Etiket: nilgün toker

  • 19. Karaburun Bilim Kongresi başladı: Herkesin barışa karşı bir sorumluluğu var-VİDEO

    19. Karaburun Bilim Kongresi başladı: Herkesin barışa karşı bir sorumluluğu var-VİDEO

    PİRHA-19. Karaburun Bilim Kongresi ‘Savaş’ temasıyla başladı. Herkesin barışa karşı bir sorumluluğu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nilgün Toker, “İnsanlık tarihinin en yıkıcı dönemlerinden birini daha yaşıyoruz. Soykırımları ve yeryüzünün kırımını yaşıyoruz” derken Yazar Murathan Mungan ise, “Kötü insanların korkularını ve iyi insanların umutlarını kaybettiği karanlık günlerden geçiyoruz” diye konuştu.

    19. Karaburun Bilim Kongresi ‘Savaş’ temasıyla başladı. Prof. Dr. Nilgün Toker’in moderatörlüğünde Murathan Mungan’ın açılış konuşması ile başladı.

    “İNSANLIK TARİHİNİN EN YIKICI DÖNEMLERİNDEN BİRİNİ YAŞIYORUZ”

    Herkesin barışa karşı bir sorumluluğu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nilgün Toker, “İnsanlık tarihinin en yıkıcı dönemlerinden birini daha yaşıyoruz. Soykırımları ve yeryüzünün kırımını yaşıyoruz. Savaşmama kararı, savaşa neden olan mesele orada öyle durduğu sürece bir barışma kararı değildir. Savaşmama kararı, savaşa neden olan meselelerin adaletin tesis edilmesi yoluyla çözülmesi iddiasıdır. Bu da bir iradedir o yüzden aslında barışmak için yolun başındayız. Meselemiz adaletin tesisi ve halen barışı ilan etmiş değiliz. Ama barış savaş döngüsü içerisinde barışı konuşabiliyor olmamızın da ayrıcalıklı bir şey olduğunu düşünüyorum” dedi.

    “TÜM SAVAŞLAR SİNEMA ENDÜSTRİSİNCE EĞLENCE SEKTÖRÜNÜN BİR PARÇASI HALİNE GETİRİLMİŞTİR”

    Kötü insanların korkularını ve iyi insanların umutlarını kaybettiği karanlık günlerden geçtiklerini vurgulayan Yazar Murathan Mungan, “Savaş konusu bugün hala en çok Hollywood film endüstrisi tarafından suistimal edilmektedir. Çektikleri filmler ve dizilerin büyük çoğunluğuna bakıldığında insanın neredeyse bu savaşların Hollywood endüstrisi filmini çekebilsin diye çıkardığına inanası geliyor. Yakın ya da uzak tarihli tüm savaşlar bugün sinema endüstrisince eğlence sektörünün bir parçası haline getirilmiştir. Vietnam’dan sonra bu kez de Afganistan, Irak ve benzeri coğrafyalar hakiki ve zahiri manada film setleri olarak kullanılmakta. Milyonlarca kişiye mezar olan topraklar yalnızca dekorlaştırılmaktadır. Söz konusu filmlerde yaşadıkları acılar, kayıplar göz ardı edilen ülkesi işgale uğramış, yerinden, yurdundan edilmiş halksa ancak figüran niyetinde kullanılmakta. Kameranın odağına Amerikan askerlerinin yaşadıkları dehşet, yaygın nitelemesiyle travma sonrası stres bozuklukları ve askerlerin eşlerinin ve ailelerinin üzüntüleri yerleştirilmiştir” diye konuştu.

    PİRHA/KARABURUN

  • DEM Parti’den birlikte yaşam ve yerel demokrasi paneli-VİDEO

    DEM Parti’den birlikte yaşam ve yerel demokrasi paneli-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Ankara İl Örgütü, Birlikte yaşam ve yerel demokrasi paneli düzenledi. Panelde, Gültan Kışanak’ın Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayı olmasının önemine vurgu yapıldı.

    DEM Parti Ankara İl Örgütü, birlikte yaşam ve yerel demokrasi paneli düzenledi. Raymar Otel’de yapılan panelde; Gazeteci Banu Güven, Gazeteci Ümit Kıvanç ve TİHV Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Nilgün Toker konuşmacı olarak yer aldı.

    Barış akademisyeni Mühdan Sağlam‘ın yürütücülüğünü yaptığı panele yoğun katılım oldu.

    Gültan Kışanak’ın selamlarını getiren Öztürk Türkdoğan, Ankara’da bir sağcılık, bir milliyetçilik yarışı olduğunun altını çizerek, “gerçek anlamda bir sol alternatif olduğumuzu gösteriyoruz.” dedi.
    Mühdan Sağlam, seçimlerde eşitsizlik yarışı olduğunu belirtti. Sağlam, “Dışişleri Bakanları’nın İstanbul’da İstanbul’u alacağız dediğini görüyoruz” diyerek paneli başlattı.

    “İKTİDAR ‘MIŞ GİBİ’ YAPARAK GERÇEKLİĞİ BULANIKLAŞTIRIYOR”

    Nilgün Toker seçimin bir rekabet alanı olduğunun altını çizerek, “Herkesin nasıl bir arada yaşayacağının tartışılacağı bir ortam olması gerekiyor. Herkesin eşit şekilde kendini ifade edebileceği bir ortam olması gerekiyor. Seçme seçilme hakları elinden alınmış yani özgürlüğü kısıtlanmış Gültan Kışanak’ın aday olduğu bir seçim. Yeni rejimler bildiğimiz faşizmden farklı, mış gibi göstererek gerçeği bulanıklaştıran bir kabiliyete sahipler. Gültan Kışanak aday ama konuşamıyor. Ben Gültan Kışanak’ın adaylığını bu mış gibiler içerisinde çok değerli buluyorum. Bizim Gültan Kışanak’ın haklarını alması açısından büyük sorumluluğumuz var. Gültan Kışanak’ı gerçek bir aday yapma sorumluluğu bizdedir” dedi.

    “KIŞANAK’IN SEÇİM KAMPANYASI İÇİN FOTOĞRAF SEÇTİRMESİNE BİLE İZİN VERİLMEDİ”

    Banu Güven ise, “Uzun zamandır Türkiye’de seçimlerde fırsat eşitsizliği yok. Bizlerin yükümlülüğümüzü yerine getirerek seçtiklerimizin görevden alınması bir hak ihlalidir. Kürt siyasetçilere sistematik bir bozgun girişi var. Gültan Kışanak aday oluyor, kanunlar uygulanıyor gibi görünüyor ama seçim kampanyası için bile fotoğraf çekilmesine izin verilmedi. Bunlar büyük hak ihlalleridir. Mansur Yavaş’a oy vermek istemeyenler bu seçimde kime oy vereceklerini biliyorlar, bu önemli bir tavır. Haksızlıkların adaletsizliklerin konuşulmasına imkân sağlayacaktır diye düşünüyorum. Ana muhalefetin de bazı konular söz konusu olduğu zaman hak ihlallerini göz ardı ettiğinin altının çizilmesi gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

    “GÜLTAN KIŞANAK’IN ADAY OLARAK TERCİH EDİLMESİ ÇOK DEĞERLİ”

    Ümit Kıvanç, konuşmasında şunları söyledi:
    “Gültan hanımla ilgili herhangi bir şey yapmak onur verir. Kışanak normal bir siyasetçi değil. Gültan hanım başından geçmiş onca şeye rağmen kinle hareket etmeyen, her zaman nazik olan özel biridir. Siyaset yapanlar arasında nadir bir insandır. Kötü olan ne varsa berbat hale getirmiş bir iktidar var. Kürk siyasetçilerin bunca yıldır seçimden dolayı hapiste değiller ama bakınca seçimlerin önemli bir faktör olduğunu görüyoruz. Gültan Kışanak’ın tercih edilmesi çok önemli ve değerli görüyorum.”

    “ADALET ANLAYIŞIMIZA GÖRE TUTUM ALDIĞIMIZ ZAMAN YENİ BİR DÜNYA ANLAYIŞINA KAVUŞABİLİRİZ”

    Nilgün Toker, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
    “Kayyum bir halkın iradesine el koymaktır. Gültan Kışanak, Selahattin Demirtaş tüm siyasi tutsakların siyaset yapmakta ki inadı beni ilgilendiriyor. Siyasetin ne olması gerektiğini de teşekkür etmeliyiz. Yerel seçimlere karşı bir sözümüz var diye DEM Parti ortaya çıktı. Mevcut rejim eşitsizliği azaltmak değil artırmak istiyor. İnanılmaz bir yoksulluk ve eşitsizlik var. Biz adaletsizliği gidermek üzerinden birlikte yaşamayı görmeliyiz. Her türlü dışlayıcılığı önlemek üzerinden, yerel yönetimlere talip olunması gerektiğinin düşünüyorum. Seçim sürecinde ve sonucunda biz kendi adalet anlayışımıza göre tutum aldığımız zaman yeni bir dünya anlayışına kavuşabiliriz”

    “KIŞANAK, DOĞU VE BATI ARASINDA BİR BAĞ OLUŞTURMA FİKRİNDEN SÖZ ETMİŞTİ”

    Banu Güven de, “Kışanak, doğu ve batı arasında bir bağ oluşturma fikrinden söz etmişti. Bu vurgusunu hatırlatmak bence değerli. Gültan Kışanak’ın Diyarbakır’dan sonra Ankara’da aday olması çok önemli” diye ekledi.
    Ümit Kıvanç, “Türkiyeleşme konusunda duygusal bir tepki söz konusu. Siyaset duygusallıkla yürütülecek bir şey değil. Dünya’da var olan eğilim adalet isteyen insanlar için nahoş bir durum. Çok az sayı da insanın elinde büyük güçler var. Hak adalet ve demokrasi mücadelesini herkesin yeniden ele alması gerekecek. Yerel seçimlerle ilgili bir programı var bu partinin ben bu durumu profesyonelce buluyorum. Yerel seçimler önemsiz olarak görülüyor ama öyle değil. En siyasi insan bile yerel seçimlerde bir yalpalayıp karar veriyor olabilir. Bu sahicileştiriyor siyaseti” diye konuştu.

    Panel, salondan konuşmacılara gelen soruların cevaplanması ile devam etti.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’ ikinci gününde: Yurttaş yoksa Cumhuriyet de yok- VİDEO

    ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’ ikinci gününde: Yurttaş yoksa Cumhuriyet de yok- VİDEO

    PİRHA- Halkların Demokratik Partisi (HDP) tarafından düzenlenen ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’ ikinci gününde. Bugün konferansın ilk oturumunda “2. Yüzyıla girerken: Demokrasi ve Cumhuriyet” başlığı konuşuldu. Prof. Dr. Nilgün Toker, “Şu an ülkede ne cumhuriyet ne de demokrasi var” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) tarafından düzenlenen ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’ ikinci gününde devam ediyor. Bakırköy’de bulunan Cem Karaca Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen konferansın ikinci gününün ilk oturumu Faruk Alpkaya moderatörlüğünde gerçekleştiriliyor. “2. Yüzyıla girerken: Demokrasi ve Cumhuriyet” başlıklı oturumda Prof. Dr. Nilgün Toker, Araştırmacı Bekir Ağırdır, Elçin Aktoprak, Füsun Üstel ve Cengiz Çiçek konuşmacı olarak yer alıyor.

    Prof. Dr. Nilgün Toker, “2. yüzyılda Cumhuriyet fikri” başlıklı konuşmasında “Demokrasi deyince liberal bir şey mi anlıyoruz?” diye sordu.

    TOKER: ŞU AN NE BİR CUMHURİYET NE DE DEMOKRASİ VAR!

    Toker şöyle konuştu:

    “HDP’nin mevcut siyasal ortama bir meydan okuma olarak algılıyorum bu konferansı düzenleyerek. Birileri eski cumhuriyeti geri çağırmak isterken, bizim şunu dememiz gerekiyor: Onarılacak bir cumhuriyet yok. Ortada bir şey kalmadı. Yeni bir şey yapmak gerek. Yeninin ne olacağı üzerine düşünmek gerekiyor.
    Cumhuriyet bir egemenlik formu. Halk egemenliğinden cumhuriyetin algıladığı şey halk özel bir biçim almış başka bir şey. Yurttaş kavramının içine yerleştirdiği kamusallık kavramı cumhuriyetin alameti farikasıdır. Bizdeki cumhuriyet kamu ile devleti özdeşleştirdi. Demokratik olmamasının nedeni yurttaşı aktif bir özne olarak tanımaması. İradesinin önüne sürekli engeller koymasıdır. Toplumu devlete yerleştirmek isteyen liberal bir tarihimiz var. Bunu yapmaya çalışanlar toplumu yurttaşlar ortaklığı değil ahali yaptılar.
    Türkiye’de 2010’lara kadar kamusallığın sınırını devlet çizdi.
    Tarihimiz yurttaş iradesinin devletten bağımsızlaştırarak kendi karar alma gücünü her aldığında bir müdahale tarihidir. Liberalizmin sivil iddiasının çok demokratik bir iddia olmadığını söyleyebilirim.
    Şu an ne bir cumhuriyet ne de demokrasi var. Ne de yurttaşımız kaldı. Yurttaş dediğimiz haklarla donatılmış ve haklarını icra eden kişidir. Devletin tanıdığı yurttaş yok. Yurttaş yoksa cumhuriyet de yok. İkisi yoksa demokrasi de yok. Hesaplaşmamız gereken şey sadece cumhuriyet ve sağ liberalizm tarihi değil.
    Yeni rejimler ortaklık fikrini de taşımıyor. Asimilatif de değil. Düşmanlaştırıcı ve yok edicidir. Baya faşizmin önemli bir karakterini taşıyorlar.
    Demokratik cumhuriyet derken çoğulcu bir toplumsallığı mümkün kılacak bir kamusallıktan bahsediyoruz. Eşitliği de tartışacağımız şey karar mekanizmalarının önündeki engellerin kaldırılması meselesidir.”

    AĞIRDIR: UZLAŞMA SAĞLANIRSA YENİYİ İNŞA ETME FIRSATINI YAKALAYABİLİRİZ

    Araştırmacı Bekir Ağırdır da, “Cumhuriyet’in demokrasiyle imtihanı” başlıklı konuşma yaptı. Ağrıdır, “Sanırım hepimiz umut yorgunuyuz. Devlet seçimlerin yapılıyor olmasını demokrasi için yeterli gördü. Demokrasi tam olarak böyle bir şey değil. Demokrasiden anladığım şey bana dair kararlara katılabilmeli, bilgim olmalı. Kimliğimden dolayı avantaj ya da dezavantajım olmamalı” dedi.

    Ağırdır şöyle devam etti:

    “Siyaset zeminimizde birbirimizle tartışmak, uzlaşmak ne yazık ki yok. Devlet gibi partiler de demokrat değil. Önümüzde tarihi bir fırsat var. En geniş uzlaşmayı sağlayabilirsek yeniyi inşa etme fırsatını yakalayabiliriz. Parlamentoda maksimum temsiliyeti sağlayabilirsek yeniye müdahale edebiliriz. Temel olarak zihni kopuşa ihtiyaç var. Ulvi bir demokrasi lafı kendi başına yetmiyor. Herkesin kendimizi var hissedebileceğimiz yeni bir hayat istiyoruz. İtiraz siyasetini yeterince yaptık. Demokrasi için başka bir siyaseti örmek zorundayız. Birbirimizi ikna etmek ve uzlaşmak zorunayız. Türkiye’de demokrasi kavramı eksik. Ama kendi deneyimi var. Siyasal kutuplaşma ya da kimliğine, partisine, liderine aşık olma meselesinde hararetin sönmesi var. Artık sınıfsal gerilim yükseltiliyor. Kimlikleri aşan meseleler üzerine tartışmalar yaşanıyor. Bunu örgütleyecek siyasetler ne yazık ki eksik kalıyor. Geleneksel siyasetin dışına çıkamıyoruz. Bu nedense hepimiz hala kaygılıyız. Bunu aşmamız lazım. Bugün karşı karşıya kaldığımız şey sadece Kürtlerin meselesi değil. Ortak duyguyu el birliğiyle başka bir siyaset üretebiliriz. Önümüzdeki fırsatı örgütlemeye ihtiyacımız var. Sadece itiraz eden yerden değil, yeni dillerini bularak yapmalıyız. Umutlarımızı miras bırakmak istemiyoruz artık. Yolumuz uzun gözükebilir ama bir o kadar da yakın.

    ÜSTEL: CUMHURİYET REJİMİYLE ÖZDEŞLEŞMİŞ BİR YURTTAŞLIK KAVRAMI YOK

    Siyaset Bilimci, Yazar Füsun Üstel ise “2. Yüzyılda eşit yurttaşlık mümkün mü?” konulu bir konuşma yaptı. Üstel, “Eşit yurttaşlık mümkün mü?
    Cumhuriyet rejimiyle özdeşleşmiş bir yurttaşlık kavramı yok. Yurttaşlık cumhuriyeti bile gerektirmiyor olabilir. Eşit yurttaşlık mümkün değil. Karamsar bir bakış açısının ötesinde yurttaşlığın karakterinden kaynaklanan bir husus” diye konuştu.

    Üstel şunları kaydetti:

    “Yurttaşlığın ikili bir doğası var. Hem içeren hem de dışlayıcı bir aidiyet. 18. yüzyıldan itibaren yurttaşlık ikili bir işleve sahip. Herkese açık olan bir kimlik değil. Ayrıcalıklı bir statü. Bir sınır fikri var. Kimlerin hak taşıyıcısı olacağına karar veren bir kurum. Bu durum özellikle modern ulus devletle beraber yeni bir aşamaya geliyor. Yurttaşlık ve milliyet eş anlamlı hale geliyor. Milliyet meselesi de yurttaşlığın sınır koyuculuğunu daha da pekiştiriyor.

    Evrensel eşitlik idealinden kaynaklanan bir problem daha var. Birbirine benzer bireyler anlayışından hareket ediyor ve tüm bireylerin aynı haklara sahip olması gerektiğini kurguluyor. Oysa reel hayatta insanlar farklılar. Bireylerin konumlarını, sınıflarını, farklı hallerini dikkate almıyor. Yurttaşlık dinamik bir olgu. Zaman içinde yurttaşlık farklı hak ve eşitlik mücadeleleri ile gelişiyor. Yurttaşlık mücadeleleri içinde önce sivil haklar daha sonra siyasal haklar ve en sonra sosyal haklar tanınıyor. Yurttaşlığı bir kimlik ve aidiyet olarak bize dayattığı bir tarih de var. Yurttaşlaşmadan söz etmemiz gerekiyor. Yurttaşlık ölçek değiştirdi. Yurttaşlık artık yersiz, yurtsuzlaştı. Bunun sonucundan ilki kamusal alan eski kamusal alan değil. Ama yeni bir alan ortaya çıktı. Özellikle neoliberalizmle beraber ulusal kamusal alandan daha çok parçalı kamusal alana doğru bir giriş var. Bunun yurttaşlık üzerinde de çok etkisi var. Yurttaşların politik özneleşme süreçleri de değişti. Siyasal katılım biçimleri değişti. İçinde bulunduğumuz sorunlardan çıkış için barış ortamı sağlanmalı. Onarıcı adalet mekanizmalarının tüm yönleri harekete geçirilmeli. Yeni bir yurttaşlık anlayışı olmalı.”

    HDK Eş Sözcüsü Cengiz Çiçek de, “Cumhuriyet ve Demokratik Ulus” başlıklı konuşmasında, “Sınıflı bir toplumda yaşıyoruz. Yeni bir zihniyetin içine girmemiz gerekiyor. Özgür yaşam formunu nihayete erdirmemiz gerekiyor. Devletçi, iktidarcı güçlerin karşısında farklı kimliklerin tarihten bugüne getirdiği eşitlikçi, özgürlükçü değerler var. Sonradan öğrendiğimiz bir şey değil. İçimizde olanı güçlü kılmak da bizim ödevimizdir” ifadelerini kullandı.

    Çiçek konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Cumhuriyet kendi içinde başarılı bir ulus devlet formu. Ulus devlet formunun kendisi halkları devletle buluşturan bir tarihsel aralığa denk geliyor. Bizim aynı ulus devlet formuyla özgürlüklerin peşinde gitmemiz başka düşmanlıkları, sorunları yaratacaktır.
    Demokratik ulus başka bir şey öneriyor. Ulus devletçi kapatma karşısında sınır tanımamayı, dayanışma ve özgürlük bilinciyle mevcut sistem karşısında kendi mücadele alanlarını yaratmayı öneriyor. Kürtlere hala “ayrılıkçısınız, bölücüsünüz” dayatması var. Kürtler “Demokratik ulus çözümü istiyoruz” diyor. Kürt sorunu sadece kendi zoruyla çözülmeyecektir. Halklar ortak sorunları yan yana gelerek çözmek zorundadır. Devletin alanını daraltmak, toplumsal alanı genişletmek gerekiyor.”

    AKTOPRAK: MİLLİYETÇİLİK YENİ DİNAMİKLERLE KENDİNİ YENİDEN ŞARJ ETTİ

    Yardımcı Doç. Dr. Elçin Aktoprak da, “Yerel demokrasi ve ulus-devlet” başlıklı bir konuşma yaptı. Aktoprak, “200 yıldır milliyetçiliğin küresel anlamda sistemin yapısal bir ideoloji olduğundan bahsediyoruz. Milliyetçilik kapitalizmin ihtiyaçları doğrultusunda öncelikle ulus devletlerin ideolojisi olarak karşımıza çıkıyor. İçinde olduğumuz dönemde milliyetçilik yeni dinamiklerle kendini yeniden şarj etti” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL