Etiket: nefes

  • Aleviler Kobani sınırından seslendi: Zulmü durdurun!-VİDEO

    Aleviler Kobani sınırından seslendi: Zulmü durdurun!-VİDEO

    PİRHA- Kobani’de süren kuşatma ve ambargoya karşı Suruç’ta bir araya gelen Alevi kurumları, Hızır felsefesinin yol göstericiliğinde savaşa, kadın düşmanlığına karşı yaşamdan, eşitlikten ve barıştan yana olduklarını belirttiler. Aleviler sınır kapılarının açılması ve insani yardımların derhal ulaştırılması çağrısı yaptı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Kültür Dernekleri (AKD) ve Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Kobani’de devam eden kuşatma ve ambargoya karşı Urfa’nın Suruç ilçesinde bulunan Cumhuriyet Meydanı’nda açıklama yaptı.

    Adıyaman, Malatya, Antep başta olmak üzere bir çok kentte Pir, Ana ve Alevi kurum temsilcisinin katıldığı açıklama öncesi Axuçan Ocağı Piri İnanç Dolu ve Seyit Sabun Ocağı’ndan Pir Mehmet Seyitalioğlu gulbang okudu, ardından çerağ uyandırıldı.

    Alevi kurumları adına ortak açıklamanın Kürtçesini DAD Eş Genel Başkanı Mercan Gül, Türkçesini DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete okudu.

    “BUGÜN HIZIR FELSEFESİNDEN ALDIĞIMIZ GÜÇLE ROJAVA’DAKİ İNSANİ YIKIMA KARŞI SESİMİZİ YÜKSELTİYORUZ”

    Hızır; zulme karşı duruşun, dara düşene el uzatmanın, umutsuzluğa asla düşmemenin, en zor şartlarda bile umutlu olmanın, paylaşmanın ve barışın adı olduğunu vurgulayan Kete, “Bu günler; küskünlüklerin son bulduğu, lokmanın paylaşıldığı, insanın insana yoldaş olduğu günlerdir. Alevi yolu yalnızca insanı değil, doğadaki tüm canlıları da can bilerek korumayı esas alır. Soğuk kış günlerinde yaban hayvanları için doğaya lokma bırakmak bu anlayışın bir parçasıdır. İnancımızda birey, toplum ve doğa bir bütündür. Bugün Hızır felsefesinden aldığımız güçle, Urfa Suruç’ta bir araya gelerek Rojava’da ve Suriye genelinde süren savaşın yarattığı büyük insani yıkıma karşı sesimizi yükseltiyoruz” dedi.

    “ŞERİATÇI, DİNCİ, TEKÇİ VE KADIN DÜŞMANI ANLAYIŞLAR YAŞAMI VE ÖZGÜRLÜĞÜ HEDEF ALIYOR”

    En ağır bedeli ödeyen kadınların, soğukta donarak yaşamını yitiren çocukların, yerinden edilen Kürt, Alevi, Dürzi, Ermeni, Arap, Süryani ve bu bölgedeki mazlum halkların yanında olduklarının altını çizen Kete, “Bizler Alevi yolunun talipleri olarak şunu çok iyi biliyoruz: Savaş sadece bombalarla değil, karanlık ideolojilerle de yürütülür. Zulümat deryası el ele vererek insanlığın en kadim coğrafyasında mazlumlara zulmü reva görmektedir. Bugün Suriye coğrafyasında güçlenmeye çalışılan şeriatçı, dinci, tekçi, Selefi ve kadın düşmanı anlayışlar; yaşamı, eşitliği ve özgürlüğü hedef almaktadır. Kadını yok sayan, iradesini bastıran, bedenini ve kimliğini denetim altına almak isteyen bu zihniyetin insanlıkla, inançla ve vicdanla, ahlakla ve kültürel İslamla hiçbir bağı yoktur” diye belirtti.

    “ROJAVA’DA KADINLARIN ÖNCÜLÜĞÜNDE FİLİZLENEN YAŞAM İRADESİ BÜTÜN HALKLARIN UMUDUDUR”

    Alevi inancının, kadını yaşamın öznesi kabul eder, eşitliği hak bilir, inancı baskı aracı değil, yol gösterici olarak gördüğünün altını çizen Kete, “Farklılıkları Hakkın tezahürü ve yaşam haklarını Hakkın emri olarak kabul eder. Bundan dolayıdır ki, yetmiş iki millete bir nazardan bakmak inancımız için ibadetten sayılır. Bu nedenle kadın düşmanı, şiddeti meşrulaştıran, farklı halkları ve inançları yok sayan hiçbir anlayış bu topraklarda meşru değildir ve olmayacaktır. Rojava’da kadınların öncülüğünde filizlenen yaşam iradesi, yalnızca bir bölgenin değil, bütün Ortadoğu’nun hatta ezilen halkların umududur. Bu umudu hedef alan her saldırı, barışa ve birlikte yaşama yönelmiş bir saldırıdır. Bizler bu saldırılara karşı susmayacağız. Susmak bu katliama ortak olmaktır” şeklinde ifade etti.

    “SAVAŞ POLİTİKALARINA SON VERİLSİN, SİLAHLAR SUSSUN, HALKLAR KONUŞSUN”

    Alevi Pirleri, Anaları ve yol erkanı bilincini taşıyan canlar olarak buradan açık bir barış çağrısı yaptıklarına dikkat çeken Kete, şunları ifade etti:

    “-Savaş politikalarına son verilsin.
    -Silahlar sussun, halklar konuşsun.
    -Kadınların ve çocukların yaşamı pazarlık konusu yapılmasın.
    -Barış; tek tipleştirme değil, çoğulculuktur.
    -Barış; korku değil, özgürlüktür.
    -Barış; kadınların karanlığa teslim edilmediği bir yaşamdır.”

    Barış bütün farklı toplumsal kesimlerin kendi inancını, kültürünü ve dilini yaşayabilmesidir. Toplumsal değerleri ile var olmasıdır. Barış toplumsallaşırsa bir anlam ifade eder. Bunun içinde toplumsal bir uzlaşıya ihtiyaç vardır.

    Ortak Vatan’da eşit ve Özgür Yurttaş olarak cumhuriyetin ikinci yüzyılında yaşamamız için bir an önce toplumsal uzlaşının sağlanması barışın inşa edilmesi ve toplumsallaştırılması gerekiyor. Bunun içinde mutlaka somut adımların atılması gerekir

    “ŞERİATA, SAVAŞA VE KADIN DÜŞMANLIĞINA KARŞI YAŞAMDAN, EŞİTLİKTEN VE BARIŞTAN YANAYIZ”

    Hızır ayının anlamı bize şunu hatırlatır: Zulüm karşısında tarafsızlık yoktur. Yaşamdan yana olmak bir tercih değil, sorumluluktur. Bu sorumlulukla bir kez daha haykırıyoruz: Şeriata, savaşa ve kadın düşmanlığına karşı; Yaşamdan, eşitlikten ve barıştan yanayız. Lazkiye’den Rojava’ya yeni Kerbelalara hayır diyoruz.

    Günlerdir yaşanan kuşatma sonucunda ortaya çıkan mağduriyetlerin giderilmesi için kapılar açılmalı, insani yardımlar bir an önce yerine ulaştırılmalıdır.

    “ZALİM NEREDEYSE KARŞISINDA, MAZLUM NEREDEYSE YANINDA OLACAĞIZ”

    AKD Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz ise, “Hızır’ın bir kalıbı yoktur. Bizim canımıza her kim yetişirse Hızır oldur. Suriye’de oluk oluk kan akmaktadır. Suriye’de mazlum halklar, kadınlar, çocuklar zulme uğruyorlar. BM’ye sesleniyoruz: Bu zulme gözlerinizi, kulaklarınızı kapatmayın. Emperyalistler, faşistler mazlum halkların kanını akıtıyor. Bu faşist kuşatmaya karşı hep birlikte ses yükseltmek zorundayız. Zalim neredeyse karşısında, mazlum neredeyse yanında olacağız” dedi.

    Hızırı ayının barış mevsimi olduğunu vurgulayan Seher Şengüllü Yılmaz, “Hızır, dayanışmadır, birlikte olmaktır, el ele vermektir, zorda, darda olduğumuzda bir birimize yetişmektir. Dünyanın neresinde Kerbela yaşanıyorsa, o Yezitlerin karşısında durmaya devam edeceğiz. Tüm dünya kamuoyunu bu zulümlere sessiz kalmamaya çağırıyoruz. Alevi kurumları olarak her türlü bedeli ödemeye ve mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    “SOYKIRIM VAR, SINIR KAPILARI AÇILSIN”

    ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan da, Suriye topraklarında tüm halklar ve inançlara uygulanan bir zulümün olduğunu belirterek, “Suriye’de Aleviler, Kürtler, Dürziler, Süryaniler, Hristiyanlar tehdit altında. Selefi çeteleri gibi düşünmeyenlerin tamamı saykırım altında. Egemen güçlerin donattığı, eğittiği katiller Suriye halklarını, inanç topluluklarını katlediyor. Bu topraklar tek kimlikli, dilli değil. Bu topraklarda kimliğimiz, inancımız inkar edildi. Bu vatanın her karışında eşit yaşamak zorundayız. Hükümetten talebimiz; Alevilere soykırım yaşandığı günden bu yana isteğimiz sınır kapılarının açılmasıdır. Bir birmizin Hızır’ı olalım. Kerbela’da Ali Ekber nasıl katledildiyse bugün Kürt, Alevi, Dürzi çocukta aynı şekilde katlediliyor. Kerbela’da Zeynep Ana nasıl zulüm gördüyse, bugün Suriye’de kadınlar aynı zulmü yaşıyor. Buna karşı bir olmalıyız” şeklinde ifade etti.

    “PİRLERİN, ANALARIN KOBANİ’YE SES OLMASI ÇOK ÖNEMLİ VE ANLAMLI”

    DEM Parti Urfa Milletvekili Ömer Öcalan ise, halkların ve inançların bahçesi olan topraklarda halkları ve inançları birbirine düşmanlaştıran anlayışa karşı dayanışmanın önemli olduğunu vurgulayarak, “Pirlerin, Anaların Kobani’ye ses olması çok önemli ve anlamlıdır” dedi.

    Konuşmaların ardından nefesler ve deyişler okundu.

    PİRHA/SURUÇ

  • Türkyılmaz’dan Cemevi Başkanlığı’nın semah yarışmasına tepki: Semah bizim ibadetimizdir-VİDEO

    Türkyılmaz’dan Cemevi Başkanlığı’nın semah yarışmasına tepki: Semah bizim ibadetimizdir-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Mamak Şube Başkanı Fadime Türkyılmaz, hükümetin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın deyiş, semah yarışması düzenlemesine, asimilasyon politikalarına tepki gösterdi. Türkyılmaz, semahın Alevilerin ibadeti olduğunun altını çizerek, yarışması yapılmayacağını belirtti.

    AKP hükümeti tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın uygulamaları tepki çekmeye devam ediyor.

    Cemevi Başkanlığı bu kez ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ düzenliyor. Yarışmada birinciye 50 bin TL, ikinciye 35 bin TL, üçüncüye 25 bin TL, jüri özel ödülü 20 bin TL, mansiyon ödülü (3 adet) olarak ise 15 bin TL verilecek.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Mamak Şube Başkanı Fadime Türkyılmaz, söz konusu yarışmaya ilişkin PİRHA’ya değerlendirmede bulundular.

    “ALEVİLİĞİN İÇİNİ BOŞALTMAK İSTİYORLAR”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı içine yerleştilen MHP’li Alevilerin görevinin, Aleviliğin içini boşaltarak tarihe farklı bir misyon kazandırmak olduğunu belirten Fadime Türkyılmaz, “‘Kuran kursunu kim güzel yapar, ya da kim güzel okur’ diye TRT 1’i ara ara açar izlerim, bunlar ne diyorlar diye. En güzel sesi birinci seçerler ona da bir ödül verirler. Şimdi bizi de oraya dahil etmek için en güzel deyiş söyleyen, en güzel semah dönenin yarışmasını yapmaya başladılar” dedi.

    “DEYİŞLERİMİZ ALEVİ TARİHİNİ ANLATIR”

    Semahın görsel olarak yapılmadığını, ibadet için yapıldığını vurgulayan Türkyılmaz şunları söyledi:

    “Bizim Kuran’ımız telli sazımızdır, bizim semahımız ibadetimizdir. Bizim semahımız görsel olsun diye yapılmaz, ibadet için yapılır. Oraya yarışmaya katılmak isteyen canlar varsa lütfen özünüze dönün. Bu bize göre bir hareket değil. Cemevi Başkanlığı bilerek ve isteyerek bunu yapmaktadır. Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nda bunu başlattılar ki hala dergahımıza ücretle giriyorsak ve dergahımızın üzerinde Turizm Bakanlığı yazıyorsa bu bile bizim için bir zuldür. Bu yetmiyormuş gibi Cemevi Başkanlığı oradan start verdi ve dedi ki iyi deyiş söyleyen, iyi semah dönen canlara yarışma yapalım. Biz yarışmayız, bizde eşitlik vardır. Biz eşit yurttaşlık için mücadele veren insanlarız, tüm ötekiler için veririz biz bu mücadeleyi sadece Aleviler için vermeyiz. Bizim semahımız görsellik değildir, bizim semahımız gerçekten ibadetimizdir. Deyişlerimize bir bakın hiç kitap okumanıza gerek yok ki. Deyişlerimiz hem Alevi tarihini anlatır hem de Alevinin ne olduğunu anlatır. Dikkat edin ne diyor deyişlerimizde ‘biz güruh-u Naciyeyiz’ diyor. ‘Daha yeryüzü şekillenmeden biz vardık’ diyor, ‘En-el Hak’ diyor. Bizim deyişlerimiz diyor ki ‘Hakk bende ben Hakk’tayım’ diyor.”

    “MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Asimilasyon politikalarına karşı mücadele çağrısı yapan Fadime Türkyılmaz, “Böyle evrensel bir felsefeyi ve Alevileri yok etmek isteyen, birilerinin eline teslim etmek isteyenler varsa onlar bizden değildir, zaten onlar düşkündür. Bunlara karşı var olan gücümüzle mücadele etmeye yine devam edeceğiz. Mücadele, mücadele, mücadele” diye ekledi.

    Buse Nehir Demir-Cebrail ARSLAN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    Pir Dolu’dan Cemevi Başkanlığı’nın yarışmasına tepki: Bizim satılık Duaz-ı İmamımız, deyişimiz yok!

    Yıldız: Cemevi Başkanlığı’nın deyiş, semah yarışması Yolumuza, kültürümüze ihanettir!

    Cemevi Başkanlığı’nın para ödüllü semah ve deyiş yarışmasına tepki: Bu maskaralığa son verin!

    Para ödüllü semah ve deyiş yarışmasına zakirlerden tepki: Asimilasyonun bir parçası- VİDEO

    Erçe’den tepki: Aleviler inancını yarışma konusu yapmazlar-VİDEO

    Karabudak: Cemevi Başkanlığı’nın cemevlerine kendi dedelerini atamaları kayyumdur-VİDEO

    Semah yarışmasına tepkiler sürüyor: İbadetin yarışması olmaz! – VİDEO

     

  • Karabudak: Cemevi Başkanlığı’nın cemevlerine kendi dedelerini atamaları kayyumdur-VİDEO

    Karabudak: Cemevi Başkanlığı’nın cemevlerine kendi dedelerini atamaları kayyumdur-VİDEO

    PİRHA- DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, hükümetin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın deyiş, semah yarışması düzenlemesine, asimilasyon politikalarına tepki gösterdi. İktidarın Aleviliği kendine benzeterek yok etmek istediğini belirten Karabudak ayrıca “Alevilerin dişiyle, tırnağıyla yaptığı cemevlerinin tapusunu istemek, kendi yetiştirdiği dedeleri oraya atamak bir nevi kayyumdur” dedi.

    AKP tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevilik inancından uzak faaliyetleri sebebiyle toplumda tepki görüyor. Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurulması, dedelere maaş teklif edilmesi, Hacı Bektaş Veli Anma, Kültür ve Sanat Etkinlikleri’ne müdahale edilmesi, başkanlık tarafından düzenlenen Hacı Bektaş Gençlik Kampı’nda bir gencin bozkurt işareti yapması ve bu fotoğrafın resmi sitede paylaşılması gibi olaylar büyük tepkiler ile karşılandı.

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bu kez ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ düzenleyeceğini duyurdu. Yarışmada birinciye 50 bin TL, ikinciye 35 bin TL, üçüncüye 25 bin TL, jüri özel ödülü 20 bin TL, mansiyon ödülü (3 adet) olarak ise 15 bin TL verilecek.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilere yönelik uyguladığı asimilasyon politikalarını PİRHA’ya değerlendirirken, başkanlık ile faaliyet yürüten Alevileri de özlerine dönmeye davet etti.

    “ALEVİLER KENDİ İKRARIYLA, KENDİ YOLUNDA SÖZ KURMALI”

    İktidarın Aleviliği kendine benzeterek yok etmek istediğini belirten Mustafa Karabudak, iktidarın bu uygulamalarına alan açan Alevilerin de suçlu olduğunu söyledi.

    Karabudak şu ifadeleri kullandı:

    “Aşık Serdar’ı bunda yaklaşık yüzyıl önce ‘nesini söyleyeyim canım efendim/ gayrı düzen tutmaz telimiz bizim/ arzu hal eylesem deftere sığmaz/ omuzdan kesiktir kolumuz bizim/ demiştir. Şimdi elbette devlet kendi görevini görüyor. Yüzyıllardır asıp, kesip, katledip, bitiremediği Aleviliği şimdi asimile ederek, kendine benzeterek yok etmek istiyor. Ama suç burada devletten ziyade ona yanaşan, yanında duran, onun çalışmalarının önünü açan bizim Alevilerdedir, pirlerdedir, tırnak içinde Alevi kanaat önderlerindendir. Tabii ki ona izin vermemeleri gerekirdi. Hacıbektaş’ta yapılan anma etkinlikleri, sempozyumlar, muhabbetler, Damal’da karşı çıkan muhtarı gözaltına alması ve cemevlerinin tapusunu istemesi bu bir nevi de kayyumdur yani. Alevilerin dişiyle, tırnağıyla yaptığı cemevlerinin tapusunu istemek kendi yetiştirdiği dedeleri oraya atamak bu bir nevi kayyumdur. Biz buna kayyum olarak bakıyoruz. Bunlar doğru değil ama sorun dediğim gibi Alevilerdedir. Aleviler artık biraz daha kendi özne dönmeliler, kendi hakikatiyle hareket etmeliler. Her seferinde devlete ve yerel yönetimlere, belediyeye yanaşan Alevilerin olacağı nokta da budur. Biraz kendi ikrarıyla, kendi yolunda Aleviler söz kurmalı, ona göre davranmalı. Etkinliklerini kendi imkanlarıyla yapmalı, kendi tabanından aldığıyla rıza lokmalarını paylaşmalı. Suçu sadece orada aramamak gerekir. Devletin, siyasal iktidarın kurduğu Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yaklaşık bir yıldır tüm faaliyetlerini hızlı bir şekilde devam ettirmektedir. Bağımsız cemevlerini daha çok yanlarına almaya çalışıyor.”

    “DEVLET ALEVİSİ OLMAYACAĞIZ DERKEN ORADAN DA BESLENMEMEK GEREKİR”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, ayrıca büyük federasyonlara bağlı cemevlerini ve dernekleri de yanında tutmaya başladığının altını çizen Karabudak, Alevi kurumlarının ortak söz kurmalarının önemine de vurgu yaptı.

    Karabudak, “Sosyal medya hesaplarına baktığımızda her geçen gün biraz daha artarak sayıları çoğalıyor. Sokakta ya da medyada dönem dönem açıklama yapan Alevi kurumlarının ‘devletin Alevisi olmayacağız’ derken, diğer taraftan da kendilerine bağlı şubelerin oraya eklendiğini görmeleri lazım, oradan söz kurmaları gerekir. Bir taraftan ‘biz devletin Alevisi olmayacağız’ derken bir bakıyoruz kendisine bağlı şubeler gitmiş orada o başkanlıkta yer almışlar, oradan aldıkları bütçeyle çalışma yürütüyorlar ya da resmen belediyelere bağlanmışlar” dedi.

    Karabudak şöyle devam etti:

    “Artık AKP kendi asimile edemediği Alevileri, yerel yönetimlerin üzerinden asimile etmeye çalıştı. Eğer oradaki veriler doğruysa bu kurumlar gidip şubelerine ya da cemevlerine müdahale etmeleri lazım. Yalansa gidip bu Kültür Bakanlığına bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı yalan haberden ötürü mahkemeye vermeleri gerekir. Bir şekilde bunların kendilerini aklamaları gerekiyor. Kendi özüne dönüp kendi Aleviliğini hatırlamaları gerekir. Bizlerin, Alevi kurumlarının bir arada olup, kendi özümüze dönüp, aynı sözü kurmamız lazım. Hiçbir şekilde devlet Alevisi olmayacağız derken oradan da beslenmemek gerekir. Tabii ki dönem dönem belediyelerin salonları kullanılır, bir araç tahsis, için başvurulur, onlar normaldir. Bu ülkede yaşıyoruz, vergi veriyoruz, bizim belediyelerimizdir ama en ufak bir ihtiyaçta da oralara gitmek artık Aleviliği ayağa düşürmektir.”

    Buse Nehir DEMİR-Cebrail ARSLAN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    Pir Dolu’dan Cemevi Başkanlığı’nın yarışmasına tepki: Bizim satılık Duaz-ı İmamımız, deyişimiz yok!

    Cemevi Başkanlığı’nın para ödüllü semah ve deyiş yarışmasına tepki: Bu maskaralığa son verin!

    Para ödüllü semah ve deyiş yarışmasına zakirlerden tepki: Asimilasyonun bir parçası- VİDEO

    Erçe’den tepki: Aleviler inancını yarışma konusu yapmazlar-VİDEO

  • Erçe’den tepki: Aleviler inancını yarışma konusu yapmazlar-VİDEO

    Erçe’den tepki: Aleviler inancını yarışma konusu yapmazlar-VİDEO

    PİRHA- Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın duyurduğu ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’na ilişkin konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevilerin yaptıkları hizmetileri bir yarışma konusu yapmayacaklarını vurgulayarak, “Yapılan hizmetler Hak içindir. Bu yarışmaya başvuran arkadaşlarımızı, canlarımızı bu yanlıştan dönmeye, bu yanlışı kabul etmemeye çağırıyoruz” dedi.

    AKP hükümeti tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın uygulamaları tepki çekmeye devam ediyor.

    Cemevi Başkanlığı bu kez ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ düzenleyeceğini duyurdu. Yarışmada birinciye 50 bin TL, ikinciye 35 bin TL, üçüncüye 25 bin TL, jüri özel ödülü 20 bin TL, mansiyon ödülü (3 adet) olarak ise 15 bin TL verilecek.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “BAŞKANLIK ALEVİ DİYANETİ ÖZELLİĞİ TAŞIDIĞI İÇİN İTİRAZLARIMIZI DİLE GETİRDİK”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulma aşamasında Alevi kurumlarının büyük bir çoğunluğunun karşı çıktığını belirterek şunları söyledi:

    “Bu başkanlığın aslında bir Alevi Diyaneti özelliği taşıdığını dolayısıyla aslında kabul edilemez olduğunu dile getirdik. Alevilerin onlarca talebi varken bu taleplerin hiçbirini içermeyen bir yasa tasarısının meclisten geçmek üzereyken gerek Plan Bütçe Komisyonu’nda yaptığımız itirazlar gerek daha sonra bütün partilerin, grubu bulunan partilerin grup başkan vekilleriyle, genel başkanlarla yaptığımız görüşmelerde itirazlarımızı dile getirmemize rağmen ısrarla ve inatla bir kısmını Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle bir kısmı da yasa maddesi içine sokarak bu başkanlığı devreye soktular.

    Bu başkanlık en başta ifade ettiğimiz biçimiyle bugüne kadar Alevilerin katledilmesi, Alevilerin yok sayılması, inkarı ve imhasına dayalı siyasetin aslında gelinen aşamada çok işe yaramadığını görmüş olmalılar ki Aleviliği ortadan kaldırmayı, Aleviliği öldürmeyi hedefleyen tam bir asimilasyon üssü haline gelen bir merkeze dönüşeceğini biliyorduk ve bunun için de başından beri kabul etmediğimizi söyledik. Nihayetinde de meclis önüne kadar barikatları yıka yıka gitmiş olmamıza ve itirazımızı en yüksek perdeden ifade etmemize rağmen sanki Alevilerin talebiymiş gibi, sanki Aleviler için iyi bir şeyler yapmak istiyorlarmış gibi lanse ederek bu başkanlığı devreye soktular ve daha düne kadar Alevi kelimesini tanımayan, daha düne kadar cemevlerini ibadethane olarak saymayan bir hükümet, bir iktidar Kızılay’ın göbeğinde adı içerisinde Alevi, Bektaşi, Cem ve Kültür Başkanlığı içeren ifadelerle başkanlığı kurdu.

    ALEVİLER YA DA CEMEVLERİ BİR TURİZM ŞİRKETİ DEĞİLDİR

    Bu başkanlığın, Kültür Bakanlığı kapsamı içerisinde kurulmuş olmasıyla zaten niyetini ortaya koymuştur ve Aleviliği bir kültürel, folklorik bir inanç ve topluluk olarak lanse ettiğini açıkça ifade etmiştim. O zaman da söyledik Aleviler ya da cemevleri bir turizm şirketi değil, Alevilik içinde kültürünü de barındıran bir inanç sadece folklorik bir topluluk değildir Aleviler. Bu başkanlık kurulduğu günden bugüne kadar bütün Alevi yerleşkelerini, cemevlerini, Alevi köylerini gezerek dolaşarak açıkçası Alevi örgütlenmesinin altını oyacak biçimde ve Aleviliği veya da Alevi kurumlarını tamamen Türk İslam sentezine dayalı bir sisteme taşımak için görevlendirilmiş bir birim olarak vazifesini yerine getirdi, kendisine biçilen görevi yerine getirdi. Ve ne yazık ki ve birçok yerde cemevlerine giderek ya da Alevi köylerine giderek Alevilerin onlarca yıldır ortaya koydukları talepleri bir boya, badana, bir kireç, çimento, demir eksenine indirgeyerek cemevlerinin ihtiyaçlarını görürüz, ihtiyaçlarını karşılarız ya da size dedenizden maaş sağlarız diyen bir yaklaşım ortaya koydular.”

    “YAPILAN HİZMETLER HAK İÇİNDİR, YARIŞMA KABUL EDİLEMEZ”

    Söz konusu yarışmanın Alevilere yönelik büyük bir saygısızlık olduğunu belirten Cuma Erçe, Alevilerin hizmetlerini Hakk için yaptığının altını çizdi. Erçe konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Aleviliği öldürmeye yönelik hamlelerinde geldiğimiz aşamada da ne yazık ki deyişlerimizi, nefeslerimizi ve semahımızı yarışma konusu haline getirmeyi, tamamen bir folklor yarışması yaparcasına bunu yapmaya niyet ettiler. Böyle bir aymazlığı, büyük bir saygısızlığı ortaya koydular, kabul edilemez. Bizim açımızdan hiçbir inancın ritüelleri yarışma kuruluşu yapılamaz. Yıllardır ne yazık ki İslami anlamda Kur’an okuma yarışmaları yapıldı, televizyonlarda en iyi Kuran okuyan, en güzel Kur’an okuyan yarışmaları yapıldı bunu en iyi yapanlara ödüller verildi, altınlar verildi. Bizim açımızdan o inanca yönelik de bir hakarettir bu. Biz onu dahi yadırgıyoruz ama o inancın mensuplarına bırakıyoruz bu itirazı, onların adına itiraz edemeyiz elbette ki. Ama kendi inancımız üzerinde böyle bir yarışma konusunu bir hakaret olarak değerlendiriyoruz, kabul edilemez olarak değerlendiriyoruz. Asla ve asla Aleviler yaptıkları hizmeti, gördükleri hizmeti bir yarışma konusu yapmazlar. Asla bununla ilgili bir ödül beklemezler. Yapılan hizmetler Hakk içindir. Ayağa kalkarsan hizmet için kalk diyen, eğilirsen saygıyla eğil, saygıdan dolayı eğil diyen, hizmet hak içindir diyen, rızasız lokma yenilmez diyen bir inancın ifade ettiği bir nefesten kaynaklı ödül alması elbette ki inancın kendisine de aykırı bir durumdur.”

    “CANLARIMIZI BU YANLIŞTAN DÖNMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    Erçe, aynı zamanda yarışmaya katılanlara da bu yalnıştan dönmeleri için çağrı yaparak, “Bu yarışmaya başvuran arkadaşlarımızı, canlarımızı bu yanlıştan dönmeye, bu yanlışı kabul etmemeye çağırıyoruz. Bu başkanlıkla iş birliği içerisinde faaliyet yürüten iyi niyetli gördüğümüz cemevlerine ya da cemev yöneticilerini, Alevi kurum yöneticilerini de özlerine dönmeye davet ediyoruz. Bizim binlerce yıllık kadim inancımızın altını boşaltmaya, yetmiş iki millete aynı nazardan bakmayanı kendinden saymayan bu inancı daha milliyetçi, daha gerici, daha ırkçı bir hisseliye ulaştırmaya çalışan ve meseleyi sadece Türk İslam sentezine indirgeyen, saygısızlık yapan bu başkanlığın faaliyetlerinin kabul edilemez olduğunu ifade etmek isterim” dedi.

    Buse Nehir DEMİR-Cebrail ARSLAN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    Pir Dolu’dan Cemevi Başkanlığı’nın yarışmasına tepki: Bizim satılık Duaz-ı İmamımız, deyişimiz yok!

    Cemevi Başkanlığı’nın para ödüllü semah ve deyiş yarışmasına tepki: Bu maskaralığa son verin!

    Para ödüllü semah ve deyiş yarışmasına zakirlerden tepki: Asimilasyonun bir parçası- VİDEO

  • Para ödüllü semah ve deyiş yarışmasına zakirlerden tepki: Asimilasyonun bir parçası- VİDEO

    Para ödüllü semah ve deyiş yarışmasına zakirlerden tepki: Asimilasyonun bir parçası- VİDEO

    PİRHA- Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın duyurduğu ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’na ilişkin konuşan Aşık Tamer Açıkalın ve Zakir Rıza Aydın, yarışmanın kabul edilemez olduğunu vurgulayarak, “Bu Yol aşk ile yürütülen bir yol, bunun içerisinde paranın olmaması lazım. Aleviler üzerindeki asimilasyonun bir devamı, bu yanlışa son verilmeli” dediler.

    AKP hükümeti tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın uygulamaları tepki çekmeye devam ediyor.

    Cemevi Başkanlığı bu kez ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ düzenleyeceğini duyurdu. Yarışmada birinciye 50 bin TL, ikinciye 35 bin TL, üçüncüye 25 bin TL, jüri özel ödülü 20 bin TL, mansiyon ödülü (3 adet) olarak ise 15 bin TL verilecek.

    Aşık Tamer Açıkalın ve Zakir Rıza Aydın, söz konusu yarışmaya ilişkin PİRHA‘ya değerlendirmede bulundular.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİN YARATTIĞI BOŞLUK KULLANILIYOR”

    Alevi derneklerinin, örgütlerinin aşıklara ve zakirlere yeteri kadar sahip çıkmadığına dikkat çeken Tamer Açıkalın, ses yarışması gibi hamlelerle hükümetin bu açığı kullandığını ifade etti.

    Böylesine bir yarışmanın Alevilik yolunda yeri olmadığını belirten Açıkalın, “Para ödülünün koyulması yanlış çünkü bu yol aşk ile yürülen bir yol, bunun içerisinde paranın olmaması lazım. Bu kurum da muhtemelen bu açıdan bakmadığı için parayla tatmin edeceklerini düşünüyorlar ama yanlış bir yöntem. Aslında tehlikeli bir durum yokmuş gibi gözükse de arka yüzünde aşığa, zakire şirin görünüp kendi tarafına çekme; ödülden sonra da onlarla istişare ederek düzenleyecekleri programlarda, cemlerde gençleri kendilerine zakir olarak kullanacaklar” diye konuştu.

    “BİR ASİMİLASYON ARACI”

    Zakir Rıza Aydın ise, söz konusu yarışmayı uzun yıllardır devletin Alevileri asimile etme yönündeki çabasıyla bağdaştırarak, “Biz bin yıllardır kendi inancımızı bir gösteriş olarak yapmıyoruz, parayla da yapmıyoruz. İnancımızın yarışma ve para ödüllerine alet edilmesini kabul edilemez buluyorum. Aleviliğe dönük asimilasyon politikalarının başka bir versiyonu bu. Kendi inançları grubunda tilavet yarışması ya da Kur’an kurslarındaki güzel okuma yarışmalarını yapabilirler. Bizim inancımızı rahat bıraksınlar. Bu doğru olmayan tutumdan bir an önce vazgeçilmesi gerekiyor” dedi.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

     

    İLGİLİ HABERLER:

    Pir Dolu’dan Cemevi Başkanlığı’nın yarışmasına tepki: Bizim satılık Duaz-ı İmamımız, deyişimiz yok!

    Cemevi Başkanlığı’nın para ödüllü semah ve deyiş yarışmasına tepki: Bu maskaralığa son verin!

  • Zakir Süleyman Demir, Zevraki Baba’ya ait nefesin klibini çekti: Hiç Üzülme -VİDEO

    Zakir Süleyman Demir, Zevraki Baba’ya ait nefesin klibini çekti: Hiç Üzülme -VİDEO

    PİRHA – Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol Yürütücüsü, Zakir Süleyman Demir, Aşık Zevraki Baba’ya ait “Hiç Üzülme” nefesini seslendirip klibini çekti. Demir, “İnancıma bağlılığım ve saza olan aşkım hastalıkları yenmeme sebep oldu” dedi. 

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol Yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, bir klip yayınladı. Demir, asıl adı Akif Timurhan olan Aşık Zevraki Baba’ya ait olan “Hiç Üzülme” nefesini seslendirerek, klibini çekti.

    Çalışmasına dair PİRHA’ya konuşan Zakir Süleyman Demir, “1992 yılında Antalya’ya geldiğimizde dernek çalışmalarımız başlamıştı. Tabii bu süreçte semah çalışmamız oldu, daha sonra zakirlik aşamasına geldik. Zakirlik aşamasında çoğu dedelerimizle, analarımızla, babalarımızla birlikte muhabbet cemleri yürüttük. Sonunda Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda icazetli bir Babalık görevi alıp Yol yürütücüsü hem de zakir olarak bugünlere yani klip çalışmasına kadar geldik” dedi.

    “SAZA VE ALEVİ KÜLTÜRÜNE OLAN AŞKIM KANSERİ YENMEME, KALP HASTALIĞINI ATLATMAMA NEDEN OLDU”

    İlk zakirlik yaptığı dönemlerde kansere yakalandığını, pandemi (Korona) döneminde ise kalp kapakçıklarında ağır hasar oluştuğunu belirten Demir, şöyle devam etti:

    “Hem zakirlik ve Babalık görevi hem semah eğitmenliği hem de cemlerde 12 hizmet için gençlerimizi yetiştirmek, yıllarca bu yola olan aşk ve sevgi kanseri yenmeme neden oldu.  Ayrıca çocukluğumda içimde saz çalmakla birlikte aynı zamanda saz ustası olma gibi bir aşk da vardı. Bu süreç içerisinde bağlama yapmaya başladım. Bu süreçte saza ve kültürümüze olan aşkla kalp nakilinden de kurtuldum. Adeta bana bir terapi gibi geldi.”

    Demir, klipi yapmasındaki en önemli nedenin, Mehmet Turan Dededen dinlediği ve asıl adı Akif Timurhan olan Zevraki Babaya ait olan “Hiç Üzülme” nefesinin vesile olduğunu belirtti.

    Saraylıyı sarmış kibir
    Konacağı kara kabir
    Gönüllerin köşkünde bir
    Köşen var mı sen ona bak.

    Zevrak bugün etmez merak
    Yarının da sahibi Hakk
    Şimdi köşende bir ufak
    Şişen var mı sen ona bak.

    Süleyman Demir, “Zevraki Babanın bu nefesi çok anlamlıydı, çok hoştu. Onun için klipini yapayım dedim. Oğlum da sinema ve televizyon yönetmenliğini bitirmişti. Klibi oğlum çekti. Amacım bir eser bırakmaktı. Onun için bu klipi çekmek istedim ve yaptık” diye kaydetti.

    “KÖYÜMDE YAPILAN CEMLERİ VE HATAYİ’NİN ‘YERİ GÖĞÜ YARATMIŞLAR’ NEFESİNİ DE KLİP YAPACAĞIM”

    “Hiç Üzülme” klipini YouTube’da paylaştıklarını ,2 hafta içerisinde 1.700 kişinin izlediğini belirten Süleyman Demir, “Bundan sonra 2 tane klip çalışmam olacak. Kendi köyüm olan Çorum Alaca Karkın köyünün ve o yörenin hem semahını hem de cemlerde söylenen nefeslerini hem de Hatayi’nin ‘Yeri göğü yaratmışlar/Hakk müminin kalbindedir/Dört kitabı taramışlar/Hakk müminin kalbindedir’ nefesi. Hakk’ın kendisinde olduğunu söyleyen bir nefes. Her ikisinin klibini önümüzdeki zaman içerisinde çekmeyi düşünüyorum” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

    KLİBİN LİNKİ

    Süleyman DEMİR HİÇ ÜZÜLME

  • Piri Er: ‘Allah rahmet eylesin’ deyip üstüne ‘Devri daim olsun’ diyen bir toplum oluştu-VİDEO

    Piri Er: ‘Allah rahmet eylesin’ deyip üstüne ‘Devri daim olsun’ diyen bir toplum oluştu-VİDEO

    PİRHA – Yazar Piri Er, yeni kitabı ‘Alevilerde Hakk’a yürüme erkanı’ ile inançta değişime uğrayan geleneklere ışık tutuyor. Yazar Er, Alevilikte en çok etkilenen alanın Hakk’a yürüme erkanları olduğunu belirterek, “Söylediklerimin toplumun büyük kısmından tepki çekeceğini biliyorum ama toplumun yine büyük bir kısmının da ‘doğrusu bu’ diyeceğini de biliyorum” ifadelerini kullandı.

    Hakk’a uğurlama erkanı, usül olarak Alevi toplumu içerisinde tartışılan bir konu. Alevi toplumunun her süreğinde farklı uygulamalara rastlanırken hangi hizmetin doğru, hangisinin yanlış olduğu konusunda ise farklı argümanlar bulunuyor.

    Araştırmacı-Yazar Piri Er, Hakk’a uğurlama erkanı konusunu, güçlü kaynaklar doğrultusunda kitaplaştırdı. Barış Kitap imzası ile okuyucuya ulaşan eser hakkında Piri Er, PİRHA’ya konuştu.

    ALEVİLİKTE EN ÇOK ETKİLENEN ALAN: HAKK’A YÜRÜME ERKANI

    Yazar Piri Er’in öncelikli belirttiği husus, Hakk’a yürüme erkanlarının Alevilikte süreklere göre farklılık gösterdiği konusu oldu. Her süreğin, kendi geleneğine uygun olanı yaptığını anlatan Yazar Er, bunların giderilmesi için çeşitli Alevi örgütlerinin geçmişte farklı erkannameler hazırladığını belirtti. Piri Er, oluşturulan o erkannamelerin iki tanesinin hazırlanmasında kendisinin de olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Peki neden böyle bir kitap yazma isteği oluştu? Hazırlanan erkannamelere katkı vermiş olmamla beraber benim dışımdaki unsurlar da onların şekillenmesinde rol oynadı. Bütün aklımdan, gönlümden geçenleri o erkannamelere dökme şansına sahip değildim. Ve bu konulardaki tartışmaların sürdüğünü gördüm. Olayın farklı yerlere çekildiğini, Alevilikle Yol dili ile hiç ilişkisi olmayan konuların erkannamelerin içerisine yerleştirildiğini ve bunun da erkan diye uygulandığını gördüm. Mesela Kur’an’dan ayetlerin okunması, Fatiha’sız olmaması, Kur’an’daki ayetleri ve Arapçayı duymayan kişilerin ‘cenazemiz mundar gitti’ şeklinde değerlendirmelerde bulunması gibi… Aleviliğin içerisinde en çok etkilenen alan Hakk’a yürüme; yani ölüm gelenekleri içerisinde İslami motiflerin çok fazla ağırlık kazanması nedeniyle de böyle bir şeyin oluşturulması gerektiğini düşündüm. ‘Allah rahmet eylesin’ deyip üstüne ‘Devri daim olsun’ diyen bir toplum oluştu. Bu iki birbirine zıt kavram, ya birini Allah rahmet eder ya da bu insan devir sürecine girmiştir ‘Devri daim olsun’ deriz. Bunların birini yapmamız gerekir. Cennet, cehennem ya vardır ya da yoktur. Eğer var olduklarına inanıyorsanız o zaman Fatiha’yı okumanız gerekir. Çünkü Fatiha der ki ‘gelen canımız öte dünyada cennetinle onurlandırdıkların içerisinde yer alsın…’ böyle bir dileği yerine getirir. Dolayısıyla Yol diline en yakın erkanı oluşturabilmek adına bu kitabı yazdım. Bu kitabın diğer erkannamelerden şöyle bir farkı var; diğerleri genellikle erkanı dile getirir, yani erkan nasıl yürütülmeli, nasıl başlamalı, nasıl bitirilmeli şeklinde… Çok fazla ayrıntıya girilir ve kefenin parçalarından tutun da metresine kadar, yıkama suyunun hangi taraftan döküleceğinden, nerede biteceğine kadar bunların aslında Alevilikte bir karşılığı yok. Tamam kefenlenme vardır ama bunu katı kurallarla uygulamak yoktur. Bir taraftan devir anlayışından bahsedilirken bir taraftan da duaz imamlarla kaldırılması gerektiği söylendi. Duaz imamlara girdiğinizde 12 imamlara yol çıkıyor. Böyle olunca da gene İslam kaynağına bir şekilde ulaşıyorsunuz. Bunların Yol dilinde olmaması gerektiğini düşündüğüm için bu çalışmayı yaptım.”

    “ERKANNAMEYİ ALEVİLİĞİN TEMEL İLKELERİ DOĞRULTUSUNDA OLUŞTURDUM”

    Yazar Piri Er, yeni kitabında ‘Alevilikte Hakk nedir, ölüm nasıl değerlendirilir, bir öte dünya inancı var mıdır?’ gibi başlıkları da değerlendirdiğini anlattı. “Aleviler bu konularda neye inanıyordu, derdim buydu aslında” diyen Yazar Er, “Bu daha çok benim kendi erkannamem oldu. Bunu vasiyet olarak da söyledim. Oturup kendi kafamdan değil, Alevilerin temel ilkeleri doğrultusunda bir erkannamenin böyle yürütülmesi gerektiğini düşündüğüm için bu kitabı oluşturdum” dedi.

    “35 YILDIR BU ALANDA ÇALIŞMA YÜRÜTÜYORUM”

    Piri Er, kaleme aldığı kitabında özellikle İslam öğelerini arındırdığını da belirtti. Yazar Er, mezar taşlarına yazılan ifadelere de değindiğini anlatarak “Mezar taşlarına özellikle ‘Ruhuna Fatiha’ yazılmasının başlıca nedeni mezar taşı ustalarının İslam geleneğinden gelmiş olmalarıdır. Müslümanlara hazırladıkları gibi Alevilere de aynı taşları hazırlıyorlar. Bazen ‘Ruhuna Fatiha’ altına ise ‘Devri daim olsun’ yazılıyor. Biri yaratılışla ilgili diğeri varoluşla ilgili iki kavram” diye belirtti.

    Piri Er, hazırladığı erkannamenin toplumda nasıl karşılık bulacağı konusunda ise şu öngörüde bulundu:

    “Bir laf vardır ‘Bir deli kuyuya taş atmış 40 akıllı çıkaramamış’ diye. Ben bir delilik yaptım ve taş attım. Fincancı katırlarını da ürküteceğimi düşünüyorum ama bu yapılmalıydı. Eteğimdeki taşları döktüm. 35 yıldır bu alanda çalışma yürütüyorum. Yatıp kalkıp bu konuları çalışıyorum. Söylediklerimin toplumun büyük kısmından tepki çekeceğini biliyorum ama toplumun yine büyük bir kısmının da ‘doğrusu bu’ diyeceğini de biliyorum.

    Çalışmamdaki birinci kaynağım alan araştırmalarım oldu. İlk çalışmama 1992 yılında Kırıkkale’de başladım. İkincisi, bu konuda yazılmış literatüre girmiş olan yazılı kaynaklar var. Onların da örnekleri kitapta var. Mesela bir örnek üzerinden gidecek olursak, erkanlarda saz çalınıp çalınmaması en büyük meselelerimizden birisi. Devriye söylenmeye söylenmeye Aleviler bu geleneği unutmuşlar. Şimdi ise devriye söyleyeni, saz çalanı ötekileştirip düşmanlaştırıyorlar, hatta din dışı görüp içlerine koymamaya çalışıyorlar. Kitapta bunların kaynaklarını da bulup gösterdim.”

    “ŞİMDİ BUNUN NERESİ ALEVİCE?”

    Anadolu coğrafyasındaki bütün sürekler üzerinde çalışma yaptığını söyleyen Piri Er, devriye geleneğine dair tespit ettiği şu bilgileri de paylaştı:

    “1876’larda Dersim bölgesindeki Osmanlı’nın hazırladığı raporlar da var, onun da örneklerini koydum. Hakk’a yürüyen kişileri, dedelerin saz eşliğinde kaldırdığına ilişkin bilgiler var. Kaz Dağları’nda da benzer tespitleri yaptık. Ama biz kendi inancımıza yabancılaştığımız için ‘kendimizden değil’ diyerek bunları dışlamışız. Osmanlı, saz çalıyorlar diye bunu ‘katli vaciptir’ fermanlarının içerisine koymuş, Osmanlı’nın kaldıramadığı bu bağlamayı biz Hakk’a yürüme erkanlarımızdan çıkarmaya çalışıyoruz.

    Kitabımda dikkat çektiğim hususlardan biri de bazen imamlara bu işin düşmesi konusu oldu. Örneğin bir Tahtacı köyünde cami ve mescit vardı ancak namaz kılıp camiye gidilmezdi. Camiyi kendilerinin yaptırdığını öğrendim ve sebebini sorduğumda ‘cami olmayınca cenazelerimizi kaldırmaya imam bulamadık’ dediler. Tahtacılar, geleneklerine göre yatak, yorgan ve elbisesiyle gömülürler. Şimdi bu uygulamayı bir imama yaptıramazsınız. Yani Aleviler kendi kendine çok büyük bir asimilasyon süreci işletiyorlar ama bunun farkında değiller. Bu arada sadece yıkamayı yaptırmak için imamı arıyorlar. Çünkü o imamın arkasında namaz kılmayacaklarını da söylüyorlar. Mesela Mevlüt okuma geleneği de var. Amasya’da karşılaştığım bir dede, mevlüt okumaya gidiyordu. Çalışma yaparken de bana ‘bu mevlüt Aleviliğin en büyük düşmanı’ diyordu. Neden okuduğunu sorduğumda talep edildiğini söylüyordu. Çünkü bizim dardan indirme geleneğimiz unutulmuş. Alevilik dünyevi bir inançtır, öte dünya ile bir işi olmaz. Peki şimdi biz rızalık alıyor muyuz? Götürüp camiye sokuyoruz, 10 Alevinin yanında 100 Sünni var ve helallik alınıyor! İşte Aleviliğin değişen boyutlarından birisi de bu. Yani orada helallik alıp gönderiyoruz, Sünni imam istiyor, Sünnice cemaat veriyor, şimdi bunun neresi Alevice? Ama dardan indirme yapıldığı zaman çıkıp onun müsahibi ‘müsahibimin bu dünyada varisiyim, üstünde yük bırakmayın, onun yükünü bu dünyada ben çekeceğim’ der. İşte tüm bunlar için bu kitabı ortaya koymaya çalıştım.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • ‘Alevi örgütleri, Hakk’a uğurlamada deyiş okunmasını kural haline getirebilir’-VİDEO

    ‘Alevi örgütleri, Hakk’a uğurlamada deyiş okunmasını kural haline getirebilir’-VİDEO

    PİRHA-Zakir Murat Yılmaz, günümüz halk müziğinin daha çok geçmişten beslenme durumuna işaret ederek “Yaşadığımız kent ortamlarının ruh hali ozanların da üretememesine sebep oluyor. Geçmişte ozanlarımız, elinde bağlaması ile diyar diyar gezerlerdi. Amaçlanan; toplumu kültürel anlamda zenginleştirmekti. Ama günümüzde sadece iş telaşı söz konusu” dedi. “Bizi özümüzden ayırmasınlar” diyen Yılmaz, “Alevi örgütleri, Hakk’a uğurlama erkanlarında deyiş okunmasını kural haline getirebilir” dedi. 

    Zakir Murat Yılmaz, Alevi kültürünün önde gelen değerleri; deyişler, nefesler ve bağlamanın önemi hakkında PİRHA‘ya konuştu. Yılmaz, Aleviliği temsilen deyiş üretememe konusundaki etmenleri anlatarak, kent yaşamının inanç üzerindeki dezavantajlarını sıraladı.

    Zakir Murat Yılmaz, günümüz halk ezgilerinin geçmişten beslenme durumu hakkında şunları söyledi:

    “Yaşadığımız ortamın yarattığı bir ruh hali. Artık insanlar şehirlerde yaşam sürüyor. Önceden müstakil bir yaşam vardı. Gecekondu ortamında insanlar, birbirini sevip sayıyor, yardımına koşuyordu. O tarz yaşam, insana farklı bir ruh hali katıyordu ama şimdi tamamen değişti. Evini geçindirmek için günde 10 ya da 15 saat çalışmak zorundasın. Günümüzde bazı müzisyen dostlarımız, ayakta dahi duramıyor. Biraz da bunun sonucu olarak üretimin olamamasını dile getirebiliriz. Önceden böyle değildi, ozanlarımız elinde bağlaması ile diyar diyar gezerlerdi. Mesela Davut Sulari, atı ile geziyormuş. Çok uzak yerlerdeki cemlere dahi gidip katılıyorlarmış. Yani geçmişteki ozanların, hissettikleri bir kaygı yoktu. Ayrıca toplumlararası bir birliktelik hakimdi. Belki de şimdiki gibi bir zenginleşme amacı yoktu; tamamen toplumu kültürel anlamda zenginleştirmek amacı vardı. Bu önemden kaynaklı geçmişteki deyişlerimiz daha anlamlıydı diyebiliriz.”

    “REZİDANSTA YAŞAYAN BİR MÜZİSYEN NE ÜRETEBİLİR Kİ?”

    Murat Yılmaz, zakirler gibi dedelerin de şehirde geçim kaygısı yaşadıklarını dile getirerek “Geçmişte bir dede, tarlasında çalışıyor kışın da cemlerini yürütüyormuş. Yani hizmeti gönülden yapıyormuş. Halk ozanları da aynı şekilde; kimseye minnet etmeden ayakları üzerinde durarak sazı ve sözüyle topluma bir şeyler veriyormuş. Ama şimdi öyle değil. Reytingi biraz yükselen isimler, bir bakıyorsun ki rezidanslarda yaşamaya başlıyor. Şimdi rezidansta yaşayan bir müzisyen, sanatçı ne üretebilir ki?” ifadelerini kullandı.

    Murat Yılmaz, zakirlerin taşıması gereken temel özellikler hakkında da konuşarak şöyle devam etti:

    “Öncelikle hizmet ettiğin toplumdan karşılık beklemeyeceksiniz. Tamamen bu Yolun parçasıymış gibi davranacaksınız. O zaman siz de mutlu olursunuz toplum da sizi dinlerken haz alır.

    Önceden deyişlerin içeriği konusunda dedelerin de yardımı oluyormuş. Mesela zakir, cemlerde çalıp söyledikten sonra dede, o deyişin açıklamasını topluma yapıyormuş. Artık bu pek olmasa da insanların araştırabilme olanakları var. Deyişlerin bütünlüğü konusunda, bilinmeyen kelimeler hakkında bizler de araştırma yapmalıyız.”

    “ERKANLARDA DEYİŞ OKUNMASI KURAL HALİNE GETİRİLMELİ”

    Murat Yılmaz, Hakk’a uğurlama erkanlarında zakirlerin üstlendiği hizmete de dikkat çekti. “Bizi özümüzden ayırmasınlar” diyen Yılmaz şunları dile getirdi:

    “Hakk’a uğurlama erkanlarında sazımla sözümle hizmette bulundum. Çok da isteyerek çaldım. O an benim için çok duygusal ve anlamlıydı. Hayatın devam ettiğini, insanların o üzüntüsünü hafifletmek adına o duygusal yoğunluğu gerçekten çok anlamlı görüyorum. Bu ritüelin süreklileşmesi lazım.

    Geçmişte insanlar sevdikleri eşyaları mezarlarına koyarlardı. Şimdi insan, ‘ben Hakk’a yürüdüğüm zaman deyiş söyleyin’ diye vasiyet bırakırsa bunu çok mu görmek lazım? Bizler o insanların dileğini yerine getiriyoruz.

    Alevi örgütleri, Hakk’a uğurlama erkanlarında deyiş okunmasını kural haline getirebilir. Sanata ve müziğe düşman insanlar, buna ‘hayır’ deyip kabul etmeyebilir. Örneğin Karadeniz’de cenazenin başında horon tepiyorlar. Kimi bölgelerde ise cenaze olduğu zaman halayı ters çekiyorlar. Demek ki benzer ritüeller de var. geçmişimizden bizi koparmasınlar.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Zakir Murat Yılmaz: Deyiş demek, kitap demek-VİDEO

    Zakir Murat Yılmaz: Deyiş demek, kitap demek-VİDEO

    PİRHA-Zakirlik hizmeti yürüten Murat Yılmaz, “Zakirlik cem ekranlarımızda 12 hizmetten bir tanesidir. Zakir, o hizmeti yürütürken özümsemesi ve söylediği deyişlerdeki kelimelerin ne manaya geldiğini bilmeli; okunan deyişte ne anlatılmak isteniyorsa özünü değiştirmeden topluma aktarmalı” dedi.

    Çankaya Belediyesinde işçi olup aynı zamanda zakirlik hizmeti yürüten Murat Yılmaz, cem erkanlarında üstlendiği görevin içeriğine dair konuştu.

    Zakirliği, “Cem ekranlarının yürütülmesinde 12 hizmetten bir tanesi” olarak anlatan Murat Yılmaz, “Zakir, o hizmeti yürütürken özümsemeli. Söylediği deyişlerdeki kelimelerin ne manaya geldiğini bilmeli” dedi. Yılmaz, okunan nefes ve deyişlerde ne anlatılmak isteniyorsa özünün değiştirilmeden topluma aktarması gerektiğini belirterek müziğin kendisinde nasıl karşılık bulduğunu şu sözlerle dile getirdi:

    “Hayatımın tamamı müzik ve sanat. 3 yıldır Çankaya Belediyesinde çalışıyorum. Sanat, müzik, sahne, konser, dinleti şeklinde bir yaşam haliyle devam ediyorum. Fakat pandemi sürecinden dolayı etkinliklerimiz durma noktasına geldi. Esas olarak çaldığım enstrümanlar; kaval, zurna, mey vs. nefesli sazlardır. Bağlamayı da kendime yetecek kadar icra etmeye çalışıyorum. Dostlarımız çağırdığı zaman cemlerde zakir olarak elimizden geldiğince topluma hizmet sunuyorum.”

    “XIZIR, ALEVİLER İÇİN GÜNEŞ GİBİ BİR SEMBOL”

    15 Ocak’ta başlayıp 15 Şubat’ta sona erecek olan Xizir ayının önemine deyinen Zakir Murat Yılmaz, Xizir’in, Alevi toplumunda nasıl yer ettiğini şu cümlelerle anlattı:

    “Xizir, büyüklerimizin anlattıkları kadarıyla güneş gibi bir sembol. Doğa inancını yaşayan insanlar, kendilerine ne faydalıysa ona tapmışlar. İnsanoğlu ateşi bulmuş ve sönmemesi için elinden geleni yapmış. Ateş, çetin kışlara karcı ya da yabani hayvanlardan korunmaya yarıyormuş. Ateşte yemeğini pişirdiği için onun sönmemesi gerektiğine inanan insanoğlu zamanla o ateşi kutsallaştırmış.

    Örneğin su faydalı bir madde ve insanoğlu suya tapıyor. Geçmişte ev boyu kar yağıyormuş ve insanlar birbirlerine ulaşabilmek adına kar yolları açıyormuş. Güneşin dünyayı ısıtmasıyla kârları eritmesi, toprağı bereketlendirmesi, dereleri coşturması ve insana faydalı olmasının güneşten geldiğine inanan insanoğlu güneşe tapmış. İnsanların carına, darına yetişen Xizir’ın da insanlar için bu olduğuna inanıyorum.

    Biz Aleviler, doğadan koptuğumuz ve şehirlerde hayatımız dört duvar arasına sıkıştığı için bazı hususları unutuyoruz. Xizir baharın başlangıcıdır. Bahar ‘ba’ rüzgâr demek ‘har’ da sıcak olduğu için ‘sıcak esen yer’ anlamındadır. İnsanlar aslında yaşadığı gerçeklerle hayatı tanımlamışlar. Xizir, baharın habercisi, baharın sağlayıcısı, bereket sunan bir unsur olduğu için insanlar Xizir için oruç tutmuş, cem yapmışlar.”

    “DEYİŞLERİN EZBERE DEĞİL, ÖZÜMSENEREK SÖYLENMESİ GEREK”

    Zakir Murat Yılmaz, bağlama ile çalıp seslendirdiklerine dair “Deyiş demek, kitap demek” yorumunu yaparken 12 hizmetten biri olan zakirliğe dair şunları söyledi:

    “İnsanın okuma alışkanlığı olmasa bile deyişleri, türküleri dinlediği zaman hayatın, yaşamın gerçekliğini bir biçimde öğreniyor. O yüzdendir ki bin yıllardır bu deyişlerimiz, cemlerimizde söylenerek, insanlara aktarılarak bu güne gelmiştir. Belki insanlarımız kitap okumuyorlardı ama cemlere girdikleri zaman söylenen deyişlerin o içindeki özü, felsefeyi, yaşamı görerek hayatlarına uyum sağlamışlardı. O yüzden de deyişler çok önemlidir. Onları icra ederken gerçekten çok farklı ve anlamlı hissediyorum.

    Bir insan bir işe gönül verdiyse onu özümsemesi lazım. O deyişi söylüyorsa o kelimenin ne manaya geldiğini, ne anlatılmak istendiğini topluma ezbere değil, özümseyerek söylemesi lazım. Deyişleri söylerken bilmediğim kelimeleri öğrenmeye çalışıyorum. Mesela bir deyişimizde ‘La’ kelimesi geçiyor. Bu kelimeyi araştırdım ve ‘La’nın ‘yok saymak’ anlamına geldiğini öğrendim.

    Ağırlıklı olarak nefesli saz; mey, kaval, zurna çalıyorum. Deyiş söylemeyi sevdiğimden ve bağlama çalabiliyor olmamdan dolayı cemlerde katkı sunmak amaçlı deyişler söylüyorum.

    Babam da zamanında köyde cemlerde zakirlik yapmış. Oradan gelen bir gelenek, aşinalık var. Bunu bir nebzede olsa gelecek nesillere aktarabilirsek bizim için önemli.”

    Eren GÜVEN – Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Karataş ve Erzincan’dan tehditlere yanıt: Nefeslerimiz Hakk’ın nefesidir, kutsalımızdır!

    Karataş ve Erzincan’dan tehditlere yanıt: Nefeslerimiz Hakk’ın nefesidir, kutsalımızdır!

    PİRHA- Halk müziği sanatçısı Metin Karataş’ın, Erdal Erzincan ve Tolga Sağ ile birlikte Engin Nurşani’nin Hakk’a uğurlanmasında bağlama çalıp nefes okumalarına sosyal medyadan saldırılar sürüyor. “Yarın olsa yine sazımı alır giderim” diyen Metin Karataş, “Pir Sultan’ın izinden giden sanatçılar bu yoldan geri adım atarlarsa çaldıkları saza da söyledikleri deyişe de ihanet ederler” dedi. Erdal Erzincan ise “Ozanların söylediği nefesleri Hakk’ın nefesi olarak görüyor, söyledikçe içimizi yıkıyoruz. İbadet de zaten bu değil midir?” diyerek saldırıları kınadı.

    Sanatçılar Metin Karataş, Erdal Erzincan ve Tolga Sağ, Engin Nurşani’nin İstanbul Sancaktepe Cemevinde yapılan cenaze töreninde bağlama eşliğinde nefes okumalarının ardından kimi gerici gruplar tarafından hedef alındılar.

    Sosyal medya hesaplarından ağır hakaretlerle karşılaşan Metin Karataş, “Nefes okumamıza karşı linç girişiminde bulunanlara en çok karşı duranlardan birisi olduğum için en çok saldırıya uğrayan da ben oldum” diyerek yaşadıklarını PİRHA‘ya anlattı.

    Facebook ve Twitter hesapları üzerinden tehdit ve küfürlere maruz kalan Metin Karataş, “Ağır küfürler aldım. Hatta özür diletmek dahi istediler. Ben de böyle bir özür dilemenin atalarımdan Pir Sultan’ı bir daha astırmak anlamına geleceğini, başımı eğmeyeceğimi söyledim” dedi. Karataş, toplum olarak bu tür saldırılara karşı dik durmak gerektiğini söyleyerek bir grup tarafından, asimilasyon amaçlı faaliyet yürütüldüğünü belirtti.

    “SALDIRGAN GRUPLAR, HZ. ALİ, HZ. HÜSEYİN VE ZÜLFİKAR RESİMLERİ KULLANIYOR”

    Karataş, saldırgan grubun özellikle sosyal medya profillerinde Hz. Ali, Hz. Hüseyin ve Zülfikar resimleri kullandıklarını belirterek, “Bu hesapların çok büyük bir asimilasyona hizmet ettiğini gördüm. Şahsıma yönelik tehditlerin birçoğu da bu sayfalardan geldi. Bu süreçte Pir Sultan Abdal Genel Merkezinin açıklama yapması çok önemli. Kurumsal açıklamalar önemli yer tutuyor. Bizler bir yere kadar karşı durabiliyoruz” ifadelerini kullandı.

    “KİŞİNİN VASİYETİ OLURSA BAĞLAMAMIZI KİMSEDEN KORKMADAN ÇALARIZ”

    Metin Karataş, Alevi toplumunda, bağlamanın birçok erkanda çalındığını vurgulayarak şunları söyledi:

    “Cemlerimizde olan bağlamanın Hakk’a yürüme erkanlarında da çalınabileceğini söyleyebilirim. Bunu bir şart olarak değil, kişinin vasiyeti olursa eğer o erkanda bağlamamızı hiç kimseden korkmadan çalarız. Yarın böyle bir durum olsa ben Metin Karataş olarak sazımı alır yine giderim. Hiçbir korku bizi yıldıramaz. Pir Sultan’ın izinden giden, özellikle kendisini ‘Alevi sanatçı’ olarak Aleviliğin temsilcisi olan saçılardan görenler böyle bir yolda geri adım atıyorlarsa o çaldıkları saza da söyledikleri deyişe de ihanet ettiklerini düşünürüm.”

    “KUTSAL SAYDIĞIMIZ BAĞLAMA SON GÖREVDE NEDEN REDDEDİLİYOR?”

    Hakk’a yürüme erkanında bağlama eşliğinde nefes okuyan bir diğer isim Erdal Erzincan ise tepki gösterenlerin ‘Yol’u bilmeyenler’ olduğunu söyledi.

    Sanatçı Erdal Erzincan, “Alevileri asimile etmeye çalışan bir zihniyet tarafından provoke ediliyor” diyerek yaşananlara karşı şu yorumda bulundu:

    “Ölene kadar kutsal saydığım, ibadet ettiğim bir enstrüman orada, son görevde neden reddediliyor? Halbuki bütün ibadetini onunla gerçekleştirmişsin. Son anda mı bunun yanlış olduğunu söylüyorsun? Bu anlamsız bir tepki. O zaman cemevlerini de camiye çevirelim olsun bitsin! Yani inkarcı düşünce çok yanlış. Ayrıca Yol’umuzun gereği olarak bu ölüm nefesleri bazı bölgelerde de ‘dil verme’ adı altında yapılagelen bir ritüeldir. Bir zaman sonra mahalle baskısından dolayı o gelenek terkedilmiş. Biz yeniden bunu gündeme getirmeye çalışıyoruz. Toplum tarafından da oldukça olumlu karşılandı.”

    “NEFESLERİMİZLE GÖNÜL BİRLİĞİ OLUŞTURDUK”

    Erdal Erzincan, Nurşani’nin uğurlandığı törende nefeslerle ‘gönül birliği’ oluşturulduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Oradaki toplumla, ibadet eder gibi o ruh haliyle bir dem yaşadık. Eğer yanlış bir şey yapsak toplum da tepki gösterebilir. Bir cem de insanlar nasıl ki ruh ve gönül birliğine gelebiliyorsa o gün de aynen Engin Nurşani’nin işaret ettiği gibi insanlar o ruh haline geldi. Amaç da zaten bu değil miydi? Cemlerimizin bu zamana kadar yarattığı duygu, insanları o gönül birliğine getirmek ve birlikte Hakk ve Hakk olmak değil mi? O gün de herkes buna hizmet etti. Uğurlama erkanında orada bulunan dostlarla Hakk ve Hakk olduğumuzu düşünüyorum.”

    “SAZ İLE NEFESLERİ SÖYLEDİKÇE İÇİMİZİ YIKADIĞIMIZI ANLIYORUZ”

    Bağlama ve Nefes’in Alevi inancında önemli bir yer edindiğini ifade eden Erdal Erzincan sözlerine şöyle devam etti:

    “O erkanda elimize saz alıp seslendirmişsek içimizdeki bir ihtiyaçla yapmışız demektir. Biz bu sazla ve bu sazın gövdesinde taşınan o ulu ozanların söylediği şiirleri, nefesleri Hakk’ın nefesi olarak görüyoruz. O nefesleri söyledikçe içimizi yıkadığımızı anlıyoruz. İbadet de zaten bu değil midir? Bir Hristiyan, İncil’e nasıl bakıyor ise ben de nefeslerime böyle bakıyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Kemal Bülbül’ün ‘Yol Cümleden Uludur’ kitabı okuyucuyla buluştu-VİDEO

    Kemal Bülbül’ün ‘Yol Cümleden Uludur’ kitabı okuyucuyla buluştu-VİDEO

    PİRHA – ‘Yol Cümleden Uludur’ kitabını yazan HDP Milletvekili Kemal Bülbül, “Çalışmamda nefes diliyle Aleviliğin tarihçesi, hakikat uğruna can veren yol ulularımızın hikayesi var” dedi.

    Haberin videosu

    Halkların Demokratik Partisi Antalya Milletvekili Kemal Bülbül’ün ‘Yol Cümleden Uludur’ kitabı okuyucuya ulaştı.

    SU Yayınlarından çıkan ‘Yol Cümleden Uludur’ adlı eserde yer alan resimler ise Halil İncesu’ya ait.

    “‘Yol Cümleden Uludur’ sözü bana ait bir söz değil.” diyen Kemal Bülbül, “Bu söz, yol ulularımız tarafından söylenmiş, yolun kendini tarif sözüdür. Ve denebilir ki Aleviliğin serencamıdır bu söz” diyerek çalışmasının içeriğine dair şunları söyledi:

    “Yol, yaşamın insanı, kainatı, kapsayan, mikrodan makroya, zerreden küreye her şeyi gören, anlamaya çalışan, kabul eden ve bir anlam veren yapıya sahiptir. Bu nedenle ‘Yol cümleden uludur’ sözünden kastedilen; yola mensup olan insanların bu hakikati bilmesi ve yolcunun yoluna tabi olması, yolcunun yolu anlaması ve yolun meşakkatli, uzun, zorlu, çileli, sabır ve mücadele dinamizmi gerektiren bir şey olduğunu anlaması için söylenmiş bir sözdür. Ben de erenlerin himmetine sığınarak bu sözü alıp yazdığımız bir devriyeye başlık yaptık kitabımıza da bu ismi koyduk.”

    Bülbül, eserinde birçok Alevi pir ve önderine de yer verdi. “Yolumuza hizmet etmiş, Hakk ile halvet olmuş her kim var ise anlayabildiğimiz kadarıyla nefeslerde, devriyelerde ifade etmeye çalıştık” diyen Bülbül’ün aktarımları şöyle:

    “KUTSAL METİNLERİMİZE BUGÜN ‘TÜRKÜ, PARÇA’ DENİLİYOR”

    “Malatya Arguvanlı bir Kürt Aleviyim. Biz yolda yoğrulduk, yolda öğrendik. Annemiz babamız, çevremiz, yol üzeri anlar yol üzeri paylaşır, yol üzeri idrak ederdi. Bu bizim için büyük bir avantajdı. O nedenle yolun içerisinde yoğrulduk ve yolumuzun temel düsturlarından bir tanesinin nefes, deyiş, devriye, mersiye, Tevhid-i miraçlama olduğu, yani yolumuzun kutsal metinlerinin bunlar olduğunu gördük. Küçüklüğümüzde çevremizde yol yürüten, hizmet yürüten, insanların dilinden ve erkanlarda bunları dinleyince tabi çok etkileniyorduk. Ben de bunu güncellemek yaşatmak ve yolun vazgeçilmez bu düsturunu güncel bir şekilde tekrar topluma mal etmek amacıyla böyle bir şeye başvurdum. Bunu yaparken de Seyit Nesimi’den Hallacı Mansur’a Pir Seyit Rıza’dan Hacı Bektaş’a ve yolumuza hizmet etmiş Hakk ile halvet olmuş, Hakk ve hakikatin hakkına gark olmuş, her kim var idiyse anlayabildiğimiz kadarıyla nefeslerde, devriyelerde ifade etmeye çalıştık ki günümüz insanlığının ıskaladığı, unuttuğu asimilasyon sonucu olarak farkındalığını kaybettiği temel olgulardan bir tanesi bizim kutsal metinlerimizdir. Ve kutsal metinlerimize bugün ‘türkü, parça’ deniliyor. Bunlar nefes, devriye, mersiye, tevhit, miraçlamadır. Aşıklar tarafından söylenir ve aşıklar bu marifetini olgunlaştırmadan önce bir süreçten de geçerler. Ben daha önce de çokça yazıyor, beğenmiyordum. Sevgili Divani babayla bir gün muhabbetimizde ‘Bülbül’ü Şeyda niye yazmıyorsun?’ dedi. Yazdığım her nefesin ilk nefesini ona iletirim. Gözden geçirir, ondan sonra son şeklini veririm.

    Kitapta da ifade etmeye çalıştım ‘Ne Mürşidim, ne pirim. Yola Meftun bir fakirim. Bu mihvalde virdimize her duanın dilimize getirip kalemden dökülmesi gerektiğince yazmaya çalıştık.

    “BABAMDAN, ÇEVREMDEN ÖĞRENDİĞİMİ YAZDIM”

    Kemal Bülbül, Alevilere has bir edebiyat dilinin oluşmasında ciddi engeller olduğuna da işaret etti. Siyaset devrinin artık bittiğini söyleyen Bülbül, “Artık hakikat devri başlamıştır” dedi ve şöyle devam etti:

    “Bugün Alevi toplumun adına araştırma yaptığını söyleyen birçok kişi var. Eyvallah. Hizmetleri Hakk divanında yazılsın. Fakat siyaset ile hakikat arasındaki ayrıştırmayı yapmak çok ciddi bir iştir. Siyaset hakikat kadar olamaz. Hakikat siyasetten büyüktür. Alevilikle, yol erkanla, inançlarla, toplumsal tarihle, Orta Doğu tarihi ile ilgili konuşacağız, yazacağınız, üreteceğiniz zaman hakikatin dili ile yapmanız lazım. Hatta bugün siyasetin bile hakikatin diliyle yapılması lazım. Meclis kürsüsünde ben söyledim. Siyaset devri bitmiştir, hakikat devri başlamıştır. O nedenle hakikatin dili ile ilgili, konular, sorunlar anlatıldığı, paylaşıldığı ve izah edildiğinde bunun müşterisi çok olacaktır.

    Hani Yunus diyor ya ‘Benim burada kalasım yok, buradan gitmeye geldim, bezirganım metağım çok, alana satmaya geldim.” Yunus’un metağı madde değildir. Çerçi değildir Yunus. Hakikati pay eder. ‘Dört kitabın manasını okudum, ezber ettim, aşka gelince gördüm bir uzun hece imiş.’ Yani dört kitap ve aşk karşılaştırıldığında aşkın dört kitaptan da büyük olduğunu söyleyecek kadar ariflik mertebesine vakıf olmuş bir insanın diliyle söylüyoruz bunu. Şimdi hal böyle olunca bakınız bugün ne yapıyorlar bizim araştırmacılarımız. Kimisi Alevilikte bilmem neyin olmadığını söylüyor. Buna hiç gerek yok. Kendi yaşadığınız annenizden, babanızdan, büyüklerimizden, dedelerimizden, pirlerinizden öğrendiğinizi yazın. Ben babamdan, öğrendiğimi yazdım, çevremden öğrendiğimi yazdım. Elbette kendimden kattığım da oldu.

    Dolayısıyla bugün araştırma yapan, yazan arkadaşlara bir tavsiyemiz var; hakikati toplumun kendisinden rafine ederek, damıtarak, ilmikten süzerek getirirseniz neyin ne olduğu ortaya çıkar.”

    “BUGÜN BİZE ALİŞER’LER, ZARİFE ANALAR LAZIM”

    Bülbül, yazdıklarında Alevi tarihçesini de anlattığını ifade ederek “Ebu Müslüm-i Horasani’den özellikle söz ettim. Çünkü bugün siyasetin dehlizleri içerisinde yapılan tartışmalarda yolumuza hizmet etmiş, tarihe destanlar bırakmış, mazlum ve masumları savunmuş bu kişiler maalesef unutulmakla yüz yüze.” dedi.

    Bülbül sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Oysa bugün bize sahiden Ebu Müslim-i Horasani’ler, Pir Sultan Abdal’lar, Seyit Rıza’lar Alişer’ler, Zarife Analar, Kadıncık Analar lazım. Ama temel desturumuz şu: Bizim yolumuzun kutsalları, kutsal metinleri bilinmiyor. Bu kutsal metinler sistemin diliyle ve sistem içerisinde sanatla uğraşan niyetten bağımsız sanat yaparken türküleştiren dostlarımızın yaptığı hatayı düzeltmek maksadıyla bugün de nefes gereklidir. Bugün de devriye, beyit, değiş gereklidir.

    “Biz şiir demiyoruz. Nefes, devriye, deyiş diyoruz. Aleviliğin kutsal metinlerini bilmek, mesela Virani Baba, Yemini baba, Pir Sultan Abdal… Bunlar masalsı bir şey olarak düşünülüyor. Bazıları yaşayıp, yaşamadıklarını tartışıyor. Bunlar yaşadılar, çile çektiler, azap gördüler, mücadele ettiler. Hakikatin farkına vardılar ve yazdılar. Ve bugün de Muaviye soylu Yezid iktidarıyla karşı karşıyız. Muaviye soylu Yezit iktidarında Hüseyin-i, Mansuri, Nesimi, Seyit Rıza gibi düşünmek ve düşündüğünü sistematize etmek, nefes diline dökmek. Güncel dille anlatabiliriz fakat nefes dili başka bir şey. Bu açıdan yararlı olacaktır, kalıcı olacaktır, diye düşünüyorum.

    Tabii ki nefesimizin kapsamında yaşamda ne var ise hepsi var. Baştan ifade etmeye çalıştım mikrodan, makroya, zerreden, küreye yola göre her şey canlıdır. Ama dilini bilip, anlamak lazım. Bizim aşıklar, sadıklar bulutla, ağaçla, çiçekle, yaprakla, toprakla, dağla, suyla sohbet ederler değil mi. Dilini bilirler de onun için. Hakikatin diline vakıf olmuşlardır. İrşat, ikna ve izahı önce kendimiz sonra da yolumuz için esas alarak yazmaya çalıştık. Okuyup anlayana paylaşana aşk olsun diyelim.”

    Eren GÜVEN – Cebrail ARSLAN / ANKARA