Etiket: Nevzat türkmen

  • Fethiye PSAKD Başkanı Türkmen’den cemevine saygısızlığa tepki-VİDEO

    Fethiye PSAKD Başkanı Türkmen’den cemevine saygısızlığa tepki-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Fethiye Şube Başkanı Nevzat Türkmen, PSAKD Sarıyer Şubesi’ne bağlı Armutlu Cemevi’ne polis baskınını ve Alevilerin Meclis önünde yapmak istediği basın açıklamasına polis müdahalesini PİRHA’ya değerlendirdi. Türkmen, “Biz geri adım atmayacak, varlığımız dünya haklarına sesimizi duyurana kadar kamuoyu oluşturana kadar bu yapıyı daha güçlü hale getirmeye çalışacağız” dedi.

    PSAKD Fethiye Şube Başkanı Nevzat Türkmen, PSAKD Sarıyer Şubesi Cemevi’ne yapılan polis baskını ve TBMM Dikmen kapısı önünde basın açıklaması yapılmasına polis müdahalesine tepki gösterdi.  Türkmen, seçimden sonra AKP iktidarının Aleviler üzerindeki ablukasının ve baskısının artacağının farkında olduklarını söyledi. Türkmen, “Bu süreç daha önce Kürt coğrafyasında da gelişen bir olgu. Pir Sultan Kültür Derneği olarak iyi okuduğumuz zamanlama da vardı, okuyamadığımız zamanlama da var” ifadelerini kullandı.

    “YILMAYACAĞIZ, DİRENECEĞİZ”

    “Biz bu ülkede asli unsur olarak şöyle bir şeyden yararlanmak istiyoruz: İnancımızı ve kültürümüzü yaşamak istiyoruz. Bu kadim halk yaşam biçimine, kendisine ait olana kendisi karar verir. Çünkü bütün dünyada insan hakları, hak ve özgürlükler bağlamında bu böyle. Maalesef hukuk sisteminin ayaklar altında olduğu bir dönemin içerisinde biz de bunları katmanlarıyla yaşıyoruz. Sarıyer Küçük Armutlu’da yaşanan baskına biz zulüm diyoruz. Laik seküler bir yaşam biçimi uluslararası insanlığa yaraşır bir yapıda olmak istiyoruz” diye konuşan Türkmen, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bizim talebimiz bir başkasının inancını yok sayarak yaşamak değil. Birlikte, beraber olmak için önce dost olmak, Hünkar Hacı Bektaş-i Veli’nin deyimi ile Elif gibi düzgün olmak. Biz yılmayacağız, direneceğiz bizi bu konuda yıldıramazlar. Elbette ki bu diğer STK’ların sorunu. Sadece Alevilerin sorunu değil. Sokakta yaşayan bütün etnisite ve kimlik üzerinden değil, insanlık üzerinden olan tüm mazlum ve mağdurların hakları bizim boynumuzun borcu. Bizim cemevlerimize siyasal iktidar gönderiyor resmi polisini. Bu insanlık dışı. Polisin cemevine idrarını yapıyor. O polisin o cemevine değil, kendi yüzüne idrarın yaptığını söylüyorum. Çünkü bütün kötülüğün kendine dönüşümüdür.”

    Türkiye’deki süreci değerlendiren Türkmen, şunları kaydetti:

    “Dünyada yaşayan bütün mağdur insanların böyle zulümlerden nasibini aldıkları duruma bir  bakarsak sonuç itibari ile Türkiye’deki şu süreç İran’a şeriatın gelme durumuna benziyor. İran’da da böyle başlamış ufak ufak. Mevcut olan haklar, ibadet yerleri kısıtlanarak ve oraya hakaret edilerek korkutularak, sindirilerek şeriatın ayak sesleri geldi ve güzelim ülkeyi bu hale getirdiler.
    Bizim ülkemizin son durumu da böyle. Ben böyle gözlemliyorum. Biz buna izin vermemek adına buradayız ve Pir Sultan’ın bu zulümlere yüz yıl önce nasıl karşı çıktığını ve Kerbela’da nasıl direndiğini şah İmam Hüseyin’in nasıl direndiğini, Hünkâr Hacı Bektaş-i Veli’nin inanç ve bilim felsefesi konusundaki direncini biliyoruz. Biz bu dirençlerle bu yapıyı korumaya çalışacağız.”

    “Ülke ciddi bire şekilde abluka adı altında. Tek adam diktatörlüğü altında ezim ezim eziliyor” diyen Türkmen, “Biz bir basın açıklaması yapmak istiyorduk. Ancak bize ‘siz meclis bahçesinin içerisinde yapabilirsiniz, ancak sizin adınıza milletvekilleri konuşabilir’ denildi. Genel başkanımıza açıklama izninin verilmemesi üzücü bir olay. Ama tabi ki milletvekillerimizin temsilen orada olması önemliydi” dedi.

    “ANTİ EMPERYALİST YAPILARLA BİRLİKTE YÜRÜYECEĞİZ”

    Türkmen, basın açıklamasına yapılan polis müdahalesi ile ilgili bilgiler verdikten sonra şunları söyledi:

    “Biz geri adım atmayacağız, dünya halklarına sesimizi duyurana kadar, kamuoyu oluşturana kadar bu yapıyı daha güçlü hale getirmeye çalışacağız. Toplumsal dinamikleri daha diri tutmaya çalışacağız. Bunu sınıf ve emek bilinci üzerinden götüreceğiz. İnanç temel niteliği ama bunu tabana yayarak böylesi bir oluşum içerisinde çalışma yürütüyoruz.
    Zeynep arkadaşımızın hangi gerekçelerle tutuklandığını bilmiyourz. Neyi terör kapsamına aldıklarını, neyi almadıklarını da çok iyi biliyoruz ve bu tip gelişmeler hızla çoğalacaktır. Ama biz yılmayacağız. Mücadeleyi, tüm demokratik kitle örgütleriyle anti emperyalist yapılarla birlikte yürüteceğiz. Bu sorun tek Alevilerin sorunu değil, özgür düşünen bütün halkların sorunu. Bu sorunu ete kemiğe büründürene kadar, temel niteliğe oturtana kadar devam edeceğiz. Bazı şeylerde kaybımız olacak ama kazanımımız bütün halkların kazanımı, tüm Alevilerin ve diğer inançların da kazanımı olacaktır.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Siyaset için Alevilik değil Alevilik için siyaset-VİDEO

    Siyaset için Alevilik değil Alevilik için siyaset-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu’nun öncülüğünde düzenlenen Alevi çalıştay program taslağı toplantısı üçüncü gününde sürüyor. Taslak programın 12 başlığından biri olan Aleviler ve siyasetin anlatıldığı Hasbihal taslak raporunda, Alevi kurumlarının siyasetin arka bahçesine haline dönüştüğü belirtilerek, “Alevi kurumlarının siyasete gerçekten donanımlı, yetenekli, Alevilik inancına ve toplumuna gönülden bağlı kadroları hazırlamaları ve desteklenmeleri en acil ihtiyaçtır” denildi. 

    Alevi Bektaşi Federasyonu’nun öncülüğünde düzenlenen Alevi çalıştay program taslağı toplantısı son gününde sürüyor.

    Taslak programın 12 başlığından biri olan Aleviler ve siyaset (Hasbihal) taslak raporu Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Tuncer Baş tarafından açıklandı.

    Aleviler ve siyaset (Hasbihal) başlığını tartışan Çilem Küçükkeleş, Tuncer Baş, Nevzat Türkmen, Savaş Hurman, Ali Öztürk, Kemal Yıldız, Zeynel Özen adına açıklama yapan Tuncer Baş, “Birinci Dünya Savaşı’nın kaotik ortamında filizlenen genç cumhuriyet Anadolu’nun işgaline karşı direniş hattını kongreler sürecini takip eden bir meclis örgütleyerek kurmuştur. Bu haliyle cumhuriyet daha kurulmadan yöntem olarak parlamentarizmi seçmiştir. Toplum sorunlarını çözmek için olabildiğince geniş kesimleri de içine alan katılımcı bir meclis kurarak yürütme iradesini ortaya koymuştur. Türkiye’nin demokrasi yolculuğu da bu kurucu meclis ile başlamıştır. İlk meclis formel olarak daha rızalık temelli oluşmuştur. Ardından da kurucu meclisin yürütme organı olarak Cumhuriyet Halk Fırkası kurulmuştur. Cumhuriyet Halk Fırkası genç cumhuriyetin partili sisteme geçişinde ilk partisi olmuştur. 1923’te ilan edilen Cumhuriyet 1924’te oluşturulan ikinci meclis ile birlikte politik ve ekonomik hattını çizmeye başlamıştır. Cumhuriyetin ekonomik hattının temelleri 1924 yılında yapılan İzmir İktisat Kongresi ile oluşturulmuştur. Hakeza aynı yıl çıkarılan Tekke ve Zaviyeler Kanunu ve kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı ile de Türk -İslam sentezi eksenli politik hattın temelleri atılmıştır” dedi.

    ALEVİLER VE SİYASET

    Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile inanç merkezlerine el konulan Alevilerin inanç önderleriyle buluşmaktan da men edildiğini söyleyen Baş, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Devletin diyanet işleri teşkilatını oluşturup resmi dinin belirlenmesi ile beraber Alevilerin de payına düşen diğer bütün farklı gruplar gibi asimilasyon, göç ve kırım olmuştur.

    Dönüşen dünya konjonkturuyle ihtiyaçlara cevap veremeyen CHP çareyi çok çok partili sisteme geçişte bulmuştur. Aleviler çok partili sisteme geçişle birlikte yeni bir umut olan demokrat partiye büyük oranda destek vermiştir. Demokrat parti süreci 1960 darbesiyle son bulmuş ve bu vesileyle her zaman Türkiye siyasetinde belirleyici bir ağırlığı olan ordu, Milli Güvenlik Kurulunu kurarak siyaset üzerindeki töhmetini kurumsallaştırmıştır. Böylelikle Türkiye hızla gelişen bir darbeler iklimine girmiştir.

    Demokrat Parti sürecinde umduğunu bulamayan Aleviler, 1965’te ilk siyasi deneyimleri olan Birlik Partisini kurmuştur. Alevi partisi iddiasıyla kurulan Birlik Partisi dönemin siyasi atmosferinde Alevi inanç ve toplumsal değerlerini yaşatamayıp bir kısmı sağ bir kısmı da sol savrulmalar yaşayarak erimiştir.

    1970’li yıllarda da sol siyasetler içinde aktif olarak yer alan Aleviler 1980 darbesiyle birlikte ağır bedeller ödediler. Bir yönüyle 1980 darbesinin toplumda oluşturduğu depolitizasyon diğer yönüyle de yükselen alt kimlik siyaseti dalgası Alevilerİ de etkiledi. Düne kadar gerektiğinde evrensel fikirler ve siyaset için Alevi kimliğini geri plana atan Aleviler, Alevi kimliğine yeniden sarıldılar. Bu kimlikleri ile görünür olmak ve Alevi kimliğiyle siyaset yapma arayışları başladı. Geçmişi 1960’lı yıllara kadar uzanan ve “Alevi” adı resmen yasak olduğu için Alevi yol ulularının adları ile kurdukları derneklerin sayısı 1980’lerin sonuna doğru hızla çoğaldı. 1993 yılında yaşanan Madımak Katliamı Alevi toplumu için bir milat oldu. Katliamın oluşturduğu tepkisellikle Alevi dernekleri ve vakıflarında sayısal bir patlama yaşandı. Bu örgütlülükler ciddi politikalar geliştirmeyip ağırlıkla tepkisel eylemlilikler üzerinden hareket ettikleri için ilerleyen süreçte belli tıkanıklıklar ve yetmezlikler baş gösterdi.

    1980 ‘den sonra siyasetin özellikle toplumdan kaçırılarak meclise hapsedilmesiyle, siyaset arenasının daralması, bu alanın sistem tarafından kriminalize edilmesi Alevilerin ilgisinin kendi inanç ve kimlik siyasetine yönelmesine sebep oldu. Yasa ve tüzüklerin sınırlılığı içinde Alevi örgütleri, inanca, kimliğe, iç eğitimden sosyal ve siyasal ihtiyaçlarına varana kadar birçok konuda çözüm üretmek gibi bir sorunla karşı karşıya kaldılar. Ofis ve büro gibi mekanlar üzerinden yürütülen faaliyetler artan sayıda cemevinin kurulması ile birlikte mekânsal bir dönüşüm de yaşadı.”

    ALEVİ KURUMLARINA OLAN GÜVEN KAYBI

    Cemevlerinin sunduğu cem, cenaze; kurban, kurs ve eğitim faaliyetleri üzerinden toplumsal bir güç merkezi olmaya başladığını söyleyen Baş, düne kadar Alevilerin önemli bir kısmının diyanetten ve devletten yardım almayı reddetmelerine rağmen gelinen süreçte cemevleri inşa edilirken oluşan yüksek maliyetler ve cemevlerinde yürütülen hizmetlerin finasmanında yaşanan sıkıntılar nedeniyle Aleviler ve belediyeler arasında ayni ve nakti bir ilişki trafiğinin oluştuğunu vurguladı.

    Alevi kurumlarının Alevi toplumunun gözünde ciddi bir güven kaybı yaşadığına dikkat çeken Baş, “Alevi kurumlarına getirilen en büyük eleştiri kurumları ele geçiren yöneticilerin bu kurumları kişisel menfaatleri için siyasete giden yolda sıçrama tahtası olarak kullandığı yönünde oldu. Kısaca alevi kurumları alevi toplumunun gözünde de ciddi itibar kayıpları yaşadı”  dedi.

    “YÖNETİMLER PROGRAMLI, KATILIM VE ŞEFFAF OLMALI”

    Alevi kurumlarının toplumun ihtiyaçlarına cevap verebilir bir hale gelebilmesi için Alevi inancına ve geleneklerine uygun bir yapılanmaya girmesinin acil bir ihtiyaç olduğu söyleyen Baş sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu kurumlar hayatın her alanında olduğu gibi siyasette de güçlenebilmesi için Alevi toplumuyla ilişkilerini yeniden gözden geçirmelidir. Bunun için öncelikli olarak yönetim bazında ve üyelik bazında daha geniş bir Alevi kitleye ulaşması gerekmektedir. Yönetimlerin daha programlı, daha katılımcı ve şeffaf olmaları gerekmektedir.

    Siyaset kurumları ile ilişkilenirken daha ilkeli ve toplumsal temsiliyeti öne alan bir tutum içerisinde olmaları gerekmektedir. Bu ilişkiyi adaylık temelli değil siyaset temelli kurmalıdır. Böylelikle partilerin kapısında bekleyen değil, partilerin kapısına geldiği siyaseti danıştığı kurumlar oluruz. Alevi kurum yöneticileri siyasetle ilişki kurarken toplumun ve kurumlarının rızalığı temelinde hareket etmelidir.

    Siyaset için Alevi olanlar değil, Alevilik için siyaset yapanlar birbirinden ayrılmalıdır. Bu ayırım sağlanmadığı takdirde Alevi kurumları siyasetin arka bahçesi haline dönüşmektedir. Bireysel siyasal hırslar Alevilerin hak mağduriyetine uğramasına ve toplumsal anlamda güçsüzleşmesine neden olmaktadır. Bu doğrultuda Alevi kurumlarının siyasete gerçekten donanımlı, yetenekli, Alevilik inancına ve toplumuna gönülden bağlı kadroları hazırlamaları ve desteklenmeleri en acil ihtiyaçtır.” (HABER MERKEZİ)

  • ‘Neden hak ihlaline uğrayan hep Aleviler’-VİDEO

    ‘Neden hak ihlaline uğrayan hep Aleviler’-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Fethiye Şube Başkanı, ABF MYK Üyesi Nevzat Türkmen, eğitim sistemi, müftülere nikah kıyma yetkisi, Maraş Katliamı’na ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkmen AİHM’nin kararlarının uygulanmasını istedi. Müftü nikahına erkeklerin de karşı çıkması gerektiğini belirten Türkmen, Maraş’ta mülteci kampıyla kentte demografik yapının bozulmak istendiğine işaret etti. 

    Haberin Videosu

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Fethiye Şube Başkanı, ABF MYK Üyesi Nevzat Türkmen, 2017 yılını Aleviler açısından PİRHA’ya değerlendirdi.

    Türkmen, genel anlamda Türkiye’de bütün halkların olduğu gibi Alevilerin de ciddi sorunları olduğunu belirterek, Alevilerin zorunlu din derslerinin mutlak suretle kaldırılması gereken şartı olmazsa olmazıdır” dedi.

    AİHM kararlarının uygulanmamasına tepki gösteren Türkmen, şunları ifade etti:

    “Eğitim emekçilerinin görevlerinden alınması bunların hepsi bizim için birer kayıptır. Bunların Alevi olması veya olmamasının bir ayrıcalığı yok. Bu yaşam dahilinde bu benim için diğer halklarla beraber Alevilerin de kaybıdır. Birlikte yaşamı önemsediğimiz tüm dostlarımız tüm demokratik talepleri olan hukuktan yana olan yaşamı bizimle birlikte kucaklayan herkesle bu yolu yürümek istiyoruz. Tekleştirme değil amacımız bir bütün içerisinde ama yol yürürken de kiminle yürüdüğünüz de çok önemli. Bireysel olarak değil PSAKD Fethiye Şube Başkanı olarak yaklaşık 5 bin İngiliz’in ve diğer toplumların da yaşadığı bir bölgede yaşıyorum. Ama maalesef inanç temelinde olan ritüellerimizi birlikte götürebileceğimiz ne bizim ne de diğer halkların, cami hariç herhangi bir inanç merkezine rastlanılmıyor. Sadece Kayaköy’de bir kilise var. Kilise de yıkık dökük bir halde.”

    “NEDEN ALANA HEP BİZ ÇIKIYORUZ”

    “Aleviliğin bin yıllara dayalı bir inanç temeli var, bir felsefesi, bir duruşu var, bir yol birliği var” diyen Nevzat Türkmen, bu yol birliğinin diğer halkların yol birliğine uyarlanmasından, çağın yapısına göre gitmesinden yanayız” ifadesini kullandı.

    Gezi Direnişi, 10 Ekim Gar Katliamı ve Suruç katliamını hatırlatan Türkmen, “Sadece bizim son yılımızın kaybı Aleviler için büyük bir kayıp. Tüm katliamların içerisinde, tüm gençler bizim gençlerimiz. Sanki özellikle seçilerek bize yapılan bir şey var. Yani o çocuklarımızın yaşam hakları elinden alındı. Yapılan bir katliamın programı ve istatistiği var.

    “Güneydoğuda, Suruç’ta, Mardin’de bu bölgelerde de katledilen çocuklar, bütün çocuklar bizim çocuklar ama bu sanki bir projelendirme” diyen Türkmen, şöyle konuştu:

    “Bu kayıplar bizim kayıplarımız. Neden alana en çok çıkan bizleriz, hak ihlaline uğrayan en çok bizleriz ve bu ülkenin kadim halkı olmasına rağmen verilmeyen bir sürü hakkımız var. Bu eğitimden tut, hukuktan tut, yerel bazda bir tane Alevi Vali bulamazsınız. Var mıdır yoktur.”

    “EĞİTİM BAKANI VE VALİ ALEVİ OLSAYDI FARKLI MI OLURDU?”

    “Peki bir Alevi Eğitim Bakanı ya da Vali olmuş olsaydı daha mı farklı olurdu? sorumuza Nevzat Türkmen, şu yanıtı verdi:

    “Farklı olur muydu? Bu Sünni egemen toplumun yürüttüğü bir sistemde çok farklı olmazdı. Ne olurdu belki kendimizi ifade etmenin yolunu biraz daha geliştirmiş olabilirdik. Belki hukuk yolları bize doğru evrilmeye yönelik olurdu. Biz de kendimizi güvende hisseder miydik? Çok az bir kaygı taşırdık. Kaygılarımız hep var, az kaygı taşırdık. Ama değişir miydi, daha güzel şeyler olur muydu? Olması için çaba harcardık. Olması için bu yolda mücadele ederdik ve diğer halklarla birlikte bu ilmeği örerek gelirdik. Bu da toplumların kurtuluşu anlamına bir yol açar mıydı? Böyle izliyoruz, böyle gözlemliyoruz.”

    “MÜFTÜ NİKAHINA KADINLAR KADAR ERKEKLER DE İSYAN ETMELİ”

    Müftülere resmi nikah kıyma yetkisi verilmesini de değerlendiren Nevzat Türkmen, KHK’lerin olduğu bir dönemde, hukuk sisteminin dibe vurduğu bir dönemde demokratik taleplerin hiçbir zaman dikkate alınmadığını kaydetti.

    Kadınların kazanımlarının kısmen olduğunu söyleyen Türkmen, üreten ve bu sınıfa büyük bir katkısı olan kadınların bu ülkede belli bir kazanımları var mıydı? Kısmen vardı. En az kendini ifade edebiliyorlardı. Demokratik STK’lerde görev alabiliyorlardı, milletvekili olabiliyorlardı. Bu süreçle beraber bu cinsiyet ayrımcılığı olarak ön plana çıkacak. Ön plana çıktığı zaman da tam şeriatın istediği gibi olacak. Kadını eve kapatmak, kadını kendi kaderine terk ettirmenin bir oyunu ve bir proje. Bu projeye gerçekten kadınlar kadar erkeklerin de isyan etmesi gerekiyor” diye konuştu.

    “BU BİR İNSANLIK SORUNUDUR”

    “Bu bir insanlık sorunu” diyen Türkmen, “Şimdi hiçbir kız çocuğumuzun hangi okulda okuduğunu, nasıl evlendiğini, ne zaman evlendiğini kimse bilemeyecek. Gözlem altında alamayacak, kayıt altına alamayacak. İmamlar nikah kıyıp çekip gidecekler. Öbürü resmi bir yetkidir” dedi ve şunları kaydetti:

    “Yani İçişleri Bakanlığının yetkisine dayanarak böyle bir yetkiden belediye başkanından aldığı yetkiyle nikahı gözetleyen arkadaş bunu kayıt altına almak ve eksiklerini de tamamlamak zorundaydı. Bu sorun ciddi bir sorun. Bunu gerçekten eğitim gibi, hukuk gibi, su-hava gibi genel bir ihtiyaçtır. Hızla buna el atılmalı ve erkeklerin de bu konuda kadınlara destek olması daha doğrusu öncüsü olması lazım.”

    “MARAŞ’TA DEMOGRAFİK YAPI BOZULUYOR”

    Maraş katliamınında yaşamını yitirenlerin anılmasının önemine değinen Türkmen, Maraş’ta  yapılan AFAD kampına yerleştirilenler nedeniyle orada demografik yapının değiştirilmek istendiğini söyledi.

    Türkmen, ” Maraş Katliamını belki anamayacak durumda olmamızı göz önünde bulundurarak çok önemsiyorum. Bu benim için ciddi bir tehlike. Yaklaşık 4 milyona yakın mültecinin 1 milyonu kayıt altına alınmıştır, 3 milyonu kayıt dışı. Bizim kadar onların da bu topraklarda yaşam hakları vardır ve eğitim hakları vardır, mücadele hakları vardır. Ama hukuksal boyutta siz mülteci kabul ediyorsanız onların yerlerinin sadece Maraş ve bu demografik yapının hassas olduğu bölgeler değil. Onlara bir alan belirlersiniz, eğitimini, hukukunu, yaşam biçimini, insanca yaşama hakkını belirleyip o kararlar doğrultusunda mülteciliği kabul edersiniz” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Fethiye PSAKD Başkanı: Maraş Katliamı’nı lanetleyemeyecek duruma gelebiliriz-VİDEO

    Fethiye PSAKD Başkanı: Maraş Katliamı’nı lanetleyemeyecek duruma gelebiliriz-VİDEO

    PİRHA-Bu coğrafyada tüm antidemokratik uygulamaların Maraş Katliamı’nın yıl dönümüyle başladığını söyleyen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Fethiye Şube Başkanı Nevzat Türkmen, Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin anılmasının önemini vurguladı.

    Haberin Videosu

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Fethiye Şube Başkanı Nevzat Türkmen, Maraş Katliamı’nın 39. yılı dolayısıyla PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    Bu coğrafyada tüm antidemokratik uygulamaların Maraş Katliamı’nın yıl dönümünde başladığını vurgulayan Türkmen, Maraş coğrafyasındaki demografik yapının da gözönünde bulundurulması gerektiğini kaydetti.

    “CİDDİ BİR TEHLİKE”

    Maraş bölgesindeki demografik yapıyı değiştirebilmek için yaklaşık 17 bin Suriyelinin Terolar bölgesine yerleştirildiğini ifade eden Türkmen, “Elbette biz mülteci karşıtı değiliz ama o coğrafyanın hassasiyetini gözönünde bulundurmak gerekir. Gelecekte Maraş Katliamı’nı lanetleyemeyecek duruma gelebiliriz. Bu benim için ciddi bir tehlike.” şeklinde konuştu.

    “KAYGILARIM VAR”

    “Yaklaşık 4 milyona yakın mültecinin 1 milyonu kayıt altına alınmıştır, 3 milyonu kayıt dışı” diyen Türkmen, şöyle devam etti:

    “Bizim kadar onların da bu topraklarda yaşam hakları, eğitim hakları ve mücadele hakları vardır. Ama hukuksal boyutta siz mülteci kabul ediyorsanız onların yerlerinin sadece Maraş ve bu demografik yapının hassas olduğu bölgelerde değil, onlara bir alan belirlersiniz, eğitimini, hukukunu, yaşam biçimini, insanca yaşama hakkını belirleyip o kararlar doğrultusunda mülteciliği kabul edersiniz. Ama sizin yaklaşık 50 milyon yoksulu olan bir ülkede işsizliği yaklaşık 4 milyon olan bir toplumun yapısından bahsediyoruz. Elbette benim kaygılarım var. ”

    Maraş’ın demografik yapısının uluslararası boyutta incelenmesi gerektiğine vurgu yapan Türkmen, kaygıları olduğunu, Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin kitlesel anlamda anılması gerektiğini kaydetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Fethiye PSAKD Başkanı: Müftülük Yasası kadını kaderine terk etmenin bir projesi-VİDEO

    Fethiye PSAKD Başkanı: Müftülük Yasası kadını kaderine terk etmenin bir projesi-VİDEO

    PİRHA – Müftülere nikah kıyma yetkisi veren yasanın meclisten geçmesine tepkiler devem ediyor. PSAKD Fethiye Şube Başkanı Nevzat Türkmen, “Bu yasa tamda şeriatın istediği gibi. Kadını eve kapatmak, kadını kendi kaderine terk ettirmenin bir oyunu ve bir proje bu” dedi. 

    Haberin Videosu

    Müftülüğe nikah kıyma yetkisi veren yasanın meclisten geçmesinin ardından tepkiler devam ediyor. PSAKD Fethiye Şube Başkanı Nevzat Türkmen de yasaya tepki gösterenlerden.

    “KADINLARIN DA ERKEKLERİN DE KARŞI ÇIKMASI GEREKİYOR”

    Konuyu PİRHA’ya  değerlendiren Türkmen, KHK’lerin olduğu, hukuk sisteminin dibe vurduğu, demokratik taleplerin hiçbir zaman dikkate alınmadığı bir dönemde, üreten ve belli kazanımları olan kadınların, bu süreçle beraber, cinsiyet ayrımcılığına uğrayacağını söyledi.

    Müftülük Yasası’nın büyük bir proje olduğunu ve kadınların da erkeklerin de tepki vermesi gerektiğini ifade eden Türkmen, “Tam da şeriatın istediği gibi kadını eve kapatan bir proje. Kadını kendi kaderine terk ettirmenin bir oyunu bu. Bu projeye gerçekten kadınlar kadar erkeklerin de isyan etmesi gerekiyor. İsyan derken hukuk çerçevesinde belli bir duruş sergilenerek tepki verilmeli” dedi.

    Müftülük Yasası’nın sadece kadınların sorunu olmadığını ve insanlığın sorunu olduğunu vurgulayan Nevzat Türkmen, sözlerine şöyle devam etti;

    “Yarın bir gün imamların kıydığı nikah, en az medeni kanunun verdiği çerçevede büyütülebiliyordu ve kız çocukları evlenirken belli sorumluklarından ziyade, çocuk onlar hala diyebiliyorduk. Ama hukuk dahilinde ve resmi olarak görünebiliyordu, evlendiğini biliyorduk. Ama şimdi hiçbir kız çocuğumuzun hangi okulda okuduğunu, nasıl evlendiğini, ne zaman evlendiğini kimse bilemeyecek. Gözlem altında, kayıt altına alınamayacak. Hızla buna el atılmalı ve erkeklerin de bu konuda kadınların arkasında destek olması daha doğrusu öncüsü olması lazım. Destek verip bunun daha ileriye gitmemesi için geri adım atılmasından yanayım.”

    “NE YAŞI NE DE NİKAHI KONTROL EDEMİYORUZ”

    “Bulunduğumuz coğrafyanın koşullarıyla hızla gelişen bir dünya konjonktürü var” diyen Türkmen, Türkiye’deki hukuksuzluğa dikkat çekti. Türkmen, “Parlamentonun feshedildiği, tek adamlığın dayatıldığı, hukuksuzluğun tüm koşullarının dayatıldığı bir yerde kişinin yaşını da nikahını da kontrol edemeyeceğimiz bir aşamadayız” dedi.

    PSAKD Fethiye Şube Başkanı Nevzat Türkmen, son olarak şunları belirtti:

    “Kendini ifade edebilecek bir insanların, 20-25 yaş grubu üzerinde yoğunlaşırız. Bir kadınlık kimliği alabilmesi, bir çocuğun ve annenin, babanın ya da kendi rızalığının olabilmesi, eşini seçmesi, hayatını seçmesi, işini seçmesi, seyahat hakkının, özgürlüğünün olması ve bu 18 yaş grubunun üzerinde olması lazım. Şimdi bu da olmayacak, bu haklarımız da yok. Bunlar bile elimizden alınan sonuçlar.”   (HABER MERKEZİ)