Etiket: nuray sancar

  • 12 Mart Platformu’ndan Gazi katliamı paneli: Gazi direniştir-VİDEO

    12 Mart Platformu’ndan Gazi katliamı paneli: Gazi direniştir-VİDEO

    PİRHA-Gazi katliamının 28. yılı dolayısıyla 12 Mart Platformu tarafından Gazi Cemevi’nde panel düzenlendi. Panelde konuşan Can Tv Yayın Kurulu üyesi Veli Büyükşahin, “12 Mart Gazi katliamındaki zihinle, enkazlar altında insanları bırakan, bir kefen bile götürmeyen, bu imar yasalarını çıkaran, Berkin Elvan’ı katleden akıl aynı” dedi.

    12 Mart Platformu Gazi katliamının 28. yıl dönümü dolayısıyla Gazi Cemevi’nde panel düzenledi. “Gazi’de düşene, dövüşene bin selam. Gazi ve 1 Mayıs Şehitleri onurumuzdur” pankartının da açıldığı panele Veli Büyükşahin, Nuray Sancar, Özge Karbo, Gülümser Seyitcemaloğlu ile Ergin Engin konuşmacı olarak katıldı.

    “GAZİ DÜNDEN BUGÜNE KALE OLABİLDİ”

    Panelde ilk olarak konuşan moderatör Özge Karbo 12 Mart’ın Türkiye tarihinde yer edinen olaylarına değinirken, “12 Mart Türkiye tarihinin en karanlık günlerinden biri. 12 Mart darbesi ile Gazi katliamının yaşandığı tarihtir. Gazi dünden bugüne kale olabildi. 28. yılındayız Gazi katliamının. Devrimci ve halkçı hareketin yükselmesinden korkan devlet, ırkçılığı körükleyerek, asimilasyon politikalarına devam ediyor. Seçim sürecine iki ay kaldı. Raydan çıkmış iktidara karşı mücadeleyi büyüterek bu sürece giriyoruz. Katledilen yoldaşlarımızı unutmayacağımızın sözünü buradan bir kez daha veriyoruz” dedi.

    Karbo’dan sonra söz alan Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karadaş ise “12 Mart bu ülkedeki ilk katliam değil. Bugün Gazi ne kadar ablukaya alınırsa alınsın, burada yaşayan halkların dinamikleri hiçbir zaman bastırılamayacaktır. Sadece katliamlar değil, bir de onlardan sonra sergiledikleri tiyatrolar da söz konusu. Hiçbir zaman baskılara teslim olmayacağız. Eğer birliğimizi sağlarsak hiçbir güç inancımıza ipotek koyamayacaktır” ifadelerini kullandı.

    “GAZİ RUHUNU UNUTTURMAMAMIZ GEREKİYOR”

    Gazi katliamında hayatını kaybeden Sezgin Engin’in abisi Ergin Engin ise “Devlet nezdinde bir kaleydi Gazi. Ama görüyorum ki kalemizi yeterince savunamamışız. Değerlerimizi anlatamamışız. Salonun hınca hınç dolu olmasını isterdik. Gazi ruhunu unutturmamamız gerekiyor. Gazi direniştir” ifadelerini kullandı.

    Emek Partisi’nden Nuray Sancar, deprem sürecine değindiği konuşmasında “Bu halk her zaman küllerinden doğmayı bildi. Tarihimiz katliamlar ile dolu. Türkiye’de yaşayan halklar sürekli devlet ile uğraşmak zorunda kaldı. 10 ili etkileyen depremlerde insanlar enkazlardan seslerini duyuramadı. ‘Devlet var mı?’ diye seslendiler. Devlet 72 saat sonra alana yağmacı kovalamak için paramiliter kuvvetler ile girdi. Orada insanlar göz göre göre katledildi aslında. Devlet başından beri tekçi, Sünni, Türk ve eril bir yapıydı. Devlet, farklılıklara tahammül etmeyen bir devlet. Bu yapının, emekçilerin, yoksulların dostu olması beklenemez. İnsanlar omuz omuza verdiler ve deprem bölgesinin ihtiyacını karşıladılar. Dayanışma yaşatır ama örgütlenme değiştirir” ifadelerini kullandı.

    “DEVLET DEPREM BÖLGESİNDE YOKLUĞUYLA VARDI”

    Can TV Yayın Kurulu Üyesi Veli Büyükşahin de deprem sürecindeki eksikliklere dikkat çekerken, şöyle konuştu:

    “Depremde binlerce insan hayatını kaybetti. Milyonlarca insan etkilendi. Yüzyıllardır bulunduğu topraklarını terk etmek zorunda kaldılar. İş makinalarını getirip Üryan Hızır Ocağı’nın evini yıktılar. Öyle bir ortam var ki bölgede cenazelerinizi kaldırabiliyorsanız eğer şanslı hissediyorsunuz kendinizi. Büyük bir dramın yaşandığı süreçten geçiyoruz. Bu süreç şunu gösterdi: Devlet orada aslında yokluğuyla vardı. Gönderilen yardım malzemelerine el koydular. Çadırların üzerine kendi logolarını yapıştırdılar. Toplum büyük bir seferberlik içerisine girdi. Alevi örgütleri, siyasi partiler, yurttaş inisiyatifleri vardı orada.

    12 Mart Gazi katliamındaki zihinle, enkazlar altında insanları bırakan, bir kefen bile götürmeyen, bu imar yasalarını çıkaran, Berkin Elvan’ı katleden akıl aynı. Bu ülkenin tarihinde bütün etnik gruplar bir çok katliam yaşamış. Ulus devletler kendi içerisindeki kimlikleri bastırarak yol alır. Bunu milliyetçilik ya da liberalizmle yapar. Milliyetçilik bunu kanlı yapar. Liberalizm ise benimseterek yapar. Depremde bile ayrımcılıkla karşı karşıyayız. Bazı köylere hiçbir şey verilmedi. Ben tanık oldum. O köyler ya Alevidir ya solcudur ya da HDP’lidir.”

    “GAZİ DİRENİŞİ DEVLETİ GERÇEKTEN ÇOK KORKUTTU”

    Panelde son olarak söz alan Proleter Devrimci Duruş üyesi Gülümser Seyitcemaloğlu ise “Gazi’nin direniş ruhunu anlatmamız gerekiyor. Gazi’de ilk anda Alevi-Sünni çatışmasına yönlendirmeye çalıştılar ama “Katiller karakolda” denilerek doğru hedef belirlendi. Günlerce çok büyük bir direniş sergileniyor. Daha sonra devlet talepleri kabul etmek zorunda kalıyor. Olayların direniş yüzünü anlatmazsak gelecek kuşaklara bu ruhları aktaramayız. Sadece acı aktarırız ve bunu kaldırmakta zorlanırlar. Gazi direnişi gerçekten çok korkuttu devleti. Devleti, saldırıları teşhir edelim ama direnişlerimizi de anlatalım. Marx’ın dediği gibi tarihin lokomotifi direnişlerdir” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Demokratik Cumhuriyet Konferansı ikinci oturumu: Gasp edilen haklar iade edilmelidir -VİDEO

    Demokratik Cumhuriyet Konferansı ikinci oturumu: Gasp edilen haklar iade edilmelidir -VİDEO

    PİRHA- İstanbul’da HDP’nin düzenlediği ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nın, “Demokratik Cumhuriyet ve siyasal-toplumsal güçlerin mücadele arayışı” başlıklı oturumu yapıldı. Yapılan konuşmalarda, cumhuriyetçi birikimde solun katkısının büyük olduğu belirtilirken, bugünkü rejimin faşizmin krizi sonucu oluştuğu kaydedildi. Demokratik rejimde de sınıf mücadelesinin süreceği belirtilirken, cumhuriyetin gasp ettiği hakları iade etmesi gerektiği vurgulandı. 

    Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) İstanbul Cem Karaca Kültür Merkezi’nde düzenlediği Demokratik Cumhuriyet Konferansı, “Demokratik Cumhuriyet ve siyasal-toplumsal güçlerin mücadele arayışı” başlıklı oturumla devam ediyor.

    İkinci günün ikinci oturumunda, Can Soyer “Cumhuriyet ve ötesi: İkinci yüzyıl için mücadele”, Ferda Koç “Cumhuriyet neden demokratikleşemiyor, nasıl demokratikleşir”, Nuray Sancar “Katılımın ötesinde: Halkın demokrasisi, halk cumhuriyetçi için sınıfsal çerçeve”, Kenan Kalyon “Demokratik Cumhuriyet ve üçüncü yol siyaseti” ve Haydar Ergül “Demokratik Cumhuriyet halklara ne vadediyor” başlığında konuşma yapıyor.

    SOYER: TÜRKİYE’DE CUMHURİYETÇİ BİRKİMİN OLUŞMASINDA SOLUN KATKISI BÜYÜKTÜR

    TİP Parti Meclisi üyesi Can Soyer, “Cumhuriyet ve ötesi: 2. yüzyıl için mücadele” başlıklı sunumunda, “Her türlü cumhuriyet eleştirisi bize içsel olan bir olgunun eleştirisi olmak zorunda. Türkiye’de cumhuriyetin tarihi, bir yanıyla Türkiye sermaye sınıfının cumhuriyetten kurtulma tarihidir aslında. Sermaye sınıfının cumhuriyetten ve onun getirdiklerinden kurtulmak için bir çaba gösterdiğini görebiliriz. Türkiye’de bugün yeni bir cumhuriyet fikrini konuşmaya hazır ve zorunda olduğumuz bugün tüketilmiş bir olgunun değil tam anlamıyla deneyimlenmemiş bir olgunun tartışmasını yürüttüğümüzü düşünüyorum” dedi.

    Soyer şunları ifade etti:

    “Türkiye’de cumhuriyetçi bir birikim vardır. Solun katkısı çok büyüktür bu dinamiğin oluşmasında. Rejimin geçirdiği radikal dönüşümle beraber bu söz konusu dinamik maddi zeminini kaybetmiş durumda. Yeniden siyasal bir zemin oluşturacak devrimci müdahaleyi bekler durumdadır.
    Sosyalistler için bir fırsat görüyorum. Siyasallaştığında çok güçlü bir toplumsal zorlayıcılığı elde edebilecek dinamik var ortada. Fırsatı yaratan şey cumhuriyet fikrine sosyalistlerin kattığı şeydir. Sosyalizm mücadelesinin Türkiye’de yeniden güçlü bir kulvar hale gelmesinde devrimci programda buluşmanın yollarını aramak bizler için bir görev haline geliyor.
    Türkiye’de cumhuriyet hakkında yürütülebilecek herhangi bir mücadele saray rejiminin ortadan kaldırılmasına yönelik olmalıdır.
    Mutlaka halkın geniş kesimlerini birlikte bir kurucu özne olarak görmek ve bu vasıfla donatmak, halkın öz gücü ve eylemine güvenmek durumundayız.
    Cumhuriyet ile birlikte anılan değerlerin açık sınıf çıkarları ile özdeşleştirilmesi gerekiyor. Geçmişten bugüne kadar yaşadığımız tarihsel cumhuriyet deneyiminin eleştirisinin ötesine geçmeli, yeni bir cumhuriyet fikrinin nasıl hayata geçebileceğini tartışmamız ve bulmamız gerekiyor. Tarihsel örneğini aşacak fikrini siyasallaştırmamız gerekiyor.

    SANCAR: EMEKÇİLERİN, ALEVİLERİN, KÜRTLERİN OLMADIĞI METİNLER OLUŞTURULUYOR

    Yazar Nuray Sancar, “Katılımın ötesinde: Halkın demokrasisi, halk cumhuriyeti için sınıfsal bir çerçeve” başlıklı konuşmasında, “Yöntem ve özne olarak yeni bir demokrasinin nasıl oluşturulabileceğine yönelik tartışmaların çoklaşmasının gerektiğine inanıyorum. Bu konjonktür iki egemen bloğun karşı karşıya geldiği ve çatışmaları yükselttiği bir dönem. Emek ve Özgürlük İttifakı açısından bu iki bloğa sorgulamada bulunmadan eklemlenmesi isteniyor. İkisine mecbur değiliz” dedi.

    Sancar, şöyle devam etti:

    “Kanuni yollardan kanunun ilgasını yaşıyoruz. Bunun karşısına çıkan blok açısından baktığımızda CHP’nin kendi hazırladığı belge ile Altılı Masa’nın ortak mutabakat metni var. Millet İttifakı’nın vadettiği metinlere baktığımızda ütopya olduğunu görüyoruz. Pazarlık süreçlerine ilişkin hiçbir ibarenin olmaması, toplumsal sözleşmenin tek taraflı olduğunu gösteriyor. Türkiye’de emekçilerin, işçilerin, Kürtlerin, Alevilerin olmadığı metinler oluşturuluyor. Bugün demokrasi, insan haklarından söz edebiliyorsak; yüzyıl boyunca farklı süreçlerde ortaya çıkan sınıf mücadelesinin, kadın mücadelesinin bir ürünüdür. İki tekelleşmiş sermayenin halkın kaynaklarını yeniden bölüşümü için kendileriyle dalaşan bir kesim var. Herhangi bir egemen bloğa eklemlenmemiz söz konusu değil. Karar anının yegane öznesi işçi sınıfının kendisidir.”

    KOÇ: BUGÜNKÜ REJİM FAŞİZMİN KRİZİNİN SONUCUDUR

    Araştırma Görevlisi, Dr. Ferda Koç da, “Cumhuriyet neden demokratikleşemiyor, nasıl demokratikleşir?” başlıklı sunumunda şöyle konuştu:

    “Odanın ortasında bir fil var. Cumhuriyet bir form olarak eridi. Sıfırdan başlama imkanımız var. Odanın ortasında duran kocaman fili yani devleti görmek zorundayız. Devlet özünde bir zorbalık aygıtı. Fili ortadan kaldırmadan demokratik cumhuriyet tartışması yapmanız mümkün değil.
    Bugünün diktatörlük problemlerini tartışırken iki yüzyıl önce yapılan bir tahkimat ilişkisinde bir düzeltme ile bugünün sorunlarının çözüleceği kanaatinde değilim.
    Bugünkü ‘başkancı faşist’ rejim faşizmin krizinin sonucudur. Bu rejimi ortaya çıkartan krizin kaynağındaki devlet yapısını tarif etmekle başlamalıyız. Bu faşizm, 2. Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa ve sömürgelerde kontrolü elde tutmak için oluşturulmuş bir cihazdır. Bu cihaz uzun süre soğuk savaş cihazı olarak iş görmüştür. Savaş sonrası dönemde iç pazarı genişletmek için yeni sömürgecilik programlarının uygulanmasında da iş görmüştür.

    “15 TEMMUZ KONTRGERİLLANIN BİR BİRİYLE BOĞUŞMASI OLAYIDIR

    15 Temmuz olayını bir darbe girişimi, Gülenciler ile Erdoğancılar arasında kavga olarak düşünmek bugünkü tartışma için bize yol açmıyor. Kontrgerillanın birbiriyle boğuşması olayıdır. Bu krizin yanıtı AKP-MHP koalisyonu ve başkanlık rejimidir. Neoliberalizmin iflası ciddi bir gerçeklik olarak yaşanıyor ama Türkiye’de bu gerçeklik dayanılmaz bir hal almış durumda. Odanın ortasındaki fil, başkancı faşist rejimin çözülmesi sürecinde öyle ortada durmayacak.
    Bugünkü şiddet ortamında kitle mücadelesinin büyümesi belki çok mümkün değil ama kitle muhalefetinin damarlarını besleyecek bir kitle çizgisinin üretilmesine ihtiyacımız var. Şu an umutsuz görünen durumu aşacak gücümüz var. Bunu yapabilirsek eğer düzenin siyasi alternatiflerinin bugünkü sağa odaklı hallerinin böyle kalmayacağını göreceğiz. Bu Türkiye halklarının önünde büyük tarihsel bir fırsattır. 14 Mayıs’ta önümüze koyulacak seçim sandığı ile doğmuş bir fırsat değildir. 15 Temmuz’da doğmuş bir fırsattır. Bu devletin temel çarkı bozuldu. Bu ekonominin temek çarkı işlemez halde. Sol bugün Türkiye’de güçlüdür. Bu kriz anını yeni bir kurucu sürecin başlangıç noktasına dönülmesi mümkündür.”

    KALYON: DEMOKRATİK CUMHURİYETTE DE SINIF MÜCADELESİ SÜRER

    Yazar Kenan Kalyon ise, “Demokratik Cumhuriyet ve üçüncü yol siyaseti” başlığında konuştu.
    Kalyon, “Faşizmin kurumsallaşması ortadan kaldırılmadan demokratik cumhuriyetin yolu açılmaz. Demokratik cumhuriyette de sınıf mücadelesi sürer. Egemen sınıfın daha fazla kısıtlandığı koşullarda sürer. Demokratik cumhuriyet henüz sosyal bir cumhuriyet değildir. Sosyal cumhuriyete evrilmelidir. Demokratik cumhuriyet ulusu bir dil, din, etnisite, ırk ile tanımlamaz. Yurttaşlık bağı anayasal bir bağdır. Bütün din ve inançlar karşısında nötrdür. Devleti dinden arındırır. Demokratik cumhuriyetin birliği gönüllü bir birliktir. Ayrılma hakkı mahfuzdur. Yukarıdan resmi bir dil dayatmaz. Bürokrasinin en aza indirildiği bir cumhuriyetidir. Kürt özgürlük hareketinin de ifade ettiği gibi ayrılma hakkı, özerklik sadece etnik bir gruba mahsus gruba olarak düşünülmemiştir. Demokratik bir cumhuriyet günümüzde ekolojik bir sözleşmeyi, kadın kazanımlarını, LGBTİ haklarını, hayvan haklarını içermelidir. Üçüncü yol ezilenlerin tarihsel blokunun inşası yoludur. Kurucu bir süreçtir. Bütün ezilenlerin kurucu bir unsur olarak ayağa kaldırılması, ortaklaşmasıdır” ifadelerini kullandı.

    ERGÜL: CUMHURİYET GASP ETTİĞİ HAKLARI İADE ETMELİDİR

    Gazeteci Haydar Ergül de, “Demokratik Cumhuriyet halklara ne vadediyor?” başlıklı sunumunda, “Bu cumhuriyet gasp ettiği hakları iade etmelidir. Kürt varlığına yönelik her türlü savaş uygulandı. Bir seçim ile gasp edilen haklar iade edilmez. Bu uzun bir yolculuktur. Günümüzdeki demokratik cumhuriyete yönelebilmek, gasp edilen hakların iade edilmesi için ideolojik mücadele gereklidir. Kapitalist moderniteye alternatif demokratik modernitedir. Ulus devlet tek tipleştirir, homojenleştirir. Sokak örgütlenemezse demokratik cumhuriyete ulaşılamaz.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    > ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’ ikinci gününde: Yurttaş yoksa Cumhuriyet de yok- VİDEO