Etiket: nuray özdoğan

  • ‘Toplumsal cinsiyet ayrımcılığının olmadığı bir barış sürecinin örülmesi önemli’-VİDEO

    ‘Toplumsal cinsiyet ayrımcılığının olmadığı bir barış sürecinin örülmesi önemli’-VİDEO

    PİRHA – Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi üyesi Nuray Özdoğan, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ardından toplumsal kesimlerin rollerini değerlendirdi. Sadece Meclis komisyonuyla sürecin ilerlemeyeceğini söyleyen Özdoğan, “Bir silah bırakılmış ve süreç başlatılmışsa, bu halklar için bir iyiye gidişe işarettir. Devlet veya iktidar, barışmak ya da eşit yurttaşlık temelinde bir ülke kurmak istediği için masada değil. Bir takım zorunlulukların gereği kurulan bir masa var. Ama bu zorunluluklar gereği kurulan masayı gerçek bir barış sürecine çevirmek de hepimizin sorumluluğunda” diye konuştu.

    Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ardından TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, çalışmalarını sürdürüyor. Bu zamana dek yapılan toplantılarda MİT başkanının yanı sıra çok sayıda bakan, baro başkanları, insan hakkı savunucuları, çatışmalarda yakınlarını yitiren anneler de yer aldı.

    Meclis komisyonunda dinlenmesi beklenen kesimler arasında kadın örgütlerinin de olması bekleniyor. Demokratikleşme yolundaki tartışmalarla birlikte Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi de sürecin takipçisi olarak birtakım çalışmalar yürütüyor.

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi üyesi Avukat Nuray Özdoğan ile sürece dair gelişmeleri konuştuk.

    SÜREÇ, HALKLARIN İRADESİ DIŞINDA GERÇEKLEŞEMEZ”

    Av. Nuray Özdoğan, Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak süreci yakından takip edip çalışma yürüttüklerini anlattı. Özdoğan, “Elbette ki geçmişteki barışa dair tüm girişimlerin geleneği üzerinden yükselen bir iş yapıyoruz. Dolayısıyla bu süreci de çok yakından takip ediyoruz” diye belirtti.

    Nuray Özdoğan, barışın inşası konusunda ağır bir ilerleme olduğunun da altını çizerek şu yorumda bulundu:

    “Bu konuda şikayetler ya da tenkitler olabilir. Ama sonuçta bu topraklarda barışın konuşulduğu bir zemine getirmek bile zor bir iş ki o kadar ağır süreçler yaşandı. O kadar çok acı çekildi ki bu açıdan çok kıymetli buluyoruz. Barışın konuşulduğu her zemin çok önemli.

    Uzun yıllar süren, büyük acıların oluştuğu bir savaş yaşandı. Ve hala daha tam olarak bitmiş diyemeyeceğiz. Şimdi tüm dünya toplumu için önemli bir karar alındı ve ‘Silahlı mücadeleye son veriyoruz’ denildi. Ve bunu şartsız söylediler. Buradan meseleyi tutmak gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda Meclisteki komisyona da kıymet veriyoruz. Çok büyük beklentimiz elbette yok. Ama bu denklemdeki bir ülkede geldiğimiz noktada yargının tarumar edildiği, her şeyin siyasi rant meselesine çevrildiği, demokrasinin olmadığı, cinsiyet ayrımcılığının inanılmaz yükseldiği ve her geçen gün aslında o gerici yapılanmaların yayılmaya çalışıldığı bir dönemdeyiz. Diğer bölgelerde ise dönem dönem Ezidi ve Alevi soykırımının denenmeye çalışıldığı, birçok halkın aslında ciddi anlamda tehdit altında olduğu bir coğrafyadan bahsediyoruz. Şimdi bu tehdidi en aza indirecek, belki ortadan kaldırabilecek bir sürece neden destek olmayalım?

    Dolayısıyla burada şu kısmı çok önemsiyoruz; elbette savaşan taraflar ve onların vereceği kararlar var. Uluslararası denklemler de çok önemli. Ama şunu unutmamak gerekiyor; hiçbir bölgede süreç, halkların iradesi dışında gerçekleşemez. Halkların güçlü örgütlenmesi, güçlü iradesiyle bir sürece evrilebilir. Evet birtakım emperyal güçlerin niyet ve hesapları var. Ama ne olursa olsun, halkın özne olduğu bir süreç unutuluyor. Halk kesimleri, ezilenler, soykırım tehdidi altında bulunan halklar, kadınlar, çocuklar bu süreçlerin öznesidir. Buradan başlayarak, özellikle kadınların bu meseledeki özne olma potansiyelini hep deneyimledik.

    Toplumsal cinsiyet ayrımcılığının olmadığı ve herkes için eşit koşulların olduğu bir barış sürecinin örülmesini önemli buluyoruz. Ama şunu da biliyoruz; evet silahları bırakmaya elinde silah bulunanlar karar veriyor. Ama barış sürecini halk kesimleri kurabilir. Tabii ki kadınlar burada başat bir özne. Bu öznelik kısmı; mesele sadece komisyonlara havale edilecek bir mesele değil. Komisyonlar önemlidir. Aynı masada buluşmak önemlidir. Hakların konuşuluyor olması, Kürtlere dönük şiddetin, ayrımcılığın kınanıyor olması çok önemli. Yani bir başlangıçtır diye düşünüyoruz.”

    FAŞİZM EĞİLİMİ EN YÜKSEK İKTİDARLA BAŞ BAŞAYIZ”

    Nuray Özdoğan, sürecin, partiler üstü bir özelliğe sahip olduğunun da altını çizdi. Özdoğan, toplumun sürece olan tedirginliğine de işaret ederek yapılması gereken yasal düzenlemeleri şu cümlelerle açıkladı:

    “Mesela 2013’ü hatırlayalım. Bir tane yasa çıkmıştı. Şu an o dönemin yürütücüsü olan birçok insan cezaevinde. Hala tüm AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen tahliye edilmemiş durumdalar. Evet, hukuksal zeminin nasıl olacağı önemli. Çünkü Türkiye toplumunun bir hukuka ihtiyacı var. Ama hala kayyum politikası devam ediyor. Kent uzlaşısı sebebiyle operasyonlar yapılıyor. Yakın zamanda işte bir de Diyanet’in hutbeleri meselesi var. Toplumu, gerici temelde örgütleme girişimi var aslında. Yani cumhuriyet döneminin en gerici, en sağcı, faşizm eğilimi en yüksek iktidarıyla baş başayız. Onunla bir masaya oturma hali var. Şimdi devlet veya iktidar, barışmak ya da eşit yurttaşlık temelinde bir ülke kurmak istediği için masada değil. Bunu herkes görüyor. Bir takım zorunlulukların gereği kurulan bir masa var. Ama bu zorunluluklar gereği kurulan masayı gerçek bir barış sürecine çevirmek de hepimizin sorumluluğunda. Biz yapabiliriz. Hukuksal zemin nasıl kurulur? Böyle kurulabilir. Önce o demokratik toplumun, bu meseleye ikna olması lazım. Yani toplum kesimlerini ikna etmeden ilerlemez. Şimdi bugün bir yasal düzenleme yapılsa varsayalım. Sonuçta savaş politikaları ekseninde örgütlenen bir devlet yapısı var. Ben yaklaşık 25 yıllık bir hukukçuyum. Yargısal sistem dahi, savaş politikalarına göre kendini konumlayan, belirleyen bir durumda. İnfaz rejimi aynı şekilde savaş politikalarına göre… Yani mahkumları rehine gibi gören bir politika var. Bugün 30 yıl yatmış, cezasını çekmiş insanlar infazını tamamladığı halde çıkmaları kimi yerlerde eleştiri konusu yapılıyor. Çünkü bu savaş politikalarıyla biçimlenmiş zihinler var. Bu zihinlere de müdahale etmek lazım. Yani savaş politikaları ekseninde şekillenen bir devletin varacağı nokta, şu an geldiğimiz nokta. Yoksulluk, sefalet, her yerde yönetememe, haksızlık, adaletsizlik… Bugün sokaktan geçen birine ‘Adalet var mı?’ diye bir sorun. Büyük problem! Yani bu ülkede birlikte yaşamanın koşullarını yaratmadan, büyük bir dönüşüm yaratmamız mümkün değil.

    HAKİM OLACAĞIN KISIM, SENİN YÜRÜTTÜĞÜN MÜCADELEDİR”

    Bugün bu geldiğimiz sürece rağmen kadın cinayetleri her geçen gün artıyor. Verilen sayısal istatistiklerin çok üstünde rakamlar var. Bu sadece basına, size, bize gelen bilgiler. Şiddetin arttığı bir dönemdeyiz. Diyanet bugün kadınlarla ilgili hutbe vermeye neden gerek duydu dersiniz? Nafaka meselesinde, kadınları nafakanın hukuksal öznesi, hak sahibi görmeyen bir anlayış var. Örtülmeyen her kadını hedef gösteren bir hutbe okundu! Dönüşmemiş toplumlarda bunu yaparsanız kadınları hedef haline getirirsiniz. Bakın İstanbul Sözleşmesi’nden cayıldığı anda şiddet vakaları hızlı bir şekilde arttı. Çünkü bir seti ortadan kaldırıyor, meşrulaştırıyorsunuz. Bugün giyimine karışarak kadınlara saldırıyı, her türlü cinsel tacizi, tecavüzü meşrulaştırıyorsunuz.

    Türkiye’de şimdiye kadar tüm hukuka aykırılıklar, adaletsizlikler, meşruluğunu ‘terör var’ denilerek aldı. Her şeyi yapabileceklerini düşündüler. Dolayısıyla şunu söylüyorum; bunu çok önemsemek lazım; Türkiye ve tüm bölge halkları için önemli bir süreç. ‘Biz artık silahlı mücadeleyi bırakıyoruz’ diyenlerin aslında kurduğu kıymetli yolu görmek gerekir. Ama bir şeyin temel zemini kuruldu mu o kapıyı açık tutacak olanlar gerçekten bu işe ne olursa olsun Türkiye’nin dört bir yanında sokakta, işte, sendikasında, derneğinde bu meseleyi dert eden, buna ihtiyacı olduğunu bilen insanların yapacağı bir iş diye düşünüyoruz.

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi de yeni bir mesele değil. O yüzden ‘geçmişten gelen mücadeleyi bir adım daha öteye taşımak’ dedim. Barış zorunlu ihtiyaç. Şimdi bunu görmemek mümkün değil. Bu dönem şu da arttı ne yazık ki; ‘Sürecin ne olduğunu bilmiyoruz’ diyerek kötü niyet okumaları var. Yani akademisyenin de, yazarın da, hukukçunun da, sağlıkçının da, işçinin de meselesi şu: bir silah bırakılmışsa, bir süreç başlatılmışsa, bu halklar için bir iyiye gidişe işaretse, buradan bakalım. Elbette ki tamamına hakim olamayız. Hakim olacağın kısım, senin yürüttüğün mücadeledir. Rojava halkları, kendileri için yapılan planlamaları mı bekleyip dinledi? Küçücük bir yerde yaratılan mücadele, yaşam tarzı, tüm dünyaya umut oldu. Kadın, çoluk çocuk hepsi, hem bir sivil yaşam ördüler, hem hakları, yaşamları için mücadele ettiler. Kadınlar bu işin öncülüğünü yaptı. Kadınların öncülük ettiği savaşın, mücadelenin, yeterince büyük bir umut olduğunu düşünüyorum.”

    KOMİSYONA YÖNELİK TALEPLER DİZİSİ HAZIRLADIK”

    Av. Nuray Özdoğan, kadınlar açısından bir tür “görünmezlik hali” olduğunu söyleyerek kadın hareketinin mücadelesine dikkat çekti. “Yetersiz ama önemli çalışmalar var” diyen Özdoğan, çalışmalarının, basında görülme kısmının da eksik kaldığını vurguladı. Özdoğan, şöyle devam etti:

    “Hem Barışa İhtiyacım Var İnisiyatifi’nin hem diğer barış mücadelesi yürüten toplumsal barış girişimleri, dayanışma grupları, hepsinin kendi öznel çalışmaları var. Ama bunlar çok yaygınlaşmış, duyulmuş çalışmalar değil. Bizler şu an Ankara, İstanbul ve İzmir’de örgütlüyüz. 22-23 Şubat’ta ‘Kadınlar Barışı Konuşuyor Çalıştayı’nın sonucunda ortaya çıkan bir inisiyatif bu. Şimdiye kadar 24 Mayıs’ta başlayan deklarasyonla beraber aslında birçok eylemlilik gerçekleşti. İşte Alevi katliamına dönük kınamadan tutun da 8 Mart süreçleri, Ezidilere yönelik soykırımın yıldönümü dahil birçok başlıkta seminerler, tartışmalar yürütülüyor ama aynı zamanda dışa açık toplantılar ve basın açıklamaları, eylemlilikler oldu. Onun dışında komisyonla görüşmelerimiz başladı. Meclis komisyonunda ilk olarak Sayın Meral Danış Beştaş’la bir toplantı yaptık. Süreci anlamak açısından ve sürece nasıl katkı koyabileceğimizi konuşmak anlamında komisyonda olan tüm kadınlarla görüşme talebimiz var. Komisyona yönelik bir talepler dizisi de hazırladık. Her türlü katkıyı sunmaya hazırız. Komisyonun talebini de beklemeden sunacağımız talepler var. Özellikle kadın mücadelesine, kadın cinayetlerine, kadınlara dönük saldırılara karşı bir takım perspektifler sunmak istiyoruz. İlk çıkış noktamızda mesela, ilk deklarasyonu yayınladığımızda üç sade taleple ilerlemiştik. Önce dedik ki siyaset suç olmaktan çıkarılması gerekir. Özgür ifade etme kanalları açılmalı. Çünkü ifade özgürlüğü yok. AHİM kararları uygulansın, siyasetçiler serbest bırakılsın, infaz ve terörle mücadele kanunu kaldırılsın. Düşünceyi cezalandıran yasalar ortadan kaldırsın ki konuşulabilsin. Önce konuşmanın koşullarını yaratmak gerekir. Şimdi bugün niye bu kadar az konuşuluyor?

    Bu süreçteki güvene dair oran açısından tam paralel bir tablo yok. Bu, insanlar barışı istemediği için değil. İnsanlarda bu güveni, barış umudunu kırdıkları için… Önce insanların, bir mikrofona konuştuğunda cezalandırılmayacağını bilmesi gerekir. Vatandaş, sokak röportajlarına en basit soruda bile kaçıyor. Niye? Çünkü ‘söyleyeceğim her şey, bana sabah evime polis baskını olarak döner mi?’ diye korkuyor. Şimdi bu ortamda nasıl konuşulacak? Toplumu nasıl dahil edeceksiniz? Bu kesinlikle öncelikte dedik.

    Sınır ötesi operasyonlar artık durmalı. ‘Buraya ayrılan bütçe, artık ülkenin başka sorunlarına; yoksulluğa, sağlığa, eğitime, kadına yönelik şiddetin önlenmesine harcanmalı’ dedik.

    Üçüncü talebimiz de büyük bir hukuksuzluk olarak ortada gerçekten ilk hepimizin gördüğü bir süreç varsa neden kayyumlar hala var? Gözaltılar neden devam ediyor?  674 sayılı KHK… Yani OHAL’le yönetemezsiniz ülkeyi. Üç acil talebi söyledik.

    Her kesimin kendi ifade edebileceği bir zemini önce kuruyoruz. O zeminden çıkan talepleri hem meclis komisyonuna hem de kadınlarla yaptığımız toplantılara, halk buluşmalarına aktarıyoruz. Ne yazık ki hala faşizmin kurumlaşması çabalarında erkek yapının daha da güçlenmesi nedeniyle her yerde bir engel var. Bu basında da her camiada da var. Dolayısıyla halka sesleneceğiniz kanalların üzerinde bir sis perdesi koyuluyor. Bu sis perdesini aralamak gerekiyor.

    Her şey çürüdü. Savaş her şeyi çürüttü. Hatta devlet yapısını da çürüttü. Büyük bir zulüm var. Dolayısıyla yolsuzlukla dönen bir çark var. Bir yerlerde çeteler neredeyse yönetir hale gelmişler. Buradan çıkışın yolunu birlikte bulmak zorundayız. Bu nedenle var olan sesi büyütmek önemli.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Av. Özdoğan: Kobanî Kumpas Davasında okunan mütalaa iktidar müdahalesinin açık belgesidir-VİDEO

    Av. Özdoğan: Kobanî Kumpas Davasında okunan mütalaa iktidar müdahalesinin açık belgesidir-VİDEO

    PİRHA – HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan, Kobanî davasındaki gelişmelere ilişkin konuştu. Özdoğan, “4-5 bin sayfayı bulan bir mütalaa 13 sayfada özetlenmiştir. Savcılık makamının mütalaası adeta iktidar partisinin ruh ve düşünce dünyasının tercümesi olmuştur” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Geçmiş dönem eş genel başkanları, milletvekilleri ve MYK üyeleri tutuklu yargılandığı Kobanî Davasının 49. duruşma periyodu 12-13-14 Nisan tarihlerinde Sincan Cezaevi Kampüsünün duruşma salonunda yapıldı.

    HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan, Kobanî davasındaki gelişmelere dair HDP Genel Merkezinde basın açıklaması yaptı.

    “HUKUKSUZ VE SİYASİ SAİKLERLE YÜRÜTÜLEN BİR DAVA”

    Nuray Özdoğan, AİHM’in, Figen Yüksekdağ’a ilişkin verdiği kararına da işaret ederek şu açıklamayı yaptı:

    “AİHM Büyük Daire, Selahattin Demirtaş hakkında verdiği kararını Figen Yüksekdağ hakkında da tekrar etti. Bu karar neden önemli, çünkü davanın tümüyle hukuksuz ve dayanaksız olduğunu ve siyasi saikle yürüdüğünü gösteriyor. Hükümetin yaptığı itirazlar da reddedildi ve 4 Nisan itibariyle Figen Yüksekdağ Şenoğlu kararı kesinleşti. Peki, bu kararda ne diyordu AİHM yüksek mahkemesi? HDP’li milletvekillerin siyasi ifade özgürlüklerini kullandıkları için susturulmak ve cezalandırılmak amacıyla tutuklandığını tespit etti. Mahkeme aynı zamanda, başvurucuları kriminalize etmek amacıyla kullanılan ceza yasalarının uluslararası makamların keyfi müdahalesine karşı yeterli koruma sağlamadığını tespit etti.

    Mahkeme, başvurucuların eylemlerinin siyasi söylemler ile bazı yasal toplantılara katılmaktan ibaret olduğunu söylemiştir. Demirtaş Türkiye (no. 2) kararına atıfla bir kez daha serbest seçim hakkının ihlal edildiğini tespit etmiştir. Mahkeme ayrıca, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri’nin Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğüne ilişkin 5 Şubat 2017 tarihli memorandumuna atıfla, HDP’li vekillerin özgürlüklerinden alıkonulmasını da “Meclis’teki tartışma ortamının sınırlandırılması için yargı tacizine başvurulması” olarak nitelendirdi. Mahkeme; başvuranın yaklaşık 6-8 Ekim tarihleri arasında işlendiği iddia edilen bir suça karıştığı şüphesinden ziyade, başvuranın tutukluluk halini devam ettirerek böylece başvuranın siyasi faaliyetler yürütmesinin engellendiğini belirtmiştir. Yargı makamlarının, muhalefet liderlerinden biri olan başvuranın davranışlarına, diğer HDP milletvekillerinin ve seçilmiş belediye başkanlarının davranışlarına ve daha genel olarak muhalif seslere sert tepki verdiği tespitini yapmıştır. Türkiye’deki yargı makamları için yapıyor bu tespiti.

    “AİHM’İN KARARINA GÖRE DAVA DÜŞÜRÜLMELİYDİ”

    Başvuranın tutuklanması ve tutukluluk halinin devamı, sadece binlerce seçmeni Meclis’te temsil edilmekten mahrum bırakmamış, aynı zamanda halkın tamamına tehlikeli bir mesaj göndererek özgür demokratik tartışmanın kapsamını önemli ölçüde azaltmıştır”, demiştir. Mahkeme, yetkililerin başvuranın tutukluluk haline ilişkin olarak ileri sürdüğü amaçların sadece -demokrasi açısından tartışılmaz ciddi bir mesele olan- gizli bir amaca yönelik bir kılıf olduğu sonucuna varmıştır. AİHM Büyük Daire de -Demirtaş kararında olduğu gibi- 4 Nisan kararıyla Türkiye’deki HDP vekillerine ve başkalarına yönelik bu davaların siyasi saikle yürütüldüğünü açıklayarak tespit etmiştir. Bu karar Kobanî Davası öncesi mahkeme heyetine sunulmuştur ve mahkeme heyetine de duruşmada yeniden açıklanmıştır. Hukuka uygun işleyen bir yargı sürecinde bu aşamada AİHM’nin kesinleşen iki kararına göre tüm yargılananların serbest bırakılması, davanın düşürülmesi gerekirdi. Mahkeme bu konudaki talebimizi yine eski ezber gerekçeleri ile reddetmiştir.

    “ERDOĞAN YARGIYA MESAJ VERMEYE DEVAM ETMİŞTİR”

    Gelinen duruşma periyodunda ise iktidarın seçim çalışmalarını mahkeme salonlarına taşıdığını gösteren somut olaylar yaşanmıştır. Yakın zamanda partimize yönelik siyasi lincin devamı niteliğindeki HDP Kapatma Davasının görüldüğü Anayasa Mahkemesi’nin üyelerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından aranarak baskı altına alınmaya çalışıldığı ortaya çıkmıştır. 5 Nisan’da da Cumhurbaşkanı Erdoğan “Demirtaş hüküm giymesi gerekirken henüz hükmünü almadı, asıl hüküm giydiğinde o zaman bunları konuşamayacak” sözlerini sarf ederek yargıya mesaj vermeye devam etmiştir. Deprem felaketinin yaşandığı 6 Şubat günü dahi duruşma yapmaya çalışan mahkeme heyeti, kendince kaybettiği zamanı telafi etmek ve siyasetin takvimine yetişebilmek adına bu periyottaki duruşmada en faşizan dönemlerde dahi görülemeyecek şekilde hukuku ruhen de şeklen de ayaklar altında alan bir pratik sergilemiştir.

    “İNSANİ TUTUMDAN DA UZAKLAŞMIŞ BİR MAHKEME HEYETİ”

    Mahkeme kurduğu ara kararlarla, savcılık makamı da sunduğu mütalaayla 2023 seçimlerine taraf olduklarını, olacaklarını açıkça belli etmişlerdir. Bunu kabul etmiyoruz. Yargılama süresince defalarca ceza usul ve kanun hükümlerini çiğneyen mahkeme, gelinen aşamada yargısal makam niteliğini tümden kaybetmiştir. Türkiye’nin demokrasi tarihi ve hukuk düzeni adına bu durum üzücü ve utanç vericidir. Mahkeme heyeti bu periyotta yargısal tüm süreçleri askıya almıştır. Tek motivasyonunun cezaya giden süreci kısaltmak olduğu anlaşılmaktadır. Bir kısmı depremzede olan ve yakınlarını kaybeden yargılananların deprem felaketinin yaşandığı tarihte duruşmaya ısrarla çağrılmalarına dair eleştiriye ve depremin insani ve kentsel yıkıma dair değerlendirmelere dahi “Bizi ne ilgilendirir, geçin bunları” diyecek kadar insani tutumdan da uzaklaşmış bir mahkeme heyeti görülmüştür. Hukuk ve temel haklar insana dairdir, insan içindir. Bunlar çiğnendiğinde düşülecek nokta şu an mahkemenin düştüğü nokta gibi utanç verici bir nokta olur.

    “TARAFSIZ BİR YARGILAMANIN HİÇBİR UNSURUNA YER VERİLMEDİ”

    Mahkeme, bir kararla oldubittiye getirip bu aşamadan sonra sorgu ve savunma almayacağını söyledi ve buna gerekçe olarak da gerçek dışı sebepler ortaya sundu. Duruşma tutanaklarında kişisel yorum ve değerlendirmelerine yer veren heyet hasmane bir tutum izlemeye devam etti. Yargılananlara ve savunma avukatlarına yönelik tarafgir bir tutum içinde olduğunu gösterdi. Adil ve tarafsız bir yargılamanın hiçbir unsuruna yer vermedi. 14 Nisan Cuma günü ise mahkeme, bu periyotta iktidara verecekleri belgenin son günü olması nedeniyle, hız ve telaşla kararlar veriyor. Mahkeme duruşma başladığında bizlerin ve yargılananların söz taleplerini kesin olarak reddetti, söz kurmalarına izin vermedi. SEGBİS sistemi tarafımıza kapatıldı, yargılananların ve avukatların itirazları kayda dahi alınmayacak kadar pervasız bir tutum izlendi. Savcılık makamı yargılananların itirazları arasında hızlıca mütalaasını okumaya başlamıştır. Yargılanan siyasetçiler ve savunma avukatları mütalaadan önce kendilerine söz verilmemesi üzerine duruşma salonunu terk etmek zorunda kalmışlardır.

    “İKTİDAR PARTİSİNİN RUH VE DÜŞÜNCE DÜNYASININ TERCÜMESİ”

    Savcılık makamı boş salonlara mütalaayı okumuştur, mütalaasını özetlemiştir. Tahminimizce 4-5 bin sayfayı bulan bir mütalaayı 13 sayfada özetlemiştir. Savcılık makamının mütalaası adeta iktidar partisinin ruh ve düşünce dünyasının tercümesi olmuştur. Müvekkillerimize siyasi faaliyetleri nedeniyle müebbet hapis cezaları istenmiş, tutuksuz yargılananların tutuklanması talep edilmiş, savunma ve sorgu hakları için aylardır gösterdiğimiz çabamızı ve mesleğimizi ifa etme çabamızı örgütsel tavır olarak değerlendirmiştir. Hukuk dernekleri, barolar ve avukatların adil ve tarafsız yargılamaya dair uyarılarını kriminalize etmeye çalışmış, siyasi manipülasyon içeriği yüksek bir mütalaa okumuştur. Seçim sürecinin en büyük manipülasyon aracı olması beklenen bu mütalaa, savunmanlara ve yargılananlara iletilmeden önce dün akşam basına özel özetinin ve bilgi notunun hazırlandığını da kamuoyu ile paylaşmak isteriz.

    Dava 3 Temmuz’a bırakılmıştır. Savcılık makamı dün itibariyle mütalaasının özetini kamuoyuyla paylaşmıştır ama bizimle paylaşmamıştır. Öncelikle kamuoyuna, basına servis etmiştir. Müvekkillerimizin, siyasetçilerimizin, geçmiş dönem eş genel başkanlarımızın, vekillerimizin haksız ve hukuka aykırı olarak tutuklanmaya devam etmeleri, serbest seçim hakkının ihlali olduğu gibi, AKP-MHP iktidarının kendisini sürdürmesinin garantisi haline gelmiştir. Bunu kabul etmiyoruz. Arkadaşlarımız derhal tahliye edilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Özdoğan: Hiçbir koşulda işkenceye sessiz kalınamaz, hukuk dışı süreç meşrulaştırılıyor

    Özdoğan: Hiçbir koşulda işkenceye sessiz kalınamaz, hukuk dışı süreç meşrulaştırılıyor

    PİRHA-Deprem bölgesindeki işkence uygulamalarına tepki gösteren HDP Hukuk Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan, “Hiçbir koşulda işkenceye sessiz kalınamaz, işkence kabul edilemez, cezasız bırakılamaz” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan, deprem bölgesindeki işkence uygulamalarına ilişkin HDP genel merkezinde basın toplantısı yaptı.

    Özdoğan, iktidarın devlet olanaklarını enkaz altındaki insanları kurtarmaya dönük kullanmadığını söylerken, “Devletin ve onu temsil eden siyasi iktidarın yapması gerekeni siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, dernek ve vakıfların, her bir insanımızın ayrı ayrı bütün Türkiye halklarının büyük çabası ve dayanışmasıyla gerçekleştirildiğine tanık olduk. Üzücüdür ki siyasi iktidar elindeki yetkileri devletin olanaklarını enkaz altındaki insanlarımızı kurtarma ve hayati önemdeki organizasyonu gerçekleştirme ve yönetme için kullanmamıştır” dedi.

    “HALKLARA KARŞI İŞLENEN SUÇLARIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    AKP’nin müteahhitlerle birlikte ortak sorumluluğu olduğunu belirten Özdoğan, “Büyük bir ranta dönüştürdüğü denetimsiz inşaatlar, imar afları, tarım arazilerinin imara açılması, depreme uygunluk denetimi yapmadan ruhsatlar dağıtması, denetimlerin yapılmaması ama yapılmış gibi gösterilmesi gibi doğrudan sorumluluğunun bulunduğu, dolayısıyla bu büyük katliamda, bu cinayetlerde bu binaların müteahhitleri ile birlikte ortak sorumluluğu olduğu bu büyük cinayetlerde bu büyük katliamda sorumluluğu olduğu açıktır. Halklarımız bilmelidir ki Hukuk Komisyonumuz dahil bu ülkenin onurlu tüm hukukçuları bu halklara karşı işlenen bu suçların takipçisi olacaktır” ifadelerini kullandı.

    “HUKUK DIŞI SÜREÇLER MEŞRULAŞTIRILIYOR”

    Mültecilere yönelik “hırsız ve yağma” suçlamaları adı altında sürdürülen saldırılara da değinen Özdoğan, “Yağma haberleri ile algı ırkçı bir zemine çekilmeye çalışılmaktadır. Kriz masamıza gelen bilgiler yağma haberlerinin abartıldığını, şu anda birçok insanımızın enkaz altında olduğunu, çıkarılan cenazelerin defin işlemlerinin yapılamadığını, cenazelerin hayvanlar tarafından parçalandığını ve hala yardım faaliyetlerinin gerçekleştirilmediğini, çadırlarının olmadığını belirtmektedir. Öncelik halkımızın kurtarılması ve güvenliğidir. Ancak iktidar yağma haberleriyle yürüttüğü tüm hukuk dışı süreçleri meşrulaştırmaya çalışmaktadır” diye konuştu.

    ÖZDOĞAN’DAN İŞKENCE UYGULAMALARINA TEPKİ

    Deprem bölgesinde işkence vakalarına da dikkat çeken Özdoğan, şunları söyledi:

    “Hukuki güvenliği ortadan kaldıran, yargısal süreçleri ikincil hale getiren açıklamalar saldırganları cesaretlendirmiştir. Türkiye’de uzun bir süredir yabancı düşmanlığı üzerine inşa edilen ırkçı politikanın da etkisiyle, bir kesim tarafından hedef gösterilen mülteci ve sığınmacılara karşı, kamu gücünü elinde bulunduran, aslında can ve mal güvenliğini sağlamakla yükümlü kolluk ve sırtları sıvazlanan ırkçılar tarafından işkence ve eziyet suçları işlenmektedir. Halkımızın kurtarılması için, yardım için kolluk güçlerini kullanmayan iktidar işkence ve eziyet suçları için halkımızı sindirmek ve baskı uygulamak için kolluk güçlerini kullanmaktadır.

    Kriz merkezlerimize gelen görüntü video ve fotoğraflar bu suçları ispat eder şekildedir. Bu suçları işleyenler, işledikleri suçların görüntülerini pervasızca sosyal medyada yayınlamaktadırlar. ‘Makbul suçlu’ olarak kabul edilen mültecilerin can güvenliği siyasi iktidar eliyle ortadan kaldırılmakta, herkese ve her kesime karşı da korkutma ve sindirme yöntemi olarak kabul ettirilmeye çalışılmaktadır. Bölgeden iletilen bilgilerde kayıtsız gözaltı ve işkence vakaları tarafımıza iletilmektedir. Afet nedeniyle toplumda oluşan tepkiyi bastırma, sindirme ve dayanışma ruhunu yıpratmanın amaçlandığı açıktır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Deniz Poyraz duruşmasını izleyen katılımcılara polisten biber gazlı saldırı

    Deniz Poyraz duruşmasını izleyen katılımcılara polisten biber gazlı saldırı

    PİRHA – HDP İzmir İl Binasına silahlı saldırı düzenleyerek Deniz Poyraz’ı öldüren Onur Gencer’in yargılandığı davanın duruşmasında mahkeme başkanının, asil avukatlar dışındaki tüm avukatların dışarı çıkmasını istemesi üzerine gerginlik yaşandı. Kararı protesto eden avukatlara polis, biber gazıyla müdahale etti.

    İzmir’de 17 Haziran 2021’de HDP İzmir İl Binasına silahlı saldırı düzenleyerek Deniz Poyraz’ı öldüren Onur Gencer’in yargılandığı davanın duruşmasında arbede çıktı.

    İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuklu sanık Onur Gencer ve avukatlar salonda hazır bulunurken, çok sayıda partili de duruşmayı takip etmek için salonda yer aldı. Mahkeme başkanı, katilin vekili sıfatı taşıyan asil avukatlar dışındaki tüm avukatların yargılamaya mahsus alandan ayrılmasına karar vererek kararın uygulanmasını istedi. Bu sırada avukatlar mahkeme başkanına tepki gösterdi. Bazı avukatlar ile özel güvenlik görevlileri arasında ufak çaplı arbede yaşandı.

    Sanık Onur Gencer, salondan çıkarılırken izleyiciler durumu protesto etti. İlerleyen dakikalarda güvenlik güçleri, biber gazı sıkarak salonu boşalttı. Mahkeme heyeti, duruşmanın 14 Ekim’e ertelendiğini ve devamındaki duruşmaların Şakran Cezaevi Kampüsü’ndeki salonda yapılmasına karar verdi.

    “DAVA KAÇIRILIYOR”

    Deniz Poyraz davasının ertelenmesinin ardından adliye önünde basın açıklaması yapıldı.

    İzmir Barosu Başkanı Özkan Yücel, duruşmanın avukat ve yurttaşlardan kaçırılmak istendiğini belirterek, “Jandarma, katılanları tokatlarken, buna sessiz kalan bir heyet vardı. Deniz Poyraz için adalet istiyoruz. Görünen katili değil, ona silah veren, azmettireni, eğiteni de bulmak istiyoruz. Bu olay örgütlenme özgürlüğüne, bir arada yaşamaya yapılmış bir saldırıydı. Sanıyorlar ki bizden kurtulacaktır. Biz orada olacağız. Adalet istemeye devam edeceğiz. Biz barolar olarak olayın peşindeyiz” dedi.

    “MAHKEME HEYETİ, KİMİN SAVUNMA YAPACAĞINA KARAR VEREMEZ”
    HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan ise, “Deniz Poyraz cinayeti kadın cinayetidir, siyasi bir cinayettir. Mahkeme heyeti Deniz Poyraz’ın savunmasını kimin yapacağına karar veremez. Cinayetin karanlıkta bırakılmasına izin vermeyeceğiz. Yargı mensuplarına sesleniyorum; bu dosyayı bizden kaçırarak saklayamazsınız, yer değiştirerek karartamazsınız. Bu cinayeti aydınlatmak için yine orada olacağız. Yargının bu cinayetlere ortak olmaya son vermesi gerekiyor. Kolluk kuvvetleri gerginlik yarattı. Dosya kaçırıldı” şeklinde konuştu.

    PİRHA/İZMİR

  • Özgür Gündem davasında 7 kişiye hapis cezası

    Özgür Gündem davasında 7 kişiye hapis cezası

    KHK ile kapatılan Özgür Gündem gazetesinin yönetici ve yazarlarının yargılandığı davanın karar duruşmasında ceza yağdı.

    Kapatılan Özgür Gündem gazetesinin yöneticileri ile yazarlarının gazetede yayınlanan yazılar nedeniyle “terör örgütü propagandası yapmak” ve “suç işlemeye alenen tahrik” suçlamalarıyla yargılandığı davanın karar duruşması Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Kanun Hükmünde Kararname’yle (KHK) ile kapatılan Özgür Gündem gazetesinin yazar ve yöneticilerin yargılandığı davada mahkeme heyeti, gazetenin Eş Genel Yayın Yönetmenleri Avukat Eren Keskin ve Hüseyin Aykol ile Yazı İşleri Müdürü Reyhan Çapan’ın da bulunduğu 7 isme 15 yıl 1 ay hapis cezası verdi.

    Duruşmada yargılanan gazetenin Eş Genel Yayın Yönetmeni Eren Keskin ve gazeteci Reyhan Çapan ile gazetecilerin avukatları hazır bulundu. Duruşmayı İrlanda Büyükelçiliği’nden yetkililer de izledi.

    “DÜŞÜNCENİN SUÇ OLDUĞUNA İNANMIYORUM” 

    Duruşma savcısı, esas hakkındaki mütalaasını tekrar ettiğini açıkladı. Ardından savunma yapan gazetenin Eş Genel Yayın Yönetmeni Avukat Eren Keskin, “İfade ve düşünce özgürlüğünden yanayım. Suç işlediğimi düşünmüyorum. Düşüncenin suç olduğuna da inanmıyorum. Beraatımı talep ediyorum” dedi. Gazetenin Yazı İşleri Müdürü Reyhan Çapan da savunmasında, “Suç işlediğimi düşünmüyorum” dedi.

    AYŞE ÖĞRETMEN KARARI HATIRLATILDI

    Ardından söz alan gazetecilerin avukatları, müvekkillerinin suç işlemediğini, ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında davrandıklarını dile getirerek, beraat talebinde bulundu. Avukat Özcan Kılıç, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Ayşe Çelik (Ayşe Öğretmen) kararını hatırlatarak, “10-15 gündür bu kararı mahkemelerde tartışıyoruz. Ancak, Ayşe Öğretmen kararının mahkemelerde bir hükmü yok” dedi.

    7 KİŞİYE TOPLAM 15 YIL CEZA

    Mahkeme heyeti verdiği kararında “terör örgütü propagandası” suçlamasını öne sürerek Eren Keskin ve Reyhan Çapan’a 3’er yıl 9’ar ay, Hüseyin Aykol’a 2 yıl 1 ay, Ayşe Batumlu ve Reyhan Hacıoğlu’na 1’er yıl 3’er ay, Tahir Temel ve Hüseyin Güçlü’ye 1’er yıl 6’şar ay hapis cezası verdi.

    Mahkeme heyeti, ceza alan 7 kişi için “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına” karar verirken, bir tek Batumlu ve Hacıoğlu’nun cezalarını erteledi.

    Ayşe Berktay, Celalettin Can, Cemal Bozkurt, Çetin Ulu, Emrullah Kurcan, Nuray Özdoğan, Ergin Atabey ve Özlem Söyler hakkında beraat kararı verdi.

    Mahkeme, Enver Baysal, Filiz Koçali, Hasan Başak, İhsan Yorulmaz, Muzaffer Ayata, Serbest Zan ve Züleyha Yılmaz’ın dosyasını, savunmalarının alınmadığı ve hakkındaki yakalama kararlarının infaz edilmemiş olmasını gerekçe göstererek ayırdı.
    Mahkeme heyeti, ayrıca; Reyhan Çapan, Eren Keskin, Bülent Alp ve Ruhat Kaya hakkında aynı suçlama ile açılan bir başka dosyada basın suçları kapsamında suç tarihinden 4 ay sonra soruşturma açıldığı için düşürülmesine karar verdi.

    (HABER MERKEZİ)