PİRHA-Dersim’in Mazgirt ilçesinin Rîçik (Geçitveren) köyünde 65 dönüm nohut ekildi. Köylüler; köylerinin kalkındırılması, köye geri dönüşlerin olması ve boş olan arazilerinin değerlendirilmesini amaçlıyor.
Dersim’e yapılan yatırımların yetersizliği, iş sahalarının daralmasından dolayı insanların geri dönüş talepleri karşılanmıyor. Dersim’de siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve kooperatifler aracılığıyla üretime dair projeler geliştirilip her geçen gün azalan nüfusun artması ve insanların kendi topraklarına geri dönmesi için çalışmalar yürütülüyor.
Dersim’in Mazgirt ilçesinin Rîçik (Geçitveren) köyünde Rîçik Geçitveren ve Çevre Köyleri Derneği, Avrupa Rîçik Dersimliler Derneği ve Rîçik köy muhtarlığı ortaklaşarak 65 dönüm nohut ekti ve şimdide ortaklaşarak nohut tarlasının hasadı yapılıyor.
“BOŞ KALAN ARAZİLERİMİZİ DEĞERLENDİRMEK İSTİYORUZ”
Köylerindeki tarlaların uzun yıllar boyunca ekilmediğini söyleyen Orhan Budak, “Rîçik Geçitveren ve Çevre Köyleri Derneği, Avrupa Rîçik Dersimliler Derneği olarak köylülerin boş olan tarlalarını ekeceğiz. Gelecekte Rîçik Tarımsal Kalkındırma Kooperatifi’ni kurmayı hedefliyoruz. Köyün kalkındırılması, köye yeniden dönüşlerin olması, boş kalan arazilerimizin değerlendirilmesi için çaba sarf ediyoruz” dedi.
PİRHA-Dersim’in Atlantı köyünde Yerğat Buluşması ve Xırmaçık Şenliği’nde nohut hasadı yapıldı. 10 yıl boyunca İstanbul’da gazete ve televizyonlarda çalıştıktan sonra Dersim’e yerleşerek 3 yıldır toprakla uğraştığını söyleyen Sevim Kahraman, “İlk yıl bostan ektim, 3 yıldır da nohut ekiyorum. Dersim’de toprakla uğraşmak istedim. Kentlerden biraz uzaklaşmak ve üretim yapmak istedim” dedi.
Eskiden köylüler buğday, arpa, nohut ekerdi ve kendi tarlalarını bitirdikten sonra komşularının tarlasına yardım ederdi. Şimdide eski gelenekler yaşatılmaya çalışılıyor.
Dersim’in Atlantı köyünde Yerğat Buluşması ve Xırmaçık Şenliği’nde nohut hasadı yapıldı.
“KENTLERDEN UZAKLAŞARAK ÜRETİM YAPMAK İSTEDİM”
10 yıl boyunca İstanbul’da gazete ve televizyonlarda çalıştıktan sonra Dersim’e yerleşerek 3 yıldır toprakla uğraştığını söyleyen Sevim Kahraman, “İlk yıl bostan ektim, 3 yıldır da nohut ekiyorum. Bu sene de 25 dönüm nohut ektim, bugün dayanışmak için gelen arkadaşlar olduğu için çok mutluyum. Havaların sıcak olmasından dolayı bizi biraz zorluyor ama oldukça keyifli. Dersim’de toprakla uğraşmak istedim. Kentlerden biraz uzaklaşmak ve üretim yapmak istedim. Dersim gençlerin en çok göç verdiği yerlerden biri bu yüzden çok üzülüyorum. Bu coğrafyada geri dönüşler pek mümkün olmuyor ve ekonomik, siyasal, sosyal faktörler etkiliyor bu durumu. Gençlerin topraklarına dönerek üretim yapmasının çok kıymetli olduğunu düşünüyorum” dedi.
“ÜRETİM YAPAN ARKADAŞLARIMIZLA DAYANIŞMA İÇERİSİNDEYİZ”
Birkaç yıldır yerğat buluşmaları yaptıklarını ifade eden Metin Kahraman, “Üretim yapan arkadaşlarımızla dayanışma içerisindeyiz. Son 10 yılda Dersim’deki en önemli gelişme tarımsal kalkınma. Üretim bizi kurtaracak, eğer biz üretmezsek kendi topraklarımızı terk etmek zorunda kalacağız” diye belirtti.
“DAYANIŞMAYI GÜÇLENDİRMEMİZ GEREKİYOR”
Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu ise şunları söyledi:
“Yerğat eskiden köylerde yaşlıların, hasta olanların veya çocukları olmayıp üretim yapanlara komşuların dayanışma amacıyla birbirlerine yardım ettiği bir şey. Emperyalizmin en büyük silahı insanları bireyselleştirerek yalnızlaştırma politikasıdır. Bizlerin de bu durumu değiştirmek için dayanışmayı güçlendirmemiz gerekiyor.”
Tarla biçimi sonrasında Metin Kahraman, Zeynep Kılıç ve Dersim Belediyesi Korosu tarafından müzik dinletisi verildi.
PİRHA- “Toprakla olmak, temiz hava almak, okumak, kendi sesimizi duymak, kendimizi hissetmek güzel.” Bu sözler yıllarca şehrin karmaşasında yaşamaya ve çalışmaya dayanamayarak, Dersim’de edindikleri toprakları işleyen, ekip biçen iki genç Dersimliye ait.
Dersim’de faaliyette bulunan tarım kooperatifleri gençlerin özledikleri hayat için de bir destek kapısı şimdi. Ersin Dargın ve Özkan Ulucan da o gençlerden ikisi. Üniversite okuyup tutunmaya çalıştıkları şehirleri, doğada yaşama özlemiyle terk edip Dersim’e dönüyorlar. Dersim Ovacık’ta kurulan kooperatifin desteği ile Çiçekli yolu üzerinde bulunan 80 dönümlük araziye nohut eken gençler hayatlarındaki bu dönüşümü ve toprakla bütünleşme hallerini anlattılar.
Ersin Dargın ve Özkan Ulucan, büyük şehirlerde üniversite okuduktan sonra çeşitli işlerde yaşamlarını sürdürdüler. Bir gün toprağa geri dönmek ve kapitalist tüketim tarzından uzaklaşmak için dahil oldukları bu üretimin bir parçasılar artık.
Kurdukları iki çadır ve meşe ağaçlarından yaptıkları barakada konaklama ihtiyaçlarını sağlayan bu iki genç sabahın beşinde işe koyuluyor. Ekildikten 2 ay sonra hasat veren nohutları bir haftadan fazladır toplamaya çalışan gençler öğlen saatine kadar hiç durmadan çalışıyor. Sıcağın en yakıcı olduğu öğlen saatlerinde yemek ihtiyaçlarını karşılayıp dinleniyorlar. Ardından da yeniden 4’den sonra başladıkları nohut toplama işleri hava kararana kadar devam ediyor. Akşam her gün domuz ve ayı nöbeti tutarken, ateşin başında iki köpeği ile birlikte toprakla uyumlu bir şekilde yaşamlarını sürdüren gençlerin hayatlarındaki ilk deneyimleri bu.
Sıkıntıları da yok değil. Elektrik ve su olmadığı için ihtiyaçlarının çoğunluğunu merkezde bulunan arkadaşlarından temin etmeye çalışıyorlar. Tüm bu zorluklara rağmen üretimin içinden olmaktan oldukça memnunlar.
Kocaeli Üniversitesi mezunu Ersin Dargın 12 sene sonra Dersim’e gelmiş. İstanbul ve Kocaeli gibi büyük kentlerde pek çok farklı iş sahalarında çalışmış.
“Oradaki işler sürekli bir rahatsızlık veriyordu bana. Birilerinin ücretli elemanı olmak istemedim” diyen Dargın hayatına Dersim’de toprakla uğraşarak geçirmeye karar vermiş.
Kooperatifin mazot, tohum ve traktör ücretlerini karşılamasının ardından buldukları 80 dönümlük bir araziye nohut ekmeye karar vermişler. Dargın, “Burada bizim işimizi kolaylaştıran kooperatifin desteği oldu. Kooperatifin mazot ve tohum desteği vermesiyle böyle bir üretime daha hızlı atılmamıza yardımcı oldu.” diyor.
10 Mayıs’ta ektikleri hasat zamanı ise geldi. Dargın, “Yaklaşık bir aydır geceli gündüzlü nöbet tutuyoruz. Çevre köylerden inekleri bırakıyorlar, tarlalara geliyor. Gündüzleri onları bırakmamaya çalışıyoruz. Geceleri de ormanın içinde olduğunda kaynaklı domuz çok, ayı var. Gece de onları bekliyoruz. Domuzları öldürmüyoruz çünkü onlar bizim dostlarımız. Havaya ateş ediyoruz. İki köpeğimiz var, domuzlara karşı onlar bizi uyarıyor. Tarlaya sokmamaya çalışıyoruz domuzları ama arazi büyük. Bazen engel olamıyoruz.” diye yaşadığı zorlukları anlatıyor.
TOPRAKLA BÜTÜNLEŞMEK..
Yaklaşık bir haftadır da tarlayı arkadaşı ile birlikte toplayan Dargın, yağmurun az yağmasından dolayı mahsulün az olacağını söylüyor.
Yeniden toprakla bütünleşmekten dolayı kendini iyi hissettiğini söyleyen Dargın sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Toprağa dönmek güzel. İnsanın tekrar kendi doğasına dönmesi, üretimin içerisinde olması, onun en başından sonuna kadar emek sürecine dair ortaya bir şey çıkarmak gerçekten hoş bir duygudur.”
Önümüzdeki yıllarda da ürün çeşitliliğini artırmayı planladıklarını söyleyen Dargın, “Dersim topraklarında hangi ürünler yetişir, bunlar üzerine bakarız.
Tarımla çok haşır neşir olan bir durumumuz yoktu. Zorluklarımız; ürünün ne zaman ekilir acemiliğimiz oldu. Önümüzdeki yıllarda eminim ki çok daha tecrübeli bir üretim yapabileceğimizi düşünüyoruz.” ifadelerini kullanıyor.
Yaklaşık bir aydın bütün günleri burada geçiyor. Susuzluk ise en büyük sorun.
Dargın sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Bir tane çeşmemiz vardı, şu an neredeyse kurumaya başladı. Yanımıza kitaplarımızı da aldık. Boş zamanlarımızda kitap okuyorduk. Ama şu an toplamaya başladığımızdan kaynaklı yoruluyoruz. Daha çok nohutların kurumadan kaldırılması için çaba harcıyoruz.”
Dargın, çalışma saatlerini, emek sürecini, planlamasını düzenlediğin ve zamanını kendine ayırdığın böyle bir üretim tarzını herkesin yapmasına gerektiğini düşünüyor.
Dokuz Eylül Üniversitesi Sinema bölümü mezunu Özkan Ulucan da, okul bittikten sonra dizi ve sinema setlerinde çalışmaya başlamış.
Kendisi de Dersimli olan Özkan Ulucan, bir süre mevsimindeki otları toplayarak geçimlerini sağladıktan sonra kooperatifin katkısı ile toprakla uğraşmaya başladıklarını söylüyor.
Ulucan toprakla buluşma sürecini şöyle anlatıyor:
“Ara ara Dersim’e gelip gidiyordum. Sonuçta bu coğrafyada yaşadım, toprakla yakın bir ilişkim vardı. İstanbul bana çok ağır geliyordu. Trafiği, havası. ‘Kırlarda yaşasak’ diye düşünüyorduk. Geçen sene ben geldim Ovacık’a. Nohut ve fasulye işçiliği yapacaktım, olmadı. Tekrar İstanbul’a gittim. Uzun zamandır ekonomik kriz var, orada tutunmak zor. Alternatif, devrimci sinema önemliydi. Sinema sektöründe çalıştığımızda paramızı almadığımız oluyordu. Popüler kültür içerisinde alırsın paranı belki ama diğer şekilde para yok. Geçen sene Ersin ile bu coğrafyaya gelip sonuçta kooperatif var burada düşündük. Ekim yapıp bu üretime katkı sunarak emeğimizi ortaya koyup çalışmak istedik. Baharda geldik. Daha tarla ekilmeden doğadan gulik, ışkın, mantar toplayarak geçindik. Ardından çevremizdeki dostlardan birisi 80 dönümlük tarla verdi. Başka bir dostumuz da traktör verdi karşılık olmadan. Biz de 80 dönüm nohut ektik. Bu sene iklim iyi gitmediği için istediğimiz verimi alamadık. Bizim için bir adımdı. Bu coğrafyaya gelip kooperatif ile birlikte nohut ekmek ve kendi geçimizi sağlamak ayrıca kooperatif kültürünün sadece bu coğrafyanın değil bölgede ve Türkiye’de yerleşmesi için emek harcamak isteriz.”
Ulucan, daha sonraki süreçte domates, biber, nohut ve başka şeyler de ekip biçmek istiyor.
Buraya doğayla iç içe olmak için geldiklerini de vurgulayan Ulucan sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Eğer ürettiğimiz ürünler bize, insanlığa karşılıksız dönmüyorsa bu bir zorunluluktur. Sonuçta İstanbul’da da belli bir sistemde çalışıyoruz ama burada insani koşullar ve erdemli duruş yönü var. Yine zoru var. Zorun olduğu her yerde mecburen üreteceksek mecburen tüketeceksen, bu zorunluluktan çıkmıyorsak yine buraya geldik ayakta kalmak için gece gündüz çalışıyoruz.
Toprakla olmak, temiz hava almak, okumak, kendi sesimizi duymak, kendimizi hissetmek güzel. Çok farklılığını göremedim. Ne yapılabilir; belki biraz daha alanları doldurmak gerekiyor. Birlikte üretmek gerekiyor. Bir kişinin kurtuluşu halkın kurtuluşu değil. Bizim amacımız; halkla birlikte üretmek halkla birlikte tüketmek.
Sadece satılmak üzerine bir düzen yok olmadıktan sonra çok karşılığı olmaz. Belli yerlerde farklı çözümlere gidebilir ama şimdilik elimizden geleni yapıyoruz. İleriki süreçte üretimi çeşitlendirip daha iyi bir şekilde konumlanacağız.”
PİRHA- Tokat’da üretimi tekrar canlandırmak için tarlalara nohut ekildi. Tarlaya ektiği nohutların tamamen organik olarak yetiştiren Tokat Almus’un Cihet Köyü’nde yaşayanlar, bölgede yapılan HES’lere ve maden aramalarına da dikkat çekiyorlar.
Tokat Almus Cihet Köyü, kilometrelerce uzanan Yeşilırmak’ın can verdiği topraklardan bir parçası. Baharın gelmesiyle birlikte oralarda yaşayanlar tarlalarını sürmeye başladı. Amaç hem Yeşilırmak üzerinde yapılan HES projelerine hem de bölgede devam eden maden aramalarına karşı üreterek cevap vermek. Organik üretimi arttırmak için bölgede ilk defa toplu üretim olarak nohut ekimi yapıldı. İlaç ve gübrenin bile kullanılmadığı tarladan, yağmur suyundan, güneş ışığı ve toprağın verimliliğinden yararlanılarak mahsuller toplanacak.
TARIMLA YETİŞTİ, SAĞLIĞI DOĞAYA BAĞLI
60 yıldır tarımla uğraşan Rıza Yeşilırmak, sağlığının iyi olmasını doğayla iç içe, yediği tereyağı, süt ve yoğurda bağlıyor. Yeşilırmak, “Tarımla yetiştim, sağlığımda bu doğaya bağlıdır, yediğim yemeklere tereyağı, yoğurt ve sütten vazgeçmedik. Şehirler artık bitmiştir, köylerimiz artık bitmiştir köylerimize dönersek daha iyi olur” dedi.
Nohut tarlasına tohum atıp süren Yeşilırmak, bu işin ustası. Mayıs ayında tarlalarını ektiklerini ve Ağustos ayının 25’inde ise hasat alacaklarını belirten Yeşilırmak, toplama işlemini ise vatandaşlarla birlikte yapıyor.
“TARIM BİTTİKÇE TÜRKİYE’DE BİTER”
Tamamen organik üretim yaptıklarını kaydeden Rıza Yeşilırmak, “Gübre yok, organik. Bizim yetiştiğimiz zamanlarda gübrenin adı sanı yoktu, ondan sonra çıktı. Gübre attıktan sonra buğday da olsa arpa da olsa her mahsul yenilirken lezzetli olmuyordu önceden ama gübre kullanmadığımızda ektiğimiz her mahsulümüzün lezzetli, güzel tatları olurdu” ifadelerini kullandı.
Köylere geri dönüş için de çağrı yapan Yeşilırmak, tarlaların tekrar ekilerek tarımın canlanması gerektiğini belirtti. Yeşilırmak, “Köylerimize gelip tarıma başladıktan sonra daha güzel ve doğal olur. Hem Türkiye kalkınmış olur hem de vatandaşımız” dedi. Yeşilırmak, “Tarım bittikçe Türkiyemiz de biter” diyerek tarımın önemine dikkat çekti.
“ÜRETEREK GELECEĞİMİZİ ÜRETİMLE KURACAĞIZ”
Organik tarıma önem veren isimlerden bir diğeri ise Emre Doğan. Toplu üretim olarak ilk defa bölgede nohut ekimi gerçekleştirdiklerini kaydeden Doğan, başarılı olacakları umudunu taşıdıklarını belirterek bu toprakların önemli olduğuna dikkat çekti.
Yeşilırmak üzerinde yapılan HES’lere karşı mücadele verdiklerini ancak çok başarılı olmadıklarını kaydeden Doğan, şimdilerde ise bölgede maden arama ve çıkarma işlerinin yapıldığına işaret ederek, “Üreterek, topraklarımızı işleyerek bunlara karşı da direneceğiz ve geleceğimizi üretimle kuracağız” diyor.
“ÜRETİMDE KİMYASAL GÜBRELEMEDEN BAHSEDİLEMEZ”
Sonbaharda sürülen 25 dönümlük tarlaya 220 kilo tohum eken Emre Doğan, üretimin sonunda ortalama 1/10-15 hasat almayı planlıyor. Üretimin bu mevsimde doğa ve iklim şartlarının iyi olmasına bağlı olduğunu da konuşmasına ekleyen Emre Doğan, “Bu zamanlarda bol yağış alması gerekiyor ondan sonrası için zaten bir su ihtiyacı yok. Üretimde kimyasal hiçbir gübrelemeden söz edilemez tamamen doğal, organik. Toprağa verdiğimiz gibi sadece topraktan alıyoruz” dedi.
Ağustos ayının sonuna doğru hasat dönemi olduğunu kaydeden Emre Doğan, “Tabi ki imece kültürünü uygulamak hoşumuza gider. Bu konuda çağrıda da bulunuyoruz; imece kültürüne katılmak isteyen herkesi bekleriz çalışmaya” çağrısında bulundu.
Doğan, son olarak nohutların İstanbul İkitelli’de ve Tokat Almus Cihet Köyü’nde satışa sunulacağını belirterek, herkesin ilgi göstermesi çağrısında bulundu.
“HER ŞEY DOĞANIN DÖNGÜSÜNDE YETİŞİYOR”
İstanbul’dan köyüne giden ve yıllarca Yeşilırmak üzerinde yapılmak istenen HES’lere karşı mücadele yürüten Emrah Yeşilırmak da organik tarımın önemine dikkat çekti.
“Bizler gençler olarak İstanbul’da yaşayanlar olarak aynı zamanda bir özümüze dönüş oluyor bu” diyen Yeşilırmak, şu an ektikleri nohutların da gübre katmadan doğanın kendi döngüsünde yetişeceğini belirtti.
Yıllardır toprakların ekilip biçilmediğini kaydeden Emrah Yeşilırmak, ekolojik anlamda bu topraklarda üretimi yeninden canlandırmanın önemine vurgu yaptı.
“KÖYDEN KENTE GÖÇLER ARTIYOR”
Köylerden kentlere göçün giderek arttığını söyleyen Yeşilırmak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Burada kalan kitle hep yaşlı. Bizler bir nebze olsa toprakla uğraşmak istedik bu döngüyü sağlamaya çalıştık. Burada okul yok insanlar doğal olarak burada okuyamadığı için aileler politik ve ekonomik nedenlerle kentlere göç etmek zorunda kaldı. Topraktan uzaklaştırılarak, tarıma dayalı değil sanayi ve ya tüketime dayalı bir toplum yaratmaktan yana bir sistem var ortada. Burada bir üretim ağı olmadığı için kooperatifleşme olabilir. Hayvancılık da doğal olarak kendini sürdüremiyor. Ya büyük işletmeler holdingler gibi burada üretim yapmak gerekiyor bu da köylüye çok uygun değil çünkü yem parası, gübre parası, mazot parası çok pahalı. Küçük çiftçi bunu karşılamadığı için burada üretim yapamıyor, doğal olarak göç etmeye başlıyor. Sadece emeklilerin geri döndüğü bir yer.”