Etiket: numan kurtulmuş

  • Kurtulmuş: Sürecin tamamlanması için yasal düzenleme kaçınılmaz!

    Kurtulmuş: Sürecin tamamlanması için yasal düzenleme kaçınılmaz!

    PİRHA- TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanması planlanan yasal düzenlemelerin gecikmeden hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. Düzenlemenin geçici nitelikte olacağını belirten Kurtulmuş, bunun bir af yasası olmayacağını vurguladı.

    TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Norveç Parlamentosu Başkanı Masud Gharahkhani ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından Meclis’te basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında yürütülen çalışmalara değinen Kurtulmuş, sürecin yasal zemine kavuşturulmasının önemine işaret etti. Hazırlanan komisyon raporunun bundan sonraki aşama için temel bir çerçeve oluşturduğunu belirten Kurtulmuş, Meclis’teki siyasi partilerin ortak iradeyle gerekli yasal düzenlemeleri hayata geçirmesi gerektiğini ifade etti.

    GEÇİCİ DÜZENLEME VURGUSU

    Hazırlanacak yasanın belirli bir dönemi kapsayacak geçici bir düzenleme olacağını söyleyen Kurtulmuş, düzenlemenin örgüt mensuplarını kapsayacağını, belirlenen süre içinde başvuranların bu haktan yararlanabileceğini, sürenin sona ermesinin ardından ise uygulamanın son bulacağını dile getirdi.

    Düzenlemenin bir af niteliği taşımayacağını özellikle vurgulayan Kurtulmuş, silah bırakma sürecinin tamamlanabilmesi için gerekli hukuki altyapının oluşturulmasının hedeflendiğini kaydetti.

    “TÜRKİYE BU ADIMI ATMALIDIR”

    Devlet kurumlarının sürece ilişkin çalışmalarını titizlikle sürdürdüğünü ifade eden Kurtulmuş, yasal hazırlıkların kısa süre içinde tamamlanarak önce ilgili komisyonların, ardından da TBMM Genel Kurulu’nun gündemine gelmesini beklediklerini söyledi.

    Sürecin gecikmeden sonuçlandırılması gerektiğini belirten Kurtulmuş, “Başlatılan bu sürecin en doğru şekilde tamamlanması esastır. Bundan sonraki aşamada hiçbir gecikmeye fırsat verilmeden, bütün ayrıntılar gözetilerek gerekli yasal adımların atılması Türkiye açısından zorunludur” değerlendirmesinde bulundu.

    HABER MERKEZİ

  • Kurtulmuş ile İmralı Heyeti bir araya geldi: Gündemde Meclis düzenlemeleri ve çözüm süreci vardı!

    Kurtulmuş ile İmralı Heyeti bir araya geldi: Gündemde Meclis düzenlemeleri ve çözüm süreci vardı!

    PİRHA- TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ı Meclis’te kabul etti. Görüşmede Kürt meselesinin çözümüne ilişkin yürütülen temaslar, siyasi partilerle yapılan görüşmeler ve Meclis’te gündeme gelmesi beklenen yasal düzenlemeler ele alındı.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile görüştü. Meclis’te gerçekleşen kabulde, son dönemde yürütülen siyasi temaslar, çözüm arayışları kapsamında gelinen aşama ve parlamentonun üstlenebileceği rol değerlendirildi.

    SİYASİ TEMASLAR VE SÜREÇ DEĞERLENDİRİLDİ

    Edinilen bilgilere göre görüşmede, İmralı Heyeti’nin son dönemde siyasi partiler, sivil toplum temsilcileri ve çeşitli kesimlerle gerçekleştirdiği temasların sonuçları ele alındı. Taraflar, Kürt meselesinin demokratik ve siyasal yöntemlerle çözümüne ilişkin yürütülen çalışmalar konusunda görüş alışverişinde bulundu.

    MECLİS’İN ROLÜ VE YASAL DÜZENLEMELER GÜNDEMDEYDİ

    Görüşmede ayrıca, TBMM bünyesinde çalışmalarını sürdüren Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırlıkları ile önümüzdeki dönemde parlamentonun gündemine gelebilecek yasal düzenlemeler değerlendirildi. Sürecin ilerleyebilmesi için Meclis çatısı altında gerekli adımların atılmasının önemine vurgu yapıldığı belirtildi.

    TBMM Başkanlığı tarafından yapılan bilgilendirmede, şimdiye kadar yürütülen çalışmalar kapsamında önemli mesafeler alındığına dikkat çekilirken, bundan sonraki aşamada parlamentonun sorumluluğunun daha da belirgin hale geldiği ifade edildi. Sürecin kalıcı sonuçlara ulaşabilmesi için gerekli düzenlemelerin hayata geçirilmesinin önem taşıdığı kaydedildi.

    Görüşme, çözüm ve demokratikleşme tartışmalarının yeniden yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşirken, önümüzdeki günlerde Meclis’te atılacak adımların siyasi gündemin önemli başlıklarından biri olması bekleniyor.

    HABER MERKEZİ

  • Meclis Komisyonu’nun, son toplantısı başladı!

    Meclis Komisyonu’nun, son toplantısı başladı!

    PİRHA- Kürt sorununun çözümü kapsamında kurulan Meclis Komisyonu’nun, son toplantısı başladı. Toplantıda konuşan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, güç dengelerin değiştiği bir ortamda Türkiye’nin iç barış ve istikrarını sağlaması, yeni imkânları ortaya çıkaracağına dikkat çekti.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci sonrası kurulan Meclis Komisyonu’nun nihai raporun görüşüleceği son toplantısına başladı. Raporun açıklanması, kapsamlı biçimde tartışılması ve oylanması beklenen toplantı, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında gerçekleştiriliyor. Komisyonda yer alan tüm partilerin üyelerinin katıldığı toplantıda, rapora dair son değerlendirme yapılması bekleniyor.

    Toplantı öncesi konuşan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, tarihi bir dönemden geçildiğinin altnıı çizerek, şunları ifade etti:

    “Bu süreçte Gazi Meclisimiz, üzerine düşen vazifeyi tereddütsüz şekilde üstlenmiştir. Bölgemizde bugün yaşanan sorunlar, emperyalist müdahalelerin bıraktığı derin izlerin sonucudur. Bu müdahalelere bizim cevabımız ise daha fazla mücadele, daha fazla kardeşliktir. Güç dengelerin değiştiği bir ortamda Türkiye’nin iç barış ve istikrarını sağlaması, yeni imkânları ortaya çıkaracaktır.  Toplumsal meşruiyet ve demokratik kapasitenin aynı anda güçlendirilmesi gerekmektedir.

    Yakın çevremizde ve bölgemizde kimlik temelli fay hatlarının diri tutulması, ülkemize çok ciddi sorumluluklar yüklemektedir. Bu konu dar siyasi hesapların çok ötesinde bir realitedir. Güvenliğin yanında hukuk devleti pratiğini ve milli dayanışma iradesini aynı anda kuvvetlendiren bir birliği gerektirmektedir.

    TBMM, her meselenin meşru adresidir. Siyasal hayatın son dönemde ürettiği temaslar, kamu vicdanının talepleri Meclis’imizin temsil gücünü gerekli kılan bir istişareyi gerekli bırakmıştır. Komisyona katkı sunan partilerimizin raporları, birer politika belgesidir. Rapor af mahiyetinde algı üretecek başlıklardan uzak duran, hukuku merkeze alan ve kamu vicdanını merkeze alan yaklaşımı ana hatlarıyla oraya koymaktadır. Raporda bahsedilen düzenlemeler ve önerilere ek olarak, siyasi partilerin daha önce kendi raporlarında ifade ettikleri yeni bir Anayasa’ya ihtiyaç duyduğu da aşikârdır.”

    Numan Kurtulmuş’un konuşmasının ardından toplantı başladı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Sivas Katliamı’nda yitirilen Gülsün Karababa’nın ailesinden Numan Kurtulmuş’a randevu talebi!

    Sivas Katliamı’nda yitirilen Gülsün Karababa’nın ailesinden Numan Kurtulmuş’a randevu talebi!

    PİRHA- 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ailesi, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un randevu taleplerine yanıt vermediğini belirterek yazılı başvuruda bulundu. Aile, Madımak davasının Anayasa Mahkemesi’nde 12 yıldır bekletilmesine dikkat çekti.

    2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Oteli’nde yaşanan ve 33 aydın ile 2 otel çalışanının yakılarak katledildiği Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ailesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş’tan randevu talebinde bulundu.

    Aile, Meclis Başkanı Kurtulmuş’u telefonla defalarca aramalarına rağmen herhangi bir dönüş yapılmadığını belirterek, yazılı randevu talebinin zorunlu hale geldiğini ifade etti.

    Yapılan başvuruda, 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta “insanlığa karşı suç işlendiği” vurgulanırken, Madımak davasının halen Anayasa Mahkemesi’nde 12 yıldır bekletildiğine dikkat çekildi. Aile, davanın sonuçlandırılmamasının adalet duygusunu zedelediğini belirtti.

    Açıklamada ayrıca, Numan Kurtulmuş’un yaklaşık iki yıldır yürüttüğü Türk-Kürt-Arap açılımı kapsamında toplumun birçok kesimiyle görüşmeler yaptığı hatırlatılarak, Alevilerin bu süreçte dinlenmemesinin “düşündürücü” olduğu ifade edildi. Aile, “Aleviler bir kez daha yok sayılmıştır” değerlendirmesinde bulundu.

    Gülsün Karababa’nın ailesi, dava avukatları Coşkun Özgür Piroğlu ile birlikte TBMM Başkanı Kurtulmuş’tan randevu talep ettiklerini belirtti. Başvuruda randevu talep eden aile bireylerinin isimleri Hüseyin Karababa, Zeynep Karababa, Nilgün Karababa ve Deniz Karababa olarak yer aldı.

    Aile, adalet taleplerinin ve Alevi toplumunun beklentilerinin doğrudan Meclis Başkanı’na aktarılmasını istediklerini kaydetti.

    PİRHA/ANKARA

  • Kurtulmuş: Nihai raporu hazırlama safhasına doğru ilerliyoruz!

    Kurtulmuş: Nihai raporu hazırlama safhasına doğru ilerliyoruz!

    PİRHA- Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 16’ncı toplantısının açılış konuşmasını yapan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, Komisyon çalışmalarında nihai raporu hazırlama safhasına doğru ilerlediklerini ifade ederek, “ülkemizin güvenlik birimlerinin tespit ve tescil edilmesi ile Meclis bu sürecin gerektirdiği yasal düzenlemeleri yerine getirecektir” dedi.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 16’ncı toplantısı başladı. Komisyon, bugünkü toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’u dinleyecek.

    “ŞİMDİYE KADAR BÜYÜK BİR MESAFE ALINDI”

    Toplantının açılışında konuşan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, şunları dile getirdi:

    “Komisyon çalışmalarında nihai raporu hazırlama safhasına doğru ilerlediğimizi görüyoruz. Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki; bu süreç, 5 Ağustos’tan beri yürütülen komisyon çalışmaları, başarılı bir süreç şeklinde yürümektedir. Son güne kadar da bu güne kadar böyle devam edecektir. Her şeyden önce tarihi bir komisyondur. Üstlendiği misyon, görev ile tarihidir. Millet adına sorumluluk üstlenmiştir. Geniş katılımlı müzakere süreci gerçekleştirildi.

    Komisyon olarak başarılı bir tablo ortaya koyduk. Müzakereler esnasında fevkalade bir olgunlukla herkes birbirini dinledi. Fikirlerine karşı saygılı davrandı. Komisyon, Türkiye demokrasisi açısından örnek teşkil edecek demokratik standartları son derece yüksek bir çalışma ortaya koydu. Komisyon millet adına, örgütün silah bırakması ve kendini tasfiye etme sürecinin gereklerini millet adına takip etmek ve siyasi partilerin müşterek fikirleri ile kanaatler oluşturmak bakımından önemli görev icra etti. Bundan sonra da icra edecektir. Bu süreçte en başından itibaren söyledik; burada sadece bir grubun, partinin, kanadın görüşleri, istekleri, beklentileri şeklinde bir çalışma ortaya konulmaz. Dolasıyla herkesin fikri kendine saklı kalmak şartı ile müşterek noktalarda buluşabilmek ve böylece hep beraber ortak hedefler noktasında bu sorunu bu tarihi görevi icra edebilmek komisyonumuzun başlıca sorumluluklarından birisi idi.

    Bu prensibe bağlı kalınması da önemlidir. Ayrıca şunu biliyoruz ki- bu süreçte bisiklet metaforu burada çok kullanıldı bir kere daha söylemek istiyorum- bu süreçte bir taraf üzerine düşen sorumlulukları yerine getirsin diğer taraf daha geriden gelsin ya da başka birisi başka şekilde hareket edilsin diye düşünülemez. Burada irade ortadadır. İmralı’dan yapılan açıklamalar ile örgüt kendisini tasfiye ettiğini, bütün bileşenleri ile artık örgütsel faaliyetleri sürdürmeyeceği konusundaki açıklamalar, özellikle 26 Ekim’de yapılan açıklamalar ile bir ileri safhaya taşınmış ve önemli bir eşik aşılmıştır. Bundan sonraki süreçte de hem örgütün sahadaki varlıklarını tasfiye ettiğiniz, ülkemizin güvenlik birimlerinin tespit ve tescil edilmesi ile Meclis bu sürecin gerektirdiği yasal düzenlemeleri yerine getirecektir.

    Komisyonun yasal düzenlemeler için genel bir çerçeve hazırlayacak ve Meclis’e göndereceğiz. Burası bir Anayasa değişiklik komisyonu değildir. Anayasanın değişmesi ile ilgili bir gündem olmadı. Konu, açılmamıştır. Komisyon, örgütün kendisini tasfiye ettiğini, ayrıca bu güvenlik görevlileri tarafından tespit ve tescil edildikten sonra gerçekleştirmek üzere yapılacak olan atılacak olan adımları belirleyen bir çerçeveyi kurula sunacaktır. Bu çerçevede şimdiye kadar büyük bir mesafe alındı.”

    Numan Kurtulmuş’un konuşmasının ardından, toplantının basına kapalı yapılması konusunda karar alındı.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Numan Kurtulmuş: Barış için Türkiye’ye özgü bir model geliştirmeliyiz

    Numan Kurtulmuş: Barış için Türkiye’ye özgü bir model geliştirmeliyiz

    PİRHA- Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 10’uncu toplantısı Meclis’te yapıldı. Meclis Başkanı Kurtulmuş, “Elimizi çabuk tutmalı, Türkiye’ye özgü bir çözüm modeli ortaya koymalıyız” dedi.

    TBMM’de Kürt sorununa çözüm amacıyla kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, 10. toplantısını bugün gerçekleştirdi. Toplantının açılış konuşmasını yapan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, komisyonun “geniş bir toplumsal mutabakatla” kurulduğunu söyledi. “Elimizi çabuk tutmalıyız” diyen Kurtulmuş, barış sürecinde Türkiye’ye özgü bir çözüm modelinin inşa edilmesi gerektiğini vurguladı.

    “HEDEF KAPSAMLI BİR ÇÖZÜM PLANI”

    Kurtulmuş, Meclis’te grubu bulunan partilerin büyük bölümünün komisyona destek verdiğini ve komisyonun Türkiye seçmeninin yüzde 95’ine yakın bir temsil gücüyle hareket ettiğini belirtti. Komisyonun bugüne kadar aldığı tüm kararların ortaklaşa alındığını ifade eden Kurtulmuş, çözüm sürecinin halkın geniş desteğine dayandığını söyledi.

    Konuşmasında, “örgütün kendini feshetmesi ve silahların bırakılması” çağrısına da değinen Kurtulmuş, bu mesajın ardından komisyonun öncelikli görevinin sürecin Meclis denetiminde yürütülmesi ve gereken yasal düzenlemelerin yapılması olduğunu belirtti. Komisyonun önünde, silahsızlanma süreciyle birlikte toplumsal uzlaşmayı sağlayacak kapsamlı bir çözüm planı oluşturma hedefi olduğunu dile getirdi.

    TÜRKİYE MODELİ VURGUSU

    Toplantının ilk oturumunda Prof. Dr. Havva Kök Arslan, Prof. Dr. Sevtap Yokuş Veznedaroğlu, Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik ve Doç. Dr. Çerağ Esra Çuhadar konuştu. İkinci oturumda ise Fatih Ulusoy, Hüseyin Oruç, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Doç. Dr. Vahap Coşkun ve Prof. Dr. Talha Köse süreçle ilgili akademik perspektiflerini aktardı.

    Kurtulmuş, “Bugün burada dinleyeceğimiz arkadaşlar, Latin Amerika’dan Asya’ya Afrika’dan Avrupa’ya kadar farklı bölgelerdeki çatışma çözümleriyle ilgili konularda önemli araştırmaları olan isimlerdir. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, bizim şu anda gerçekleştirmeye çalıştığımız husus, bir Türkiye modelini ortaya koymalı. Biz bu süreçte bütün çalışmaların yapılan barış müzakerelerinin çatışma çözümleriyle ilgili atılan adımların detaylı bir şekilde analizini gerçekleştireceğiz. Ama şunun da farkındayız. Yaptığımız şey Türkiye’ye has bir modelin ortaya konulmasıdır” diye konuştu.

    Toplantıda, çatışma sonrası dönemde karşılaşılabilecek sorunlara dair öneriler ve çözüm modelleri tartışıldı. Yasal zemin, toplumsal tanıma, kültürel haklar, yerinden edilenlerin geri dönüşü ve mağduriyetlerin giderilmesi gibi başlıklarda alt komisyon çalışmaları yapılması planlanıyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kurtulmuş: Tarihi misyonumuzu en başarılı şekilde yerine getireceğiz!

    Kurtulmuş: Tarihi misyonumuzu en başarılı şekilde yerine getireceğiz!

    PİRHA- Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun dördüncü toplantısı öncesinden konuşan Numan Kurtulmuş, “En önemli vazifelerimizden birisinin toplumsal rızayı arttırmak, toplumsal duyarlılığı geliştirmek ve özellikle bu kardeşlik sürecine toplumumuzun farklı kesimlerinin desteğinin artırılmasını temin etmektir” ifadelerini kullandı.

    Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu dördüncü kez toplandı. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, toplantının birinci oturumu öncesi açıklama yaptı. Kurtulmuş, Türkiye’nin tarihi bir döneme girdiğini ve komisyonun kurulması ile birlikte çalışmaların Meclis çatısı altında yoğunlaştırıldığını kaydetti.

    ‘TARİHİ MİSYONUMUZU YERİNE GETİRECEĞİZ’

    Kurtulmuş, en önemli vazifelerinden birisinin toplumsal rızayı arttırmak olduğunu belirterek, şunları ifade etti:

    “Toplumsal duyarlılığı geliştirmek ve özellikle bu kardeşlik sürecine toplumumuzun farklı kesimlerinin desteğinin artırılmasını temin etmektir. Bunun için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bütün siyasi partilerin -bir parti hariç-, bütün siyasi partilerin katılımıyla bu geniş kapsamlı komisyon oluşturulmuş ve şimdiye kadar da bütün kararlarını ittifakla alarak yoluna devam etmektedir. Zor bir sürecin içerisindeyiz. Gayretli bir çalışma döneminin içinde olmak zorundayız. Burada bütün meselelerimizi konuşacağız, ilk o iç oturumda nasıl yapılacağını, ne yapacağımızı konuştuk. Şimdi kimleri dinleyeceğimiz tespit ettik. Şehitlerimizin yakınları ve gazilerimizle başlıyoruz. Bu sürece katkı sunabilecek özellikle kurumsal yapıların tamamını burada mümkün olduğunca dinlemeye gayret edeceğiz ve sonunda da sürecin nasıl sağlıklı bir şekilde sonuçlandırır olabileceğini hep birlikte Türkiye kamuoyuna göstereceğiz. Ümit ediyorum ki bu tarihi misyonumuzu en başarılı şekilde yerine getireceğiz.

    Bu süreçte en çok dikkat etmemiz gereken hususlardan birisi de; Türkiye’de kıyamete kadar barış ve kardeşlik olsun isteyenler olduğu gibi, olmasın diye gayret edenlerin de varlığı aşikârdır. İçeride ve dışarıda bu sürecin başarısız olması için gayretler edenlerin, bu süreci zehirlemeye kalkanların olacağı biliniyor. Dolayısıyla burada özellikle bizlerin saflarımızı sıklaştırarak bu konuda hiçbir eksik belge olmaksızın yolumuzda başarıyla devam etmemiz gerekiyor.”

    ‘DEMOKRASİ OLMADAN KARDEŞLİK TEHDİT ALTINDADIR’

    Komisyon toplantısı basına kapalı sürüyor. Türkiye Harp Malulü Gaziler Derneği, Şehit Dul ve Yetimleri Derneği, Türkiye Gaziler ve Şehit Aileleri Vakfı, Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfı ve Emniyet Teşkilatı Vazife Malulü ve Şehit Aileleri Vakfı’ndan isimler dinlenecek. Toplantının 2’nci oturumunda, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yönlendirmesiyle Halkların Demokratik Partisi (HDP) Amed İl Örgütü binası önünde eyleme başlayan kişiler dinlenecek.

    PİRHA/ANKARA

  • Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun ikinci toplantısı başladı

    Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun ikinci toplantısı başladı

    PİRHA- Komisyonun ikinci toplantısının açılışında konuşan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, “Milletin kanaatlerini, beklentilerini karşılayabilecek bir hassasiyet ile dikkat süreci yürütmek mecburiyetindeyiz. Burada ortaya çıkacak bir ortaklaşma, anlayış, Türkiye’nin büyük kitlelerini memnun edecektir” dedi.

    Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun ikinci toplantısı başladı.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, açılış konuşması yaparken, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın, kapalı yapılacak komisyonda sunum yapıp, soruları cevaplayacak.

    Basına kapalı yapılacak toplantı öncesi konuşan Meclis Başkanı Kurtulmuş,  komisyonun büyük bir fırsat olduğunu belirterek, “Bir daha silahın, kavganın, çatışmanın konuşulmadığı barışın kardeşliğin konuşulduğu bir ortamın tesis edilebilmesi için komisyona tarihi görevler düşüyor. Bu tarih fırsatın değerlendirilebilmesi için adımlarımızı çok dikkatli atmak mecburiyetindeyiz. Görüşlerimizi çok açık ifade etmek durumundayız. Burada ortaya çıkacak bir ortaklaşma, anlayış, Türkiye’nin büyük kitlelerini memnun edecektir. Bu komisyonun vücuda gelmesinin ana sebebi, İmralı’dan yapılan açıklama sonrasında örgütün silah bırakmayı kabul ettiğini, kendini fesh etmeyi kabul etmesini ve ortaya koymasını ve bu süreç ile birlikte ortaya çıkacak bir takım, yasal düzenlemelerin nasıl yapılacağına ilişkin Meclis’in de süreci, sürece vaziyet etmesi, hazırlık yapması ve bunların tabii ki genel kurula kararlarını almak üzere göndermesi” dedi.

    Kurtulmuş daha sonra toplantının kapalı olup olmamasını oylamaya sundu. Komisyon üyeleri oy birliği ile bu talebi kabul etti. Komisyon, daha sonra kapalı biçimde devam etti.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Kurtulmuş: Ortak kelimemiz barış, hedefimiz kardeşlik olsun!

    Kurtulmuş: Ortak kelimemiz barış, hedefimiz kardeşlik olsun!

    PİRHA- Süreçle ilgili Meclis’te kurulan komisyonun toplantısında konuşan Numan Kurtulmuş, “Yeni dönem siyasetin, düşüncenin ve vicdanın daha çok konuşulduğu bir dönem olmak zorundadır. Ancak artık güvenliğin yanı sıra özgürlüğün, eşitliğin ve adaletin imkanlarını ve gücünü daha da yüksek sesle konuşmanın zamanı gelmiştir. Bu komisyon sözünü yükselten herkesin yeridir. Yeter ki ortak kelimelerimiz barış ve kardeşlik olsun. Yeter ki her görüş birlik ve kardeşliği yansıtsın” dedi. 

    Kürt sorununun çözümü bağlamında gerekli yasal düzenlemeler için Meclis’te kurulan komisyon, ilk toplantısını gerçekleştiriyor. Komisyonda yer alan siyasi parti üyeleriyle bir araya gelen Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş toplantının açılış konuşmasını yaptı.

    Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, Meclis’in halkın sesi olmanın yanında toplumsal barışın taşıyıcısı, kardeşliğin teminatı, çözümün meşru adresi olduğunu hatırlatma iradesi gösterdiğine işaret ederek, şunları ifade etti:

    “Komisyonumuz 10 yıllardır ülkemizin enerjisini tüketen ve kardeşi kardeşten uzaklaştırmaya çalışanların provoke ettiği bir meseleye yeni bir gözle bakma iradesinin de yansımasıdır. Orada asıl meselemiz hiç şüphesiz anayasa yazmak, hukuk reformu yapmak ya da tüm meseleleri bir anda çözmek değildir. Meclis’in halkın sesi olmanın yanında toplumsal barışın taşıyıcısı, kardeşliğin teminatı, çözümün meşru adresi olduğunu hatırlatma iradesidir. Siyasi hesaplarla, dar tanımlarla ve kalıplarla değil; cesaretle, vicdanla ve adaletle hareket etmenin adıdır. Çünkü örgütün kendini feshederek silahların tamamen susturulması ile başlayan süreç, herhangi bir kişi, kurum ya da siyasi yapının değil doğrudan doğruya aziz milletimizin meselesidir. Meclis Komisyonunun da kıymeti tam buradadır. Bu komisyon, toplumun manevi dokusunu tahkim etmeye, kardeşliği kalıcı kılmaya ve farklılıklarımızı zenginliğimiz olarak kabul edip ortak yaşamı güçlendirmeye dönük bir çağrıdır. Esasında milletimiz arasındaki birlik, beraberlik ve kardeşlik duyguları, toplumumuzun asırlar boyunca en önemli toplumsal yapı taşı olmuştur.

    EŞİTLİĞİN VE ADALETİN İMKANLARINI VE GÜCÜNÜ DAHA DA YÜKSEK SESLE KONUŞMANIN ZAMANI GELMİŞTİR

    Yeni dönem siyasetin, düşüncenin ve vicdanın daha çok konuşulduğu bir dönem olmak zorundadır. Ancak artık güvenliğin yanı sıra özgürlüğün, eşitliğin ve adaletin imkanlarını ve gücünü daha da yüksek sesle konuşmanın zamanı gelmiştir. Bu komisyonun bir diğer misyonu da budur. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra birbirinden koparılan, aralarına tel örgüler çekilen halklar artık yeniden birbirlerini daha yüksek sesle duymayı hak ediyor. Attığımız her adım bu kadim coğrafyada barış ve kardeşliği tahkim etmeye yönelik olmalıdır. Bu çerçevede ‘terörsüz Türkiye’, aslında açıkçası terörsüz bir bölge demektir. Değerli milletvekili arkadaşlarım, aziz milletim; gayet açıktır ki Türk-Kürt kardeşliği coğrafyamızın asli konusudur. Çanakkale’de omuz omuza savaşanların torunlarıyız. Kardeşlik, kaderde birlik yalnız savaş meydanlarında değil; alın terinde, acıda ve umutta da birlikte yürümektir.

    Bugün de bizler, halkın tam da içinden çıkan o hakka yaslanarak, o millî irfanı kuşanarak, tarihi bugünün anlayışıyla yeniden yorumlamak ve geleceği bu iradeyle kurmak mecburiyetindeyiz. Küresel şartlar ve bölgesel gelişmelerin kırılganlığına rağmen, içeride birliğimizi büyütmek, toplumsal huzuru pekiştirmek; dışarıda ise bölgesel barışı korumak mecburiyetindeyiz. İç cephemizi tahkim etmek, Türkiye’nin istikrarını kurumsal bir siyasal akla oturtmak zorundayız. Ülkemizin önünü tıkayan karanlık dönem, milletimizin feraseti ve devletimizin kararlılığıyla artık geride kalıyor.

    Meclis, hakikati duyan, toplumu hisseden ve vicdanını temsil eden, şüphesiz en yüksek demokratik çatıdır. Biz bu komisyonda yeni bir anayasa yazmıyoruz belki, ama kardeşlik cümlelerini kuracağız ve birlikte hareket edeceğiz. Meclisimiz, bin yıllık kardeşliği yeniden hatırlatmakla kalmayacak, siyasal düzlemde yeniden tarif edecektir. Bilinmelidir ki, şahit olduğumuz silah bırakma süreci bir pazarlığın sonucu asla değildir. Milletimizin huzura ve birliğe dair kararlılığının sonucudur ve bunun yansımasıdır. Bugün iftihar ettiğimiz gelişmeler, insanımızın emeğini ve vaktini çalan bir engelin ortadan kalkması istikametindedir.

    Bu komisyon sözünü yükselten herkesin yeridir. Yeter ki ortak kelimelerimiz barış ve kardeşlik olsun. Bu çatı altında konuşulmayacak hiçbir konu yoktur. Yeter ki birbirimizi dinlemeye hazır olalım. Yeter ki her görüş birlik ve kardeşliği yansıtsın. Vicdan sahibi olan herkese teşekkür ediyorum. İnanıyorum ki katkı veren herkes bu memleketin mayasında kardeşlik olduğunu göstermiştir.

    Büyük şair Ahmedî Xanê’nin düşünceleri ile ifade edersek, ‘Halkların kalbi, adalet ile birlikte atarsa millet olur. Dil değişir, kıyafet değişir, coğrafya değişir, ortak duygulara baki kalır.’ Bu açıdan tartışmanın doğru mecrası Meclis ve onu temsilen bu gün burada oluşturduğumuz komisyondur. Çünkü milletin tamamını temsil eden her fikir ve kimliğin yeri burasıdır. Dikkat çekmek isterim; bu gün burada tüm partilerin temsilcileri var. Diyebiliriz ki bu salon toplumun yüzde 98’ini temsil ediyor. Bir iradenin yansımasıdır.

    Her bilgilendirme ve adım şeffaf ve kapsayıcı şekilde yapılacaktır. Bu çatı altında yürütülen her çalışma halkın gözü önünde ve millet iradesinin güvencesi ile yürüyecektir. O yüzden komisyonun işleyiş prensiplerini ilk günden itibaren açık şekilde ifade etmek zorundayız. Bunlardan ilki şeffaflıktır. Milletimiz her adımı bilmelidir. Toplumun gerçekleştirilenleri öğrenmeye hakkı vardır. Bunun yegane muhatabıdır. Bir diğer prensibimiz açıklık olmalıdır. Çünkü saklı gündemlerin örtük hesapların, toplumsal barışa hiçbir katkısı yoktur. Üçüncü temel ilkemiz ise hiç şüphesiz çoğulculuk olmalıdır. Çünkü bu topraklar tek renkle değil çok sesle çok kültürle anlamlıdır.

    Komisyon çalışmaları hakkında kamuoyunun ve basının bilgilendirilmesi yalnızca Meclis başkanlığı tarafından yürütülecektir. Çünkü süreci zehirleyebilecek ve provoke edebilecek açıklamalara itibar edilmemesini sağlamak da bu komisyonun başlıca görevlerinden birisidir. Yerinde, zamanında doğru bilgilendirme basın yoluyla kamuoyuna verilecektir.  Bu süreç Kürdün de Türkün de her kesimin ortak geleceğini ilgilendiren bir beka meselesidir. Dolasıyla komisyon, müzakereci bir istişare organı olarak hareket edecektir. Bu zeminde farklı fikirlerin ortak akılda birleşmesini sağlayacak bir anlayış ile çalışacaktır. Komisyonun görev ve sorumlulukları aslında özellikle silah bırakma sürecinin millet adına takibi büyük önem taşımaktadır. Bu süreç hukuki, sosyalzemini ile siyasal dili ile dikkat ile izlenmeli, yönlendirilmeli ve gerektiğinde öneriler sunulmalıdır. Burada önemli bir hususu da vurgulamak istiyorum. Hiç şüphesiz bu sürecin en önemli hususiyetlerinden birisi de toplumun psikolojinin iyi bir şekilde yürütülmesidir. Bu çalışmaların başarıya ulaşmasında toplumsal kesimlerin farklı kesimlerin sürece katkısı bakımından toplumsal psikolojinin doğru ve hep birlikte yönlendirilmesi oluşturulması da önemli bir görevdir.

    Bu aynı zamanda güçlü ve karşılıklı toplumsal bir saygıyı da doğuracak olan adımdır. Kürdün onurunu korumayan bir dil, Türk’ün gurunu hiçe sayan bir söylemin barışa değil yeni kırılmalara neden olan yaklaşımlar olduğunu ifade etmek isterim. Birlikte yaşamı sağlamak için buradayız. Bunun inşa edildiği bir zemin olacak komisyon. Barışı kalıcılaştıracak yasal düzenlemelerin önerilmesi de hazırlanması da bu komisyonun sorumlulukları arasındadır. Ortaya çıkacak ihtiyaçlar doğrultusunda öneriler geliştirmek, raporlar sunmak, analizler yapmak ve bunları Meclis’in genel iradesine taşımak da bu yapının asli görevidir.

    Provokasyonlar her zaman her dönemde olabilir. İçerden ve dışardan gelecek hamleleri bertaraf edecek çoğulcu demokratik yapımızdır. Bu yüzden çalışmalarımıza sadece siyaset kurumu değil, toplumun bütün kesimleri de dahil edilecektir. Kanaat önderleri, sivil toplum kuruluşları, üniversitelerin bu konulardaki katkıları kıymetli olacaktır. Basın, siyasi magazinden uzak halkı doğru bilgilendirmek ile akademi soğukkanlılıkla ele almak ile sivil toplum sahadaki ihtiyaçları dile getirmek ile görevlidir. Hiç kimse dışarda bırakılmamalıdır. Hiçbir fikir kenara itilmemelidir. Çünkü biz bu milletin tümünü kapsayan kardeşliği, birliği kurmak istiyoruz.

    Sonuç olarak; bu masa milletin vicdanı ile aklı ile irfanı ve inancı ile kurulmuştur. Türkiye’nin barış ile bütünlükle demokrasi ile ve kardeşlikle güçleneceğine inanıyorum. Demokratik, çoğulcu ve herkesin kendini ait hissettiği bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Komisyonumuz, hakikatin gözardı edilmediği, duyguların inkar edilmediği, siyasetin çözüm üretme cesareti, anlayışı temsil edecektir. Burada kurulacak her söz kardeşliğin dili ile ve vicdan sesi ile şekillenecektir. Her kimlik milletimizin asli rengidir. Hiçbir bir vatandaşımız dilinden, inancından ve kimliğinden  dolayı ötekileştirilemez. Kardeşliğimiz daim olsun.”

    Kurtulmuş’un açılış konuşmasının ardından siyasi parti temsilcileri komisyonda görüş ve değerlendirmelerini paylaşacak, komisyonun çalışma usul ve esasları ile prensipleri belirlenecek.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Komisyonun toplanacağı tarih belli oldu!

    Komisyonun toplanacağı tarih belli oldu!

    PİRHA- TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Meclis’te kurulacak komisyonun, ilk toplantısını 5 Ağustos’ta yapacağını açıkladı.

    Abdullah Öcalan tarafından yapılan 27 Şubat’ta yapılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın ardından PKK kendini fes ederek, silahları yapılan törenle yaktı.

    Sürece dair Meclis’te komisyon kurulurken, komisyonun önümüzdeki hafta çalışmalarına başlanacağı açıklandı.

    Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, komisyon üyelerini 5 Ağustos’ta saat 11.00’da Meclis Tören Salonu’nda yapılacak toplantıya davet etti.
    Toplantı, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un açılış konuşması ile başlayacak. Ardından üyelerin değerlendirmelerine geçilecek. Yapılacak değerlendirmelerin ardından komisyonun çalışma usul ve esasları tartışılıp karara bağlanacak.

    PİRHA/ANKARA

  • Yeni Yol Partisi, komisyonda yer alacak isimleri belirledi!

    Yeni Yol Partisi, komisyonda yer alacak isimleri belirledi!

    PİRHA- Yeni Yol Partisi’nin Meclis’te kurulacak komisyona vereceği üyeler belli oldu. Komisyonda Bülent Kaya, Mehmet Emin Ekmen ve Mustafa Bilici yer alacak.

    TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Kürt sorununun çözümüne yönelik Meclis’te kurulacak özel bir komisyonun Ağustos ayının ilk haftasında çalışmalarına başlayacağını açıkladı. Meclis’te grubu bulunan ve temsil edilen partilerde komisyona girecek isimleri belirlemeye başladı.

    Komisyonun ismi konusunda tartışmalar sürerken, DEM Parti komisyonun adını “Barış Ve Demokratik Toplum Komisyonu”, CHP “Toplumsal Barış, Adalet ve Demokratik Mutabakat Komisyonu”, MHP ise “Kardeşlik ve Dayanışma Komisyonu” olmasını önerdi.

    Yeni Yol Partisi de, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” kapsamında Meclis’te kurulacak komisyonda yer alacak üyelerini belirledi. Yeni Yol Partisi, komisyonda yer alması için Saadet Partisi Meclis Grup Başkanvekili Bülent Kaya, DEVA Partisi Grup Başkanvekili Mehmet Emin Ekmen ve Gelecek Partisi Milletvekili Mustafa Bilici’yi Meclis’e bildirecek. Gün içinde tüm partilerin belirledikleri isimleri Meclis Başkanlığı’na bildirmesi bekleniyor.

    PİRHA/ANKARA

  • TBMM Başkanı Kurtulmuş: Komisyon çalışmaları Ağustos’ta başlayacak

    TBMM Başkanı Kurtulmuş: Komisyon çalışmaları Ağustos’ta başlayacak

    PİRHA- TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Kürt sorununun çözümüne yönelik Meclis’te kurulacak özel bir komisyonun Ağustos ayının ilk haftasında çalışmalarına başlayacağını açıkladı.

    Altıncı Dünya Parlamento Başkanları Konferansı için İsviçre’nin Cenevre kentinde bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, burada gazetecilere yaptığı açıklamada sürece dair önemli mesajlar verdi.
    “Başından itibaren mümkün olduğunca az konuşarak süreci yürütmeye çalışıyorum. Hassas bir konu. Türkiye’nin ayaklarına bir pranga olarak buruldu ve şimdi tarihi bir fırsat olarak önümüzde duruyor” diyen Kurtulmuş, silah bırakma sürecinin Meclis çatısı altında yasal bir çerçeveye oturtulacağına dikkat çekti.

    Silahların bırakılması yönünde ilerleyen sürecin kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Kurtulmuş, “Bu politik tartışmanın yapılacağı bir zemin değildir. 86 milyon milletimizin hep birlikte bu sorunun ortadan kaldırılması için fedakarca çalışacağı bir süreçtir” dedi.

    NİTELİKLİ ÇOĞUNLUK VURGUSU

    Komisyonun yapacağı çalışmanın odağında, sürecin nasıl kalıcı bir çözüme ulaştırılacağı olacağını belirten Kurtulmuş, tüm partilerle görüşmeler yaptığını ve bu sürecin bütün partilerin aldığı bir karar olarak ilerlemesi gerektiğini söyledi.
    Komisyonun yasama döneminin açılmasıyla birlikte ilk hafta gündeme alınacağını söyleyen Kurtulmuş, yasal düzenlemelerin yapılabilmesi için nitelikli çoğunluğun aranacağını da sözlerine ekledi.
    Kurtulmuş, “Komisyon, örgütün silah bırakma süreci ile ilgili yasal düzenlemeleri ele alacak. Kamuoyunun desteğini alacak şeffaf ve yapıcı bir süreç hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti: Barış süreci belli bir aşamaya geldi-VİDEO

    DEM Parti: Barış süreci belli bir aşamaya geldi-VİDEO

    PİRHA – DEM Parti İmralı Heyeti, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ile yaptıkları görüşme ardından önemli açıklamalarda bulundu. İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan, “Süreç önemli bir aşamaya geldi” diye belirtti.

    DEM Parti İmralı Heyeti Üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’la bir araya geldi. Yaklaşık yarım saat süren görüşmede yeni sürece dair gelişmeler ele alındı.

    Yapılan toplantı ardından DEM Parti heyeti, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Yapılan açıklamada, iki hafta içerisinde MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, CHP lideri Özgür Özel ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşeceklerini duyuruldu.

    Ziyaret takviminin henüz netleşmediğini söyleyen Buldan, sonraki aşamada ise PKK Önderi Abdullah Öcalan’ı ziyaret edeceklerini belirtti.

    “GÖRÜŞMELER SIKLAŞACAK!”

    Pervin Buldan, Meclis Başkanı Kurtulmuş’la görüşmelerinin daha da sıklaşacağının bilgisini vererek “Daha kapsamlı görüşmeler gerçekleştireceğiz. Çünkü süreç belli bir aşamaya geldi, bu aşamaların ne olduğuna dair önümüzdeki günlerde sizinle paylaşacağız. Bu ziyaret, aslından bir nebze nezaket ziyareti; başkanın yeni seçilmiş olması itibariyle hayırlı olsun ziyareti olarak, aynı zamanda barış süreciyle ilgili gelinen aşamaları istişare etme, biraz tartışma, konuşma ve gelinen aşamaların hangi noktada olduğuna dair görüş alışverişinde bulunduk” dedi.

    “SÜRECİNİN PARLAMENTO ZEMİNİNDE İLERLEMESİ ÖNEMLİ”

    Buldan, açıklamasının devamında şu bilgileri paylaştı:

    “Kurtulmuş’un sürece dair gösterdiği ilginin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Biz bu sürecin, barış sürecinin diyalog ve parlamento zemininde ilerlemesinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Yaklaşık iki hafta içerisinde, Sayın Bahçeli’yi, Sayın Özel’i, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, bu görüşmelerin sonunda da İmralı’da Sayın Öcalan’a bir ziyaret gerçekleştireceğiz” ifadelerini kullandı.

    “MECLİS HAYATİ ROL OYNAYACAK”

    DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Mithat Sancar ise oluşturulması planlanan Meclis Komisyonu hakkında şu bilgileri verdi:

    “Sürecin toplumsal katılım ve destek ile güçlenerek devam etmesi, barış yolunda çok daha sağlam adımlarla yürümesi için Meclis’in devreye girmesi gerektiği uzun süredir konuşuluyor. Bizim isteğimiz de buydu. Meclis’te bir komisyon kurulması gerektiği noktasında kamuoyunda ve siyasi partilerde bir görüş birliği vardır. Komisyon şartları ve diğer ayrıntılarla ilgili görüşmeler devam ediyor.
    Biliyorsunuz, Sayın Kurtulmuş, grubu bulunan partilerin başkanvekilleriyle yaptığı toplantıdan sonra yazılı görüş istedi. Pazartesi, görüşler geldikten sonra ne tür bir komisyon, nasıl çalışacak bir komisyon konuları giderek somutlaşacaktır. Bizler de bu konuda fikirlerimizi paylaştık. İstişareye açık olduğumuzu her zamanki gibi söyledik. Meclis’in devreye girmesinin bu süreci çok daha sağlam ayaklar üstüne oturtacağından bizim hiçbir tereddüdümüz yok. Toplumsal meşruiyet, hukuksal güvence ve sağlam ilerleyiş bakımından Meclis hayati bir rol oynayacak.

    Meclis Başkanımızın bu konuda iradesi, isteği çok güçlü. Bunu her seferinde görüyoruz, tanık oluyoruz. Kendisinin bu konuda her türlü çalışmaya açık olduğunu görmek de Meclis’in rolünü oynaması açısından önemli bir imkân. Bütün partilerin bu süreçte eleştirilerini, itirazlarını da içerecek şekilde yapıcı olarak dile getirmelerini, Meclis’te diyalog ve uzlaşma arayışının güçlenmesi açısından önemli buluyoruz. Evet, herkesin eleştirisi de olabilir, itirazı da olabilir, çekincesi de olabilir. Ama bunları demokratik bir üslupla ve uzlaşma arayışına dönük olarak Meclis zemininde ifade etmek, toplumsal barışa büyük katkı sunacaktır.”

    Görüşmenin tamamlanması ardından TBMM sosyal medya hesabından Numan Kurtulmuş ve DEM Parti heyetinin görüşmesinden fotoğraflar paylaşıldı.

    PİRHA/ANKARA

  • Pir Hüseyin Keskin: İktidardakiler ayrıştırıcı ve ötekileştirici dilden uzak durmalı!-VİDEO

    Pir Hüseyin Keskin: İktidardakiler ayrıştırıcı ve ötekileştirici dilden uzak durmalı!-VİDEO

    PİRHA- İmam Musa Kazım Ocağı evlatlarından Pir Hüseyin Keskin, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi ittifakını öven sözlerine tepki göstererek, “İktidardaki veya yönetimdeki insanların halkların arasına ayrıştırıcı, ötekileştirici söz söylememeli. Çünkü bu topraklar bizim de topraklarımız” dedi.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, 19 Mayıs 2025’te Şırnak Üniversitesi Konferans Salonu’nda düzenlenen “Şırnak Sivil Toplum Buluşması” programında 1514 Çaldıran Savaşı öncesinde, İdris-i Bitlisi aracılığıyla Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim ve Kürt Beyleri arasında Safevîlere karşı kurulan ittifakı övmüştü.

    Kurtulmuş konuşmasında “Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle inleten Şah İsmail’e karşı, Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi’nin yapmış olduğu bir büyük ittifaktan söz ederek, “1514’te Çaldıran’da o ittifakımız, Anadolu’daki Müslüman toplulukların başının daha dik bir şekilde dolaşmasına, esenlik ve birlik içerisinde birlikte var olmasına neden olmuştur.” demişti.

    Numan Kurtulmuş’un yaptığı açıklama Alevi toplumunda ve kurumlarında büyük bir tepkiye neden oldu. Alevi kurumları Numan Kurtulmuş’un istifasını istedi.

    Programda yaptığı açıklamaya tepki gösteren İmam Musa Kazım Ocağı evlatlarından Pir Hüseyin Keskin, Numan Kurtulmuş’un sarf ettiği sözler hakkında, “İktidarın özellikle ayrıştırıcı, ötekileştirici söylemden, dilden vazgeçmeleri gerekiyor. Hazır birtakım süreçler yaşanıyor, barış süreçleri falan gündeme gelmiş. Böyle bir ortamda biraz daha itinalı konuşulması gerekiyor. Biraz daha toparlayıcı olmak zorundalar” ifadesinde bulundu.

    “BU VATAN BİZİM DE VATANIMIZ”

    Toplumda farklı inanç ve kimlikten toplulukların olduğuna belirten Keskin, Numan Kurtulmuş’un sözlerine karşılık olarak şu ifadeleri kullandı:

    “Bu bir zihniyetin yansıması. Anadolu’da ortak yaşam alanı içerisinde bizler farklı inançlar, farklı diller konuşan halklar bir arada, birlikte yaşıyoruz. Buraya vatan diyen topluluklar içerisinde mutlaka Kürt’ü de var, Türk’ü de var, Alevi’si de var, Sünni’si de var. Burası ortak bir yaşam alanı. İktidardaki veya yönetimdeki insanların bu halkların arasına ayrıştırıcı, ötekileştirici söz söylememeleri gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu topraklar bizim de topraklarımız. Bu vatan bizim de vatanımız tabii ki ortak yaşam alanımız.”

    ‘AYRIŞTIRICI DİLDEN VAZGEÇMELERİ GEREKİYOR’

    Alevilerin de ülkenin vatandaşı olduğunu ifade eden Keskin, iktidarın ayrıştırıcı dilden vazgeçmesi gerektiğinin altını çizerek şunları söyledi:

    “Biz Alevi toplumu bu ülkeye her noktasında emek veren bir halkız. Bu devlete biz de üzerimizde düşen görevleri yerine getiriyoruz. Bu devletten de Alevi toplumu kendi üzerine düşen her türlü desteği de alması gerekiyor. İktidarın özellikle ayrıştırıcı, ötekileştirici söylemden, dilden vazgeçmeleri gerekiyor. Hazır bir takım işte süreçler yaşanıyor. Barış süreçleri falan gündeme gelmiş. Böyle bir ortamda biraz daha itinalı konuşulması gerekiyor. Biraz daha toparlayıcı olmak zorundalar.”

    Kamber YILDIZ/MARAŞ

  • Ali Kenanoğlu yazdı: Barış sürecine İdris’i Bitlisi suikastı ve elini ovuşturanlar

    Ali Kenanoğlu yazdı: Barış sürecine İdris’i Bitlisi suikastı ve elini ovuşturanlar

    PİRHA- HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Yavuz Sultan Selim- İdris-i Bitlisi ittifakı söylemi üzerinden DEM Parti’ye yüklenilmesini eleştirdi. Kenanoğlu, “Demokratik Cumhuriyet ne Yavuz Selim ile ne de İdris’i Bitlisi ile kurulabilir. Alevilerin hayrını düşünenler sorunun çözümünün Demokratik Cumhuriyet’ten geçtiğini bilmelidir. Bu süreçte ötekileştiren dil kullananları eleştireceğiz, karşı çıkacağız, protesto edeceğiz. Çünkü biz bu cumhuriyeti onlarla değil, demokrasiden yana olanlarla, ortak vatanda bir arada eşit ve adil yaşamı savunanlarla birlikte demokratikleştireceğiz” dedi.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un, “Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle inleten Şah İsmail’e karşı, Yavuz Sultan Selim ile İdrisi Bitlisi’nin yapmış olduğu ittifak, Anadolu’daki Müslüman toplulukların birlikte var olmasına neden olmuştur” ifadeleri sonrasında yaşanan tartışmalara ilişkin sanal medya hesabında bir yazı kaleme aldı.

    Kenanoğlu, “Barış Sürecine İdris’i Bitlisi suikastı ve elini ovuşturanlar” başlığıyla kaleme aldığı yazısında DEM Parti içerisindeki Alevilere ve sosyalistlere yönelik ithamları ve barış görüşmelerine yönelik sürecin ‘Alevi soykırımı’na hazırlık olduğuna dair yapılan propagandaları eleştirdi.

    “EZİLEN TÜM HALKLARIN, İNANÇLARIN SORUNLARININ ÇÖZÜMÜ HEDEFLENMEKTE”

    Ali Kenanoğlu’nun kaleme aldığı yazısı şöyle:

    “Devleti temsil eden yürütmenin başındaki Cumhur ittifakının “Terörsüz Türkiye” süreci olarak dillendirdiği ve propagandasını bunun üzerinden yaptığı bu süreci, diğer tarafında olup bizzat yöneten Abdullah Öcalan’ın ise “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olarak adlandırmaktadır

    Öcalan bu süreci iki ana aşamada ele almaktadır;

    1- Devletle yürütülen ve PKK’nin kendini feshi, silahların bırakılması ile sonuçlanacak birinci aşama ki bunu “Barış” aşaması olarak tanımlamaktadır.

    Örgütün silahsızlanması ve feshiyle devletinde bu silahsızlanmanın gereği olan kimi düzenlemeler yapmasıyla; örgüt mensuplarının durumu, bundan sonraki yaşamlarına ilişkin belirsizliğin giderilmesi, örgütten kaynaklı çıkartılan kimi antidemokratik yasalarla ilgili düzenlemeler, Abdullah Öcalan’ın yaşam koşullarındaki düzenlemelerle birlikte birinci aşama tamamlanacaktır.

    2- Öcalan, devletle yürütülecek birinci aşamanın tamamlanması ile geçilecek ikinci aşamayı ise “Demokratik Toplum” inşası ile birlikte “Demokratik Cumhuriyet” in oluşturulması süreci olarak tanımlamaktadır.

    Bu süreç devletle değil silahların susması ve iktidarın elindeki demokrasinin kılıcı olarak duran “Terör Bahanesi Silahı” nın iktidarın elinden alınmasıyla birlikte önü açılacak “Demokrasiden yana olan tüm yapılarla” birlikte yürütülecektir.

    Yani Demokratik Cumhuriyet demokrasiden yana olan demokratik toplumla oluşturulacak ve başta Kürt sorunu olmak üzere antidemokratik uygulamalardan ve tekçi yönetim anlayışından kaynaklı yaşanan Alevi sorunu gibi tüm ezilen halkların ve inançların, emekçilerin, kadınların gençlerin sorunları çözümü hedeflenmektedir.

    Yani silahların bırakılması ve örgütün feshiyle birlikte ne Kürt sorunu bitecek ne de Türkiye demokratikleşecektir.

    “KARŞILIKLI MUTABIK OLMANIN GEREĞİNİ YERİNE GETİRMEKTEDİRLER”

    Öncelikle bu sürecin bu aşamalardan oluştuğunun bilinmesi gerekir. Görüleceği üzere işin devletle olan kısmı örgütün silahları bırakması ve bunun gereği olan kimi yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesinden ibarettir.

    Bu aşama devletin- iktidarın işine gelmekte ve AKP-MHP iktidarı “40 yıllık terörü bitirdik” diyerek bunun ekmeğini yemeye çalışacaktır. Öcalan ise Kürt kimliğinin kabulüyle birlikte geriye kalan Kürtlerin haklarının kazanımının demokratik siyaset alanıyla daha kolay ulaşılacağını öngörmektedir.

    Bu nedenle iktidarda-Öcalan ve örgütlüde bu karşılıklı mutabık olmanın gereğini yerine getirmektedirler. Umarız ki sorunsuz sıkıntısız herhangi bir yol kazasına uğramadan bu süreç tamamlanır.

    Tüm bu anlattıklarım “barış” aşamasıyla ilgili işin bu kısmının, bir pazarlık meselesi, bir al-ver meselesi olmadığını anlamamızı kolaylaştırdığını düşünerek bu faslı tamamlayayım.

    “DEMOKRATİK CUMHURİYET NE YAVUZ SELİM İLE NE DE İDRİS’İ BİTLİSİ İLE KURULABİLİR”

    İkinci aşama ise ne devletle ne de cumhur ittifakıyla yürütülecektir. İkinci aşama olan “Demokratik Toplum” sürecinin muhatapları; demokrasiden yana olan siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri, sendikalar, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları ez cümle demokrasiden yana olacak olan herkestir.

    Zaten demokratikleşme bir pazarlıkla ya da al-ver ile oluşturulamayacağı aşikardır. Demokratikleşme Demokratik Cumhuriyet’e inanan, onu isteyen, talep eden, bunun için mücadele edenlerle birlikte oluşturulacaktır.

    Kısacası yerel yönetimlerin yetkilerini tırpanlayıp yetkileri merkezi iktidara taşıyan, halkın iradesini yok sayıp kayyımların önünü açan, hukuku yerle bir eden, kuvvetler ayrımını ortadan kaldıran, hesap vermeyi şeffaflığı ortadan kaldıran bir anayasa ve yönetim anlayışının olduğu bir cumhuriyet, demokratik olmayacaktır.

    Demokratik Cumhuriyet ne Yavuz Selim ile ne de İdris’i Bitlisi ile kurulabilir. Demokratik Cumhuriyet Türk’ten başka millet tanımayan, Türkçe ’den başka dili kabul etmeyen, Sünni İslam anlayışından başka inanç istemeyenlerle de yapılamaz.

    Demokratik Cumhuriyet, bu topraklarda yaşanan Ermeni Soykırımı, Koçgiri, Dersim, Zilan, Ağrı, Roboski, Maraş, Çorum, Gazi, Gezi, gibi katliamlarla, çocuklarının kemiklerini arayan Cumartesi Anneleriyle, faili meçhul(!) cinayetlerle yüzleşmeden kurulamaz.

    Demokratik Cumhuriyet Siyasal İslamcı yaklaşımlarla kadınların İstanbul sözleşmesini yok sayanlarla, LGBTİ gibi farklı cinsiyet kimliklerine düşmanca yaklaşanlarla, başörtüsü gibi inançsal talepleri kabul etmeyenlerle de yapılamaz.

    Demokratik Cumhuriyet insanların inançlarını devletin kontrol edeceği Hanefi Diyaneti ve Alevi Diyaneti gibi devlet kurumlarını savunarak yapılamaz.

    “KURTULMUŞ’UN SÖZLERİNİ KABUL ETMEDİK, ONLAR İSE ELLERİNİ OVUŞTURUP SALDIRMAYA BAŞLADI”

    Bunları detaylıca yazmamın sebebi bu sürecin bütün yükünün neredeyse sadece Kürt siyaseti ve Kürtlerle birlikte bileşik mücadele içerisinde olan bizim gibi Alevi ve sosyalist insanlara ve onun kurumları olan HDK-DEM partiye düşmesidir.

    2013- 2015 çözüm sürecinde akil insanlar heyeti vardı ve devletin imkanlarıyla her ili gezerek süreci anlatıyor, sorulara cevap veriyor ve toplumu süreçle ilgili aydınlatıyorlardı.

    Şimdi ise bu görevi biz yapıyoruz, üstelikte İktidarın sürece uygun olmayan diline rağmen onlara da cevap vererek sürdürmeye çalışıyoruz. İktidar mensupları bu sürece sahada katkı sunmadığı gibi dilleriyle de sürece zarar vermektedirler.

    Bunun son örneği ise Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un İdris’i Bitlisi ve Yavuz Selim ittifakını övüp Şah İsmail’i zalim ilen ettiği konuşma oldu.

    Bu konuşmaya DEM Parti ve HDK olarak cevap verip tepkimizi gösterdik ve bu sürecin bir toplumun katliamına sebep olan ittifakla tarif etmenin asla doğru olamayacağını söyleyip bunu da asla kabul etmeyeceğimizi beyan ettik.

    Biz bunu söyledik ama bir kesim var ki sanki biz bunu kabul etmişiz ve onaylamışız gibi ellerini ovuşturup saldırmaya başladılar.

    Kimisi sosyal medya paylaşımlarıyla kimisi yazdığı yazılarla kimisi TV ve Youtube kanallarındaki konuşmalarıyla süreci bir anda “Yavuz- İdrisi Bitlisi İttifak” süreci olarak tanımlamaya başladılar.

    Bazı arkadaşlar ki tanıdığım insanlar “Abdullah Öcalan’ın, İdris-i Bitlisi ile Yavuz Selim ittifakını övdüğünü “Bu ittifakı Erdoğan-Öcalan olarak güncelleyelim” dediğini yazdılar ve bunun üzerinden de DEM Parti içerisindeki Alevilere ve Sosyalistlere laf atarak bu ittifakın bir “Alevi soykırımı”na hazırlık çağrısı olduğunu anlamayacak kadar embesil olduğumuzu söylediler. [1]

    Bu kadar yalan ve iftirayla ve de hakaretle konuya yaklaşmasalardı cevap verme ihtiyacı duymayacaktım çünkü bu ilk defa karşılaştığım bir durum değildi.

    “ÖCALAN’IN, YAVUZ SELİM VE İDRİS’İ BİTLİSİ İTTİFAKINA YÖNELİK NE ÖVGÜSÜ NEDE SÖZÜ VAR”

    Şimdi yazılan ve gerçekmiş gibi alıntılanan bu yalan ve iftiraları düzeltmemiz gerekiyor;

    1- Bunu yazan arkadaşlara ki sadece bir kişi değil, Öcalan’ın ne zaman “İdris’i Bitlisi övgüsü ve Yavuz – İdris’i Bitlisi ittifakı vurgusu” yaptığını, “Bu ittifakı Erdoğan-Öcalan olarak güncelleyelim” dediğini kendilerinin Öcalan’ın bu konudaki sözlerini nereden alıp yazılarına konu ettiklerini ve bu kaynaklarını bana göndermelerini rica ettim.

    Önce çok emin bir şekilde “her yerde yazıyor” diyenler oldu ama sonrasında sadece 25 Mart 2015 tarihli Odatv de Murtaza Demir’in yazdığı yazıyı gönderebildiler.[2] Murtaza Demir’in yazısında ise bu sözün nerede ne zaman söylendiğine ilişkin bir kaynak belirtilmeden yazılmış olduğunu görüyoruz, yani tamamen kendi kurgusunun bir ürünü olarak karşımıza çıkıyor.

    Murtaza Demir’in de Kürt sorunu konusunda Odatv gibi düşündüğünü söyleyip olayın tümüyle önyargılardan ibaret bir kurgu olduğunu Öcalan’ın böyle bir sözü olmadığını söyleyeyim.

    Abdullah Öcalan’ın 2013 Nevrozunda okunan mesajındaki Türk – Kürt kardeşliğini “Bin yıllık İslam kardeşliği” vurgusu üzerine oturtması üzerine Alevi kamuoyundan yoğun tepkiler gelmiş ki ben de o tarihte bunu açıkça eleştirdim, sonrasında Öcalan ikinci bir açıklama göndererek bu kardeşliğin “Malazgirt” vurgusu üzerinden olduğunu ifade edip Alevilere yönelik özel söylemleri oldu. Ancak Öcalan’dan bu lafı duyanlar bunun üzerinde çokça tepinmiş ve Murtaza Demir gibi olmadık kurgular yapmışlardı. Şimdi bu kurgular gerçekmiş gibi alıntılanıp yeni kurgulara kaynak olmaktadır.

    Yani Öcalan’ın İdris’i Bitlisi – Yavuz ittifakına yönelik ne bir övgüsü var ne de bunu güncelleme konusunda bir sözü var. Bunlar önyargılarla oluşturulmuş ezberlerin ürünü olarak karşımıza çıkan yalanlardan ibarettir.

    “İDRİS’İ BİTLİS VE YAVUZ SELİM İTTİFAKI VURGUSUNUN SORUMLUSU KÜRT SİYASETİ OLAMAZ”

    2- İdris’i Bitlis’inin Şafi bir din adamı olmadığı Şii bir bürokrat olduğunu tarihçiler belgeleriyle ortaya koydular. İdris’i Bitlis’inin önce Şah İsmail’e gittiğini ve kendisine övgü dolu yazıları, bağlılık ilanları açık kaynaklarda yayınlanmaktadır. [3]
    Şah İsmail’in İdris’i Bitlisi ve diğer Kürt beylerinin özerklik talebini kabul etmemesi üzerine Yavuz’a gittikleri ve Yavuz Selim’in bunu kabul etmesi üzerine o ittifakın gerçekleştiği de tarihçiler tarafından ortaya konmuştur.

    Yani İdrisi Bitlisi – Yavuz ittifakı inançsal değil çıkar ittifakıdır ve İdris’i Bitlisi Şafi değil Şii’dir ve sahibin talimatlarını uygulayan bir devlet memurudur.

    Ne Yavuz’un ne de İdris’i Bitlis’inin yaptıklarını onaylamadığımız gibi Alevi toplumunun çoluk çocuk, kadın- yaşlı demeden katliamdan geçirilmesini sadece lanetleriz ve bu tür katliamcı ittifakları yüzletilmesi gereken ibretlik kötü ittifaklar olarak konuşuruz.

    3-    Numan Kurtulmuş ya da başka bir AKP’linin, MHP’linin İdris’i Bitlisi – Yavuz ittifakı vurgusunun sorumlusu Kürt siyaseti olamaz. Kürt siyasetinin pratiğinde böyle bir yaklaşım söz konusu değildir. Kürt hareketi yıllardır sol – sosyalist, Alevi muhalif yapılarla ortaklaşmış ve sürekli birlikte hareket etmenin yollarını oluşturmuştur.

    “ALEVİLERİN HAYRINA DÜŞÜNENLER SORUNUN DEMOKRATİK CUMHURİYET’TEN GEÇTİĞİNİ BİLMELİDİR”

    Kürt hareketi seküler bir harekettir. Ortadoğu’da IŞİD’in hedefi olması Kobani’ye saldırılmasının en önemli sebebi Kürt hareketinin seküler yapısıdır. Kürt hareketinin seküler yapısını ve sosyalizm vurgusunu görmek için bu süreçte yayınlanan iki önemli metne bakmak yeterlidir ki bunlar Öcalan’ın 27 Şubat “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ile PKK’nin 12. Kongre kararları bildirisidir.

    Bu süreç Hüda Par ve AKP arasında yürütülüyor olsa idi buna İdris’i bitlisi-Yavuz ittifakı denilebilirdi ama karşınızda pratiği bilinen geçmişindeki tutumu bilinen bir hareket vardır.

    Kürt hareketinin ve sürecin yürütücüsü Abdullah Öcalan’ın tüm metinlerinde sosyalizm vurgusu yapmasını dahası Kürt sorunun ve diğer tüm ezilen halkların sorunun ancak ve ancak Demokratik Cumhuriyetle ortadan kalkabileceğini söylemesine rağmen bu hareketi İdris’i Bitlisi ile eş tutmak Kürt karşıtlığının gözleri kör kulakları sağır etmesinden başka bir izahı olamaz.

    Yakın tarihimizdeki siyasi iş birliklerine, ittifaklarına baktığımız zaman HDP-DEM Partinin çözüm süreci masadayken yani bu önyargılara dayalı yalanlar yazılırken HDP, 2015 seçimlerinde AKP’yi tek başına iktidar olmaktan etmiş ve muhalefetle birlikte hareket etmiştir. Sonrasında yapılan tüm seçimlerde HDP tek adam rejimine karşı muhalefetin birlikteliği için mücadele etmiş ve desteklemiştir. Kılıçdaroğlu’na en çok oyu HDP seçmeni vermiştir.

    Bu kadar açık ve aleni bir yaklaşım varken ve HDP siyasetçileri bu tutumlarının bedelini öderken bunu görmezden gelip bu hareketi İdris’i Bitlisi ile eşitlemek Kürt siyasi hareketine olan karşıtlıktan başka bir şey olamaz.

    Alevilerin hayrını düşünenler sorunun Demokratik Cumhuriyetten geçtiğini bilmelidir. Bu süreçte ötekileştiren dil kullananları eleştireceğiz, karşı çıkacağız, protesto edeceğiz. Çünkü biz bu cumhuriyeti onlarla değil demokrasiden yana olanlarla ortak vatanda bir arada eşit ve adil yaşamı savunanlarla birlikte demokratikleştireceğiz.

    Gerçeğe hüü!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Yazar Özcan Öğüt: Aleviler olmadan barış masası eksik kalır

    Yazar Özcan Öğüt: Aleviler olmadan barış masası eksik kalır

    PİRHA- Yazar Özcan Öğüt, Türk-Kürt barışını sadece ümmetçi söylemler ve mütedeyyin kesimler üzerinden kurgulamanın tarihsel gerçekliğe ve toplumsal yapıya aykırı olduğunu vurguladı. Öğüt, Aleviler olmadan kurulacak her barış masasının eksik, her çözümün kırılgan kalacağını savundu.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısı ve PKK’nin kendini feshetmesi ile başlayan yeni süreçte barış meselesi yeniden gündemde. Yazar Özcan Öğüt “Türkiye’de Alevisiz Türk-Kürt Barışı Mümkün mü?” başlıklı yazısında tarihsel travmalarla yüzleşmeden ve Alevi kimliğinin barış sürecinde kurucu bir özne olarak tanınmadan kalıcı bir çözümün mümkün olmadığını vurguladı. Alevi Kürtlerin tarihsel rolüne, Kürt hareketi içindeki yerlerine ve seküler-sosyalist damarların barış sürecindeki belirleyici gücüne işaret eden Öğüt, ümmetçi reflekslerle şekillenecek her çözüm arayışının yalnızca bugünün değil, geleceğin de krizlerini büyüteceğini ifade etti.

    Özcan Öğüt’ün “Türkiye’de Alevisiz Türk-Kürt Barışı Mümkün mü?” başlıklı yazısının tamamı şu şekilde:

    “Türkiye, tarihsel olarak Anadolu ve Mezopotamya tarih boyunca halkların, inançların ve kültürlerin iç içe yaşadığı bir coğrafya olmasına karşın bu çok dilli ve çok inançlı yapı, çoğu zaman farklılıkların zenginlik olarak kabul edilmesi yerine, merkezi otoritenin güvenlikçi ve baskıcı politikaları doğrultusunda bastırılması, homojenleştirilmesi ve kontrol altına alınması amacıyla yönetildi. Bu yüzden, bölgenin kadim halkları ve farklı inanç grupları, tarih boyunca ötekileştirilmiş ve kimi dönemlerde ağır katliamlara uğramışlardır. Osmanlı’dan günümüze değin devreden bu siyasal akıl, etnik ve inançsal çeşitliliği bir tehdit olarak görmüş; farklı kimlikleri ya zorla egemen Sünni-Türk kimliği altında eritmeye ya da “dönen dönsün ben dönmezem” desturunda, itikadi varlığı için yüzyıllardır direnen Alevileri sistemin dışında bir kadim öteki olarak tutmaya çalışmıştır.

    Bu anlamda bugün, Kürt meselesi ekseninde yeniden ısınan barış tartışmaları, maalesef geçmişin bu karanlık sayfalarının ve tarihsel travmaların gölgesinde yürüyor. 1 Ekim’de TBMM’nin açılışıyla beraber başlayan süreç, Öcalan’ın 27 Şubat’taki çağrısı ve PKK’nin fesih kararı, son olarak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bu dönemde TBMM’de tüm siyasi partilerin dahil olduğu bir komisyon kurulması önerisi ve bölgede uluslararası güç dengelerinin değişmesiyle birlikte devletin yeni bir denge kurma arayışında olduğunu gösteriyor. Özellikle Ortadoğu’da Kürt siyasal hareketinin uluslararası denklemde daha görünür ve belirleyici aktörlere dönüşmesi, İran’ın bölgede gerileyen etkisi ve Ortadoğu’daki yeni ittifak arayışları, Türkiye devlet aklını da bölgesel Kürt realitesini göz ardı etmeden yeni hamleler yapmaya zorluyor. Ancak bu hamlelerin iç politikadaki geleneksel inkârcı, ümmetçi ve güvenlikçi söylemlerle şekillenmesi, toplumsal barışı ve demokratik çözüm ihtimalini zora sokuyor. Özellikle de yüzleşilmemiş tarihsel travmalar ve mezhepçi kodlar üzerinden yapılan açıklamalar, meseleyi daha da derinleştiren bir unsur haline geliyor.

    “KURTULMUŞ’UN AÇIKLAMALARINA ALEVİLERİN TEPKİSİ VE JEOPOLİTİK İPUÇLARI”

    TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un Şırnak Üniversitesi’nde yaptığı ve sonrasında “bağlamından çıkartılarak farklı bir anlam yüklenmiş ve Alevi yurttaşlarımızı incitmişse üzüntülerimi iletirim” dediği konuşma, bu duruma çarpıcı bir örnek teşkil ediyor. Kurtulmuş’un, “Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle inleten Şah İsmail’e karşı Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi’nin yapmış olduğu büyük ittifak” sözleri, yalnızca tarihsel bir olayı hatırlatma değil, aynı zamanda bugüne dönük ciddi bir mesaj içeriyor.

    Kurtulmuş normalde AKP içindeki uzlaşmacı profillerden birisi olmasına karşın, toplumun en hassas fay hatlarından biri olan Alevi-Sünni, Türk-Kürt ilişkileri açısından son dereceli tehlikeli böylesi bir söylemde bulunması sürecin başarıya ulaşmasını temenni eden birçok kişi de şaşkınlık yaratmıştır. Açıklamanın niyeti veya amacı ne olursa olsun, kitlesel Kızılbaş kıyımlarının tarihsel miladı olan bir süreç ve figürlerle çağrışım yapılması Alevi toplumunda elbette şaşkınlığın yanı sıra üzüntü ve öfkeye de sebep olmuştur.

    Fakat Kurtulmuş’un Şırnak Üniversitesindeki açıklamalarının detaylarına bakınca, aslında birçok bağlamı bir arada görebiliyorsunuz. Öyle ki bu açıklamada, bu sürecin başlama motivasyonlarından birisi olan ve uluslararası yeni güç dengelerinin göz önünde bulundurularak atılan adımların temel noktasının İran karşıtlığı üzerinden konumlanacağına dair derin işaretler mevcut. İran zaten rejim olarak kendi kendini yemeye müsait bir yapı olmasına karşın varlığı Ortadoğu’daki güç dengeleri için stratejik birçok hesaba dayanak teşkil etmektedir. Özellikle Suriye ve Irak sahasında, Kürt meselesi başta olmak üzere mezhebi ve etnik fay hatlarının derinleştiği bir dönemde İran’ın bölgedeki etkinliğinin sınırlandırılması, Türkiye’nin ve müttefiklerinin bölgesel projeksiyonlarında öncelikli bir hedef haline gelmiştir. Bu nedenle Kurtulmuş’un açıklamalarındaki tarihsel referans, yalnızca geçmişin bir hatırlatması değil; aynı zamanda bugünün jeopolitik rekabetinde kullanılan ideolojik kodların ve meşruiyet zeminlerinin işaretidir.

    Son yıllarda Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, bölgedeki aktörlerin konumlarını ve stratejik önceliklerini köklü biçimde değiştirdi. İran’ın bölgesel etkisinin kırılması, özellikle ABD ve İsrail’in baskıları, Körfez ülkelerinin denge politikaları ve Türkiye’nin bölgesel bir güç olma çabası, yeni bir denge arayışını beraberinde getirdi. Bu dengede en önemli dinamiklerden biri de Kürtler. Suriye’nin kuzeyinde kurumsallaşan Kürt varlığı ve Türkiye içindeki Kürt meselesi, artık sadece ulusal değil bölgesel ve uluslararası bir konu. Türkiye, bu yeni dengede Kürtlerle ilişki biçimini yeniden kurma ihtiyacı duyuyor. Bu yeniden kurulmaya çalışılan ilişki biçiminin Osmanlının ümmetçi refleksleriyle ve iç siyaset hesaplarıyla yönetilmeye halinde sonuç alınamayacağı çok açık ve net ortadadır. Bugün, salt mütedeyyin Sünni Kürtler üzerinden bir Türk-Kürt İslam birliği tahayyülü, hem tarihsel olarak anakronik hem de toplumsal gerçeklikten kopuktur. Ki nitekim, devletin yönetsel aklı da toplumun sosyolojik gerçekliğini ve tarihsel hafızasını, bu coğrafyada barış ve istikrarın hangi dinamikler üzerine kurulabileceğini herkesten daha iyi bilmesi gerekir. Elbette Türklerin ve Kürtlerin, Alevilerin ve Sünnilerin birlik beraberlik içinde oldukları zaman veya idealleri hatırlamanın toplumsal barışın inşasını kolaylaştırıcı bir niteliği vardır. Fakat bu ince eleyip sık dokuyup çok hassas bir tartıyla tartılıp, toplumdaki tüm yansımaları hesaba katılarak yapılmalıdır.

    “KÜRT MESELESİNDE GERÇEKLİK VE BARIŞIN KAPSAYICI ZEMİNİ”

    Alevi Kürtleri, mütedeyyin ve seküler Sünni Kürtleri, kadın hareketlerini, sol ve sosyalist muhalefeti ve hepsinin bir aradalığını ve birlikte mücadelesini yok sayarak yapılacak her hamle, barış ihtimaline zarar verir. Bu anlamda cumhuriyet sonrası yeni Kürt realitesi, cumhuriyet öncesi Osmanlı ümmetçi bilinçaltıyla okunamaz. Kürt meselesi uzun yıllar inkâr, bastırma ve asimilasyon politikalarıyla yönetilmeye çalışıldı. Ancak son yarım asırda Kürt ulus bilincinde, kimlik talepleri belirleyici olmakla beraber; sınıfsal, inançsal, kültürel ve siyasal taleplerle de derinleşerek kendini var etti. Bu süreçte Alevi ve seküler Sünni Kürtler, özellikle sol-sosyalist hareketlerle kurdukları güçlü bağ ve direniş hafızasıyla, Kürt hareketinin ivme kazanmasını sağladılar.

    Kürt siyasal hareketinin bugünkü varlığı tarihsel süreçte geçmişten bugüne önemli oranda Aleviler, solcular, sosyalistler ve seküler kesimlerle şekillendi. Özellikle Alevi Kürtler, hem kimlik mücadelelerinde hem de siyasal muhalefette önemli misyonlar üstlendiler. Hem Kürt ulus bilincinin oluşumunda, hem de Kürt entelijansiyasının temellerinde Nuri Dersimi’den, Koçgiri’den bugüne Dersim direnişinden Seyit Rıza’ya, 1970’lerin devrimci gençlik hareketine, 12 Eylül sonrasında cezaevlerinde yaşanan direnişlere ve 1990’lı yıllarda Kürt hareketi içinde yer alan sol-sosyalist Alevi kadrolara kadar uzanan güçlü bir gelenek mevcut. Bu tarihsel hat yalnızca siyasal mücadele alanında değil, kültürel üretimde de Kürt kimliğinin ve bilincinin seküler, eşitlikçi ve çoğulcu damarını hep diri tuttu. Alevi Kürtler, devletin hem Kürt kimliğine hem de Alevi inancına yönelik baskıcı ve asimilasyoncu politikalarına karşı çifte baskı altında olsalar da, bu durum onları siyasetin ve mücadelenin en dinamik unsurlarından biri haline getirdi.

    Bugün de özellikle Dersim, Maraş, Malatya, Adıyaman, Erzincan, Sivas hattında yaşayan Alevi Kürtlerin ve onların metropollere ve yurt dışına göç eden büyük nüfuslarının, barış sürecine dair beklentileri ve kaygıları, sadece Kürt halkının değil, Türkiye demokrasi mücadelesinin de belirleyici dinamiklerinden biri olmayı sürdürüyor. Barışa dair kurulacak her cümle ve atılacak her adım bu kesimlerin tarihsel hafızasını ve yaşanmış travmalarını hesaba katmadan, onların taleplerini ve özneliklerini görmeden anlamlı olamaz. Üstelik Kürt siyasal hareketinin bugünkü geniş toplumsal tabanının talepleri de yalnızca belirli bir dini veya etnik kimlik merkezli değil; ki bu talepler anadilde eğitimden, yerel yönetimlerin güçlendirilmesine kadar birçok temel hakkın herkes için eşit yurttaşlık ve sosyal adaletin sağlanmasıyla karşılanabileceği bilinciyle şekilleniyor. Bölgede mütedeyyinlerle, seküler yaşamı benimseyen Kürtlerin bir dava etrafında bir arada yaşama ve mücadele edebilmesinin temelinde de Kürt siyasal hareketinin bu derinlikli çoğulcu ve kapsayıcı yapısı yatıyor.

    Bu nedenle, salt ümmetçi bir anlayış üzerinden Kürt realitesini okumak ve buna göre siyasal hamleler üretmek, bugünkü sosyolojik ve örgütsel gerçeklikten de kopmak anlamına gelir. Aleviler, sosyalistler, kadınlar, emekçiler ve geniş toplumsal muhalefet güçleri görmezden gelinerek ya da şeytanlaştırılarak yürütülecek her barış hamlesi ölü doğuma gebedir. Çünkü toplumsal barış; yalnızca devletin ve sistem içi aktörlerin uzlaşısıyla değil, toplumun tüm ezilen kesimlerinin eşit yurttaşlık temelinde ortaklaşmasıyla mümkün olabilir. Dolayısıyla bu gerçeği görmeden, salt Türk-Kürt-Arap İslam birliği hayali üzerinden bir barış inşa etmeye çalışmak, sadece gerçeklikten kopukluk değil, aynı zamanda yeni krizlere de sebep olabilir.

    “ORTAK MÜCADELEDEN ORTAK GELECEĞE: ALEVİLER, SOSYALİSTLER VE KÜRT SİYASAL HAREKETİ”

    Bugün Kürt hareketinin içindeki Aleviler ve sosyalistler, “misafir” değil, bu yapının bizatihi kurucu unsurlarıdır. Kürt siyasal hareketinin diğer sosyalist hareketlerle beraber tüm ortak mücadele alanlarında yıllardır dile getirdiği “ya hep beraber, ya hiçbirimiz” anlayışı, yalnızca bir slogan değil; birlikte yaşamanın, ortak geleceği kurmanın temel dayanağıdır. Kürt siyasal hareketi kendi içindeki ve tüm bileşenleri dahilindeki farklı inanç, düşünce ve kimlikleriyle omuz omuza yürüyerek bugünlere gelmiştir. Barışa ve demokratik bir geleceğe dair kurulacak her cümle de, bu çok sesli ve çok renkli yapının tüm bileşenlerini dikkate alarak anlam kazanabilir. Aleviler, seküler ve mütedeyyin Kürtler, kadınlar, sosyalistler ve sol demokratik çevreler, bu yürüyüşün ayrılmaz parçalarıdır. Gerçek bir toplumsal barış ve ortak yaşam umudu, ancak bu tüm çeşitliliği barındıran herkesin eşit söz ve hak sahibi olduğu bir zeminde filizlenebilir.

    Abdullah Öcalan’ın mevcut süreçle ilgili “Aleviler tam da bu işin ortasındadır, kalbindedir” sözünü hatırlamak, bugün Kürt meselesi ve barış tartışmalarında göz ardı edilen önemli bir gerçeği yeniden görünür kılıyor. Öcalan’ın bu tespiti, geçmişten bugüne samimi olarak başlatılacak bir barış ve eşitlik zeminini gerçek anlamda kuracak bir perspektifin nereden başlaması gerektiğine de işaret ediyor.

    Bu noktada, eğer gerçekten samimi ve kalıcı bir barış, birlik beraberlik süreci yürütülecekse, bunun en anlamlı ve güçlü adımlarından biri; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da bir dönem devlet adına “özür” dilediği Dersim Tertelesiyle yüzleşmenin başlatılması olabilir. Bu yüzleşme, sadece tarihsel bir adalet meselesi değil, aynı zamanda bugün barış zemini arayışında olan halkların birbirine güven tesis etmesi açısından da belirleyici olacaktır. Dersim isminin iadesi, Seyit Rıza ve oğlu başta olmak üzere o dönemde katledilen yüzlerce canın naaşlarının akıbetinin açıklanması ve mezar yerlerinin bildirilmesi gibi insani ve vicdani adımlar, toplumun tarihsel hafızasında derin yaralar açmış acıları bir nebze olsun onarma potansiyeline sahiptir.

    “DEMOKRATİK TOPLUM VE GERÇEK BARIŞIN KOŞULLARI”

    Sonuç olarak, Türkiye’nin yeni Ortadoğu jeopolitiğinde Kürt meselesine dair yapacağı her hamle, ancak tüm toplumsal kesimlerin eşit yurttaşlık temelinde tanındığı, tarihsel travmalarla yüzleşilen, mezhepçi ve ümmetçi reflekslerden arındırılmış ve demokratik bir zeminle anlamlı olabilir. Geçmişin olaylarını bugüne taşırken kullanılan dil, ya toplumsal yaraları derinleştirir ya da toplumsal barışı inşa eder.

    Tarihe dair yapılan her yorum; kimliklerin, inançların ve halkların varoluşunu görerek, yaşanmış acılara saygı göstererek, birlikte onarıcı bir hafıza kurma sorumluluğuyla söylenmelidir. Hiçbir tarihsel olay, bugünün toplumsal barışına kast edecek biçimde kullanılmamalıdır. Hiç kimsenin övüncü, bir başkasının onulmaz yarasına dönüşmemelidir. Ancak böyle bir yaklaşım, Türkiye’yi kalıcı bir toplumsal barış ve demokratikleşme sürecine taşıyabilir. Aksi takdirde, geçmişin gölgeleri bugünün umutlarını karartabilir.

    Oysa ki, geçmişle yüzleşen, farklılıkları eşit yurttaşlık temelinde kabul eden ve tüm toplumsal kesimlerin söz ve karar sahibi olduğu bir gelecek mümkündür. Bu toprakların insanları, acılardan öğrenerek, ortak bir yaşam kültürü inşa edebilir. Barış ve demokrasi, yalnızca geçmişin yaralarını sarmakla değil, aynı zamanda geleceği birlikte kurma iradesiyle güçlenecektir. Umut, en zor zamanlarda dahi var olabilen bir ışıksa; o ışığı birlikte büyütmek, Türkiye’nin ortak yarınına yapılacak en kıymetli katkıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Numan Kurtulmuş: Böylesine hassas dönemlerde hepimizin daha dikkatli olması aşikardır

    Numan Kurtulmuş: Böylesine hassas dönemlerde hepimizin daha dikkatli olması aşikardır

    PİRHA – TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’tan, Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi ittifakına dair sözleri ardından yeni bir açıklama daha geldi. Kurtulmuş, “Sözlerimin Alevi yurttaşlarımızın yüreğinde bir burukluk oluşturduğunu görmekten müteessir oldum. Bu bağlamda, bilhassa böylesine hassas dönemlerde sözün mecrasından sapması ihtimaline karşı hepimizin çok daha dikkatli ve rikkatli olması gerektiği aşikardır” ifadelerine yer verdi.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, 20 Mayıs’ta Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi ittifakına yönelik yaptığı konuşma ardından yeni bir açıklama paylaştı. Kurtulmuş, Şırnak’ta yaptığı o konuşmanın “bağlamından kopartılarak yaralayıcı bir anlam alanına kaydırıldığını” söyledi.

    “BÖYLESİNE HASSAS DÖNEMLERDE HEPİMİZİN DAHA DİKKATLİ OLMASI AŞİKARDIR”

    TBMM Başkanı Kurtulmuş, X hesabından yaptığı yazılı açıklamada “Barış, kardeşlik ve terörün sona ermesi hakkındaki konuşmamda kullandığım ve anlık söylenen bazı tarihi atıflardan dolayı Alevi yurttaşlarımızın incindiklerini müşahede ettim” diyerek şu ifadelere yer verdi:

    “Birlik ve kardeşlik hassasiyetiyle dile getirdiğim sözlerimin kastım olmayan bir şekilde bağlamından kopartılarak yaralayıcı bir anlam alanına kaydırılmış olmasından içten bir üzüntü duyuyorum.

    Meclis Başkanlığı makamı ve siyasi geçmişim, her bir yurttaşımızın inancına, düşüncesine, kimliğine eşit mesafede durmakta ve birlikte yaşama iradesini temsil etmektedir.

    Cumhuriyet tarihinde, kimliğimizin esas taşıyıcısı olan yurttaşlık bağı, hukuki ve ahlaki bir kardeşlik teklifidir. Bu meyanda milletin iradesi, çok şükür ki ayrışmayı değil, bütünleşmeyi esas alıyor.

    Anadolu’nun büyük tarihi yürüyüşü, zaman zaman iç çatışmalarla, kırılmalarla ve içimizi halen acıtan imtihanlarla şekillenmiştir. Nihayetinde bu toprakların sesi daima birlikten, kardeşlikten ve dayanışmadan yanadır.

    Bahsi geçen konuşmamda ifade ettiğim gibi; Alevi-Sünni, Türk-Kürt kardeşliği bu topraklarda başkalarının planladığı yıkım senaryolarını her zaman boşa çıkarmıştır.

    Bu kardeşlik hem tarihimizin derinliklerinden süzülen ortak hikâyemiz hem de geleceğimizin teminatıdır.

    Kardeşlik duygularının sarsılmasına sebep olacak her söz ve davranış hepimizi yaralar. Bu bağlamda, bilhassa böylesine hassas dönemlerde sözün mecrasından sapması ihtimaline karşı hepimizin çok daha dikkatli ve rikkatli olması gerektiği aşikardır.

    Sözlerimin Alevi yurttaşlarımızın yüreğinde bir burukluk oluşturduğunu görmekten müteessir oldum.

    Bu vesileyle ifade etmeliyim ki, bu beyanlarımı doğrudan Alevi toplumuna aktarmak, Alevi kanaat önderleri ve milletvekillerimizle birlikte samimi bir hasbihal ortamı kurmak hususunda da kapım daima açıktır.

    Eğer sözlerimden kaynaklı bir kırgınlık oluşmuşsa, milletimizin her ferdini; inancı, hayat tarzı ve hafızasıyla birlikte kendi kardeşi bilen, Hz. Ali Efendimizin ‘İnsanlar iki sınıftır; ya dinde kardeşin ya yaratılışta eşindir.’ düsturunu kendine şiar edinen ve siyasi hayatı boyunca bu coğrafyada daima kardeşliği, birliği ve bütünleşmeyi savunan bir kardeşiniz olarak üzgün olduğumu içtenlikle ifade etmek boynumun borcudur.

    Bu açıklamayı hakikate olan sadakate bağlılığım muvacehesinde yaptığımı aziz milletimize duyurmak istiyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

  • FEDA ve DAKB: Kurtulmuş’un sözleri Alevi soykırımını kutsayan bir zihniyetin ürünü

    FEDA ve DAKB: Kurtulmuş’un sözleri Alevi soykırımını kutsayan bir zihniyetin ürünü

    PİRHA- FEDA ve DAKB, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un Şah İsmail ve Yavuz Sultan Selim’e ilişkin sözlerini “Alevi soykırımını kutsayan, ayrımcılığı derinleştiren ve barışı zedeleyen” bir zihniyetin ifadesi olarak nitelendirdi.

    Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un, “Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle inleten Şah İsmail’e karşı, Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi’nin yapmış olduğu ittifak, Anadolu’daki Müslüman toplulukların birlikte var olmasına neden olmuştur” yönündeki açıklaması, Alevi kurumlarının ve demokratik çevrelerin tepkisini çekmeye devam ediyor.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) tarafından yapılan açıklamada, bu sözlerin münferit bir yorum olmadığı, aksine Aleviler tarafından lanetlenen Yavuz Sultan Selim’e övgüler dizilerek, bir halkın tarihsel kırımının meşrulaştırılmaya çalışıldığı vurgulandı. Açıklamada, “Bu yaklaşım, Alevi soykırımını itiraf etmek ve soykırımcı zihniyeti kutsamak anlamına gelmektedir” denildi.

    “OSMANLI ALEVİ VE KÜRTLERE KIYIM, İNKAR POLİTİKASI UYGULADI”

    FEDA, Osmanlı’nın 1473 Otlukbeli Savaşı’ndan itibaren özellikle Kürt coğrafyasında yürüttüğü işgal ve kıyım politikalarına dikkat çekerek, 1501 yılında Hacı Bektaş Dergâhı’na Balım Sultan’ın kayyum olarak atanmasını ve 1514 Çaldıran Savaşı öncesi on binlerce Kürt ve Türkmen Alevi’nin katledilmesini hatırlattı.

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Osmanlı Devleti; 1473 Otlukbeli savaşı ile Kürdistan’da kurulu Türk ve Türkmen beyliklerini yıkarak Kürdistan’i işgal eder. Osmanlı o tarihten itibaren başta Aleviler olmak üzere farklı halkların ve inançların kıyımı ve soykırımında sınır tanımaz. 1501’de Hac-ı Bektaşi Veli Dergahı’na Balım Sultan’ı kayyum olarak atayan Osmanlı, 1514 Çaldıran savaşına kadar onbinlerce Kürt, Türkmen Alevi’sini katleder. Bu süreçte Kürdistan Osmanlı-Safavi Devletlerinin iktidar savaşlarına sahne olur. Şah İsmail, Alevilerin HZ. Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi ve hassasiyetini suistimal ederek onları kendi iktidarına yedeklemeye çalışır. Yavuz’da Sunni ve Şafi Kürtlerin İslam’a bağlılığını suistimal ederek onları yayılmacı ve işgalci zihniyetine yedeklemeye çalışır.

    İki iktidarcı ve hegemonik güç, Aleviler ile Müslümanları olduğu kadar Kürtleri de kendi içinde ayrıştırarak kin, nefret ve düşmanlık üretirler. O gün bugündür kesimler arasında devam eden bu ayrıştırma ve düşmanlaştırmadan halklar ve inançlar kaybetmiş, iktidar sahibi egemenler kazanmıştır.

    “KURTULMUŞ’UN SÖZLERİ DÜŞMANLAŞTIRMAYA HİZMET EDİYOR”

    Numan Kurtulmuş’un söylemi kardeşleşmeye değil, düşmanlaştırmaya hizmet etmektedir. Öteki olanı, farklı olanı kabuletmemeye hizmet eden bu söylem; aynı zamanda asimilasyon, katliam ve soykırımda ısrarcı olacaklarını da çağrıştırmaktadır. Kürt Siyasal Hareketi ile başlayan diyalog ve barış sürecine denk düşen bir söylem olmadığı gibi Alevileri ve onların eşit vatandaşlık haklarını görmeyen, kabul etmeyen retçi ve inkarcı zihniyeti yansıtmaktadır.

    Kardeşlik hukuku, sevmeyi, saygı duymayı, dayanışmayı, ortaklaşmayı ve eşit haklar sahibi olmayı gerektirir. Halklar ve inançlar arası kardeşlik hukuku kurulacaksa başta sorumlu pozisyonlarda olanlar olmak üzere herkes diline, söylemine dikkat etmelidir. Biz FEDA olarak, TBMM başkanı Numan Kurtulmuş’un, farklı halklara ve inançlara zulüm, kırım ve inkar anlamına gelen, yeni bir İdris-i Bitlisi ve Yavuz anlayışını red ediyoruz.

    Ülkedeki tüm halkların ve inançların özgür ve eşit vatandaşlar olarak yaşayacağı , Demokratik Toplumda ortak yaşamak istiyoruz. 72 Millete bir nazardan bakan 20 milyon Aleviyi görmeyen, itibarsızlaştıran, katli vacip anlayışını çağrıştıran bu söylemini Numan Kurtulmuş derhal geri almalıdır. Meclis Başkanı olarak yapması gereken; halkların ve inançların barış içinde ortak yaşamının yolunu açmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • DAD’tan Numan Kurtulmuş’un sözlerine tepki

    DAD’tan Numan Kurtulmuş’un sözlerine tepki

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un sözlerine tepki göstererek, “Sarf edilen ifadeler tarihsel gerçekleri çarpıtmakla kalmamakta, aynı zamanda Alevi toplumu başta olmak üzere farklı inanç ve kimliklere yönelik tarihsel travmaları da yok saymaktadır” dedi.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş’un Şah İsmail’e karşı, “Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle inleten Şah İsmail’e karşı, Yavuz Sultan Selim ile İdrisi Bitlisi’nin yapmış olduğu ittifak, Anadolu’daki Müslüman toplulukların birlikte var olmasına neden olmuştur” sözleri Alevilerin tepkisine neden oldu.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) yazılı bir açıklama yayınlayarak bu sözleri eleştirdi. Açıklamada Kurtulmuş’un kullandığı tarih anlatısının yalnızca gerçekleri çarpıtmakla kalmadığı, aynı zamanda Alevi toplumu başta olmak üzere farklı inanç ve kimliklerin tarihsel travmalarını da yok saydığı vurgulandı.

    DAD, Yavuz Sultan Selim’in “Doğu Seferi” sırasında on binlerce Alevi’nin katledildiği, baskı ve sürgünlere uğradığı hatırlatarak, bu tarihsel gerçeklerin resmi ideoloji doğrultusunda ıskalanmasının toplumsal barışın önünde engel teşkil ettiği belirtildi.

    “BU AÇIKLAMALAR KABUL EDİLEMEZ”

    Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bu açıklamalar, tarihsel gerçekleri çarpıtmakla kalmamakta, aynı zamanda Alevi toplumu başta olmak üzere farklı inanç ve kimliklere yönelik tarihsel travmaları da yok saymaktadır. Yavuz Sultan Selim’in ‘Doğu Seferi’ sırasında on binlerce Alevi’nin katledildiği, sürgün ve baskılara maruz kaldığı tarihsel belgelerle sabittir. Bu yaşananları ıskalayarak ‘birlikte var olma’nın gerekçeleri oluşturulamaz.

    Safevi ve Osmanlı devletleri arasında iktidar çekişmesi alanı haline getirilen Rêya Heq Alevi coğrafyası, on binlerce insanımızın katledilişi ile beraber ağır süreçlere de tanıklık etmiştir. Ülkenin en yakıcı sorunu olan Kürt sorununun demokratik çözümü adına önemli gelişmelerin yaşandığı bu hassas dönemde şüphesiz ki kullanılan dil ve üslup kapsayıcı olmalıdır. Tarihi çarpıtan değil, onunla yüzleşen bir dilden yanayız. Yeni anayasa yapma tartışmalarının başladığı bir dönemde, olası çalışmalara öncülük etmesi beklenen meclis başkanının açıklamaları bu açıdan kabul edilemez bir yerde durmaktadır.

    “KATLİAMLARA EKSİK BAKAN BİR YAKLAŞIM”

    Nasıl ki Numan Kurtulmuş’un dinci ve inkarcı yorumları bizler için kabul edilemezse, dönemin tarihini resmi ideolojinin anlatımlarıyla okuyan milliyetçi yorumlarda aynı şekilde kabul edilemezdir. Bu çarpıklık aynı zamanda ulus devletleşme sürecinde yaşanan katliamlara eksik bakmaya sebep olduğu gibi, hakkaniyetli bir yaklaşımda olmamaktadır. Çaldıran savaşı döneminin ana karakteri iktidar mücadelesidir. Başlangıçta Alevi halklara, Kürtlere ve diğer bölge halklarına büyük umutlar vaat eden Safevi tarikatı da, iktidarlaşma süreci sonrasında güç zehirlenmeleri yaşayarak bu toplumlara ciddi zararlar vermiştir. Dolayısıyla tarih karşımızda doğru sonuçları çıkartarak geleceği inşa etmek adına tüm argümanlarıyla durmaktadır.

    İdris-i Bitlisi’nin şahsı üzerinden geliştirilen tartışmalar aracılığıyla çeşitli çevrelerce bir Kürt karşıtlığı körüklenmek istendiğini de uzunca bir dönemdir deneyimliyoruz. Şah İsmail’e “yâr” diyerek methiyeler dizen bir şahsın, sonrasında Yavuz ile ittifak yapacak konuma savrulması bu açıdan önemli bir eşiktir ve ön yargısız bir şekilde incelenmelidir. İktidar savaşının merkezi haline gelen coğrafyalarda yaşayan halkların tarihsel ittifak arayışlarını, günümüzün algılarıyla açıklamaya yeltenmek gerçekliğin önemli bölümüne gözleri kapatmayı beraberinde getirir. Tüm bunlar yaşanan büyük Alevi katliamını asla gerekçelendiremiyeceği gibi, buradan bir Kürt karşıtlığı çıkarmaya çalışmakta asla kabul edilemezdir. Dönemin zaman ve mekan faktörlerini gözeterek süreci izaha kavuşturmak bu açıdan en doğru yöntem olarak öne çıkmaktadır.

    “ALEVİLER ÇÖZÜM MASASINDA ÖZNE OLMALI”

    Bugün, geçmişle özeleştirisel temelde yüzleşerek demokratik sonuçlar çıkarmak yerine inkârcı ve çarpıtıcı bir dille tarihi yorumlamak, hedeflenen toplumsal barışı zedelemekte; halkların ve inançların eşit yurttaşlık talebini göz ardı etmektedir.

    Tarih, egemenlerin diliyle değil, hakikatin diliyle konuşulmalıdır. Biz Aleviler, hakikatle yüzleşme temelinde inşa edilen özgür bir gelecek için Kürt halkıyla, emekçilerle, kadınlarla, gençlerle ve bir bütün ezilenlerle birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz.

    Bu açıklama vesilesiyle Kürt sorununa demokratik çözüm geliştirmek üzere Meclis çatısı altında kurulması öngörülen komisyonlarda, Alevi temsiliyeti olarak yer alma talebimizi güçlü bir şekilde dile getiriyoruz. Demokrasi mücadelesinin en önemli bileşenlerinden olan Aleviler, şüphesiz ki çözüm masasında da özne olmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Bodrum Cemevi’nden Numan Kurtulmuş’a tepki: Bu dil toplumsal barışa zarar veriyor!

    Bodrum Cemevi’nden Numan Kurtulmuş’a tepki: Bu dil toplumsal barışa zarar veriyor!

    PİRHA- Bodrum Alevi Bektaşi Kültür Derneği Cemevi, AKP’li Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi ittifakını öven sözlerine tepki gösterdi. Alevi katliamlarını meşrulaştırmaya ve kutsamaya çalışan tutumun toplumsal barışa zarar vereceği kaydedilerek, inkara ve nefrete dayalı siyasetin karşısında olunacağına vurgu yapıldı.

    Şırnak’ta konuşan AKP’li Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, “Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle inleten Şah İsmail’e karşı, Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi’nin yapmış olduğu ittifak, Anadolu’daki Müslüman toplulukların birlikte var olmasına neden olmuştur” cümlelerini kurmuştu.

    Numan Kurtulmuş’un sözlerine tepki gösteren Bodrum Alevi Bektaşi Kültür Derneği Cemevi, Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi ittifakını öven sözlerin, Aleviler için tarihsel travmalarla özdeşleşmiş bir dönemi meşrulaştırmaya çalıştığına dikkat çekti.

    “ACILARI KUTSAYAN BİR DİL TOPLUMSAL BARIŞA ZARAR VERİR”

    Bodrum Alevi Bektaşi Kültür Derneği Cemevi, Alevilere yönelik soykırımların hafızalarda yerini koruduğunu ve bu tutumun  toplumsal barışa zarar verdiğini belirterek, “Alevi inancı, tüm canlıları “Hakkın bir yansıması” olarak görür; barışı, eşitliği ve kardeşliği temel ilke edinir. Tarih boyunca bu ilkelerle yaşayan Aleviler, toplumsal barışın önündeki her türlü ayrımcı ve tekçi söyleme karşı durmuştur. Son dönemde Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un, Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi’nin ittifakını övmesi, Alevi toplumunun tarihsel hafızasında derin yaralar açan katliamları meşrulaştırmaya yönelik kabul edilemez bir tutumdur. Yavuz döneminde yaşanan zulümler, Alevilerin asla unutmadığı bir gerçektir. Tarihten ders almak yerine, bu acıları görmezden gelen veya kutsayan bir dil, toplumsal barışa zarar verir” diye kaydetti.

    “İNKARA DAYALI SİYASETİN KARŞISINDAYIZ, KALICI BARIŞ İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Barışın ancak tüm inançların eşit ve özgür olduğu toplumsal mutabakatla mümkün olabileceği ifade edilen açıklamanın devamında ise, “Bugün de Suriye’de Alevilere yönelik şiddetin arkasındaki zihniyetle aynı kökleri paylaşan bu söylemler, Türkiye’deki çoğulcu yaşamı tehdit etmektedir. Barış, ancak tüm inançların eşit ve özgürce var olduğu bir mutabakatla mümkündür. Bodrum Alevi Bektaşi Kültür Derneği Cemevi olarak; ırkçılığa, inkâra ve nefrete dayalı siyasetin karşısında duruyor, kalıcı barış için mücadele edeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz. “72 millete aynı nazarla bakmayı” şiar edinen bir inancın mensupları olarak, tüm toplumu ortak bir gelecek inşa etmeye çağırıyoruz” denildi.

    PİRHA/MUĞLA