Etiket: nuray türkmen

  • Nuray Türkmen konferansı değerlendirdi: Herkesin ülkesi, herkesin cumhuriyeti mesajını verdik-VİDEO

    Nuray Türkmen konferansı değerlendirdi: Herkesin ülkesi, herkesin cumhuriyeti mesajını verdik-VİDEO

    PİRHA-Nuray Türkmen İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’ndan “Kimin cumhuriyeti? Kimin ülkesi?” sorularına cevap aradıklarını belirterek, “Konferanstan herkesin cumhuriyeti, herkesin ülkesi cevaplarını aldık” dedi.

     

    İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı yoğun katılımla tamamlandı. Demokratik dönüşüm talebini gündemin merkezine taşımak amacıyla düzenlenen konferans, 29 çağrıcının beş aylık çalışmasının ürünü oldu. Konferansın çağrıcılarından olan ve sonuç bildirgesini okuyan Nuray Türkmen, konferanstaki tartışmaları ve bundan sonraki süreci PİRHA’ya değerlendirdi.

    “AYDINLARI MEMLEKETİN SORUNLARIYLA TEMAS ETTİRMEK İSTEDİK”

    Bu konferansı düzenleme ihtiyacı nereden doğdu? Gelişme süreci nasıl oldu?

    Konferansı düzenleme fikri çok aleni bir ihtiyaç. Hepmizin gördüğü, yaşadığı, hissettiği bir ihtiyaçtan doğdu. Genelde bu tür konferanslar siyasal zeminler üzerinden yapılıyor. Biraraya gelen çağrıcılar olarak gördüğümüz, ülkenin sorunları çok parçalı olarak ifade ediliyor ya da çok kişisel hikayeler olarak aktarılıyor. Biraz buradan yola çıkarak “acaba biz de geçmişte olduğu gibi aydın sorununu memleketin sorunlarıyla temas edecek şekilde bu iki olguyu nasıl biraraya getirebiliriz.” diye bir sivil inisiyatif olarak böyle bir girişimde bulunalım diye düşündük. İsmi konferans ama bir tür bir ilk buluşma diyelim biz buna. Bugünden yarına erteleyeceğimiz hiçbir sorunumuz yok. Hepsi birbirinden önemli sorunlar. Dolayısıyla bu sorunlarla bizim sorumluluğumuz çakışmış oldu. Bu ihtiyaçtan doğdu bu buluşma.

    İlk görüşmelere başladığımız zaman beş ay önceydi. Çağrıcılar arasındaki insanlar aslında günlük hayatta da biraraya geldiğimiz görüştüğümüz insanlar. Görüşmeler sırasında gördük ki diğer arkadaşlar da böyle bir fikri olumlu buldular. Tabi bu memlekette krizler bitmiyor. Araya sürekli savaşlar, saldırılar girdiği için erteleme durumunda kaldık. Gündem çok yoğun ve sıcak olduğu için bizim açımızdan da bu konferans yapılabilecek gibi değildi. O yüzden biraz ötelemiş olduk. Son üç aydır da tekrar çalışmalara başladık. Bütün karar süreçlerini bu 29 çağrıcıyla birlikte işlettik. Ve sonrasında bu buluşmayı gerçekleştirdik.

    KONFERANSTAN ÇIKAN YANIT: “HERKESİN CUMHURİYETİ”

    Moderatörlüğünü yaptığınız oturumun başlığı “Kimin cumhuriyeti, Nasıl bir gelecek?” idi. İki gün boyunca yapılan tartışmalar bu soruya ne oranda cevap verdi?

    Esasında bu soruya cevap bulduk. Kimin cumhuriyeti? Herkesin cumhuriyeti. Kimin ülkesi? Herkesin ülkesi cevaplarını aldık konferanstan. Bu çağrıcı grup içindeki arkadaşlarımız da konuşmacı olarak davet edilen arkadaşlarımız da orada söz alan herkes de bütün sorunların bileşkesinde yer alan bir öznelik halini barındırıyorlar. Tabi bu öznelerin bir sorun içinden gelmesi de şart değil. Konferans içinde de yapılan konuşmalarda çokça geçti. Cumhuriyetin kuruluşu itibariyle tekçi bir anlayış mevcut. Türk, müslüman ve sünni kimliklerinin öne çıktığını ifade ettik. Ama bu cumhuriyet aynı zamanda Türklerin de cumhuriyeti, aynı zamanda müslümanların da cumhuriyeti, aynı zamanda sünnilerin de cumhuriyeti. Çünkü yüz yıl boyunca sadece dışarıda bırakılan kimliklerin değil içeride gibi görünen kimliklerin de aslında dışarıda olduklarını biliyoruz. Bu ülkede yüz yıldan daha uzun zamandır da yaşananlardan esasen kimse mutlu değil. Dolayısıyla herkesin ülkesi, herkesin cumhuriyeti mesajını vermiş olduğumuzu düşünüyorum.

    ALEVİLERE ÖZEL BULUŞMA SÖZÜ

    Konferans sırasında Aleviler adına yapılan konuşmalarda temsiliyet eksikliğine yönelik eleştiriler geldi. Kapanışta siz de engelliler ve Rum toplumundan da benzer eleştiriler geldiğini söylediniz. Demokratik dönüşüm tartışmalarında azınlıklar içinde daha görünmez kalan kimliklerin bu eleştirilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Memlekette o kadar çok bu ülkenin dışarıda bırakılanları var ki. Bizim bu ilk buluşmada herkesi kapsamamız olanaksızdı zaten. Ve bu iki günlük çok yoğun bir programdı. Programı oluştururken kimseyi eksik bırakmamaya çalıştık bu yüzden çok hacimli bir program oldu. Bu hacimli program içerisinde eksiklerimiz elbette var. Biz bunun özeleştirisini verip paylaşırız açıklıkla. Alevilerin sözünün edilmesini Alevilerden bahsedilmesini beklerdik biz de.  Genellikle öne çıkanlar kurum temsiliyeti olanlar. Ama biz kurum temsiliyetlerini çok dahil etmemeye çalıştık. Belki bu nedenle bir sınırlılığımız oldu. İkinci gün Cemal Salman’ın konuşmasıyla bu açığın kapanmasına büyük bir katkı yapıldığını düşünüyorum. Kapanışta şunun da sözünü vermiş olduk; bu çağrıcı grupla sadece Alevilere yönelik de bir çalışma yapılabilir ve yapılmalı da. Mesela “Alevilerin demokratik cumhuriyeti nasıl olmalı?” başlığıyla. Böyle buluşmaları gerçekleştirmeliyiz diye düşünüyorum.

    SOMUT ADIMLAR: KOMİSYON VE KENT BULUŞMALARI

    Bu konferansın yalnızca fikirlerin paylaşıldığı bir etkinlik olarak kalmaması ümit ediliyor. Bundan sonra hangi somut adımların atılması planlanıyor? Burada kurulan diyalog nasıl sürdürülecek?

    Biz 21 Mayıs’taki çağrı metnini paylaşırken de konferans boyunca da kapanış metnimizi okurken de özellikle vurgulamak istedik. Bunun bir irade beyanı olduğunu, bir irade beyanı olmaktan öte biz bunu yapacağız sözünü vermiş olduk. Bu hafta itibariyle biraraya gelip bir konferans değerlendirmesi ve bundan sonra ne yapabiliriz fikri üzerine kafa yoracağız. Örneğin; çeşitli kentlerde aydın kimliğiyle toplumun biraraya gelebileceği toplantılar yapacağız. Kalıcı olmasını, güçlenmesini, tesis edilmesini istiyoruz. Ya da mesela üç aylık altı aylık raporlar sunabileceğimiz “Demokratik cumhuriyet komisyonu” oluşturabilir miyiz fikri üzerine tartışmalar yürüteceğiz. Kendi içerisinde çok uyumlu çalışan, çok istekli, gerçek bir dönüşüm için talip olan ve bunun için de talebelik yapmak isteyen bir grubuz diyebiliriz.

    “TOPLUMA DEMOKRATİK BİR CUMHURİYET İÇİN MÜCADELE ÇAĞRISI”

    Konferans boyunca demokratik dönüşüm ihtiyacı bütün konuşmaların içerisinde yer aldı. Peki sizce cumhuriyet dönüşmezse ne olur?

    Bu sadece devletle ve iktidarla ilgili bir şey değil. Cumhuriyet dönüşmezse ne olur sorusunun öznesi kim öncelikle? Bu özneyi sormak gerekir. Öznelerinden bir tanesi, iktidarın ve devletin kendi gerekliliklerini dile getirmesi. Ama diğer taraftan ikinci özne, toplum. Şimdi burada toplumun da gerekliliklerini yerine getirmesinden bahsediyoruz. Yani zorlamasından, mücadele zeminlerini açmasından, güçlendirmesinden bahsediyoruz. Toplum ne kadar dayanışma ağlarını arttırırsa, barış ve demokrasi ısrarını zorlarsa cumhuriyetin dönüşümü olasılığı o kadar artar. Ama bütün baskı süreçlerine sessiz kalınırsa, zaten parçalanmış bir örgütlülük halinin daha fazla parçalanmasıyla birlikte herkesin daha mutsuz olacağı bir toplumla karşı karşıya kalırız. Baskının giderek arttığı ve toplumun da parçalandığı ve giderek kutuplaştığı bir durumla karşı karşıya kalırız. Ama tarihe de baktığımızda iktidar hegemonyayı ne kadar güçlendirirse toplum da bir bütün olarak bunun karşısında yeni bir hegemonya inşa edebilirler. Her zaman boşluklar vardır. Mücadeleyi ve özneyi kendimiz üzerinden kurarsak birlikte dönüşüm umudunu güçlendirmiş oluruz diye düşünüyorum. Ve bu umut yorgunluğundan da çıkmamız gerektiğini düşünüyorum.

    Fırat ALTINTAŞ/İSTANBUL

  • ’70 bini aşmış tutsak öğrencisinin onuru için HDP’den adayım’- VİDEO

    ’70 bini aşmış tutsak öğrencisinin onuru için HDP’den adayım’- VİDEO

    PİRHA- HDP’nin Ankara Milletvekili adayı Nuray Türkmen, bilimsel akademilerin oluşmasını sağlamak gerektiğini ifade ederek, HDP’den aday olmanın onur verici olduğunu belirtti.

    HDP Ankara 2. Bölge 1. sıra Milletvekili adayı olan ve KHK ile üniversiteden atılan Barış Akademisyeni Nuray Türkmen, seçimlere ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    Türkmen, “Bizler sadece akademiden ihraç edilen akademisyenler değildik. Hakikatin ihraç edildiğini iddia ettik. Bizlerle birlikte büyük oranda içeride kalan kıymetli arkadaşlarıma haksızlık yapmak istemiyorum ama bilimsel düşünen, eleştirel yaklaşımı olanların ihraç edildiğini düşünüyorum” dedi.

    Bu süreç sadece kendileri için değil, aslında eleştirel bir bilginin terk edilmesi anlamına geldiğini ifade eden Türkmen, “Akademiden uzaklaştırıldıktan sonra bizler boş durmadık. Dayanışma akademileri kurduk. Dayanışma akademileri de alternatif değil ama enformel üniversite diyebileceğimiz bir akademi inşa etmeye çalışıyoruz. Bilgi üretmeyi, bilginin toplumsallaşmasını sağlamaktan kaçınmaktan devam ediyoruz. İhraç edilen akademisyenler olarak kötü bir zaman geçirdik” ifadelerini kullandı.

    Tüm bunların ardından baskın bir seçimle karşılaştıklarını söyleyen Türkmen, bunun 7 Haziran’dan itibaren bastırılmış bir seçim olduğunu vurguladı.

    “HDP’DEN ADAYLIĞIM BUNLAR GİTMEZ DEĞİL, BUNLAR GİDECEK ÜZERİNE”

    Türkmen sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Dolayısıyla baskın seçimin bir tarafı biziz. İktidarın tek başına karar verdiği, masaya oturduğu ve bunu ifade ettiği bir baskın seçim olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla bu baskın seçimin kendimizi de, biraz özneleri olarak bu işin tarafı olarak görüp 7 Haziran’dan beri iktidara bastırdığımızı görmemiz gerektiği kanaatindeyim.

    Baskın seçim kararından sonra bir biçimiyle bizim de içinde olduğumuz OHAL ve KHK’lerin olduğu bir süreç. OHAL rejiminin altında sürdürülmeye çalışılan bir iktidar her istediğini yapma muktedirliğinde olduğunu düşünen aslında bir tür kendini vazgeçilmez, kendini zorunlu olarak dayatan, aslında baktığında pek çok insanın da bunlar gitmez dediği maalesef bir zaman içerisindeyiz.”

    HDP adaylığının da tam da ‘bunlar gitmez değil, bunlar gidecek üzerine bir adaylık’ olduğunu sözlerine ekleyen Türkmen, “Bu iktidar zorunlu değil, vazgeçilmez değil. Aynı kapitalizm gibi kapitalizm zorunlu bir sistem değilse AKP iktidarı kurumsallaşan faşizmi de bizim için zorunlu ve vazgeçilmez değil” dedi.

    “HAYSİYETSİZ ELEŞTİRİYE KARŞI HAYSİYETLİ SAVUNMA”

    Türkmen neden HDP’den aday olduğunu da şu sözlerle anlattı:

    “HDP’yi inkar etmek aslında bir halkı inkar etmekti. Halkla birlikte Türkiye’deki bütün halkların, emekçilerin, kadınların ekolojistlerin ezilen tüm kesimlerin inkarıydı. Bir bakıma haysiyetsiz kılınmasıydı. Bu açıdan benim için HDP’in sağında olmak onur verici çünkü ben bu haysiyetsiz eleştirmeye karşı, bir haysiyetliyi savunuyorum. Tüm ezilen kesimlerin haysiyetinin yanındayım. Bunun için HDP’in safında mücadelemi sürdürmeye karar verdim. Bir sosyalist, bir kadın, bir emekçi olarak tüm kimliğimle HDP’nin safındayım.”

    Milletvekili seçildiğinde barış akademisyen kimliği ile mecliste olacağını dile getiren Türkmen, “12 Eylül bir karabasan gibi üniversitelerin üzerine çöktü. AKP iktidarının da bu ikinci karabasan olduğunu düşünüyorum. Bilimsel, özgürleştirici, eleştirel üniversitenin tamamen geriye düşürüldüğü, geleneklerin çözüldüğü bir süreç yaşadık. Yeni bir akademi fikri altında mücadele sürdürmek istiyorum. Bu akademi fikri salt teknik anlamda bir akademik mücadele değil, alternatif başka bir akademi fikrinin bu süreçte barış, emek, kadın ve ezilen halkların mücadelesi ile sarmalandığı bir mücadele olarak düşünüyorum. Kaçınılmaz olarak bu dönemde diğer demokrasi, özgürlük mücadelesiyle sarmalanmamış bir akademik mücadelenin bizleri aslında özgürleştirmeyeceğini düşünen bir inanca sahibim” ifadelerini kullandı.

    “BU ONUR 70 BİNİ AŞMIŞ TUTSAK ÖĞRENCİNİN ONURU”

    Türkmen sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bir akademisyen olarak HDP’den milletvekili adayı olduğum ve safında olduğum için onur duyuyorum. Bu aynı zamanda şöyle bir onur: Yani kolektif bir onur. Bu onur aynı zamanda cezaevlerinde sayıları 70 bini aşmış olan tutsak öğrencinin onuru, aynı zamanda 100 günü aşkındır cezaevinde tutulan Onur Hamzaoğlu hocamızın, arkadaşımızın onuru. Dolayısıyla ben kolektif bir onuru savunuyorum. Bu onuru savunarak aslında mecliste olacağım. Burada mücadeleme devam edeceğim. Elbette bu meclisin içerisinde mücadele ederek yapılabilecek bir şey değil. Hem mecliste hem de dışarıda sürdürülecek bir mücadele. Dolayısıyla bir akademinin daha da politikleştirildiği akademinin bütün mücadele zeminleriyle sarmalandığı, bir sürecin önünü açmaya, buna omuz vermeye hem meclis içinde hem de meclis dışında adayım diyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA