hatip okulları olacak demektir. Buna karşı çıkmak zorundayız. Hani Milli Eğitim Bakanlığı içeriye demokrasi girmesin diye kapısına zincir vurdu ya, biz de Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu girişimine zincir vurmalıyız. İmzalarımızla zincir olmalıyız. Bunlara bu konuda geçit vermemeliyiz. Bu çocuklarımızın, torunlarımızın geleceği için çok önemlidir.”
PİRHA- “Yol bir sürek binbir” dev müzikal projesi gibi birçok projeye imza atmış olan Genel Sanat Yönetmeni Necati Şahin, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu tarafından Köln’de konservatuar kurulmasını ve bağlamanın bir sanat dalı olmasını PİRHA’ya yorumladı. Şahin, projenin eğitim kurumunun, kuruluşunun ötesinde olduğunu ifade ederek, “Bu binlerce insanın soylu yolculuğunun başarısıdır” dedi.
Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Köln-Wuppertal Konservatuar’ıyla birlikte geçen hafta önemli bir projeye imza attı.
‘Müzik Akademisi’ isimli projenin ilk adımı olan ‘Bağlama/Koro Sertifika Eğitim Programı’ hayata geçirildi.
Konuya dair PİRHA’ya konuşan “Yol bir sürek binbir” dev müzikal projesi gibi birçok projeye imza atmış olan Genel Sanat Yönetmeni Necati Şahin, imzalanan projenin eğitim kurumunun, kuruluşunun ötesinde düşünmek gerektiğinin altını çizdi.
Şahin, bağlamanın Aleviler için bir enstrümandan öte, inancın olmazsa olmaz bir kutsalı olduğunu dile getirerek, “Bu kutsalımıza tarihin çeşitli dönemlerinde Alevilere yapılan baskılar dolayısıyla ona da yapılmıştır. Bunu 1993’te Sivas’ta yaktılar. Bağlamamızı sazımızı, sözümüzü, ozanımızı, şairimizi edebiyatımızı Türkiye’nin aydınlık yüzünü yaktılar” dedi.
“BU SOYLU YOLCULUK BİNLERCE YIL ÖNCE BAŞLADI”
“Hasret Gültekin Köln’de yaşıyordu. Ve şimdi Hasret Gültekin’in yaşadığı Köln kentinde Sivas’ta yakılan bağlamanın küllerinden tekrar bir can oldu bağlama ve dönüşü olmayan bir can oldu” diyen Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Alevi konservatuar kurma protokolünü bir üniversitenin yapması çok çok önemli. ‘Ben sizin kutsalınızı tanıyorum’ denmiş oluyor. Zaten profesör ‘ben inancınızı tanıyorum’ diyerek onu çok güzel söylemiş. Bu soylu yolculuk binlerce yıl önce başladı zaten. Kendim tabii ki içinde yaşadım. Sivas’ın hesabını soralım dediğimizi düşündüğümüzde 90’lı yıllarda sonra aklıma geldi nasıl soracağız. Orada bizim sazımız, sözümüz, bağlamamız yıkıldı. O zaman ‘bir gideriz bin geliriz’ devrimci düsturunu hayata geçirelim. Ve Köln Arena’da 13 Mayıs 2000 yılında 1346 bağlama 800 semah dönen sanatçısı, yazarı, korolarıyla, senfonilerle 2500 kişiyi sahneye çıkardık.
1246 bağlamanın bir anda aynı duygu ile o elbiseler giymiş, o beyaz gömlekler giymiş o kadını erkeği çoluğu çocuğu üniversitelisi okuma yazma bilmeyen o temiz toplum beyaz atlar içinde bu müthiş bir çıkıştı. Bu bağlamanın isyanıydı bir yerde. İşte oradan başlayan o soylu yolculuk bugün günümüze kadar geldi.”
“BAĞLAMAYI BİNLERCE YILDIR SUNAN DEDELERİMİZİN, ZAKİRLERİMİZİN ÇOK CİDDİ BİR EMEĞİ VAR”
3 Ekim 2002 tarihinde Türkiye’de ‘Bin yılın türküsü’nü, 1500 bağlama sahneye çıkardıklarını hatırlatan Şahin, “Bu da önemli bir adımdı. O soylu yolculukta önemli bir duraktı. O bölümü de de şöyle adlandırdım: Bağlamanın İstanbul İsyanı. Burada tabii binlerce insanın emeği var. En başta cemlerde bunu bir kutsal olarak binlerce yıldır sunan dedelerimizin, zakirlerimizin çok ciddi bir emeği var” diye konuştu.
“DEVLETİN YAPMASI GEREKENİ ALEVİ TOPLUMU YAPTI”
Tarihsel süreçten notlar aktaran Şahin, Devletin yapması gerekeni Alevi toplumunun yaptığına işaret ederek, şunları dile getirdi:
“Alevi federasyonu (Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu) yaptı. Bunu küçümsememek gerekir. Bu çok ciddi örgütler üstü hatta Alevilerin de dışında çok ciddi bir olgu. Bu Anadolu’nun hümanizmasının Avrupa’da üniversiteler tarafından resmen tanınması ve üniversitenin bir parçası olması demektir. Çünkü orada yalnız o konservatuarda Ana dalı bağlama olan sadece Anadolu’daki insanların çocukları olmayacak ki dünyanın dört bir yanından insanlar olacak.”
“Tarih unutmuyor hepimiz unutuyoruz ama tarih yapılan güzellikleri, yapılan o soylu yolculuğu unutmuyor” diyerek sözlerine devam eden Şahin, “Ama tarih aynı zamanda taş koyanları, aynı zamanda kötü ruhlu insanları, aynı zamanda bu girişimleri boğmak isteyenleri de unutmuyor. Günün birinde mutlaka ortaya çıkıyor” diye ifade etti.
“Kadının Türküsü” adlı projeyle onlarca dilde yüzlerce kadının dünya kadınıyla buluştuğunu belirten Şahin, “Köln arenada Aleviler kendi acısını dünyadaki diğer musahip halkların acısıyla birleştirerek bu ağıtları yüzlerce bağlamanın eşiğinde sundu ve orada yine 30’a yakın dilde ağıtlar söyledi, gözyaşı döküldü. Her dökülen gözyaşının rengi yokmuş. O ağıtlar hangi dilden söylenirse söylesin herkes o duyguyu aldı ve orada yüzlerce bağlama ağıtlara eşlik etti.
Zaten en son yine Köln arenada yaptığımız Yol bir, Sürek bin bir barış senfonisi projemizin de adını koymuştu” diye söyledi.
“BİNLERCE İNSANIN SOYLU YOLCULUĞUN BAŞARISIDIR”
O gecenin sabahı Köln müzik yüksekokul rektörü federasyona bir mektup yazarak, geceden çok etkilendiğini ve etkinliğin yalnız bir müzik şöleni değil, felsefik bir dünya bakış açısı oluşturduğunu vurguladığını aktaran Şahin, devamında şunları söyledi:
“Hemen gelin bu konservatuar konusunu görüşelim. Zaten ‘Yol bir, Sürek bindir’ projesine başlamadan bir yıl önce genel başkanımız Hüseyin Mat’la ilk yaptığım görüşmede projeden sonra konservatuvar olmalı, diye ilk kez orada onu seslendirmiştim. Bugün ete kemiğe bürünecek olması en azından o temel taşının korunması her şeyden önce toplumumuza hayırlı olsun diyorum. Bu binlerce insanın soylu yolculuğun başarısıdır, emeği geçen herkesi kutluyorum.”
PİRHA- Sanat Yönetmeni Necati Şahin, Alevi inancında bir canın Hakk’a uğurlanmasının bağlama ve deyişlerle yapılmasına karşı çıkanlara Mevlana’nın cenaze töreni olan Şeb-i Arus’u hatırlattı. Deyişle Hakk’a uğurlamaya karşı çıkan Alevilere ve alay eden dincilere seslenen Şahin, “Binlerce yıldır yaşayan, bunca katliama, baskıya rağmen yaşayan kadim Alevi inancındaki “Cenaze Erkanı”ın bir rengine neden dil uzatıyorsun?” dedi.
Alevi inancına göre Hakk’a uğurlama ritüeline karşı çıkanların saldırıları devam ederken, Sanat Yönetmeni Necati Şahin, “Bağlama ile Alevi Cenaze Erkanı ve Şeb-i Arus” başlıklı bir yazı kaleme aldı.
Şahin, “Siz, deyiş-bağlama ile “Alevi cenazesi” kaldırılmaz diyen Aleviler; Siz, Aleviler ölüsünü “çalgı” ile gömüyor diyerek alay eden dinciler; Siz, dünyanın en ücra köşesindeki ideolojinize yakın liderlerin ayakkabı numarasını bile bilen,
ama ülkesindeki milyonlarca Aleviyi sadece “yanan, yakılan, katliama uğrayan bir topluluk” olarak bilen, deyişlerle yapılan “Alevi Cenaze Erkanı”nı görünce; “Aaa, coğrafyamızda böyle töre mi varmış” diye gelişi güzel yorum yapan
memleketim aydınları; sizler yazdırdınız bu yazıyı bana” dedi.
Necati Şahin, “Cenazede müzik mi olur” diyenlere Mevlana’nın cenaze töreni olan Şeb-i Arus’u hatırlattı. Şahin Mevlana’nın ölüm gününde müzik aletleri Bendir, Ney, Kudüm, Rebab, Ut, Def, Kanun, Tambur ile anıldığını belirtti.
Necati Şahin’in yazısının tamamını olduğu gibi yayınlıyoruz.
“BAĞLAMA” ile
ALEVİ CENAZE ERKÂNI
ve
“ŞEB-İ ARUS”
Bu konuya girmeyecektim ama,
Siz,
Deyiş-Bağlama ile “Alevi Cenazesi” kaldırılmaz diyen Aleviler;
Siz,
Aleviler ölüsünü “çalgı” ile gömüyor diyerek alay eden Dinciler ;
Siz,
dünyanın en ücra köşesindeki ideolojinize yakın liderlerin ayakkabı numarasını bile bilen,
ama ülkesindeki Milyonlarca Aleviyi sadece
“yanan, yakılan, katliama uğrayan bir Topluluk”
olarak bilen,
Deyişlerle yapılan “Alevi Cenaze Erkanı”nı görünce;
“Aaa, Coğrafyamızda böyle töre mi varmış”
diye gelişi güzel yorum yapan
“Memleketim Aydınları”;
Sizler yazdırdınız bu yazıyı bana…
***
“MÜZİK ile cenaze mi kalkarmış?” diye soran
“Memleketim İnsanlarına”:
Her yıl
“ŞEB-İ ARUS” Etkinliğine ,
Devlet Başkanımız,
Ana Muhalefet Liderimiz,
Bakanlarımız,
Diyanet “Başkanımız”,
Hocalarımız
Yazarlarımız,
Kelamcılarımız,
Sanatçılarımız,
Parti Başkanlarımız,
Milletvekillerimiz,
Valilerimiz
Komutanlarımız
Belediye Başkanlarımız,
Meclis Üyelerimiz,
ve daha niceleri
birbirini ezerek koşarlar
KONYA’ya…
Değil mı?
ŞEB-İ ARUS’a…
Doğru mu?
Peki nedir ŞEB-i ARUS?
Açın, bakın,
her yerde okuyabilirsiniz…
Ben hemen şimdi göz atıyorum:
Karşıma Wikipedia”da çıktı:
“Şeb-i Arus, Türkçe: Düğün Gecesi, (Farsça şeb: gece, Arapça arus: düğün), Mevlevilikte Mevlânâ Celaleddin-i Rumi’nin öldüğü gecedir. Mevlana Celaleddin Rumi, bu geceyi Rabb’ine, sevgiliye kavuşma gecesi olarak düşündüğü Düğün Gecesi olarak adlandırır…”
Yani ” Hakka Vuslat”…
Yani Mevlâna’nın Yaradan’a kavuşması..
Yani ” bizim ölümümüz ebedi düğündür”
diyen Mevlâna’nın cenaze törenidir ŞEB-İ ARUS…
Muhteşem, saygın, ulvidir…
Gülbang okunur, sema dönülür, ilahi söylenir tasavvufi müzik eşliğinde…
PİRHA- 2019’da yapılan “Yol bir sürek binbir” dev müzikal projesinin Genel Sanat Yönetmeni Necati Şahin, Türkiye’nin Avusturya Büyükelçisi Ozan Ceyhun’a açık mektup yazdı. Şahin Ceyhun’a, “ALEVİ Toplumunun DOSTU OZAN”dan AKP Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “DOSTUM OZAN” dediği sürece giden yolda,
ALEVİLER ile olan ilişkinin sırrını, gizemini bu topluma açıklama borcun vardır sevgili kardeşim” dedi.
Almanya’da 2019’da yapılan “Yol Bir Sürek Binbir” dev müzikal projesinin Genel Sanat Yönetmeni Necati Şahin, Türkiye’nin Avusturya Büyükelçisi Ozan Ceyhun’a açık mektup yazdı.
“T.C. Avusturya Büyükelçisi OZAN CEYHUN ve ALEVİLER” başlığıyla kaleme aldığı açık mektubunda Necati Şahin, Ozan Ceyhun’a geçmişte Alevi toplumunun içine neden girdiğine dair açıklama borcu olduğunu belirterek Ceyhun’a sorular yöneltti.
Necati Şahin’in Ozan Ceyhun’a mektubu şöyle:
“Sevgili OZAN…
Sayın Büyükelçi
OZAN CEYHUN…
Uzatmayacağım…
Zamanını almayacağım…
Kestirmeden gelip,
birkaç soru soracağım sadece…
Zira, Biz,
Almanya’da,
“KIRK” yılda,
birbirimizi tanıyan
“KIRK” kişiydik…
Baban DEMİRTAŞ CEYHUN’u önce yazılarından tanıdık…
sevdik…
Sonra hazırladığımız panellerden daha yakından tanıdık …
Daha çok sevdik…
O’nu tanımak bizim kuşak için onurdu…
O onuru ben de yaşadım…
Sonra Seni tanıdık…
Zaten Almanya’da yaşayıp Seni ve Cem Özdemir’i tanımayan yoktu o dönemde…
Gençlerimizin rol modeliydiniz…
( zamanla, Cem Yeşiller Partisi Genel Başkan olurken, Sen AKP Sözcülüğüne soyundun Almanya’da…
Bize de “Hayret” demek düştü…)
Senin,
Türkiye Devrimci Hareketi’nden başlayan,
Almanya’da önce Yeşiller’den, sonra Almanya Sosyal Demokrat Partisi -SPD’den devam eden
ve Türkiye’de, AKP’de son bulan “gizemli” yolculuğunu bilmeyenimiz kalmadı neredeyse …
Ancak
Bu mektubumun konusu bu da değildir zaten…
Bu mektubumun konusu şudur:
ALEVİLERİN “DOSTU” OZAN’dan,
Sayın Erdoğan’ın “DOSTUM OZAN” dediği sürece giderken
ALEVİLER ile olan ilişkindir…
ALEVİ Toplumu’nun Avrupa’daki onlarca etkinliğinde konuşmacıydın…
Nacizhane benim Genel Sanat Yönetmenliğini yaptığım “Bin Yılın Türküsü” Projesinde de konuşmacıydın …
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun “gönüllü” Brüksel temsilcisiydin…
Yıllarca Brüksel’de Aleviler için büro tutup temsilcilik açacağını bekledik durduk biz de …
Neydi o oyalama?
Niyeydi?
Bu konuda açıklama borçlusun Alevi Toplumu’na…
İlk Genel Yayın Yönetmeni olduğum YOL TV’ye Brüksel’den programlar yapıyordun bizlere…
Neden?
Bu konuda da açıklama borçlusun ALEVİ Toplumu’na…
Sevgili OZAN,
ALEVİ Toplumu ile o kadar içiçeydin ki,
Hürriyet,
Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’na, Bizlere saldırırken seni de katıyordu içimize…
Nerden nereye demeyeceğiz …
Sadece sorumuz vardır sana:
O dönem, ALEVİ Toplumu’nun içine neden bu kadar girdiğini, bu Topluma açıklama borcun vardır …
Gittiğin dolambaçlı Yol senindir…
O yolda içsel devrimin, devinimin, değerlerin senindir…
Yargılamıyoruz, Yadırgamıyoruz …
ALEVİ Toplumu ile gittiğin “YOL” ise yalnız senin değildi…
Alevi Toplumu ile, Alevi değerleri ile katettiğin O süreci,
ALEVİ Toplumu’na açıklama borcun vardır…
Bu Toplum seni sevmişti.
Adını sevmişti..
Gönlünü ve kurumlarının kapısını sonuna kadar açmıştı Sana…
Diğer konular bir yana…
“ALEVİ Toplumu’nun DOSTU OZAN”dan
AKP Genel Başkanı Sayın
Recep Tayyip Erdoğan’ın
“DOSTUM OZAN” dediği sürece giden yolda,
ALEVİLER ile olan ilişkinin sırrını, gizemini bu Topluma açıklama borcun vardır Sevgili Kardeşim.”
PİRHA – İstanbul’da Necati Şahin’in Genel Sanat Yönetmeliği’nde, Ekim 2020’de İstanbul’da yapılacak “Uluslararası BARIŞ SENFONİSİ” Projesi atölye çalışmaları devam ediyor. Atölye çalışmaları için katılım çağrısı yapıldı.
Ekim ayında gerçekleştirilecek ‘Uluslararası Barış Senfonisi’ için atölye çalışmaları devam ediyor.
İstanbul’da Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın ev sahipliği ve Necati Şahin’in Genel Sanat Yönetmeliği’nde, Ekim’ 2020’de İstanbul’da yapılacak “Uluslararası BARIŞ SENFONİSİ” Projesi atölye çalışmaları devam ediyor.
Necati Şahin, Atölye çalışmaları için şu çağrıyı yaptı:
“Halkların, dillerin, inançların, kültürlerin, harmanlanacağı; binbir rengin, 1001 kişi ile dile geleceği, “Uluslararası BARIŞ SENFONİSİ”, koro, bağlama-doğu sazlar-batı sazlar orkestraları atölye çalışmalarına sesiniz veya enstrümanınız ile katılımınızı bekliyoruz.
MÜZİK DİREKTÖRÜ KEMAL DİNÇ
Atölye çalışmaları Almanya – Mannheim Pop Akademisi, Doğu Müzikleri Bölüm Başkanı, Projenin Müzik Direktörü Kemal Dinç yönetiminde yapılıyor.
Atölye Çalışma Takvimi:
12 Ocak, Pazar,
12.00 -16.00
16 Şubat, Pazar,
12.00 -16.00
01 Mart, Pazar,
12.00 -16.00
22 Mart, Pazar,
12.00-16.00
05 Nisan, Pazar,
12.00-16.00
10 Mayıs, Pazar,
12.00-16.00
17 Mayıs, Pazar,
12.00-16.00
07 Haziran, Pazar,
12.00-16.00
21 Haziran, Pazar,
12.00-16.00
Yer: İSTANBUL-MALTEPE Belediyesi,
Türkan Saylan Kültür Merkezi”
PİRHA- “Yol Bir, Sürek Binbir-Barış Senfonisi” etkinliğinin Genel Sanat Yönetmeni Necati Şahin, etkinlikte Kübalı grubun yaptığı samba dansıyla ile ilgili sosyal medyada yapılan eleştirilere dair açıklama yaptı. Şahin, “Kimileri Kübalı yoldaşlarımızın dansını ‘çıplak kadınlar’ olarak dile dolayıp akıllarınca etkinliğimizi aşağılıyorlar. Çerağı sırlamamızı ‘mum söndü’ diye aşağılayan zihniyet ile Afrikalı kölelerin özgürlük dansını ‘çıplak kadın’ gören zihniyet aynıdır” dedi.
28 Eylül Cumartesi günü Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) 30. kuruluş yıl dönümü için Almanya’nın Köln kentinde, “Yol Bir, Sürek Binbir-Barış Senfonisi” etkinliği düzenlendi.
Etkinlikte tüm halklardan, kültürlerden ve dillerden sentezler yer aldı. Etkinliğe Küba’dan katılan Samba de Roda grubu geleneksel dansları olan samba gösterisi yaptılar. Etkinlikte yapılan samba, sosyal medyada bazı kişiler tarafından ‘çıplaklık’ olarak görülüp eleştirildi.
Bunun üzerine “Yol Bir, Sürek Binbir-Barış Senfonisi” etkinliğinin Genel Sanat Yönetmeni Necati Şahin yazılı bir açıklama yaparak sözkonusu eleştirilere yanıt verdi.
AFRİKALI KÖLELERİN ÖZGÜRLÜK DANSI
Açıklamasında sambanın bir direniş dansı olduğunu vurgulayan Şahin, sambanın tarihini de anlattı.
Şahin’in ‘Samba de Roda ve Barış Senfonisi’ başlıklı yazısının tamamı şöyle:
“Samba de Roda, kökleri tarihi capoeira dayanan Afrikalı kölelerin özgürlük dansıdır. Köleliğin, savaşların son bulmasını, barışın gelmesini sembolize eder. Özellikle ‘capoeira’ felsefesindeki kardeşlik, barış ve sevginin göstergesidir. Sambanın kelime anlamı, Brezilya Portekizce’sinde, ‘Büyük ormanlarda küçük ağaçsız alan’ demektir. Zira köleler özgürlüğe firar ettiklerinde böyle alanlarda yaşarlardı.
Samba, Afrika asıllı kölelerin kendilerini savunmak için geliştirdikleri danstır. Samba dünyanın 48 ülkesinde, resmi olarak barış, dostluk, kardeşlik adına yapılmaktadır. Brezilya’daki ‘capoeira’nın kökenlerini yaratan köleler için Capoeira/Samba ‘Özgürlüğe giden yol’dur… . Çünkü Portekizliler, 1538 yılından sonra Afrika’dan Brezilya’ya 18 milyon köle getirmişlerdir. Sambanın kökeni o tarihlere dayanır. Köleler, 14 Şubat 1630’da ilk kez ayaklanarak kaçma imkanı buldular. Zumba önderliğinde ‘Palmarino Direnişi’ne katılan çok sayıda köle ilk kez özgürlüğü tatmıştır… Bunun üzerine, kölelerin bu direnişini hazmedemeyen sömürgecilerin komutanı Velho bölgedeki tüm köyleri yakmıştır…
VÜCUTLARI SİLAH DANSLARI İSE KAMUFLE
Direnişçilerin çok azı hayatta kalmıştır ve bunlardan birisi de direnişin önderi Zumba’dır. 20 Kasım 1695’te Gongoro da Zumba da yakalanarak hançerlenmiştir. Zumba’nın ölümü ile kölelerin Palmarino Direnişi sona ermiştir. İşte Palmarino’nun bu direniş tarihi, capoeira/Samba’nın da tarihi olmuştur ve bu dans da özgürlüğün sembolü olmuştur. Çünkü siyah kölelerin ateşli silahlara karşı kullandıkları en büyük silahları capoeiraydı. Bundan dolayı, 13 Mayıs 1888 Brezilya’daki ‘abalição’dan sonra, yani köleliğin kalkmasından sonra, isyancıların vazgeçilmez silahı Capoeira/Samba da yasaklanmıştır. Bu engellere rağmen, siyah kültürün bir öğesi olan Capoeira/Samba hayatta kalmış ve milyonların özgürlük sembolü olmaya devam etmiştir… Çünkü, vücutları silahlarıydı, dansları ise kamufle. Bu gizlilik aynı zamanda da onların hayat felsefesi ve kültürüydü.
“‘MUM SÖNDÜ’ DİYEN ZİHNİYETLE ‘ÇIPLAK KADIN’ GÖREN ZİHNİYET AYNI”
Ve biz Aleviler, 28 Eylül 2018 Köln Arena’daki, Yol Bir Sürek Binbir – Barış senfonisi projemize Afrika ve Latin Amerika halkları, kültürleri adına uluslararası saygınlığı olan Küba ‘Seis Del Sol’ grubunu davet ettik. 11 kişilik Küba sanat grubu, hiçbir ücret talep etmeden Barış Senfonisi etkinliğimize, yoldaşlık adına gelip ’30. yıl kutlama bölümü’nde yer aldılar. Gelenekleri, kültürleri gereği olan müzikleri, dansları, kostümleri ile katıldılar… Alevilerin birçok etkinliğinde yer alan Kızılderili, Avustralya yerlileri Aborjinler gibi.
Sosyal medyada ‘a- sosyal’ karalamalarda hayretle ve nefretle gördüm ki; kimileri Kübalı yoldaşlarımızın dansını ‘çıplak kadınlar’ olarak dile dolayıp akıllarınca etkinliğimizi aşağılıyorlar. Canlarımız, o dansta, o kadın bedeninde, Kara Afrika’nın ak yürekli kölelerin özgürlüğünü gördü… Kimi de ‘kadının çıplak bacağı’nı gördü. Çerağı sırlamamızı ‘mum söndü’ diye aşağılayan zihniyet ile Afrikalı kölelerin özgürlük dansını ‘çıplak kadın’ gören zihniyet aynıdır!
“MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK”
Projenin genel sanat yönetmeni olarak tüm övgüler ve tüm eleştiriler başım üstüne. Ama, Kara Afrika’nın ak yürekli kardeşlerimizin bu derin kültürüne ‘çıplak kadın’ diyerek, aynı zamanda kadına da hakaret eden kim olursa olsun karşısında bizimle birlikte milyonları bulacaktır. Zira bütün ‘cinci hocalar’ da ‘kadın bedeni’ üzerinden insanlığı aşağılıyorlar. Bunlar ile her ortamda mücadelemiz devam edecektir. ‘Yol Bir sürek Binbir-Barış Sefonisi’nde olduğu gibi… (HABER MERKEZİ)
PİRHA-Balıkesir’deki evinden 19 Mart sabahı polis baskını sonrası gözaltına alınıp tutuklanan Alevi hak mücadelesiyle bilinen Elif Şahin’e çıkarıldığı mahkemece 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası verildi. Ancak cezası ertelenen Şahin serbest bırakıldı.
Sosyal medya paylaşımları ve Cumhurbaşkanı’na hakaret iddiasıyla 19 Mart 2019’da evi basılarak gözaltına alınıp tutuklanan Elif Şahin özgürlüğüne kavuştu.
Bin Yılın Türküsü Genel Sanat Yönetmeni Necati Şahin’in kız kardeşi Elif Şahin’e çıkarıldığı duruşmada mahkeme, 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası verdi. Ancak Şahin’in cezası ertelendi.
Ağabeyi, Bin Yılın Türküsü Genel Sanat Yönetmeni Necati Şahin, “Elif Şahin özgürlüğüne kavuştu. Dostlarımıza, arkadaşlarımıza, yoldaşlarımıza, gönüldaşlarımıza, dar günümüzde yar olanlara bin teşekkür, bin selam. Biraz önce Gebze Cezaevi’nden aldık” ifadelerini kullandı.
PİRHA- “Yol bir sürek binbir” dev müzikal projesinin Genel Sanat Yönetmeni Necati Şahin sanat deneyimini, Alevi kültürünün müziğe yansımasını ve “Yol bir sürek binbir” projesini PİRHA’ya değerlendirdi.
Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) 30. kuruluş yılı vesilesiyle Almanya’nın Köln kentinde 28 Eylül 2019 tarihinde büyük bir etkinlik düzenlenecek. Köln’ün en büyük salonlarından biri olan Lanxess Arena Aleviliğin bir çok süreğinin deyişlerle sergileneceği “Yol bir, sürek bin bir” etkinliğine ev sahipliği yapacak.
Necati Şahin AABF’nin 30. kuruluş yıldönümünde “Yol bir sürek binbir” dev müzikal projesinin Genel Sanat Yönetmeni. Renkli, dolu dolu bir insan. Sohbete başlamak için tek bir kilit soru sormanız yetiyor. Öyle heyecanlı ve dolu dolu karşılıyor sizi. Necati Şahin ile projeye yönelik yapılan provalarda buluştuk. Sanat deneyimleri, Alevi kültürünün müziğe yansıması ve son olarak “Yol bir sürek binbir” projesini konuştuk.
COGİ BABA’DAN ÇANAKKALE’YE BİR SANAT HİKAYESİ
Necati Şahin 1955 yılında haritada yeri olmayan Koçgiri’nin bir köyünde doğmuş.
Sivas İmralı bölgesinin Ocağı olan Cogi Babalı olan Şahin, ilkokul 3’e kadar orada okumuş.” Karda tipi de okullara gittik. Sonra Bursa’ya göç ettik.Bursa’da doğudan Kürt Alevi bölgelerinden göç edenlerin yaşadıkları dramı biz de yaşadık” diyor.
Yatılı okul sınavına girerek Çanakkale Öğretmen Okulu’nu kazanan Şahin oradaki deneyimlerinin hayat rotasını değiştirdiğini söylüyor. Şahin, yatılı okulda sanata ilgisinin de başladığını belirtiyor ve ekliyor: “Çanakkale Öğretmen Okulu’nda hep köy çocukları vardı ve kalabalıktık. Mesela gece yatakhanede biri, türkü söylemeye başladığında, o yatakhanedekilerin hepsi katılıyordu. Bir bakıyordun ki 300-400 kişi okulun bahçesinde gece saatlerinde halay dönüyor. Bu devamlı oluyordu. Öğretmenler de gelip bize katılıyordu. Aslında bu Bin Yılın Türküsü, Kadının Türküsü gibi projelerin kökeni oradan geliyor.”
Şahin, Öğretmen Okulunu bitirdikten sonra Trabzon’un Off ilçenin dağ köyleri olan Yayvanova’ya tayininin çıktığını belirtiyor ve o bölgeyi tanımanın kendisi için şans olduğunu kaydediyor.
Şahin kendisine deneyim katan coğrafyalardan birinin de Çukurova olduğunu hatırlatıyor ve “Öğretmen okulundayken yazın Çukurova’da karpuz tarlalarında kalıyorduk. O bölgeyi tanıma şansım oldu” diyor.
1974’te Almanya’ya giden Şahin orada öğrenmenlik mesleğine devam etmiş ve ardından Köln Üniversitesi Pedagoji bölümünü okumuş.
“BİZİM TOPRAKLARDA YAŞAR KEMALLER, NAZIM HİKMETLER YAŞADI”
Oradaki deneyimlerini ise Şahin şöyle anlatıyor:
“80 cuntasından hemen sonra Köln Türkiye Öğretmenler Derneği Başkanı oldum. Orada 2. kez hayatım değişikliğe uğradı.
O genç yaşta Türkiye’den askeri cuntanın zulmünden kaçmak zorunda kalan insanlara ev sahipliği yaptım. Fakir Baykurt’tan Dursun Akçam, Aziz Nesin, TÖBDER’den arkadaşlarımız… Daha bir çok kişi. Birden bire o yaşta Türkiye’den zorunlu sürgüne gelen entelektüel dünyanın içinde buldum kendimi. O dönemde Türkiye’de aydınlarla dayanışmak için bir girişim oldu. Server Tanilli hocamız vardı başında. Ben koordinatörlüğünü üstlenmiştim. Türkçe Almanca eğitim dergisi çıkarmaya başladık. Arkadaş dergisiydi ismi. Daha sonra o derginin etrafında bir Arkadaş tiyatrosu oluşturduk, genel sanat yönetmeni oldum.
Öğretmen hareketinden sanata yöneldim. Bu arada ben öğretmenlikten ayrıldım. Profesyonelce tiyatroya yöneldim.
Avrupa’da Anadolu deyince akla göbek dansı ve kebap geliyordu. Oysa orada Yaşar Kemaller, Nazım Hikmetler yaşadı. Fuzuliler, Nesimiler yaşadı. Bunları tiyatroya taşıdık. Aziz Nesin’in hikayeleri ile başladık. Ankara Üniversitesi’nden Nurhan Karadağ ile birlikte, Murathan Mungan’ı sahneye taşıdık. O dönemde kimsenin tanımadığı Ezidileri sahneye taşıdık. Mungan’ın Mahmut ile Yezida oyunu. Dünya prömiyerini de yaptık. Laleş ve Şengal’e gidenler oldu, araştırmalar yapıldı.
O yıllarda yine “Yunus diye göründüm” oyunuyla Alevi dünyasının çok önemli ozanını sahneye taşıdık. Yunus’u Alevi yapmışsınız diyorlardı. “Hayır Yunus zaten Alevi idi. Biz onu özüne kavuşturduk” diyorduk. O dönemde kadınların çektiği sıkıntıları Putzfrau Kabaret (Temizlikçi kadın kabaresi) ismiyle İranlı, Kürt, Türk, Alman kadınlar ile gündeme getirdik. Sovyetler Birliği’nden, Endonezya, Avusturya’ya kadar dolaştık.”
“BİN YILIN TÜRKÜSÜ”
Sivas Katliamı’ndan kısa bir süre önce Almanya’da Alevi derneği kurduklarını da hatırlatan Şahin, yine burada da sanat çalışmaları yürütmüş. “90’lı yıllarda Alevi dünyasında sanat olarak yaptığım ilk şeylerden bir tanesi bağlamayı filormaniye taşımak oldu. Arif Sağ ile görüştüm, onlar Almanya’ya geldiler. O dönemde bilinen Senfoni Orkestrası kurucularından Metin Güneş ile onları bir araya getirdik. 3 bağlama dediğimiz Arif Sağ, Erol Parlak, Erdal Erzincan’ı ilk defa bir filormani de buluşturduk. Binlerce bağlama çok mükemmel oldu.”
Bin Yılın Türküsü Şahin’in büyük projelerinden ilki. Öyleki rekorlar kitabına bile girdi. Bin Yılın Türküsü’nün nasıl oluştuğunu Şahin su sözlerle aktarıyor:
“Ben Alevi hareketinde yöneticiydim. Daha çok sanat yönüyle ilgilendim.
O dönemlerde kafamda şu vardı: Biz sokaklara çıktık, bağırdık dedik ki “Sivas’ın hesabını soracağız.” Peki nasıl soracağız? Gidip onları yakamayız. O dönemde Sivas’ta Alevilerin üç güzeli sazımız, sözümüz, semahımız yakıldı.
Türkiye’nin aydınları da yakıldı. Peki bunun hesabını nasıl soracağız. Yakılanların hepsi sanatçı.
Stadyum’da daireye kaç bağlama sığar diye düşündüm. Köln’de dünyanın en büyük stadyumu Arena ile görüştük. Arkadaşları ikna etmek zor oldu, gerçekçi gelmedi.
Benim o heyacanım arkadaşlara yansıdı.
AABF ciddi bir şekilde heyecan duydu. Oradaki en büyük başarımız şurdaydı: Bütün projelerde negatif konuşmayı yasaklattık. Gelen başımızın üzerine, gelmeyene ‘niye gelmedin’ demeyeceğiz.
1346 bağlama, 800’e yakın semah dönen orkestralar, kilise koroları, Afrikalılar aklınıza kim geliyorsa 2500 kişi ile sahnede ozan dili ile Aleviliği anlattık.
Tuncel Kurtiz üstlendi o anlatımı.
Bu çok ciddi bir motive oldu. Farkedildi ki bu dünyada bu anlamda yapılmış en büyük proje ve dünya rekorlar kitabına da girdi.
AYNI PROJE İSTANBUL’DA DA GÖSTERİLDİ
3 Kasım 2002 ‘de İstanbul Abdi İpekçi salonunda Bin Yılın Türküsü’nü yaptık. Başbakan Bülent Ecevit’te geldi. Başbakan’ın huzurunda Sarı Gelin’i Türkçe, Kürçe, Farsça ve Ermenice seslendirdik. Orada Alevi dünyasına bir özgüven geldi.
2 sene sonra Kadının Türküsü diye bir gösteri yaptık. Yaşar Seyman metin yazarımızdı. Dünya kadın hareketini sahneye taşıdık.
600-700 civarında bağlama, semah, deyişler vardı. Bu da büyük bir proje idi. Oberhausen Arena’da yaptık.”
2006 yılında ise Ağıttan Umuda projesi ile dünyada mazlum halklara yapılan katliamları gündeme taşıdıklarını dile getiren Şahin, ” Alevilerin, Anadolu ve Mezopotamya toplumlarının acısını 20 dilde ağıtlarla işliyor. Köln Arena’da yaptık. Önemli bir projeydi. 2 sene sonra FUAF’ın çağrısı ile Strasburg’ta Aşk Ola diye bir proje hayata geçirdim. Anadolu Mezopotamya’nın hümanizması ile Fransa Rönesans hareketinin ortak noktalarını bulup onlara tanıştırdık. Descartes ile Hacı Bektaşı, Yunus ile Goethe’yi tanıştırdık” diye aktarıyor.
YOL BİR SÜREK BİNBİR…
Bu kadar büyük projenin ardından AABF’nin 30. kuruluş yılı vesilesiyle Almanya’nın Köln kentinde 28 Eylül 2019 tarihinde düzenlenecek “Yol bir, sürek bin bir” projesini anlatıyor Şahin. Tıpkı diğer müzikal projeler gibi bu da dev bir proje.
Projenin temellerini Şahin şöyle açıklıyor:
“Avrupa’daki Alevi Hareketi Türkiye’den gelen Alevilerin oluşturduğu bir hareket. 1960’lar da Sivas, Erzincan, Tokat , Elazığ, Malatya, Çorum gibi bölgelerden gelen insanlar. Şöyle bir algı var: Sanki Alevilik bu bölge etrafında dönüyor. Halbuki öyle değil.
Mezopotamya, Karadeniz, Akdeniz, Toroslar, Balkanlar var. Kakailer var. Demekki sürek binbir. Bu projede süreklerin olduğunu bu sanatla göstermek istiyoruz. Kermanşah’tan Yarasenlar, Irak’ta Kakailer, Balkanlar’da Bedreddinler gelecek, Toroslar’dan Tahtacılar gelecek. Çepniler gelecek. Bütün dünyanın Alevi renkleri gelecek. AABF bir göç örgütü. Dolayısıyla göçle birlikte farklı kültürlerle tanıştık. Şöyle bir Alevi sözü var: Göçümüzü bir katır taşır, kültürümüzü 40 katır taşıyamaz. İşte Alevilik o insanların sırtına alıp getirdiği o bağlamada gizli.
Burada yaşayan güzel sanatlarla müsaip oluyorlar. Bir de bakıyorsunuz Haydar Haydar senfoni ile ortaya çıkıyor. Bu projede onlara da yer vereceğiz. Çok dilli olacak.
Aleviler kadına, çevreye nasıl bakıyor onu anlatacağız.”
PİRHA – Bin Yılın Türküsü Genel Sanat Yönetmeni Necati Şahin’in kız kardeşi Elif Şahin dün sabah Balıkesir’deki evine baskın yapılarak gözaltına alındı. Şahin, bugün çıkarıldığı mahkemede ise tutuklandı.
Bin Yılın Türküsü Genel Sanat Yönetmeni Necati Şahin’in kız kardeşi Elif Şahin dün sabah Balıkesir’deki evine baskın yapılarak gözaltına alındı. Şahin’in sosyal medya paylaşımları ve Cumhurbaşkanı’na hakaret iddiasıyla gözaltına alındığı öğrenildi. Şahin, bugün akşam saatlerinde çıkarıldığı mahkemede tutuklanarak Balıkesir Cezaevi’ne gönderildi.
Abisi Necati Şahin kız kardeşinin tutuklandığını sayfasından paylaşarak duyurdu. Şahin, kardeşi için ise şu yazıyı kaleme aldı:
Sonra,
ELIF’in İsyanı otuzlu yaşlarında bir Volkan gibi patladı…
Kocaya, babaya, kavim kardaşa, erkek egemenliğine restini çekti…
Yaşamın direksiyonunu eline aldı…
Emekçi oldu…
Çalıştı…
Okudu…
Ortaokulu bitirdi bir yılda…
Çalıştı…
Okudu…
Liseyi bitirdi bir yılda…
Çalıştı…
Okudu ..
Üniversiteyi bitirdi üç yılda…
Çalıştı…
Okudu…
Yetmedi bir ünivesite daha bitirdi…
Artık, işini, aşını, eşini, aşkını kendisi seçiyordu…
Ağıdı Umuda çevirdi…
Bankacı oldu…
Memur oldu…
Emekli oldu…
Ailemizin eli, kolu, kanadı oldu…
İşitme engelli iki kızkardeşimizin dili, kulağı oldu her daim.
Her daim, her ortamda haksızlığa karşı durdu …
“Korkuyu korkutmuştu” çünkü…
Haksızlığa karşı her eylemde ön saftaydı ELİF …
İŞİD’in Ankara Gar katliamından kıl payı kurtuldu ELİF …
Arkadaşlarının bedeninden kopan et parçalarını tek tek anam ayıklamıştı saçlarından…
Aylarca uyuyamadı…
Ama haksızlığa karşı direnmeye devam etti…
IŞID’in, özellikle Kadınlara uyguladığı vahşet O’nu kahrediyordu …