Etiket: necmiye alpay

  • ‘Geçmişle hesaplaşmadan, yüzleşmeden dönüşüm sağlanamaz’-VİDEO

    ‘Geçmişle hesaplaşmadan, yüzleşmeden dönüşüm sağlanamaz’-VİDEO

    PİRHA- HDP’nin düzenlendiği ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nda konuşan Rıza Türmen, geçmişle hesaplaşmadan, yüzleşmeden dönüşüm sağlanamayacağına dikkat çekerek, “Türkiye’de demokrasi tartışmaları her zaman devlet üzerinden yapılmıştır. Demokrasi tartışmalarını halk üzerinden yapmamız gerekiyor. Vatandaşlığı ulus devletten arındırmak lazım” dedi.

     

    HDP’nin düzenlendiği ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nın ilk oturumu Süreyya Karacabey moderatörlüğünde Ahmet Türk, Murat Belge, Necmiye Alpay, Oya Baydar, Rıza Türmen ve Sırrı Süreyya Önder katılımıyla “Cumhuriyet: Yüzyılın muhasebesi” başlığıyla devam etti.

    Kürt Halkının Türkiye’yi bölmek değil, özgür, eşit yurttaşlık taleplerinin olduğunu söyleyen Siyasetçi Ahmet Türk, Kürt halkının taleplerinin Türk halkına doğru bir temelde anlatılması gerektiğini belirtti. Türk, “Kürtlerin asla ve asla Türkiye’yi bölme gibi bir niyetlerinin olmadığını, Türk ve Kürt halkının ortak, demokratik, eşit bir konumda olduğunu anlatmamız gerekiyor. Eğer gerçekten bir kucaklaşma istiyorlarsa eşit bir temelde bu ancak Kürt sorununun çözülmesi ile mümkün olacaktır” ifadelerini kullandı.

    “EN BÜYÜK BİR TÜRLÜ DEMOKRATİK BİR ÇÖZÜME YAKLAŞAMAMIŞIZ

    Yazar Murat Belge, sürecin çok parlak olmadığını belirterek, şunları dile getirdi:

    “Demokrasisiz geçen bir cumhuriyet. Bunu yapanlar, hazırlayanlar belki çok sıkıcı olabileceğini düşünerek, değişiklik vaat ediyorlar. Bir tür diktatörlük altında yaşarken bu sefer popüler bir diktatörlük altında yaşam gibi bir şey sunuyorlar. Yani hangisini beğenirsen. Sonuçta demokrasinin yanından geçmemenizi sağlayacak birtakım tedbirler alıyorlar.

    Seçime yaklaşıyoruz. Kritik bir dönemden geçiyoruz. Nedir bu kritik dönem? Bir diktatörlük altında bir seçim daha kaybedersek neler olacağını tahmin etmek zor. İyi şeyler olmayacağını tahmin etmek gayet kolay da hangi pozitif tutamaktan gideceğiz? Bunu tarif etmek hiç kolay değil. Böyle bir durumda olmamıza rağmen 6’lı masa edebiyatı vs. ‘Bir mesafe aldık mı?’ diye bakıyorlar. Evet muhakkak almış olmalıyız. Seçime az kalmışken, çözülemediği anlaşılan sorunlar var. Türkiye’de yeterli, doyurucu bir demokrasi olamamasının nedenleri arasında Kürt sorunu yok mu? En büyük sorun ve buna bir türlü demokratik bir çözümle yaklaşamamışız. Şu ortamda demokrasiyi konuşacağız ama bu konuşmaların içinde Kürtler olmayacak mı? Bunu anlamak çok zor geliyor bana.”

    “ÇOCUKLAR ANADİL KAVRAMINI ÖĞRENEREK Mİ OKUYOR?”

    Gazeteci yazar Necmiye Alpay, gerçekliğin yok edilmesi için tüm araçların kullanıldığını ifade ederek, “Pek çok insan anadilin ne demek olduğunu bilmiyor. Herhangi bir şekilde kayda geçmemiş, öğretilmemiş. O günden bugün gidip gelerek konuşmak zorundayım. Bugün okullarda, hangi kökenden olursa olsun, çocuklar anadil kavramını öğrenerek mi okuyor. Okul dışı kalan büyük gerçeklikler var. Kan gövdeyi götürüyor ama dillerimiz arasında bağlantı kurulmuyor. Çok mücadele ettik ama yolun dönüp dolaşıp başına geliyoruz. Kapitalizmin bugün geldiği aşamada, sınıf çatışması temelinde toplumların geliştiğini düşünen akıma göre, sermaye birikimi belirleyici oluyor. Türkiye’de de aynı şey oluyor. Kapitalizm geliştikçe, sermaye işi zorluyor. Tek amaçları karı yükseltmek. Türkiye’de cumhuriyet, uzun süre devlet eliyle sermeye biriktirdi. Türkiye sermayesi emperyalistleşmeye başlıyor” diye konuştu.

     

    “NİYE HALA DEMOKRATİK CUMHURİYET BİR ÖZLEM OLARAK KALIYOR?”

    Yazar Oya Baydar ise, “Niye hala demokratik cumhuriyet bir özlem olarak kalıyor?” diye sorarak başladığı konuşmasında, “Bu macera yüz yıldan çok önce başlıyor. Zor koşullarda bir doğum bekleniyor. Bu bebek bir ilk günah ile doğuyor. Bir doğum sakatlığı var. Bir türlü bu günahtan kurtulamadığımız için bu haldeyiz. Cumhuriyetin doğuş günahı ulus devletin egemen Türk unsuru üzerinden kurulması. Misak-ı Milli sınırları içindeki halkların kimliklerinin ve haklarının tanınmaması. 1925’ten itibaren Kürt bir tehdittir ve Türkleştirilmesi gerekmektedir. Ulus devletin Türklük üzerinden kuruluşu bütün gelişmelere yol açıyor. Günümüze kadar böyle getiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

    “PARLAMENTER DEMOKRASİ OTORİTERLEŞMEYE KAYMAYA HER ZAMAN AÇIKTIR

    Rıza Türmen de, “Şu yaşa geldik demokratik bir cuımhuriyette yaşayamadık. Bundan sonra bunu kurabilir miyiz? Bunu tartışmamız gerek. Yeni bir şey inşa edebilecek bir dönemdeyiz. Bunun için bir fırsat var. Cumhuriyetin aydınlanmacı yüzü bir türlü Türkiye’ye sirayet etmemiş” diyerek, şunları ifade etti:

    “Tek kimlikli vatandaşlık anlayışından çok kimlikli vatandaşlık anlayışına geçilmelidir. Geçilirken de geçmişle hesaplaşmadan, yüzleşmeden dönüşüm sağlanamaz. Türkiye’de demokrasi tartışmaları her zaman devlet üzerinden yapılmıştır. Demokrasi tartışmalarını halk üzerinden yapmamız gerekiyor. Vatandaşlığı ulus devletten arındırmak lazım.

    Merkezi örgüt yereli boğmaktadır. Yerele nefes alma imkanı vermemektedir. Merkeziyetçi yönetimden kurtulmamız lazım. Halkın kendisiyle ilgili kararları yerelde alabileceği bir demokrasi önemli. Yerel demokrasi getirildiği takdirde siyasi kutuplaşmalar da ortadan kalkar. Kürt meselesinin çözümüne önemli katkılar bulunur. Altılı Masa Kürt sorununun nasıl çözüleceğini söylemiyor. Parlamenter demokrasi otoriterleşmeye kaymaya her zaman açıktır. Yeni bir demokrasi düşünmemiz gerekiyor.”

    “GERÇEĞE SAYGI ÖNEMLİDİR

    Siyasetçi Sırrı Süreyya Önder,  LGBTİ+ların konferansta olmayışını eleştirerek başladığı konuşmasında, “Gerçeğe saygı önemlidir. Parlamenter sistemden ne hayır gördük ki, güçlendirilmiş olandan göreceğiz. Kürtler bu ülkenin istikbalinde söz ve hisse sahibi olmak istiyor en az diğer unsurlar kadar. Kimsenin hakkına göz dikmeden. Bunu cesurca, çerçevesini çizerek tarif etmelisiniz. Adını doğru koyalım” ifadelerine yer verdi.

    Konferans verilen aranın ardından devam edecek.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Kürt sorununda ‘Barış’ denildiği an devlet baskılıyor’- VİDEO

    ‘Kürt sorununda ‘Barış’ denildiği an devlet baskılıyor’- VİDEO

    PİRHA – Barış Vakfı, “Barış Açısını Savunmak ve Sivil Toplum Kurumları’nın (STK) Güçlendirme” projesi dahilinde Ankara’da toplantı düzenledi. Açılış konuşmasını Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz yaptı. Tahmaz, Türkiye’nin son 10 gündür içinde bulunduğu toplumsal ve siyasal durum açısından böyle bir günde bir arada olmanın çok kıymetli olduğunu belirterek, Barış Vakfı’nın çözüm sürecinin içerisinde kuruluş çalışmasını başlattığını hatırlattı.

    Haberin Videosu

    Barış Vakfı, “Barış Açısını Savunmak ve Sivil Toplum Kurumları’nın (STK) Güçlendirme” projesi dahilinde Ankara’da toplantı düzenledi. Açılış konuşmasını yapan Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, Proje kapsamında 3. Toplantının yapıldığını belirtti.

    “Toplumu barışa hazırlamamız lazım” diyerek barış isteyip müzakere talep etmenin fiilen suç olduğu bir sürecin yaşandığını altını çizen Tahmaz, konuşmasına şöyle devam etti:
    “Bugün savaşa ‘savaş’ demenin suç olduğu bir süreç yaşıyoruz. Bu süreçte bir taraftan da barış fikrini büyütmeye çalışıyoruz. ‘Kürt sorunun diyalog masasının kurulması nasıl olur?’ tartışmasından çok bu ortamda çatışma çözümü çalışan STK’ların barış fikrini güçlendirmek için ne yapabilir? sorusuna cevap arıyoruz. Biz şuna inanıyoruz: Toplumda büyük bir öteki kılma ve ‘vatan elden gidiyor’ duygusunun hakim olduğu bütün siyasetin ağırlıklı kısmının böyle dizildiği bir süreç yaşıyoruz. Devletin Suriye’de izlediği politikaya içerden siyaseten çok büyük bir desteğin olduğu ya da ses çıkılamaz bir durumda olduğunu görüyoruz. Savaşa savaş döneminde ‘hayır’ denilemediği zaman barış sürecinde etkili olamazsınız. Bizim bu yaptığımız işin bir kıymeti vardır. Eninde sonunda biz masaya geleceğiz. Oraya toplumu hazırlamamız gerekir. İnsanların masaya olan ihtiyacını dillendirmemiz gerekir”

    Türkiye dışında bütün dünyanın artık Kürt meselesini konuştuğunu vurgulayan Tahmaz, çözümü konuşması gerekenin siyasi irade olduğuna dikkat çekti. “Oslo sürecinde tereddütlü davranılması, çözüm sürecinde ben mi örgüt mü kârlı çıkacak? tartışmalarını sonraki süreçte de gördük. Bugün kabul etmek gerekir ki düşünce özgürlüğü denen olgunun bile tartışıldığı bir sürece geldik” diyen Hakan Tahmaz şöyle devam etti;

    “Savaş halinden çıkılmadığı sürece Türkiye’de yaşanan krizin devam edeceğini söyledi. Hakan, “Güvenli bölge dediğimiz şey Suriye’nin egemenlik alanındaki topraklarda kalıcı bir müdahale. Üniversite kurmaktan, kent mahalle kurmaya ve demokratik yapısını değiştirmeye yönelik politikaların tartışıldığını biliyoruz. Bunun yolu ABD ve Rusya’da çözüm aramak değil. Birlikte konuşmaktan başka bir yol olmadığını biliyoruz. Siyasetin de dönüşmesine hizmet eden bir çalışmanın olması gerektiği Suriye müdahalesinde de ortaya çıktı.”

    “STK’LAR BARIŞ SÜREÇLERİNDE NORMATİF OLARAK KATILMALI”

    Toplantıda Bilkent Üniversitesi’nden Dr. Esra Dilek, “Çatışma Çözümünde STK’ların Çalışma Alanları” konusunda sunum yaptı.

    STK’ların barış sürecine katılımının olumlu olduğunu ve demokratik toplum oluşturmanın barışın sağlanması ile mümkün olabileceğinin altını çizen Dilek, “STK’lar barış süreçlerinde normatif olarak katılmalılar. Ancak bunun bir de pratik açıdan önemi var. En önemli görebildiğimiz sonuçlar öncelikle çatışan tarafların toplumsal beklentilerin konuşulması için STK’lar katılmalı. Bizim çatışma çözümü alanında ‘bozucular’ dediğimiz kişilerin etkilerinin azalması açısından önemli. Bu gruplar arasında sürece katılmayıp süreci bozmak isteyenlerden bahsediyoruz. Diğer bir özellik hesap verilebilirliğin güçlendirilmesi. STK’ların katılması kimin yanlış bir karar verdiğinde ne ile hesap verdiğini bilmesi gerekiyor. Temel aktörler dışındaki insanlar açısından hesap verilebilirliği güçlendirme açısından önemli” dedi.

    “SAVAŞ DENDİĞİNDE 301. MADDEDEN DAVA AÇILIYOR”

    Toplantının devamında “Barış Hakkının Ulusal ve Uluslararası Hukukta Yeri” konusuyla avukat Orhan Kemal Cengiz sunum yaptı. Anayasada “Türklüğe hakaret ve devleti aşağılamak” suçu olan 301’inci maddeden sıklıkla işlem yapıldığını aktaran Cengiz şunları söyledi:

    “Rahmetli Hrant Dink öldürüldükten sonra bu madde AİHM’e gitmişti. Türkiye mâhkum olmuştu. Ardından biraz yumuşatarak bazı şeyler ekledi arkasından Taner Akçam meselesi oldu. ‘Ermeni soykırımı vardır’ dediği için Türklüğe hakaretten bir soruşturma açıldı. AİHM kabul etti ve çok önemli tespitlerde bulundu. AİHM dedi ki: İfade hürriyetine müdahalede bulunmak için ortada bir yasa olması lazım. Öngörülebilir olması lazım. AİHM, ‘Devleti eleştiren ifadeleri siz bu maddelerin altında eleştiremezsiniz. Bunu yaparsanız öngörülebilirliği ortadan kaldırırsın” dedi. Ben bir hukukçu olarak tekrar 301’e dönmemize üzülüyorum üzerine kan sıçramış bir madde. Muazzam bir geriye gidiş söz konusu. 10 gündür hepimizin dili şişti. Korkunç militarist bir hava var. Konuşulması bile mümkün değil. TV muhabirleri haberleri verme biçimleri ile ordu muhabirine dönüşmüşler. Barışı konuşmak lüks bir şey oldu. Savaş dediğinizde 301’inci madden soruşturma açılıyor hakkınızda.”

    Savaş sürecinde Cenevre sözleşmelerinin geçerli olduğunu aktaran Orhan Kemal, “Savaş değil diyorsan yakalana her kişi soruşturma hakkı var. Yerelde orada hastanelerde tutulanlarla savaş suçu işlendiği tespiti var Uluslararası Af Örgütün. Bir tür söylem tekeli oluşturuluyor. Bunun dışında çıktığın zaman yargılanıyorsunuz. Savaş demekle suçluyorsunuz ama barışa ilişkin bir mevzuat getirmekte uluslararası hukuk Türkiye’deki hukukun üstünde yer alıyor” diye konuştu.

    “KÜRT SORUNUNDA BARIŞ DENDİ Mİ DEVLET BASKILAMAK İSTİYOR”

    “Barış Dili ve Yeni Çalışma Yöntemleri” konusu ile de son sunumu Necmiye Alpay yaptı. Her dilde barış kelimesinin ilk ve öteki anlamlarının farklılışabileceğini söyledi. Barış kelimesinin Türkçe’de ‘varmak’ filinden geldiğini söyleyen Necmiye, “Toplulukların birbirine varması. Birinci anlamı dar anlamı çatışmasızlık anlamındaki sükunet. Çok temelde hak ve hürriyetlerimiz toplumu sağlamlaştıran ana zihniyet meselesi. Onlara dayanmadığınız zaman kalıcı olmuyor. Bizim toplumumuz çok uzun bir süredir uzak. Avrupa toplumları için gelişkin 2. Dünya savaşından sonra insanlıktan çıkıldıktan sonra akılları başlarına geldi ve demokrasi anlayışını geliştirdiler. Barış kelimesi sanki bir mikrop ve kötülük gibi uğraşmakla meşgulüz. Kürt sorununda barış dendi mi devlet baskılamak isteniyor. Yıllardır barış dili terimini çok kullandık. 90’lı yıllardan beri barış dili özlemi içindeyiz. Pek de net kavram değildir neyi kastediyoruz. Barış dili derken barış söylemini kastediyoruz. Bunun olmadığı yerde bir savaş söylemi veya nefret söylemi var demek oluyor. Nefret söylemi terimini toplum yeni yarattı ve böyle bir bilinç oluşturdu” diye konuştu.

    Alpay ayrıca “Savaş stratejilerine karşı barış stratejileri kavramının kullanabileceğini düşünüyorum.” diyerek “Strateji kavramı savaş söz konusu olunca sizin nihai hedefinizi anlatan bir kavram. Savaştaysanız zafer kavranmak isin için stratejik hedef. Başka her türlü yoğunluk taşıyan etkinlik de strateji ve taktikler söz konusu oluyor. Barış stratejileri her tür toplumsal etkinlik için nihai hedef olarak barış toplumunu hedeflemek ve gözetmeyi kapsıyor. Siyasi baskılardan dolayı barış söyleminin çok içi açılamıyor. Gündelik hayatımızda daha başka kavramlar üretirsek o bıktırıcı etkiden kurtarmış oluruz.”dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • 2’inci Anadil Buluşması İstanbul’da gerçekleşti-VİDEO

    2’inci Anadil Buluşması İstanbul’da gerçekleşti-VİDEO

    PİRHA-Halkların Demokratik Kongresi Haklar ve İnançlar Komisyonu’nun “Renkler dillere diller yaşama dönsün” şiarıyla 2’incisini düzenlediği ‘Anadil Buluşması’nda asimilasyonun dilde başladığı, egemenlerin dili asimile etmek için merkezden taşraya doğru çalışmalar yürüttükleri vurgulandı.

    Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Genel Kurulu, 1999 yılında aldığı bir kararla 21 Şubat gününü, “Uluslararası Anadili Günü” olarak kabul etmiş ve ilk kez 2000 yılında, dünya çapında kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla “Dünya Anadili Günü” kutlanmaya başlamıştır.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Komisyonu 2’inci Anadili Buluşması’nı “Renkler dillere diller yaşama dönsün” şiarıyla gerçekleştirdi. Şişli Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleşen programın sunuculuğunu Dilek Odabaş yaptı. Odabaş, birçok dilde “Hoş geldiniz” diyerek selamladı katılımcıları.

    Programa HDP milletvekilleri Hüda Kaya, Gülistan Kılıç Koçyiğit, HDK Eş Sözcüsü Sedat Şenoğlu ile HDK bileşenleri katıldı.

    Odabaş yaptığı kısa açılış konuşmasında dillerin yok olma sebebinin anadilde eğitim olmamasından kaynaklandığını kaydetti. “Anadili konuşmak haktır, engellenemez” dedi. Halkalar ve İnançlar Komisyonu adına Medine Gök kısa bir konuşma yaptı.

    “DİLLERİMİZİ ÇOCUKLARIMIZA AKTARABİLİRSEK ÖLÜM BİR SON OLMAYACAKTIR”

    Gök, “Hakların bir arada iş yapması kardeşliğin ve dostluğun ilk adımıdır. Bizler bunu geliştirme çabasındayız. Bugün birçok dil yok olmakla karşı karşıya. Bunların üstesinden gelecek azim ve kararlılığa da sahibiz. Halkların birlikteliğinin sözünü veriyoruz. Diller insanlığın ortak mirasıdır. Her insan kendini en iyi anadilinde ifade eder. Farklılıklarından arındırılmış bir ülke yerine farklılıklarıyla birlikte yaşayan bir ülke olmalı. Dilimizi çocuklarımızda yaşatabilirsek ölüm bir son olmayacaktır. Çünkü onlar bizlerdir” şeklinde konuştu.

    “BÜYÜK BİR YIKIM VE KIYIM YAŞANIYOR DİLLERDE”

    HDK Eş Sözcüsü Sedat Şenoğlu, dünyada birçok dilin ve kültürün yok edildiğine vurgu yaparak, “İnsanlığın çiçekli bahçesi ortadan kaldırılıyor, asimilasyona uğratılıyor. Dil bunların en başında geliyor. Dünyada 7 bin dil ve ve bunların yüzde 50’si yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Kendi coğrafyamızda 18 dil yok olma tehlikesiyle karşı karşıya, Lazca, Abazaca, Romanca, Pomakça vesaire. Büyük bir yıkım ve kıyım yaşanıyor dillerde. Bu tabi ki kendiliğinden olan bir şey değil. Tekleşme her yerde. İnsan, kültür kendi anlamlarından soyutlaştırılıyor. Bu büyük bir tehlike. Bu tip etkinlikler bir direniş mevzisi. Belki de çöl içinde bir vaha odakları. Bunları mutlaka yaşatmak zorundayız. Dil hayattır, dili olmayan bir halk yok olmuş bir halktır. Anadili insanın kimliği, kişiliği, onurudur. Tek dilli bir dünya ne kadar yaşanmaz bir dünya olduğunun farkındayız. Onun için başka dilleri kültürleri yaşatmak için her çaba çok kıymetli” şeklinde ifade etti.

    Programa katılımın azlığını eleştiren Şenoğlu, “Bu tablo bile bize bir ders vermeli. Bu bizim duyarsızlığımız, yüreğimizdeki, bilincimizdeki eksiklik. Bununla mücadele etmek zorundayız. Diller yaşasın, diller çoğalsın, anadil kutlu olsun hepimize” dedi.

    Dil bilimciler Necmiye Alpay, Zana Farqini ve araştırmacı Erdoğan Yılmaz’ın katıldığı bir panel gerçekleştirildi.

    “BİR İKİ TOPLANTI DIŞINDA HİÇBİR ŞEY YAPILMADI”

    İlk olarak konuşan dil bilimci Necmiye Alpay, dünya anadil gününün tarihiyle ilgili bilgiler verdi. 21 Şubat’ın Dünya Anadil Günü olarak kabul edilmesinden sonra ilk kez 2000 yılında her yerde dünya anadili olarak kutlanması kararı alındığını söyleyen Alpay, Türkiye’de Dışişleri Bakanlığı’nın kendi internet sitesine bir bilgi notu koyduğunu bir iki toplantı yaptığını onun dışında hükümet tarafından diğer dillerle ilgili bir çalışma yapılmadığını belirtti.

    “DİLLER BASKI ALTINDA”

    Türkiye’de anadil konusunun önemine 2000’lerden sonra varıldığını söyleyen Alpay, Avrupa’da da şimdi anadil mücadelesinin sönmüş vaziyette olduğunu kaydetti. Avrupa Birliği’nin resmi dili olan İngilizce karşısında dillerin tehlike altında olduğunu belirten Alpay, dillerin hükümetler tarafından tek dil dayatmasıyla baskı altında tutulduğunu, üniversitelerde dil bilim kürsülerinin olduğunu ancak anadille ilgili derslerin olmadığını ifade etti.

    İngilizce eğitim yerine Türkçe eğitim istenmesinin ardından Marmara Üniversitesi’nde Kürt gençlerin “Biz de anadilde eğitim istiyoruz” diyerek ortaya çıktıklarını bunun ardından Türkçe anadilde eğitim isteyenlerin seslerinin kesildiğini kaydeden Alpay, anadil konusunda hala Türkiye’de iyi bir adım atılmadığının ve dillerin hala baskı altında olduğunun altını çizdi.

    “ANADİLLERİ ANNELERE EMANET ÇOCUKLAR İNGİLİZCE PEŞİNDE”

    Çocukların anadilinden uzaklaştırılmasının çocuklarda büyük bir travma yarattığına dikkat çeken Alpay, “Anadilleri annelere, büyük annelere emanet ama çocuklar İngilizce’nin peşinde. UNESCO her çocuğun en az üç dille büyütülmesini öneriyor. Ama herkesin kendi biriktirdiği kültürü taşıması kanısında. Ama resmi dili de öğrensin diyor UNESCO. Dünya dili de İngilizce olduğu için onu da öğrensinler diyor. Ama bu zor, hükümete kabul ettirmek lazım.” dedi.

    Arkasından söz alan araştırmacı Erdoğan Yılmaz, değişik dilleri anadilinde konuşurmuş gibi çevirme gibi bir proje hazırlığında olduklarını kaydetti.

    “KATEGORİLER DİLLERİ İTİBARSIZLAŞTIRMA PROJESİDİR”

    Dil bilimci Zana Farqini de kendi anadili olan Kürtçe Dünya Anadil Günü’nü kutladı. Türkiye’de devletin resmi dili diye bir kavram olduğunu ve bu kavramla birlikte tüm yurttaşların kullandığı dillerin tehlikeye girdiğini belirtti. “Resmi diller, azınlık dilleri, mahalli diller gibi kategoriler egemenlerin oluşturduğu bir itibarsızlaştırma projesidir” diyen Farqini, Dünya Anadil Günü’nün ezilen halkların anadil günü olduğunu belirtti.

    “ANADİLİNİ EN İYİ KONUŞANLAR OKURYAZAR OLMAYANLARDIR”

    Farqini, “Biz anamızdan, babamızdan almış olduğumuz emaneti çocuklarımıza devredemiyoruz” dedi. Eğitim seviyesi arttıkça asimilasyonun da ona paralel olarak arttığını kaydeden Farqini, Kürtler özelinde yapılan araştırmalara göre okuryazar olmayanların kendi anadiline en iyi sahip çıkan ve onu en güzel konuşan insanlar olduklarını ifade etti.

    Ulus devletlerin amacının zaten asimilasyonla dilleri yok etmek olduğunu söyleyen Farqini, “Ama biz ne yapıyoruz? Demokratik mücadele yürüten insanlar bununla ilgili ne yapıyor?” diye sordu. Buna karşılık ev dilinin egemen dil olmaması gerektiğine değinen Farqini, “Ev dili de egemen dil olursa dil edinimi de yaşanmaz. Kimse dilini öğrenmeye çalışmaz” dedi.

    “ASİMİLASYON MERKEZDEN TAŞRAYA DOĞRU BAŞLADI”

    Asimilasyon politikaları sürerken merkezden evin içine taşraya doğru bir politika sürdürüldüğünü belirten Farqini, “Biz taşradan merkeze doğru bir çalışma yapabiliriz. Dilin egemen olduğu yerler yine taşradır merkezler değil” diyerek Diyarbakır’dan şu örneği vererek Kürtçe üzerinde yaşanan asimilasyona dikkat çekti:

    “1938’de Şükrü Kaya’nın İçişleri Bakanı olduğu dönemde Diyarbakır’da ‘Burada herkes Kürtçe konuşuyor gelen memurlar da Kürtçe öğrenmek zorunda kalıyor. Buna acilen bir çare bulunması lazım’ şeklinde dilekçeler gitmiş. O dönemde Diyarbakır’a kitaplar gönderilerek en güzel Türkçe’yi kim konuşursa ona bir çift öküz hediye verilmiş. Asimilasyon böyle başlıyor.”

    Panelin adından Abazaca, Çerkesce, Arapça, Gürcüce, İronca, Kırmanciki, Kürtçe, Rumca, Soranice, Süryanice sunumlarla çeşitli hikayeler anlatıldı, şiirler okundu, anlatımlarda bulunuldu.

    Sunumların ardından Beksav Müzik Topluluğu ezgiler seslendirdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • 2. Anadili Buluşması İstanbul’da yapılacak

    2. Anadili Buluşması İstanbul’da yapılacak

    PİRHA – “Renkler Dillere Diller Yaşama Dönsün” çağrısı ile 2. Anadili Buluşması İstanbul’da yapılacak.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Komisyonu tarafından 1 Mart’ta Anadili Buluşması’nın ikincisi düzenlenecek. İstanbul, Şişli Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yapılacak programda Necmiye Alpay, Zana farqînî ve Erdoğan Yılmaz konuşmacı olarak yer alacak. Saat 19’da başlayacak anadili buluşmasında ayrıca BEKSAV müzik topluluğu da farklı dillerde ezgiler seslendirecek.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • Tutuklu HDP MYK üyesi Ağaoğlu için özgürlük çağrısı- VİDEO

    Tutuklu HDP MYK üyesi Ağaoğlu için özgürlük çağrısı- VİDEO

    PİRHA- HDP’nin 68 gündür tutuklu bulunan MYK üyesi Gülsüm Ağaoğlu için Galatasaray Lisesi önünde özgürlük çağrısı yapıldı.

    Tekirdağ’ın Ergene ilçesinde katıldığı Newroz kutlamalarında yaptığı konuşma nedeniyle 68 gündür tutuklu olan HDP MYK üyesi Gülsüm Ağaoğlu için dostları Galatasaray Lisesi önünde eylem gerçekleştirdi. “Gülsüm Ağaoğlu’ya özgürlük” pankartının açıldığı eyleme HDP Ankara milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Yazar-Dilbilimci Necmiye Alpay ve çok sayıda kadın yurttaş katıldı.

    “HERKESİ SUSTURMAK İSTİYORLAR”

    Burada ilk konuşmayı HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu gerçekleştirdi. Kerestecioğlu, Gülsüm Ağaoğlu’nun renkli bir kişilik olduğunu belirterek, “Gülsüm’ün fotoğraflarında gördüğünüz, gülümsemesinde gördüğünüz, kedilerinde gördüğünüz, hayvan severliğinde gördüğünüz de doğa severliğinde gördüğünüz gibi  her şeyiyle çok değerli bir varlık. Dostumuz, feminist yoldaşımız” dedi. Ağaoğlu ile 1980’li yıllardan beri beraber mücadele ettiklerini anımsatan Kerestecioğlu, “Bu dönemde bunların yaşanması hiç şaşırtıcı değil. Herkesi susturmak istiyorlar. Ancak 24 Haziran’dan sonra biz arkadaşlarımızı cezaevlerinden alacağız. Bizleri susturmak isteyenleri biz susturmayacağız. Adil mahkemelerde yargılayacağız” diye konuştu.

    “BARIŞ İSTEMEK SUÇ DEĞİLDİR”

    Basın metnini ise Necmiye Alpay okudu. Alpay, Ağaoğlu’nun serbest bırakılması talebiyle bir araya geldiklerini aktararak, “Gülsüm yaptığı konuşma gerekçesiyle tutuklanarak Tekirdağ Cezaevi’ne götürüldü. On beş gün boyunca havalandırmaya dahi çıkamadan, tecrit koşullarında kaldı. Gülsüm, şeker ve tansiyon rahatsızlığı nedeniyle 30’a yakın ilaç kullanıyor.  En temel insani ihtiyaçlarıyla beraber ilaçlarına erişmekte de zorluklar yaşadı” dedi. Ağaoğlu’nun daha sonra Gebze Cezaevi’ne sevk edildiğini belirten Alpay, Ağaoğlu’nun Miraz bebekle beraber özgürlüğe kavuşmayı beklediğini söyledi. Alpay, OHAL’le birlikte düşünce ve ifade özgürlükleri üzerinde ağırlaşan baskılarla, çok sayıda muhalif kadının özgürlüğünden yoksun bırakıldığına, siyaset yapma, dünyayı iyileştirme haklarının ellerinden alındığına dikkat çekti. Ağaoğlu’nun barışa ilişkin düşüncelerini aktardığı konuşma dolayısıyla örgüt propagandası yapmakla suçlandığını belirterek şunları söyledi: “Barış istemek, barış için mücadele etmek suç değildir. İnsan olmanın gereğidir. 68 gündür tutuklu olan arkadaşımız ciddi sorunlar yaşamaktadır. Gülsüm Ağaoğlu derhal serbest bırakılmalıdır.”