Etiket: neşet ertaş

  • OZAN-DER’den Ustalara Saygı konseri-VİDEO

    OZAN-DER’den Ustalara Saygı konseri-VİDEO

    PİRHA – Halk müziğinin iki önemli ismi Mahzuni Şerif ve Neşet Ertaş, ‘Ustalara Saygı Konseri’ ile Ankara’da anıldı.

    Halk Ozanları Kültür Derneği (OZAN-DER) Halk Müziği Korosu, ‘Ustalara Saygı Konseri’nde Mahzuni Şerif ve Neşet Ertaş’ın eserlerini seslendirdi.

    Yenimahalle Belediyesi Nazım Hikmet Kültür Merkezi Yıldız Kenter Salonu’nda yapılan konsere ilgi bir hayli yoğun oldu.

    Konserin açılışında salonu selamlayan OZAN-DER Başkanı Ozan Kamber Nar, “ Sosyal medyada paylaşım yaparken ‘Bu konser kaçmaz dedim’ ancak bu kadar kalabalık olabileceğini hiç düşünmedik. Katılımınız için teşekkür ediyorum. Sizler bu kültüre sahip çıktıkça kültürümüz yaşayacaktır. Sahne alacak arkadaşlarımızın da emekleri var olsun” dedi.

    “OZANLARIN YANLIŞ GÖRDÜKLERİ TÜRKİYE’Yİ BUGÜN YAŞIYORUZ”

    Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar da ozanlık geleneğinin önemine vurgu yaparak şu konuşmayı gerçekleştirdi:

    “Ozanların yazdıklarıyla, onların yanlış gördükleri Türkiye’yi bugün yaşıyoruz. O Türkiye’yi yaşamamak için ozanların geleneğinin yaşaması lazım. Herkesin eleştirilebildiği, herkesin düşüncesini söyleyebildiği, herkesin inancını yaşayabildiği, eşit yurttaş olabildiği bir cumhuriyeti yaşatmak için beraber olmak zorundayız. Ve bu birlik içerisinde, yapılacak seçimlerde geliyor gelmekte olan diyorum.”

    Yapılan konuşmalar ardından Aşık Mahzuni Şerif ile Neşet Ertaş’ın biyografileri, konsere gelenler ile paylaşıldı.

    Şef Ümit Özdizlekli öncülüğündeki koro, usta ozanların birbirinden çok sevilen eserlerini çalıp seslendirdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Neşet Ertaş, Hakk’a yürümesinin 10. yılında unutulmadı

    Neşet Ertaş, Hakk’a yürümesinin 10. yılında unutulmadı

    PİRHA- Yaşar Kemal’in, “Bozkırın Tezenesi” olarak adlandırdığı, Abdallık geleneğinin son büyük temsilcisi Neşet Ertaş’ın Hakk’a uğurlanışının 10. yılı.

    Savaşın, yıkımın, yoksulluğun, salgının ortasında sesine sığınılan Ertaş, unutulmadı. Abdallık geleneğinin son temsilcilerinden “Bozkırın Tezenesi” olarak tanınan Neşet Ertaş’ın ölümünün 10. yılı.

    Kimine göre “Bozkırın Tezenesi” kimine göre ise “Türkülerin Babası”… Halk ozanı Neşet Ertaş, 10 sene önce bugün 74 yaşında Hakk’a yürüdü.

    Neşet Ertaş 1938 yılında Kırşehir’de dünyaya geldi. Neşet Ertaş’ın babası bağlama ustası Muharrem Ertaş, annesi Döne Ertaş’tır. 8 yaşına kadar doğduğu köy olan Kırtıllar Köyü’nde yaşamış, sonrasında ailesi ile birlikte İbikli Köyü’ne yerleşmişlerdir. 12 yaşındayken annesi Döne’yi kaybetmiştir.

    YAŞAYAN İNSAN HAZİNESİ

    Ertaş, ilkokula gittiği yıllarda önce keman, sonra da bağlama çalmayı öğrendi. Babası Muharrem Ertaş ile birlikte yörenin düğünlerinde sazı ile çalıp sesi ile türküler söylemeye başladı. Ertaş, etkilendiği tek kişinin babası Muharrem Ertaş olduğunu söyler. Bu durumu şu şekilde ifade eder; “Babamla ben aynı ruhun insanlarıyız.”

    Sanat yaşamına onlarca eser bırakan Ertaş, Unesco Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında yapılan ulusal envanterlerden Yaşayan İnsan Hazineleri Türkiye Ulusal Envanterine alınarak yaşayan insan hazinesi olarak kabul edildi.

    MÜZİĞE NASIL BAŞLADI?

    Neşat Ertaş, ilkokula gittiği yıllarda önce keman, sonra da bağlama çalmayı öğrendi. Babası Muharrem Ertaş ile birlikte yörenin düğünlerinde sazı ile çalıp sesi ile türküler söylemeye başladı. Ertaş, etkilendiği tek kişinin babası Muharrem Ertaş olduğunu söyler. Kendi ifadesi ile şu şekilde ifade eder: “Babamla ben aynı ruhun insanlarıyız.”

    TÜRKÜLERİ DERS OLARAK OKUTULDU

    Unesco Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında yapılan ulusal envanterlerden Yaşayan İnsan Hazineleri Türkiye Ulusal Envanterine alınarak yaşayan insan hazinesi kabul edilen Ertaş, 25 Nisan 2011 tarihinde İTÜ Devlet konservatuarı tarafından fahri doktora ödülüne layık görülmüş, bağlamadaki tavrı ve türküleri konservatuarlarda ders olarak okutuldu. Hayatı ve eserleri Doç. Dr. Erol Parlak tarafından iki ciltlik bir kitap halinde yayımlandı.

    “BEN HALKIN SANATÇISIYIM”

    Neşat Ertaş, kendisine bir dönem verilmek istenen Devlet sanatçılığı teklifini reddeder. Ve şu açıklamayı yapar: “Hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, bir tek TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdadımız adına aldım.”

    2012 yılında prostat kanseri nedeniyle Hakk’a yürüyen Neşet Ertaş’ın cenazesi Kırşehir’deki Bağbaşı Mezarlığı’nda babası Muharrem Ertaş’ın yanında toprağa verildi. Ertaş arkasında, “Evvelim Sen Oldun”, “Neredesin Sen”, “Ah Yalan Dünya”, “Gönül Dağı”, “Yazımı Kışa Çevirdin” gibi birçok eser bıraktı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Alişan Ağa’nın çok aşığı ağırlayan, cem tutulan 150 yıllık evi restore edilmeyi bekliyor-VİDEO

    Alişan Ağa’nın çok aşığı ağırlayan, cem tutulan 150 yıllık evi restore edilmeyi bekliyor-VİDEO

    PİRHA-Üryan Hızır Ocağı’nın Sivas Şarkışka Alakilise’deki toplumsal hafızalarından olan ve Alişan Dede’nin yaşadığı yaklaşık 150  yaşındaki ev harap haline rağmen ayakta durmaya çalışıyor. Birçok aşığın uğradığı, cemlerin tutulduğu bu tarihsel mekanda duvarlar ve taşlar olmasa da, anılar ve erkanlar da hala canlılığını koruyor.

    Sivas Şarkışla’ya bağlı Alakilise’deki tarihi evler ve duvarları halen ayakta kalmaya çalışıyor. 150 yıldan fazladır inşa edilen ve Üryan Hızır Ocağı’nın bilinen pirlerinden Alişan Ağa Dede’nin de yaşadığı ev, yıkılmayla yüz yüze kalmış durumda.

    Sivas’ta bulunan Üryan Hızır Ocağı etrafındaki Alevilerin tarihsel ve inançsal mekanlarından bu evin odaları çok cem görmüş, muhabbet eylemiş. Aynı zamanda birçok Alevi aşığı da kendisine misafir eylemiş.

    Yazar Rıza Aydın’ın çektiği görüntülerde, Alevi inancının tarihsel mekanlarından bu ev, şimdilerde ise kendisi ile biriktirdiği anılar ve erkanlar ile yok olma ile karşı karşıya. Bu tarihsel hafızayı geleceğe taşıyacak bir adım bekleniyor.

    KONAĞI ALİŞAN AĞA’NIN BABASI MUSTAFA AĞA İNŞA EDİYOR

    Üryan Hızır Ocağı’nın Sivas bölgesindeki devamı olan bu dede hanesinin yaklaşık 15o yıllık geçmişi bulunuyor. Üryan Hızır Ocağı’ndan Alişan Ağa’nın babası Mustafa Ağa tarafından bir Ermeni ustaya yaptırılan bu ev taş duvarları ve tavandaki ağaç işlemeler ile bölgede ilgi çekiyor. Konağın inşasında deyim yerindeyse tek bir çivi ve demir kullanılmamış.

    Üryan Hızır Ocağı talipleri için artık bir ziyaret haline dönüşen bu evde ayrıca bölgede çokça sevilen ve sözü geçen Alişan Ağa Dede yaşamış. Bu inançsal ve tarihsel mekan bu döngü içerisinde nice cemler, erkanlar, düğünler, kurban tığlaması, hakikat sohbetleri görmüş. Köydeki yaşlıların neredeyse hepsinin bu evde bir anısı var.

    AŞIK AGAHİ’NİN ‘SEHER VAKTİ ÇALDIM YARIN KAPISI’ TÜRKÜSÜ BU EVDEN ÇIKIYOR

    Bölgede çokça tanınan Aşık Agahi’nin bu evde çokça nefesler söylendiği dilden dile yayılmış. Alakilise köyüne 2o kilometre uzaklıkta bulunan Kılıççı köyünde doğan Aşık Agahi’nin bu evle olan bağını Yazar Rıza Aydın şöyle anlatıyor:

    “Mustafa Ağa’nın konağı 2 odalı ve başka evlerde var. Aslında küçük bir cemevi ve o odada cem yapılırdı. Bir rivayete göre Alişan Ağa’nın babası Mustafa Ağa bir cem muhabbetinde Agahi’nin de olmasını istemiş. Mustafa Ağa’nın eşi  kendisine, ‘Buradan bir çık hele de seslen; Agahi’ye malum olur gelir’  demiş. Agahi’de eşine kendisini çağırdıklarını söyleyerek atına binmiş. Mustafa Ağa’nın kapısına vardığında muhabbetin dağıldığını görmüş. Biraz da kahırlanarak, ‘Seher Vakti Çaldım Yarın Kapısı’ türküsünü yazmış. Neşet Ertaş’da bu türküyü daha sonra okudu.”

    NEŞET ERTAŞ’IN DEDESİ ALAKİLİSE’YE YERLEŞİYOR

    Alakilise köyünde Aleviler ve Ermeniler, hiçbir problem olmadan uzun yıllar yaşamışlar. 1915’te Ermeniler bu köyden devlet tarafından göç ettirilmesi ile birlikte Ermenilerden geriye kalan arazilere de sonradan köye gelen Abdallar yerleşmiş. Köye gelen Abdallardan birisi de Neşet Ertaş’ın dedesidir. Neşet Ertaş’ın dedesi daha sonra Alakilise köyünden giderek Kırşehir’e yerleşir.

    NEŞAT ERTAŞ, AŞIK AGAHİ’NİN TÜRKÜSÜNÜ ALARAK OKUYOR

    Neşet Ertaş tanınmadan önce bu köye gelerek gezmiş. Köyde Neşet Ertaş’a, Agahi’nin söylediği, ‘Seher Vakti Çaldım Yarın Kapısı’ türküsünü söylemişler. Neşet Ertaş’ta bu türküye otantik hali ile alarak okumuş.

    Türküde sözü edilen olay eski adı ile Alakilise yeni ismi ismi ile Eskiyurt köyünde yaşanmıştır. Neşet Ertaş, Şarkışla`nın Kılıççı köyünden 19. yüzyılda yaşamış Aşık Agahi’ye ait olan ve Alakilise köyünde yaşadığı bir olay üzerine bu köyde yaktığı bu türküyü, Alakiliseli Ozan Mehmet Özkan’dan almış, Kırşehir yöresine uyarlayarak okumuştur.

    AŞIK VEYSEL’İN DE YETİŞTİĞİ MISTA ABDAL TEKKESİ YIKILARAK KARAKOLA ÇEVRİLİYOR

    Emlek yöresi civarında Pir Sultan Abdal, Kemter Baba, İğdecikli Aşık Veli, Aşık Veysel, Ali İzzet, Talibi, Aşık Agahi gibi 200’e yakın tanınan aşıklar, halk ozanları yetişmiş. Ali İzzet Özkan ve Aşık Veysel’in köyünün Alakilise köyüne komşu olduğu bu yöre kültürel bir öbeğin ortasında. Aşık Veysel bir mülakatında Ortaköy’de bulunan Mısta Abdal (yöre halkının söylemi ile) tekkesinde yetiştiğini sözlü olarak beyan eder. Aşık Veysel, babasıyla sık sık ziyaret ettiği Mısta Abdal tekkesinde aşıklık eğitimi almış,  Araboğlu Mehmet Baba’nın söyleşilerini ve tekkede çalınan deyişleri dinlemiştir. Alakilise köyü ayrıca Mısta Abdal tekkesinin hemen arka tepesinde bulunuyor.

    Emlek yöresinde Alevilere ait 3 büyük tekke bulunuyor. Mısta Abdal, Kerim Alibaba ve Tekke köyü. Çokça Alevi ozanın yetiştiği bu 3 büyük tekke Cumhuriyet döneminde çıkarılan ‘Tekke ve Zaviye Kanunu’ ile kapatılıyor. Bölgede birçok ozanın yetiştiği Mısta Abdal (Mustafa Abdal) tekkesinin de yıkılarak karakola çevrildiği biliniyor.

    ALİŞAN AĞA’NIN EVİ RESTORE EDİLMEYİ BEKLİYOR

    Birçok aşığın uğradığı, cemlerin tutulduğu bu tarihsel mekanın giriş merdivenleri yıkılmış durumda. Duvarları ve toprak damının sağlam kaldığı bu mekanın Alevi inancının tarihsel mekanlarından bu ev, şimdilerde ise kendisi ile biriktirdiği anılar ve erkanlar ile yok olma ile karşı karşıya. Yöre halkının da restore edilerek korunmaya alınmasını istediği bu tarihsel mekan ve hafıza kendisini geleceğe taşıyacak bir adım bekliyor.

    Ersin ÖZGÜL/SİVAS

     

  • CHP’li Kaya: Tuğluk’un hala cezaevinde tutulması kabul edilemez!-VİDEO

    CHP’li Kaya: Tuğluk’un hala cezaevinde tutulması kabul edilemez!-VİDEO

    PİRHA- CHP Milletvekili Yıldırım Kaya, cezaevinde tutulan siyasetçi Aysel Tuğluk’un sağlık sorunlarına işaret ederek “Tuğluk’un hala cezaevinde tutulması gerçekten kabul edilemez” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, Meclis’te yaptığı konuşmada 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin mesaj verdi. Ciddi sağlık sorunları olan Aysel Tuğluk’un durumunu gündeme getiren CHP’li Kaya, şu konuşmayı yaptı:

    “Dün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günüydü. Buradan Neşet Ertaş’ın, kadınların kıymetine dönük çok güzel söylemiş olduğu bir dörtlüğü sunmak isterim;
    “İki büyük nimetim var

    Biri anam biri yarim
    İkisine de hürmetim var

    Biri anam biri yârim

    Ana deyip de geçilmez

    Yar anadan seçilmez
    İkisine de kıymat biçilmez
    Biri anam biri yarim’ diyor.

    Anasına kurşun sıkan, yarına kurşun sıkan eller kırılsın. Anasının cenazesini, anasının defin işleminden sonra, anasının mezarına saldıranların yaşattığı dramdan sonra Aysel Tuğluk cezaevinde rahatsızlandı. Şu anda cezaevinde halen yatıyor. Anası, onun için en kıymetlisiydi. Aysel Tuğluk’un hala cezaevinde tutulması gerçekten kabul edilemez. Aysel Tuğluk’un şahsında, seçilerek göreve gelmiş belediye başkanı, milletvekili; şu anda mücadelesi için cezaevinde yatan kadınların da 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum.”

    PİRHA/ANKARA

  • Neşet Ertaş, Hakk’a yürüyüşünün 9. yılında anıldı!

    Neşet Ertaş, Hakk’a yürüyüşünün 9. yılında anıldı!

    PİRHA-Kartal Belediyesi, Neşet Ertaş’ı Hakk’a yürüyüşünün 9. yılında andı. Kartal Kitap Fuarı’nın ilk gününde yapılan etkinlikte Gazeteci Nebil Özgentürk’ün hazırladığı “Bozkırın Tezenesi: Neşet Ertaş” belgeseli gösterime sunuldu.

    Orta Anadolu müziğinin önemli temsilcisi Neşet Ertaş, Hakk’a yürüyüşünün 9. Yıldönümünde Kartal Belediyesi tarafından anıldı.

    Duygu yüklü anlara sahne olan anma programı, ilk olarak belgesel yapımcısı, Gazeteci ve Yazar Nebil Özgentürk’ün yapımı olan “Bozkırın Tezenesi: Neşet Ertaş” belgesel gösterimi ile başladı. İzleyiciler, Neşet Ertaş’ın acı tatlı hatıralarla dolu hayatını ilgiyle seyretti. İzleyicilerin zaman zaman gözyaşlarına hâkim olamadığı belgesel filminin ardından bu kez sanatçı Cem Çelebi’nin, Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş’ın: “Ahirim Sensin”, “Zahidem”, “Gönül Dağı”, “Bir Bakışta Yaktın Beni” gibi ezgilerini seslendirdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Bozkırın Tezenesi’ olarak bilinen Neşet Ertaş’ın Hakk’a yürümesinin 9. yılı

    ‘Bozkırın Tezenesi’ olarak bilinen Neşet Ertaş’ın Hakk’a yürümesinin 9. yılı

    PİRHA- ‘Bozkırın Tezenesi’ ve ‘Türkülerin Babası’ diye anılan, besteci, söz yazarı ve halk ozanı Neşet Ertaş, 9 sene önce bugün 74 yaşında hayata veda etti. Müziğe ilgisi küçük yaşlarda başlayan Ertaş ardında çok sevilen değerli eserler bıraktı.

    Prostat Kanseri nedeniyle 2012 yılında vefat eden Neşet Ertaş’ın cenazesi Kırşehir’deki Bağbaşı Mezarlığı’nda babası Muharrem Ertaş’ın yanında toprağa verildi. Ertaş arkasında ‘Cahildim Dünyanın Rengine Kandım’, ‘Neredesin Sen’, ‘Ah Yalan Dünyada’, ‘Gönül Dağı’, ‘Yazımı Kışa Çevirdin’ gibi çok sevilen birçok eser bıraktı.

    HENÜZ İLKOKULDAYKEN BİRDEN ÇOK ENSTRÜMAN ÇALMAYI ÖĞRENDİ

    Neşet Ertaş 1938 yılında Kırşehir’de dünyaya geldi. Babası bağlama ustası Muharrem Ertaş, annesi Döne Ertaş’tır. Sekiz yaşına kadar doğduğu köy olan Kırtıllar Köyü’nde yaşamış, sonrasında ailesi ile birlikte İbikli Köyü’ne yerleşti. 12 yaşındayken annesi Döne’yi kaybetti. Babası Muharrem Ertaş, Yozgat’ın Kırıksoku Köyünden Arzu isminde bir kadınla evlenince bir süre bu köyde yaşadıktan sonra Yozgat’ın Yerköy ilçesine yerleşti.

    Ertaş, ilkokula gittiği yıllarda önce keman, sonra da bağlama çalmayı öğrendi. Babası Muharrem Ertaş ile birlikte yörenin düğünlerinde saz ile çalıp türküler söylemeye başladı. Neşet Ertaş, Kırşehir’den sonra iki yıl da Kırıkkale’de yaşadı. 1957 yılının sonunda İstanbul’a gelerek ilk plağını ‘Neden Garip Garip Ötersin Bülbül’ adı ile babası Muharrem Ertaş’a ait bir türküyle çıkardı. Halk tarafından çok beğenilen bu plağı ardından diğer plak, kaset ve halk konserleri takip etti. İki yıl İstanbul’da çalıştıktan sonra Ankara’ya yerleşti ve sahne hayatına burada devam etti.

    ‘DEVLET SANATÇILIĞI’ TEKLİFİNİ REDDETTİ

    Ertaş, 1978 yılında alkol ve sigara kullanımından dolayı parmaklarından felç geçirdi ve bir süre işsiz kaldı. Kardeşinin daveti üzerine Almanya’ya giderek tedavi oldu. Çocuklarının eğitimi ve sanatsal çalışmalarından dolayı uzun bir süre Almanya’da kalan sanatçı, 2000 yılında İstanbul’da verdiği konserle sahne hayatına geri döndü.

    Ertaş, kendisine bir dönem verilmek istenen Devlet sanatçılığı teklifini de reddederek şu açıklamayı yaptı:

    “Hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, bir tek TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdadımız adına aldım.”

    UNESCO TARAFINDAN ‘YAŞAYAN İNSAN HAZİNELERİ TÜRKİYE ULUSAL ENVANTERİNE’ ALINDI

    Unesco ‘Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi’ kapsamında yapılan ulusal envanterlerde ‘Yaşayan İnsan Hazineleri Türkiye Ulusal Envanterine’ alınarak yaşayan insan hazinesi kabul edilen Ertaş, 25 Nisan 2011 tarihinde İTÜ Devlet konservatuarı tarafından fahri doktora ödülüne layık görüldü ve bağlamadaki tavrı ve türküleri konservatuarlarda ders olarak okutuldu. Ölümünden sonra hayatı ve eserleri Doç. Dr. Erol Parlak tarafından iki ciltlik bir kitap halinde yayımlandı.

    Neşet Ertaş’ın adı Kırşehir’deki caddelere, okullara verilerek yaşatılıyor. Babası Muharrem Ertaş’la birlikte bir de anıtı bulunuyor. Ayrıca dünyada robot heykeli yapılmış ilk saz sanatçısıdır. Android heykeli dünyaca ünlü heykel sanatçısı Adil Çelik tarafından yapılarak Kırşehir Neşet Ertaş Gönül Sultanları Kültür Evi’ne yerleştirildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Abdal müzisyen Yüksel Çakır, Ankara sokaklarında bozlak ezgileri çalıp söylüyor-VİDEO

    Abdal müzisyen Yüksel Çakır, Ankara sokaklarında bozlak ezgileri çalıp söylüyor-VİDEO

    PİRHA-Abdal geleneği ile büyümüş olan müzisyen Yüksel Çakır, 5 yıldır Ankara sokaklarında bozlak ezgileri çalıp söylüyor. “Bizler gönül insanıyız” diyen Çakır, müzisyenliğin aile geleneği olduğunu belirterek “Saz-söz ruhun gıdası ve biz de icra ederek gıdamızı alıyoruz” sözleriyle sanatının detaylarını anlattı.

    Bozlak sanatçısı Yüksel Çakır, uzun yıllardır sazı ve sesiyle Kızılay sokaklarına farklı bir hava katıyor. Çakır, her gün ayağında sivri burun deri ayakkabı ve yöresel şapkası ile adeta sahneye çıkar gibi sokaktaki yerini alıyor. Duruşu ile tam bir Orta Anadolu insanı profilinde olan Çakır, bugünlerde Bozlak tekniğini hakkı ile icra eden az sayıda müzisyenden biri…

    DÜĞÜN SAHNELERİNDEN SOKAKLARA…

    Yozgat’ın Yerköy ilçesinde doğduğunu söyleyen Yüksel Çakır, kökenlerinin Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesine kadar uzandığını belirtti. “Bizlere ‘nerelisin?’ derlerse ‘Hacıbektaşlıyız’ diyoruz. Ali soyundanız” diyen Çakır, gençliğinin ise Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesinde geçtiğini anlattı. O bölgede 30 sene düğünlerde çalıp söylediğine işaret eden Yüksel Çakır, müziğe başladığı dönemi şu sözlerle özetledi:

    “Oturduğumuz yerde Abdallar topluluğu vardı. Yüzlerce müzisyenin içerisinde ustalarımızın yanında yetiştik. Ayrıca müzisyenlik bizde baba mesleğidir. Kırşehir’de 30 yılın ardından aşiretimiz dağıldı. Ben de Ankara’ya geldim. Fakat şimdi her taraf düğün salonu oldu. Bizlerin yaşı da kemale erdi. O nedenle böyle caddelerde çalıyorum. 5 senedir sokaklarda müzik yapıyorum. Çocuklarım da artık kendilerine bir hayat kurdu. Ben ve annem aynı evde yaşıyoruz. Yaptığım işle bir şekilde kazanıp ihtiyaçlarımızı çıkartıyorum. Kimseye muhtaç olmadan kendimize yetiyoruz. Bir evim ya da emekli aylığım yok. Garibanlık çekerek yaşıyoruz işte.”

    “ÇALIP SÖYLEYEREK GIDAMIZI ALIYORUZ”

    Ekonomik zorluk çekse de yaptığı işe gönülden bağlı olduğunu söyleyen Yüksel Çakır, “Babamdan kalma mesleği icra ediyorum. Bizler gönül adamıyız. Bu sazı çalmadan edemeyiz” diyerek müzik ile bağını şu sözlerle anlattı:

    “Yar aşkıyla bizlerin de bağrı yandı. Ustamız Neşet Ertaş gibi bizler de kara sevdaya tutulduk ama çaldığımız saz ile de avunduk. Bu nedenle başka meslek seçemeyiz. Müzik ruhun gıdasıdır. Biz de çalıp söyleyerek gıdamızı alıyoruz. Herkes de ilgiyle dinliyor. Mesleğimiz sıradan bir iş de değil. Başka meslek de yapmış olsak biz bu sazı bırakmayız.”

    “BABADAN OĞULA AKTARMA GELENEĞİ PEK KALMADI”

    Yüksel Çakır, saz çalıp söyleme geleneğinin geçmişe kıyasla zayıfladığına da vurgu yaptı. Artık öğrenci yetiştiremediklerini söyleyen Çakır, popüler kültürün yerel müzikleri olumsuz etkilediğini şu sözlerle anlattı:

    “Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesinde çokça düğünlerde çalardık. Hatta İstanbul’a dahi düğünlere giderdik. O süreçte yanımızda elemanlar da yetiştirdik. Fakat şimdiki yeni nesil pop müzik dinliyor. Ancak bizim müziğimiz çok daha sağlam. Yetiştirdiğimiz o elemanların her biri, koşullardan ötürü farklı işlere girip çalışmaya başladı. Önceki gibi babadan oğula aktarma olayı da pek kalmadı. 35 sene önce Antalya’da gazinoda bir kemancı ile birlikte çalıştım. O dönemde sanat müziği dahil her müzik çalardım. Bizim yörenin ezgileri de istenirdi. Ama şimdi öyle değil. Gençler Avrupa’ya, müziklerine yöneliyor.”

    “SANATÇILAR, EKMEK PARASI İÇİN İNŞAATLARDA ÇALIŞIYOR”

    Yüksel Çakır, bağlama, keman, zurna ve davul çaldığını belirterek Abdallarda bu dört enstrümanın yaygın olduğunu belirtti. Çakır, Kültür Bakanlığının bozlak sanatına sahip çıkması gerektiğini de söyleyerek şöyle devam etti:

    “Bizim gibi insanlara destek olunmalı. Ailedeki son çalıp söyleyenim. Benden sonra bu işi icra eden yok. Şimdilerde bu işi hakkı ile yapamayanlar sahipleniyor, sahnelere çıkartılıyor. Düğünlere dahi götürülmeyen sanatçılar, ekmek parası için inşaatlarda çalışıyor. Yeni nesilin Avrupa’ya özenmesi kendi sanatımızı da yok ediyor.

    Yerköy ilçesinin Bağlarbaşı Mahallesi’nde belki de 100 kadar sanatçı vardı. Çok daha sağlam müzisyenlerdi. Bizler de onların yanında yetiştik. Şimdiki halk sadece oyun havası dinler oldu. Dinlesinler ancak kendi müziğimizi neden bırakıyorlar? Sanat ile alakası olmayan insanlara değer verdiler. Gerçek sanatçılar da değer görmeyince tekrar farklı illere göçtüler. Kimi hurdacılık, kimi inşaat, kimi de kapıcılık yapmaya başladı. Ben şimdi sokakta müzik yaptığımda ise ilgi ile izliyorlar. Sanki buralarda hiç sanatçı görülmemiş gibi.”

    “ABDAL TOPLULUĞU BİRBİRİNE SAHİP ÇIKMALI”

    Yüksel Çakır, son olarak Abdal toplumunun birlikteliğine vurgu yaparak “Biz Abdalların soyu Hünkar Hacı Bektaş Veli ve Ali’den gelir. O yolu kaybetmemeliyiz. Eskiden cem görür, Abdal Musa’ya ziyaret olurdu. Yine o yoldan gidilmesi lazım. Abdal topluluğu birbirine sahip çıkmalı. O kültürü kaybetmemek lazım. Bizlere dünyanın malını da verseler Ali soyundanız; çünkü bu dünyanın servetidir. O nedenle bu değerleri kaybetmemek lazım” ifadelerini kullandı.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Neşet Ertaş, Hakk’a uğurlanışının 8. yılında unutulmadı

    Neşet Ertaş, Hakk’a uğurlanışının 8. yılında unutulmadı

    PİRHA – Yaşar Kemal, “Bozkırın Tezenesi” olarak adlandırdığı, Abdallık geleneğinin son büyük temsilcisi Neşet Ertaş’ın hakka uğurlanışının 8. yılı. Savaşın, yıkımın, yoksulluğun, salgının ortasında sesine sığınılan Ertaş, unutulmadı.

    Neşet Ertaş’ın babası bağlama ustası Muharrem Ertaş, annesi Döne Ertaş’tır. 8 yaşına kadar doğduğu köy olan Kırtıllar Köyü’nde yaşamış, sonrasında ailesi ile birlikte İbikli Köyü’ne yerleşmişlerdir. 12 yaşındayken annesi Döne’yi kaybetmiştir.

    Ertaş, ilkokula gittiği yıllarda önce keman, sonra da bağlama çalmayı öğrendi. Babası Muharrem Ertaş ile birlikte yörenin düğünlerinde sazı ile çalıp sesi ile türküler söylemeye başladı. Ertaş, etkilendiği tek kişinin babası Muharrem Ertaş olduğunu söyler. Bu durumu şu şekilde ifade eder; “Babamla ben aynı ruhun insanlarıyız.”

    Sanat yaşamına onlarca eser bırakan Ertaş, Unesco Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında yapılan ulusal envanterlerden Yaşayan İnsan Hazineleri Türkiye Ulusal Envanterine alınarak yaşayan insan hazinesi olarak kabul edildi.

    25 Nisan 2011 tarihinde de İTÜ Devlet konservatuarı tarafından fahri doktora ödülüne layık görüldü ve bağlamadaki tavrı ve türküleri konservatuarlarda ders olarak okutuldu. Hayatı ve eserleri ise Doç. Dr. Erol Parlak tarafından iki ciltlik bir kitap halinde yayımlandı.

    “BEN HALKIN SANATÇISIYIM”

    Neşat Ertaş, kendisine bir dönem verilmek istenen Devlet sanatçılığı teklifini reddeder. Ve şu açıklamayı yapar: “Hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, bir tek TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdadımız adına aldım.”

    25 Eylül 2012 tarihinde İzmir’de tedavi gördüğü hastanede ileri evrede prostat kanseri nedeniyle hakka yürüdü. Naaşı Kırşehir Bağbaşı Mezarlığında babası Muharrem Ertaş’ın yanında toprağa sırlandı. Mezar taşında ise ”Sakin ol ha, insanoğlu. İncitme canı, her can bir kalp, Hakk’a bağlı. İncitme canı, incitme” yazılıdır.

    Neşet Ertaş’ın adı Kırşehir’deki caddelerde, okullarda bulunmaktadır, ayrıca babası Muharrem Ertaş’la birlikte bir de anıtı bulunuyor. Dünyada robot heykeli yapılmış ilk saz sanatçısıdır. Android heykeli dünyaca ünlü heykel sanatçısı Adil Çelik tarafından yapılmış, Kırşehir Neşet Ertaş Gönül Sultanları Kültür Evi’nde yerini almıştır.

    (HABER MERKEZİ)

  • Halk ozanı Neşet Ertaş’ın hakka yürüyüşünün 7. yılı

    Halk ozanı Neşet Ertaş’ın hakka yürüyüşünün 7. yılı

    Abdallık geleneğinin son temsilcilerinden ‘Bozkırın Tezenesi’ olarak tanınan Neşet Ertaş’ın ölümünün 7. yılı.

    Kimine göre ‘Bozkırın Tezenesi’ kimine göre ise ‘Türkülerin Babası’… Halk müziği bestecisi, söz yazarı ve halk ozanı Neşet Ertaş, 7 sene önce bugün 74 yaşında hayata veda etti.

    Neşet Ertaş 1938 yılında Kırşehir’de dünyaya geldi. 2012 yılında Prostat Kanseri nedeniyle hakka yürüyen Neşet Ertaş’ın cenazesi Kırşehir’deki Bağbaşı Mezarlığı’nda babası Muharrem Ertaş’ın yanında toprağa verildi. Ertaş arkasında ‘Cahildim Dünyanın Rengine Kandım’, ‘Neredesin Sen’, ‘Ah Yalan Dünyada’, ‘Gönül Dağı’, ‘Yazımı Kışa Çevirdin’ ve daha birçok eser bıraktı.

    MÜZİĞE NASIL BAŞLADI?

    Neşat Ertaş, ilkokula gittiği yıllarda önce keman, sonra da bağlama çalmayı öğrendi. Babası Muharrem Ertaş ile birlikte yörenin düğünlerinde sazı ile çalıp sesi ile türküler söylemeye başladı. Ertaş, etkilendiği tek kişinin babası Muharrem Ertaş olduğunu söyler. Kendi ifadesi ile şu şekilde ifade eder: “Babamla ben aynı ruhun insanlarıyız.”

    TÜRKÜLERİ DERS OLARAK OKUTULDU

    Unesco Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında yapılan ulusal envanterlerden Yaşayan İnsan Hazineleri Türkiye Ulusal Envanterine alınarak yaşayan insan hazinesi kabul edilen Ertaş, 25 Nisan 2011 tarihinde İTÜ Devlet konservatuarı tarafından fahri doktora ödülüne layık görülmüş, bağlamadaki tavrı ve türküleri konservatuarlarda ders olarak okutuldu. Hayatı ve eserleri Doç. Dr. Erol Parlak tarafından iki ciltlik bir kitap halinde yayımlandı.

    “BEN HALKIN SANATÇISIYIM”

    Neşat Ertaş, kendisine bir dönem verilmek istenen Devlet sanatçılığı teklifini reddeder. Ve şu açıklamayı yapar: “Hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, bir tek TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdadımız adına aldım.” (HABER MERKEZİ)

  • Neşet Ertaş ölümünün 6. yılında çeşitli etkinliklerle anılıyor

    Neşet Ertaş ölümünün 6. yılında çeşitli etkinliklerle anılıyor

    PİRHA- Abdallık geleneğinin son temsilcilerinden ‘Bozkırın Tezenesi’ olarak tanınan Neşet Ertaş’ın ölümünün 6. yılı. 

    Türkülerinde hep ‘Garip’ mahlasını kullanan ve ölümünün üzerinden 6 yıl geçen ‘Bozkırın Tezenesi’ Neşet Ertaş, dillerden düşmeyen eserleriyle halkın gönlünde taht kurmaya devam ediyor.

    Yaşamını sürdürdüğü İzmir’de 25 Eylül 2012’de hayatını kaybeden ve bir gün sonra cenaze töreniyle memleketi Kırşehir’de toprağa verilen bozlak ustası, 6. ölüm yılında çeşitli programlarla anılıyor.

    Orta Anadolu Abdal kültürünün son temsilcilerinden Ertaş’ın ismi, Kırşehir’de Kültür ve Sanat Merkezi, Gönül Sultanları Kültür Evi ve birçok kurumda yaşatılıyor. Bozlak ustasının, babası Muharrem Ertaş’ın mezarının yanındaki kabri, yurt içinde ve dışından gelen sevenlerinin akınına uğruyor.

    MALTEPE’DE ANILDI

    Neşet Ertaş, İstanbul Maltepe Belediyesi Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde (TSKM) düzenlenen programla anıldı.

    An-Der Anadolu Halk Ozanları Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından düzenlenen, sunuculuğunu Öznur Tektaş’ın üstlendiği gecede; Neşet Ertaş’ın kardeşi Ali Ertaş, Mustafa Tatlıtürk, Haşimi Aslıhak, Gazi Özdemir, Gül Kardeşler, Filiz Duyar ve Meral Tan gibi mahalli sanatçılar, Ertaş’ın sevilen türkülerini seslendirdi. Büyük ilgi gören etkinlikte, Ertaş’ın sevilen ve her biri klasikleşmiş türkülerine dinleyiciler de eşlik etti.

    ŞİŞLİ’DE ANMA GERÇEKLEŞECEK

    Sadece türküleriyle değil, kimliğiyle de sevenlerinin kalbine köprü kuran Neşet Ertaş, Şişli Belediyesi tarafından düzenlenen özel bir programla bugün Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde anılacak. Ertaş’ın hayatından kesitlerin aktarılacağı anma programında, Türk halk müziği sanatçıları Nida Ateş, Ender Balkır ve Ayfer Vardar sahne alacak.

    Usta sanatçı ayrıca “Neşet Ertaş Türküleri” adlı etkinlikle, 13 Ekim’de Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda yad edilecek.

    NEŞET ERTAŞ’IN HAYATI

    Yazar Yaşar Kemal’in ilk defa dillendirmesiyle ‘Bozkırın Tezenesi’ olarak ünlenen Türk Halk Müziği’nin efsane ismi, saz ve söz ustası Neşet Ertaş, 1938’de Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesinde dünyaya geldi.

    Doğduğunda gelenek olarak göbeğinin üstüne babasının sazı konulan Ertaş, Abdal kültürünün o zamanki temsilcilerinden olan babası Muharrem Ertaş ile gittiği düğünlerde önce oyun oynayarak, daha sonra da sazıyla türküler söyleyerek hayata atıldı.

    Her abdal çocuğu gibi müziğe çocukluktan itibaren ilgi duyan Ertaş’ın ilk çalgısı, annesi Döne Ertaş’ın çamaşır yıkama tokacına tel takmak suretiyle yaptığı oyuncak bağlama oldu. Okula gidemeyen ve okuma yazmayı ağabeyinden öğrenen Ertaş, küçük yaşlardan itibaren bağlama ve saz çalarak kendini geliştirdi.

    Babası ile 8 sene boyunca Kırşehir’in ilçeleri, Nevşehir, Niğde, Kırıkkale, Yozgat ve Kayseri’de adeta köy köy gezerek kendi deyimiyle ‘düğünlere şenlik katan’ Ertaş, daha sonra Kırşehir’de kendisi gibi yetenekli diğer müzisyenlerle Abdallar Topluluğu’nu kurarak düğünlerde sazını çalmaya devam etti.

    Neşet Ertaş, 1957 yılının sonunda İstanbul’a gitti ve ilk plağı olan ‘Neden Garip Garip Ötersin Bülbül’ türküsünü babasıyla seslendirdi. Anadolu’da halk ozanı olarak tanınmaya başlayan Neşet Ertaş, o tarihten sonra yeni plaklar ve kasetler çıkararak sanat hayatını sürdürdü, İstanbul’da 2 yıl boyunca çalıştıktan sonra Ankara’ya yerleşti ve burada sahne almaya başladı.

    Askerliğini tamamladıktan sonra çalıştığı bir gazinoda Leyla isimli bir kadınla tanışarak evlendi. Bu evliliğine karşı çıkması nedeniyle babasıyla bir süre küskünlük yaşayan Ertaş’ın eşinden 3 çocuğu dünyaya geldi.

    Neşet Ertaş, parmaklarındaki felç nedeniyle 1978 yılında Almanya’ya giderek bir süre burada tedavi gördü, bu nedenle ara verdiği sanat hayatına 2000 yılında İstanbul konseriyle geri döndü.

    Bozlak ustası Neşet Ertaş, UNESCO tarafından Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında Yaşayan İnsan Hazineleri Türkiye Ulusal Envanteri’ne alınarak ‘yaşayan insan hazinesi’ kabul edildi. Ertaş, Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanlığı döneminde kendisine teklif edilen ‘devlet sanatçısı’ unvanını ise kabul etmedi.

    Eserlerinde Anadolu insanının acılarını, kederlerini, sevinçlerini ifade eden Ertaş’a İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuvarı tarafından 2011’de fahri doktora unvanı verildi.

    Bozlak kültürünün devamını sağlamak amacıyla Kırşehir Ustalar Müzik ve Oyun Topluluğu’nun kurulmasına öncülük eden bozlak ustası, 25 Eylül 2012’de İzmir’de tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.

    Ankara Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erol Parlak, Neşet Ertaş’ın hayatını ve eserlerini ‘Garip Bülbül Neşet Ertaş’ adı ile iki cilt kitap halinde yayımladı.

    Türkülerinde ve yazdığı şiirlerde ‘Garip’ mahlasını kullanan Neşet Ertaş, ‘Yalan Dünya’, ‘Vay Vay Dünya’, ‘Kırşehir’in Gülleri’, ‘Neredesin Sen’, ‘Gönül Dağı’, ‘Mühür Gözlüm’, ‘Zülüf Dökülmüş Yüze’, ‘Yolcu’, ‘Hapishanelere Güneş Doğmuyor’ gibi onlarca türküyle Anadolu halkının kalbinde taht kurdu.

    400’TEN FAZLA PLAK ÇIKARDI

    Yaşamı boyunca yaklaşık 400 plak, onlarca kaset ve bir o kadar “long play” kaydetmiş olan Neşet Ertaş külliyatının önemli bir kısmı “Kalan Müzik Yapım” tarafından 16 CD halinde piyasaya sunuldu.

    Türkülerinde yoğunlukla aşk temasını ele alan sanatçının bazı albümleri ise şöyle:

    “Gönül Ne Gezersin Seyran Yerinde”, “Kendim Ettim Kendim Buldum”, “Kibar Kız”, “Gel Gayri Gel”, “Türküler Yolcu”, “Gitme Leylam”, “Kova Kova İndirdiler Yazıya”, “Seher Vakti”, “Polis Lojmanları”, “Benim Yurdum”, “Gönül Yarası”, “Zülüf Dökülmüş Yüze”, “Zahidem”, “Gönül Dağı”, “Ölmeyen Türküler 2”, “Ölmeyen Türküler 3”, “Sazlı Sözlü Oyun Havaları”, “Niye Çattın Kaşlarını”, “Yar Gönlünü Bilenlere”, “Garibin Dünyada Yüzü Gülemez”, “Altın Ezgiler”, “Gurban Olduğum”, “Ağla Sazım”, “Hata Benim”, “Mühür Gözlüm.” (HABER MERKEZİ)

  • Hasret Gültekin’in hayatı ‘Hasret’ adlı tek kişilik türkü müzikalinde

    Hasret Gültekin’in hayatı ‘Hasret’ adlı tek kişilik türkü müzikalinde

    PİRHA- Şirin Aktemur kendi ifadesiyle tek kişilik türkü müzikali ‘Hasret’i anlattı. Aktemur, Hasret Gültekin’in hayatını tek kişilik türkü müzikali “Hasret”in ardından seyircide iz bırakan duyguların “Madımak katliamını hatırlamak, unutmamak, adının katliam olduğunu tanımlayabilmek, katillerin cezalandırılmaması ama kimsenin de intikam duygusu taşımaması, bugün de benzer şekilde hayatların yarım bırakılması ve hasretlik” olduğunu söylüyor. 

    Devlet Tiyatrolarında üç sezon boyunca seyircilerin ilgiyle takip ettiği Neşet Ertaş’ın hayatını anlatan “Neşet’den aşk” yazarı Şirin Altemur bu defa da Hasret Gültekin’in hayatını oyunlaştırarak “Ekip-iz” tiyatro grubuyla birlikte sahneye taşıdı.

    Şirin Aktemur kendi ifadesiyle tek kişilik türkü müzikali ‘Hasret’i anlattı.

    Birgün’den Şenay Eroğlu Aksoy, Şirin Aktemur ile söyleşi gerçekleştirdi.

    Bu oyunu yazmaya karar verdiğinde ilk önce Hasret Gültekin’in eşi Yeter Gültekin’le Berlin’de uzun görüşmeler yapan Aktemur, sonrasında annesi, kardeşleri, arkadaşlarıyla görüşmeler yapıp 3 yılık bir çalışmanın ardından ‘Hasret’i sahneye taşıdı.

    “25 YIL ÖNCE MADIMAK’TA OLDUĞU GİBİ”

    Aktemur, Neşet Ertaş’ın hayatının ardından Hasret Gültekin’i sahneye taşıma fikrinin nasıl ortaya çıktığını şöyle anlattı:

    “Bütün çalışmalar sırasında bir yandan Neşet Ertaş’ın sesi, diğer yandan oyunda Neşet Ertaş’ı oynayan ve türkülerini çalıp söyleyen sanatçımız Mert Kılıç’ın sesi günler boyu hep kulağımdaydı.

    Neşet Ertaş’ın insana ve hayata bakışı ona kaynaklık eden felsefeler ve inançlarla; Mert Kılıç’ın sesinin ve bağlamasının Hasret Gültekin’i anımsatması, söylediğiniz gibi bize sessizce Hasret Gültekin’i çağırdı. Tam da o günlerde meydanlarda bombalar altında, onlarca gencin hayatı yarım bırakılırken; tıpkı 25 yıl önce Madımak’ta olduğu gibi. Davalar zamanaşımına uğradıkça ne yazık ki katliamlar birbirini tekrarlıyordu.”

    29 MAYIS’TA YILMAZ GÜNEY SAHNESİ’NDE

    Aktemur, oyunun ardından seyircide iz bırakan duyguları şöyle sıraladı:

    “Madımak katliamını hatırlamak, unutmamak, adının katliam olduğunu tanımlayabilmek, katillerin cezalandırılmaması ama kimsenin de intikam duygusu taşımaması, bugün de benzer şekilde hayatların yarım bırakılması ve hasretlik. Ama finalde de göz ışığı gibi bir umut yanması, Hasretle…

    Ankara’daki en yakın gösterim 29 Mayıs 2018’de Yılmaz Güney Sahnesi’nde gerçekleşecek. Sonrasında Türkiye’de ve Avrupa’da farklı şehirlerde turneler düzenlenmesi planlanıyor. (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Neşet Ertaş’ ismi mahkemelik oldu

    ‘Neşet Ertaş’ ismi mahkemelik oldu

    PİRHA – Halk ozanı Neşet Ertaş’ın ailesi ‘Neşet Ertaş’ ismini kendi adına tescilleyen Osman Paşa Şahin’e dava açtı. Mahkeme, Neşet Ertaş markasının üçüncü kişilere devrinin önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verdi.

    Halk ozanı Neşet Ertaş, 25 Eylül 2012’de hayatını kaybetti. Geride mirasçısı olarak eşi Nigar Leyla, kızları Döne ve Canan ile oğlu Hüseyin’i bıraktı. Ertaş’ın mirasçıları geçen yıl ticaretle uğraşan Osman Paşa Şahin’in Neşet Ertaş adını Türkiye Patent Marka Kurumu (TPMK) nezdinde ticaret, kültür ve sanat faaliyetleri ve hizmet türünde kendi adına tescil ettirdiğini öğrendi. Ozanın yasal mirasçısı olan eşi ve 3 çocuğu, avukatları aracılığıyla İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’ne marka tescilinin iptali davası açtı.

    Neşet Ertaş’ın ailesi, Osman Paşa Şahin’in tescil ettirdiği Neşet Ertaş ibareli markanın sahibi olmadığını bilmesine rağmen tescil ettirerek dürüstlük kurallarını ihlal ettiğini belirtti. Paşa’nın Neşet Ertaş isminin itibarından ve tanınmışlığından haksız bir biçimde faydalanmak istediği öne sürülen dava dilekçesinde, Paşa’nın hiçbir bağlantısı olmadığı halde Neşat Ertaş ismini marka yapmasının kötü niyetli olduğunun göstergesi olduğu yer aldı. Ertaş Ailesi, mahkemeden haksız ve yasaya aykırı olarak yapılan kötü niyetli tescilin iptalini ve hükümsüzlüğünü istedi.

    Mahkeme, Neşet Ertaş markasının 3. kişilere devrinin önlenmesi için ihtiyati tedbir koydu. Ünlü ozanın adını taşıyan marka davası önümüzdeki günlerde görülecek.

  • Sivas’ta Ozanlar Müzesi açıldı

    Sivas’ta Ozanlar Müzesi açıldı

    Sivas’ta kendi atölyesinde bağlama imalatı yapan yıllardan bu yana hayalini kurduğu, aralarında Aşık Veysel, Pir Sultan Abdal, Neşet Ertaş gibi birçok ozanın büstünün bulunduğu “Ozanlar Müzesi” kuruldu.

    Sivas’ta kendi atölyesinde bağlama imalatı yapan Şentürk İyidoğan, yıllardan bu yana hayalini kurduğu “Ozanlar Müzesi”ni ziyarete açtı.

    Cumhuriyet’in haberine göre, Sivas’ın Zara ilçesinde doğan ve ilkokul yıllarından itibaren saz imalatı yapan 48 yaşındaki İyidoğan, uzun yıllardır hayalini kurduğu “Ozanlar Müzesi”ni 4 Eylül Sanayi Sitesi’ndeki atölyesinin önünde bulunduğu alanda tamamlayarak ziyarete açtı.

    Kendisi de halk ozanı olan İyidoğan’ın ziyarete açtığı müzede Pir Sultan Abdal’dan Aşık Veysel’e, Neşet Ertaş’tan Muzaffer Sarısözen’e kadar birçok ünlü ozanın mini heykeli ve kendi kullandığı sazı bulunuyor.

    Ziyarete gelenler aynı zamanda ozanların kendi seslerinden türküleri de dinleme fırsatı bulabilecek. Müzenin yapımına piyanist Fazıl Say, Arif – Tolga Sağ, Cengiz Özkan, Erdal Erzincan gibi birçok isim katkı sağladı.