Etiket: Norveç

  • Yazar İbrahim Bulak, yeni kitabında Doğan Kılıç hakkında pek de bilinmeyenlere değindi!

    Yazar İbrahim Bulak, yeni kitabında Doğan Kılıç hakkında pek de bilinmeyenlere değindi!

    PİRHA – Yazar İbrahim Bulak, ‘Kayıp Bir Kürt ve Alevi Aydını: Doğan Kılıç’ isimli yeni kitabını okuyucularıyla buluşturdu. Ömrünün yarısını sürgün ve hapishanede geçiren Doğan Kılıç hakkında birçok yeni bilgiyi kitabında aktaran İbrahim Bulak, Kılıç’ın Kürt basın tarihi ve Alevi hak mücadelesindeki çabasına da ışık tutuyor.

    Yazar İbrahim Bulak, ‘Batıda Sahte bir Kürt Prensi: Kakelo’ isimli eseri ardından yine bir Kürt şahsiyeti üzerinden giderek yeni bir kitap kaleme aldı. Bulak’ın, Nubihar Yayınları’ndan çıkan ‘Kayıp Bir Kürt ve Alevi Aydını: Doğan Kılıç’ isimli kitabı, Türkiye basın tarihinde ismi pek de bilinmeyen bir Kürt entellektüeli Doğan Kılıç hakkında birçok detayı barındırıyor.

    Kürdistan’dan adeta dünyaya açılan bir isim olan Doğan Kılıç, Yazar İbrahim Bulak tarafından birçok yönüyle adeta yeniden keşfedilmiş gibi duruyor. 1927 Yılında dünyaya gelen Kılıç, Kürt ve Alevi kimliğiyle dünya sahnesinde birçok eyleme imza atmış isim olarak aktarılıyor. Kürt basın tarihinde de önemli bir yeri olan Kılıç’ın yaşam serüvenini kitabın yazarı İbrahim Bulak’tan dinledik.

    KATLİAM VE SÜRGÜN SONRASI DÜNYAYA AÇILAN BİR AYDIN!

    PİRHA – Doğan Kılıçı özetle anlatmanızı istiyorum. Nerede, kaç yılında dünyaya gelir? Nasıl bir kültürle kendisini büyütür?

    İbrahim Bulak: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak Doğan Kılıç ve Norveç vatandaşı olarak Alexander Bertelsen olmak üzere çift isim ve vatandaşlığı var. Dersim 38’in bir parçası olan Zini Gediği Katliamı’na çocuk yaşta şahitlik yapmış, Kürt ve Alevi kimliğine farklı tonlarda sahip çıkmış, bazen bu iki kimliğinden biri diğerini gölgede bırakmış, bir yanıyla da aslında Batılı bir insan, çünkü hayatının neredeyse yarısı ABD ve Norveç’te geçmiş. Erzincan’ın Sürbahan, bugünkü adıyla Kılıçkaya köyünde 1927 yılında doğmuş. Doğum tarihine ilişkin iki tarih var, 1931 ve 1927 diye. Araştırmalarım neticesinde birçok Kürt gibi biyolojik yaşı ile kayıtlardaki yaş arasında farklılıklar olabileceğini hesaba kataraktan doğum tarihini 1927 yılı olarak esas aldım. Zini Gediği Katliamı’ndan sonra ailece Burdur’a sürgün edilirler. Orada okula gider ve sonrasında genç yaşında ABD’ye yerleşir. 1950’lerin ikinci yarısından sonra Türkiye’ye döner ve basın dünyasında görünür olmaya başlar. Farklı konulara ilgisi olmakla beraber 1961 darbesinin getirdiği nispi özgürlük ortamında en çok Kürt ve Alevi sorununa odaklanır. Gazeteler çıkarır, farklı dergi ve gazetelerde yazar, kitaplar yayınlar.

    İLK MODERN KİRMANCKÎ METİNLER BU GAZETEDE YER ALDI”

    PİRHA – Sizi, bu isim üzerinde odaklanmaya götüren sebepler neler oldu?

    “Doğan Kılıç ismi ilk olarak Roja Newe gazetesiyle dikkatimi çekti. Bu gazete hakkında bilgilerim ise ilk defa Malmîsanij ve Mahmud Lewendi’nin birlikte hazırladığı Rojnamegeriya Kurdi li Kurdistana Bakur û li Tirkiyê kitabına dayanıyordu. Roja Newe gazetesi tek sayı çıkmasına rağmen Kürt basınında önemli bir yere sahiptir; zira ilk modern Kirmanckî/Zazakî metinler bu gazetede yer alır. Bu birçok açıdan önemlidir ki o dönemde Roja Newe’yle aynı yıl çıkan Dicle-Fırat ve Deng gibi yayınlara baktığımızda sadece Kurmancîye yer verildiğini görürüz. Bu bakımdan bu gazete hep farklı bir imaj kafamda oluşturmuştu. Gazeteyi de çıkaran Doğan Kılıç’tı haliyle onu da merak etmiştim. Fakat öyle sıradan bir meraktı. Sadece ismi aklımda kalmıştı. Aslında bu şekilde sadece birer isimden ibaret olan çok sayıda Kürt şahsiyeti var. Daha sonra 23’ler Davası’nı okurken de ismiyle karşılaştım. Fakat beni ona dair bir çalışma yapmaya iten ya da cesaretlendiren esas olay 2019 yılında araştırmacı yazar Mutlu Can’ın Roja Newe’nin tek sayısını bulup gazeteye ilgi duyanların ulaşabileceği bir platformda paylaşmasıydı. Bu tek sayı ortaya çıkmasaydı böyle bir işe de girişmezdim sanırım. Zaten kitap da Mutlu Can’ın çok değerli katkıları ve görüşleriyle ortaya çıktı diyebilirim.”

    ROJA NEWE, TEK NÜSHA İLE KÜRT BASIN TARİHİNDE YER EDİNDİ!

    -Kürdistan’dan dünyaya açılan bir entelektüel Doğan Kılıç. İlk Türkçe-Kürtçe Gazeteyi yayınladığını da belirtiyorsunuz. Bu yönleriyle Kılıç hakkında neler aktarırsınız?

    “8 yıl ABD’de kalmasının ve iyi derecede İngilizce bilmesinin bunda önemli bir etkisi var. Mesela 60’lı yıllarda yazan çizen birçok Kürt aydını var fakat çoğu Türkçe ve Türkiye’nin sınırları içerisinde hareket eder. Doğan Kılıç bu konuda diğer aydınlardan avantajlı diyebilirim. Kürt sorununa oldukça ilgi duyuyor ve o dönemin popüler tartışması olan Doğu Davası’na dair oldukça kafa yoruyor. Roja Newe, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kendisini doğrudan ‘Kürtçe-Türkçe Gazete’ olarak tanımlayan ilk gazetedir. Gazetenin içeriğine bakıldığında zaman aynı yıl çıkan Deng ve Dicle-Fırat gazetesine göre daha Kurdî bir içeriğe sahip olduğu görülecektir. Kürt sorununu merkezine almasının yanı sıra Kürtçenin farklı lehçelerine ve inançlarına yer vermesiyle oldukça kapsayıcı bir çizgiye sahiptir. Kürt Alevi kültürünü yansıtan öğelere de yer verir mesela. Söz gelimi, diğer iki yayının sahipleri, yazarları ve okuyucuları genelde Kürt Sünni bir profile sahipken, Roja Newe’yi hem çıkaranları hem de içeriğiyle daha renklidir. Ne yazık ki sadece bir sayı çıktıktan sonra Doğan Kılıç, 23’ler Davası nedeniyle tutuklanır ve gazete kapanır. Gazeteye bakınca insan, ‘Keşke daha fazla çıkabilseydi’ demekten kendini alamıyor.”

    KÜRTLERE VE KÜRTÇEYE DAİR İLK BİLİMSEL ÇALIŞMA!”

    Doğan Kılıç’ın Kürt dili üzerine yaptığı çalışmalara da ışık tutuyorsunuz. Bu konudaki hassasiyetini nasıl buldunuz?

    “O yıllarda Kürtçenin bir dil olmadığı yönünde güya bilimsel metodlarla öne sürülen birçok iddia var. Bana göre onu dil çalışmalarına sevkeden en önemli etken bu iddialara ciddi ve bilimsel kaynaklara başvurarak cevap verme ihtiyacı. Mesela 1963 yılında çıkardığı Kürtlerin Menşei ve Kürt Dili İncelemeleri kitabı eksikleri olmasına rağmen belki de cumhuriyet tarihinde Kürtlere ve Kürtçeye dair ilk bilimsel çalışmadır. Bu bağlamda kitabın editörü Mutlu Can’ın, kitabın önsözünde belirttiği noktayı hatırlatmakta fayda var; günümüzde Kürt dili ve kültürünün öncülerinin en erken 1980’li yıllarda haberdar oldukları Batılı kaynaklardan Doğan Kılıç, 1960’lı yılların başında haberdardı. Tarihçi Mehmet Bayrak’la yaptığım bir görüşmede, TİP yöneticilerinin, partinin Kürt halkının ve Kürtçenin varlığını savunduğu için Anayasa Mahkemesi tarafından açılan kapatma davasına karşı savunma hazırlamak istediklerinde, Kürtlere ve Kürtçeye dair bilimsel çalışmalar aradıklarını anlattı. Bayrak, o dönemde TİP yöneticilerinin piyasada neredeyse bulabildikleri tek Türkçe kaynağın Doğan Kılıç’ın bu çalışması olduğunu söylemişti. Roja Newe az önce dediğim gibi Kürtçeyi sadece Kurmancîden ibaret görmeyen dili öğretmeyi, geliştirmeyi hedef edinen bir gazeteydi.”

    BARZANÎ RÖPORTAJININ YANKILARI!

    -Kürdistan coğrafyasında çatışmaların yoğun olduğu yıllarda savaş muhabirliği de yapmış bir isim Doğan Kılıç. Her ne kadar Türkiye basınında ısrarla “Türk gazeteci” diye tanıtılsa da Kılıç, gazetecilik pratiğinde kimlik mücadelesini de sürdürüyor gibi; ne dersiniz?

    “Barzani’nin karargahındaki röportajında evet ‘Türk gazeteci’ olarak tanıtılır. Aslında o dönemde Kürt kimliğinin bir uyanışı var fakat çoğu Kürt aydın o yıllarda kendilerinin Türk olarak tanıtılmasından ciddi bir rahatsızlık duymaz ya da buna karşı çıkacak bir siyasi ortam yoktur. Bu sadece Doğan Kılıç’a özgü değildir, zira Musa Anter de o yıllarda yazılarında ‘Biz Türkler’ der. O zamanlar ulusal hatlar şimdiki kadar belirgin ve net değildi. Bunun aksini iddia etmek miyop olan bir insana neden uzağı net göremiyorsun demek gibidir. Kısacası o miyopluğa çare olabilecek ulusal netliğe sahip gözlük o zaman yoktu.

    Barzani’nin Karargahında röportaj dizisi, her ne kadar bir gazetecilik faaliyeti olarak görülse de, dizide yer alan yazıların tamamı Doğan Kılıç’ın gözlemlerine dayanmıyor. Zira Kılıç, bu dizide gazeteciliğin yanı sıra farklı kaynaklardan da yararlanarak Kürtlerin var olma mücadelesini yazılarla ortaya koymaya çalışır ve bana göre bunu oldukça başarılı bir şekilde yapar. Zaten bu röportaj dizi, Türkiye’de geniş yankı uyandırır ve kısa sürede ırkçı çevrelerin hedefi haline gelir. O dönemi yaşamış bazı kişilerle yaptığım görüşmelerde de, söz konusu röportaj dizisinin Kürtler arasında büyük bir ilgiyle karşılandığı ve benimsendiği de bana aktarıldı.”

    “KÜRT VE ALEVİ KİMLİĞİNE SAHİP ÇIKTIĞI İÇİN…”

    -Aynı zamanda bir Alevi hak mücadelecisi olan Doğan Kılıç’ın, Elbistan’da yaptığı çarpıcı bir konuşma ve sonrasında yaşanan çatışma durumunu da kitabınızda anlatıyorsunuz. Kılıç’ın, Alevi direncine dair kitapta neler yer alıyor?

    “Başta da dediğim gibi, Doğan Kılıç iki kimliği ile öne çıkar; Kürt ve Alevi olması. Aleviler adına başbakana telgraf çekecek kadar kendisine bir rol ve misyon biçmiş. Ehlibeyt Yolu ve Yeni Ehlibeyt gazeteleri, o dönemin ‘Alevilik halk İslam’ıdır, yazılı geleneği yoktur’ fikriyatından etkilenen ve Aleviliği Şamanizmle özdeşleştirmeye çalışan ırkçı-Türkçü çevrelerin iddialarının asılsız olduğunu savunan bir yayın politikasına sahiptir. Siyasi olarak 27 Mayıs darbesi sonrası oluşturulan Atatürkçülüğün modernlik ve ilericilikle neredeyse eş anlamlı hale geldiği siyasi çizgiye yakın durmaya çalışır. Siyasi arenada ise daha çok kurucularının Alevi olduğu Birlik Partisi’ni destekler. Gazetede, o dönemde neredeyse görünür olan her Alevi sanatçıya sayfalarında yer verir, Aleviler’le ilgili bütün gelişmeleri yakından takip eder. Abdülmelik Fırat gibi muhafazakar Kürt bir siyasetçiye sayfalarını açmasıyla da dikkat çeken bir gazetedir.

    Alevilerin yaşadığı yerleşim yerleri dışında Atina’dan Almanya’ya kadar uzanan geniş bir ağa sahiptir. Gazetenin kısıtlı imkanlarla çıkarıldığı belli olsa da, Aleviler arasında güçlü bir sinerji yaratabilmiştir. Elbistan’daki gece de bu gazetenin bir etkinliği olarak yapılır ve Alevilere yönelik kanlı katliam provasının mimarı olarak Doğan Kılıç gösterilir. Medyada ve siyasette sürekli bir biçimde D. Kılıç demonize edilir. Oysa bu olaya yakından bakıldığında, Çorum ve Maraş gibi katliamların o dönemde bir provasının yapılmış olduğu anlaşılır. Doğan Kılıç’ın konuşması Alevilere devlet kurumlarında yeterince yer verilmediği yönünde eleştirel bir sıradan konuşmadır. Zaten bu konuşmanın ertesi günü Doğan Kılıç linç edilmek istenir ve tutuklanır. Alevilere de saldırılar aynı gün başlar ve birkaç gün devam eder.

    Son olarak şunu diyebilirim; hakkındaki spekülatif ve tartışmalı yanları bir tarafa bırakırsak Doğan Kılıç, hayatının yarısından fazlasını sürgünde ve cezaevinde geçirmiş, üretken bir insandır. Bütün bunlara da Kürt ve Alevi kimliğine sahip çıktığı için maruz kalmıştır.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Norveç, İrlanda ve İspanya, Filistin devletini tanıyacaklarını açıkladı

    Norveç, İrlanda ve İspanya, Filistin devletini tanıyacaklarını açıkladı

    Norveç, İrlanda ve İspanya, Filistin devletini tanıyacaklarını duyurdu. Üç ülkenin kararı 28 Mayıs’ta yürürlüğe girecek. İsrail, Filistin devletini tanıyacağını duyuran İrlanda ve Norveç’teki büyükelçilerini geri çağırma kararı aldı.

    İsrail 229 gündür Gazze’de saldırılarını sürdürürken Norveç, İrlanda ve İspanya’dan Filistin devletini tanıma kararı geldi.

    Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store, Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Norveç hükümeti, Norveç’in Filistin’i bir devlet olarak tanımasına karar verdi” dedi.

    On binlerce kişinin öldüğü ve yaralandığı bir savaşın ortasında hem İsraillilere hem de Filistinlilere siyasi çözüm sunan tek alternatifi canlı tutmaları gerektiğini belirten Store, bunun, “yan yana, barış ve güvenlik içinde yaşayan iki devlet” olduğunu belirtti.

    Hükümetten yapılan açıklamada, Norveç’in iki devletli çözümü desteklediği ve ilerletmeye çalıştığı vurgulanarak Filistin’in bir devlet olarak tanınmasının, Norveç’in, Orta Doğu’daki çatışmaya kalıcı bir çözümün sadece iki devletli bir çözüm yoluyla sağlanabileceği yönündeki uzun süredir devam eden tutumunu vurguladığı bildirildi.

    Açıklamada, Filistin’in, Avrupa’daki benzer görüşe sahip ülkelerle eş zamanlı olarak, uluslararası hukuka ve ilgili BMGK kararlarına uygun şekilde 1967 sınırlarıyla 28 Mayıs’ta tanınacağı kaydedildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ulaştırma Bakanı: 9 Avrupa ülkesine uçuşlar durduruldu

    Ulaştırma Bakanı: 9 Avrupa ülkesine uçuşlar durduruldu

    Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan; Almanya, Fransa, İspanya, Norveç, Danimarka, Avusturya, İtalya, Belçika ve Hollanda’ya yapılan seferlerin yarın sabah 08.00’den itibaren 17 Nisan tarihine kadar durdurulduğunu açıkladı.

    Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan Bilim Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada 9 Avrupa ülkesine uçuşların durdurulduğunu açıkladı. Turhan, “Almanya, Fransa, İspanya, Norveç, Danimarka, Avusturya, İtalya, Belçika ve Hollanda’ya yapılan seferler yarın sabah 08.00’den itibaren 17 Nisan tarihine kadar durduruldu” dedi.

    Otogarda yolcu yoğunluğu yaşanmaya başladığı belirten Turhan, ”Ankara-İstanbul-İstanbul-Ankara YTH’de 13-14-15 Mart ilave seferler koyduk. YHT hatları ve bölgesel trenlerde 14 bin 350 ilave yolcu kapasitesi oluşturduk. Havayolu taşımacılığında koronavirüs nedeniyle 3 Şubat itibarıyla Çin’le, 23 Şubat’tan itibaren İran, Irak, İtalya ve Güney Kore ile yapılan uçuşlara yasaklama getirmiştik. Halen bu ülkelerden ülkemize uçuş yapılmamakta olup sadece kendi ülkelerine dönmemek üzere uçaklar boş gelmektedir” dedi.

    9 ÜLKEYE SEFERLER 17 NİSAN’A KADAR DURDURULDU

    Turhan, ”İtalya, Hollanda, İspanya, Almanya, Fransa dahil seferler durduruldu. Deniz taşımacılığında liman pencere sistemine göre ülkemiz limanlarına gelen gemiler tarafından  yapılan sağlık bildirimleri yapılarak risk değerlendirmeleri yapılmaktadır. Karayolu taşımacılığında ülkemizle İran arasında tüm kara ve demiryolu geçişleri durdurulmuştur. Ticaretin aksamaması için İran üzerinden yapılan kara yolu taşımacılığını Gürcistan’a kaydırdık. Demir yolu taşımacılığında ise İran sınır kapımız Kapıköy 23 Şubat 2020 tarihinde kapatıldı. Bu kapının faaliyete geçmesine kadar bu hat üzerinden Bakü-Tiflis-Kars hattına kayma ihtimaline karşılık TCDD Taşımacılık A.Ş’nin gerekli şartlar yapılarak ek seferler yapılmasını sağladık” şeklinde konuştu.

  • Üniversitelilerin iş bulma oranında Türkiye sondan ikinci oldu

    Üniversitelilerin iş bulma oranında Türkiye sondan ikinci oldu

    Türkiye, 34 Avrupa ülkesinin üniversite mezunlarının iş bulma oranına göre sıralandığı listede sondan ikinci oldu.

    Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat), Türkiye’nin de aralarında olduğu 34 Avrupa ülkesindeki üniversite mezunlarının iş bulma oranını paylaştı. Türkiye, “Avrupa ülkelerindeki üniversite mezunlarının üç yıl içinde iş bulma oranı” sıralamasında sondan ikinci oldu. Malta, yüzde 96,7 ile üniversiteden mezun olup iş bulanların oranının en yüksek olduğu ülke olurken Türkiye’de bu oran yüzde 64,2 olarak gerçekleşti. Avrupa Birliği’ne üye 28 ülkenin ortalaması ise yüzde 85,5 olarak açıklandı.

    Eurostat’ın verilerine göre, Türkiye’de üniversiteden mezun olup da üç yıldır iş arayanların yüzde 36’sı henüz iş bulamadı. Birgün’den Mustafa Mert Bildircin’in haberine göre Avrupa’da yer alan 34 ülkenin yükseköğretim mezunlarının iş bulma oranına göre sıralandığı listede Türkiye, 32’nci olabildi.

    KADINLAR DEZAVANTAJLI

    Veriler, Türkiye’deki kadın üniversite mezunlarının erkek mezunlara göre daha dezavantajlı olduğunu da ortaya koydu. Üniversite mezunu kadınların yalnızca yüzde 57,5’inin mezuniyetten sonra üç yıl içinde iş bulabildiği belirtildi. Erkek üniversite mezunlarında ise bu oran yüzde 72,4 oldu.

    Malta, yükseköğretim mezunlarının iş bulma oranında yüzde 96,7 ile listenin en tepesinde yer alırken İzlanda yüzde 95,8 ile ikinci, Hollanda ise yüzde 94,8 ile üçüncü oldu.

    Kuzey Makedonya, üniversite mezunlarının üç yıl içinde en az iş bulabildiği ülke oldu. Kuzey Makedonya’daki 20-34 yaş arasındaki üniversite mezunlarının sadece yüzde 55,3’ünün iş bulabildiği kaydedildi. Kuzey Makedonya ile birlikte istatistiklerde Türkiye’nin altında yer alan bir diğer ülke olan Yunanistan’da da bu oran yüzde 59’da kaldı.

    KADIN ÜNİVERSİTE MEZUNLARINDA NORVEÇ LİSTE BAŞI

    Norveç, kadın üniversite mezunlarına en çok istihdam yaratabilen ülke oldu. Norveç’teki kadın mezunların yüzde 96,4’ünün üniversitenin ardından bir işe yerleştiği ifade edildi. Kadın üniversite mezunlarının işe yerleşme oranlarında Norveç’in ardından gelen Malta ve Lüksemburg’da bu oran sırasıyla yüzde 96,1 ve yüzde 94,7 oldu.

    10 BİNE YAKIN ÜNİVERSİTE MEZUNU ENGELLİ İŞ BEKLİYOR

    CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, engelli yurttaşların yaşamış olduğu farklı sorunları TBMM gündemine taşıdı. 2018’de işe girmek için sınava başvuran 100 bine yakın engelli bireyden işe girmeye hak edenlerin dahi atamasının yapılmadığına dikkat çeken Gürer, şöyle konuştu:

    “2019 yılı normal KPSS takvimi yayınlandığı hâlde EKPSS takvimi hâlen yayınlanmadı. 10 bine yakın engelli üniversite mezunu iş istihdamı sağlanmasını beklemekte.”

    Engelli öğretmenlerin de Millî Eğitim Bakanlığı’ndan, kontenjanı artırıp atama sağlanmasını istediklerini hatırlatan Gürer, şöyle devam etti: “Bakanlık ve kurumlarda boş engelli kadroları olmasına rağmen atamaları neden yapılmamakta? Kamuda çalışan engelli kotası da yüzde 3’ten en az yüzde 6’ya çıkarılmalı.”

  • Norveç’te 1700 basın emekçisi greve çıktı

    Norveç’te 1700 basın emekçisi greve çıktı

    Norveç’te kamu yayıncılığı yapan 1700 basın emekçisi, ücretlerinin özel sektörle eşitlenmesi talebiyle greve çıktı.

    Norveç’te kamu yayıncılığı yapan 1700 basın emekçisi, ücretlerinin özel sektörle eşitlenmesi talebiyle salı gününden itibaren greve başladı.

    Norveç Gazeteciler Sendikası Norsk Journalistlag (NJ) ile medya patronlarının örgütü SPEKTER arasında süren görüşmelerde anlaşmaya varılamadı. NJ sendikası, Norveç Radyo Televizyon Kurumu NRK’de çalışan 1700 üyesini greve çıkardı.

    Grev nedeniyle NRK, televizyon ve radyo yayınları yapmıyor ve bunun yerine müzik yayınlanıyor. NRK’nin sadece ulusal bayram nedeniyle yarın kısmi yayın yapacağı belirtildi.

    Greve giden basın emekçileri, SPEKTER’in 15 bin 200 kronluk ücret artış talebini kabul etmeyerek Norveç’te diğer medya kuruluşlarıyla aralarındakı ücret farkının azaltılmasını talep ediyor. Yıllık 110 bin kron daha düşük bir ücret aldıklarını belirten emekçiler, bunun kabul edilemez olduğunu söylüyor.

    EN SON 12 YIL ÖNCE GREVE ÇIKILDI

    Öte yandan Aftenposten gazetesinin haberine göre, sendikanın grev kasasında yaklaşık 80 milyon kron var ve bu rakam, sendikanın şimdiye kadar biriktirdiği en yüksek rakam olarak nitelendiriliyor.

    En son 12 yıl önce yaşanan 8 günlük grevde sendikanın 54 milyon kronu bulunduğu belirtiliyor.

    Açıklamalara göre grevin basın emekçilerine haftalık maliyeti 10.1 milyon olacak. Buna göre grevin 8 hafta sürebileceği hesaplanıyor.

    NJ sendikasının yaklaşık 9 bin üyesi var.

    (Kaynak Evrensel)

  • Türkiye basın özgürlüğünde 157’nci sıraya geriledi

    Türkiye basın özgürlüğünde 157’nci sıraya geriledi

    Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre, Türkiye 2018’de iki basamak gerileyerek 157. sırada yer aldı.

    Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün yayınladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre, Türkiye 2018’de bir önceki yıla göre iki basamak gerileyerek 180 ülke arasında 157’nci sırada yer aldı.

    Deutsche Welle Türkçe’nin haberine göre çarşamba günü yayınladığı raporda Türkiye’yi “Gazeteciler için dünyanın en büyük hapishanesi” olarak nitelendiren RSF, 2017 yılında çok sayıda gazetecinin darbe girişiminin ardından bir yılı aşkın süre hapishanede kaldıktan sonra toplu davalarda birbiri ardına yargılanmaya başladıklarını belirtti.

    Neredeyse iki senedir devam eden olağanüstü hale (OHAL) de değinen rapor, OHAL uygulamasının ülkede az miktarda bulunan çoğulculuğun Türk makamları tarafından yok edilmesi için vesile olduğunu ve 16 Nisan 2017’deki anayasa değişikliği referandumu ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yetkilerini güçlendirdiğini ifade etti.

    Anayasa Mahkemesi’nin Ocak ayında tutuklu gazeteciler Mehmet Altan ve Şahin Alpay’ın serbest bırakılmasına karar vermesine rağmen alt mahkemelerin bu kararı uygulamadığının da aktarıldığı raporda, Türkiye için “Hukukun egemenliği günümüzde sadece solmakta olan bir anı” ifadesi kullanıldı.

    DÜNYA GENELİNDE GAZETECİLERE KARŞI DÜŞMANLIK ARTTI

    Endekse göre, basın özgürlüğünün kötüye gittiği tek ülke Türkiye değil. Sınır Tanımayan Gazeteciler’e göre dünya genelinde gazetecilere ve basına karşı düşmanlık, özellikle siyasi liderlerin açık bir şekilde desteklemesiyle artıyor.

    Raporda, “Siyasi liderlerin basına karşı düşmanlığı artık sadece Türkiye (iki basamak gerileyerek 157’nci sırada) ve Mısır (161’inci sırada) gibi otoriter ülkeler ile sınırlı değil, ki bu iki ülkede ‘basın fobisi’ o kadar belirgin ki gazeteciler düzenli olarak terör suçlamasıyla karşılaşıyor ve [iktidara] bağlılık göstermeyenler keyfi olarak hapsediliyor” denildi.

    Sınır Tanımayan Gazeteciler, “Giderek daha fazla demokratik olarak seçilmiş liderin basını demokrasinin vazgeçilmez bir unsuru olarak görmemeye başladığını” belirtti. Buna örnek olarak gazetecileri “Halkın düşmanları” olarak tanımlayan ABD Başkanı Donald Trump’ı gösteren rapor, Trump’ın göreve gelmesinin ilk yılı olan 2017’de ABD’nin bir önceki yıla göre iki basamak gerilediğini ve 45’inci sıraya yerleştiğini ifade etti.

    EN FAZLA GERİLEYEN ÜLKELERİN DÖRDÜ AVRUPA’DA

    Her ne kadar dünyada basın özgürlüğüne en fazla saygı duyan bölge Avrupa olsa da, aynı bölge 2017 yılında en fazla gerileyen beş ülkenin dördüne ev sahipliği yapıyor.

    Bu seneki raporda 18 basamak birden gerileyerek 65’inci sırayı alan Malta’da gerilemenin bu kadar yüksek olmasının sebebi olarak gazeteci ve blog yazarı Daphne Caruana Galizia’nın otomobiline yerleştirilen bomba ile suikasta kurban gitmesi gösterildi. Rapor, senelerdir tehdit edilen Galizia’nın vefat ettiğinde hakkında 42 tane sulh hukuk davası ile beş ceza hukuku davası bulunduğunu belirtti.

    Avrupa’da öldürülen bir başka gazeteci olan Slovak Jan Kuciak’tan da bahsedilen raporda, Slovakya’nın bir sene içerisinde 10 basamak gerileyerek 27’nci sıraya yerleştiği belirtildi. Raporda, Mart ayında istifa edene kadar Slovakya Başbakanı olan Robert Fico’nun gazeteciler için kullandığı “Pis Slovakya karşıtı fahişeler” ve “Geri zekalı çakallar” benzetmelerine de yer verildi.

    Çek Cumhuriyeti’nin 11 basamak gerilediğini ve listede 34’üncü sırada yer aldığını belirten örgüt, Devlet Başkanı Milos Zeman’ın bir basın toplantısında üzerinde “gazeteciler” yazan sahte bir Kalaşnikof marka tüfeği salladığı hatırlattı. Sırbistan da bu sene basın özgürlüğü konusunda ciddi düşüş yaşayan bir ülke oldu ve 10 basamak gerileyerek 76’ıncı sırada yer aldı.

    Almanya, bir önceki seneye göre bu sene bir basamak yükselerek 15’inci sırada yer aldı ancak raporda bunun sadece matematiksel sebeplerden kaynaklandığı ve Almanya’nın orta sıralardaki yerini koruduğu belirtiliyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü özellikle Temmuz 2017’de Hamburg’da yapılan G20 Zirvesi’ndeki protestolarda gazetecilere karşı saldırı, tehdit ve gözdağı verme girişimleri olduğunu ifade etti. Aynı zamanda Almanya’da 2017 yılının başında yürürlüğe giren Federal İstihbarat Yasası değişikliği ve nefret söylemi ile mücadele için yürürlüğe konulan ancak ifade özgürlüğünü engellediği gerekçesiyle tepki çeken Ağ Yaptırım Yasası da eleştiriliyor.

    RUSYA 148. SIRADA

    Rusya’nın 148’inci sıradaki yerini koruduğunun belirtildiği raporda bunun sebebi olarak dünya genelindeki kötüye gidiş gösterildi. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından bu yana ülkede en fazla gazetecinin tutuklu olduğu yılın 2017 olduğu belirten örgüt, ülkedeki basının çoğunun Kremlin’e sadık olan oligarklar tarafından yönetildiğini aktardı.

    Listedeki 176’ncı yerini bu sene de koruyan Çin’de 50’den fazla gazetecinin tutuklu olduğunu belirten rapor, tutuklu gazetecilerin sağlık hizmetlerine erişimlerinin çok kısıtlı olduğunu ifade etti. Buna örnek olarak Nobel Barış Ödülü sahibi Lui Xiaobo ile muhalif blogger Yang Tongyan’ın geçen yıl tutuklu bulundukları hapishanelerde tedavi edilmemiş kanser hastalığı nedeniyle ölmelerini verdi.

    BİRİNCİ İLE SONUNCU DEĞİŞMEDİ

    Bu seneki Dünya Basın Özgürlüğü listesindeki birinci ile sonuncu ülkeler değişmedi. Dünyada basın özgürlüğünün en fazla olduğu ülke Norveç olmaya devam ederken, basın özgürlüğünün en az olduğu ülke bu sene de Kuzey Kore olarak listelendi. Norveç’i ikinci sırada İsveç ve üçüncü sırada Hollanda takip ederken, 178’inci sıradaki Türkmenistan ile 179’uncu sıradaki Eritre de sıralamada en sonda yer alan Kuzey Kore’den hemen önce geldi.